Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    uğur mumcu ve ali gaffar okkan

    1 ziyaretçi

    uğur mumcu ve ali gaffar okkan bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Uğur Mumcu ve Ali Gaffar Okkan…

    Uğur Mumcu ve Ali Gaffar Okkan…

    "Tarikatlara ve cemaatlere alınan genç çocuklar, 30 yıl sonra general olacaklar ve Cumhuriyet'e karşı ayaklanacaklar."

    Bu tespiti yapan kişi, evinin önünde aracına konulan patlayıcının infilak etmesiyle yitirdiğimiz gazeteci  - yazar Uğur Mumcu'dan başkası değildi.

    Türkiye'de gazeteciliğin hatta muhabirliğin yüz akı isimlerinden Mumcu, katledilişinden bir süre önce katıldığı televizyon programında meslektaşları Nazlı Ilıcak ile Taha Akyol'un sorularını yanıtlarken işte bu cümleyi kurmuştu.

    Mumcu, bu tespiti boşa yapmamıştı. Kendisine ait "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" yaklaşımını mesleğinde uygulayan Mumcu, yaşamını yitirinceye kadar geçen sürede elde ettiği verilere dayanarak yapmıştı bu analizi. 

    Gazeteciliği sırasında ulaştığı bilgilerden rahatsızlık duyan bazı grupların hedefindeki Mumcu, peşinde koştuğu amacın bedelini canıyla ödedi.

    Amacı; bağımsız bir Türkiye, emek ve emekçinin güçlü olduğu bir ülke, sosyal devlet olmayı başarmış bir yurttu.

    Her ne kadar cinayetle ilgili yargılama süreci sona ermiş olsa da, akıllardaki kimi sorular henüz yanıt bulamadı.

    T24'ten Gökçer Tahincioğlu'nun hazırladığı dosyaya göz atmanızı öneririm.

    Suikastın üzerinden 29 yıl geçti. Merhum Mumcu, yaşasaydı bugünlerde yaşamın rutini haline gelen cemaatler – tarikatlar konusunda kim bilir hangi bağlantıları, ilişkileri, örgütleri ortaya çıkarırdı.

    Mumcu'nun 30 yıl önceki tespitlerinin bugün nasıl gerçekleştiği ortada. Tarikat ve cemaatlerin, TSK, Emniyet, MİT, adliye ve Mülkiye başta devlette nasıl örgütlendiğinin örneklerini görmeye devam ediyoruz.

    Böyle giderse, görmeye devam edeceğiz.

    Tarikat ve cemaatlerin peşindeki emniyet müdürü

    Bugün, Mumcu'nun çizgisinden giden bir başka ismin de ölüm yıldönümü aynı zamanda.

    Polis Akademisi'nden mezun olmasıyla birlikte meslek yaşantısı boyunca Atatürk ilkelerinden sapmadan Türkiye Cumhuriyeti için ter döken Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, Mumcu'nun katledilişinden 8 yıl sonra benzer biçimde şehit edildi Diyarbakır'da.

    Terör saldırısında korumalarıyla beraber şehit edilen Okkan'ın dosyası da tıpkı Mumcu'da olduğu gibi geride sorular bırakarak adli sürecini tamamladı.

    Resmi kayıtlara göre; Okkan ve beş koruması radikal dinci terör örgütü Hizbullah'ın hedefi olmuştu.

    İşim gereği yakından tanıdığım ve uzun görüşmelerim olan Okkan sadece Hizbullah'a karşı değil, devlete karşı faaliyetleri olan her türlü tarikat ve cemaate yönelik çalışmalar yapıyordu.

    Ve hayata bakışı çerçevesinde bu yapılara karşı olduğunu aleni biçimde açıklamaktan geri durmuyordu.

    Hazırladığı ve altına imzasını koyduğu raporlar halen devletin arşivindedir diye umuyorum.

    Gün gelecek o raporlar ortaya çıktığında Okkan'ın hangi tespitleri yaptığına tanık olacağız.

    Yaşıyor olsaydı Okkan, karşı mücadele ettiği tarikat ve cemaatlerin kendi mesleğinde ve devlette nasıl örgütlenip faaliyetlerde bulunduğunu gördükçe ne tepki verecekti acaba?

    Zira şehit edildiği dönemde, Hizbullah'ın yanında bugün silahlı terör örgütü olarak tanımlanan FETÖ'nün usul usul sistemde kendisini belli etmesinden de fazlasıyla rahatsızdı.

    Şimdilerde kendisinin arkasından gözyaşı döken bazı isimlerin o günlerde Gülen cemaatinin teşkilatta belirgin biçimde önünün açılmasını sağlaması, Okkan'ın tepkisiyle karşılaşacaktı kuşkusuz. 

    Bir anekdot daha vereyim: Okkan, tarikat ve cemaatlere yönelik çalışmalarını güvendiği personelden oluşturduğu İstihbarat Şubesi üzerinden yürütüyordu. Öldürülmesinden sonra Diyarbakır Emniyeti İstihbarat Şubesi'nde kadro yenilenmesi gerçekleşti. Bugün FETÖ'den ihraç edilen veya cezaevine giren isimlerden bazıları İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nce Diyarbakır Emniyeti İstihbarat Şubesi'nde görevlendirildi.

    Gelen yeni ekip, tarikatlar ve cemaatler konusunda çalışan amir konumundaki personeli ya başka kente ya da Diyarbakır'ın ilçelerine gönderdi. Bir kişi hariç!

    İşte o bir isim, şube yöneticilerince tayin edilmek bir yana daha üst makamda görevlendirildi!

    Ve o isim, bugün çok önemli bir kurumun başında!

    Meslektaşlarının tayin görmesine karşın, Gülen ekibinin kurguladığı yeni görevlendirmelerde konumunu koruyan bu personelin bugün önemli bir görevde olması, büyük bir tesadüf olsa gerek!

    Karanlık bir suikastta Türkiye kıymetli bir emniyet müdürünü yitirdi.

    Büyük olasılık sorulara yanıt verilmeyecek

    Devlette, bilhassa TSK, emniyet, MİT, adliye ve Mülkiye'de cemaat ve tarikatların hızını artıran faaliyetlerinden söz açılmışken CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın soru önergesi dikkat çekici.

    Bakan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun yanıtlaması istemiyle geçen hafta TBMM Başkanlığı'na soru önergesi verdi.

    Sorulara bakıldığında belli ki CHP'li Bakan "içeriden" önemli bilgilere ulaşmış.

    Bakan, soru önergesinde Jandarma Genel Komutanlığı karargâhında yaşandığını iddia ettiği tarikat ve cemaatleşmeyle ilgili bilgilere yer veriyor.

    Genel Komutanlık bünyesindeki İstihbarat Başkanlığı'nda odalarda zikir çekildiğini, gözlerine sürme çekip (bir tarikatın liderinin aynı biçimde hareket ettiği biliniyor. Y.N.) askerle birlikte içtimaya çıkanların bulunduğunu, paçalarını sıvayıp genel komutanlık koridorlarında dolaşanların var olduğunu, tarikat mensuplarının karargâha davet edildiğini, askerlerin tarikat ve cemaatlerin simgesi olarak farklı renkte kafalarına başlık taktıklarını iddia ediyor CHP'li Bakan.

    Ve bu iddiaları Jandarma'nın bağlı olduğu İçişleri Bakanı Soylu'dan yanıtlamasını istiyor.

    Geçmişten bir örnek vereyim: FETÖ'nün güçlü olduğu dönemde İçişleri Bakanlığı, Mülkiye Teftiş Kurulu aracılığıyla bir araştırma yaptırmıştı emniyet bünyesinde.

    Müfettişlere ifade ve bilgi veren Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan polis müdürleri, teşkilatta Gülen cemaati diye bir yapının bulunmadığını anlattılar.

    Ama her ne hikmetse, 17-25 Aralık sonrasında başlatılan tasfiyelerin hedefinde Gülenci polis kadroları vardı.

    Polis müdürlerinin müfettişlere "yok" dediği Fethullahçı polisler tek tek tespit edildi ve teşkilattan atıldı!

    Bakan'ın soru önergesiyle benzer durum bir kez daha gündeme geldi.

    Jandarma teşkilatında bir süredir FETÖ'cülerin boşalttığı kadrolara başka cemaat ve tarikatla bağı olan personelin atandığı yönünde iddialar var.

    Gerek Jandarma Genel Komutanlığı, gerekse İçişleri Bakanlığı bu iddialar karşısında sessizliğini koruyor.

    Büyük olasılıkla Soylu, soru önergesini benzerlerinde olduğu gibi yanıtlamayacak. Veya yanıtlasa da "araştırılmış böyle bir bulguya ulaşılamamıştır" anlamında bir yanıt verecektir.

    Yazı kaynağı : t24.com.tr

    En büyük hayalim Uğur Mumcu cinayetini çözmek diyen Gaffar Okkan öldürüldüğü gece ne açıklayacaktı. Ajanlar Ordusu dedikleri kimdi!

    En büyük hayalim Uğur Mumcu cinayetini çözmek diyen Gaffar Okkan öldürüldüğü gece ne açıklayacaktı. Ajanlar Ordusu dedikleri kimdi!

    Derleyen: Erman Çimen / Yeniçağ

    Sekiz yıl arayla 24 Ocak'ta alçakça katledilen usta gazeteci Uğur Mumcu ve Diyarbakır eski Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ölüm yıldönümlerinde anılıyor.

    Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te evinin önünde uğradığı bombalı suikast sonucu, Ali Gaffar Okkan ise 8 yıl sonra 24 Ocak 2001'de Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nden valilik binasına giderken pusuya düşürülerek şehit edilmişti. Araştırmacı gazeteciliği ile Türk basın tarihine damga vuran gazeteci Uğur Mumcu’ya yapılan suikastin arkasındakiler aradan geçen yıllara rağmen henüz net olarak ortaya çıkarılamadı.

    ‘EN BÜYÜK HAYALİM BU SUİKASTİ AYDINLANMAK’
    Bu olaydan 8 yıl sonra yine aynı tarihte yani 24 Ocak’ta, yanında bulunan 5 polis memuruyla birlikte valilik binasına giderken pusuya düşürülerek şehit edilen Ali Gaffar Okkan’ın da en büyük hayali ise Uğur Mumcu suikastını aydınlatmaktı.  

    Diyarbakır başta olmak üzere bölgede ve İstanbul’da yapılan Hizbullah operasyonlarında önemli rol üstenen Okkan, o dönem kendisini ziyaret eden gazetecilere, “Bu meslekteki en büyük hayalim rahmetli Uğur Mumcu suikastını çözmektir. Mumcu suikastında kullanılan patlayıcı düzeneği ve düzenekte kullanılan patlayıcı ile malzemelere Batman’da bir saldırıda rastladık. Eğer bu işi çözersem o zaman gözüm arkada kalmaz” diyordu.

    mumcu-okkan.jpg

    GAZETECİ BURAK ERSEMİZ ORTAYA ÇIKARDI: GAFFAR OKKAN ÖLDÜRÜLMEDEN ÖNCE UĞUR MUMCU’NUN KARDEŞİNE NE SÖYLEDİ

    Gazeteci Burak Ersemiz bu suikastten yıllar sonra çok önemli bir gerçeği yazdı. Ersemiz, Gaffar Okkan’ın ölümünden bir kaç gün önce Uğur Mumcu’nun kardeşi Ceyhan Mumcu’yu aradığını ve 24 Ocak’ta çok önemli bilgiler vereceğini söylediğini belirterek; “Yaptığım araştırmalarda Gaffar Okkan, Ceyhan Mumcu’ya Diyarbakır’da bir tören yapılacağını ilk defa ölümünden sonra Uğur Mumcu’nun anılacağını kendisinin de bir konuşma yapacağını belirtmiş. Ceyhan Mumcu da o dönem Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda görevli Fatma Hanım’a söz konusu konuşmanın bir metnini gönderiyor.

    Gaffar Okkan olay günü Fatma Hanım’ı arıyor ve ‘hazır mı her şey’ diye soruyor. Fatma Hanım ’’Evet Müdürüm her şey hazır sizi bekliyoruz’’ cevabını verince şehitlikteki makamdan ayrılıp Devlet Tiyatrosu’na gitmek için talimat veriyor. Ve 100 metre sonra suikaste uğruyor.

    Ceyhan Mumcu’nun anlattığına göre suikasttan birkaç ay sonra Gaffar Okkan’ın eşi Zerrin Okkan UMAG’ı ziyaret ediyor. Yanında bir emniyet müdürü tanıdığı da var.

    burak-ersemiz-001.jpg

    ‘TÜM TELEVİZYONLAR BENDEN BAHSEDECEK…’

    Bu görüşmede Zerrin Hanım, eşinin o gün çok heyecanlı olduğunu söylüyor ve kendisine akşam çok önemli bir açıklama yapacağını, şaşırmaması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor ‘Tüm televizyonlar benden bahsedecek’ Evet, o akşam tüm televizyonlar ondan bahsetti ancak onun planladığı gibi değildi…”

    ‘AJANLAR ORDUSU’ DİYEREK FETÖ’YÜ MÜ İŞARET ETTİ
    Gaffar Okkan’a göre Mumcu’nun öldürülmesiyle ilgili talimat başka bir ülkenin ajanları tarafından verilmişti. Tetikçiler de suikasti gerçekleştirmişti. Okkan'ın sık sık 'Ajanlar Ordusu' tabirini kullanarak FETÖ'yü işaret ettiği belirtiliyordu.

    Gazeteci Burak Ersemiz 2001 yılındaki yazısında ‘Dikkat ediyorum Gaffar Okkan Hizbullah operasyonlarını yöneten önemli bir isim olmasına rağmen anlatırken Hizbullah adını kullanmıyor “tetikçiler” diyor… Gaffar Okkan’a diyorum ki “İran’mı…’’ “Hayır’’ diyor. “Daha dost bir ülke”…  ’’Bunlar’’ diyor ’’ajanlar ordusu.. Terör örgütü filan değil, aynı PKK gibi maşa bunlar başka bir ülkenin ajanları. Ve yaptıkları her eylemi Devletin üzerine bırakmak gibi bir amaçları var.” İfadelerini kullanmıştı.

    İşte gazeteci Burak Ersemiz’in Gaffar Okkan Suikasti’nde Uğur Mumcu izleri üzerine 5 Ekim 2001 günü yazılmış o yazısının tamamı:

    “Gece Diyarbakır’da kaldığım otelin penceresinden dışarıya bakıyorum. Ve eskiyi hatırlıyorum. Camdan bakmak mı… Ne diyorsunuz, tek kurşunda size bakardı o zamanlar… O kurşunun adres sormadığı ve balistikten bir medet ummadığınız zamanlardı. Şimdi ise camı açabiliyorum ve bir sigara içimi gibi eskisine göre lüks bir zaman dilimi orada kalabiliyorum. Karşıdan askeri havalimanından kalkan askeri helikopterlerin sesi pkk’nın onca darbeye rağmen hala nasıl ayakta kalabildiğini düşünmeme neden oluyor. Ve gecenin yarısından sonra yeni günün sabahında artık tehlikesiz olan sokaklarda yürüyüp arkadaşlarla ciğer yemek istemiyorum.. Uyku ağır basıyor. Camın önündeki koltuğa çöküyorum.. Rahmetli Gaffar Okkan ile yaptığımız bazı görüşmeleri aklıma getiriyorum…

    Bir gece yoğun geçen bir günün ardından uyuya kalmışım… Kuvvetli bir şekilde vurulan otel odasının kapısından gelen gürültüyle uyanıyorum.. Kapıda emniyet müdürü Gaffar Okkan’ın korumaları Sabri Kün ile Atilla Durmuş karşımda ’’Hadi’’ diyorlar ’’Müdürümle görüşmek istemişsin şimdi rahatladı seni ve Alper’i bekliyor’’.. ’’Abi’’ diyorum ’’Umarım çay ocağı kapalıdır yoksa yandık sabaha kadar çay üstüne çay’’… Atilla şöyle bir gülüyor ’’Bozo’’ diyor (Gaffar Okkan’ın bana taktığı isim Kürtçe sarı demek) ’’Dünyanın tek üç vardiyalı çay ocağı bizde biliyorsun hadi bende talcid var diyor’’… Doğru Gaffar Müdür bi çaysız birde Hizbullah’sız yaşayamıyor. Alper’i de odasından alıp saat 03.00 gibi Şehitlik’te ki makama doğru yol alıyoruz..

    Defalarca geçtiğimiz yol burası, Gaffar Okkan en çok buradaki makamını kullanıyor. ’’Şehitler bana güç veriyor. Onların yanında olunca daha iyi görüyorum her şeyi. Burası benim evim’’ diyor. Şehitlik yanındaki makamın yan kapısından içeri girerken nöbetçi polisler bizi görüp gülüyorlar mevcutlu getirilir gibiyiz.. Az öncede Diyarbakırspor’un oyuncuları çıkmış yanından, fırçayı yemişler.

    Makama doğru çıkarken ilk kattaki kriminal polis labarotuarının yanından geçiyoruz. Bu saatte hummalı bir çalışma var. Hemen anlıyoruz ki Hizbullah’ın dün gece Mardin’de bulunan silah deposun da ele geçirilen silahlar balistik incelemede. Kırmızı halıda iz bırakmadan yürümeye çalışıyoruz. Tam bu sırada önümüze bir futbol topu düşüyor.. Gecenin bu saatinde toptan sonra karşımıza çıkan çocuk Diyarbakırspor’un gelecekteki santroforu Ali Can. Gaffar Müdürün biricik oğlu Ali Can.. Sporcular geç geldiği için uykusuz kalmış. Özel kalem Müdürü Mehmet Kamalı onu koruma Selehattin Baysoy ve Mehmet Sepetçi ile eve gönderiyor.. Ali Can evlat sık sık Gaffar Müdür’ün kendisiyle birlikte şehit olan korumaları ile tek kale ’’halı saha’’ maçı yapıyor. Müdürüyette, kırmızı protokol halısının üzerinde iki kez de kaleye ben geçmiştim. Yedik golleri tabi ki.

    Özel kalemde bekliyoruz Mehmet Kamalı geliyor Mehmet Sepetçi ve Selehattin Baysoy o arada anons ediyor. ’’33.10 malum adrese intikal etti. Merkeze dönüyoruz’’ 33.10 Gaffar Okkan’ın telsiz kodu ve tabi ki Ali Can’ın da… Kamalı keyifsiz.. ’’yahu diyor çocuğun bu saatte işi ne” Ama ekliyor “evladım babasını da başka türlü göremiyor ki sporcular baheneydi babasının kucağından inmedi evladım’’

    gaffar-okkan.jpg

    Mehmet ağabey birden normale dönüyor ve ’’erkencisiniz bugün’’ diyor her zamanki esprili bakışıyla ve ekliyor ’’kahvaltıya daha var erken geldiniz bi günde normal saatte gelin…’’
    Mehmet ağbi 24 saat Gaffar Okkan’ın yanında. Özel kalem müdürü. Günde dört saat uyku yetiyor onlara. ’’Geçin oturun çay söyleyim size’’ dedikten sonra ’’bekleyin yanımda birazdan alacağım içeri’’ diyor ama gidin der gibi. ’’Yandık desenize sabah altıyı bulursunuz.’’ Mehmet Ağbi derdi ki ’’mezara da beraber gideceğiz herhalde..’’ Ve kapıdan Gaffar müdürün sesi duyuluyor. ’’Oooo Bozo gelmeseydiniz Alper Ertem’i bilirdim ama sende mi dansöz oldun. Nerede kaldınız..’’ Biz içeri giriyoruz O sesleniyor ’’Mehmet çaylar gelsin.. Bozo’yu atlamayın sakın yerim hepinizi…Şike yapmayın Bozo’ya çay yerine kuş burnu getiriyorsunuz.. Hizbullah’ı dağıttım, sizin örgütlenmeniz vız gelir.. Çay getirin oğlum çay… Burası benim makamım burada delikanlı gibi çay içilir…’’ O gün çok neşeli her gece yanındayız, belki ama bugün bir farklı. Ofis’ten nöbetçi tatlıcıdan aldığımız Müdür Tatlısı hemen bitiyor.. Çaylar çaylar çaylar…

    Başka bir gece saatlerce konuşuyoruz bizimle paylaşmak istediği bir şey var anlıyoruz ama önce Diyarbakırspor’un bir maçını izlettiriyor videodan.. Sonra gülerek diyor ki ’’Yine attım fırçayı alayına biz burada Hizbullah’la savaşıyoruz onlar Hizbulspor’a yeniliyor.’’ anlıyorum ki maç 28 Şubat’tan sonra yayınlanan ’’Yeşil Sermaye Listesi’’ içinde yayınlanan bir şirket destekli takımla oynanmış. 

    Bir başka buluşmada Diyarbakır’a gelmesinden sonra Spor Salonunda polislere hitaben kan ter içinde kalarak yaptığı o konuşmasını izliyoruz birlikte, bir vhs kasetten.. Polislere diyor ki ’’Ben sizleri yer altından çıkarttım. Diyarbakır’a geldiğimde yer altında yaşıyordunuz. Sokaklar PKK’nın, Hizbullah’ın kontrolündeydi.. Siz sokağa çıkınca onlar gitti, şimdi sokaklar bizim. Halkta bizim. Polis halkın arasında olursa terör halka yaklaşamaz. Saklanmak için mi polis oldunuz. Ölümden korkuyorsanız gidin başka bir iş yapın. Gitmek isteyeni, istediği yer ben göndereceğim. Torpil benden. Kalanlar ise polislik yapacak.. Neymiş ben komünistmişim, sizi vurulun diye sokaklara çıkartmışım.. Arkadaşlar bunları söyleyenleri biliyorum, çünkü bozulan tezgahları bildiğim gibi tezgahtarları da biliyorum. Onlar da kendilerini bilir. Artık Diyarbakır’da devlet olacak. Ve onu bizler temsil ediyoruz. Söz veriyorum gitmek isteyeni Bodrum’a, Alanya’ya ben torpil yapıp göndereceğim. Kalanlarla çalışacağım ve Diyarbakır Halkına polisi sevdireceğim. Terörü halkı yanımıza almadan durduramayız. Diyarbakır’ı kurtaran Türkiye’yi Kurtarır’’

    Kaset çok uzun konuşurken koltuk altları ıslak.. Ter damlıyor ve sokaklar jandarma ve zabıtaya teslim Diyarbakır kadrosunun tamamı orada.. Kaseti durduruyor ve anlatıyor “Bu dedikodular babamın bile kulağına gitmiş, bir gün atlayıp gelmiş Diyarbakır’a, benim geldiğinden ve gittiğinden haberim yok. Aylar sonra beni ziyarete gelen bir akrabamız anlattı. Gidiyor Ulu Camiinin oraya öğle namazını kılıyor arkasından cemaatle sohbet ediyor, esnafı dolaşıyor, vatandaşlarla konuşuyor diyor ki ’Bu yeni müdür rüşvetçiymiş, ahlaksızmış, polisi ezer halka kötü davranırmış’ ama selamla karşılandığı her yerden kızgınlıkla uğurlanmış. Ona iyi insanlar hakkında iftira atma yaşından utan diyen bile olmuş. Sonra babam polislerle konuşmuş güzel şeylerin yanında bin türlü şikayet duymuş hakkımda. O zaman bunları anlattığı akrabamıza demiş ki ’işte o an anladım ki oğlum bana layık evlat, bir yöneticiyi halk seviyorsa işini doğru yapıyordur. Ona kızan personeli ise onu tanımadıkları için kızıyorlar eminim ki zamanla onu çok sevecek yanında yer alacaklar. Ya da çekip gidecekler bu ilden”

    Bunları anlatırken gözleri buğlanıyor …

    “Alper, Bozo ben babamın fırınlarında sattığı ekmeklerin parasıyla büyüdüm. Ben halkın son kuruşunu vererek aldığı ekmeğin parasıyla okudum müdür oldum. Şimdi benim o ekmeğe, o ekmeği alan halka yani, beni okutan insanlara ihanet etmem mümkün mü.. “

    Birden gülümsüyor hadi diyor, Brezilya dizisini bırakalım ağlayacağız kendimize gelelim dünyaya dönelim, sonra sevgili arkadaşım Alper Ertem’e dönerek vhs kaseti gösterip ’’Alper oğlum benden iyi artist olur değil mi…’’ diyor…

    Yine yoğun geçen operasyonları izledikten sonra makamda çay içiyoruz. Bu onu son gördüğümüz gün, gömlek cebinden küçük bir ses kaseti çıkarıyor.. Eski bir teyp kaseti bu. Havada sallıyor ’’Bu var ya bu Uğur Mumcu cinayetini çözecek kaset..’’ diyor ve cebine koyuyor.

    İki gazeteci bin türlü takla atıyoruz karşısında sözler veriyoruz sırrı tutacağımıza, o da diyor ki “Belgelendireyim ilk haber sizin”. Yarım saat sonra ikna ediyoruz ve patlıyor ’’Ulan Alper ulan Bozo yine ikna ettiniz beni.. Hadi bir kısmını dinleyin bakalım ne anlayacaksanız… ’’

    Mehmet ağabeyi çağırıyor.. Mehmet ağbi, makamdaki eski tip müzik setine kaseti takıyor.. Kasetteki ses Gaffar Müdürün söylediğine göre Beykoz’da çatışmada öldürülen Hizbullah Lideri Hüseyin Velioğlu’nun sesi. Örgüte gönderdiği bir talimat ve propaganda kaseti.. Gaffar Okkan’a göre iki suikastle ilgili konuşması bulunuyor ancak kürtçe ve arapça konuşuyor.. Bazı kelimelerin anlamları üzerinde takılmış. Birkaç dil bilimciden yardım istemiş. Takıldığı bazı cümleler var. Bu cümleler içinde geçen bazı kelimelerin söyleniş tarzına yani nüktesine göre değişik anlamları var. Örneğin ’yapmışlar’ anlamına gelen bir kelime ’bizimkiler yaptılar’ diye de yorumlanabiliyor.. Bu ve benzeri kelimeleri de çözdürünce Uğur Mumcu cinayetinin aydınlanacağını söylüyor.

    KİM BU AJANLAR ORDUSU

    Gaffar Okkan’a göre Mumcu’nun öldürülmesiyle ilgili talimat başka bir ülkenin ajanları tarafından verilmiş. Tetikçilerde suikasti gerçekleştirmiş. Dikkat ediyorum Okkan Hizbullah operasyonlarını yöneten önemli bir isim olmasına rağmen anlatırken Hizbullah adını kullanmıyor “tetikçiler” diyor…
    Gaffar Okkan’a diyorum ki ’’İran’mı…’’. ’’Hayır’’ diyor. “Daha dost bir ülke”…  ’’Bunlar’’ diyor ’’ajanlar ordusu.. Terör örgütü filan değil, aynı PKK gibi maşa bunlar başka bir ülkenin ajanları. Ve yaptıkları her eylemi Devletin üzerine bırakmak gibi bir amaçları var. Bence Uğur Mumcu suikasti ile Batman’da kafasına satırla vurularak öldürülen bir gencin suikasti arasında bir fark yok. Amaç aynı; devlet işledi.. Önce Devlete olan güvensizlik sağlanır. Sonra iki halk birbirine düşürülür. Kaos ortamı böyle gelişir.. Hepimiz bir oyunun içindeyiz.. Bunların her kurumda adamları var. Diyelim ki siz ülkenize hizmet ettiğinizi sanıyorsunuz ancak giriştiğiniz eylemin talimatı başka bir ülkeden.. Ya da yasadışı bir örgütün içinde bir hücresiniz talimat alıp yaptığınız eylem o örgüte mal olsa da aslında emri veren başka bir ülkenin örgüte sızmış ajanları… Zaten sonrada o eylemi yapanlar yok edilir ya kaybolur ya da ihbar edilerek çatışmada ölmesi sağlanır ya da bir kurumdaysa faili meçhule gider arabası kaza yapar, uçağı düşer, helikopteri düşer… İşte bu yüzden faili meçhulleri çözersek ülkeyi kurtarırız..’’

    Gaffar Müdür o gün bir de Hüseyin Velioğlu’nun yanında taşıdığı ancak, o gün Beykoz’da ki aramada bulunamayan 2.5 milyon mark gibi bir paradan söz ediyor. Bu paranın Hizbullah lideri tarafından baskından birkaç gün önce evden başka bir yere nakil edildiğini düşünüyor. Zira Beykoz’da ki evin adresi ve Hüseyin Velioğlu’nun orada olduğu, Gaffar Okkan’ın bizzat katıldığı bir sorguda Diyarbakır’da çözülüyor. Sonra hemen İstanbul’a geliniyor ve İstanbul Polisi ile birlikte Beykoz’daki baskın gerçekleştiriliyor. Müdür bir de örgütün Adana ya da Gaziantep kırsalında bir kasasının gömülü olduğunu söylüyor. Hizbulah’ın kayıp paralarını da bulacağını söylüyor.

    Sohbetlerimizden birisinde Hizbullah örgütünün çözülmesinde ve Beykoz’da ki evin ortaya çıkmasında büyük payı olan eski Hizbullah üyesi ve sorgucusu itirafçı Şaban Elaltuneri’de bir ara yanımıza gelip gidiyor.. Bir çay içiyor Gaffar Okkan ile on dakika kadar özel konuşuyorlar, sonra bizle bir selamlaşıp gidiyor…. Onun bir sohbetimizde bana ’’Allah korusun müdürüme bir şey olsa beni iki ay yaşatmazlar’’ dediğini hatırlıyorum.. Şaban yıllarca Hizbullah örgütünün sorgucusu olarak görev yapmış, hem Hizbullah’ın içindeki sözde ajanları hem de örgütün kaçırdığı birçok insanı sorgulayan kişi. Yakalanmasının ardından Gaffar Okkan günlerce onunla konuşuyor ve ikna ediyor, ardından itirafçı oluyor ve Gaffar Okkan ile omuz omuza görev yapıyor. Hizbullah ile ilgili tüm iddiaların en doğru bilgileri Hizbullah’ı Hüseyin Velioğlu’nu örgütün ilişkilerini örgütü kimin kurduğunu sonra kimlerin eline geçtiğini, en iyi bilen isim Şaban Elaltuneri.. Yakalanan Hizbullah üyelerini Gaffar Okkan ile birlikte sorguluyor. İş böyle olunca sorgularda inanılmaz başarı sağlanıyor. Konuşmayan çözülmeyen Hizbullah üyeleri sorgudan sonra göz bantları açılınca Şaban’ı karşılarında görünce eğer tanıyorlarsa hemen çözülüyorlar.. Ve Beykoz’daki eve, işte bu çözülmelerle ulaşılıyor. Son dakikaya kadar Gaffar Okkan kimseye bilgi vermiyor. Çünkü Hizbullah o zamanlar bir şekilde her yerde..
    (O dönemlerde İstanbul’dan tanıdığım ve Diyarbakır’da görev yapan polisler, şehir girişlerindeki arama noktalarındaki nöbetlerini, geceleri belli bir saatten sonra Hizbullah’a bıraktıklarını anlatmışlardı. Buna neden olarak “Canımızı sokakta bulmadık, onlar bizim yerimize tutuyorlar nöbeti” demişlerdi…

    ( 90’lı yıllarda nöbetlerini gözümün önünde Hizbullah’a bırakıp gelen birkaç polisle, bir keresinde Diyarbakır ofis mahallesinde tekel bayilerinin arkasına kurulu ve gizli kapılarla girilen küçük meyhanelerde oturup sohbet etmiştik. Ardından gece nöbet tutup bu anı görüntülemeyi çok istedim ama o zamanın Diyarbakır’ını bilenler buna neden teşebbüs edemediğimi iyi anlarlar )

    Gaffar Okkan sabah yanından ayrılmadan önce sözlerine şunları ekliyor ’’Bu parayı ve Uğur Mumcu cinayetini ortaya çıkarmadan ölmek bana haram.. Ben burada aslında bir tek Hizbullah ile değil bütün dünya ile savaşıyorum….’’

    Gaffar Okkan bu sohbetten tam 6 gün sonra ’’evim’’ dediği şehitlik yakınında 5 polis memuru ile birlikte şehit edildi..

    Özel kalem Müdürü Mehmet Kamalı, korumaları Sabri Kün, Mehmet Sepetçi, Atilla Durmuş ve Selahattin Baysoy..
    Şaban Elaltuneri ise oğlu Mehmet ile birlikte İstanbul Esenler’de 25 Ağustos 2001 günü çapraz ateşle öldürüldü.. ’’İki ay’’ demişti ama tam 7 ay yaşayabilmişti senden sonra….

    Ben onların Hizbullah tarafından öldürüldüklerine asla inanmadım… Derdin ya ’’Ben burada dünyaya karşı savaşıyorum’’ İşte seni o dünya öldürdü… Bence sen ölürken bu tezini de kanıtladın.. Zannediyorum Şehit olduğun gün o kaset cebindeydi… Çünkü ’’çözene kadar kalbimin üzerinde taşıyacağım ’’ demiştin..
    Belki de bir kurşun onu parçaladı.. Çok aradım o iki kaseti. Herkese sordum yok dediler. Bilmiyoruz dediler. Mecburen ’’Malum görevden sarfinazar’’ edildim.
    Kim bilir, belki de kurşun sıkan eller aldı götürdü.. Ama merak etme ölüm sana haram olmadı Gaffar Okkan…

    Senin mezarında 5 dakika durabildim. Beni hissetin biliyorum. Çok kalabalıktı.. Cebimde pet şişede sıcak tavşan kanı bir çay ve elimde boş çay bardağı vardı.. “Ölürsem beni çaysız bırakmayın’’ demiştin ya o gün sanki öleceğini o kadar hissediyordun ki, hep ölümden bahsetmiştin zaten.. İşte herkes gittikten sonra ben senin mezarına bir bardak sıcak çay bıraktım ve uzaklaştım..

    Sen emniyetin Uğur Mumcu’suydun Gaffar Okkan .. Ve Uğur Mumcu’nun katledildiği gün 24 Ocak 1993, senin katledildiğin gün ise 24 Ocak 2001’di..

    Çok isterdim buraya beraber bir fotoğrafımızı koymayı, ama hiç vakit olmadı ki hatıra toplamaya.. Zaten bir keresinde de sen “Bozo İstanbul’da çekiliriz bekle biraz’’ demiştin..

    Demlikten yükselen buhar sanki camın yüzeyinde sana bir gözyaşı… Biz hala oteldeyiz ama sen evindesin görüşmek üzere.. 05.10.2001 Burak Ersemiz"

    gaffar-okkan2.jpg

    ÇOK ÖNEMLİ BİLGİ
    Bu yazıyı yazmamın ardından seneler geçti ve sonradan yaptığım araştırmalarda Gaffar Okkan’ın, ölümünden bir kaç gün önce Ceyhan Mumcu’yu aradığını öğrendim. Bu aramada kendisinden Umut Davası sırasında aile adına yapılan yazılı açıklamanın metnini istemiş.
    Gaffar Okkan, Ceyhan Mumcu’ya Diyarbakır’da bir tören yapılacağını ilk defa ölümünden sonra Uğur Mumcu’nun anılacağını kendisinin de bir konuşma yapacağını belirtmiş. Ceyhan Mumcu da o dönem Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda görevli Fatma Hanım’a söz konusu konuşmanın bir metnini gönderiyor.
    Gaffar Okkan olay günü Fatma Hanım’ı arıyor ve ’’hazır mı her şey ’’ diye soruyor. Fatma Hanım ’’Evet Müdürüm her sey hazır sizi bekliyoruz’’ cevabını verince Şehitlik’teki makamdan ayrılıp Devlet Tiyatrosu’na gitmek için talimat veriyor.
    Ve 100 metre sonra suikaste uğruyor. Ceyhan Mumcu’nun iddiasına göre suıkastten birkaç ay sonra eşi Zerrin Okkan UMAG’ı ziyaret ediyor. Yanında bir emniyet müdürü tanıdığı da var.
    Bu görüşmede Zerrin Hanım, eşinin o gün çok heyecanlı olduğunu söylüyor ve kendisine akşam çok önemli bir açıklama yapacağını, şaşırmaması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor ’’Tüm televizyonlar benden bahsedecek’’! Evet, o akşam tüm televizyonlar ondan bahsetti ancak onun planladığı gibi değil…. Burak Ersemiz 24 Ocak 2009"

    Yazı kaynağı : www.yenicaggazetesi.com.tr

    gaffar okkan'ın uğur mumcu cinayetini çözmesi

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler

    Ercan Dolapçı

    Kolay değil gerçeklerden bir milim sapmadan, halkından başkasına sırtını dayamadan, eğilip bükülmeden, kimseye göz kırpmadan bir fidandan ağaca doğru kararlı ve sağlam göğe uzamak.

    Gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun 29. ölüm yıl dönümü. 24 Ocak 1993 günü Ankara’da katledilen Mumcu, araştırmacı gazeteciliğin en iyi örneklerinden biriydi. Genç gazetecilerin örnek aldığı bir insandı. 1960-70 yılları arasında yolsuzlukları, 1970-80 arasında darbe maksatlı terörü ve bağlantılarını, 1990-93 arasında ise PKK ve destekçilerini araştırıyordu. Bu araştırmaları ABD ve İsrail’i rahatsız etti ve Türkiye’deki mekanizmaları olan Gladyo eli ile katledildi! Saldırı baştan sona, tam manasıyla Gladyo eylemiydi ve üstü örtülerek hedef saptırıldı. Bir örnek verelim: Aracına konulan bomba C-4 idi ve bu patlayıcı NATO standardında ABD malıydı. Amatörlerin üzerine atıldı, İran hedef gösterildi. Bu yalanlara kimse inanmadı. Dönemin hükümeti “namus sözü” vermesine rağmen suikastı çözemedi. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın deyimiyle “tuğla kaldırılırsa birileri altında kalır” idi. Ne “tuğla” kaldırıldı ne de daha ileriye gidildi.

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler - Resim: 1

    ABD ELİYLE BÜYÜTÜLEN ÖRGÜT

    ABD’nin Irak’a abandığı günlerde PKK, Lübnan’daki kamplarını Irak’ın kuzeyine taşımış ve Türkiye’ye yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Öyle ki bölük seviyesinde saldırıyordu. Bölgeye gelmesiyle ABD’nin kontrolüne girmesi bir oldu. Yeni taktik ve yöntemlerle saldırmaya başladı. 1991 yılına kadar köy baskınları yapıyor, alan hâkimiyeti kurmaya çalışıyordu. Yüzlerce köy baskınlarıyla binlerce vatandaşımızı alçakça katletti. Korku saldı... Türkiye 1991-94 arasında Güneydoğu’da büyük operasyonlar yapmasına rağmen tam manasıyla alan hâkimiyeti kuramamıştı. 1994 yılında Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın Genelkurmay Başkanı olmasıyla hâkimiyet başladı. Karadayı, halkı kazanma taktiğini öne çıkardı. Doğrusu da buydu… Bu yöntem başarılı oldu. Bu süreç 1999 yılında PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın yakalanarak Türkiye'ye getirilmesiyle tam hâkimiyete dönüştü.

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler - Resim: 2


    SİNDİRME VE SUİKASTLAR DÖNEMİ

    İşte 1991-94 arasında Türkiye’nin baş sorunu PKK terörü idi. Devlet yöneticileri bu dönemde ABD ve Avrupa ülkelerini, PKK’nın destek aldığı “dış güçler” olarak açıklıyorlardı. Gazeteci Uğur Mumcu ise araştırmalarında ABD ve İsrail’in parmağını net şekilde görüyor ve bunları gazetesindeki köşesinde yazıyordu. Onun yazdığı ve katledildiği dönemde çok sayıda general, subay ve güvenlik uzmanı katledildi. Hepsi de suikastlarla. Bu suikastlar 17 Şubat 1993 günü Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in Ankara’da uçağına yapılan sabotajla katledilmesiyle zirve yaptı. Türkiye ayağa kalktı. Zamanın Genelkurmayı, “Suikast değil, kaza” açıklaması yaptı. Buna kimse inanmadı. Bunun böyle olmadığını Aydınlık dergisi uzun soluklu çabasıyla açıkladı.

    Uğur Mumcu’nun katledilmesi çok açık şekilde ABD’nin kukla devlet projesine oturuyor. ABD bunun için bölgemizde 1960’lardan bu yana çaba harcıyordu. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Doğu’ya Irak üzerinden yerleşmeye başladı. ABD, Türkiye-İran-Irak ve Suriye ekseninde kukla devlet kurmak istiyordu. Kendine tabi, İsrail’e yardımcı… Mumcu tıpkı Bitlis gibi PKK terörüne vatansever çizgiden bakıyor ve bu işin arkasında ABD’nin olduğunu görüyordu. Bunu cesaretle yazdı. Onun, bunları yazdığı günlerde Amerikancı kesim, “Vur kurtul mu, ver kurtul mu?” söylemlerini geliştiriyordu.

    İşte böylesine çetin günlerde Türkiye’nin mücadelesini kırmak, tıpkı Yugoslavya gibi bölmek için Mumcu ve Bitlis’i katletti. O günlerde ortaya attıkları gibi “Atatürkçü ve laik” olduğu için değil; bizzat ABD ve İsrail’in çarkına çomak soktuğu için öldürüldü!

    FETÖ’CÜ GLADYO CİNAYETLERİ

    Peki, bu cinayeti Türkiye’de kim sahneye koydu? FETÖ’cü Gladyo yaptı. 12 Eylül 1980 öncesi ordu içinde etkin olan Gladyo, 1990 yılından sonra Emniyet içinde etkin olmaya başladı. Merkezini oraya kaydırdı. Türkiye’de 1990-1999 yılları arasında işlenen aydın cinayetlerinde bu örgütün parmağını görürsünüz. Çünkü çok iz bıraktı… Devlet içindeki güçlerini kullanarak cinayet işlediler, merkezi perdelediler, amatör –sözde- katilleri kamuoyunun önüne atarak onlarla oyaladılar ve asıl failleri gizlediler. Hele merkeze, hiç dokundurmadılar! Bu süreç 15 Temmuz 2016’ya kadar sürdü. O günden bu yana Türkiye’de cinayet ve suikast düzenleyemiyorlar. Çünkü tasfiye edildiler. Şimdi onlar hapislere atılıyor.

    Mumcu ve Bitlis’lerin ruhları, ABD’nin tam manasıyla yenilip bölgemizden gittiği ve Türk-Kürt-Arap ve İranlılar kardeşçe yaşadığı zaman rahat edecek. İşte onun için Mehmetçik bu soğukta canla başla mücadele ediyor. Mumcu ve Bitlis'ler ise yaşıyor…

    'UĞUR'UN SON DÖNEM YAZILARI PKK ÜZERİNEYDİ'

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler - Resim: 3

    Ağabeyi Av. Ceyhan Mumcu, 24 Ocak 2008 günü Ulusal Kanal’a yaptığı açıklamada, kardeşinin kesinlikle ABD tarafından öldürüldüğünü ve "İran yaptı" iddiasının hedef saptırma olduğunu açıkladı. Vatandaşlara da çağrıda bulunan Mumcu, "Lütfen artık dikkatli olalım ve Uğur Mumcu'nun katili İran'dır demeyelim. Maalesef ben bunu sık sık söylediğim halde bazıları televizyonlara çıkıp hâlâ 'Uğur Mumcu'yu İran öldürttü' diye açıklama yapıyor. Bu doğru değildir. Benim yaptığım araştırmaya göre ABD, 1992 Mayıs'ında Mumcu'yu öldürme kararı aldı." dedi.

    Mumcu, kardeşinin son yıllarda ABD ve İsrail bağlantılı terör örgütü PKK'nın faaliyetleriyle ilgili araştırmalar yaptığını da söyledi. Uğur Mumcu'nun hayatı boyunca İran aleyhine yazılar yazmadığını ve aksine bir yazısında Humeyni'nin 'ne ABD ne SSCB' dediğini ve tam bağımsız İran'ı hedeflediği için takdir ettiğini de kaydetti. Mumcu, "Kardeşim antiemperyalist ve bağımsızlıkçı olduğu için katledildi." dedi.

    Av. Mumcu şu önemli saptamayı da yapıyor: “Uğur’un yazıları üzerinden araştırma yaptım. 1993 yılında öldürülene kadar yazılarının yüzde 64’ü Amerika’nın Irak işgali ve 'Büyük Kürdistan' projesi üzerineydi.”

    CIA VE MOSSAD'I KALEME ALDI

    Uğur Mumcu'nun PKK-ABD ve İsrail bağına dikkat çektiği yazılarından, son günlerde kaleme aldığı iki önemli yazıdan birer bölüm sunuyoruz: "Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu, her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki, MOSSAD-Barzani ilişkisidir. (...) CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. 1971... MOSSAD'dan Kürtlere her ay 50 bin dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve öyle anlaşılıyor ki daha da sürecek. (...) Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa, ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD antiemperyalist savaş yapıyorlar da dünya bu savaşın farkında mı değil?" (Cumhuriyet, 7 Ocak 1993.)

    'ÇEKİÇ GÜÇ'E NEDEN SUSUYORLAR'

    "Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurdurduktan sonra 38. paraleldeki Irak savaş uçaklarını düşürmek 'Irak'ın toprak bütünlüğünü' savunmak mıdır? Yoksa 'Kürt devleti adına koruma ve kollama harekatı' yapmak mı? 'Çekiç Güç' Türkiye'de konuşlandırılırken muhalefet liderleri olarak yeri göğü inleten Demirel ve İnönü, bugün hükümette neden susuyorlar? Ve neden Çekiç Güç'ün bu oldu bittilerine karşı ses çıkarmıyorlar? Ve neden Bush ve Özal'ın o kadar eleştirip karşı çıktıkları Körfez siyasetini birer noter gibi onaylıyorlar?" (Cumhuriyet, 19 Ocak 1993.)

    'İNSAN KENDİ ÜLKESİNİN DEVRİMCİSİ OLMALI'

    Uğur Mumcu 1984 yılında BBC Türkçe Radyosu’nun sorularını yanıtlamıştı. Söyleşide bugün için anlamlı sözler sarf ediyor: “Gazeteciliği tek başına gazetecilik diye almıyorum. Gazetecilik bir siyasi işlemin parçasıdır. Onun bir parçası olarak görüyorum ve siyasi kavganın, siyasi mücadelenin bir yeri, bir kürsüsü olarak görüyorum. “Bütün olayları izlemeye çalışıyorum. Dünyada ne var ne yok onu izlemeye çalışıyorum. Çok okuyorum ve yazdığımdan daha çok okuyorum. Bizde gazetecilerin çoğu okumaz, yazarlar. Yani daha çok kendi yazdıklarını okurlar. Ben her konuda araştırma yanlısıyım. “Ben görüş olarak sosyalist eğilimliyim. Bizde sosyalist oldun mu mutlaka ya Sovyetler'in adamı olacaksın ya Çin'in adamı olacaksın. Ama bir insan kendi ülkesinin devrimcisi olmalı. Benim görüşüm bu. Ulusal bağımsız sol... Ben sosyalist eğilimliyim. İşçi sınıfının, emekçi sınıfı ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum. Bu görüşümden hiç ama hiç vazgeçmedim. Ama öte yandan da Türkiye'de bir Kürtçülük, iki silahlı eylemcilik, üç yurtdışına bağımlı sosyalizm yani benim 'kançılarya sosyalizm' dediğim TKP'cilik... Bunlara da karşı çıkıyorum. Ve Türkiye solunu bunların engellediğini sanıyorum."

    'NAZIM HİKMET'İN YERİ AYRI'

    “Şiiri çok severim. Şair olarak Attila İlhan'ı severim. 'Ne kadınlar sevdim yoktular' diyor... Çok güzel bir tanım. Çok iyi bir şair. Tabi Nazım Hikmet'i de çok severiz, yeri ayrı onun... Hasan Hüseyin'i severim. Munis Faik Ozansoy, onu severim... Yani şiiri severim. Roman son zamanlarda Türkiye'de çok satan romanlar...”

    KORKUSUZ VE VATANSEVER!: GAFFAR OKKAN

    Son yıllarında PKK’nın dış bağlantılarını araştıran ve bunları yazan Uğur Mumcu gibi Diyarbakır Emniyet Müdürü iken katledilen Gaffar Okkan da Türkiye’nin bölünmemesi için canla başla çalıştı. Diyarbakır’da görev yaptığı 4 yıl içinde halkla kurduğu sıcak ve samimi ilişkiyle devlet ve milleti birleştirdi. Bu hareketiyle, ABD destekli bölücülüğü rahatsız etti. Okkan, Gladyo’nun tetikçi örgütü Hizbullah’ı da ezmişti. Cesurdu ve ne yaptığını biliyordu. Bütün gücüyle Türkiye’nin birliğine çalıştı. Bu uğurda şehit oldu.

    17 Ocak 2000 günü İstanbul’da yapılan Hizbullah operasyonu sonrası bir gazeteciye söylediği şu sözler onun ölümünün ipuçlarını verir: “Örgüt deme, bu siyasi bir hareket değil. Bunların hepsi casus!” Yakınları ekliyor: “Atatürkçüydü. Çok kitap okur, iyi eğitim görmüş, yurtsever bir devlet memuruydu!”

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler - Resim: 4

    OKKAN'A YİRMİ KURŞUN SIKTILAR

    Son derece iyi korunuyordu... 24 Ocak 2001 günü Diyarbakır Şehitlik semtindeki Emniyet Müdürlüğü’nden ayrılmış konvoyu ilerliyordu. Önde ve arkada eskort. Ayrıca makam aracının arkasında da koruma ekibi vardı. İlk saldırı 500 metre ileride şehitlik yakınlarında yapıldı. Burada koruma ekibi etkisiz hale getirildi. İçindekilerin hepsi öldürüldü. Okkan’ın aracı ve eskort hızlandı, ancak onlar da 100 metre ileride bombalı ve silahlı saldırıdan kurtulamadı. Saldırganlar en az 10- 15 kişilik bir ekipti. Çok iyi hazırlanmışlardı. Her sokağın başında polisin olduğu bölgede en önemli kişiye saldırı yapıyorlardı. Hiçbiri de vurulmadan hedefi vurarak kaçmıştı! Sıfır hata… Okkan ve 5 arkadaşı şehit olmuştu. Okkan’ın vücudundan 20 kurşun çıkarıldı.

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler - Resim: 5


    ÇOK İYİ EĞİTİLMİŞ EKİP İŞİ

    Olay sonrası açıklama yapan bir uzman şunları söylemişti: “Ortada bir silahlı çatışma yok. Şoke edici bir saldırı var. Silahlar olağanüstü iyi kullanılmış. Kentin en kalabalık caddelerinden birinde, ‘nokta vuruşu’ yapılmış. Yoldan geçerken yaralanan hiç kimsenin olmayışı da bunu gösteriyor. Saldırının hedefi, yıllardır OHAL bölgesinde görev yapan ve silah kullanmayı Hizbullahçılardan çok daha iyi bilen ve her an bir saldırıya hazır olan koruma polisleri ve korudukları il emniyet müdürü.”

    Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan hala cephedeler - Resim: 6

    HİZBULLAH'I ÇÖKERTTİ

    Okkan’ın önemli bir özelliği de Hizbullah operasyonunun temelini atmasıydı. Yaptığı çalışmalarla örgütün şifrelerini çözmüştü. Batı destekli ajan örgütlenmesi içinde olduklarını saptadı. Okkan ölmeseydi, saptadığı 26 tetikçiyi daha bulacaktı. İstanbul’daki operasyon sırasında gizlice İstanbul’a gelmiş ve operasyonu izlemişti. İstanbul'daki büyük operasyon, Diyarbakır’da bulduğu bilgiler doğrultusunda yapıldı. “Örgütün belini kırdık” diyordu. Sansasyonel eylemi de beklediğini söylüyordu. Bir de eklemişti: “Devlet büyük oranda Hizbullah’ı kontrol altında tutuyor.” En önemlisi de elinde ‘Hizbullah Bilgi Bankası’ vardı.

    Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Okkan için 'oğlum gibiydi' demişti. Saldırganların yurt dışında eğitim aldığını ve Türkiye'nin bölgedeki gücünü kırmak isteyen güçler tarafından kullanıldığını Aydınlık'a anlattı. Ve şunları ekledi: “Okkan’ın, Hizbullah terör örgütü üzerinde yoğun bir çalışması vardı. Arşiv bilgilerine ulaşmış ve bunları analiz ederek örgütü çözmeye çalışıyordu.”

    Yazı kaynağı : www.aydinlik.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap