Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    yer kabuğunun ne tür parçalardan oluştuğunu ve bunların nasıl hareket ettiğini araştırınız

    1 ziyaretçi

    yer kabuğunun ne tür parçalardan oluştuğunu ve bunların nasıl hareket ettiğini araştırınız bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Yer kabuğunun ne tür parçalardan oluştuğunu ve bunların nasıl hareket ettiğini araştırınız. Araştırma sonucu edindiğiniz bilgileri yazınız

    Yer kabuğunun ne tür parçalardan oluştuğunu ve bunların nasıl hareket ettiğini araştırınız. Araştırma sonucu edindiğiniz bilgileri yazınız

    Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, Yerküre'nin en dış kısmında bulunan yapıdır.

    Yer kabuğunun yapısı

    Dünyamız çekirdekten başlamak üzere dış kabuğa kadar birçok değişik katmana sahiptir. Dıştan içe doğru bu katmanları saydığımız zaman şunları söyleyebiliriz;

    Üzerinde yaşadığımız katman ise taş küre olarak bilinmektedir. Aynı zamanda yerküre olarak da bilinir. Bu kürede birçok değişik katmandan oluşur. Şimdi bu katmanların ne olduğuna bakalım ve isimlerini yazalım.

    Yer kabuğu birçok değişik kayaçtan oluşmuştur. Bu kayaçların üzeri ise toprakla örtülmüştür ve böylece yeryüzü oluşmuştur. Ayrıca yer kabuğunun kalınlığı dünya üzerinde farklı yerlerde değişiklik gösterir. Mesela yüksek dağların bulunduğu yerlerde yer kabuğu oldukça kalındır. Ancak okyanuslardaki çukurlarda yer kabuğu incedir.

    Yazı kaynağı : www.egitimsistem.com

    Yerkabuğu Nasıl Oluştu ve Kıtalar Neden Kayıyor?

    Yerkabuğu-nasıl-oluştu-ve-kıtalar-neden-kayıyor Dünya’nın katı yüzeyi olan yerkabuğu kafatası gibi birçok parçadan oluşuyor ve bu parçalar üzerinde yer alan kıtalar da milyonlarca yılda sürekli kayarak yer değiştiriyor. Denizler kara ve karalar deniz oluyor. Yerkabuğu denize batan kayıp kıta Yeni Zelandiya levhasıyla birlikte 8 büyük plakadan meydana geliyor.

    Peki bu plakalar nasıl oluştu? Yeni Zelandiya’yı önceki yazımızda gördük. Bugün de kıtaların neden yer değiştirdiğini ve Pangea gibi eski süper kıtaların nasıl oluştuğunu göreceğiz. Akdeniz’in 6 milyon yıl önce neden kuruduğuna da bakarak yerbilimde az bilinen 6 soruyu yanıtlayacağız.

    1. Yerkabuğu ve plaka tektoniği

    Yerkabuğu kafatası kemikleri gibi birbirine tırtıklı çizgiler ve geçme dişler halinde bağlanan 8 büyük tektonik plakadan oluşuyor. Bunlar Afrika, Antarktika, Avrasya, Hint-Avustralya, Kuzey & Güney Amerika ve Yeni Zelandiya plakalarıdır. Tektonik plakalar hem okyanus tabanını meydana getiriyor hem de tıpkı efsanevi Atlas devi gibi Dünya’yı, daha doğrusu anakaraları üzerinde taşıyor.

    Peki yerkabuğu nasıl oluştu? 4,54 milyar yıl önce oluşan yeryüzü ilk birkaç milyon yılda lav denizleriyle kaplıydı. Yerkabuğu zamanla soğuyarak katılaştı ama Dünya oluştuktan sadece 20 ila 100 milyon yıl sonra gezegenimize Mars büyüklüğünde Theia cismi çarptı. Bu çarpışma uydumuz Ay’ı oluşturmanın yanı sıra yerkabuğunu eritti ve Dünya’yı neredeyse tümüyle buharlaştırdı. Böylece eski Dünya’nın küllerinden daha büyük ve ağır olan yaşadığımız Dünya 2.0 doğdu. Peki kıtalar nasıl oluştu?

    İlgili yazı: Virüsler Canlı mı ve RNA Yaşamın kökeni mi?

    Yerkabuğu ve anakaralar

    Theia çarpışması Dünya’nın içerdiği mineral ve madenleri bir potada eriterek birbiriyle karıştırdı. Çarpışmadan sonra yeniden katılaşan yerkabuğunun kimyasal yapısı da değişti. Yüksek ısı ve basınca maruz kalan kayalar başkalaştı. Sonuç olarak granit ve bazalt dediğimiz iki ana kaya türü ortaya çıktı.

    Bunlar yerkabuğunun hemen altındaki magmanın (erimiş kaya katmanı) soğuyarak kristalize olmasıyla oluştular. Bugün okyanus tabanı büyük ölçüde bazalttan ve kıtalar da granitten meydana geliyor. Granit ile bazalt arasındaki en temel fark ise içerdikleri silika miktarı ve soğuyarak katılaşma hızlarıdır. Biz de önce silikatları ve sonra soğuma hızını görelim. Silisyum elementinin oksijenle birleşmesiyle oluşan kuvars gibi minerallere silika diyoruz ve yerkabuğu önemli miktarda silikat içermektedir. Bunun bizi ilgilendiren kısmı ise bildiğimiz okyanus suyudur:

    Dünya’ya çarpan kuyrukluyıldızların getirdiği su ve yerkabuğundaki volkanlardan püsküren su buharı bazaltla karıştı. Bu da bazaltın üçte birinin oksitlenerek yüzde 73 oranında silisyum dioksit (SiO2) içermesine yol açtı. Yüksek oranda sulu bileşikler içeren bu tür kayalara granit diyoruz. Peki okyanus tabanı su altında iken kıtalar nasıl oluyor da deniz seviyesinin üzerinde kalıyor?

    Kıtalar yüzüyor

    Bunun nedeni de Theia çarpışmasıdır: Theia gezegeni çarpınca Dünya’da eriyen bazalta daha fazla su karıştı ve bu da bazaltın soğuma hızını yavaşlatarak kimyasal başkalaşım geçirip granite dönüşmesine yol açtı.  Nitekim sulu granit kayaçlar bazalttan hafif olduğu için erimiş magma üzerinde kayan bazalt tabakasının üstünde yüzer. Kısacası karalar deniz seviyesinin üstünde kalırken bazalt denize batarak okyanus tabanını oluşturur. Peki kıtalar neden kayıyor?

    İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

    Yerkabuğu ve kıtaların kayması

    Bilim insanları tektonik plakalar ve kıtaların kaymasıyla ilgili genel bilgiye sahipler ancak tektonik faaliyetlerin yeryüzünde nasıl başladığını kesin olarak bilmiyorlar. Tektonik faaliyetler nedir derseniz hızla sıralayalım:

    Volkanik püskürmeler, lav akıntıları, depremler, okyanus tabanının yeraltına batması, denizde yeni adalar oluşması, Yerkürenin çekirdeğinden yükselen dev magma sorguçları ve kıtaların kayması başlıca tektonik faaliyetlerdir. Bunlar dış çekirdeğin yol açtığı taşınım hareketlerinden kaynaklanır.

    Tektonik plakalar magmada kayarken üstündeki kıtaların da kayarak yer değiştirmesine neden oluyor. Özellikle bazalt okyanus tabanından gelen ve anakaraları oluşturan granitin içine sıkışan ofyolit mineralleri kıtaların kaymasıyla ilgili önemli bir ipucu veriyor: Ofyolit mineralleri sadece birbiriyle çarpışan veya birbiri altından kayan plakaların sürtünme etkisiyle ürettiği yüksek ısıda oluşuyor.

    Ofyolit mineraliyle tarihleme

    Örneğin Asya kıtasında ofyolit mineralleri bulursak ve bunların 3,8 milyar yıl önce oluştuğunu anlarsak en azından Avrasya plakasının 3,8 milyon yıl önce kaymaya başladığını öğrenmiş oluruz. Ancak 7 kıtada yeterli miktarda ofyolit bulamadığımız için kıtaların kaymasının ne zaman başladığını da bilemiyoruz. Bunun 4,5 milyar yıl önceki Theia çarpışmasından hemen sonra başladığını söyleyenler de var, son 1 milyar yılda iç çekirdeğin katılaşmasıyla başladığını öne sürenler de var. Peki kim haklı?

    İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

    Yerkabuğu ve bilgisayar modelleri

    Yerbilimciler kıtaların kaymasını tarihlemekte anlaşamayınca neden kaymaya başladıklarını anlamaya çalıştılar. Bunun sebebini bilirlerse kaymanın başlangıç tarihini de öğrenebilirlerdi. Örneğin Dünya’nın çekirdeği eskiden çok sıcak ve tümüyle sıvı haldeydi. Bu da Dünya oluştuktan sonra geçen ilk 1 milyar yılda çekirdekten yerkabuğunun altına doğru yükselen dev magma sorguçlarına yol açtı.

    Magma sorguçları diş macunu veya bal kadar akışkan olan manto tabakasını gerçekten erimiş kayalardan oluşan dev topaklar halinde delerek yüzeye çıkıyordu. Bunlar biraz da kaynar suyun oluşturduğu kabarcıklara benziyordu ki zamanla yerkabuğunu alttan kabarttılar ve fırında pişen ekmek kabuğu gibi şişerek çatlamasına yol açtılar. Böylece yerkabuğunu bölen 8 büyük tektonik plaka meydana geldi ve bu da kıtaların kaymasını başlattı.

    Bunu milyonlarca yıl boyunca kameraya alıp hızlandırılmış film halinde izleseydik kıta boyundaki dev çatlaklardan fışkıran kılcal lav kanallarını görürdük ama bu senaryoyla ilgili eksiklikler var. Örneğin, yerbilimciler Dünya’nın 4 milyar yıl önce sığ denizlerle kaplı ılıman bir gezegen olduğunu açığa çıkardılar; yani yerkabuğu çatladıktan kısa bir süre sonra soğumuş olmalı fakat nasıl olduğunu bilmiyoruz. Oysa uzayda hayat aramak için bunu öğrenmek zorundayız ve bu neden önemli derseniz:

    İlgili yazı: Corona Virüsü Neden Yarasalar Üzerinden Bulaştı?

    Yerkabuğu ve uzaylılar

    Tektonik plakalar sadece gezegenimizi anlamamızı sağlamıyor. Aynı zamanda Dünya’da yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve evrende yaygın olup olmadığını da anlamaya yardım ediyor: 1) Kıtalar kayarken yere batan okyanus tabanı, kayaların yüz milyonlarca yılda havadan ve sudan emdiği karbondioksiti yeraltına taşıyarak 1 milyar yıl kadar yeraltında saklıyor. Daha sonra Atlantik sırtındaki çatlaklardan fışkıran lavların oluşturduğu yeni okyanus tabanı üzerinden depolan karbondioksiti denize geri veriyor.

    2) Karbondioksit sıcak günlerde suyun buharlaşmasıyla havaya karışıyor ve kıtaların kayması gezegenin havasını işte böyle temizleyerek yaşama uygun hale getiriyor. Atmosferdeki oksijen ile azot oranının değişmesini önleyerek iklimi ve atmosferi stabilize ediyor.

    4) İnsan kanı nasıl evrim geçirdi yazısında belirttiğim üzere kıtaların kayması, evrimi hızlandırarak omurgalılar ve memeliler gibi karmaşık canlı türlerinin ortaya çıkmasını da kolaylaştırdı. Bu son senaryoyu özellikle kıtaların kaymasının 1 milyar yıl önce başladığını öne süren yerbilimciler savunuyor ve tektonik faaliyetlerin iç çekirdeğin soğuyup katılaşmasıyla son 1 milyar yılda hız kazandığını belirtiyorlar. Tabii bir de nasıl kaydığı konusu var ve bu da bizi ikinci yerbilim sorusuna getiriyor:  

    İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

    2. Yerkabuğu ve süper kıta Pangea

    Dağlar nasıl oluşur bilir misiniz? Kıtaların çarpışmasıyla. Mesela Anadolu daha çok Avrasya ve Afrika plakalarının birbirini sıkıştırmasıyla oluşmuştur. Kıtalar çarpışınca buruşarak yukarı kalkar ve bunlar da sıradağları meydana getirir. Ülkemizin dağlık coğrafyasını ve deprem kuşağında yer almasını buna borçluyuz. Anadolu yarımadasının 18 milyon yıl önce oluşan çok yeni bir kara parçası olduğunu belirterek 300 milyon yıl önce ortaya çıkan Pangea gibi süper kıtalara geçelim.

    Anadolu ve diğer süper kıtaların ortak yanı çarpışarak ortaya çıkmalarıdır. Yeryüzünde kıtalar kayar ve 50 milyon yıl içinde haritada belirgin şekilde yer değiştirir; ama yeryüzünün alanı sınırlıdır ki biz de kıtaların zamanla bir araya gelerek toplanmasını bekleriz. Kısacası kıtalar ayrılarak bugünkü küçük anakaraları oluşturur ve tekrar birleşerek süper kıtaları yaratır. Bunlar da zamanla parçalanır ve bu döngü böyle sürüp gider fakat bir sorun var: Süper kıtaların aslında nasıl oluştuğunu bilmiyoruz. ☹

    Oysa süper kıtalar yaşam için çok önemlidir! Örneğin Pangea 175 milyon yıl önce parçalanırken tektonik plakaların kenarından yırtılmasına yol açtı. Bu da volkanik faaliyetlerle depremleri hızlandırdı ve çatlayan kayaların içindeki karbondioksiti atmosfere saldı. Hem kıtaların arasına ılıman denizlerin girmesi nedeniyle hem de karbondioksitin sera gazı olması yüzünden yeni oluşan bugünkü 7 kıta oldukça ılıman bir iklime sahip oldu.

    Pangea ve Trakya

    Asya’nın iki katı büyüklüğünde olan Pangea’nın iç kesimlerde nasıl sert bir karasal iklim olduğunu düşünsenize! Trakya’nın soğuğu Pangea kışının yanında ılık kalırdı. Biz de kıtaların kaydığını Pangea’dan biliyoruz ve bunun için haritaya bakmamız yeterli: Güney Amerika ve Afrika’nın birbirine bakan kenarı sanki elle büyük bir resimden kesilmiş gibi uyuşuyor. Hayal gücümüzü biraz zorlayıp daha dikkatli bakarak bütün kıtaları birbirine böyle uydurabiliriz. Okyanus kıyıları kıtaların eskiden Pangea halinde nasıl birleştiğini gösteriyor. Peki nasıl birleştiler?

    İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

    İki teori var

    1) Dışa dönüklük teorisine göre önceki süper kıtadan kopan anakaralar Dünya yuvarlak olduğu için Yerkürenin arka yüzüne kayıyor ve gezegenin sınırlı alanı yüzünden tekrar birleşerek yeni bir süper kıta oluşturuyor. Kıtaların ayrıldığı yerlerde bugünkü Atlantik Okyanusu ile Akdeniz gibi yeni su kütleleri meydana geliyor.

    Yine Afrika ile Avrupa’nın birleşmesiyle Akdeniz’in 50 milyon yıl sonra kapanacak olması gibi, kıtalar birleşirken arada kalan denizler de yok oluyor ki ABD’nin bazı bölgeleri eskiden deniz tabanıydı derken kastettiğimiz budur. Sıkışan deniz tabanı yukarı kalkarak karaların içinde kalınca 500 milyon yıllık fosilleri ve 4 milyar yıllık bakteri izlerini bilim insanlarının ayağına getiriyor (Kıtalar kaymasa en eski fosilleri bulmak çok zor olurdu; çünkü bunlar kazamayacağımız kadar derinde olurdu).

    2) İçe dönüklük teorisine göre kıtalar yine yukarıda anlattığımız gibi birbirinden kopuyor. Ancak, uzaklaşarak Dünya’nın arka yüzünde birleşmek yerine bu kez uzaklaşma duruyor ve kıtalar tekrar yakınlaşarak birleşiyor. Her iki teoride de kıtaların ayrılıp birleşmesi yaklaşık 250 milyon yıllık döngüler halinde tekrarlanıyor. Örneğin şu anda bizler Doğu Afrika’nın kıtadan koparak Arap plakasına yaklaşması sürecini yaşıyoruz. Bunu yazının başındaki magma sorguçlarına bağlarsak:

    İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

    Yerkabuğu ve taşınım hareketleri

    Çekirdekten yükselen sıcak madde Dünya’nın kesitini alırsanız portakal dilimlerine benzeyecek olan taşınım hareketlerine yol açıyor. Taşınım hareketleri çekirdekten yukarı yükselen dev erimiş magma sorguçlarını yaratıyor ve bunlar yerkabuğunun altında iki yana kayarken kıtaların arasını açıyor.

    Ne yazık ki yerbilimciler iki teori arasında kanıt yetersizliği yüzünden bir seçim yapamıyor; çünkü kıtaların kayması eski karaların izini siliyor (Bkz. 1 milyar yıllık kayıp kıtalar bulundu). Ayrıca Gondwana ve Pangea gibi süper kıtalar farklı şekillerde oluşuyor ki hiçbir teori bunları tam olarak açıklayamıyor.

    Yine de teorileri test etmenin bir yolu var: Eski okyanus ve yeni okyanus kabuğuna bakmak… Bunun için kıtaların, daha doğrusu tektonik plakaların çarpıştığı bölgelere bakarız. Burada yaşamış eski kabuklu canlıların fosilleri ve çürümüş organik tortul tabakalar, çarpışma bölgesinde okyanus tabanının yaşını belirlememizi sağlar. Bu bölgelerdeki okyanus tabanı genellikle yaşlıysa dışa dönüklük teorisi ve gençse içe dönüklük teorisi doğrulanacaktır. Şimdi gelelim Akdeniz’in kurumasına:

    İlgili yazı: Gezegenler Güneş Çevresinde Nasıl Dönüyor?

    3. Akdeniz 6 milyon yıl önce nasıl kurudu?

    Diyoruz ki Mars’ta Akdeniz kadar su var ve yeryüzünün yüzde 70’i okyanuslarla kaplı. Bu yüzden Akdeniz gözümüze küçük görünebilir ama 6 milyon yıl önce Cebelitarık Boğazı bilinmeyen bir sebeple kapandığında Akdeniz neredeyse tümüyle kurudu. Sadece İtalya ve Yunanistan’ın güneyindeki en derin bölgede bir miktar aşırı tuzlu su kaldı. Geri kalan deniz tabanı ise 1 km kalınlığında tuz tabakasıyla kaplandı ve bu felaket tarihe Messinya Tuzluluk Krizi olarak geçti.

    Düşünün ki Akdeniz havzası 2-3 km derinlikte olup haliyle deniz seviyesinin altındadır ve Akdeniz iklimi sıcaktır. Bu durumda kurumuş deniz tabanında yaşamak imkansız olmalı. Yüksek basınç, aşırı sıcak ve kalın tuz katmanı ekstremofil bakteriler dışındaki canlıların çoğunu öldürecektir… Yerbilimciler bu krize neyin yol açtığını bugün bile tartışıyor ve baş şüpheli olarak plaka tektoniğini gösteriyor. Kesin bildiğimiz tek şey ise Cebelitarık’ın kapanmış olmasıdır.

    Sonuçta Akdeniz ırmaklardan aldığı suyun daha fazlasını buharlaşma nedeniyle kaybeden bir iç deniz. Bu nedenle Atlantik okyanusuna bağlı olmazsa kuruyacaktır. Nitekim 6 milyon yıl önce öyle oldu ve Akdeniz havzasında toplu soy tükeniş yaşandı. Bu kez kayalar bize yardım etmiyor; çünkü Akdeniz’in tuzlu tortulları sebebiyle bölgede 6 milyon yıl öncesine ait çok sayıda fosil bulunmuyor. Bu da kireçtaşı kayaçlarının yaşını ölçmeyi zorlaştırıyor ve geriye volkanik kayalarla tarihleme yapmak kalıyor. Şansımıza bu zorluk Akdeniz’in neden kuruduğuna dair bir ipucu da ağlıyor:

    İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

    Yerkabuğu-nasıl-oluştu-ve-kıtalar-neden-kayıyor

    Yerkabuğu ve Akdeniz

    2003 yılında bilim insanları Akdeniz’deki volkanik kayaları hangi elementlerden ne kadar içerdiği bakımından karşılaştırdılar. Sonuçta mineraller iklim ve depremlere göre değişebilirdi; ama elementler volkanik kayaları yaratan lav akıntısının manto tabakasında ne kadar derinden geldiğini gösterecektir. Böylece Akdeniz’in nasıl kurduğuna dair yeni bir teori geliştirdiler:

    Cebelitarık civarında bir tektonik plaka kaydı ve bu da boğazın geçici olarak yükselip sıradağa dönüşmesine yol açtı. Şansımıza yeni depremlerle birlikte tektonik plaka yeniden kaydı ve boğazın batarak Akdeniz’in tekrar suyla dolmasını sağladı. Yoksa Ege ile Akdeniz kıyıları, plajlar ve yaz aşkı dediğimiz harika şey yerine ölümcül bir tuz tabakasıyla kaplı olacaktı (Corona krizine rağmen Temmuzda turizmin canlanacağını umuyorum).

    İlgili yazı: 18 Ayda Nasıl 24 Kilo Verdim?

    4. Bazalt seli patlamaları

    Büyük Ölüm yeryüzündeki canlı türlerinin yüzde 90’ından fazlasını yok eden en büyük toplu soy tükeniş olayıdır ve 252 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Büyük Ölüme dev yanardağ püskürmeleri ve lav selleri yol açtı. Bunlara bazaltın volkanik kaya olmasından hareketle bazalt seli patlamaları diyoruz. Nitekim Büyük ölüm sırasında Sibirya Platosu (Siberian Traps) dev bir bazalt seliyle oluştu. Peki bu kadar güçlü volkanik püskürmelere ve 1 milyon kilometrekareden büyük bazalt sellerine ne yol açıyor?

    1) Bunun bir sebebi magma sorguçları ve sıcak noktalardır. Bu tür dalma batma hareketleri kıtaların kaymasından farklıdır. Bu kez Los Angeles açıklarında olduğu gibi Pasifik Plakası Kuzey Amerika plakasının altına dalmaz. Bunun yerine dış çekirdekten yukarıya erimiş büyük magma sorguçları yükselir ve bunlar yerkabuğunu alttan şişirerek sivilce gibi patlatır. Bu da dev bazalt sellerine yol açarak ülke boyunda volkanik platolar yaratır. Aynı zamanda büyük iklim felaketlerini tetikler.

    Aslında bazalt sellerinin izini sürerek bunlara neyin yol açtığını anlayabiliriz; çünkü elimizdeki kanıtlar iki teorinin de geçerli olduğunu gösteriyor. Mesela Güney Afrika ve Çin’de milyonlarca yıl önce yaşanan lav sellerinin farklı nedenleri olduğu düşünülüyor. Peki eski bazalt sellerinin izini nasıl ararız?

    İlgili yazı: Renk Körlüğünü Düzelten Gözlük EnChroma

    Yerkabuğu ve yaban kayalar

    Bazalt selleri hem eski toplu soy tükenişleri gösteriyor hem de bugün yeraltında kalan 3 milyar yıllık en eski kıtaların kraton plakası denilen izlerini taşıyor (kratonlar milyarlarca yıl önce mantonun derinliklerine, 3000 km derine batmaktan bir şekilde kurtulmuş olan antik anakara parçalarıdır). Bunun da yaban kaya dediğimiz ksenolit taşlarıyla ilgisi bulunuyor; çünkü bu taşlar bize eski bazalt sellerinin ne zaman gerçekleştiğini gösteriyor.

    Peki bunu nasıl yaparız ve ksenolitlerin kadim kıtalarla ne ilgisi var derseniz: 2006’da yayınlanan bir makaleye göre bazalt sellerini volkanik kayaların içinde hapis kalan ksenolit taşlarına (yaban kaya) bakarak bulabiliriz. Bunlar yerkabuğunun hemen altında, üst manto tabakasında oluşuyor ve bazalt selleriyle birlikte yeryüzüne çıkıyor. 1) Başka türlü yeryüzüne çıkmaları mümkün olmadığından Ksenolitler onları taşıyan sellerin tarihini de veriyor.

    3) Bilim insanları ksenolitlerin yaşına da bakıyor. Sonuç olarak okyanus tabanının kıtaların altına daldığı bir yapraklanma olayı varsa ksenolitler de okyanus tabanıyla birlikte yeraltına batıp gözden kaybolacaktır. Bu durumda kaya tabakasında bulunan en eski ksenolitler okyanus tabanının ne zaman karaların altına battığını gösterir. Bu da kıtaların ne hızla kayarak yer değiştirdiğini ve nasıl çarpıştığını gösterecektir.

    Antik kıtaların kalıntıları

    4) Oysa en eski ksenolitler üst manto tabakası kadar yaşlıysa durum değişir. Sonuç olarak yapraklanma olayında okyanus tabanı aslında ksenolitlerden yaşlıdır ve ksenolitler işte bu yüzden okyanus tabanının ne zaman yeraltına battığını gösterir. Oysa bu taşlar bulundukları kaya tabakasıyla yaşıtsa onları yüzeye taşıyan bazalt seline kıtaların kayması yol açmış olamaz. Buna magma sorguçlarının neden olduğu anlaşılır (bir üst başlıktaki ikinci maddeye bakınız). Kim derdi ki birkaç taş bu kadar faydalı olsun? Oysa şimdi daha heyecanlı bir konuya geçiriyoruz. Dünya’da 12 metrelik eksen kaymasına:

    İlgili yazı: Matematik Evrensel Dil mi Yoksa İnsan İcadı mı?

    5. Dünyanın ekseni neden kaydı?

    Yerkürenin ekseni Newton mekaniğindeki üç cisim problemi ve diğer gezegenlerin etkisiyle doğal olarak yalpalayarak kayar. Uydumuz Ay sayesinde oldukça stabil bir eksen eğikliğimiz var ama küçük oynamalar bile buzul çağına yol açıyor.

    Öte yandan buzul çağının üzerinden geçen 10 bin yılda kutuplardaki buzların erimesiyle yerkabuğu ağırlık merkezi değişti ve gezegenin ekseni 10 m kaydı. İnsanlar da son 250 yılda fosil yakıtlarla yol açtıkları küresel ısınma nedeniyle Dünya eksenini 2 m daha kaydırdılar ve toplam kayma 12 m oldu.

    Örneğin 174-157 milyon yıl önce tropik Doğu Asya’nın sadece bin yıl içinde kurak iklime geçiş yaptığını ve jeolojik devirler açısından çok ani gerçekleşen bu değişikliğin de canlılar için felaket olduğunu biliyoruz. 2019 yılında yazılan bir makale kuraklığın sebebini eksen kayması olarak gösteriyor. Kutup kayması da denilen bu olay 174 milyon yıl önce Çin’i 2800 km güneye göndermiştir. 😮

    Ancak yanlış anlamayın

    Dünya yan yattığı için Çin güneye kaymış gibi oldu ama yerkabuğunda yer değiştirmedi. Özetlersek bu tip ani değişikliklere 1) Buzulların erimesi veya oluşması, 2) Büyük asteroit çarpışmaları, 3) Dünya’nın içten dengesini bozarak ağırlık merkezini değiştiren şu ünlü magma sorguçları (artık ezberledik sanırım 😊), 4) Kıtaların kayması ve 5) Başka bir yazıda anlatacağım dev manto topakları yol açıyor. Peki geçmişteki eksen kaymalarını nasıl tespit ederiz?

    İlgili yazı: Corona Virüsü Neden Yarasalar Üzerinden Bulaştı?

    Yerkabuğu ve mıknatıslanma

    Dünya’nın manyetik kutbu genellikle kuzey kutbudur. Geçmişte birçok kez ters dönmüş olmasına karşın istatistiksel olarak manyetik kutbumuz coğrafi kuzey kutbu veya kutup dairesi üzerinde yer almıştır. Buna karşın Dünya’nın ekseni kaydığında, özellikle de 174 milyon yıl önce olduğu gibi büyük kaymalar gerçekleştiğinde manyetik kutup uzun süre kuzey kutbundan uzak kalır. Bu da eksen kaymasının süresini ve ne zaman başladığını ele verir.

    Sonuçta yeryüzündeki demir ve diğer metaller manyetik kutba göre mıknatıslanarak bir tür pusulaya dönüşüyor. Biz de geçmişte ferromanyetik metal pusulasının nereyi gösterdiğine bakarak manyetik kutupla coğrafi kuzey kutbunun nasıl hizalandığını anlıyoruz. Oysa bu yöntem yakın geçmişte işe yaramıyor; çünkü metallerin mıknatıslanması için uzun süreler geçmesi gerekiyor. Yakın geçmişte oluşan yeni yerkabuğu parçaları güçlü manyetik izler taşımıyor.

    Bu tür sıcak noktalar deniz altındaki volkanların püskürmesiyle biriken lavlarla deniz altı dağları oluşturuyor. Bu dağların zirvesini ise Hawaii Adaları olarak görebiliyoruz. Bu ne anlama geliyor hocam derseniz Sherlock’u kıskandıracak bir delil derim: Sıcak noktalar aynı kalır ama yerkabuğu kayar ve biz de ikisini karşılaştırarak yakın zamandaki en hafif eksen kaymalarını bile saptayabiliriz. 😉 Gerçi bu tekniği henüz denemedik ama bu son konumuza geçmeye engel değil: Dünya’nın çekirdek sıcaklığı.

    İlgili yazı: Kırmızı İnsan Kanı Nasıl Evrim Geçirdi?

    Yerkabuğu-nasıl-oluştu-ve-kıtalar-neden-kayıyor

    6. Dünya’nın çekirdeği ne kadar sıcak?

    Yerbilimcilerin ilk çözdükleri sorulardan biri Yerkürenin çekirdeğinin çok sıcak olduğunu anlamaktı. Peki iç çekirdek ne kadar sıcak? Sonuçta dış yüzeyi 4 bin km’den kalın bir kaya tabakasının altında kalan iç çekirdek yüksek ısıyla basınç altında ezilerek kristalize olan dev bir demir-nikel topudur. Dünya’nın güçlü bir manyetik alana sahip olmasından yola çıkarak iç çekirdeğin Yüzde 80 oranında demir ve yüzde 20 oranında nikel içeren 2440 km çapındaki bir küre olduğunu anlıyoruz.

    Gerçi Dünya’nın manyetik alanını sıvı dış çekirdek üretiyor ama iç çekirdek dış çekirdeğin soğuyarak katılaşmış hali olduğu için büyük ölçüde demirden oluştuğunu tahmin edebiliyoruz. Ne de olsa demir manyetik alanı en iyi ileten metallerden biridir.

    Oysa son 1 milyar yılda dış çekirdek üzerinden yeterince ısı kaybederek, yani ısıyı yerkabuğu ve nihayet uzaya aktararak yeterince soğudu ve yukarıda belirttiğim gibi yerkabuğundaki volkanik faaliyetleri artırarak evrimi hızlandırdı. Peki iç çekirdeğin sıcaklığını ölçmek neden zor?

    İlgili yazı: Büyük Patlamadan Kalan İlk Ses Dalgaları

    Yerkabuğu ve iç çekirdek

    Bunun nedeni dış çekirdeğin altında kendini çok iyi gizlemesidir: Nitekim Dünya’nın asıl enerjisini; yani taşınım hareketleri, manyetik alan ve depremlere yol açan enerjiyi dinamo hareketi dediğimiz süreçle sıvı dış çekirdek üretiyor. Bu yüzden yerbilimciler volkanik faaliyetler ve yer sarsıntılarını gösteren sismik dalgalara bakarak dış çekirdeği anlayabiliyorlar. Oysa katı iç çekirdeğin dolaylı ve nispeten zayıf etkisini çözemiyorlar. Bunun da birkaç sebebi var:

    1) Demirin erime sıcaklığını bilmiyoruz. Nasıl olur derseniz düzeltelim: Demirin deniz seviyesindeki erime sıcaklığını gayet iyi biliyoruz; ama Dünya’nın merkezine doğru 3 milyon atmosferi aşan aşırı yüksek basınçta kaç derecede eridiğini bilmiyoruz. Sonuçta yüksek basınç erime sıcaklığını yükseltir.

    B) Diğer sorun ise yerçekiminden kaynaklanıyor: İç çekirdeğin merkezindeki basıncı ölçmenin bir anlamı yoktur; çünkü çekirdeğin merkezi yuvarlak Dünya’nın 360 derece etki eden yerçekimiyle her yöne yaklaşık olarak eşit güçte çekiliyor. Bu da iç çekirdeğin tam ortasında yerçekimini sıfırlayarak basıncı düşürüyor. Ancak, merkezin hemen dışında yerçekimi ve basınç hızla artmaya başlıyor.

    Yerçekimi ve kuantum fiziği

    C) İç çekirdeğin basıncını ölçmek yerçekimi mekaniği yüzünden zaten karmaşık bilgisayar simülasyonları isteyen zor bir iş. Oysa bir de kuantum fiziğinin zorlukları var: İç çekirdeğin sıcaklığı basınca bağlıdır; ancak sıcaklık da termal radyasyondan kaynaklanıyor. Bu da elektromanyetik kuvvete ve dolayısıyla kuantum fiziğine tabidir. Kısacası iç çekirdeğin merkezinde basıncı ölçmek gereksiz görünse bile basınca bağlı olan sıcaklık merkeze yaklaştıkça kesintisiz olarak artacaktır. Oysa bütün bunlar teorik zorluklardı. Bir de deneysel zorluklar var; yani elmas çekiçler:


    İlgili yazı: Hipernova: 10 Kat Güçlü Patlayan Ölüm Yıldızları

    İç çekirdek ve elmas çekiçler

    Yerbilimciler iç çekirdekteki aşırı şartların yerçekimini tanımlayan genel görelilik teorisi ile kuantum fiziğini birleştirmeyi gerektirdiğini görünce bilgisayar simülasyonlarına ve deneylere kaydılar; çünkü bugüne dek yerçekimiyle kuantum fiziğini birleştirerek bir kuantum kütleçekim kuramı geliştiremedik. Öte yandan mikroskobik uçlu süper sivri elmas çekiçler arasına yerleştirdiğiniz demir yapraklarını yüksek basınçla ezerek deney yapmamıza bir engel yoktur:

    Demiri ezmek iç çekirdeğin basıncı ve sıcaklığı ölçmemize izin verir. Biz de sıcaklığın iç çekirdeğin merkezine yayılacağı öngörüsünden hareket ederek iç çekirdeğin en azından ortalama sıcaklığını ölçebiliriz. Bilim insanları 2013’te yaptıkları elmas çekiç deneyinde iç çekirdeğin yüzey sıcaklığının eskiden sanıldığı gibi 4800 derece değil, 5900 derece olduğunu gördüler. Bu da Güneş yüzeyinden sıcaktır!

    Peki iç çekirdek Güneş’ten nasıl sıcak olabilir? Bunun nedeni iç çekirdek yüzeyinin yüksek basınçta hemen kristalize olup donmak yerine önce sıvılaşmasıdır. İç çekirdeğin katılaşmaya başladığı derinliklerde kuantum fiziği ve elektromanyetik alanlar devreye girerek çekirdek yüzeyindeki demir atomlarının geçici olarak sıvılaşıp tekrar katılaşmasını sağlıyor. Bu da Dünya gezegeninde hayatın devamlılığını sağlıyor:

    İlgili yazı: Büyük Ölüm: Dünyanın En Büyük Felaketi

    Yerkabuğu-nasıl-oluştu-ve-kıtalar-neden-kayıyor

    Yerkabuğu ve Dünya’da hayat

    1) İç çekirdeğin soğuması ve katılaşması yavaşlıyor: Sonuçta bir gün çekirdek tamamen katılaşacak ve sıvı dış çekirdek ortadan kalkınca Dünya atmosferini koruyan manyetik alan da yok olacak ve Dünya’nın doğal iklimlendirme sistemi olan kıtaların kayması duracak. Çekirdeğin yavaş soğuması iyi bir şeydir. 😎

    2) İç çekirdeğin kısmen sıvılaşan yüzeyi, dış çekirdeğin iç çekirdek üzerinde kaymasını hızlandıran yağlama etkisi yaratıp dış çekirdeğin dinamo etkisiyle ürettiği manyetik alanı güçlendiriyor. 3) İç çekirdeğin kısmen sıvılaşabilen yüzeyi onun yerkabuğunu sandığımızdan fazla etkilediğini gösteriyor. Biz de dış çekirdeğe bakarak iç çekirdeği daha kolay anlayabileceğimizi fark etmiş bulunuyoruz.

    Peki Dünya’nın yüzey okyanuslarına eş miktarda su içeren bir yeraltı okyanusu olduğunu biliyor musunuz? Onu da şimdi okuyabilir ve iç çekirdeğin neden Dünya’nın geri kalanından tam 4 milyar yıl genç olduğuna bakabilirsiniz. Corona krizinin en kısa sürede geçmesi dileğiyle sağlıcakla kalın.

    3,3 milyar yılda kıtaların kayması


    1Deep roots of the Messinian salinity crisis
    2Late Cretaceous Polar Wander of the Pacific Plate: Evidence of a Rapid True Polar Wander Event
    3Supercontinents: myths, mysteries, and milestones
    4Multiple volcanic episodes of flood basalts caused by thermochemical mantle plumes

    Yazı kaynağı : khosann.com

    Dünya'nın yerkabuğu

    Dünya'nın yerkabuğu

    Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, Yerküre'nin en dış kısmında bulunan yapıdır.

    Karalarda daha kalın (35–40 km), Tibet Platosunda ise 70 km, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha ince (8–12 km) olan yer kabuğunun ortalama kalınlığı 33 km kadardır. Kimyasal bileşimi ve yoğunluğu birbirinden farklı iki kısımdan meydana gelir. Bunlardan biri granit bileşimindeki kayaçlardan oluşan granitik yer kabuğu; diğeri ise bazalt bileşimindeki kayaçlardan oluşan bazaltik yer kabuğudur.

    Granitik yer kabuğunda silisyum ve alüminyum elementleri hakimdir. Bu nedenle daha hafiftir; yoğunluğu 2,7-2,8 g/cm3 arasında bulunur. Silisyum (Si) ve alüminyum (Al) elementlerinden oluştuğu için "sial" olarak da adlandırılır.[1] Yer kabuğunun üst kısmını teşkil eder. Bazaltik yer kabuğunda ise silisyum ve magnezyumlu unsurlar hakimdir. Dolayısıyla granitik kabuktan daha ağırdır; yoğunluğu 3-3,5 g/cm3 arasında değişir. Granitik yer kabuğunun altında ve okyanus tabanlarında yer alır. Bu nedenle bazaltik yer kabuğuna "okyanusal kabuk" adı da verilir.

    Bu iki kısım bütün kıtaların altında bulunmaktadır. Buna karşılık okyanusların altında durum farklıdır. Burada bazaltik kabuk birkaç kilometre kalınlıkta ince bir tabaka halinde uzanır. Buna karşılık granitik kabuk ya hiç yoktur (örneğin Büyük Okyanus) ya da çok incedir (Atlas ve Hint Okyanusları).

    Kabuğun sıcaklığı derinlere gidildikçe artar.[2] Sıcaklık, kabuğun üst kısmında her kilometre için 30 °C (54 °F) artar. Altta yatan manto ile sınırında yaklaşık 200 °C (392 °F) ila 400 °C (752 °F) arasındaki değerlere ulaşır. Daha derin kabukta jeotermal gradyan daha küçüktür.[3]

    Kabuk ile manto arasındaki sınıra Mohorovicic Süreksizliği (Moho) denilir. Bu kesimde yoğunluğa bağlı olarak sismik P dalgalarının hızı litosferde 7,2 km/s iken, mantonun üst kısmında 8,1 km/s'ye çıkar.

    Dünya'nın kabuğu temel olarak ikiye ayrılır:

    Dünya'nın çekirdeği, yeryüzünden 2900 km derinlikten başlayıp, 6370 km derinliğe kadar uzanır. Mantodan Wiechert-Gutenberg kesintisiyle ayrılır. En içte bulunur. Büyük basınç altında bulunur. Sıcaklığı 4000 °C nin üzerindedir.[1] Bileşimi demir ile kalayca bileşik oluşturan az miktarda oluşumlar içerir. Bunlar; kükürt, silisyum ve oksijen içeren demir-nikel alaşımıdır.

    İki kısımdan oluşur:

    1) Dış çekirdek: 2270 km kalınlıktadır. Sıvı bir katmandır. Dünya'nın manyetik alanını oluşturan metalik demir bu zon içinde hareketlidir.[4]

    2) İç çekirdek: 1216 km yarıçaplıdır. Dış çekirdeğe göre daha yüksek sıcaklığa sahiptir ancak bu sıcaklığa rağmen; gezegenin merkezindeki çok büyük basınçtan dolayı demir katı halde bulunur.[4]

    Mohorovicic süreksizliği, yoğunluk bakımından bir sıçrama ile kendini gösteren ve ultrabazik kayalardan oluşan geçişe karşılık gelen sınıra denir. Kara ve okyanus tabanı yoğunluk farkı ancak moho seviyesinin üstteki kısmında görülür.

    Sial[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yer kabuğunun üst tabakasıdır. Bünyesinde daha çok silisyum ve alüminyum bulundurduğundan bu tabakaya sial adı verilmiştir (Si=silisyum, Al=alüminyum). Jeokimyasal bir terimdir.[5] Silisyum ve alüminyum, yeryüzü elementlerinin çoğundan daha az yoğun olduğu için kabuğun üst tabakasında yoğunlaşma eğilimindedirler.

    Ortalama kalınlığı yüzeyden derine 25 km kadardır. Kıtalar esas olarak silikon ve alüminyumdan oluşan daha hafif kaya malzemesinden oluşur. Bu nedenle sial, kıtalar üzerinde kalındır. Özellikle Pasifik okyanusu olmak üzere diğer okyanus tabanlarında çok ince veya yoktur. Ortalama sial yoğunluğu 2.7 gm/cc’dir.

    Jeologlar bu tabadaki kayaları felsik olarak adlandırırlar. Çünkü alüminyum silikat mineral serisi yüksek miktarda feldspat içermektedir. Sial, “birçok miktarda bazaltik kayada dahil olmak üzere oldukça çeşitli kaya türlerine sahiptir." [6]

    Sial’in tabanı katı bir sınır değildir. Conrad süreksizliği sınırı öne sürülmüştür ancak bu konu hakkında çok az bilgi bilinmektedir.[7]

    Büyük baskılar nedeniyle, sima viskozitesi yüksek bir sıvı gibi akar, bu yüzden siya simanın üzerinde izostatik dengede yüzmektedir.[8] Dağlar, okyanustaki buz dağları gibi yukarı ve aşağı doğru uzanır.[8] Kıtasal plakalarda sial 5 km ila 70 km derinliğine kadar uzanmaktadır.[9]

    Sima[değiştir | kaynağı değiştir]

    Sial tabakasının altında yer alır. Bileşiminde daha çok silisyum ve magnezyum bulunduğundan bu tabakaya "sima" adı verilmiştir (Si=silisyum, Ma=Magnezyum). Sima yüzeye geldiğinde bazalttır, bu nedenle bazen bu tabakaya 'bazalt tabakası' denilmektedir. Magnezyum silikat mineralleri bakımından zengin kayalardan oluşmuştur.

    Yoğun sima yüzeye geldiğinde mafik kayaçları oluşturur. En yoğun sima, daha az silikata sahiptir ve ultramafik kayaçları oluşturur.

    Kabuk (jeoloji)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Jeolojide kabuk, kayalık bir gezegenin, cüce gezegenin veya doğal uydunun en dıştaki katı kabuğudur. Genellikle altta yatan mantodan kimyasal bileşimi ile ayırt edilir; bununla birlikte, buzla kaplı uydularda, fazına (katı kabuk ve sıvı manto) göre ayırt edilebilir.

    Dünya, Merkür, Venüs, Mars, İo, Ay ve diğer gezegensel cisimlerin kabukları magmatik süreçler yoluyla oluşmuştur ve daha sonra erozyon, çarpma krateri, volkanizma ve sedimantasyon ile düzenlenmiştir.

    Karasal gezegenlerin çoğu oldukça düzgün kabuklara sahiptir. Bununla birlikte, Dünya iki farklı kabuk türüne sahiptir: kıtasal ve okyanusal kabuk. Bu iki kabuk farklı kimyasal bileşimlere ve farklı fiziksel özelliklere sahiptir. Farklı jeolojik süreçlerle oluşmuşlardır.

    Kabuk türleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Gezegenlerle ilgilenen jeologlar, kabuğu nasıl ve ne zaman oluştuklarına göre üç kategoriye ayırırlar.[10]

    Birincil kabuk/ilkel kabuk[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bu bir gezegenin "orijinal" kabuğudur. Magma okyanusunun katılaşmasıyla oluşur. Gezegensel birikimin sonuna doğru, karasal gezegenlerin muhtemelen magma okyanusları olan yüzeyleri vardı. Bunlar soğudukça kabuğa dönüştüler.[11] Bu kabuk muhtemelen büyük etkilerle tahrip edilmiş ve Ağır Bombardıman Dönemi sona erdiğinde defalarca kez yeniden şekillenmiştir.[12]

    Birincil kabuğun doğası tartışılmaktadır: kimyasal, mineralojik ve fiziksel özellikleri ve bunları oluşturan magmatik mekanizmalar hala bilinmemektedir. Dünya'nın birincil kabuğunun hiçbiri günümüze ulaşamadığı için bunun üzerine çalışmak zordur.[13] Dünyanın plaka tektoniklerinden yüksek oranda erozyon ve kabuk geri dönüşümü nedeniyle Dünya'nın sahip olduğu birincil kabuk da dahil olmak üzere yaklaşık 4 milyar yıldan eski kayalar yok olmuştur.

    Bununla birlikte, jeologlar birincil kabuk hakkında diğer karasal gezegenlerde çalışarak bilgi toplayabilirler. Merkür'ün yüksek alanları tartışılsa da birincil kabuğu temsil edebilir.[14] Ay'ın anortozit yaylalarında birincil kabuk vardır. Ayın birincil kabuğu olan plajiyoklazlar ilk magma okyanusunu kristalleştirip üzerinde yüzmüşlerdir.[15] Bununla birlikte, Ay'ın susuz bir sistem olması ve Dünya'da su olması nedeniyle, Dünya'nın benzer bir şekil izlemesi pek olası değildir.[16] Mars göktaşı ALH84001, Mars'ın birincil kabuğunu temsil edebilir ancak bu konu tartışılmaktadır.[14] Dünya gibi, Venüs de birincil kabuktan yoksundur, çünkü tüm gezegen tekrar tekrar yeniden ortaya çıkmış ve değişmiştir.[17]

    İkincil kabuk[değiştir | kaynağı değiştir]

    İkincil kabuk, mantodaki silikat malzemelerin kısmi erimesi ile oluşur ve genellikle bileşimde bazaltiktir.[10]

    Bu, Güneş Sistemindeki en yaygın kabuk türüdür. Merkür, Venüs, Dünya ve Mars'ın yüzeylerinin çoğu, Ay'ın bazaltik ovaları gibi ikincil kabuklardan oluşur. Yeryüzünde, öncelikle manto adyabatik yükselişinin kısmi erimeye neden olduğu okyanus ortası yayılma merkezlerinde ikincil kabuk oluştuğunu görüyoruz .

    Üçüncül kabuk[değiştir | kaynağı değiştir]

    Üçüncül kabuk, birincil veya ikincil kabuğa kıyasla kimyasal olarak daha çok düzenlenmiştir. Birkaç şekilde oluşabilir:

    Üçüncül kabuğun bilinen tek örneği Dünya'nın kıtasal kabuğudur. Diğer karasal gezegenlerin üçüncül kabuğa sahip oldukları söylenip söylenemeyeceği bilinmemekle birlikte, şimdiye kadar elde edilen kanıtlar olmadığını göstermektedir. Bunun nedeni, üçüncül kabuk oluşturmak için plaka tektoniğine ihtiyaç duyulmasıdır ve Dünya, Güneş Sistemimizde plaka tektoniği olan tek gezegendir.

    Ay'ın kabuğu[değiştir | kaynağı değiştir]

    " Theia " adlı teorik bir gezegenin, çarparak Dünya'yı oluşturması ve bu çarpışmayla uzaya fırlatılan malzemelerle Ay'ın oluşturduğu düşünülmektedir. Ay oluşurken, dış kısmının " ay magma okyanusu " olarak erimiş olduğu düşünülmektedir. Plajiyoklaz feldspat, bu magma okyanusunu büyük miktarlarda kristalleştirmiş ve yüzeye doğru yüzdürmüştür. Kabuğun üst kısmı muhtemelen ortalama %88 plajiyoklaz içermektedir. Kabuğun alt kısmı ise piroksen ve olivin gibi daha yüksek bir ferromagnez mineral yüzdesi içerebilmektedir ancak bu alt kısım muhtemelen ortalama %78 plajiyoklaz içermektedir.[18]

    Kabuğun kalınlığı yaklaşık 20 ila 120 km arasında değişmektedir. Ay'ın uzak tarafındaki kabuk, yakın taraftakinden yaklaşık 12 km daha kalındır. Ortalama kalınlık tahminleri yaklaşık 50 ila 60 km arasındadır. Plajiyoklaz bakımından zengin bu kabuğun çoğu, ayın oluşumundan kısa bir süre sonra, yaklaşık 4.5 ila 4.3 milyar yıl önce oluşmuştur. Kabuğun belki% 10'u veya daha azı, başlangıç ​​plajiyoklaz bakımından zengin materyalin oluşumundan sonra eklenen magmatik kayadan oluşur. Daha sonraki eklemelerin en iyi karakterize edilen ve en hacimli olanı, yaklaşık 3.9 ila 3.2 milyar yıl önce oluşan mare bazaltlardır. Küçük volkanizma 3.2 milyar yıl sonra, belki de 1 milyar yıl kadar önceye kadar devam etti. Levha tektoniğinin kanıtı yoktur.

    Ay'ın çalışması, Dünya'dan önemli ölçüde daha küçük kayalık bir gezegenin gövdesinde bir kabuğun oluşabileceğini göstermiştir. Ay'ın yarıçapı Dünya'nın sadece dörtte biri olmasına rağmen, ay kabuğunun ortalama kalınlığı daha fazladır. Bu kalın kabuk, Ay'ın oluşumundan hemen sonra oluşmuştur. Magmatizma, yaklaşık 3.9 milyar yıl önce sona eren yoğun meteorit etkileri döneminden sonra da devam etti, ancak 3.9 milyar yıldan küçük magmatik kayaçlar kabuğun sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor.[19]

    Dünya'nın yer kabuğunun oluşumu ve evrimi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dünya yaklaşık 4.6 milyar yıl önce Güneş'in etrafında dönen bir toz ve gaz diskiydi. Gezegenlerin ve diğer küçük kayalık cisimlerin çarpıştığı ve sıkıştığı, yavaş yavaş bir gezegene dönüşen toplanma yoluyla oluştu. Bu süreç, erken Dünya'nın tamamen erimesine neden olan muazzam miktarda ısı üretti. Gezegensel toplanma yavaşladıkça, Dünya soğumaya başladı ve birincil veya ilkel kabuk olarak adlandırılan ilk kabuk oluştu.[20] Bu kabuk muhtemelen büyük etkilerle defalarca kez yok edilmiş, maruz kaldığı etkilerle magma okyanusları oluşmuş ve yeniden düzenlenmiştir. Dünya'nın birincil kabuğunun hiçbiri günümüze ulaşamamıştır; bunların hepsi son birkaç milyar yıl boyunca erozyon, etkiler ve levha tektoniği ile yok edilmiştir.

    O zamandan beri, dünya ikincil ve üçüncül kabuk oluşturmaya devam ediyor. Altta yatan mantonun kısmi erimesiyle bazaltik magmalar ve yeni okyanus formlarını verdiği okyanus yayılma sırtında ikincil kabuk oluşmaya devam etmektedir. Bu uzaklaşan levhaların itici gücüdür ve sürekli yeni okyanus kabuğu oluşturur. Bu, eski kabuğun bir yerde imha edilmesi gerektiği anlamına gelir, bu nedenle, bir yayılma merkezinin karşısında genelde bir batma bölgesi vardır. Yeni okyanus kabuğu yaratma ve eski okyanus kabuğunu yok etmenin bu sürekli süreci, bugün dünyadaki en eski okyanus kabuğunun yaklaşık 200 milyon yaşında olduğu anlamına gelir.

    Buna karşılık, kıtasal kabuğun büyük kısmı çok daha eskidir. Dünya üzerindeki en eski kıtasal kabuk kayaların yaşları 4,28 milyar ile 3,7 milyar yıl arasındadır [21][22]. Batı Avusturalya'da Narryer Granit Dağlık Bölge içerisinde bulunmuştur. Kuzeybatı toprakları üzerindeki Kanada kalkanı ve Baltık kalkanı gibi kratonik bölgelerde acasta gnayslar bulunmuştur.

    Mevcut Dünya'nın kıtasal kabuğunun ortalama yaşının yaklaşık 2,0 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.[23] 2,5 milyar yıl önce oluşan kabuklu kayaların çoğu kratonlarda bulunur. Bu tür eski kıtasal kabuk ve altta yatan astenosfer Dünya'nın başka yerlerinde daha az yoğundur ve bu nedenle batma ile kolayca yok edilemez. Yeni kıtasal kabuğun oluşumu yoğun orojenik dönemlerle bağlıdır. Bu dönemler Rodinia, Pangea ve Gondwana gibi süper kıtaların oluşumlarıyla çakışır. Kabuk kısmen ada yaylarının toplanmasıyla ve metamorfik kıvrım kemerlerinin toplanmasıyla oluşur. Altta yatan mantonun litosferik manto oluşturmak üzere tükenmesiyle korunur.

    Yüzey şekilleri - Yer kabuğu etkinlikleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yerkürenin iç ısı kaynağı ve mantonun konveksiyon hareketleri, yer kabuğunun günümüzdeki fiziksel özellikleri (kalınlık, bileşim, esneklik ve kırılganlık), atmosfer ve gezegenin su kütlesi uygun bir birleşim ve karşılıklı etkileşme ile, Yer'in Güneş Sistemi içinde benzerine rastlanmayan bir jeolojik etkinliğe sahip olmasını sağlar. Birlikte evrimleşme ile ortaya çıkmış ve yaşamın yeryüzünde varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmez olan bu sistem, gezegen tarihi boyunca belli sınırlar içinde sabit kalabilmiştir.

    Yer kabuğunda kayaların yüzey kısmında yoğunlukları ve bunların yayılış alanları biliniyor ve kabuğu oluşturan farklı parçalar, yani kıtaların yüzey kısımlarının yoğunluklarını hesap etmek mümkün oluyor. Erinç, Washington'a dayanarak 2000'e yakın kabuğun farklı büyük parçaları için aşağıdaki tabloyu oluşturmuş ve şu sonuçlar ortaya çıkmıştır:


    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap