Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    yöremizde bilinen bir masal araştırınız

    1 ziyaretçi

    yöremizde bilinen bir masal araştırınız bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Yörenizde ünlü olan bir masalı öğreniniz, Anadolu Masallarından; Aç Kurt masalını ve Aslan ve Tilki masalı

    Yörenizde ünlü olan bir masalı öğreniniz, Anadolu Masallarından; Aç Kurt masalını ve Aslan ve Tilki masalı

    Anadolu Masallarından; “Aç Kurt”

    Masal Oku; Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikaye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış. Köyün kıyısında kışları açlıktan kıvranıyormuş. Yine böyle bir gün:

    – Köye gideyim de oradaki inekten, koyundan yiyeyim, demiş.
    Köye gitmiş, bir ineğe rast gelmiş:
    – İnek, ben öyle açıktım ki seni yiyeceğim, demiş.
    – Dur, beni şimdi yeme. Şuraya kadar sırtıma bin, in; birbirimizi gezdirelim
    de beni öyle ye, demiş.

    Kurt kabul etmiş ve o sırada da inek kaçmış. Kurt bir ahırın önüne gitmiş. Ahırdan bir katır çıkmış. Katıra:

    – Açlıktan ölüyorum, katır seni yiyeceğim, demiş.
    – Benim etim sert, sen beni yiyemezsin. Gideyim, baltayla satırı getireyim de beni öyle ye, demiş.

    Baltayla satıra gidiyorum diye katır da kaçmış. Kurt, av aramaya devam etmiş. Bir koyuna rastlamış:

    – Koyun, açlıktan ölüyorum, seni yiyeceğim, demiş.
    – Yok, beni şimdi yeme. Gel, seninle şu tarafa doğru gidelim de orada bir oynayalım, demiş.

    O da kurdu kandırıp kaçmış. Sonra kurt, keçiyle karşılaşmış. Keçiye:

    – Seni yiyeceğim keçi, çok açım, demiş. Keçi:
    – Benim karnımda iki tane yavrum var. Bizi üç olunca ye, demiş.

    Sonra o da kaçmış. Kurt harmanlığa doğru yoluna devam etmiş. Bir ata rast
    gelmiş. Ata:

    – At, açlıktan ölüyorum. İmkânı yok, kaçırmam seni; seni yiyeceğim, demiş. At:
    – Yok, beni şimdi yeme. Gel, sırtıma bin de bir cirit oynayalım. Beni ondan sonra ye, demiş.

    Böylece at da kaçmış. Kurt bütün avlarını kaçırmış. Bu sefer düşünmeye ve kendi kendine söylenmeye başlamış:

    – Be hey kurt! Eline geçti bir inek, ye de boynuzlarını dinelt. Sen ne yapacaksın inmeyi, binmeyi? Kâtip mi olduydun, demiş. Katırı düşünmüş:
    – Eline geçti bir katır, yesene hatır hatır. Sen ne yapacaksın baltayı, satırı? Kasap mı olacaktın, demiş. Sonra koyunu düşünmüş:
    – Hey kafasız! Sen ne edeceksin oyunu moyunu, yesene koyunu. Oynayıp da köçek başı mı olacaktın, demiş. Oradan keçi gelmiş aklına:
    – Eline geçti bir keçi, ne yapacaksın ikiyi, üçü; kessene keçiyi. Sürü başı mı olacaktın yoksa, demiş. Sonra atı düşünmüş:
    – Eline geçti bir at, ye de yanında yat. Sen ne yapacaksın cirit oynamayı? Cirit başı mı olacaktın, demiş.

    Bütün avlarını kaçıran kurt, açlıktan ölmüş.
    Hatun KARAMUKLU

    Aslan ve Tilki

    Uzun zaman önce bir ormanda bir çift aslan yaşıyordu. Bir sabah karısı ona nefesinin kötü ve nahoş olduğunu söyledi. Aslan bunu duyunca utandı ve öfkelendi, karısının söylediğine inanmadı ve ormandaki hayvanları nefesini kokup kokmadığını kontrol etmek için çağırdı.

    Önce koyun geldi. Ağzını ardına kadar açan Aslan, “Koyun, söyle bana ağzım kötü kokuyor mu?” Dedi. Koyun, aslanın dürüst bir cevap istediğini düşündü ve koyun, “Evet dostum. Nefesinizde bir sorun var gibi görünüyor ”. Bu dürüstçe cevap aslanın pek de hoşuna gitmedi ve koyunun üzerine atlayıp pençeleriyle onu cezalandırdı.

    Sonra kurt geldi ve aslan kurda sordu; “Ne düşünüyorsun? Nefesim kokuyor mu? ” Kurt koyunun başına ne geldiğini gördüğü için soruyu cevaplarken çok dikkatli olması gerektiğini anladı. Kurt, “Nefesinizin kötü koktuğunu kim söylüyor?” Dedi. Gül kokusu kadar tatlı bir nefesiniz var ” dedi. Aslan, kurdun cevabını duyunca “Dalkavuk kurt!” deyip, öfkeyle kükredi ve koca pençeleriyle hemen kurda saldırdı, kurdu da cezalandırdı.

    Sonunda sıra tilkiye geldi. Aslan tilkiye de aynı soruyu sordu. Tilki, koyun ve kurdun başına gelenleri gördü. Bu yüzden defalarca öksürüp boğazını temizledi ve sonra şöyle dedi, “Ah Sevgili Dostum, son birkaç gündür soğuk almışım, hastayım. Bu yüzden hoş ya da hoş olmayan hiçbir şeyin kokusunu alamıyorum ” dedi.

    Aslan, tilkinin bu cevabına karşılık tilkiye hiçbir ceza veremedi.

    Öğüt: Kendinizi kötü bir duruma dahil etmeyin, aksi takdirde hiçbir suçunuz olmadığı halde cezalandırılabilirsiniz. Böyle durumlardan uzak durmak akıllıca olur.

    Yazı kaynağı : www.egitimsistem.com

    Masallar

    Tamamen hayal ürünü olan, bilinmeyen bir yer ve zamanda geçen, dinleyicileri inandırmak iddiası bulunmayan nesirle söylenen kısa anlatı türüdür. Değişik bölgelerimizde, metel, matal, metelok, mesel, mesele, misal v.b. olarak adlandırılır. Masal anlatıcısı dinleyicinin dikkatini toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve bazen uygun görülen yerlerde masal tekerlemeleri söyler.

    Keloğlan

    Masal Örnekleri:

    Tembel Kız

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir karı koca varmış. Bu karı kocanın bir kızı olmuş. Kız, el bebek gül bebek büyütülmüş, ama hiç iş öğrenememiş. Bunun için adına Tembel Kız denilmiş. Bu kız o kadar tembelmiş ki yerinden kalkmaya üşeniyormuş. Anası babası ona bir gelberi yaptırmış. Kız da oturduğu yerden işini gelberiyle yapıyormuş.

    Kızının evlilik çağı gelmiş. Anası babası kızı bir avcıyla evlendirmiş. Avcı ava gitmiş, bir ördek vurmuş. Eve gelmiş, ördeği temizlemiş, ateşe koymuş. Tekrar ava gitmek üzere hazırlanmış, karısına ateşe ördeği koydum, yanmasın bak demiş. Tembel Kız, olur demiş, demiş ama yerinden bile kalkmamış.

    Aradan uzunca bir zaman geçmiş. Dilenci eve gelmiş. Tembel Kıza, hanımcığım Allah rızası için bir dilim ekmek demiş. Tembel Kız da yan tarafta mutfak, geç al cevabını vermiş.

    Dilenci mutfağa girmiş. Bakmış ocakta ördek kaynıyor, almış ördeği, torbasına koymuş, tencerenin içine de ayaklarındaki pis çarıkları... Gelmiş, Tembel Kız'ın yanına. Bak hanımcığım demiş, ekmeği aldım Allah razı olsun.

    Şimdi sana bir türkü söyleyeyim de ben gideyim. Türküyü şöyle söylemiş;Senin gaga benim torba içinde,Benim çarık senin çorba içinde,Sen yat kaba yatak yorgan içinde,Ben yiyecem gagayı orman içinde.

    Dilenci türküyü böyle söylemiş, çekip gitmiş. Aradan bir zaman geçmiş, kızın avcı kocası gelmiş. Karısına ördek pişti mi? Demiş. Karısı olan biteni anlatmış, bak bana bir de türkü söyledi, sana deyiverem demiş, türküyü söylemiş.

    O zaman avcı kocası durumu anlamış, karısına kızıp azarlamış. Ondan sonra Tembel Kız, tembelliği bırakmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

    Kıymetli Tuz

    Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Pire berber iken,deve tellal iken,ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.Tıngır elek, tıngır felek demişler,bu masalı şöyle anlatmışlar.Bir varmış, bir yokmuş, evvel zamanda bir padişah ile bunun üç kızı varmış.

    Bir gün bu padişah kızlarını başına toplamış, beni ne kadar seversiniz? Demiş. En büyük kız dünyalar kadar, ortanca kızı kucak kadar,küçük kızı da tuz kadar severim demiş.

    Padişah küçük kızın cevabına çok sinirlenmiş, insan tuz kadar sevilir mi demiş, ardından küçük kızını cellada teslim etmiş. Cellat, kızı kesmek için dağa götürmüş.

    Kız cellada yalvarmış, sen de babasın, bana kıyma demiş. Cellat, kızın yalvarmalarına dayanamamış, onun yerine bir hayvan kesmiş, kızın gömleğini kesilen hayvanın kanına bulayıp padişaha getirmiş.

    Küçük kız yollara düşmüş. Az gitmiş, uz gitmiş, bir köye ulaşmış. Orada köyün zenginlerinden birine kul köle olmuş, büyümüş, çok güzel bir kız olmuş. Güzelliği ilden ile, dilden dile yayılmış, kısmet bu ya bir başka padişahın oğluyla evlenmiş.

    Aradan bir hayli zaman geçmiş, başından geçenleri kocasına anlatmış, babamları yemeğe çağıralım demiş. Kocası da olur demiş. Gereken hazırlıklar yapılmış, padişah babası ziyafete çağrılmış.

    Kızın padişah babası söylenen günde avanesiyle birlikte ziyafete gelmiş. Padişah ve beraberindekiler sofraya oturduğunda yemekler sırayla gelmeye başlamış. Ama kız, aşçısına bütün yemeklerin tuzsuz olmasını tembih etmiş. Padişah hangi yemeğe saldırdıysa eli geri gitmiş, yemeklerin hiçbirini yiyememiş.

    O sırada küçük kızı padişahın sofrasından ayağa fırlamış. Padişahım, duyduğuma göre sen küçük kızını seni tuz kadar seviyormuş dediği için öldürtmüşsün demiş. Padişahın söz söylemesine fırsat vermeden işte o küçük kız benim demiş ve bütün yemekleri tuzsuz yaptırdım ki kıymetimi anlayasın sözlerini eklemiş.

    Padişah yaptığından utanarak küçük kızının boynuna sarılmış, tuzun ne kadar kıymetli olduğunu anlamış. Ondan sonra yeni bir dönem başlamış. Onlar ermiş muradına,biz çıkalım kerevetine.

    Yazı kaynağı : aregem.ktb.gov.tr

    Masal

    Masal

    Masal esas itibarıyla sözlü anonim halk edebiyatı ürünü, kahramanları arasında olağanüstü şahıs veya yaratıkların bulunabildiği, anlatılan olayların tamamen gerçek dışı olduğu, yer ve zaman ögesinin ise daima belirsiz olduğu bir anlatı türüdür.

    Masalın, hikâye ve destan gibi türlerden ayıran en önemli temel özellik ise gerçek dışı ögeler içermesi ve anlatılanları gerçeğe benzetme çabası içinde olmamasıdır.[1] Masallarda olaylar bilinmeyen bir zamanda geçer. Türkçede, bilinmeyen geçmiş zamana en uygun kip öğrenilen geçmiş zaman olduğundan, tüm masallar genellikle bu kiple anlatılır, görülen geçmiş zaman kipi ise hiç kullanılmaz, fakat bazen şimdiki zaman veya geniş zaman kipi kullanılır.[1]

    Masal terimi öncelikle, Külkedisi, Ali Baba ve Kırk Haramiler, Keloğlan gibi ulusal ve uluslararası sözlü geleneğin ürünleri olan halk öykülerini kapsarsa da, sözlü geleneğin mahsulü olmayan, yani yazarı belli olan, fakat masal formunda yazılmış eserler de bu türün içinde yer alır.

    Masallar, genellikle "masal anaları" tarafından, dinlemeye hazır gruplara anlatılır ve bu masallar, daha sonra derlemeciler tarafından yazıya aktarılır.

    Etimoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kelime, Arapçadaki "mesel" kelimesinden Türkçeye geçmiştir. Anadolu'da masalın yerine "metel, mesele, matal, hekâ, hikâ, hikiya, hekeya, oranlama, ozanlama ve nagıl" şeklinde kulanımları da vardır.[2] Türk edebiyatında masalın birçok tanımı yapılmıştır. Türk Dil Kurumu'nun Güncel Türkçe Sözlük'ünde "Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür." olarak geçer.[3] Saim Sakaoğlu, Masal Araştırmaları adlı kitabında "Olayların geçtiği yer ve zaman belli olmayan; peri, dev, cin, ejderha, arap bacı gibi kahramanları, belirli kişileri temsil etmeyen hikâyelerdir." şeklinde tanımlamıştır.[4] Naki Tezel ise "Genellikle doğaüstü kahramanlara ve maceralara yer verilen, konusu hayali, kulaktan kulağa aktarılarak geçen halk hikâyeleridir." şeklinde tanımını yapmıştır.[5] Osmanlıca–Türkçe Ansiklopedik Sözlük'te "mesel, terbiye ve ahlaka faydalı olan hikâye" şeklinde tarif edilmiştir.[6]

    Masalların kaynağı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Farklı coğrafyalardan derlenen masallar arasındaki benzerlikleri açıklayabilmek için ortaya atılan farklı görüşler vardır. Mitolojik görüşe göre masal mitolojiden üretilmiştir ve eski Hint mitolojisine, kutsal metin sayılan Rigvedalar'a kadar dayanır. Tarihi görüş "parçalanan mitler, tarihi devirler içinde şekillenerek masalları oluşturmuştur tezini ileri sürer.[1] Böylece Arap, İran ve Orta çağ Avrupa masallarının kaynağını da Hindistan'a bağlar. Antropolojik görüşe göre ise, masallar insanların bir arada yaşamaya başlamasıyla oluşan komünlerin artıklarıdır. Kültürlerin paralel olarak gelişmesi sonucu benzer masalların ortaya çıktığını savunur.

    Masalların sınıflandırılması[değiştir | kaynağı değiştir]

    Masallar, masal araştırmacıları tarafından çok farklı şekillerde sınıflandırılmışlardır. Masalları tiplerine göre ilk sınıflandırma girişiminin Alman masal araştırmacısı J. G. Von Hahn tarafından yapıldığı kabul edilir. Kapsamlı olmayan ancak yol gösterici nitelikteki bu çalışmadan sonra 1910 yılında Antti Aarne'nin hazırladığı çalışma, masal sınıflandırılması konusundaki ilk önemli çalışmadır[7]. Aarne, masalları; hayvan masalları, asıl halk masalları ve fıkralar olarak sınıflandırmıştır.[7]

    Aarne'nin öğrencisi Stith Thompson ise bu üçlü sınıflandırmayı genişleterek zincirlemeli masallar ve sınıflamaya girmeyen masallar olmak üzere iki ana başlık daha eklemiş; her grubu kendi içinde alt başlıklara ayırmıştır.

    Motiflere göre en geniş sınıflandırmayı da 1932-1936 arasında Stith Thompson yapmış ve masalları motiflere göre 23 ana başlık altında toplamıştır.

    Türk masallarının sınıflandırılması hakkında da çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Pertev Naili Boratav'ın üslup, yapı ve konu bakımından yaptığı masal sınıflandırmasına göre Türk masalları şu beş gruba ayrılmıştır:[8] Olağanüstü masallar, Hayvan masalları, Güldürücü masallar, yalanlamalar ve zincirleme masallar, fıkra ve latifeler.

    Masalların hedef kitlesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Masallar günümüzde çocuk edebiyatı içinde değerlendirilir. Geçmiş yüzyıllarda ise, masallar sadece çocuklar için değil, büyükler içindi de; evlerde, konaklarda, hanlarda, kahvehanelerde, uzun yolculuklarda başlıca anlatı aracı idiler.

    Masalın özellikleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Masalı diğer anlatı türlerinden ayırt eden bazı özellikleri şunlardır:

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap