Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    vefat etmeden önce peygamberimizi gören

    1 ziyaretçi

    vefat etmeden önce peygamberimizi gören bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Peygamberimizin (s.a.v) Vefat Etmeden Önce Hz Fatıma İle Konuşması

    Peygamberimizin (s.a.v) Vefat Etmeden Önce Hz Fatıma İle Konuşması

    Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

    “İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

    İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

    Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

    Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

    Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

    Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

    Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

    İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

    İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.

    Yazı kaynağı : www.islamveihsan.com

    Peygamberimiz'in vefatı nasıl olmuştur? Vefatından önceki günlerde neler olmuştur?

    Değerli kardeşimiz,

    Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) hastalığının en şiddetli olduğu bir günde ashabıyla helâlleşmeyi arzu etti. Yine bir taraftan Hz. Ali'ye diğer taraftan da Fazl bin Abbas Hazretlerine dayanarak güçlükle ayağa kalktı ve mescide gitti. Minber'e çıkıp oturdu. Hz. Bilal'e de (r.a.) şu emri verdi:

    Hz. Bilâl, emri yerine getirdi. Bir anda toplanan halkı mescid almaz oldu. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), Allah'a hamd ve senâdan sonra Ashabı Kirâma şöyle hitap etti:

    Bir anda ortalığa hazin bir sükût çöktü. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) sözlerini tekrarladı:

    Cemaat içinden biri ayağa kalktı.

    Peygamber Efendimiz (asm),

    buyurdu. Ayağa kalkan zât,

    dedi. Peygamber Efendimiz (asm),

    Bundan sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm),

    buyurdu.Emir gereği Mescid-i Şerifin çevresindeki evlerin kapısı, Hz. Ebû Bekir'inki hariç hepsi kapatıldı.5

    Hz. Ebû Bekir Namaz Kıldırmaya Memur Ediliyor

    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), hastalığı sebebiyle ezan okununca daima Mescid-i Şerife çıkar ve cemaata namaz kıldırırdı. Vef'atına üç gün kala hastalığı birden ağırlaştı. Bu sebeple artık Mescidi Şerife de çıkamaz oldu. O zaman,

    diye emir vererek imamlığı Hz. Ebû Bekir'e bıraktı.

    Peygamberimizin Son Namaz Kıldırışı

    Hz. Ebû Bekir, Müslümanlara öğle namazını kıldırıyordu.Bu sırada Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm) bedeninde bir hafiflik hissetti. Hz. Abbas ile Hz. Ali'nin yardımıyla yavaş yavaş Mescid-i Şerife çıktı. Hz. Ebû Bekir, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz gelmekte olduğunu anlayınca, geri çekilmek istedi. Efendimiz (asm), yerinde durması için işaret etti. Sonra Hz. Ebû Bekir'in yanına oturtulmasını emir buyurdu. Hz. Ebû Bekir'in sol tarafına götürüp oturttular. Hz. Ebû Bekir ayakta, oturmuş olan Efendimize (asm) tabi oldu.7 Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (asm) Mescid-i Şerifte Müslümanlara kıldırdığı son namaz budur.

    Hz. Cebrâil'in, Hatırını Sormak İçin Gelişi

    Rebiülevvel ayının onu, Cumartesi günü idi. Cenab-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) geldi. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (asm) hal ve hatırını sordu:

    Rabb-i Rahimine kavuşmanın hasretini yüreğinde duyan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz şu cevabı verdi:

    Vefâtından Bir Gün Evvel

    Rebiülevvel ayının on biri, Pazar günü. Cin ve insin peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.) yatağında, şiddetli ateşler içinde idi. Etrafında Ezvac-ı Tahirat vardı. Başucunda Hz. Aişe Vâlidemiz oturuyordu. Bu sırada, Hz. Üsâme ordugâhtan gelip huzur-ı saadetlerine girdi. Efendimiz (asm) dalgın yatıyordu. Yerinden kımıldayacak hali yoktu. Hz. Üsâme, mübârek ellerini ve başlarını öptü. İçi hüzün ve keder doluydu. Azami hürmet içinde Kâinatın Efendisinin (asm) karşısında ayakta durdu. Efendimiz (asm) ona bir şey söylemedi. Sadece ellerini göğe kaldırdı ve onun üzerine sürdü. Ona duâ ettiği anlaşıldı.9  Resûl-i Kibriyâ Efendimizin duâsını alan Hz. Üsâme doğruca ordunun başına döndü.

    Hz. Cebrâil'in İkinci Gelişi

    Rebiülevvel ayının on biri, Pazar günü. Hz. Cebrâil yine hatırlarını sormak üzere geldi. Bu esnada Yemen'de peygamberlik dava eden yalancı Esved-i Ansî'nin idam edildiğini haber verdi. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) de bu haberi ashab-ı kirama bildirdi.10

    Pazartesi günü...

    Hayatında mühim hadiselerin meydana geldiği pazartesi günü. Rebiülevvel ayının on ikisi. Böyle bir pazartesi gününde mübârek gözlerini dünyaya açmıştı. Bugün de, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (a.s.m.) bir ara hastalığı hafifleyip kendine geldi. Bu hafifliği hisseder etmez, yatağından kalktı. Hazırlıklarını yaparak Mescid-i Şerife teşrif etti.

    O sırada ashab-ı kiram saf bağlayıp Hz. Ebû Bekir'in arkasında sabah namazını kılıyorlardı. Kâinatın Efendisi (asm) bu nurânî manzarayı görmekle son derece sevindi, hatta tebessüm buyurdu. Kendileri de Hz. Ebû Bekir'e uyarak namazını edâ etti. Resûl-i Kibriyâ Efendimizi (asm), aralarında mütebessim bir sîma ile gören sahabîler bütün bütün sıhhat buldu düşüncesiyle son derece sevindiler.11

    Peygamber Efendimiz Hücre-i Saadetlerinde

    Son günün sabah namazını Hz. Ebû Bekir'e uyup Ashabının arasında kılarak onları sevince garkeden Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm), namazın edâsından sonra yine Hücre-i Saadetine döndü. Yataklarına yattılar. Bu arada kumandan Hz. Üsâme son defa kendisiyle vedâlaşmak üzere geldi. Resûl-i Ekrem (asm), "Allah'ın bereketi ile artık hareket et!" buyurdu.12 Emri alan kumandan. Hz. Üsâme bin Zeyd doğruca ordugâha gidip mücahidlere hareket emrini verdi.

    Hz. Ebû Bekir'in İzin İsteyip, Sünh'taki Evine Gidişi

    Pazartesi günü, Hz. Ebû Bekir de, Fahr-i Kâinat Efendimizin (asm) durumunun bir ara iyileştiğini fark etmişti. Bunun için huzura girip,

    "Yâ Resûlallah! Allah'a hamdolsun! Onun lütuf ve keremiyle sağ salim sabaha çıktınız! Müsâade buyurursanız, Sünh'taki evime gideyim." dedi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz,

    "Olur!.." buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, Sünh'taki evine gitti.13

    Müslümanlara ve Ev Halkına Son Seslenişi

    Son gün Pazartesi. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübârek dillerinden şu cümleler dökülüyordu:

    Peygamberimizin Hz. Fâtıma'ya Söyledikleri

    Hz. Fâtıma, Resûl-i Ekremin (asm) hayatta kalmış olan biricik kızı idi. Kâinatın Efendisinin (asm) evlâd sevgisini kendisiyle tatmin ettiği tek evlâdı. Hz. Fâtımatü'z-Zehrâ, güzel ahlâkta, yürüyüşte, oturuşta, kalkışta Peygamber Efendimize (asm) en çok benzeyen evlâdı idi.

    Resûl-i Ekrem (asm) hastalığının son gününde bir ara biricik kızı, güzel ahlâk ve zerâfet timsali Hz. Fâtıma'yı yanına çağırdı. Hz. Fâtıma gelince, onu sol tarafına oturttu. Ona gizlice bir şey söyledi. Hz. Fâtıma'yı birden bir hüzün ve keder havası kapladı. Arkasından gözyaşları boşanmaya başladı.

    Peygamber Efendimiz (asm), sonra bu güzide kızına gizlice bir şey daha söyledi. Bu sefer, biraz evvel gözyaşı döken Hz. Fâtıma birden gülümseyip sevinmeye başladı. O sırada orada bulunan Hz. Âişe, daha sonra bunun sebebini sorunca Hz. Fâtıma şu cevabı verir:

    Ve Artık Son Anlar

    Rebiülevvel ayının on ikisi, Pazartesi günü. Güneş, batıya doğru kayıyordu. Peygamber Efendimizin (asm) mübârek başları, Hz. Âişe'nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Artık nefes alıp vermekte güçlük çekiyordu. Dili Allah'ı zikretmekle meşguldü: "Allah'ım! Beni, Refik-i A'lâ'ya ulaştır." duâsını tekrarlıyordu. Bu esnada bile ümmetine irşadda bulunmaktan geri durmuyordu:

    Bu hazin manzara orada bulunan Hz. Fâtıma'nın yüreğini âdeta dağlıyordu. Bir ara Resûl-i Kibriyâ Efendimizi (asm) bağrına bastı:

    diyerek gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz,

    Hz. Cebrâil İle Hz. Azrail'in Birlikte Gelişleri

    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), bu fani dünyada artık son dakikalarını yaşıyordu. Bu esnada, Hz. Cebrâil Hz. Azrail ile birlikte geldi. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (asm) hal ve hatırını sordu. Sonra,

    Peygamberimizin Rabbine Kavuşması

    Mübârek başları Hz. Âişe'nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak ellerini mübârek yüzlerine sürdü. Mübârek dudaklarından "Lâ ilâhe İllallah" cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. "Allah'ım! Refik-i Alâ" cümlesini tekrarlaya tekrarlaya altmış üç yaşında iken mübarek ruhu Refik-i Alâ'ya yükseldi.19

    Tarih: Hicretin 11. senesi, Rebiülevvel ayının on ikisi, Pazartesi günü. Milâdî 8 Haziran 632.

    Dipnotlar:

    1. Tabakât, II/255; Taberî, III/191; ibn-i Kesîr, Sîre, IV/257.
    2. İbn-i Kesîr, Sîre, IV/257.
    3. Tabakât, II/225; Taberî, III/191.
    4. Tabakât, II/227-228; Müslim, IV/1854-1855.
    5. Tabakât, II/227.
    6. Tabakât, II/217
    7. Tabakât, II/218; Müsned, I/356-357.
    8. Tabakât, II/259.
    9. a.g.e., II/119-120.
    10. Taberî, III/220.
    11. Sîre, IV/302; Müsned, III/196.
    12. Tabakât, II/191.
    13. Sîre, IV/304; Tabakât, II/191.
    14. Sîre, IV/303-304; Tabakât, II/256; Taberî, III/196.
    15. Tabakât, II/247; Buharî, III/92; Müslim, IV/1904.
    * Refik-i A'lâ; en yüksek makamlarda bulunan peygamberler cemaatı demektir.
    16. Tabakât, II/254; Müsned, I/78.
    17. Tabakât, II/312.
    18. a.g.e., II/259; ibn-i Kesîr, Sîre, IV/550.
    19. Tabakât, II/229; Müsned, IV/89; Buharî, 3:96; ibn-i Kesîr, Sîre, IV/475.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Yazı kaynağı : sorularlaislamiyet.com

    Peygamberimiz'in vefatı nasıl olmuştur? Peygamber Efendimiz, "Ya Azrail, gel vazifeni yap!.." demiş midir?

    Değerli kardeşimiz,

    Peygamberimiz (asm)'in Rabbine Kavuşması:

    Mübârek başları Hz. Âişe (ra)'nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak ellerini mübârek yüzlerine sürdü.

    Mübârek dudaklarından "Lâ ilâhe İllallah" cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. "Allah'ım! Refik-i Alâ" cümlesini tekrarlaya tekrarlaya altmış üç yaşında iken mübarek ruhu Refik-i Alâ'ya yükseldi. (Tabakât, II/229; Müsned, IV/89; Buharî, III/96; İbn-i Kesîr, Sîre, IV/475)

    Tarih: Hicretin 11. senesi, Rebiülevvel ayının on ikisi, pazartesi günü. Milâdî 8 Haziran 632.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Yazı kaynağı : sorularlaislamiyet.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap