Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    zeybek oyununda giyilen kıyafetler

    1 ziyaretçi

    zeybek oyununda giyilen kıyafetler bilgi90'dan bulabilirsiniz

    TUFAK Turizm Folklor Araştırma Kurumu Derneği Gençlik Kulübü | Zeybek yöresi

    KADIN GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER

    Başta: Alında yedi rengi içeren bir taç yer alır Renklerin anlamları şöyledir Kırmızı: evliliği, siyah: yas, beyaz: genç kızlık, sarı-pembe: sevgiyi, kırmızı-yeşil bir arada olursa; kadının evli olduğunu, beyaz-yeşil:aynı soydan gelen kızları belirler.

    Alduvak: Gelinin başında bulunur Al, murada erme anlamındadır.

    Abani (Üslük): Parlak sarı renk ipten olup, al duvağın altına örtülür

    Başlık: Altın koşarlı terlik giyilir.

    Başlıklar üzerine yazma örtülür Yazmanın etrafı oyalarla süslüdür Yüz çevresini çebreleyen kısma boncuk süsler, alınlıklar, çenelikler kullanılır.

    Kadın Başı: Kozak başı diye adlandırabileceğimiz bu başta kızlar önce tepelik giyerler Bu tepelik terlik vazifesi görür Tepeliğin üzerine başı çepeçevre saran takke geçirilir Takkenin arkasında iki ucu bağlanmış bir kaskısı vardır Bu kaskı ikili, üçlü, dörtlü olmak üzere örülmüş saçların arkasından geçirilir Böylelikle takkenin öne kayması önlenir Takke kartondan baş ölçülerine göre üç dört parmak eninde yapılır Etrafı,yörede MELKAN denilen Amerikan bezi ile kaplanır Bunun üzeri kreple sarılır Krebin her bir yanı inci boncukla işlenir Başlığın ön kısmı kat kat altınla iki sıra işlenir Üzerine ikili, üçlü iğnelerle taç şeklinde süslenir Tepeden çeneye, çeneden tepeye yaşmak denilen bir örtü bağlanır Buna KAYNANA GEMİ denir Ayrıca SAKADIRAK da denir. Daha sonra alından arkaya kefiye bağlanır Buna KUSGUN çekimi denir En son değirmi yapılıp takkenin üzerinden çene altına geçirilir yanakta tutturulur.

    SIRTA GİYİLENLER

    Göynek: Sarı ve beyaz renk el dokuması bezdendir Ön kısmının orta yerine dikey şekilde gömleğin belinden etek ucuna kadar tek bir parça işleme tıpkı parçalık gibi dikilir Göynek paçalık işlemeleri üstüne kadar inerEtek uçları, kenarları, kolağızları, yaka kenarları işlidir Göğüs kısmının işli olduğu da görülebilir Sarı, yeşil, beyaz, mor renktedir.

    Göğüslük: Bu giyim parçası genellikle kırmızı ve yeşilden hazırlanır Dört ucundan bağcıklarla arkaya bağlanır Ustufa kumaşından yapılır Bağcıklarla boyuna ve bele bağlanır Ayaklık: Buna şalvar da denilir İşlemelidir Kalça altına işlemeli uçkurla bağlanır Ayak bileğine kadar iner Köncek: Ayağa giyilen bir çeşit şalvardır Kalça altına ince uçkurla tutturulur Buna bazı köylerde ayaklık da derler Beyaz pamuklu veya ince yün karışımı dokumadan yapılır Könceğin her iki parçasının yanlarına, işlemeli birer parçacık otutturulur.

    Cepken: Üç eteğin üzerine giyilir Beyaz çizgili mor renkli çitare kumaştan yapılan cepkenin önü açık ve kolları uzundur.

    Üç Etek: Kutnu, çitari diye adlandırılan kumaşlardan yapılır Astarı sarı bez dokumadır Üç eteklere, kaynak işlemeli ulama, çiçekli hare, çiçekli telli hare vb adlar verilir Göyneğin üstüne giyilir Eflatun renkli beyaz çizgili çitare kumaştan yapılır Üç eteğin üzeri çiçekli hare, sırmalı hare, çiçekli telli hare gibi çeşitli kasnak işlemelerle donatılmıştır Arkalaç: Para ve boncuklarla süslüdür Bele bağlanır Üçgen biçiminde arkadan aşağıya sallanır.

    Kemer: Belde, üzeri kabaralarla süslü kemer vardır Üç parçalı olan toka üzerinde kırmızı yeşil renkli taşlar yer alır Gümüş kemeri oğlan evi kız evine gönderir Gelin olduğu gün gelinin beline takılır.

    Önlük: Kırmızı yün el dokumasıdır Bele bağlanır ve dört köşe şeklinde öne sallandırılırYağlık da denilen önlük bir bağ ile bele bağlı olup önü kapatır Çok renkli yün iplikten dokunmuş zeminde bordo renk hakimdir.

    Libade: Cepken üzerine giyilir Mor kadife üzerine sırma sim üzerine yaprak ve çiçek motifleriyle süslüdür Önü açıktır Kesik yelek de denir.

    Örme Kuşak: Alın çekisi gibi yedi renkli iplikten örülmüş olup, gelinin belinde bulunur Uç kısmı püsküllüdür Bu kuşağı geline babası alır.

    Bel Bağı:İki üç metre uzunluktadır Kuşak üzerine mavi boncuklar, püskül, çılkak bulunur.

    Deyre: Bu giyim parçası, bildiğimiz üç eteğin özel süslenmiş bir tipidir Genellikle kutnu altı parmak, çitari, yılan dili diye adlandırılan kumaşlardan olur Giysinin arka etek kenarları ve ön parçalarının iki uçları sarı ve mavi bezlerle “kertme” adı verilen teknikle süslenmiştir.

    Öngerge: Öne konan önlüğe bu ad verilir Bunun zemini yünden el dokumasıdır Kertmeli işlemecilik yapılmıştır Bu giysi parçasının üzerine sedef düğmeler dikilir Sedef boncuk ya da parlak boncuklarla kullanılabilir Bu tip önlüğe “kertmeli önlük” de denir.

    Bel Bağı (Çılkaklı Kuşak): Bu giyim parçası önlük bağı ve çılkaklı kuşak, kemerbest diye de adlandırılır İki metre kadar uzunluktaki ve iki parmak genişliğindeki bel bağının her iki ucu rengarenk (sarı-yeşil-kırmızı-açık mavi) püsküllerle, yün ipliğinden dokunmuş, ayrıca boncuklarla bezenmiştir Öngerge bel bağına tutturulur Kuşağın uçlarında ikişer adet mavi boncuklu altı adet püskül bulunur.

    Çitari: 1- Altta çizgili kumaştan ipekli dokumadan geniş şalvar 2- İçte bürümcük gömlek 3- Şalvarın kumaşından yapılma üç etek 4- Üç eteğin üstüne giyilen bazı köylerde üç etek kumaşından, bazı yörelerde kadifeden yapılma üstü sim işlemeli sırma cepken 5- Kilim dokuma önlük 6- Kilim dokuma arkalık 7- Başta tepelik, oyalı yazma ve çeki.

    Canfes: 1- Altta, kadifeden yapılmış ibrişim ipliği ile işlenmiş geniş şalvar 2- Üstte, beli dar yakalı şalvar gibi işlenmiş kadife cepken 3- Belde gümüş kemer 4- Ayakta kadifeden yapılmış pantufla tabir edilen terlik 5- Başta oyalı krep Ağır Esvap: 1- Altta kadifeden yapılma sırma ile işlenmiş bol şalvar 2- İçte kanaviçe işli iç gömleği 3- Üstte kadifeden yapılmış, sırma ile işlenmiş üç etek 4- Belde gümüş kemer 5- Başta gümüş tepelik 6- Tepeliğin üstünde dantelli tül örtü 7- Ayakta sırmalı terlik.

    Sırmalı: 1- Altta, çizgili ipekli kumaştan yapılma kaytan işlemeli bol şalvar 2- Üstte, şalvarın kumaşından yapılma kaytan işleme üç etek 3- Belde, kenarları sırma saçaklı ipekli kumaştan önlük ve arkalık 4- Üç eteğin üstünde kadifeden yapılma sırma işli cepken 5- Önlüğün üstüne genişçe takılan yağlık 6- Ayakta, dana derisi sivri burun çizme 7- Başta tepelik (pul veya para takılı) 8- Tepeliğin üstünde pul işlemeli krep.

    Saç Şekilleri Gelin saçları kırk veya oniki belik olarak örülür Takılar Sakıdırak: Çene altından başa bağlanan pul ve boncuk dizili süs takısıdır.

    Mangırlar: Gelinin alnında yirmi sekiz veya otuz iki adet küçük altın dizilidir.

    AYAĞA GİYİLENLER

    Çorap: Yünden,şişle örülme ve renklidir.

    Sarı Çizme: Saren deri denilen keçi derisinden yapılır Göğe bakan papuç da denilir Sarının çeşitli tonlarında yapılır Yörük çizmesinden farklı olarak yanlarına çiçek motifleri işlenir ve kaytanla süslenir. Ayağa giyilen kösele taban üzerine sarı meşinin dikilmesi ile yapılmıştır Burnu yukarıya doğru kıvrıktır Goncu yerden 16 cm yüksektedir Çizme içine çeşitli renkte Türk motifleri ile işlemeli yün çorap giyilir.

    ERKEK GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER

    Fes: Başa kalıpsız fes giyerler Fesin etrafına çeşitli renkte iğne oyası işlenmiş, kenarları at kılı ile geçilmiş, dağ çiçeği motifli, yemeni (yazma) sararlar Fesin yanında ağırlığı 100 dirhem olan püskül sallanır.

    SIRTA GİYİLENLER

    Bürümcek: Gövdeye, en içe şile bezinden dokunmuş bürümcek giyerler.

    Mintan: Bürümceğin üzerine elde dokunmuş mintan giyilir Mintan hakim yakalı ve düz çizgilidir.

    Kuşak: Zeybek,beline küçük bir yastık üzerine şal kuşak, bunun da üzerine trablus kuşak sarar. Bu kuşak beli kalın bir şekilde kalça hizasına kadar sarar Belde ayrıca en üste deriden yapılmış silahlık kuşanılır Bu silahlık yedi gözlü olup, her gözünde zeybeğin ihtiyacı olan aletleri tütün tabakası vb gibi eşyalarını saklamasına yarar Silahlığın üzerine kıldan dokunmuş kolon dolanır.

    Camadan: Kırmızı beyaz ve mor çizgili işlemeli cepken giyilir.

    Sallama: En üste giyilen parça sallamadır Sallamanın kolları olmayıp, arkadan kolların yanından parçalar sarkar Camadanla aynı renkte kalataban ve kaytan işlemelidir.

    Potur: Zeybekler alta yanları yine kaytan işli potur giyerler Potur dizlere kadar uzanır Camadan ve sallama ile aynı kumaştandır İşlemeli ağı bulunur Ayrıca dizlik takarlar Kasığa uçkurla bağlıdır.

    Fermene: Buna kesik yelek de denir Değrenin üstüne bu kısa yelek giyilir Eskiden fermene çuhadan ve yün dokumadan yapılırmış.

    Trablus Kuşak: İpekli kumaştan trablus kuşak sarılır Trablus kuşak üzerine silahlık kuşatılmıştır Bele arkadan sıkı sıkıya bağlıdır Çok geniş kalın bir deriden olup beş gözlüdür Birinci gözde çakı ve kav, ikincisinde çakmaklı ve kuburlu bir tabanca, üçüncüsünde kulaklı ve yatağan biçimli kasatura, dördüncüde maşa ve beşinci gözde ise kadifeden tütün kesesi ile meşinden kavcalık bulunur Silahlığın etrafını renkli yünden dokunmuş bir kolon sarmakta ve onun üzerinede işlemeli çevre sarkıtılmış olarak bulunur.

    AYAĞA GİYİLENLER

    Körüklü Çizme: Ayaklarına körüklü çizme veya tozluk altına yemeni giyerler.

    Çorap: Genellikle beyaz yündendir Üzerine renkli yünlerle geleneksel motifler işlenmiştir.

    Aksesuvar Katıklık (Kütüklük): İki üç gümüş kutu olup silahlık üstüne kuşanılır, fişeklik olup arka ve yanlara sarkıtılır.

    Hamaylı: Gümüşten küçük bir kutu olup kayışla sarılı olarak sağ koltuk altında yerini alır İçinde enam, mektup ve haberleşme belgeleri bulunur.

    Pazubent (Pazvant): Sağ pazuya takılan gümüş işlemeli, üç beş parçadan oluşmuştur Kadınların zeybek kıyafeti çiçekli başlık, ulada, gömlek, cepken, üç etek, şalvar, yağlık, çorap ve ayakkabıdan oluşurken, Erkeklerde bunlardan farklı olarak fes, oya, çuka camadan ve sallama, çuka potur, gümüş köstek, dolgu kuşak, horasani şal kuşak, kayış, kemer, silahlık, kütüklük, gubur (yani tabanca), kulaklı kama, çevre, körüklü çizme ve tozluk bulunur.

    Zeybek Sözü ve Kökeni Zeybek sözcüğünün kökeni hakkında bugüne kadar çok çeşitli ve birbirinden farklı görüşler ortaya atılmıştır. Halikarnas Balıkçısı Zeybek Sözcüğünü Mitolojiye şu şekilde dayandırıyor; ''Homeros bu sözü ''olaks'' diye Omeqa ile yazar. Omeqa ise, ona tanrıçanın ilkbaharda doğurduğu yumurtasının, ilkbaharda bölünerek iki ayrı "o" olmasıdır. Ayrılan bu yumurtalardan tüm yaratıklar ve bitkiler çıkmıştır. Böylece de ''Obekkos'', ''Tobekkos'' ve ''İbakki'' sözleri ''Zeybek'' olmuştur. Mahmut Ragıp Gazimihal, sözün Grekler tarafından kullanıldığını da belirtiyor. ''Yunanca'da ''b'' sesi olmadığı için, onların dilinde Sayvakikos , Zaypapikos şeklinde Rodos 'ta ise Turkikos'un aynı anlamda kullanıldığı ve kelimelerin aslının Saybak olup bizde kelimenin incelenip ve özleşerek Zeybek haline geldiği de açıklanır. Divanı Lügatı Türk'te Zeybek hakkında şu bilgiler verilmiştir: Divanı Lügatı Türk, Cilt I, sayfa 333 de Bekneg kelimesindeki Bek sözünün sağlam olduğu yazılmaktadır. Yine Divanı Lügatı Türk, cilt III. Sayfa 154 de Sağ sözünün Zeybeklik, anlayışlılık anlamında olduğu kaydedilmektedir. Divanı Lügatı Türk, Cilt I. S. 80'de s harfinin bazen Türk dilinde z okunduğu söylenmektedir. Zeybek sözünde sağlam anlamında bir (Bek) sözünün bulunması anlamı olan sağlam sözünü doğrulayacak ek ad olması şarttır. Bek sözcüğü bir insan için kullanıldığına göre ek sözü, insanın niteliğini iyi yönünden anlatan söz, olması gerekir. Yani Bek sözü ile ancak anlayışlılık ve akıllılık anlatan Zag sözü ile birleşik ad olabilir ve şeklini alır. Bunu Türk dilinin yapısı zorunlu kılmaktadır. Türkçemiz ses uyumu kuralı burada da, karşımıza çıkmaktadır. Başta gelen kalın fakat hafif sesli hece, sonda gelen ince fakat sert heceye uydurularak okunur, kuralına göre Zag hecesi kendisinden sonra gelen sert, ince Bek hecesine uydurulmuş, Zeg olmuş Bek ile beraber anlayışlı, akıllı, sağlam, zeybek olarak Avrupa tarih kitaplarına geçmiş ve çağımıza değil Bozdağ, Dalgalı dağ köylerinde yaşamıştır. Efe Sözü ve Kökeni Efe sözü Rumca 'dan alınan "Efendi" sözünün kısaltılması sonucu geldiğini savunanlar olmakla birlikte "Efe" kelimesi efendinin tam karşılığı değildir. Efe genç, diğer anlamda delikanlı demektir. Örnegin; Efendimiz Sultan Alayhi Vesselam denir, Efemiz denmez. Efendi Bizans dilinde sahip, okuma-yazma bilir demektir. Hoca Efendi, Kalem Efendisi, Hoca Efe, Kalem Efesi denmez. Fakat Efelerin Efesi denir (silah taşır yiğit). "Efe'' sözcüğü "EFEB" den gelir. Efeb; genç delikanlı yani silah taşıyan yiğit demektir. Efeb teşkilatı Yunanistan'dan önce Anadolu da kurulmuştur. Bunlar tıpkı Zeybekler gibi dağ başında talim ederler ve daha sonra kente gelerek tiyatroda silah oyunları yaparlardı. Tiyatro yuvarlak olduğu için dansları da daireseldi. Bu dans aynı zamanda dinseldi. Celal Esad Arseven tarafından düzenlenen Sanat Ansiklopedisinde ''Eskiden asayişin korunmasına memur hafif silahlı bir sınıf askere verilen addır." Selçuklular zamanında Aydın ve Teke taraflarında böyle bir askeri sınıf oluşturulmuştu ki bunlara Efe denirdi.   Efe-Zeybek ve Kızan Arasındaki Bağıntı Efe, Zeybek gruplarının başıdır. Zeybekler arasında kahramanlık yapmış cesur ve mert kişiler arasından seçilir. Efe olmak için Zeybekler arasında yaşça büyük olmak önemli değildir. Zeybek, Kızanlara göre daha çok kahramanlık yapmış cesur kişilerdir. Zeybekler efenin Emriyle kızanları yetiştirirler. Zeybekler, efelerin yanında birer kol beyi görevi görürlerdi. Zeybekler iyi silah kullanan cesur kişilerdir. Zeybeklerin maiyetindeki gençlere ''Kızan'' denilir. Kızan çocuk anlamına gelse gerek. Çünkü Anadolu'da kimi oyunlarda kızlar delikanlı, delikanlılar da kız giysilerini giyerler. Kızan belki de önceleri başka anlam taşırdı.

    Günümüzde akıllarda kalan bazı Efeler ve Zeybekler şunlardır; Çakıcı Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Çakırcalı Efe, Saçlı Efe, Mestan Efe, Gökçen Efe, Sarı Zeybek, Kamalı Zeybek, Pepe Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Demirci Mehmet Efe.

    YARARLANILAN KAYNAKLAR

    Ahmet Şenol MEB Türk Halk Oyunları Giysileri -1999 Ankara

    Yazı kaynağı : tufak.org.tr

    TUFAK Turizm Folklor Araştırma Kurumu Derneği Gençlik Kulübü | Zeybek kıyafetleri

    Efe ve zeybek giysileri gerçekten görkemlidir ve olağanüstü ince zevkle ayrıntılanmıştır. Efeler başlarına çuhadan yapılma "narçiçeği" renginde "kuzunlu başlık" denilen "fesi", Zeybekler ise "kabalak" adı verilen kırmızı renkde kalıpsız bir "keçe külahı" takınırlar.Her ikisi de bu başlıkların üzerlerine iğne oyası bezemeli " kefiye" sararlar; püsküller ise arkadan sarkar.
    Efeler ve zeybekler çıplak etlerine, boyun ve kol ağızları iğne oyası işlemeli, krem renginde, içlik denilen "Bürümcükleri" (Bürümcükler saf ipektendir.) giyerler. Bu içliğin üzerine "Mintan" denilen, kırmızı ya da mor üzerine beyaz çizgili, ipekten dokunmuş bir üstlük giyilir.Mintanın alt boyu efe ya da zeybeğin göğüs altına

    kadardır. Oldukça kısa olan bu üstlüğün yaka düğmesi efeler tarafından sürekli açık bırakılırdı. Zeybeklerinki ise kapalıdır.
    Mintanın üzerine ise cepken giyilir. Bu cepkenler çapraz düğmelidirler. Yazın ise yelek türünde "delme" dediğimiz giysi kullanılır. Delme de cepken gibi çapraz düğmelidir.

    Camadan dediğimiz arkadan kartal kanadı gibi iki sallantısı olan üstlük de en üste giyilir.Cepken ve camadanlar genellikle koyu renk çuha üzerine, siyah ipek kaytan işlemeli olurlar. Sırma işlemeli olanlarını ise, kızanlar kullanırlar.
    Ayağa giyilen "Çakşırmenevrek" de cepken ve camadan gibi koyu renk çuhadandır. Kenarları ise siyah ipek kaytan işlemelidir. Çakşırmenevrek bir giyim göreneği olarak, uçkurla kasık üzerinden bağlanır. Uçkurların uçları motiflerle işlenmiş olup, sürekli açıkta bırakılır. Bu çakşırmenevreklerin ağları, yaklaşık üç metre olup, uçkurun geçtiği bele yakın olan kısım on santim eninde ve kırmızı ketendendir.Çakşırmenevreklerin boyları, bazı yörelerde diz kapağının dört parmak üstünde, bazı yörelerde ise diz kapağının dört parmak altındadır.
    Diz kapağından aşağıya cepkenin, camadanın ve çakşımenevreğin renginde, üzerleri siyah ipek kaytan işlemeli ya da "kepmen" denilen siyah deri tozluklar kullanılır. Efelerin tozluklarında, ipek tozluk bağları kullandıkları söylenir. Efeler daha sonraları"Kayalık" adı verilen, özel işlemeli çizmeler giymeye başladılar. Zeybeklerin ise, daha önceleri çorapsız, kırmızı yemeni giydikleri biliniyor; daha sonraları da giderek çarık, pabuç, kalçın ve de "kara çizme" giymeye başladılar.

    Kasıkla göğüs arasına önce dolgu kuşak, üzerine de renkli desenli ipekten dokuma "Trablus" ya da şal kuşak dediğimiz kuşak sarılır, üzerine de uçları sol taraftan sarkan uzunca kolon dolanır.
    Bu kuşakların üzerine "silahlık" ve "kütüklük" takılır. Silahlıklar üç, beş, yedi katlı yapıldığı gibi, bir ve iki kayışlı da olabilir. Silahlığın katları arasına "yatağan" dediğimiz sapı iki kulaklı uzun bıçak ile "kubur" dediğimiz ateşli silah yerleştirilir. Kütüklük malzemeler içindir.
    Ayrıca silahlığın sağ yanından "maşa" denilen bir ucu iki halkalı, diğer ucu çatal dilli özel muhafazalı bir demir çubuk sarkar.
    Genellikle kırmızı ya da mor ipek kumaş üzerine tel işlemeli, tam kare mendil şeklinde büyükçe yağlıklar da silahlığın sol üst yanına takılır.

    Efeler ve zeybekler sağ kollarının üst kısmına kurşun geçirmezliği sağlayan "pazubentler" takarlar.Kızan iken takılan bu pazubentler, ölünceye kadar çıkarılmaz. Ama asıl tılsımları omuza takılıp koltuk altına doğru sarkıtılan gümüş kutular biçimindeki "enamlık"larıdır. H. Balıkçısı; "Bu enamlıklar, Herodot'un anlattığı "sure"ler takımından olsa gerektir" demektedir.

    Tüm bunların üzerine "aba" ve "kepenek" giyilir. Enver Behnan ŞAPOLYO'nun efelerin ve zeybeklerin kışın soğuktan korunmak için giydikleri paltoya "aba" , yağmurdan ve tipiden korunmak için giydiklerine de "kepenek" denir, dediğini bilmekteyiz. Bu konuya Osman Hamdi Bey'de " Les Costumes Populaires de la Turquie en 1873" adlı eserinde değinip, zeybeğin üzerindeki kepeneği "kaput" olarak nitelemektedir. H. Balıkçısı da "kepenek" ten söz eder ve devamla Anadolu'nun sağlık tanrısı "Telesphoros'un" tüm heykellerinin kepenekli olduğunu ve bu giyim eşyalarının kaynaklarının ve zeybeklerle ilgisinin araştırılması gerektiğini söyler.

    Efelerin ve zeybeklerin kullandıkları aksesuarlar arasında en gösterişli olanı, tamamı gümüşten yapılmış kösteklerdir. Bu köstekler , Girit ve Arnavut türü olmak üzere ikiye ayrılır. Girit türü, omuzdan kancalanır, uçları tokurgaçlıdır; Arnavut türü, boyundan geçirilir, mineli klipsi ile ortadan tutturulur. Yöremizde, yani İzmir ve çevresinde Girit türü köstek kullanılır.
    Diğer aksesuarlar ise sırası ile, koltuk altı bıçağı, gümüş tütün tabakası, kehribar tespih ve ağızlık, çakmaktaşı ve kav, ayrıca yaralanmalar için bir miktar yapağıdır.

    Efeler, Birinci Dünya Savaşından sonra Türkiye'nin işgalinde Yunan kuvvetleriyle karşı karşıya gelmiş ve dağdan inerek Milli Mücadeleye katılmışlardır. Cumhuriyetin ilanından sonra hizmetleri nedeniyle kendilerine ordu rütbesi ve İstiklal Madalyası verilen efeler, bu tarihten sonra yasadışı eylemlerini bırakarak tarihteki yerlerini almışlardır. En ünlü efeler arasında Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Demirci Mehmet Efe, Mestan Efe, Atçalı Kel Mehmet Efe, Molla Ahmet Efe, Saçlı Efe, Gökçen Efe,Pepe Efe, Kerku Alim Efe ,Çakırcalı Mehmet Efe gibi isimler yer almaktadır.

    Kaynak : Resimler ve bilgiler alıntıdır.. (Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Gen.Md.1993)

    Yazı kaynağı : tufak.org.tr

    Zeybekler neden böyle giyiniyor

    Zeybekler neden böyle giyiniyor

    Sabri Yetkin’in kaleme aldığı ilk baskısı 1997 yılında yayımlanan “Ege’de Eşkıyalar” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Sabri Yetkin, doktora tezinden yola çıkarak hazırladığı çalışmasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki eşkıyalık hareketlerine ayna tuttu.

    1995 yılı Afet İnan Tarih Araştırma Ödülü'ne layık görülen Sabri Yetkin'in bu çalışması sosyal tarihin sıkça konuşulan fakat az sayıda araştırmanın bulunduğu eşkıyalık hareketleri dönemin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısı içinde okuyucuya aktarıldı.

    “Ege’de Eşkıyalar”da, on dokuzuncu yüzyılın ortasından itibaren merkezi otoritesi zayıflamış Osmanlı İmparatorluğu ve eşkıyalar arasında yaşanan olaylar anlatıldı. Kitapta, özellikle Ege bölgesinde hikayeleri dilden dile ulaşan Çakırcalı Mehmet Ali Efe gibi halka mal olmuş “sosyal eşkıyalar” ele alındı.

    Kitapta, Halk Edebiyatı’na yansıyan türküler, dönemin ressamlarıyla betimlemeler ve fotoğraflar da yer aldı. Sabri Yetkin çalışmasının “Eşkıyalıkta Giysi ve Semboller” başlıklı bölümünde efe ve zeybek kıyafetin kökenini ve eşyalarının kullanım amacını detaylarıyla anlattı. Zeybek kıyafetinin halkla bütünleştiği, Ege bölgesinde bazı kadınların dahi zeybek kıyafeti giydiğine değinildi.

     İşte “Eşkıyalıkta Giysi ve Semboller” başlıklı o bölüm:

    “Eşkıyalığı bir direnç, haksızlık ya da zulümle karşılaştığımızda uysallıkta iktidara ve toplumsal açıdan üstün olana teslim olmama hareketi olarak belirtmiştik. Direnç hareketine girişen insanlar, toplumdaki sıradan insandan farklı olduğunu göstermek için giysi ve eşyalarında ‘sembolizme’ büyük önem vermişlerdir. Eşkıyalıkta ‘sembolizm’, neredeyse dünyanın her tarafında türeyen eşkıyaların başvurduğu bir yöntem olup; neredeyse ‘evrenselliğe’ ulaşmamıştır. Nitekim Türk ‘zeybekler’in; Balkan ‘haiduk’, Yunan ‘klepht’ ve İtalyan ‘banditti’ ve bunun gibilerin aşırı şatafatlı altın, gümüş ve çelik süslemeli giysileri, göz alıcı tüfek, tabanca, kılıç ve kamaları ile batıl inançlarını gösteren eşyaları bu ‘sembolizm’in simgeleridir. Eşkıyalar, bu dış görünüşlerine ait göstergelerle tanınıp biçimlenirler. Kırsal kesim eşkıyasının dış görünüşü ve sembolizm anlayışı; bu adam evcil değildir, korku duyulması ve saygı gösterilmesi gerektiği biçimde topluma bir mesaj vermesi isteğidir.”

    “EGE DELİKANLILARININ SEVEREK VE ISRARLA GİYDİKLERİ TARİHSEL BİR GİYSİDİR”

    “Ege bölgesindeki eşkıyalık hareketlerine katılan insanlara, bölge insanının ve merkezi otoritenin vermiş olduğu isim ‘zeybek’tir. Bu yüzden Ege eşkıyalarının ‘sembolizm’ kavramını anlayabilmek için ‘zeybek’ kıyafetlerine ve eşyasına başvurmak zorundayız. Zeybek kıyafetinin kökeni konusunda, araştırmacılar pek çok görüş ileri sürmüşler ve bu konuda ortak bir sonuca ulaşamamışlardır. Zeybek kıyafetinin kökeni hakkında iddia edilen görüşlerde, bu giysilerin Antik Yunan kıyafeti oluşundan başlayarak, Orta Asya bozkırlarının geleneksel giysilerinden olduğuna, denizci topluluklarının yaşadıkları ortama uyum sağlayıcı ve dağa uygun giyim olduğuna varıncaya kadar birbirlerine çok ters düşen fikirler ileri sürülmüştür. Bu kıyafetin kökeni her ne olursa olsun, Ege delikanlılarının severek ve ısrarla giydikleri tarihsel bir giysidir. Daha önceki bölümlerde vurguladığımız gibi, devlet tarafından giyilmesi pek çok kez yasaklanmış olmasına rağmen bu giysi uzun yüzyıllar Ege bölgesinde kullanılmış; bugün bile etnografik ve folklorik malzeme olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

    Ege bölgesinde 19. Yüzyıldan itibaren eşkıyalık ile özdeşlik kazanan zeybeklik ve onların giysilerini ve eşyalarını 21 Şubat 1906 tarihli devletin resmi belgesi şöyle betimlemekteydi: “… Mavi çuhadan işlemeli camedan ve feremle ve ayağınızda tozluk arkasında siyah çuhadan abdestlik… ve elinde gümüş işlemeli martini ve belinde gümüş kabzalı revolveri… ve arkasındaki Yörük çantasında bir de bağlama tabir olunan çalgıyı hamil (zeybekler)…”

    Belge, Salihli Sart Ilıcaları civarında baskına gelen zeybek çetesinin giysilerini anlatmaktadır. Ancak söz konusu belgede zeybek giysilerine ilişkin birtakım ipuçları verilmekle birlikte, ayrıntıya fazla girilmemiştir. Zeybek giysilerine ve eşyalarına ilişkin çalışmalarda bulunan araştırmacılar, hemen hemen aşağıdaki bilgileri vermektedir.”

    “ZEYBEKLER BU ENTERESAN DONUN ALTINA…”

    “Bir zeybeğin ya da onların reisi olan efenin giyim-kuşamında sırasıyla şu malzeme bulunmaktadır:

    Başa börk veya fes giyerler. Bu fesler uzun, kalın ve bol püsküllü idi ve fesin püskülüne de koza denirdi ve fesin altına ‘terlik’ derlenen işlemeli kumaş takkeler giyilirdi. Fesin üstüne ‘oyalı yemeni’ bir sarık gibi ve bu yemeniler kır çiçekleri şeklinde örülüp, doğanın hemen hemen tüm renklerini yansıtırdı ki, bir anlamda bu yemeniler, yani özgürlüğü simgelerdi. Fes üzerine sarılan oyalı yemenilerin meydana getirdiği kocaman sarık, dağda uyuyacağı zaman efe için yastık görevi gördüğü gibi; ipekten yapılan bu yemeniler -ipek bıçak ve kılıç gibi kesicilerin ağzını körelttiğinden- yakın döğüş esnasında başa gelecek kılıç darbelerine karşı koruyucu miğfer görevini de yapardı.

    Efe ve zeybekler, sırtlarına en altta beyaz renkli yakasız ‘ten gömleği’ giyerler ve bunun üzerine ‘zıbın’ denen ince mavi veya kırmızı çizgili ipek bir gömlek daha giyerler. Bunun üzerine de bir çeşit yelek sayılan, mavi veya mor çuhadan yapılmış çapraz düğmeli, kolsuz ‘camedan’ adı verilen bir üstlük giyilir. Camedanın üstüne kolları kopçalı, gerektiğinden iliklenip kol olabilen, siyah ipek (klaptan) veya sırmalı ile işlenmiş bir ‘cepken’ giyilirdi.

    Zeybeklerin belden aşağı giyiminde ise ‘potur’ veya şalvar’ adı verilen, mavi, mor çuhadan dikilmiş boyu dizlere kadar olan bir giyilirdi. Bu şalvarın ağı iç metre genişlikte olup, kişiye hareket rahatlığı vermektedir. Zeybekler bu enteresan donun altına, yine çuhadan yapılmış diz kapağının altından, ayaklara kadar uzanan bir de ‘tozluk’ giyerlerdi ki, söz konusu giysiler de üstlükler gibi işlemelidir. Tozluğun altına yün çorap giyen zeybekler, ayaklarına ‘çarık’ ya da ‘kayalık’ denen ayakkabı giyerlerdi.”

    “BÜTÜN BİR SİLAH FABRİKASI HALİNDE GENİŞ BİR KUŞAK”

    “Zeybekler, geleneksel giysilerinin üzerine, gündelik yaşamda kullanacakları eşyaları da pratik bir biçimde yerleştirirlerdi. Zeybekler, bellerine ‘yorgan kuşak’ veya ‘Trablus kuşağı’ olarak adlandıran bir kuşak sararlar, hatta arkaya bel üzerine bir de ufak pamuklu bir kuşak sararlar, hatta arkaya bel üzerine bir ufak pamuklu yastık yerleştirirlerdi. Giyimin aksesuarı olarak görünen bu malzeme; sürekli dağda, ovada hareket halinde bulunan atletik insanların terli vücutlarını koruduğu gibi, söz konusu kuşak ve ufak yastık ormanlarda nemli çimen soğuk kayalar üzerinde uyumak için yastık görevi de yapmaktadır.

    Efelerin giyiminde en önemli unsuru, Charles Texier’in ‘bütün bir silah fabrikası halinde geniş bir kuşak’ şeklinde tanımladığı ‘silahlık’ oluşturmaktadır. Silahlık, işlemeli sağlam meşinde yapılmış, dört ile yedi gözden oluşan geniş kuşak şeklinde olup bele takılırdır. Silahlığın içinde yatağan, saldırma veya pala tabir olunan eğri kılıç bulunurdu. Bunun hemen yanında ‘meşe’ denen sağlam bir çelik çubuk vardır. Bu çubuk kendi kesici aletlerini bilemeğe yaradığı gibi, yakın döğüşte düşmanın silahını da köreltmeye yarardı. Ayrıca, bir yaralanma anında mikrop kapmaması için kızdırılan çubuk ile yara dağlanırdı. Silahlığın içinde kesici silahlardan başkaca, çoğunlukla gümüş kabzalı iki tabanca ve bunlara ait mermiler de istiflenirdi.

    Silahlıkta, yaralanma zamanı kullanılmak için iki okka kadar temiz yün yapağı bulunduğu gibi, bir miktar da sadeyağı bulundurulurdu. Bir cins dolap olarak nitelendirebileceğimiz bu kuşağın içinde zeybeğin gümüş işlemeleri ‘tütün tabakası’ ve ‘ağızlığının’ yanı sıra ‘kav’, ‘fitilli çakmak’, ‘çakmak taşı’ ve ‘çakmak çeliği’ de yer alırdı.

    Zeybeklerin giyiminde belden başlayıp, vücudunu çaprazlamasına saran ‘fişeklik’ de önemli bir yer tutar. Ayrıca bu insanların kolunda gümüşten bir ‘pazubent’ olup, içinde koruyucu muska vardır. Boyunda ise içerinde ufak bir ‘en’am’ ve ‘kur’an’ bulunan hamaylı ve boyundan geçme gümüş köstek ve efelerin yaşam şansı olan gümüş işlemeli tüfekleri, aksesuarları tamamlayan unsurlardır.”

    “BAZI ‘KADINLARIN’ BİLE ZEYBEK KIYAFETLERİNE GİRDİKLERİ GÖRÜLMÜŞTÜR”

    “Görüldüğü gibi son derece ayrıntılı giysi ve eşyalar, efelerin gündelik ve pratik kullanımlarındaki malzemeler olduğu kadar, böylesine şatafatlı giysiler bir anlamda eşkıyalığın ‘sembolizmi’ olarak da görülmelidir. Bu giysi ve aksesuarlar, Ege eşkıyaları olarak nitelendirdiğimiz zeybeklerin vazgeçilmez malzemeleri olduğu gibi, halk da bu giysileri oldukça benimsemiş, hatta Ege köylerinde bazı ‘kadınların’ bile zeybek kıyafetlerine girdikleri görülmüştür.

    Zeybeklerin birçoğu ‘güreş’ sporunu yapmışlardır. Bölgedeki düğün ve şenliklerde gençlerin güreşmesi bir gelenektir zaten. Ünlü efe ve kızanlar da pehlivanların piri olarak edilen Hz. Hamza’nın menkıbeleriyle büyümüşleri gençliklerinde öğrenmişlerdir. Bunun yanı sıra yaşam koşullarının zorluğu ve çiftlik, hayvancılık, çobanlık gibi işler vücutsal olarak gelişmelerini ve dayanaklı olmalarını sağlamıştır.”

    Odatv.com

    Yazı kaynağı : www.odatv4.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap