Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îyd için dem be dem sâat be sâat ben senin kurbanınam

    1 ziyaretçi

    yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îyd için dem be dem sâat be sâat ben senin kurbanınam bilgi90'dan bulabilirsiniz

    JavaScript is not available.

    We’ve detected that JavaScript is disabled in this browser. Please enable JavaScript or switch to a supported browser to continue using twitter.com. You can see a list of supported browsers in our Help Center.

    Help Center

    Terms of Service Privacy Policy Cookie Policy Imprint Ads info © 2021 Twitter, Inc.

    Yazı kaynağı : twitter.com

    Yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îyd için...

    “Men Senin Kurbanınam” - Bir Acayip Blog © 2014

    “Men Senin Kurbanınam” - Bir Acayip Blog © 2014

    Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı cavidân
    Zinde-i câvid ana derler ki kurbândır sana
    (Fuzûlî)

    “Sana canını bağışlamayan, canını sana sunmayan kişi, hayat-ı câvidânı -yani sonsuz ve ebedi bir hayatı- bulamaz. Her dem diri ve genç olmak, elbette sana kurban olmakla mümkündür.”

    On altıncı yüzyılın o muhteşem ikliminden bizlere böyle sesleniyor Mehmed Bin Süleyman ve yahud daha bilindik ismi ile Bağdatlı büyük söz üstadı Fuzûlî. Belki de bu ortaya koymaya çalıştığımız anlam kadim edebiyatımızın anlam katmanlarından sadece bir tanesidir. Hayat-ı câvidân; yani sonsuz ve ebedi bir hayat, yani ötesi ve ahiret. Bize bir şeyler söylemeye çalışıyor büyük bir Allah ve resul aşığı olan şair; burada muhatabı, uğrunda kurban olunması gereken zahirde maddi bir kişi gibi durabiliyor fakat batın anlamında aslında muhatab ve dahi uğrunda kurban olunması gereken hiç şüphesiz en sevgili Allah-ı zülcelâl-i vel-ikrâm hazretleridir.

    İkinci mısrada geçen “kurban” kelimesi bugün kullanıldığı anlamında; Allah rızası için kesilen hayvan, kendini feda etmek, o uğurda can vermek gibi bir anlam taşımasının yanında “kurb” yani yakınlaşmak kökünden gelmektedir. Kurban yakınlaşmaktır, Allah’a yakınlaşmak. Çünkü kesilen hiçbir hayvanın eti Allah’a ulaşmayacaktır, burada mühim olan Allah’ın emrine muhatab olarak ve rızasını kazanmak için amelde bulunmak ve Allah’a yakınlaşmak esastır. Zira Sûre-i Hacc’ın 37. Ayet-i kerimesinde geçen “Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir” ayeti buna işarettir. Kuran-ı Kerim’de “Kurban”nın ilk manası “Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan şey”dir, kurban Allah’ın rızasını kazanmak ve takva ile ona yakınlaşmak için var olan şeydir. Kurbanda amaç ne et yemektir, ne de kan akıtmaktır. Kurbanın amacı Allah’ın bir emri mukabilinde ona yakın olmayı umarak amel işlemektir. İşte bu sebeple kesilen kurbanlar bizi Allah’a yakın eyler. Şair’in dediği gibi sonsuz ve ebedi canlı, diri ona derler ki o muhatabına canın verir, kurban olur ve dahi ona yakınlaşır.

    Yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îyd için
    Dem be dem sâat be sâat men senin kurbanınam
    (Fuzûlî)

    “Birileri ibadet için yılda bir defa kurban kesiyorlar. Ben ise her an ve her saat senin için yeniden kurban olmaya hazırım ve belki de bu ayrılık yüzünden kurban olmadayım.”

    Kurban yine burada maddi olarak bir hayvanın kurban edilmesi manasının dışında kişinin kendini feda etmesi ve yakınlaşması manasında kullanılmıştır. Kurban olmak yakınlaşmanın ilk adımıdır, yakınlaşmaktır. Aşığın maşuğuna yakınlaşması için kendinden vazgeçerek kurban olma mertebesine geçmesi gerekmektedir. Ve şüphesiz en büyük maşuk ve dahi en büyük sevgili Allah-ı Zülcelâl-i vel-İkrâm hazretleridir. Şair burada yılda bir kurban keserek Allah’a yakınlaşmaya çalışanlardan öte olarak kendinin her saat, her vakit o en sevgiliye yakınlaşma ve kurban olma gayreti içerisinde olduğunu söylüyor. Hasıl-ı kelam yalnızca hayvanlarımızı en sevgili uğrunda kurban ederek değil, bizde onun uğrunda kurban olarak kendimizi ona yakınlaştırma gayretine talib olmalıyız.

    Âişe (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlememiştir. O kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında hemen kabul olunur. Bu sebeple kestiğiniz kurbanlardan dolayı sıkıntı değil gönlünüz hoş olsun.”
    (İbn Mâce, Edahî: 3)

    Kurban, Allah’a yakınlaşma ve geçmiş günahların bağışlanması hususunda en önemli ibadetlerden birisidir. Kurban olarak kesilen hayvanın her kılı için bir hasene verilir, bu hasene yerler ile gökler arası kadardır. O halde ey Müslüman kardeşlerim gelin Allah yolunda kurban keselim ve gelin Allah yolunda kurban olalım, o en sevgiliye takvalarımız ve amellerimiz ile yakınlaşalım. Zira aşığın gözyaşı maşuğundan uzak olması sebebiyledir, Allah dosdoğru yolundan ayırmasın, daim bizi yakın olanlardan eylesin. Şairin de dediği gibi “dem be dem sâat be sâat men senin kurbanınam“.

    Allah uğrunda verilen kurbanları makbul ve yakın eylesin.

    Yazı kaynağı : www.biracayipblog.com

    Göğe Bakma Durağı on Instagram: “Yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îyd için Dem be dem sâat be sâat ben senin kurbanınam. Fuzuli #fuzuli”

    Aşk Kurban İster!! | Leyla ile Mecnun

    Kurbanlığı Yaratana kurban olalım

    Kurbanlığı Yaratana kurban olalım

    Fuzuli:

    “Halkı alem yılda bir kes ıyd için kurban keser.

    Dem be dem saat be saat ben senin kurbanınam.” Diyor.

    Yani: Bütün insanlar senede bir defa kurban kesiyorlar, ben ise her an senin kurbanın oluyorum” diyor.

    En değerli varlığımız, canımız.

    O da eyerli at gibi her an, Hak yolunda ölmek için hazır beklemektedir.

    İkinci derecede en değerli varlığımız, malımızdır.

    Atalarımız, “Mal canın yongasıdır” demişler. Yani malımız, canımızın bir parçasıdır.

    Sahip olduğumuz hiç bir şeyi biz yaratmadık.

    Rabbimizin yarattıklarından yemek, içmek ve kullanmak için yine Rabbimizin verdiği akıl, ayak ve ellerle topladık.

    Rabbimiz istediği anda vermeye hazır ol vaziyetinde bekliyoruz.

    Tenimizi beslemek için üç öğün yemek yerken beş vakit hazır ol vaziyetine geçip namazımızı kılıyoruz.

    Benlik putumuzu toprağa sürtüyoruz.

    En büyük düşmanımız, bizimle beraber yemek yiyen, namaza duran nefsimizdir.

    Bir saniyeliğine ondan kurtulmak mümkün değildir.

    Sevgili Peygamberimiz, Rabbine dua ederken “Rabbim, göz açıp kapayıncaya kadar beni bana bırakma” diye yalvararak bizi uyarmıştır. (Ebu Davud, Sünen, K. Edeb, bab 10)

    Nefsiniz, size “Sensiz olmaz” dedirttiğinde sizden önce geçen on binlerce yılın sizsiz geçtiğini, sizden sonraki yılların da sizsiz olabileceğini hatırlayın.

    Zamanı ve mekânı yaratan Allah’ı hiç bir zaman hatırınızdan çıkarmayın.

    “Bencillik” putunu kırmanın en pratik yolu günde beş defa Rabbin huzurunda bu başı toprak seviyesine indirerek Allah’a secde ederek bütün sevdiklerimizi Yaratana kurban etmektir. Rabbimiz Enfal süresinin 24 üncü ayetinde “Allah, kişi ile kalbi arasına girer” buyurmuş. Tabii ki biz gönül kapımızı dirilişin adı olan İmana açar ve benlik putumuzu Allah’ın emir ve yasakları önünde kurban edersek benlik ortadan kalkar ve “Biz” oluruz.

    Bazen benliğimiz put olur, bazen da canımızın yongası olan malımız put olmaya başlar. Bu günlerde toplumu en çok rahatsız eden olay ve haberler, para putunun peşinde koşan, bu uğurda can alan, can veren, milyonlarca insanın hakkı olan parayı yalnız kendi kasasında toplayarak elden ele gezen parayı dinlendirmeye çalışan insanların para önünde secdeye kapanma haberleridir. Milletvekilliği imkânları uğruna, yazarlık maaşı uğruna içine sinmeyen icraata istemeyerek oy veren, övücü yazılar yazan insanlarımız aynı putun önünde eğiliyor demektir.

    İşte Kurban bayramında bizler, gözümüzde büyümeye ve putlaşmaya başlayan paramızı vererek bir koyun veya sığır alarak o parayı kesip kurban ederek yalnız Allaha kulluk yapılabileceğimizi, paraya kul olmadığımızı ortaya koymuş oluruz.

    Mal varlığımızın kırkta birini zekât olarak fakirlere dağıtırken de, bu kırkta birin dışında sadaka olarak verirken de biz, gözümüzde büyümeye başlayan malı Allah için vererek malın bize perde olmasını engelliyoruz. Sad süresinin 33 üncü ayetinde Süleyman aleyhisselamın gönlünde büyük yer tutmaya başlayan at sevgisini frenlediğinden bahseder. Dünyanın her türlü nimetine sahip olduğu halde gönlü Allah sevgisiyle dolu olan Süleyman aleyhisselam da bizim örneğimizdir.

    Yazı kaynağı : www.milligazete.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap