Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    turkcenin ilk yazili ornekleri hangi doneme ait

    1 ziyaretçi

    turkcenin ilk yazili ornekleri hangi doneme ait bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Türkçenin Ilk Yazılı Örnekleri Hangi Döneme Aittir?

    Türk tarihinin,kültürünün ve edebiyatının ilk yazılı kaynakları nedir ?

    Yazılı Edebiyat, Yazılı Edebiyatın Özellikleri, Yazılı Edebiyatın Ürünleri, Yazılı Edebiyat Köktürk Yazıtları Uygur Metinleri | Edebiyat Öğretmeni

    Yazıya ilk aktarılan eserlerin bulunduğu dönemdir. Türkçe yazılı belgeler 6. yüzyıldan kalan Yenisey ve 8. yüzyıldan kalan Orhun Yazıtları’dır (Köktürk Kitabeleri). Orhun Yazıtları, Türklerin edebî değer taşıyan ilk yazılı metinleridir. Yazıtlarda kullanılan dil. bütün dış etkilerden uzak, saf Türkçedir. Uygur yazıtları da bu dönemin eserlerindendir. Bu dönemde Türkler kendi alfabelerini (Göktürk, Uygur) kullanmışlardır.

    Yazılı dönemin genel özellikleri şunlardır:

    1. Göktürk (Orhun) Yazıtları

    Orhun Abideleri, Göktürk İmparatorluğu’nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma altı adet yazılı dikilitaştır. Yazıtlar Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler vermektedir. Türk ve Türkçe adı, ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir.

    Yazıtların üçü çok önemlidir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur.

    Orhun Abideleri’ni ilk kez 1889 yılında Rus tarihçi Yardintsev bulmuştur. 1890’da bir Fin heyeti, 1891’de de bir Rus heyeti burada incelemelerde bulunmuştur. Bu heyetler yazıları çözememişlerdir. Fakat 1893 yılında Danimarkalı bilgin Vilhelm Thomsen. 38 harfli alfabeyi çözerek yazıtları okumayı başarmıştır. Yazıtlar, Türklerin ilk ulusal alfabesi olan Göktürk alfabesi ile yazılmıştır.

    Alfabenin dördü ünlü, otuz dördü ünsüz harflerden oluşur. Yazıda harfler birbirine birleştirilmez, kelimeler de birbirlerinden iki nokta üst üste konularak ayrılır. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılır. Orhun abidelerinde yazılar yukarıdan aşağıya yazılmış ve sağdan sola doğru istiflenmiştir.

    Yazıtlarda kullanılan dil. yabana etkilerden uzak, yalın bir dildir. Yazıtlar, yer yer realist bir tarih dili, yer yer millî ve sosyal eleştiri cümleleri, yer yer kudretli bir hitabet dili ile yazılmıştır. Yazıtla Türkçenin ilk düzyazı örnekleridir.

    Göktürk Yazıtları’ndan bir bölüm

    Günümüz Türkçesiyle

    Kültigin Anıtı

    Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar, Bilge Kağan’ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir.

    3,35 metre yükseklikte, kireçtaşından yapılmış ve dört cephelidir. Yazıtın doğu yüzünde 40; güney ve kuzey yüzlerinde 13’er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzünde ise, devrin Tang İmparatoru’nun Köl Tigin’in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Batı yüzünde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe metinler mevcuttur.

    Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar. Bilge Kağan’ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu, kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı, Yollug Tigin, batı yüzünün yazıcısı ise, Tang İmparatoru Hiuan Tsong’ın yeğeni Çang Sengün’dür. Köl Tigin yazıtının doğu yüzünde, bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına; doğuya ve batıya bakan “tepelik” kısımlarında ise, kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir.

    Yazıt, geçen yaklaşık 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Zira yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orijinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt, bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında, sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.

    Bilge Kağan Anıtı

    734 yılında ölen Bilge Kağan adına oğlu Tenri Kağan tarafından yaptırılan bu anıt 735 yılında dikilmiştir.

    Yazıtta Bilge Kağan’ın ağzından devletin nasıl büyüdüğü anlatılmakta ve Kültigin’in ölümünden sonraki olaylardan söz edilmektedir. Ayrıca kağanın konuşmasından başka yeğeni Yulluğ Tigin’in kayıtları da yer almaktadır. Yaklaşık 3.75 metre yüksekliğinde olan yazıt, dört cephelidir. Yazıtın doğu yüzünde 41, kuzey ve güney yüzlerinde 15’er satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır. Batı yüzünde ise, (Köl Tigin yazıtında olduğu gibi). Çince bir metne yer verilmiştir. Batı yüzünün tepelik kısmının ortalarına da Göktürk harfli Türkçe manzum metin yazılmıştır.

    Yazıtın güneydoğu, güneybatı ve batı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe küçük metinler bulunmaktadır. Yazıtta olayları nakleden, öğütler veren Bilge Kağan’dır. Yazıta Köl Tigin’in ölümünden sonraki olaylar anlatılmıştır.

    Tonyukuk Anıtı

    Tonyukuk anıtı dört cepheli iki dikilitaş halindedir. Yazılar diğer taşlara göre daha silik durumdadır.

    Tonyukuk, Bilge Kağan’ın babası İlteriş Kağan’ın amcası Kapgan Kağan’ın ve Bilge Kağan’ın baş bilicisi yani baş veziri idi. Bu anıtı ihtiyarlık devrinde kendisi diktirmiştir ve yazılar da kendisine aittir. Taşlarda Göktürklerin Çin esaretinden nasıl kurtulduğu, kurtuluş savaşının nasıl yapıldığı ve Tonyukuk’un neler yaptığı anlatılır. Birinci yazıtta 35. ikinci yazıtta 27 satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır.

    Tonyukuk Anıtından

    Göktürk Yazıtlarının genel özelliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

    2. Uygur Dönemi Eserleri

    Göktürk Devleti’nin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buda ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

    Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında “kökünç” denilen bir tür ilkel tiyatro eseri de vardır.

    Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek adlı eserler, Budizm’i anlatan dinî metinlerdir. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.

    Uygur Dönemine ait bir metin parçası
    Buda Avatamsaka atlıg sudur içinde
    Busulmak -sız nom oguş- ka kirmek bölükde
    Bulung yıngak sayu kelmiş bodısatav-lar
    Bulıtçılayu yığılmış toy kuvrag ara

    Günümüz Türkçesiyle
    Buda Avatamsaka adlı sutra içinde,
    Değişmeyen -töre faslında- giriş bölümünde,
    Her yandan, her köşeden gelmiş bodhisatvaların
    Bulut gibi toplanmış olan topluluğu cemaati arasında.

    Yazı kaynağı : www.edebiyatogretmeni.org

    Yaz�l� Edebiyat D�nemi

    �slamiyet'in Kabul�nden �nceki Yaz�l� T�rk edebiyat� 8. y�zy�lda ba�lar, 10. y�zy�la kadar s�rer.

    T�rklerin en eski yaz�l� eserleri 6. y�zy�ldaki Yenisey yaz�tlar�d�r; ancak bunlar okunamad��� i�in belge niteli�i ta��mazlar. Bu bak�mdan T�rk tarihinin ve edebiyat�n�n ilk yaz�l� �r�nleri G�kt�rk yaz�s�yla ortaya konulan Orhun yaz�tlar�d�r. G�kt�rk yaz�s� 4'� sesli 38 harften meydana gelmi�tir. Harflerin birle�medi�i ve s�zc�klerin �st �ste iki nokta ile ayr�ld��� bu yaz� sa�dan sola do�ru yaz�lmaktad�r.

    Orhun yaz�tlar�ndaki dilin i�lenmi�li�ine bak�l�rsa, G�kt�rk�enin eski �a�larda da kullan�lm�� olabilece�i s�ylenebilir. Nitekim Yenisey yaz�tlar�n�n da ayn� alfabe ile yaz�ld��� bilinmektedir.

    Yaz�l� T�rk Edebiyat�n�n �zellikleri:

    Orhun (G�kt�rk) Yaz�tlar�n�n �zellikleri:

    a) Vezir Tonyukuk Yaz�t� (720): Vezir Tonyukuk, �inlilerle yap�lan sava�lar� an� �eklinde yazd�rm��t�r.

    b) K�lti�in Yaz�t� (732): Bu an�t� Bilge Ka�an, sava�ta �len karde�i K�lti�in ad�na diktirmi�tir.

    c) Bilge Ka�an Yaz�t� (735): Bu an�t, Bilge Ka�an'�n �l�m�nden sonra o�lu taraf�ndan diktirilmi�tir.

    Uygur Yaz�s�yla Ortaya Konulan �r�nler:

    T�rklerin �slamiyet'in kabul�nden �nce kulland�klar� bir di�er alfabe de Uygur alfabesidir. Uygur alfabesi, Uygurlar�n buldu�u bir alfabe olmay�p Mani dinine mensup So�dakl�lar�n yaz�s�d�r. �amanizmi b�rak�p Mani dinini benimseyen Uygurlar, Mani dinine mensup olanlar�n yaz�s�n� kullanm��lard�r. Uygur yaz�s� 14-18 harfli, harfleri birbirine biti�tirilerek ve sa�dan sola do�ru yaz�lan bir yaz�d�r. Harf say�s�n�n azl���, bu yaz�n�n yetersiz kalmas�na yol a�m��t�r.

    Uygur alfabesiyle yaz�lan �nemli iki eser Altun Yaruk (I��k) ve Sekiz Y�kmek (Y���n)'tir. Bu eserlerde Budist-Maniheist hik�yelere yer verilmi�tir.

    Altun Yaruk'taki hik�yelere �u �rnekler verilebilir:
    a) �a�tani Bey Hik�yesi
    b) Kalyanamkara Papamkara . (�yi prens - k�t� prens) Hik�yesi
    c) A� Pars Hik�yesi

    Uygurlar D�neminde varl��� belirlenen �nemli eserlerden biri de Irk Bitig'dir. 10. y�zy�ldan kalma oldu�u san�lan ve G�kt�rk alfabesiyle yaz�lm�� bu eser bir fal kitab�d�r. Irk Bitig, Uygurlar�n egemen oldu�u bir co�rafyada yaz�lm��t�r. T�rkistan'da Bin Buda ma�aralar�nda bulunan bu eser, bug�n Londra'daki bir m�zede saklanmaktad�r.

    Uygurlar D�neminde bir�ok T�rk �airin �iirler yazd���n� biliyoruz.

    �iirleri ele ge�en ilk T�rk �airi Apr�n�ur Tigin Uygurlar�n ilk d�neminde ve Maniheizm'in etkili oldu�u �evrelerde yeti�mi�tir. Bu �airin lirik bir a�k �iiri ile bir din� �iiri ele ge�mi�tir.

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    İlk Yazılı Tarihimiz: “Orhun Yazıtları” | Bilgicik.Com

    İlk Yazılı Tarihimiz: Orhun Yazıtları

    Türk yazı dilinin ilk örneklerinin ortaya konulduğu, eşi bulunmayacak değerde bilgiler içeren Orhun Yazıtları, her Türk’ün hakkında bilgi sahibi olması ve onu okuyup hakkıyla benimseyerek Atalarımızın verdikleri uyarıları dikkate alması gereken büyük bir abidedir. Çünkü o kutlu yazıtlarda bilge, alp, inançlı ve pek yürekli atalarımızın, binlerce yıl önce dünyaya düzen vermek ve Türk soyunu, kültürünü, ulusunu… bengi (ebedî) kılmak için yaptığı çalışmalar neticesinde oluşan Türk tarihi yazılmaktadır. Orhun Yazıtları‘nın değerini anlatabilmek için “Çünkü…” ile başlayan tümceler arka arkaya dizilebilir. Ben, yazıma yazıtların değerini ustalıkla dile getiren büyük Türkolog Muharrem Ergin‘in Orhun Abideleri adlı yapıtındaki bir paragraflık alıntıyla başlamak istiyorum:

    Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması. Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası. Türk askeri dehasının, Türk askerlik sanatının esasları. Türk gururun ilâhi yüksekliği. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği. Türk içtimai hayatının ulvi tablosu. Türk edebiyatının ilk şaheseri. Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri. Hükümdarâne eda ve ihtişamlı hitap tarzı. Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı numunesi. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser. Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ışık. Türk dilinin mübarek kaynağı. Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade işlek örneği. Türk yazı dilinin başlangıcını milâdın ilk asırlarına çıkartan delil. Türk ordusunun kuruluşunu en az 1250 sene öteye götüren vesika. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser. İnsanlık âleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları. Dünyanın bugün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikazı…” [1]

    Türk yazı dilinin ilk örneklerini gördüğümüz bengü taşlar, bugün hâlâ yaşayan Orkun Irmağı’nın [2] çevresine dikildiği için onlara “Orhun Yazıtları (Abideleri)” denmiştir. Aynı zamanda yazıtlara, Göktürkler döneminde dikildikleri için “Göktürk Yazıtları” da denmektedir. Ayrıca bir de “Yenisey Yazıtları” vardır ki, bunlar Orhun Yazıtları ile aynı değildir. Kesin olarak bilinmese de, Yenisey Yazıtları’nın Orhun Yazıtları‘ndan daha önce dikildiği tahmin edilmektedir. Orhun Yazıtları, yaklaşık olarak 720 – 735 ‘li yıllar arasında dikilmiştir. Dikili taşlardan önemli olan üç tanesi “Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk Yazıtları” dır. Kül Tigin ve Bilge Kağan, 2. Göktürk Devleti’nin kurucusu olan İlteriş (Kutlug) Kağan’ın çocukları; Tonyukuk da dönemin veziridir.

    Yazıtları çok fazla tarihsel veya karışık bilgilerle anlatarak yazıyı sıkıcı hâle sokmadan, yazıtların içeriğinden bahsetmek istiyorum.[3] Türkler o dönemlerde askerlik alanında çok ileriydiler ve birçok ulusa örnek olacak kadar gelişmiş bir orduya sahiptirler. Hem o dönemin koşulları hem de Türklerin bağımsızlık tutkuları nedeniyle Göktürkler döneminde çok sık savaşların yapıldığını görüyoruz. Doğal olarak yazıtlarda da savaşlardan bahsediliyor. Zaten Bilge Kağan‘ın, Kül Tigin’in ve Tonyukuk‘un taşlara yaşadıklarını yazdırıp kendilerinden sonraki kuşaklara onu bırakması, bir bakıma Kağanların topluma hesap vermedir. Bu da “ilk tarih yazılarının” oluşmasını sağlamıştır. Yazıtlarda genel olarak savaşlar, kağanların değişmesi, aile ilişkileri, cenaze törenleri, Türk ulusuna uyarılar ve o dönemdeki yaşantı anlatılmaktadır.

    “Kiyük yiyü, tabışgan yiyü oturur ertimiz.” [Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk.] gibi tümcelerin bulunması, o dönemdeki yaşam biçimimizi az çok ortaya koymaktadır. “Tegdükin Türk Begler kop bilir siz. O süg anda yok kıldımız. [Hücum ettiğini Türk Beyleri’nin hep bilirsiniz. O orduyu orada yok kıldık.] denmesi, Türklerin o dönemde de ordularının çok güçlü olduğunu gösteriyor. “Türk Oğuz begleri, buduñ eşiding? Üze tengri basmasar, asra yir teliñmeser, Türk buduñ, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti?” [Türk Oğuz beğleri, ulusu, işitin: Üstte gök çökmese, altta yer delinmese senin ilini, töreni kim bozabilecekti?] diye Türk budununa uyarıda bulunulması da, hem o dönemdeki Gök Tanrı Dini’nin izlerini taşımakta hem de ulusun güçlendirilmesi için güdülendiği görülmektedir. Kül Tigin ol süngüşde otuz yaşayur erti. Alp Şalçı akın binip oplayu tegdi. İki erig udu aşuru sançtı.” [Kül Tigin o savaşta otuz yaşında idi. Alp Şalçı atına binip atılarak hücum etti. İki eri takip edip kovalayarak mızrakladı.] bölümü ise, yazıların birçok bölümünde anlatılanlara benzer savaş sahnelerini gözümüzde canlandırmaktadır.

    Yazıtların çoğu, Kül Tigin ve Bilge Kağan‘ın yeğeni olan Yollug Tigin tarafından yazılmıştır. Kendisi de bazı yazıtların bir yüzüne şöyle not düşmüştür: “Bunça bitig bitigme atısı Kül Tigin atısı Yollug Tigin bitidim. Yigirmi kün olurup bu taşka bu tamka kop Yollug Tigin bitidim.” [Bunca yazıyı yazan Kül Tigin‘in yeğeni Yollug Tigin, yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin, yazdım.] Çok ağır ve sert taş kalıplarının üzerine, yazı yazmanın ne kadar zor olacağı, birazcık düşününce anlaşılabilir. Taşlar üzerine yazıların çiviye benzer bir demire, çekice benzer bir aletle vurularak yazıldığı bilinmektedir. Zaten bunun için de o dönemde “yazı yazmak” eylemi “bitimek, tokımak, urmak” sözcükleriyle karşılanmıştır. Fakat bazı dikili taşların “boyandığı” da bilinmektedir. Yazıtların arasındaki mesafe değişmekle birlikte, yaklaşık 1 km’dir. Yazıtlar sağdan sola ve yukarıdan aşağıya doğru yazılmıştır. Bazı taşlar, kaplumbağa biçimindeki kalıpların içerisine oturtulmuştur. Dikili taşların dört yüzünde de yazı bulunmaktadır.

    Yazıtlar, Türkçenin gücünü ve köklülüğünü ortaya koyması yönüyle çok önemlidir. Türk Dili‘nin ilk yazılı kaynakları olan ve yazı dilinin ilk örneklerini oluşturan Orhun Yazıtları, bundan bin yıl öncesinde bile düzenli ve güçlü bir dilimizin varlığını kanıtlamaktadır. Orhun Abideleri’nde geçen sözcüklerin %99’una yakını Türkçe kökenlidir. Türkçe kökenli olmayan sözcükler de Çinli generallerin veya ordu gönderilen yerlerin “özel” adlarıdır. Bugün Türkçenin kökeni ile ilgili bilgilerimizin çoğuna, Orhun Yazıtları‘ndan hareket edilerek ulaşılmıştır. Orhun Yazıtları‘nda Türkçemizin o dönemdeki “söz varlığı” da aşağı yukarı ortaya koyulmuştur. Morris Swadesh adlı ünlü bir dil bilimcinin yaptığı çalışma sonucunda elde ettiği “yüz temel sözcük listesi” ne baktığımız zaman, bu sözcüklerin 64 tanesi yazıtlarda geçmektedir. Yukarıda yazıtların çok “sınırlı” alanda bilgiler içerdiğini ve genelde “savaş, ordu, kağanlık…” ile ilgili şeyler anlatıldığını söylemiştik. Bunun için, yazıtların o dönemdeki söz varlığını tam olarak ortaya koyamayacağını söyleyebiliriz. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse: Yazıtlarda M. Swadesh’in belirlediği 100 sözcükten “burun ve ağız” sözcükleri geçmemektedir; fakat “diş, baş, kulak” gibi sözcükler yazıtlarda geçmektedir. Mantıklı olarak düşünüldüğünde, bir ulusun dilinde “diş, kulak ve baş” için sözcük varken, “burun ve ağız” için sözcüğün olmaması saçma olur. Bu sözcükler kuşkusuz o dönemde dilimizde bulunuyordu; fakat Yazıtlar’da bu sözcüklerin kullanılmasını gerektirecek konular anlatılmadığı için, bu sözcükler kullanılmamıştır.

    Orhun Yazıtları, aynı zamanda bir “seslenme – hitabet” sanatı ürünüdür. Bilge Kağan‘ın Türk Budunu’na seslenişi, onları uyarışı gerçekten bir “sanatçı” edasıyla yazılmıştır. Ayrıca Tonyukuk‘un bilinen ilk Türk tarihçisi olduğu söylenmektedir. Kuşkusuz bin yıl önce bile “edebî” anlamda çok büyük değer taşıyan ve bugün hayranlıkla okunan bu yazıtların oluşturulabilmesi için, o dönemden çok daha öncelerde dilin uzun süre işlenmesi ve bir “yazı ve yazın dili” hâline gelmesi gerekmektedir. Bu da, Türkçemizin yaşı sorununa farklı bir bakış açısı kazandırmaktadır. Dikkatle incelenirse, yazıtlarda “renk, oluş, yer, yön, doğa, hayvan, zaman, duygu, düşünce, akrabalık, sayı, yaşam, savaş, askerlik, sanat…” adlarının kullanıldığı görülür. “Böri (Kurt), Tabışgan (Tavşan), Tonguz (Domuz), At, Buka (Boğa), Kiyik (Geyik), Teyeñ (Sincap), İt, Koñ (Koyun), İñek” gibi hayvan adları bile, o küçücük metinlerdeki büyük söz varlığımızı göstermeye yeterlidir. Ayrıca yazıtlar, bin yıl öncesinde bile dilimizde belirgin bir soyut kavram zenginliğinin gözler önüne serilmesini sağlamıştır.

    Yazıtların, yüzlerce yıl sonra gün yüzüne çıkarılması da ilginçtir. Orkun – Yenisey Irmağı çevresinde dikili taşların olduğunu söyleyen bazı kişiler, o yerlerin bazı bilim adamlarınca ziyaret edilmesini sağlamıştır. Türk olmayan bir doktor ve subayın dikili taşları gördükten sonra onlar hakkında verdikleri kısa bilgiler, Batı’da dikili taşlara olan ilgiyi uyandırmıştır. Büyük dil bilimcilerden olan Wilhelm Radloff ve Wilhelm Thomsen, yazıtların kime ait olduğunu bulmak için yazıları okumaya çalışmışlardır. Kül Tigin Yazıtı’nın Batı yüzündeki Çince yazıyı hemen fark edip okumuş ve yazıtların Türkler‘e ait olduklarını açıklamışlardır. Daha sonra W. Radloff ve W. Thomsen yazıtları okuyabilmek için resmen yarış içerisine girmişlerdir. Danimarkalı dil bilimci W. Thomsen, yoğun çalışmaları sonucu yazıtların sağdan sola doğru yazıldığını ve “Kül Tigin, Göktürk, Bilge Kağan” gibi yazıtlarda sık geçen sözcükleri çözüp, bunlardan hareketle ünlü ve ünsüz sesleri çözdüğünü açıklamıştır. Bu aşamadan sonrası çorap söküğü gibi kendiliğinden gelmiştir. Türk Dünyası‘nın bu çalışmalar bittikten sonra Göktürk Yazıtları’ndan haberdar olması yüreğimizi burksa da, yabancı dil bilimcilerin yazıtlar üzerindeki ilgisi ve yoğun çalışmaları takdir edilecek bir duruştur. Türk Dünyası’nda Yazıtlarla ilgili ilk olarak Necip Asım ve M. Fuat Köprülü çalışmıştır. Daha sonra Hüseyin Namık Orkun, Muharrem Ergin, Nihal Atsız, Ahmet Bican Ercilasun, Osman Fikri Sertkaya ve Cengiz Alyılmaz gibi büyük Türkologlar dikili taşlar üzerinde çalışmalar yapmışlardır.

    Son olarak yazıtların bugünkü durumundan bahsedeceğim. Orhun Yazıtları, tıpkı Ötüken Ormanları gibi bugün Moğolistan sınırları içerisinde bulunuyor. Yazıtlar bulunduktan ve önemi kavrandıktan sonra Türklerin yazıtlara gösterdikleri yoğun ilgiler nedeniyle, Abideler’in bulunduğu alan koruma içerisine alınmış durumda. Dikili taşların çoğu, bugüne gelene kadar korumasız bir biçimde geçirdiği yüzlerce yıl içerisinde oldukça yıpranmış. Bazı taşların belirli yüzleri, rüzgarın etkisiyle aşınmış ve üzerindeki yazılar okunmayacak duruma gelmiş. Fakat şu anda yazıtların hepsi koruma altına alınmış, bazıları anıt yapılar içerisine alınmış durumdadır. Ayrıca dikili taşların yıpranmış bölgeleri, çeşitli yöntemlerle okunabilecek duruma getirilmiştir. Bugün Moğolistan’daki Orhun Yazıtları için geziler düzenlenmekte ve birçok Türkolog yazıtlar üzerinde çalışmalar yapmaktadır. [4]

    Yavuz TANYERİ

    1. Prof. Dr. Muharrem Ergin‘in alıntısını yaptığım bu yazısının devamını okumak için Boğaziçi Yayınları’nın bastırdığı “Orhun Abideleri” adlı yapıta bakabilirsiniz.

    2.Orkun” adı, “Or + Kun” biçiminde oluşmuştur. Eski Türkçede “or“, “yer” demektir. “Kun” ise, atalarımızın adı olan “Hun” adının Eski Türkçedeki biçimidir. Buradan anlaşılacağı gibi “Orkun” adı, “Hunların yeri” anlamına gelmektedir. Bugün dikili taşların bulunduğu yerler, bir zamanlar Türkler’in yurduydu…

    3. Daha fazla bilgi için “Prof. Dr. Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları” yapıtına bakabilirsiniz.

    4. Günümüzde Orhun Yazıtları üzerinde en çok çalışan Türkologlardan biri, değerli hocamız Doç. Dr. Cengiz Alyılmaz‘dır. Orhun Yazıtları‘nın bugünkü durumunu merak edenler, birkaç yıl önce Orhun Yazıtları‘nı gece gündüz demeden inceleyen ve hatta dikili taşların dibinde uyuklayan değerli hocamızın “Orhun Yazıtlarının Bugünkü Durumu(*) adlı yapıtına bakabilirler.

    Yazı kaynağı : www.bilgicik.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap