Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    yunus emre kültürümüze yaptığı katkılar

    1 ziyaretçi

    yunus emre kültürümüze yaptığı katkılar bilgi90'dan bulabilirsiniz

    “Yunus Emre’nin sözlü kültürümüze katkıları”

    Yunus Emre’nin, 13 ve 14. yüzyıllarda yaşadığını anımsatan Taşdemir, Anadolu halkının Yunus’u, benimsemesi, çok sevmesi ve kendisine mal etme çabası bulunduğunu, bu nedenlerle de Yunus’un Anadolu’nun birçok şehri ile beraber anıldığını kaydetti.

    Sözlerinin başında Yunus Emre’nin eğitim hayatı ile ilgili bilgiler veren Taşdemir, “Yunus’un şiirlerindeki zenginliğe ve hayal dünyasına baktığımızda, bunları medrese eğitimi ile edindiği açıktır. Yalnız bu eğitimi nerede yaptığı ve kimlerden eğitim aldığı tam olarak belli değildir. Yunus Emre’nin şiirleri tahlil edildiğinde de onun İslamiyet’i, İslam Kültür ve Tasavvuf felsefesini özümseyecek, özümsediklerini şiirleştirecek bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır” diye konuştu.

    Yunus Emre’nin, çağının konuşma dili olan eski Anadolu Türkçesini kusursuzca kullandığını dile getiren Taşdemir, şöyle konuştu:

    “Yunus’un, düşüncesini, duygularını felsefi kavramları rahatlıkla ifade edebilen olgunlukta dil bilgisine sahip olduğu görülmektedir. Risâletü'n-Nushiyye adlı mesnevisi ve şiirlerinin birçoğunda aruz vezni kullanması, Arapça ve Farsça kelimeleri Türkçeleştirmesi, onun sadece sözle kültürü kullanan eğitimsiz biri olmadığını, aksine halk kültürünün öğelerini ve konuşma dilini bilinçli bir şekilde kullandığını göstermektedir.”

    YUNUS’UN YER ALDIĞI EKOL İÇİN ŞİİR, RUHSAL AYDINLANMA VE BİLGİLENMENİN YOLUDUR

    Yunus Emre’nin, Hoca Ahmet Yesevi geleneğinden gelen bir Horasan Ereni olduğunu vurgulayan Taşdemir, bu gelenek içinse şiirin, ruhsal aydınlanmaya ve bilgilenmeye giden bir yol anlamına geldiğini işaret etti. Taşdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sözlü kültür, okur yazar olmayan bir toplumda kuşaktan kuşağa söz aracılığıyla aktarılan her şeydir. Başka bir deyişle kültürün tamamını kapsar. Halkın bilgi ve deneyimleri sözlü kültür aracılığıyla nesilden nesile aktarılmıştır. Yunus Emre’nin yaşadığı dönem sözlü kültürün Anadolu da etkin olduğu bir dönemdir. Yunus Emre’nin şiirleri onun ölümünden yaklaşık bir asır sonra derlenmiştir. Yunus Emre şiirlerini yazıya dökmediği için onun şiirleri sözlü gelenek yoluyla dilimize aktarılmıştır. Bu yönden kolektif halk hafızasının oluşmasında Yunus Emre’nin rolü tartışılmazdır. Yunus Emre’nin şiirleri yaklaşık yüz yıl kadar sözlü kültürden beslenmiştir. Bu yüzden halkın beklentileriyle birleşen bir Yunus Emre geleneği ortaya çıkmıştır. Yunus Emre Türkmen bir Batıni Dervişidir. Ait olduğu gelenek, Horasan Ekolü, yani Hoca Ahmet Yesevi kökenli bir gelenektir. Bu gelenek için şiir ruhsal aydınlanma ve bilgilenmenin yoludur. Yunus Emre’nin benimsediği bu geleneğe göre şiirde şahıs yoktur. Şair yalnız olanı aktaran bir araçtır. Bu görüşü Yunus’un şiirlerinde görmek mümkündür.

    YUNUS, YAŞADIĞI DÖNEMDE HALKA MANEVİ YÖNDEN UMUT VE DAYANMA GÜCÜ VEREN BİR SIĞINAKTIR

    Yunus Emre’nin yaşadığı dönem olan 13, 14. Yüzyıl Anadolu’sunda insanların Moğol baskısı altında çok zor bir süreçten geçtiğini ifade eden Taşdemir, “Yunus işte bu süreçte, halka manevi yönden umut ve dayama gücü veren bir sığına olarak görülmüştür” dedi. Taşdemir, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm’ diyen Yunus Emre’nin halk ile kurduğu ilişkisi, halk tarafından kabul edilmesi karşılıklı bir ilişkidir. Bu ilişkide halk, manevi beklentilerini, Yunus Emre’nin şahsiyetinde anlamlı kılmıştır. Yunus’un yaşadığı dönem yani 13-14 yüzyıl, Anadolu’nun en huzursuz dönemleriydi. Moğol akınlarıyla, Anadolu’da kurulan düzen yıkıldı, Selçuklu İmparatorluğu içten içe çöktü, çeşitli Türk boyları ayaklandı. Bu dönem, halktan ağır vergilerin alındığı, yağmacı saldırıların yaşandığı, kuraklık ve kıtlığın hakim olduğu tam manada bir bunalım çağıdır. Bu karmaşık durumda sevgi ve güven en çok ihtiyaç duyulan değerlerdi. Öyle bir oramda tekkeler insanlara yardım eden, onların yaralarını saran, önemli sosyal kurumlardı. Moğol yöneticilerinin baskıcı tutumlarına karşılık Horasan Erenlerinin bağdaştırıcı ve mistik bir uyuma çağıran inanç çevreleri Anadolu halkına bir umut olmuştur. Bu durum Anadolu’ya Türklerin hakim olmasına da bir zemin hazırlamıştır. Yunus Emre de bu süreçte oluşturduğu düşünce dünyası ve gelenekle aktif bir rol oynamıştır. Yunus Emre’nin sözlü kültürümüze katkılarından en önemlisi de birlik fikridir. Yunus, bütün farklılıklara karşılık içsel bir birlik önermiştir. Bütün şiirlerinde farklılıkları hoş karşılamayı, bütünleşmeyi, hoşgörüyü ve sevmeyi öğretmeye çalışmıştır. Böylece karmaşık bir dönemde ne yapacağını bilemeyen halk, Yunus’un fikirlerine sarılıp, tek bir dil, tek bir millet olma yolunda emin adımlar atmıştır.”

    ANADOLU TÜRKÇESİ’NİN OLUŞMASINDA ÖNEMLİ ROL OYNAYAN İLK TÜRK ŞAİR YUNUS EMRE’DİR

    Sözlerini, Yunus Emre’nin, “Ben gelmedim davi için benim işim sevi için, dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim” dizeleriyle devam ettiren Taşdemir, Yunus Emre’nin, Anadolu Türkçesi’nin oluşmasında önemli rol oynayan ilk Türk şair olduğuna dikkati çekti. Taşdemir, sözlerini şöyle tamamladı:

    “O’nun kullandığı kelimeler ve ifade kalıpları, bunlara yüklediği anlam ve mecazlar Türkçe’nin edebi bir dil haline gelmesi yolunda büyük bir merhaledir. Esasen Yunus’u diğer mutasavvıf şairlerden ayıran en önemli özelliği de budur. Yunus’tan önce sözlü bir edebiyat varsa da Anadolu da gelişen Batı Türkçesin de ilk ve en önemli şiirlerini Yunus oluşturmuştur. Sözlü gelenekten yararlanarak dili sanatlı bir üslupla işleyip, Türkçe de bir tasavvuf dili oluşturmuştur. Yunusun sade dilinde yer alan devrin Türkçesinde kullanılan Arapça ve Farsça kelimelerden bazıları Türkçe fonetiğe uydurulmuştur. Yunus Arapça, farsça tasavvufi terimlerin Türkçe karşılıklarını bulan ve ilk defa kullanan kişidir.

    ‘Kanatlandık kuş olduk uçtuk elhamdülillah’ dediği mısra da kanat, kuş, uçmak hepsi Türkçe ve tasavvufi kelimelerdir. Yunus kanat ile aşkı, kuş ile ruhu kutsü ve uçmak ile de süluk’u kastetmiştir. Şiirlerinde dönemin kültürünü yansıtan dini terim ve kavramların yanında çok sayıda halk söyleşisi ve deyimde vardır. Yunus Emre’nin fikirleri Gülşehri, Kaygusuz Abdal, Aşık Paşa ve Ahmet Fakih’ten farklı değildir. Ancak o Türkçeye getirdiği değişik bir sesle ve kelimelere yüklediği anlamlarla onlardan ayrılır. İlahilerinin asırlardır okunup, günümüze kadar ulaşmasının sebebi, şiirlerine hakim olan bu üsluptur. Yunus Emre’nin sözlü kültürümüzdeki kalıcılığının nedenlerinden biri de kelimeleri bol kafiyeli, akılda kalıcı bir şiir dili geliştirmiş olmasıdır. Yunus’un bu hususta hece vezni ile yazdığı şiirleri, ilahileri, müzik aletleri eşliğinde meclisten meclise terennüm edilmiş, şiirlerinin ve fikirlerinin yayılması böylece daha hızlı olmuştur.

    Sonuç olarak Türk milletinin o buhranlı dönemlerinde tabiri caizse Hızır gibi yetişen Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Ahi Evran gibi gönül sultanları ile birlikte Yunus da Anadolu halkına ölümsüzlük mesajları vererek, onları manen rahatlatmaya ve çektiği acılardan kurtarmaya çalışmıştır. Ayrıca bu mesajlar sadece Türk halkına yönelik olmaktan çıkmış ve tüm dünyaya yayılmıştır. Yunus nerede doğmuş, nerede ölmüş olursa olsun pek fazla önemli değildir biçim için. Onun büyüklüğü, İslam dininin bütün kurallarını, tasavvufu, insanlığı, kardeşliği, barışı, sevgiyi, hoşgörüyü, en güzel, en ahenkli, en çarpıcı arı bir Türkçeyle şiir diline çevirmiş olmasındandır.”

    Yazı kaynağı : www.hbrma.com

    Yunus Emre

    Yunus Emre

    Yunus Emre (1238[3][7] – 1328), Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsü[8] olan ünlü tasavvuf ve halk şairidir.[2] Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve Anadolu'nun[9] çeşitli bölgelerinde büyüklü küçüklü Türk beyliklerinin kurulmaya başlandığı 13. yüzyıl ortalarından[10] 14. yüzyılın birinci çeyreğine kadar Orta Anadolu havzasında, Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde yer alan Sarıköy'de yetişmiş ve Ankara'nın Nallıhan ilçesindeki Tapduk Emre'nin dergâhında yaşamıştır.[kaynak belirtilmeli]

    Türk tasavvuf edebiyatı sahasında kendine has bir tarzın kurucusu olan Yunus Emre, Ahmed Yesevî ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu'da yeniden ortaya koymuştur. Yalnızca halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkileyen Yunus Emre, tasavvufla beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle ve Allah ile olan ilişkilerini işledi ve ölüm, doğum, yaşama bağlılık, ilahi adalet, insan sevgisi[11] gibi konuları ele aldı. Çağının düşünüş biçimini ve kültürünü konuşulan dille, yalın, akıcı bir söyleyişle dile getirdi. Yunus Emre'nin şiirleri daha söylenip yazıldığı tarihten itibaren ezberlenip okunmaya başlayarak, 14. yüzyıldan itibaren abdallar ve dervişler vasıtasıyla Osmanlı fetihlerine paralel bir şekilde tüm Anadolu ve Rumeli coğrafyasına yayıldı. Onun şiirleri aynı zamanda asırlardan beri Anadolu'da ve Rumeli'de faaliyet gösteren tarikatların ortak düşüncesi ve sesi hâline gelerek, Alevî-Bektâşî edebiyatı ile Melamî-Hamzavî edebiyatını meydana getiren halk edebiyatının kaynağı oldu.[12] Yunus Emre, 20. yüzyılda yeniden dikkat çekti ve yansıttığı insan sevgisi bakımından yeni bir gözle değerlendirildi. 1991 yılı, UNESCO tarafından "Yunus Emre'nin doğumunun 750. yılı"[13] olarak anılmıştır.[14]

    Yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yunus Emre, Bâbâîler isyanının patlak verdiği ve Anadolu Selçuklu Devleti'nin Kösedağ Savaşı’nda Moğollara mağlup olarak çöküş dönemine girdiği Anadolu tarihinin en karışık dönemlerinden birinde dünyaya gelmiştir. Adnan Erzi tarafından Beyazıt Devlet Kütüphanesi′nde bulunan ve Yunus Emre'nin vefat tarihini 1320 olarak veren ve vefat tarihinde 82 yaşında olduğunu gösteren 7912 numaralı yazmaya göre doğum tarihi 1238 olarak kabul edilmektedir.[11] Yunus Emre’nin doğum yeri hakkındaki rivayetlere dayanan görüşler tutarsızdır. Ancak onun Batı Anadolu’da Sakarya nehri çevresinde bir yerde doğmuş olabileceği ihtimali yüksektir. Yûnus Emre şiirlerinde adının “Yunus” olduğunu söyler. Şiirlerinde isminin önüne “Âşık, Bîçâre, Koca, Tapduklu, Miskin, Derviş” gibi sıfatlar da getirmektedir. Âşık manasına gelen “Emre” lakabıysa on bir şiirinde geçer.[15][16]

    Yunus Emre’nin hayatı hakkında değişik rivayetler, söylentiler mevcuttur. En çok yazılan ve dile getirilen, Yunus’un Tapduk Emre’nin dergahına girip olgunluğa erişmesidir. Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhında,[17] bulunduysa da[18] manevi yükselişini Hacı Bektaş-ı Velî′nin kendisini yolladığı Taptuk Emre Dergâhı'nda yaşamıştır ve dergâha çok hizmetler etmiştir.[19] Yunus Emre, Bektaşî geleneğinde ümmî kabul edilmekteyken Halvetî geleneğine göre alim bir müftüdür. Eski kaynaklarda da Yûnus Emre’nin ümmîliğinden söz edilmektedir. Âşık Çelebi, Yûnus’un medresede başarılı olamayıp Tanrı mektebi'nde ders okuduğunu ifade eder. Ancak Medrese öğrenimi görüp görmediği, icâzet alıp almadığı hususu açık değilse de Yûnus iyi bir tahsil görmüştür. O devrin ilmî ve felsefî sistemlerine Yûnus’un divanında yer yer beliğ işaretler vardır. Bu nedenle Yûnus’un ümmîliği hakkındaki gelenek tarihî bir hakikatı yansıtmaz. Onun şiirlerinde kafiye zoruyla giren Farsça ve Arapça kelimelere, tasavvufi kelimelere ve bilginin getirdiği söz ve terkiblere pek sık rastlanır. Mevlana’nın tesiriyle Divan-ı Kebir’den ve İran’ın en büyük şairi Sadi’den tercüme yapacak kadar Farsça bilmekteydi. Yunus, Kur'an'ı anlayacak kadar Arapçaya da vâkıftı. Kur'an ve hadis kültürünü iyi bildiği anlaşılan Yunus, peygamberler tarihini de çok iyi bilmektedir. Yunus, Hind-İran, Yunan-Roma mitolojisinden Kur'an’daki peygamberlerin kıssalarından, hususiyetlerinden, Leyla ile Mecnun, Ferhad ile Şirin gibi klasik edebiyata geçmiş aşıklardan bahsetmesi onun tüm bunlara vâkıf olduğunu göstermektedir.

    Yunus'un yaşadığı yıllar,[9] Anadolu Türklüğü'nün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır. 13. yüzyılın[9] ikinci yarısı, sadece siyasi çekişmelerin değil, çeşitli mezhep ve inançların, batınî ve mutezile görüşlerin de yoğun bir şekilde yayılmaya başladığı bir zamandır. Böyle bir ortamda, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evrân gibi ilim ve irfan önderleriyle birlikte Yûnus Emre, Allah sevgisini,[20] aşk ve güzel ahlâkla ilgili düşüncelerini, İslam tasavvufunu işleyerek yüceltmiştir. Yûnus, bazı şiirlerinde, ilden ile yürüyüp dost sorduğunu, Urum’da, Şam’da kendisi gibi bir garip bulamadığını, âşık olup gurbet ilinde mecnûn gibi gezdiğini; Kayseri, Tebriz, Sivas, Maraş, Bağdat, Nahcivan, Şiraz şehirlerini ve bütün Yukarı illeri (Azerbaycan’ı) dolaştıktan sonra Rum’da, yani Anadolu’da bir müddet kışlayıp baharda sılaya döndüğünü söylemektedir. Yûnus’un seyahatlerinin sebepleri, bunların ne şekilde gerçekleştiği tam olarak bilinmese de tarikatlar döneminde seyahat sûfîlerin hayatında nefis terbiyesinin önemli bir unsuruydu.

    Fikrî ve edebî kişiliği[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bir halk rivayetine göre Yunus 3000 şiir söylemiş, daha sonra Molla Kasım adlı bir zâhid bunları şeriata aykırı bularak 1000 tanesini yakmış, 1000 tanesini suya atmış, kalan 1000 şiiri okurken, “Derviş Yûnus bu sözü eğri büğrü söyleme/Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir” beytine rastlayınca pişman olup tövbe etmiş ve Yûnus’un velîliğine inanmıştır. Bu inanışa göre yakılan şiirler gökte melekler, suya atılanlar balıklar, kalan şiirler de insanlar tarafından okunmaktadır. Yûnus Emre'nin 417 şiirinden 138’i aruz, diğerleri hece vezniyle yazılmıştır. Yunus Emre şiirlerinin ilk kez ne zaman yazıya geçirildiği ve bir divan haline getirildiği bilinmemektedir. Yunus Emre divanına ait eldeki yazmaların en erkeni olan Bursa nüshası 15. yüzyılın ikinci yarısına, Fatih nüshası tahminen 15. yüzyıla, Nuruosmaniye nüshası ise 1540 yılına aittir. Yûnus’un şiirleri semâi ve gazel tarzında kaleme alınmıştır. İlâhi, nefes veya nutuk başlıkları altında kaydedilen şiirleri farklı birer edebî tür değildir. İlâhi, nefes ve nutuk, mutasavvıf şairlerin hak ve hakikatten söyledikleri kelâmlardır. Varlıkların her zerresinde Tanrı'yı arayışını coşkun bir şekilde dile getirmiştir. Yunus bu duygu ve bilgiyle olgunlaşıp[22] derinleşen, bazen coşkun[20] bazense rind ve her haliyle cana yakın görünümde bir derviştir. Yunus, düşünüş ve inanışlarını büyük bir sadelik ve kolaylıkla şiirleştirmeye muvaffak olmuştur.[23] İslami taassubun, üzerinde durmaktan çekindiği birçok mesele ile "cennet, cehennem, sırat" ve benzeri gibi kavramlar, onun en zeki ve en hür düşüncelerine mevzu olmuştur. Derviş geçinenleri ve devlet adamlarını en acımasız şekilde yermiştir. Şiirlerini, önceleri sehl-i mümteni denilen her dilin söyleyemeyeceği bir açıklık ve kolaylıkla terennüm edilmiştir. Yunus Emre'nin Divanı dışında bir de "Risâletü'n Nushiyye" adlı mesnevi türünde kaleme alınmış bir eseri daha vardır.

    Ölümü ve sonrası[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yûnus Emre,707 H. 1307-1308 Milâdî yılında yazdığı "Risalet-ün Nushiyye" adlı mesnevîsinin sonunda verdiği;

    Beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (M. 1307-8) tarihlerinde hayattadır. Yûnus Emre şiirlerinde kendisini “şairler kocası”, “bir âşık koca” diye niteleyerek uzun bir ömür sürdüğünü îmâ eder. Yûnus Emre'nin vefat tarihi ve kabriyle ilgili bilgiler de uzun yıllar tartışma konusu olmuştur. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ndeki belgeye göre vefat tarihi 1320 kabul edilmektedir.[20] Sultan II. Murad devrinde Osmanlılara esir düşen György adlı bir Macar tarafından yazılan “Tractatus” adlı eserde Yunus’a ait iki ilâhi kaydedilmiştir. Bu akıncı ocaklarında ve zâviyelerde besteli Yunus ilâhilerinin okunduğunu göstermektedir. Yunus Emre üzerine yayın ve incelemeler ulusal uyanışın da başlangıç dönemi olan 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına rastlamaktadır. Divan-ı Aşık Yunus Emre adı altında Yunus şiirlerinin topluca, basılı olarak sunuluşu 1885, 1902, 1909 yıllarındadır. Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde Yunus Emre üzerine ilk yayınlar II. Meşrutiyet dönemindedir. 1918'de Fuad Köprülü'nün ünlü eseri Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 1911 yılında Fuad Köprülü Türk Yurdu dergisinde, 1913 yılında Rıza Tevfik Büyük Duygu dergisinde Yunus Emre ile ilgili kaleme aldıkları yazıların bir sonucu olacaktı. Tanınmış Rus şarkiyatçısı Vladimir Gordlevskiy tarafından yazılan makalelerde, 1920’li yıllarda Türkiye’de çok sayıda insanın, Yunus Emre’nin sadece adını değil, aynı zamanda onun şiirlerini de bildiğini, özellikle, tarikatlara bağlı olan dervişlerin, Yunus Emre şiirlerini ezberden okuduğunu belirtmiştir. Cumhuriyet devrinde Burhan Toprak ve Abdülbaki Gölpınarlı'nın derleyip yayınladığı Yunus Emre divanları yayınlandı.

    Onun şiirleri, hem içeriği hem biçimi hem de dili itibarıyla musiki ile bütünleşecek özellikteydi. Yunus Emre'nin şiirleri güfte olarak hemen besteleriyle buluştu. Bir ermiş olarak kabul edilip sevilen Yunus Emre’nin ilahilerinin yer aldığı risaleler, kutsal kabul edildi. Yunus kitapları da tıpkı kutsal kitap gibi deri, kumaş gibi mahfazalar içinde korundu. Söz olarak ses olarak nesilden nesile aktarıldı. Kandiller, bayramlar, Cuma geceleri, ramazanlar, teravihler, ölümler, doğumlarda bu ilahiler söylendi. Yahya Kemal’in bir yazısında da belirttiği gibi çocuklar okula başlarken yapılan âmin alaylarında ilk onun ilahilerini duydular. Tarikat ayinlerinde onun ilahileri okundu. Hiçbir tarikat onu kabullenmekte ve benimsemekte bir sıkıntı çekmedi. Halvetî, Nakflî, Kadirî, Rufaî tarikatlarının yanı sıra Alevî erkanlarında, Bektaşî meydanlarında yine o vardı. Onun ilahileriyle Türk musîkisi önemli eserler kazandı. Yunus Emre şiirlerinin bestelenmesi sadece dinî musiki ile sınırlı kalmadı. Bu şiirlerin Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği, pop ve rock tarzında bile besteleri yapıldı. Hatta Yunus Emre ilk Türk oratoryosunun da konusu oldu. Ahmet Adnan Saygun tarafından 1942’de, "Yunus Emre Oratoryosu" bestelendi ve geniş bir ilgiye mazhar oldu. Ayla Algan 1969 yılında Yunus’un şiirlerinden oluşan "Bana Seni gerek seni" plağını çıkardı. Zekai Dede’den Sadettin Kaynak’a; Muzaffer Ozak’tan Ahmet Hatipoğlu’na Abdullah Dede’den Fehmi Tokay'a, Cüneyd Kosal’dan Selahattin İçli’ye Hacı Faik Bey’den Bekir Sıdkı Sezgin’e, Rifat Bey’den Etem Üngör’e kadar onlarca bestekâr onun şiirlerini besteledi.

    Türbesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    En eski kaynaklar Yûnus Emre'nin mezarının Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy’de olduğu belirtmektir.[kaynak belirtilmeli] Sarıköy’deki mezar Ankara-Eskişehir demir yolu hattının yapılması esnasında 6 Mayıs 1946 tarihinde açılmış, mezardaki kalıntlar geçici mezara nakledilmiştir. Kafatası üzerinde yapılan incelemeler sonucu iskeletin 6 asırdan önceye ve 80 yaşında ölmüş bir adama ait bulunduğunu söylenmiştir. Mezar geniş bir bahçe içine alınmış, medhal kapısına Yunus Emre'nin bir mısrasındaki sevelim sevilelim sözü merkat ın altındaki çeşmeye ise Hakdan inen şerbeti içtik elhamdülillah mısrası işlenmiş 1970’te yeni yapılan bir anıtmezara taşınırken kemiklerinin konduğu tabutta 20 binden fazla bir halk kitlesi tarafından kucaklanarak yeni merkatine götürülmüştür.[26] Fuad Köprülü, Abdülbaki Gölpınarlı ve Faruk K. Timurtaş da Yûnus’un mezarının burada yer aldığını kabul ederler.[kaynak belirtilmeli] Ancak Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen[3] pek çok mezar ve türbe vardır. Gezgin Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde Karaman ile ilgili olarak "Kirişçi Baba Camii avlusunda Yunus Emre Hazretlerinin merkati bulunmaktadır"[26] yazmaktadır. Yunus Emre'nin şiirlerinde bahsi geçen 23 yerleşim birimi isminden 20 tanesinin şu anda Karaman ili sınırları içerisinde[26] bulunan köy, kasaba, ören yeri isimleri ile birebir aynı olması Yunus Emre'nin bugün Karaman olarak adlandırılan ilin sınırları içerisindeki bölgede yaşadığı ve belki de orada öldüğü şeklinde yorumlara neden olmuştur.[26] Ayrıca, mutasavvıf Niyazi Mısri de Yunus Emre'nin mezarının (veya makamının) Limni Adası'nda bulunduğunu ifade etmiştir.[kaynak belirtilmeli]

    Eskişehir'deki Sarıköy ve Karaman dışında, Bursa; Aksaray ili Ortaköy ilçesi; Ünye; Manisa'nın Kula ilçesi Emre mahallesi; Erzurum, Tuzcu (Dutçu) mahallesi; Isparta'nın Gönen ilçesi; Afyonkarahisar ilinin Sandıklı ilçesi; Sivas'ta ve ayrıca Tokat'ın Niksar ilçesinde ve Azerbaycan’da Şeki[27] şehrinde de Yunus Emre'ye ait makamlar bulunmaktadır.

    Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Divan[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yunus Emre'nin şiirleri[9] bu Divanda[28] toplanmıştır. Şiirler aruz ölçüsüyle ve hece ölçüsüyle[10] yazılmıştır. Fatih nüshası, Nuruosmaniye nüshası, Yahya Efendi nüshası, Karaman nüshası, Balıkesir nüshası, Niyazi Mısrî nüshası, Bursa nüshaları (kopya) bulunmaktadır.

    Risaletü'n - Nushiye[değiştir | kaynağı değiştir]

    1307'de yazıldığı sanılmaktadır. Eser, mesnevi tarzında yazılmıştır ve 573 beyitten oluşmaktadır. Eser; dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır[29] "Öğütler kitabı 31 Ekim 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi." anlamına gelmektedir.

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Konusu olduğu eserler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]


    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Yunus Emre ve kültürümüz

    Yunus Emre ve kültürümüz

    Biz Türkleri başka milletlerden ayıran özellikler iki kaynaktan gelmektedir. Bunlardan birincisi; dilimiz, tarihimiz, dinimiz, gelenek ve göreneklerimiz, güzel sanatlarımız, ahlâk anlayışımız, soyumuz ve davranışlarını  meydana getiren kültürümüzdür..

    Milletimizin özelliklerinin geldiği ikinci kaynak ise; vatanımızı kuran, geliştiren, koruyan ve yücelten düşünce, sanat, yönetim, politika, askeri sahalarda yetişen büyük evlâtlarının Türk milletine etkileridir.

    Milletimiz her devirde çok sayıda büyük adam yetiştirmiş; bu evlâtları Türk milleti için büyük işler yapmışlardır.

    Bu yazıda anlatmaya çalışacağımız Yunus Emre, hiç şüphesiz Türk milletinin yetiştirdiği büyük adamların en başında gelir.

    Yunus Emre kimdir?

    Yunus Emre,  Anadolu’daki Türk medeniyet ve kültürünün oluşmasına büyük katkıları olan, bu topraklar üzerindeki Türk edebiyatının ilk büyük şairidir.

     Yunus Emre’nin hayatı

    Onun hayatı hakkında bildiklerimiz efsâne ve menkıbelerden öteye geçmez. Ama şiirlerinden çok iyi bir öğrenim gördüğünü ve geniş bilgi sahibi olduğunu, uzun bir zaman toprakla uğraştıktan sonra Anadolu, Suriye, Azerbaycan ve Kafkasya içlerinde gezgin bir derviş olarak ülkeler dolaştığını öğreniyoruz. Yunus Emre, Anadolu insanın başı üstünde tuttuğu bir kişilik olduğu için yurdumuzun 14 yerinde ona ait olduğu söylenen türbe ve mezar vardır.

    Yunus Emre ve kültürümüz

     Atalarımız 1071 yılında Malazgirt Savaşı ile aldıkları Anadolu topraklarında gaziler ordusu halinde dövüşüp,  şehitler ordusu halinde ölerek, bize cennet gibi bir vatan bıraktılar.

     Türkler, 11.yüzyılda Türkistan’dan, Anadolu ve Orta Doğu’ya gelip buralara hâkim olduğunda,  eski ve köklü medeniyetlere sahip;  Arapça, Farsça ve Yunanca konuşan halklar buldular. Türkler bu ülkelerde kılıç kuvveti yanında kültür bakımından da üstün olmak zorundaydı.13.yüzyıla kadar Türkistan’dan yapılan göçlerle Anadolu’da halk çoğunluğu Türklere geçince, Türk milleti kendi dilini konuşmaya ve yazmaya başladı. Bu tarihten itibaren Türkçenin yerini başka bir dil almadı.  Türkçeyi Türkiye tarihinde ilk defa en iyi kullanan Yunus Emre oldu.  Yunus Emre kendinden sonra gelen nice halk şairini etkiledi.

    Türklük, Anadolu’da İslâm îmanı ve Türklük bilinci gibi iki temel üzerinde yükseldi. Türkler bu yeni vatandaki yaşama gücünü İslâm îmanı ve Türklük bilincinden aldı.

    Atalarımız Türkiye’de ne yaptılarsa bu güce dayanarak yaptılar. Yunus Emre ve diğer Anadolu erenleri, İslâm îmanıyla Türk’ün yaşama ve inanma üslûbunu birleştirdi. Onlar Türk ruhuna derin bir Allah sevgisi ve o ölçüde büyük insan sevgisi ilettiler.

    Yunus Emre ve onun yolundan gidenler gönüllerinde İslâm îmanından kaynaklanan Allah ve insan aşkını sâde ve güzel bir Türkçe ile şiir olarak yazıya döktüler. Bu şiirleri millî bir müzikle besteleyerek, İslâm inanışını, heyecanların dili olan müzikle ifade ettiler. İnançlarını, duygu ve düşüncelerini böylece daha etkili bir şekilde insanlara duyurdular. Bu îmana bağlı olarak mimarî yaratıcılıklarını vatanımızın her köşesinde yaptıkları camî, mescit, kümbet, türbe, medrese, imâret, kervansaray ve ev mimarîsinde gösterdiler.  Bu mimarî eserlerinin içini hat ve tezhip gibi sanatlarla süslediler.  Bütün bunlar, Yunus Emre’nin içinde olduğu tasavvuf hayatının Türk kültürüne büyük katkılarını gösteren örneklerdir. Diyebiliriz ki; Yunus Emre Türk milletinin îman ve vicdan terbiyesinde olduğu kadar,  Türk kültür ve sanatına da etki eden en önemli isimlerinden biridir.

    Yunus Emre’nin felsefesi

    Yunus’un felsefesinin temeli ‘’Sevelim, sevilelim’’ dir.

    O,‘’Ben gelmedim dava için- Benim işim sevi için’’ diyerek,basit kavgaları gülünç bulur. Onun hedefi Allah’ı, halkı ve insanları sevmektir. O,’’Yaradılmışı hoş gör, Yaradan’dan ötürü’’ mısraları ile Allah’ın yarattığı varlıkların hoşgörüye lâyık olduğunu ortaya koyar.

    ‘’Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

    Halka müderris olsa hakikate âsîdir.’’

    Diyerek, milletlerin; mezhep, din,  ırk ayrılığı yüzünden birbirini yediği bir devirde, 72 millete aynı gözle bakmayı dile getirir.

    Yunus Emre ve tasavvuf

    Yunus Emre bir tasavvuf şairidir. Tasavvuf ne demektir?  Tasavvuf; insanın Allah’ın birliğinin zevkini bütün benliğinde hissederek kendi iç âleminin derinliklerine ve dış âlemin sırlarına ermek için takip ettiği düşünce ve hareket sistemidir.

    Bir felsefe olmaktan yükselerek, bir iman seviyesine varan böyle bir yolun inanmışları, en büyük, en güzel sevgili Allah’ı kendi içlerinde bulmanın heyecanıyla yaşarlar. Bu heyecan, insanlara Allah’ın yarattığı her güzel şeyi ve bunların en güzeli olan her cinsten, her mezhepten, her insanı sevmek yolunda sonsuz olgunluk verir. Bu yolun inanmışları insanı, her insanda Allah’tan bir parça bulunduğuna inanarak severler.

    Yunus Emre ve onu izleyenlerin bu hoşgörü öğretisine bütün Anadolu inandı. Avrupa, hümanizm adlı bir idealin peşinde koştu, fakat erişemedi. Bu konuşuldu, yazıldı, fakat hayata geçirilmedi. Bunu Türkler Anadolu’da gerçekleştirdi. Anadolu Türk’ünün hoşgörüsünü, insan sevgisini görmek isteyenler, Türk tarihine eğilsinler. Selçuklu, Osmanlı asırlarına baksınlar.

     Bizans ve Arap tarihçileri, Haçlı Seferleri sırasında Türkiye Devleti’ne saldıran, şehirlerimizi yağmalayıp, yakıp yıkan,  insanlarımızı, öldüren Haçlı orduları ile dövüşen askerlerimizin düşmanlarına insanca davrandığını yazıyor. Bu Haçlı vahşetine rağmen, Türkler Anadolu’daki Hıristiyanlara şefkat ve merhametlerini esirgemedi. Onlara bu derin ruh ve iman terbiyesini veren Yunus Emre ve diğer Anadolu erenleridir.

    Yunus Emre’nin şiir dili

    Yunus’un kullandığı dil,  13. ve 14.yüzyıl Türk halk dilinde yaşayan Türkçedir. Bu dil o kadar sade ve güzeldir ki, aradan 700 yıl geçmesine rağmen Türk milleti artan bir ilgi ve sevgi ile onu okumaktadır. Bu nedenle Yunus Emre, 700 yıldan beri en büyük şairimizdir.  

                             Mal sahibi, mülk sahibi

                             Hani bunun ilk sahibi

                             Mal da yalan, mülk de yalan

                             Var biraz da sen oyalan

    Onun unutulmaz güzellikteki şiirleri her Türk evlâdının dudaklarında ve hafızasındadır.  Onun şiirleri âhenk, anlam, mecaz, duygu ve düşünce zenginliği yüklüdür.

                              Dağlar ile taşlar ile

                              Çağırayım Mevlâm seni

                              Seherlerde kuşlar ile

                              Çağırayım Mevlâm seni

    Âhenk bakımından hiçbir özentisi olmadığı halde düşünce ve duyuşlarını olabilecek en güzel, en kısa deyişlerle söylemek sırrını bulmuştur.                                  

                             Döğene elsiz gerek

                             Söğene dilsiz gerek

                             Derviş, gönülsüz gerek

                             Sen derviş olamazsın.

    Bir kitap dolduracak derinlik ve genişliği olan fikirleri, basit bir çocuk tekerlemesi gibi kolaylıkla söylemek ancak Yunus’a vergidir

                              İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir

                              Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?

    Yunus Emre’nin şiirlerini incelediğimizde onun hayat görüşünün ana çizgilerini şöyle buluruz;Yunus, yoksulu zenginden, Müslüman’ı kâfirden ayırmaz.

                             Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil

                             Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.

    O, Allah diyarına sıla özlemi duyan, Allah’ı katıksız, samimi bir gönülle seven bir Hak aşığıdır.

                              Ben yürürüm yane yane

                              Aşk boyadı beni kane

                              Ne âkılem ne divane

                              Gel gör beni aşk neyledi

    Yunus Emre; ‘’ Tasavvuf ruhunu kalıplardan çıkarıp hareket haline getiren ve hayatın içine karıştıran bir adam olduğu gibi, kelimelerden bir Süleymaniye kurmuş bir dil mimarıdır.’’

    Sonuç

    Vatanımızın kurulması ve millî kültürümüzün oluşturulması Yunus Emre gibi büyük şahsiyetlerin çabaları ile kazanıldı.

    Yunus Emre, dünkü Türk toplumu için ‘’İslâm îmanını Türklük bilinci ile birleştirmesi,  ayrıca aşk ve tasavvuf ahlâkı ile insanları sevgiyle birbirine bağlaması ‘’ yüzünden ne kadar önemliyse bugünkü Türk toplumu için belki daha önemlidir.

     Çünkü günümüzde iman hayatımız yozlaşma, Türklük bilincimiz yok edilme tehdidi altındadır.

    Türk toplumu gününü ve geleceğini kurtarma adına Yunus Emre’yi yeniden tanıma, yaşama ve yaşatma mutluluğuna ermelidir! 

    Kaynakça;

    Ayverdi, Sâmiha, Âbide Şahsiyetler, Kültür Bakanlığı, İstanbul,1976

     Banarlı. Nihad Sâmi, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Devlet Kitapları, İstanbul.1987

    Yunus Emre’nin Şiirleri, Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul,1972

    Haziran / 2017

    www.zekionsoz.com

                                                

    Yazı kaynağı : blog.milliyet.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap