Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    yer kabuğu hareketleriyle oluşan deprem türünün adı

    1 ziyaretçi

    yer kabuğu hareketleriyle oluşan deprem türünün adı bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Depremlerin Oluşumu ve Türleri

    geology4

    Depremlerin Oluşumu ve Türleri:

    Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar litosfer içerisinde yer alır. Tüm jeolojik süreçler ve depremler Litosfer içerisinde meydana gelirler. Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto'nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.

    Litosferin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, litosfer parçalanmakta ve birçok "Levha"lara bölünmektedir. Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları, çekirdekte meydana gelen radyoaktif parçalanmalar sonucu açığa çıkan yüksek ısı nedeni ile oluşmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe litosferde gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.

    Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını (dalma-batma zonları) oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu döngü, litosferin altında devam edip gitmektedir.

    İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada meydana gelen depremlerin büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde gelişmektedir.

    Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan "Levha"ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik.

    Birbirlerini iten ya da diğerinin altına dalan iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

    İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar. Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve "Fay" adı verilen kırıklar oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey örtüsü ile üzerlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden hareket edebilir.

    Depremlerinin olusumu "Elastik Sıçrama" (Elastic Rebound) teorisi ile açıklanır. Bu teoriye göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

    Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.

    Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

    Faylar genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara "Doğrultu Atımlı Fay"denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir. Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da "Egim Atımlı Fay"denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket beraber gelişebilir.

    Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "Tektonik" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar. Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "Volkanik" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sırasında metdana gelirler. Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya'da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir.

    Bir başka tip depremler de "Çöküntü" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.

    Yazı kaynağı : deprem.aku.edu.tr

    Deprem Nedir?

    DEPREMLE �LG�L� TEKN�K B�LG�LER

    G�R�S:

    D�nyan�n olu�umundan beri, sismik y�nden aktif bulunan b�lgelerde depremlerin ard���kl� olarak olu�tu�u ve sonucundan da milyonlarca insan�n ve bar�naklar�n yok oldu�u bilinmektedir.

    Bilindi�i gibi yurdumuz d�nyan�n en etkin deprem ku�aklar�ndan birinin �zerinde bulunmaktad�r. Ge�mi�te yurdumuzda bir�ok y�k�c� depremler oldu�u gibi, gelecekte de s�k s�k olu�acak depremlerle b�y�k can ve mal kayb�na u�rayaca��m�z bir ger�ektir.

    Deprem B�lgeleri Haritas�'na g�re, yurdumuzun %92'sinin deprem b�lgeleri i�erisinde oldu�u, n�fusumuzun %95'inin deprem tehlikesi alt�nda ya�ad��� ve ayr�ca b�y�k sanayi merkezlerinin %98'i ve barajlar�m�z�n %93'�n�n deprem b�lgesinde bulundu�u bilinmektedir.

    Son 58 y�l i�erisinde depremlerden, 58.202 vatanda��m�z hayat�n� kaybetmi�, 122.096 ki�i yaralanm�� ve yakla��k olarak 411.465 bina y�k�lm�� veya a��r hasar g�rm��t�r. Sonu� olarak denilebilir ki, depremlerden her y�l ortalama 1.003 vatanda��m�z �lmekte ve 7.094 bina y�k�lmaktad�r.

    DEPREM NED�R ?

    Yerkabu�u i�indeki k�r�lmalar nedeniyle ani olarak ortaya ��kan titre�imlerin dalgalar halinde yay�larak ge�tikleri ortamlar� ve yery�zeyini sarsma olay�na "DEPREM" denir.

    Deprem, insan�n hareketsiz kabul etti�i ve g�venle aya��n� bast��� topra��n da oynayaca��n� ve �zerinde bulunan t�m yap�lar�nda hasar g�r�p, can kayb�na u�rayacak �ekilde y�k�labileceklerini g�steren bir do�a olay�d�r.

    Depremin nas�l olu�tu�unu, deprem dalgalar�n�n yeryuvar� i�inde ne �ekilde yay�ld�klar�n�, �l�� aletleri ve y�ntemlerini, kay�tlar�n de�erlendirilmesini ve deprem ile ilgili di�er konular� inceleyen bilim dal�na "S�SMOLOJ�" denir.

    Yer Kabu�u Hareketinin �ematik Anlat�m�

    DEPREM�N OLU� NEDENLER� VE T�RLER�:

    D�nyan�n i� yap�s� konusunda, jeolojik ve jeofizik �al��malar sonucu elde edilen verilerin destekledi�i bir yery�z� modeli bulunmaktad�r. Bu modele g�re, yerk�renin d�� k�sm�nda yakla��k 70-100 km.kal�nl���nda olu�mu� bir ta�k�re (Litosfer) vard�r. K�talar ve okyanuslar bu ta�k�rede yer al�r.Litosfer ile �ekirdek aras�nda kalan ve kal�nl��� 2.900 km olan ku�a�a Manto ad� verilir. Manto'nun alt�ndaki �ekirdegin Nikel-Demir kar���m�ndan olu�tu�u kabul edilmektedir.Yerin, y�zeyden derine gidildik�e �s�n�n artt��� bilinmektedir. Enine deprem dalgalar�n�n yerin �ekirde�inde yay�lamad��� olgusundan giderek �ekirde�in s�v� bir ortam olmas� gerekti�i sonucuna var�lmaktad�r.

    Manto genelde kat� olmakla beraber y�zeyden derine inildik�e i�inde yerel s�v� ortamlar� bulundurmaktad�r.

    Ta�k�re'nin alt�nda Astenosfer denilen yumu�ak �st Manto bulunmaktad�r.Burada olu�an kuvvetler, �zellikle konveksiyon ak�mlar� nedeni ile, ta� kabuk par�alanmakta ve bir�ok "Levha"lara b�l�nmektedir. �st Manto'da olu�an konveksiyon ak�mlar�, radyoaktivite nedeni ile olu�an y�ksek �s�ya ba�lanmaktad�r. Konveksiyon ak�mlar� yukar�lara y�kseldik�e ta�yuvarda gerilmelere ve daha sonra da zay�f zonlar�n k�r�lmas�yla levhalar�n olu�mas�na neden olmaktad�r. Halen 10 kadar b�y�k levha ve �ok say�da k���k levhalar vard�r. Bu levhalar �zerinde duran k�talarla birlikte, Astenosfer �zerinde sal gibi y�zmekte olup, birbirlerine g�re insanlar�n hissedemeyece�i bir h�zla hareket etmektedirler.

    Konveksiyon ak�mlar�n�n y�kseldi�i yerlerde levhalar birbirlerinden uzakla�makta ve buradan ��kan s�cak magmada okyanus ortas� s�rtlar�n� olu�turmaktad�r. Levhalar�n birbirlerine de�dikleri b�lgelerde s�rt�nmeler ve s�k��malar olmakta, s�rt�nen levhalardan biri a�a��ya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlar�n� olu�turmaktad�r. Konveksiyon ak�mlar�n�n neden oldu�u bu ard���kl� olay tatk�renin alt�nda devam edip gitmektedir.

    ��te yerkabu�unu olu�turan levhalar�n birbirine s�rt�nd�kleri, birbirlerini s�k��t�rd�klar�, birbirlerinin �st�ne ��kt�klar� ya da alt�na girdikleri bu levhalar�n s�n�rlar� d�nyada depremlerin olduklar� yerler olarak kar��m�za ��kmaktad�r. D�nyada olan depremlerin hemen b�y�k �o�unlu�u bu levhalar�n birbirlerini zorlad�klar� levha s�n�rlar�nda dar ku�aklar �zerinde olusmaktad�r.

    Yukar�da, yerkabu�unu olu�turan "Levha"lar�n, Astenosferdeki konveksiyon ak�mlar� nedeniyle hareket halinde olduklar�n� ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden a��ld�klar�n� ve bu olaylar�n meydana geldi�i zonlar�n da deprem b�lgelerini olu�turdu�unu s�ylemistik.

    Birbirlerini iten ya da di�erinin alt�na giren iki levha aras�nda, harekete engel olan bir s�rt�nme kuvveti vard�r. Bir levhan�n hareket edebilmesi i�in bu s�rt�nme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

    �tilmekte olan bir levha ile bir di�er levha aras�nda s�rt�nme kuvveti a��ld��� zaman bir hareket olu�ur. Bu hareket �ok k�sa bir zaman biriminde ger�ekle�ir ve �ok niteli�indedir. Sonunda �ok uzaklara kadar yay�labilen deprem (sars�nt�) dalgalar� ortaya ��kar.Bu dalgalar ge�ti�i ortamlar� sarsarak ve depremin olu� y�n�nden uzakla�t�k�a enerjisi azalarak yay�l�r. Bu s�rada yery�z�nde, bazen g�zle g�r�lebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY ad� verilen arazi k�r�klar� olu�abilir. Bu k�r�klar bazen yery�z�nde g�zlenemez, y�zey tabakalar� ile gizlenmi� olabilir. Bazen de eski bir depremden olu�mu� ve yer�z�ne kadar ��km��, ancak zamanla �rt�lm�� bir fay yeniden oynayabilir.

    Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve "Elastik Geri Sekme Kuram�" ad� alt�nda anlat�m� 1911 y�l�nda Amerikal� Reid taraf�ndan yap�lm��t�r ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanm��t�r.

    Bu kurama g�re, herhangibir noktada, zamana ba��ml� olarak, yava� yava� olu�an birim deformasyon birikiminin elastik olarak depolad��� enerji, kritik bir de�ere eri�ti�inde, fay d�zlemi boyunca var olan s�rt�nme kuvvetini yenerek, fay �izgisinin her iki taraf�ndaki kaya� bloklar�n�n birbirine g�reli hareketlerini olu�turmaktad�r. Bu olay ani yer de�i�tirme hareketidir. Bu ani yer de�i�tirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin a���a ��kmas�, bo�almas�, di�er bir deyi�le mekanik enerjiye d�n��mesi ile ve sonu� olarak yer katmanlar�n�n k�r�lma ve y�rt�lma hareketi ile olmaktad�r.

    Asl�nda kayalar�n, �nceden bir birim yerde�i�tirme birikimine u�ramadan k�r�lmalar� olanaks�zd�r. Bu birim yer de�i�tirme hareketlerini, hareketsiz g�r�len yerkabu�unda, �st mantoda olu�an konveksiyon ak�mlar� olu�turmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayan�kl�l�k g�sterebilmekte ve sonrada k�r�lmaktad�r. ��te bu k�r�lmalar sonucu depremler olu�maktad�r. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmi� olan gerilmelerin ve enerjinin bir k�sm� ya da tamam� giderilmi� olmaktad�r.

    �o�unlukla bu deprem olay� esnas�nda olu�an faylarda, elastik geri sekmeler (at�m), fay�n her iki taraf�nda ve ters y�nde olu�maktad�rlar.

    FAYLAR genellikle hareket y�nlerine g�re isimlendirilirler. Daha �ok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara "Do�rultu At�ml� Fay"denir. Fay�n olu�turdu�u iki ayr� blokun birbirlerine g�reli olarak sa�a veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sa� veya sol y�nl� do�rultulu at�ml� faya bir �rnektir.

    D�sey hareketlerle meydana gelen faylara da "Egim At�ml� Fay"denir. Faylar�n �o�unda hem yatay, hem de d�sey hareket bulunabilir.

    DEPREM T�RLER� :

    Depremler olu� nedenlerine g�re degi�ik t�rlerde olabilir. D�nyada olan depremlerin b�y�k bir b�l�m� yukar�da anlat�lan bi�imde olu�makla birlikte az miktarda da olsa baska do�al nedenlerle de olan deprem t�rleri bulunmaktad�r. Yukar�da anlat�lan levhalar�n hareketi sonucu olan depremler genellikle "TEKTON�K" depremler olarak nitelenir ve bu depremler �o�unlukla levhalar s�n�rlar�nda olusurlar.Yery�z�nde olan depremlerin %90'� bu gruba girer. T�rkiye'de olan depremler de b�y�k �o�unlukla tektonik depremlerdir. �kinci tip depremler "VOLKAN�K" depremlerdir. Bunlar volkanlar�n p�sk�rmesi sonucu olu�urlar.Yerin derinliklerinde ergimi� maddenin yery�z�ne ��k��� s�ras�ndaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda olu�an gazlar�n yapm�� olduklar� patlamalarla bu t�r depremlerin maydana geldi�i bilinmektedir. Bunlar da yanarda�larla ilgili olduklar�ndan yereldirler ve �nemli zarara neden olmazlar. Japonya ve �talya'da olusan depremlerin bir k�sm� bu gruba girmektedir. T�rkiye'de aktif yanarda� olmad��� i�in bu tip depremler olmamaktad�r.

    Bir ba�ka tip depremler de "��K�NT�" depremlerdir. Bunlar yer alt�ndaki bo�luklar�n (ma�ara), k�m�r ocaklar�nda galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu olu�an bo�luklar� tavan blokunun ��kmesi ile olu�urlar. Hissedilme alanlar� yerel olup enerjileri azd�r fazla zarar getirmezler. B�y�k heyelanlar ve g�kten d��en meteorlar�n da k���k sars�nt�lara neden oldu�u bilinmektedir.

    Oda�� deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde k�y�lara kadar olu�an ve bazen k�y�larda b�y�k hasarlara neden olan dalgalar olu�ur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin �ok g�r�ld��� Japonya'da Tsunami'den 1896 y�l�nda 30.000 kisi �lm�st�r.

    DEPREM PARAMETRELER� :

    Herhangibir deprem olu�tu�unda, bu depremim tariflenmesi ve anla��labilmesi i�in "DEPREM PARAMETRELER�" olarak tan�mlanan baz� kavramlardan s�z edilmektedir. A�a��da k�saca bu parametrelerin a��klamas� yap�lacakt�r. 

    Odak noktas� yerin i�inde depremin enerjisinin ortaya ��kt��� noktad�r.Bu noktaya odak noktas� veya i� merkez de denir.Ger�ekte , enerjinin ortaya ��kt��� bir nokta olmay�p bir aland�r , fakat pratik uygulamalarda nokta olarak kabul edilmektedir.

    Odak noktas�, d�� merkez ve sismik deprem dalgalar�n�n yay�l���

    Odak noktas�na en yak�n olan yer �zerindeki noktad�r.Buras� ayn� zamanda depremin en �ok hasar yapt��� veya en kuvvetli larak hissedildi�i noktad�r.Asl�nda bu , bir noktadan �ok bir aland�r.Depremin d�� merkez alan� depremin �iddetine ba�l� olarak �e�itli b�y�kl�klerde olabilir. Bazen b�y�k bir depremin odak noktas�n�n boyutlar� y�zlerce kilometreyle de belirlenebilir.Bu nedenle "Episantr B�lgesi" ya da "Episantr Alan�" olarak tan�mlama yap�lmas� ger�e�e daha yak�n bir tan�mlama olacakt�r. 

    Depremde enerjinin a���a ��kt��� noktan�nyery�z�nden en k�sa uzakl���, depremin odak derinli�i olarak adland�r�l�r. Depremler odak derinliklerine g�re s�n�fland�r�labilir.Bu s�n�fland�rma tektonik depremler i�in ge�erlidir.Yerin 0-60 km.derinli�inde olan depremler s�� deprem olarak nitelenir.Yerin 70-300 km.derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir.Derin depremler ise yerin 300 km.den fazla derinli�inde olan depremlerdir.T�rkiye'de olan depremler genellikle s�� depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km.aras�ndad�r.Orta ve derin depremler daha �ok bir levhan�n bir di�er levhan�n alt�na girdi�i b�lgelerde olur.Derin depremler �ok genis alanlarda hissedilir , buna kar��l�k yapt�klar� hasar azd�r.S�� depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan i�inde �ok b�y�k hasar yapabilirler. 

    Ayn� �iddetle sars�lan noktalar� birbirine ba�layan noktalara denir. Bunun tamamlanmas�yla e���ddet haritas� ortaya ��kar. Genelde kabul edilmi� duruma g�re, e�rilerin olu�turdu�u yani iki e�ri aras�nda kalan alan, depremlerden etkilenme y�n�yle, �iddet bak�m�ndan s�n�rland�r�lm�� olur. Bu nedenle depremin �iddeti e��iddet e�rileri �zerine de�il, alan i�erisine yaz�l�r. 

    Herhangibir derinlikte olan depremin, yery�z�nde hissedildi�i bir noktadaki etkisinin �l��s� olarak tan�mlanmaktad�r. Di�er bir deyi�le depremin �iddeti, onun yap�lar, do�a ve insanlar �zerindeki etkilerinin bir �l��s�d�r. Bu etki, depremin b�y�kl���, odak derinli�i, uzakl��� yap�lar�n depreme kar�� g�sterdi�i dayan�kl�l�k dahi de�i�ik olabilmektedir. �iddet depremin kayna��ndaki b�y�kl��� hakk�nda do�ru bilgi vermemekle beraber, deprem dolay�s�yla olu�an hasar� yukar�da belirtilen etkenlere ba�l� olarak yans�t�r.

    Depremin �iddeti, depremlerin g�zlenen etkileri sonucunda ve uzun y�llar�n vermi� oldu�u deneyimlere dayan�larak haz�rlanm�� olan "�iddet Cetvelleri"ne g�re de�erlendirilmektedir. Di�er bir deyi�le "Deprem �iddet Cetvelleri" depremin etkisinde kalan canl� ve cans�z her�eyin depreme g�sterdi�i tepkiyi de�erlendirmektedir. �nceden haz�rlanm�� olan bu cetveller, her �iddet derecesindeki depremlerin insanlar, yap�lar ve arazi �zerinde meydana getirece�i etkileri belirlemektedir.

    Bir deprem olu�tu�unda, bu depremin herhangibir noktadaki �iddetini belirlemek i�in, o b�lgede meydana gelen etkiler g�zlenir. Bu izlenimler �iddet Cetveli'nde hangi �iddet derecesi tan�m�na uygunsa, depremin �iddeti, o �iddet derecesi olarak de�erlendirilir. �rne�in; depremin neden oldu�u etkiler, �iddet cetvelinde VIII �iddet olarak tan�mlanan bulgular� i�eriyorsa, o deprem VIII �iddetinde bir deprem olarak tariflenir. Deprem �iddet Cetvellerinde, �iddetler romen rakam�yla g�sterilmektedir. Bug�n kullan�lan batl�ca �iddet cetvelleri de�i�tirilmi� "Mercalli Cetveli (MM)" ve "Medvedev-Sponheur-Karnik (MSK)" �iddet cetvelidir. Her iki cetvelde de XII �iddet derecesini kapsamaktad�r. Bu cetvellere g�re,�iddeti V ve daha k���k olan depremler genellikle yap�larda hasar meydana getirmezler ve insanlar�n depremi hissetme �ekillerine g�re de�erlendirilirler.

    VI-XII aras�ndaki �iddetler ise, depremlerin yap�larda meydana getirdi�i hasar ve arazide olu�turdu�u k�r�lma, yar�lma, heyelan gibi bulgulara dayan�larak de�erlendirilmektedir. 

    Deprem s�ras�nda a���a ��kan enerjinin bir �l��s� olarak tan�mlanmaktad�r. Enerjinin do�rudan do�ruya �l��lmesi olana�� olmad���ndan, Amerika Birle�ik Devletleri'nden Prof.C.Richter taraf�ndan 1930 y�llar�nda bulunan bir y�ntemle depremlerin aletsel bir �l��s� olan "Magnit�d" tan�mlanm��t�r. Prof .Richter, episantrdan 100 km. uzakl�kta ve sert zemine yerlestirilmis �zel bir sismografla (2800 b�y�tmeli, �zel periyodu 0.8 saniye ve %80 s�n�m� olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismograf� ile) kaydedilmi� zemin hareketinin mikron cinsinden (1 mikron 1/1000 mm) �l��len maksimum genli�inin 10 taban�na g�re logaritmas�n� bir depremin "magnit�d�" olarak tan�mlam��t�r. Bug�ne dek olan depremler istatistik olarak incelendi�inde kaydedilen en b�y�k magnit�d de�erinin 8.9 oldu�u g�r�lmektedir(31 Ocak 1906 Colombiya-Ekvator ve 2Mart 1933 Sanriku-Japonya depremleri).

    Magnit�d, aletsel ve g�zlemsel magnit�d de�erleri olmak �zere iki gruba ayr�labilmektedir.

    Aletsel magnit�d, yukar�da da belitildi�i �zere, standart bir sismografla kaydedilen deprem hareketinin maksimum genlik ve periyod de�eri ve alet kalibrasyon fonksiyonlar�n�n kullan�lmas� ile yap�lan hesaplamalar sonucunda elde edilmektedir. Aletsel magnit�d de�eri, gerek hacim dalgalar� ve gerekse y�zey dalgalar�ndan hesaplan�lmaktad�r.

    Genel olarak, hacim dalgalar�ndan hesaplanan magnit�dler (m), ile y�zey dalgalar�ndan hesaplanan ma�nit�dler de (M) ile g�sterilmektedir. Her iki magnit�d de�erini birbirine d�n��t�recek baz� ba��nt�lar mevcuttur.

    G�zlemsel magnit�d de�eri ise, g�zlemsel inceleme sonucu elde edilen episantr �iddetinden hesaplanmaktad�r. Ancak, bu t�r hesaplamalarda, magnit�d-�iddet ba��nt�s�n�n incelenilen b�lgeden b�lgeye de�i�ti�i de g�z�n�nde tutulmal�d�r.

    G�zlemevleri taraf�ndan bildirilen bu depremin magnit�d� depremin enerjisi hakk�nda fikir vermez. ��nk� deprem s�� veya derin odakl� olabilir. Magnit�d� ayn� olan iki depremden s�� olan� daha �ok hasar yaparken, derin olan� daha az hasar yapaca��ndan arada bir fark olacakt�r. Yine de Richter �l�e�i (magnit�d) depremlerin �zelliklerini saptamada �ok �nemli bir unsur olmaktad�r.

    Depremlerin �iddet ve magnit�dleri aras�nda birtak�m ampirik ba��nt�lar ��kar�lm��t�r. Bu ba��nt�lardan �iddet ve magnit�d de�erleri aras�ndaki d�n���mleri a�a��daki gibi verilebilir.

    DEPREM�N D��ER �ZELL�KLER� : 

    Bazen b�y�k bir deprem olmadan �nce k���k sars�nt�lar olur. Bu k���k sars�nt�lara "�NC� DEPREMLER" denilmektedir. B�y�k bir depremin olu�undan sonra da belki birka� y�z adet k���k deprem olmaya devam etmektedir. Bu k���k depremler "ART�I DEPREMLER" olarak isimlendirilir ve b�y�k depremin olu� an�na g�re bunlar�n �iddetinde ve say�s�nda azal�m g�r�l�r.

    DEPREM ��DDET CETVEL� :

    �iddet cetvellerinin a��klamas�na ge�meden �nce, burada kullan�lacak terimlerin belirtilmesine �al���lacakt�r. �zel bir �ekilde depreme dayan�kl� olarak projelendirilmemi� yap�lar �� tipe ayr�lmaktad�r:

    A Tipi : K�rsal konutlar, kerpi� yap�lar, kire� ya da �amur har�l� moloz ta� yap�lar.

    B Tipi : Tu�la yap�lar, yar�m kagir yap�lar, kesme ta� yap�lar, beton biriket ve hafif prefabrike yap�lar.

    C Tipi : Betonarme yap�lar, iyi yap�lm�� ah�ap yap�lar.

    Siddet derecelerinin a��klanmas�nda kullan�lan az, �ok ve pek�ok deyimleri ortalama bir de�er olarak s�ras�yla, %5, %50 ve %75 oranlar�n� belirlemektedir.

    Yap�lardaki hasar ise be� gruba ayr�lm��t�r :

    Hafif Hasar : �nce s�va �atlaklar�n�n meydana gelmesi ve k���k s�va par�alar�n�n d�k�lmesiyle tan�mlan�r.

    Orta Hasar : Duvarlarda k���k �atlaklar�n meydana gelmesi, olduk�a b�y�k s�va par�alar�n�n d�k�lmesi, kiremitlerin kaymas�, bacalarda �atlaklar�n olu�mas� ve baz� baca par�alar�n�n a�a��ya d��mesiyle tan�mlan�r.

    A��r Hasar : Duvarlarda b�y�k �atlaklar�n meydana gelmesi ve bacalar�n y�k�lmas�yla tan�mlan�r.

    Y�k�nt� : Duvarlar�n yar�lmas�, binalar�n baz� k�s�mlar�n�n y�k�lmas� ve derzlerle ayr�lm�� k�s�mlar�n�n ba�lant�s�n� kaybetmesiyle tan�mlan�r.

    Fazla Y�k�nt� : Yap�lar�n t�m olarak y�k�lmas�yla tan�mlan�r.

    �iddet �izelgelerinin a��klanmas�nda her �iddet derecesi �� b�l�me ayr�lm��t�r.

    Bunlardan;

    a) B�l�m�nde depremin ki�i ve �evre,

    b) B�l�m�nde depremin her tipteki yap�lar,

    c) B�l�m�nde de depremin arazi �zerindeki etkileri belirtilmistir.

    �DDET, ZEM�N �VMES�, HIZ VE YAPI T�PLER�NDEK� HASAR ARASINDAK� �L��K�LER

    Bilgiler www.deprem.gov.tr den al�nm�st�r...

    Yazı kaynağı : www.koeri.boun.edu.tr

    yer kabuğu hareketleri ile oluşan deprem türünün adı

    yer kabuğu hareketleri ile oluşan deprem türünün adı

    yer kabuğu hareketleri ile oluşan deprem türünün adı bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Depremlerin Oluşumu ve Türleri

    geology4

    Depremlerin Oluşumu ve Türleri:

    Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar litosfer içerisinde yer alır. Tüm jeolojik süreçler ve depremler Litosfer içerisinde meydana gelirler. Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto'nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.

    Litosferin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, litosfer parçalanmakta ve birçok "Levha"lara bölünmektedir. Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları, çekirdekte meydana gelen radyoaktif parçalanmalar sonucu açığa çıkan yüksek ısı nedeni ile oluşmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe litosferde gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.

    Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını (dalma-batma zonları) oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu döngü, litosferin altında devam edip gitmektedir.

    İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada meydana gelen depremlerin büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde gelişmektedir.

    Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan "Levha"ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik.

    Birbirlerini iten ya da diğerinin altına dalan iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

    İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar. Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve "Fay" adı verilen kırıklar oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey örtüsü ile üzerlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden hareket edebilir.

    Depremlerinin olusumu "Elastik Sıçrama" (Elastic Rebound) teorisi ile açıklanır. Bu teoriye göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

    Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.

    Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

    Faylar genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara "Doğrultu Atımlı Fay"denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir. Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da "Egim Atımlı Fay"denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket beraber gelişebilir.

    Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "Tektonik" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar. Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "Volkanik" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sırasında metdana gelirler. Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya'da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir.

    Bir başka tip depremler de "Çöküntü" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.

    Yazı kaynağı : deprem.aku.edu.tr

    Deprem Nedir?

    DEPREMLE �LG�L� TEKN�K B�LG�LER

    G�R�S:

    D�nyan�n olu�umundan beri, sismik y�nden aktif bulunan b�lgelerde depremlerin ard���kl� olarak olu�tu�u ve sonucundan da milyonlarca insan�n ve bar�naklar�n yok oldu�u bilinmektedir.

    Bilindi�i gibi yurdumuz d�nyan�n en etkin deprem ku�aklar�ndan birinin �zerinde bulunmaktad�r. Ge�mi�te yurdumuzda bir�ok y�k�c� depremler oldu�u gibi, gelecekte de s�k s�k olu�acak depremlerle b�y�k can ve mal kayb�na u�rayaca��m�z bir ger�ektir.

    Deprem B�lgeleri Haritas�'na g�re, yurdumuzun %92'sinin deprem b�lgeleri i�erisinde oldu�u, n�fusumuzun %95'inin deprem tehlikesi alt�nda ya�ad��� ve ayr�ca b�y�k sanayi merkezlerinin %98'i ve barajlar�m�z�n %93'�n�n deprem b�lgesinde bulundu�u bilinmektedir.

    Son 58 y�l i�erisinde depremlerden, 58.202 vatanda��m�z hayat�n� kaybetmi�, 122.096 ki�i yaralanm�� ve yakla��k olarak 411.465 bina y�k�lm�� veya a��r hasar g�rm��t�r. Sonu� olarak denilebilir ki, depremlerden her y�l ortalama 1.003 vatanda��m�z �lmekte ve 7.094 bina y�k�lmaktad�r.

    DEPREM NED�R ?

    Yerkabu�u i�indeki k�r�lmalar nedeniyle ani olarak ortaya ��kan titre�imlerin dalgalar halinde yay�larak ge�tikleri ortamlar� ve yery�zeyini sarsma olay�na "DEPREM" denir.

    Deprem, insan�n hareketsiz kabul etti�i ve g�venle aya��n� bast��� topra��n da oynayaca��n� ve �zerinde bulunan t�m yap�lar�nda hasar g�r�p, can kayb�na u�rayacak �ekilde y�k�labileceklerini g�steren bir do�a olay�d�r.

    Depremin nas�l olu�tu�unu, deprem dalgalar�n�n yeryuvar� i�inde ne �ekilde yay�ld�klar�n�, �l�� aletleri ve y�ntemlerini, kay�tlar�n de�erlendirilmesini ve deprem ile ilgili di�er konular� inceleyen bilim dal�na "S�SMOLOJ�" denir.

    Yer Kabu�u Hareketinin �ematik Anlat�m�

    DEPREM�N OLU� NEDENLER� VE T�RLER�:

    D�nyan�n i� yap�s� konusunda, jeolojik ve jeofizik �al��malar sonucu elde edilen verilerin destekledi�i bir yery�z� modeli bulunmaktad�r. Bu modele g�re, yerk�renin d�� k�sm�nda yakla��k 70-100 km.kal�nl���nda olu�mu� bir ta�k�re (Litosfer) vard�r. K�talar ve okyanuslar bu ta�k�rede yer al�r.Litosfer ile �ekirdek aras�nda kalan ve kal�nl��� 2.900 km olan ku�a�a Manto ad� verilir. Manto'nun alt�ndaki �ekirdegin Nikel-Demir kar���m�ndan olu�tu�u kabul edilmektedir.Yerin, y�zeyden derine gidildik�e �s�n�n artt��� bilinmektedir. Enine deprem dalgalar�n�n yerin �ekirde�inde yay�lamad��� olgusundan giderek �ekirde�in s�v� bir ortam olmas� gerekti�i sonucuna var�lmaktad�r.

    Manto genelde kat� olmakla beraber y�zeyden derine inildik�e i�inde yerel s�v� ortamlar� bulundurmaktad�r.

    Ta�k�re'nin alt�nda Astenosfer denilen yumu�ak �st Manto bulunmaktad�r.Burada olu�an kuvvetler, �zellikle konveksiyon ak�mlar� nedeni ile, ta� kabuk par�alanmakta ve bir�ok "Levha"lara b�l�nmektedir. �st Manto'da olu�an konveksiyon ak�mlar�, radyoaktivite nedeni ile olu�an y�ksek �s�ya ba�lanmaktad�r. Konveksiyon ak�mlar� yukar�lara y�kseldik�e ta�yuvarda gerilmelere ve daha sonra da zay�f zonlar�n k�r�lmas�yla levhalar�n olu�mas�na neden olmaktad�r. Halen 10 kadar b�y�k levha ve �ok say�da k���k levhalar vard�r. Bu levhalar �zerinde duran k�talarla birlikte, Astenosfer �zerinde sal gibi y�zmekte olup, birbirlerine g�re insanlar�n hissedemeyece�i bir h�zla hareket etmektedirler.

    Konveksiyon ak�mlar�n�n y�kseldi�i yerlerde levhalar birbirlerinden uzakla�makta ve buradan ��kan s�cak magmada okyanus ortas� s�rtlar�n� olu�turmaktad�r. Levhalar�n birbirlerine de�dikleri b�lgelerde s�rt�nmeler ve s�k��malar olmakta, s�rt�nen levhalardan biri a�a��ya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlar�n� olu�turmaktad�r. Konveksiyon ak�mlar�n�n neden oldu�u bu ard���kl� olay tatk�renin alt�nda devam edip gitmektedir.

    ��te yerkabu�unu olu�turan levhalar�n birbirine s�rt�nd�kleri, birbirlerini s�k��t�rd�klar�, birbirlerinin �st�ne ��kt�klar� ya da alt�na girdikleri bu levhalar�n s�n�rlar� d�nyada depremlerin olduklar� yerler olarak kar��m�za ��kmaktad�r. D�nyada olan depremlerin hemen b�y�k �o�unlu�u bu levhalar�n birbirlerini zorlad�klar� levha s�n�rlar�nda dar ku�aklar �zerinde olusmaktad�r.

    Yukar�da, yerkabu�unu olu�turan "Levha"lar�n, Astenosferdeki konveksiyon ak�mlar� nedeniyle hareket halinde olduklar�n� ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden a��ld�klar�n� ve bu olaylar�n meydana geldi�i zonlar�n da deprem b�lgelerini olu�turdu�unu s�ylemistik.

    Birbirlerini iten ya da di�erinin alt�na giren iki levha aras�nda, harekete engel olan bir s�rt�nme kuvveti vard�r. Bir levhan�n hareket edebilmesi i�in bu s�rt�nme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

    �tilmekte olan bir levha ile bir di�er levha aras�nda s�rt�nme kuvveti a��ld��� zaman bir hareket olu�ur. Bu hareket �ok k�sa bir zaman biriminde ger�ekle�ir ve �ok niteli�indedir. Sonunda �ok uzaklara kadar yay�labilen deprem (sars�nt�) dalgalar� ortaya ��kar.Bu dalgalar ge�ti�i ortamlar� sarsarak ve depremin olu� y�n�nden uzakla�t�k�a enerjisi azalarak yay�l�r. Bu s�rada yery�z�nde, bazen g�zle g�r�lebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY ad� verilen arazi k�r�klar� olu�abilir. Bu k�r�klar bazen yery�z�nde g�zlenemez, y�zey tabakalar� ile gizlenmi� olabilir. Bazen de eski bir depremden olu�mu� ve yer�z�ne kadar ��km��, ancak zamanla �rt�lm�� bir fay yeniden oynayabilir.

    Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve "Elastik Geri Sekme Kuram�" ad� alt�nda anlat�m� 1911 y�l�nda Amerikal� Reid taraf�ndan yap�lm��t�r ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanm��t�r.

    Bu kurama g�re, herhangibir noktada, zamana ba��ml� olarak, yava� yava� olu�an birim deformasyon birikiminin elastik olarak depolad��� enerji, kritik bir de�ere eri�ti�inde, fay d�zlemi boyunca var olan s�rt�nme kuvvetini yenerek, fay �izgisinin her iki taraf�ndaki kaya� bloklar�n�n birbirine g�reli hareketlerini olu�turmaktad�r. Bu olay ani yer de�i�tirme hareketidir. Bu ani yer de�i�tirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin a���a ��kmas�, bo�almas�, di�er bir deyi�le mekanik enerjiye d�n��mesi ile ve sonu� olarak yer katmanlar�n�n k�r�lma ve y�rt�lma hareketi ile olmaktad�r.

    Asl�nda kayalar�n, �nceden bir birim yerde�i�tirme birikimine u�ramadan k�r�lmalar� olanaks�zd�r. Bu birim yer de�i�tirme hareketlerini, hareketsiz g�r�len yerkabu�unda, �st mantoda olu�an konveksiyon ak�mlar� olu�turmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayan�kl�l�k g�sterebilmekte ve sonrada k�r�lmaktad�r. ��te bu k�r�lmalar sonucu depremler olu�maktad�r. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmi� olan gerilmelerin ve enerjinin bir k�sm� ya da tamam� giderilmi� olmaktad�r.

    �o�unlukla bu deprem olay� esnas�nda olu�an faylarda, elastik geri sekmeler (at�m), fay�n her iki taraf�nda ve ters y�nde olu�maktad�rlar.

    FAYLAR genellikle hareket y�nlerine g�re isimlendirilirler. Daha �ok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara "Do�rultu At�ml� Fay"denir. Fay�n olu�turdu�u iki ayr� blokun birbirlerine g�reli olarak sa�a veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sa� veya sol y�nl� do�rultulu at�ml� faya bir �rnektir.

    D�sey hareketlerle meydana gelen faylara da "Egim At�ml� Fay"denir. Faylar�n �o�unda hem yatay, hem de d�sey hareket bulunabilir.

    DEPREM T�RLER� :

    Depremler olu� nedenlerine g�re degi�ik t�rlerde olabilir. D�nyada olan depremlerin b�y�k bir b�l�m� yukar�da anlat�lan bi�imde olu�makla birlikte az miktarda da olsa baska do�al nedenlerle de olan deprem t�rleri bulunmaktad�r. Yukar�da anlat�lan levhalar�n hareketi sonucu olan depremler genellikle "TEKTON�K" depremler olarak nitelenir ve bu depremler �o�unlukla levhalar s�n�rlar�nda olusurlar.Yery�z�nde olan depremlerin %90'� bu gruba girer. T�rkiye'de olan depremler de b�y�k �o�unlukla tektonik depremlerdir. �kinci tip depremler "VOLKAN�K" depremlerdir. Bunlar volkanlar�n p�sk�rmesi sonucu olu�urlar.Yerin derinliklerinde ergimi� maddenin yery�z�ne ��k��� s�ras�ndaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda olu�an gazlar�n yapm�� olduklar� patlamalarla bu t�r depremlerin maydana geldi�i bilinmektedir. Bunlar da yanarda�larla ilgili olduklar�ndan yereldirler ve �nemli zarara neden olmazlar. Japonya ve �talya'da olusan depremlerin bir k�sm� bu gruba girmektedir. T�rkiye'de aktif yanarda� olmad��� i�in bu tip depremler olmamaktad�r.

    Bir ba�ka tip depremler de "��K�NT�" depremlerdir. Bunlar yer alt�ndaki bo�luklar�n (ma�ara), k�m�r ocaklar�nda galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu olu�an bo�luklar� tavan blokunun ��kmesi ile olu�urlar. Hissedilme alanlar� yerel olup enerjileri azd�r fazla zarar getirmezler. B�y�k heyelanlar ve g�kten d��en meteorlar�n da k���k sars�nt�lara neden oldu�u bilinmektedir.

    Oda�� deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde k�y�lara kadar olu�an ve bazen k�y�larda b�y�k hasarlara neden olan dalgalar olu�ur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin �ok g�r�ld��� Japonya'da Tsunami'den 1896 y�l�nda 30.000 kisi �lm�st�r.

    DEPREM PARAMETRELER� :

    Herhangibir deprem olu�tu�unda, bu depremim tariflenmesi ve anla��labilmesi i�in "DEPREM PARAMETRELER�" olarak tan�mlanan baz� kavramlardan s�z edilmektedir. A�a��da k�saca bu parametrelerin a��klamas� yap�lacakt�r. 

    Odak noktas� yerin i�inde depremin enerjisinin ortaya ��kt��� noktad�r.Bu noktaya odak noktas� veya i� merkez de denir.Ger�ekte , enerjinin ortaya ��kt��� bir nokta olmay�p bir aland�r , fakat pratik uygulamalarda nokta olarak kabul edilmektedir.

    Odak noktas�, d�� merkez ve sismik deprem dalgalar�n�n yay�l���

    Odak noktas�na en yak�n olan yer �zerindeki noktad�r.Buras� ayn� zamanda depremin en �ok hasar yapt��� veya en kuvvetli larak hissedildi�i noktad�r.Asl�nda bu , bir noktadan �ok bir aland�r.Depremin d�� merkez alan� depremin �iddetine ba�l� olarak �e�itli b�y�kl�klerde olabilir. Bazen b�y�k bir depremin odak noktas�n�n boyutlar� y�zlerce kilometreyle de belirlenebilir.Bu nedenle "Episantr B�lgesi" ya da "Episantr Alan�" olarak tan�mlama yap�lmas� ger�e�e daha yak�n bir tan�mlama olacakt�r. 

    Depremde enerjinin a���a ��kt��� noktan�nyery�z�nden en k�sa uzakl���, depremin odak derinli�i olarak adland�r�l�r. Depremler odak derinliklerine g�re s�n�fland�r�labilir.Bu s�n�fland�rma tektonik depremler i�in ge�erlidir.Yerin 0-60 km.derinli�inde olan depremler s�� deprem olarak nitelenir.Yerin 70-300 km.derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir.Derin depremler ise yerin 300 km.den fazla derinli�inde olan depremlerdir.T�rkiye'de olan depremler genellikle s�� depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km.aras�ndad�r.Orta ve derin depremler daha �ok bir levhan�n bir di�er levhan�n alt�na girdi�i b�lgelerde olur.Derin depremler �ok genis alanlarda hissedilir , buna kar��l�k yapt�klar� hasar azd�r.S�� depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan i�inde �ok b�y�k hasar yapabilirler. 

    Ayn� �iddetle sars�lan noktalar� birbirine ba�layan noktalara denir. Bunun tamamlanmas�yla e���ddet haritas� ortaya ��kar. Genelde kabul edilmi� duruma g�re, e�rilerin olu�turdu�u yani iki e�ri aras�nda kalan alan, depremlerden etkilenme y�n�yle, �iddet bak�m�ndan s�n�rland�r�lm�� olur. Bu nedenle depremin �iddeti e��iddet e�rileri �zerine de�il, alan i�erisine yaz�l�r. 

    Herhangibir derinlikte olan depremin, yery�z�nde hissedildi�i bir noktadaki etkisinin �l��s� olarak tan�mlanmaktad�r. Di�er bir deyi�le depremin �iddeti, onun yap�lar, do�a ve insanlar �zerindeki etkilerinin bir �l��s�d�r. Bu etki, depremin b�y�kl���, odak derinli�i, uzakl��� yap�lar�n depreme kar�� g�sterdi�i dayan�kl�l�k dahi de�i�ik olabilmektedir. �iddet depremin kayna��ndaki b�y�kl��� hakk�nda do�ru bilgi vermemekle beraber, deprem dolay�s�yla olu�an hasar� yukar�da belirtilen etkenlere ba�l� olarak yans�t�r.

    Depremin �iddeti, depremlerin g�zlenen etkileri sonucunda ve uzun y�llar�n vermi� oldu�u deneyimlere dayan�larak haz�rlanm�� olan "�iddet Cetvelleri"ne g�re de�erlendirilmektedir. Di�er bir deyi�le "Deprem �iddet Cetvelleri" depremin etkisinde kalan canl� ve cans�z her�eyin depreme g�sterdi�i tepkiyi de�erlendirmektedir. �nceden haz�rlanm�� olan bu cetveller, her �iddet derecesindeki depremlerin insanlar, yap�lar ve arazi �zerinde meydana getirece�i etkileri belirlemektedir.

    Bir deprem olu�tu�unda, bu depremin herhangibir noktadaki �iddetini belirlemek i�in, o b�lgede meydana gelen etkiler g�zlenir. Bu izlenimler �iddet Cetveli'nde hangi �iddet derecesi tan�m�na uygunsa, depremin �iddeti, o �iddet derecesi olarak de�erlendirilir. �rne�in; depremin neden oldu�u etkiler, �iddet cetvelinde VIII �iddet olarak tan�mlanan bulgular� i�eriyorsa, o deprem VIII �iddetinde bir deprem olarak tariflenir. Deprem �iddet Cetvellerinde, �iddetler romen rakam�yla g�sterilmektedir. Bug�n kullan�lan batl�ca �iddet cetvelleri de�i�tirilmi� "Mercalli Cetveli (MM)" ve "Medvedev-Sponheur-Karnik (MSK)" �iddet cetvelidir. Her iki cetvelde de XII �iddet derecesini kapsamaktad�r. Bu cetvellere g�re,�iddeti V ve daha k���k olan depremler genellikle yap�larda hasar meydana getirmezler ve insanlar�n depremi hissetme �ekillerine g�re de�erlendirilirler.

    VI-XII aras�ndaki �iddetler ise, depremlerin yap�larda meydana getirdi�i hasar ve arazide olu�turdu�u k�r�lma, yar�lma, heyelan gibi bulgulara dayan�larak de�erlendirilmektedir. 

    Deprem s�ras�nda a���a ��kan enerjinin bir �l��s� olarak tan�mlanmaktad�r. Enerjinin do�rudan do�ruya �l��lmesi olana�� olmad���ndan, Amerika Birle�ik Devletleri'nden Prof.C.Richter taraf�ndan 1930 y�llar�nda bulunan bir y�ntemle depremlerin aletsel bir �l��s� olan "Magnit�d" tan�mlanm��t�r. Prof .Richter, episantrdan 100 km. uzakl�kta ve sert zemine yerlestirilmis �zel bir sismografla (2800 b�y�tmeli, �zel periyodu 0.8 saniye ve %80 s�n�m� olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismograf� ile) kaydedilmi� zemin hareketinin mikron cinsinden (1 mikron 1/1000 mm) �l��len maksimum genli�inin 10 taban�na g�re logaritmas�n� bir depremin "magnit�d�" olarak tan�mlam��t�r. Bug�ne dek olan depremler istatistik olarak incelendi�inde kaydedilen en b�y�k magnit�d de�erinin 8.9 oldu�u g�r�lmektedir(31 Ocak 1906 Colombiya-Ekvator ve 2Mart 1933 Sanriku-Japonya depremleri).

    Magnit�d, aletsel ve g�zlemsel magnit�d de�erleri olmak �zere iki gruba ayr�labilmektedir.

    Aletsel magnit�d, yukar�da da belitildi�i �zere, standart bir sismografla kaydedilen deprem hareketinin maksimum genlik ve periyod de�eri ve alet kalibrasyon fonksiyonlar�n�n kullan�lmas� ile yap�lan hesaplamalar sonucunda elde edilmektedir. Aletsel magnit�d de�eri, gerek hacim dalgalar� ve gerekse y�zey dalgalar�ndan hesaplan�lmaktad�r.

    Genel olarak, hacim dalgalar�ndan hesaplanan magnit�dler (m), ile y�zey dalgalar�ndan hesaplanan ma�nit�dler de (M) ile g�sterilmektedir. Her iki magnit�d de�erini birbirine d�n��t�recek baz� ba��nt�lar mevcuttur.

    G�zlemsel magnit�d de�eri ise, g�zlemsel inceleme sonucu elde edilen episantr �iddetinden hesaplanmaktad�r. Ancak, bu t�r hesaplamalarda, magnit�d-�iddet ba��nt�s�n�n incelenilen b�lgeden b�lgeye de�i�ti�i de g�z�n�nde tutulmal�d�r.

    G�zlemevleri taraf�ndan bildirilen bu depremin magnit�d� depremin enerjisi hakk�nda fikir vermez. ��nk� deprem s�� veya derin odakl� olabilir. Magnit�d� ayn� olan iki depremden s�� olan� daha �ok hasar yaparken, derin olan� daha az hasar yapaca��ndan arada bir fark olacakt�r. Yine de Richter �l�e�i (magnit�d) depremlerin �zelliklerini saptamada �ok �nemli bir unsur olmaktad�r.

    Depremlerin �iddet ve magnit�dleri aras�nda birtak�m ampirik ba��nt�lar ��kar�lm��t�r. Bu ba��nt�lardan �iddet ve magnit�d de�erleri aras�ndaki d�n���mleri a�a��daki gibi verilebilir.

    DEPREM�N D��ER �ZELL�KLER� : 

    Bazen b�y�k bir deprem olmadan �nce k���k sars�nt�lar olur. Bu k���k sars�nt�lara "�NC� DEPREMLER" denilmektedir. B�y�k bir depremin olu�undan sonra da belki birka� y�z adet k���k deprem olmaya devam etmektedir. Bu k���k depremler "ART�I DEPREMLER" olarak isimlendirilir ve b�y�k depremin olu� an�na g�re bunlar�n �iddetinde ve say�s�nda azal�m g�r�l�r.

    DEPREM ��DDET CETVEL� :

    �iddet cetvellerinin a��klamas�na ge�meden �nce, burada kullan�lacak terimlerin belirtilmesine �al���lacakt�r. �zel bir �ekilde depreme dayan�kl� olarak projelendirilmemi� yap�lar �� tipe ayr�lmaktad�r:

    A Tipi : K�rsal konutlar, kerpi� yap�lar, kire� ya da �amur har�l� moloz ta� yap�lar.

    B Tipi : Tu�la yap�lar, yar�m kagir yap�lar, kesme ta� yap�lar, beton biriket ve hafif prefabrike yap�lar.

    C Tipi : Betonarme yap�lar, iyi yap�lm�� ah�ap yap�lar.

    Siddet derecelerinin a��klanmas�nda kullan�lan az, �ok ve pek�ok deyimleri ortalama bir de�er olarak s�ras�yla, %5, %50 ve %75 oranlar�n� belirlemektedir.

    Yap�lardaki hasar ise be� gruba ayr�lm��t�r :

    Hafif Hasar : �nce s�va �atlaklar�n�n meydana gelmesi ve k���k s�va par�alar�n�n d�k�lmesiyle tan�mlan�r.

    Orta Hasar : Duvarlarda k���k �atlaklar�n meydana gelmesi, olduk�a b�y�k s�va par�alar�n�n d�k�lmesi, kiremitlerin kaymas�, bacalarda �atlaklar�n olu�mas� ve baz� baca par�alar�n�n a�a��ya d��mesiyle tan�mlan�r.

    A��r Hasar : Duvarlarda b�y�k �atlaklar�n meydana gelmesi ve bacalar�n y�k�lmas�yla tan�mlan�r.

    Y�k�nt� : Duvarlar�n yar�lmas�, binalar�n baz� k�s�mlar�n�n y�k�lmas� ve derzlerle ayr�lm�� k�s�mlar�n�n ba�lant�s�n� kaybetmesiyle tan�mlan�r.

    Fazla Y�k�nt� : Yap�lar�n t�m olarak y�k�lmas�yla tan�mlan�r.

    �iddet �izelgelerinin a��klanmas�nda her �iddet derecesi �� b�l�me ayr�lm��t�r.

    Bunlardan;

    a) B�l�m�nde depremin ki�i ve �evre,

    b) B�l�m�nde depremin her tipteki yap�lar,

    c) B�l�m�nde de depremin arazi �zerindeki etkileri belirtilmistir.

    �DDET, ZEM�N �VMES�, HIZ VE YAPI T�PLER�NDEK� HASAR ARASINDAK� �L��K�LER

    Bilgiler www.deprem.gov.tr den al�nm�st�r...

    Yazı kaynağı : www.koeri.boun.edu.tr

    Yerkabuğu ve fay hattı kırılması nedir?

    Yerkabuğu ve fay hattı kırılması nedir?

    Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, Yerküre'nin en dış kısmında bulunan yapıdır. Karalarda daha kalın (35–40 km), Tibet Platosunda ise 70 km, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha ince (8–12 km) olan yer kabuğunun ortalama kalınlığı 33 km kadardır. Kimyasal bileşimi ve yoğunluğu birbirinden farklı iki kısımdan meydana gelir. Bunlardan biri granit bileşimindeki kayaçlardan oluşan granitik yer kabuğu; diğeri ise bazalt bileşimindeki kayaçlardan oluşan bazaltik yer kabuğudur.

    Granitik yer kabuğunda silisyum ve alüminyum elementleri hakimdir. Bu nedenle daha hafiftir; yoğunluğu 2,7-2,8 g/cm3 arasında bulunur. Yer kabuğunun üst kısmını teşkil eder. Bazaltik yer kabuğunda ise silisyum ve magnezyumlu unsurlar hakimdir. Dolayısıyla granitik kabuktan daha ağırdır; yoğunluğu 3-3,5 g/cm3 arasında değişir. Granitik yer kabuğunun altında ve okyanus tabanlarında yer alır. Bu nedenle bazaltik yer kabuğuna "okyanussal kabuk" adı da verilir.

    Bu iki kısım bütün kıtaların altında bulunmaktadır. Buna karşılık okyanusların altında durum farklıdır. Burada bazaltik kabuk birkaç kilometre kalınlıkta ince bir tabaka halinde uzanır. Buna karşılık granitik kabuk ya hiç yoktur (örneğin Büyük Okyanus) ya da çok incedir (Atlas ve Hint Okyanusları).

    Kabuk ile manto arasındaki sınıra Mohorovicic Süreksizliği (Moho) denilir. Bu kesimde yoğunluğa bağlı olarak sismik P dalgalarının hızı litosferde 7,2 km/s iken, mantonun üst kısmında 8,1 km/s'ye çıkar.

    Yüzey şekilleri - Yer kabuğu etkinlikleri

    Yerküre'nin iç ısı kaynağı ve mantonun konveksiyon hareketleri, yer kabuğunun günümüzdeki fiziksel özellikleri (kalınlık, bileşim, esneklik ve kırılganlık), atmosfer ve gezegenin su kütlesi uygun bir birleşim ve karşılıklı etkileşme ile, Yer'in Güneş Sistemi içinde benzerine rastlanmayan bir jeolojik etkinliğe sahip olmasını sağlar. Birlikte evrimleşme ile ortaya çıkmış ve yaşamın yeryüzünde varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmez olan bu sistem, gezegen tarihi boyunca belli sınırlar içinde sabit kalabilmiştir.

    Elazığ'da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremden sonra uzmanlardan ilk yorumlar gelmeye başladı. Yapılan son dakika yorumlarında, Prof. Şükrü Ersoy, 'Bu deprem önemli. Yer kabuğunu kırmış olabilir. Bu anlamda da büyük bir enerji boşalmıştır' ifadelerini kullanırken, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Pampal ise 'Osmaniye'den bile hissedildi. Arada çok büyük uzaklık var. Yakında bilgiler gelmeye başlar. Ama maalesef karamsar bir tablo görünüyor' dedi. Prof Dr. Naci Görür ise "Umarım yanılıyorum ama can kaybının olabileceğini düşünüyorum" dedi.

    Deprem sonrası canlı yayında açıklamalarda bulunan Deprem Uzmanı Prof. Şükrü Ersoy, 'Elazığ'da daha önce bir deprem olmuştu. Bu bölgenin kritik olduğunu söylemiştim. Doğal yolu fay hattının gerilimi yüksek bir bölge. Böyle bir depremin olabileceği hakimdi. Doğu Anadolu'da uzun süreden beri bir deprem yoktu. Beklenen bir depremdi. Ama bu deprem önemli. Yer kabuğunu kırmış olabilir. Bu anlamda da büyük bir enerji boşalmıştır. Bir iki evde hasar olmaması net bilgi göstermez. Ciddi bir hasar vardır. Umarım ölümler yoktur. Alüvyon bir zemin üzerinde. Özellikle kırsaldaki evler ciddi zarar görmüş olabilir. Manisa gibi bir durum olmaz. Büyüklükten dolayı can kayıpları olmuş olabilir. Bu yüzden müdahalelerin ciddi olması gerekir. Bir de hasar görmüş evlere vatandaşların girmemesi gerekir. Artçılar olacak. Sokaklarda da evlerin hemen önünde değil açık alanlarda olmaları gerekir' dedi.

    Fay hattı nedir?

    Fay ya da kırık, iki kıta sahanlığının birbirlerine sürtünerek zıt yönlerde hareketleri sonucu oluşan kırığa verilen isimdir. Kırıkların uzunlukları boyunca jeolojik tabakalar iki ayrı blok halinde yer değiştirir. Bir kırığın fay olabilmesi için fay aynası, tavan ve taban blokları ve atım'a gerek vardır.

    Çatlaklar

    Çatlaklarda ise kırılma yüzeyleri boyunca bir yer değiştirme, bir kayma olmaz.

    Kırıklarda kayma hareketi bir düzlem boyunca oluşmaktadır. Bu düzleme kırık düzlemi (= kırık aynası) adı verilir. Bu düzlem üzerinde sürtünme sebebiyle kayma çizikleri (kırık çizikleri) bulunur. Bu kırık çizikleri bize kaymanın doğrultusunu bulmamıza yardımcı olur.

    Kırıklar da tabakalar gibi birer düzlemsel yapı elemanıdırlar. Dolayısıyla kırıkların da doğrultuları ve eğimleri vardır. Kırık düzlemleri iki bloğu birbirinden ayırır. Bu iki blok, kırık düzlemi üzerinde birbirine nazaran hareket ederler. Bu bloklardan kırık düzleminin üzerinde bulunan bloğa tavan bloğu, kırık düzleminin altında bulunan bloğa ise taban bloğu adı verilir.

    Fay tipleri

    Fay terimi kayaçlarda gözle görülecek kadar kayma hareketi gösteren kırıklara verilen genel bir isimdir. Kayaçlar bu kırıkllar boyunca koparak birbirinden ayrılırlar. Genel bir tanımlama ile kayaçların bir düzlem boyunca gözle görülecek derecede kayma göstermesi olayına faylanma, bu olay sonucu meydana gelen şekile Fay denir.Faylanma olayı sonucu çoğunlukla birbirine paralel bir veya birkaç kayma düzlemi meydana gelebilir veya fay zonlarındaki kayaçlar kırılıp parçalanabilir.Faylar ve çatlaklar mekanik bakımdan birbirlerine benzerlerse de çatlaklarda genellikle kırılma düzlemleri boyunca yanlara doğru bir açılma olmasına karşılık Faylarda ise kırılma düzlemine paralel olarak ve değişik yönlere doğru bir kayma hareketi söz konusu olmaktadır.

    Eğim atımlı faylar

    Eğim atımlı faylarda hareket fay düzleminin eğimi boyunca aşağıya ve yukarıya doğru meydana gelir.

    Normal Faylar

    Bu faylarda tavan bloğu fay düzlemi üzerinde tabana nazaran eğim aşağıya doğru hareket eder bu suretle ilk blok birbirlerinden uzaklaşırlar. Blokların fay düzlemi üzerinde yapmış olduğu bu hareketler oransal hareketlerdir. Blokların hangisinin hareket ettiğini saptamak imkansızdır. Bu nedenle de bu tür faylarda sadece blokların bir birine nazaran yaptıkları kaymalar göz önüne alınır. bu fayların uzunlukları çok küçük ölçeklerden kilometrelerce mesafelere kadar ulaşabilir. Bu tür faylanmalar da fay düzleminin eğim miktarı değişken olup, yatay ile düşey arasında herhangi bir derecede bulunabilir. Büyük çoğunlukta 45 dereceden daha büyük eğim miktarına sahip olurlar

    Eğim atımlı, normal ve ters faylar.

    Ters faylar

    Bu tür faylarda tavan bloğu taban bloğuna nazaran fay düzlemi üzerinde eğim yukarıya doğru hareket etmiş veya taban bloğu tavan bloğuna nazaran fay düzlemi üzerinde eğim aşağıya doğru hareket etmiştir. Bu suretle iki blok birbirine yaklaşır veya biri diğerinin üzerine abanır. Eğim atımlı ters fayların uzunlukları küçük ölçeklerden kilometrelerce mesafelere kadar ulaşabilir tipıi normal faylarda olduğu gibi fay düzlemlerinin eğimde yatay ile düşey arasında herhangi bir değerde olabilir. Ters faylarda eğim dereceleri genellikle 35 derece ile 75 derece arasında değişir bazı hallerde ise ters faylarda eğim dercesi 0 derece ile 35 derece arasında da bulunabilir ve bu takdirde bindirme fayları veya şaryajlar söz konu su olmaktadır. Şaryaj veya bindirme terimleri gerek saha çalışmalarında ve gerekse jeolojik harita yapımlarında sıklıkla karşılaşılan büyük jeolojik yapı çeşitleridir. Şaryaj ve bindirmelerle büyük kayaç kütleleri uzun mesafeler boyunca yer değiştirirler. Bu tür faylardan eğim dereceleri 0 ile 10 derece olan bindirme faylarına Nap fayı veya Örtü fayı adı verilmektedir.

    Bu tür faylar, fay düzleminin her iki yanında bulunan blo kların birbirlerine nazaran fay düzleminin düzleminin doğrultusu boyunca kaymaları sonucu meydana gelmektedir. Doğrultu atımlı faylar kayma hareketinin yönüne göre ikiye ayrılmaktadır. Bunlar Sağ yönlü atımlı faylar Sol yönlü atımlı faylardır

    Doğrultu atımlı faylar

    Doğrultu atımlı faylarda her iki blok yatay istikamette birbirinden uzaklaşarak ayrılır. Bunların sağ yönlü mü yoksa sola yönlü mü olduğunu anlamak blokların hareket yönlerine bakmamız gerekir. Doğrultu atımlı faylar, sıkışmalı kıvrılmalı ve bindirmeli bölgelerin tipik yapılarındandır. Bunlar çoğunlukla büyük basınç kuvvetlerine uğrayan bölgelerin en son dönemlerinde ortaya çıkarlar ve dolayısı ile büyük dağ oluşum olayları ile yakın ilişkilidir.

    Oblik Atımlı Faylar

    Doğada, oluşan gerilmelerin yönü, kayaçlarda oluşan kırılmaların doğrultusu ile aynı olmadğından, bu gerilme sonucu gelişen faylar da genellikle tek bir yöne atım göstermezler. Bu durum fayların hemen tamamında değişik miktarlarda gözlenen ikinci nitelikli ve farklı yönlerde gelişen atımların oluşmasını sağlar. Ana hareket yönüne ek olarak bir ikincil harekete sahip olan bu tür faylara Oblik Atımlı Faylar denir.

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazı kaynağı : bilgi90.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap