Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    toplumun kadınlığa ve erkekliğe atfettiği anlamlara ne ad verilir

    1 ziyaretçi

    toplumun kadınlığa ve erkekliğe atfettiği anlamlara ne ad verilir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Toplumsal Cinsiyet | Şiddetsizlik Merkezi

    Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeklerin beklentilerini, değerlerini, imajlarını, davranışlarını, inanç sistemlerini ve rollerini tanımlayan fikirlerin sosyal yapılanmasıdır. Sadece kadın ve erkek arasındaki değil, her gruptaki güç ilişkilerini ağır biçimde etkiler; bu da bir çok sosyal probleme neden olur. Farklı kültürlerin toplumsal cinsiyet hakkında, kadın ve erkek için neyin uygun olduğu ve neyin olması gerektiği üzerine farklı fikirleri vardır. Toplumsal cinsiyet sadece kültürden kültüre farklılık göstermez, zaman içinde veya bir toplumun kriz döneminde değişiklik gösterebilir.

    Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Arasındaki Fark Nedir?

    Cinsiyet, kadın ve erkek arasındaki doğal, biyolojik farklılıkları işaret eder. Bu farklılıkların bir çoğu net ve sabitken bazı biyolojik farklılıklar çeşitlilik gösterir. Toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından verilen erkeklik ve kadınlık hakkında kültürel görüşler, inanç sistemleri, imajlar ve beklentilerle yapılanmıştır.

    Toplumsal Cinsiyet, Güç ve Adalet ile Nasıl İlişkilidir?

    Bir çok kültürde, erkeklerin deneyimleri ve perspektifleri norm olarak kabul edilir. Heteroseksüel maskulin davranış ise standart olarak tanımlanır. Güç kullanımı, özellikle halka açık alanda, maskulin olarak algılanır. Bir çok kültürde, erkekler ailenin, grubun ve halkın reisi varsayılırken kadınlar takipçiler ve destekçiler olarak varsayılırlar. Bu tip varsayımlar, kadınların kendi hayatlarını etkileyecek kararlar üzerine çok az şey söyleyebilecekleri anlamına gelebilir. Ayrıca, bu geleneksel rolleri takip etmeyen erkeklerin de toplum tarafından eleştrilmesi anlamına da gelebilir. Toplumsal cinsiyetin sosyal olarak yapılanmış bir fikir olmasından dolayı, kadın ve erkek rolleri hakkındaki baskıcı kanıları değiştirebilir ve zorlayabiliriz. Toplumsal cinsiyet adaleti dediğimiz de budur.

    Toplumsal Cinsiyet Her Birimizi Nasıl Etkilemektedir?

    Doğduğumuz andan itibaren toplumsal cinsiyet hakkındaki tüm sosyal yapılanmadan etkilenmekteyiz. Maskulinite, genç erkeklerin mentalitisine bir çok farklı şekilde işlenir. Üzerlerinde hislerini reddetmelerine, fiziksel açıdan güçlü olmaya, diğerlerini baskılayarak ya da onlarla yarışarak üstünlüklerini ispat etmelerini isteyen sosyal baskı vardır. Kontrol, diğerleri üzerinde güç kullanımı ve şiddet erkekliğin sembolleri olarak görülebilir. Bu tür bir sosyalleşme, her birimizdeki insanlığı küçültmektedir. Erkekler ve genç oğlanlar, onları askerliğe hazırlamak için sert davranışlara maruz bırakılır. Savaşın kendisi, erkeklere karşı toplumsal cinsiyet şiddetidir, erkekler ve oğlanlar olarak öldürmeye zorlanırlar.

    Kızlar ise sıklıkla, zekalarını yok saymaya, iyi dinleyici olmaya, düzgün ve boyun eğen olmaya ve diğerlerinin ihtiyaçlarını kendininkinden önce tutarak değerli olduklarını kanıtlamaya dönük biçimde sosyalleşir. Edilgenlik ve adaletsizlik karşısında sessiz kalarak onaylama kadınlık işareti olarak görülebilir. Bu tür bir sosyalleştirme ise insanı değerleri yoksayarak kurbanlığı öne çıkarır. Kadınları ve çocukları koruma, savaş nedeni veya savaşı haklı çıkarmaK için kullanılan propoganda aracıdır. Savaşın kendisi, kadınlara karşı toplumsal cinsyet şiddetidir, kadınlara tecavüz ve cinsel şiddet bir savaş silahı olarak kullanılır.

    Neden Barış Hareketleri Toplumsal Cinsiyet Şiddeti ile Uğraşmalıdır?

    Bir toplumsal cinsiyet perspektifi, barış ve adalet çalışmalarına önemli bir görüş katkısı sağlar. Erkeklik ve kadınlık hakkındaki görüşler, şiddetin köklerinde yatar ve silahlı çatışkıların desteklenmesi için kullanılır. Barış zamanlarında, kadınlara ve kızlara uygulanan şiddet, bir toplumun gerçekte ne kadar barışçıl ve adaletli olduğunu anlamak için önemli bir göstergedir. Savaşın şiddetini sonlandırmak isteyen barış ve adalet örgütleri, toplumlarındaki şiddetin tüm yönlerini anladıklarında ve buna karşı mücadele ettiklerinde daha etkili olacaklardır.

    Savaş zamanı cinsel şiddete maruz kalıp kurtulanlar için barışma, toplumsal cinsiyet adaleti sağlanmadan mümkün olamaz. Ayrıca savaş zamanı erkeklere uygulanan cinsel şiddet etrafındaki sessizlikte kırılmalıdır. Barış hareketleri; kadınların artan militarizasyonu, barış inşasına sağlayabilecekleri yetenekler ve liderlik, toplumsal cinsiyet beklentilerinin erkekleri nasıl savaşmaya yönelttiği gibi toplumsal cinsiyet ve savaş ile ilgili olan konuları görmezden gelemez.

    Toplumsal Cinsiyet Perspektifi Bizim Çalışmamız için Neden Önemli?

    Sosyal değişim için çalışan insanların bir çoğu, toplumsal cinsiyet hakkındaki içselleştirilmiş varsayımlardan azade olduklarını varsayarlar ve bu yüzden öğrenmeye ve kendimizi değiştirmeye neden olmadığını sanırlar. Farkındalık yaratmak, kendimizi ve örgütümüzdeki toplumsal cinsiyet konuları hakkındaki dinamikleri değiştirmek bireysel ve örgütsel açıdan önemli bir dönüşümdür ki bu toplumdaki yapısal şiddeti değiştirmenin kendisidir.

    Toplumsal cinsiyet ile ilgili konularda çalışmak zordur çünkü konu her birimiz hakkındadır ve bunu görmezden gelemeyiz. Çünkü hepimiz doğrudan etkilendik ve bu yüzden konu gündeme geldiğinde genellikle korkuyla karşılaşırız. Nasıl başa çıkacağımızı bilemeyiz ya da istemeyiz; daha fazla çatışkı ve bölünmeden korkarız. Sıklıkla önceliğimizin bu olmadığını söylemek daha kolayımız gelir. Kendimizi cesaretlendirmek için, diğer grupların ve hareketlerin bu soruları nasıl gündeme getirmeye başladıkları örneklerine bakabiliriz.

    “GENDER”
    ya da beden dili ve militarizmin birbiriyle ilişkisi nedir?

    “Kültürümüzde başka hiç bir kimlik simgesi yoktur ki, bireylerin gündelik davranışları ve kendilerini sembolik tasarımlayışları ve iletişimleri üzerinde cinselliğinkiyle karşılaştırılabilecek derece ağırlıklı etkisi olsun.”
    Gitta Mühlen Achs

    “Gender” yani sosyal cinsiyet toplumumuzun temel bir simgesidir. Bunu değiştirmek empowerment`in (güçlenme) amacıdır ve aslında bu, “gender”in anlamını da açık kılar. Empowerment (güçlenme) eğer kendi eylem imkanlarını tanımak ve durumları kendi ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendirmek anlamına geliyorsa, o zaman bu açıdan erkek ve kadınlar için eylem imkanlarının eşit olup olmadığı sorusu kendini ortaya koyar: Acaba erkekler ortak çalışmalarda kadınların empowerment`i için sıkça engel teşkil ediyor olamazlar mı?
    Bu sorulardan hareketle, gender`i günlük çalışmalarımıza ve seminer çalışmamıza önemli bir yön olarak eklemleyebilmek amacıyla, gender`in politik çalışma içerisindeki anlamını sorgulayan bir tartışma başlattık.

    Gender / Toplumsal cinsiyet nedir?

    70`li yıllarda yeni kadın hareketinin oluşumuyla birlikte dikkatler, kadınların erkek egemen bilim ve politika içerisinde çoğunlukla kolayca “unutuluveren” özel durumu üzerinde yoğunlaştı. Bununla birlikte, kadın ve erkek arasındaki özgül farklar her ne kadar biyolojik cinsiyetle ilintili olsalar da “doğal” görülemeyeceklerinden, yeni kavramlar bulma zorunluluğu belirdi.
    “Gender” yani toplumsal cinsiyet, herhangi bir biyolojik kökeni olmaksızın kadına ve erkeğe izafe edilen tüm beklentileri, davranış kurallarını ve ifade biçimlerini içine alır. Örneğin, erkek çocukların araba ile, kızların ise bebekle oynamayı tercih ettikleri varsayımı bu anlamda “gender” in kapsamı içine girer. Yine, “döllemek” ve “çocuk doğurmak” biyolojik cinsiyete izafe edilirken, “baba” ve “anne” sosyal konstruksiyonlar ya da başka bir deyişle, rol beklentileridir. Yani gender kavramı, ataerkil iktidar ilişkilerinin kadın ve erkeklerin farklı beklentileri ve olanakları içerisinde nasıl dile geldiğini ifade eder.

    “Erkeklik”

    Oysa ne yalnızca bir “erkeklik” ne de yalnızca bir “kadınlık” vardır. Ne var ki, bir erkeklik imajı vardır ki, tıpkı bir ideal resim gibi erkekliğin ölçütlerini koyar ve tüm diğer erkekliklere üstün bir konumdadır. Bu “egemen erkeklik” Connell`e göre, erkekliğin kendini sosyal pratikler içinde inşa eden ve değiştiren hegemonial formudur ve kendini, hem kadınların hem de “alt konumdaki erkeklikler”in küçümsenmesi ve alt düzeye itilmesi üzerinden kurgular. Hegemonya sosyal üstünlük anlamına gelir ve bu sosyal üstünlük sadece fiziksel şiddet ve fiziksel şiddet tehdidi üzerine dayanmaz; büyük bir ölçüde, egemenlere rıza ve anlayış gösterilmesini gereksinir ve geniş uzantıları olan çeşitli kültürel süreçler içerisine sinmiştir.
    Mevcut değişik erkeklikler birbirleriyle hiyerarşik bir ilişki içerisinde bulunurlar. Günümüz hegemonial erkekliğinin en önemli simgesi halen heteroseksüelliktir ve evlilik kurumuyla sıkı sıkıya bağlantılıdır. (Aktüel olan hegemonial erkeklik olarak belki de şimdilerdeki idareci menejer tiplemesi görülebilir.) Alt konumdaki erkekliğin anahtar formu ise eşcinselliktir. Alt konumdaki erkekliklerin başlıca özelliği, çoklukla muğlak tanımlanmış olmalarıdır. Erkeklik idealinin hegemonial karakteri karşı erkeklik modellerini bloke eder; öyle ki, bunlar böylece kendilerini açımlayamazlar, alternatif olarak tanınamazlar ve kolayca gettolara, özel yaşamın sınırları içine ya da bilinçaltına itilirler.
    Fakat tüm erkekliklerde ortak olan bir şey vardır ki, bu kadınlar üzerindeki iktidardır. Belli bir erkeklik biçiminin diğerleri üzerinde egemenlik kurduğu farklı erkeklik modeli varken, kadınlar karşısında tüm erkeklerin erkek egemenliğinden en azından bir parça da olsa pay almasını sağlayan bir erkekler “koalisyon”u vardır. Connell bunu “ataerkillikten pay alma” olarak niteler.

    “Kadınlık”

    Kadınlıklar arasında benzer bir anlamda egemen olan bir form yoktur. Fakat toplumsal düzlemde açık bir tanım mevcuttur: Kadınların global olarak erkeklerin alt düzeyinde olması tüm kadınlıkların belirleyici ayracıdır. “Vurgulanan” ve “ön plandaki” kadınlık -ki bunun ideal formu olarak belki halen ev kadını ve anne görülebilir- bu alt düzeyde olmaya gösterdiği rıza ile karakterize olur ve kendini erkeklerin arzu ve taleplerini karşılamaya yönlendirmiştir.
    Kadınlığı egemen erkeklikten temelden ayıran şey, tüm kadınlık formlarının, kadınların evrensel olarak erkeklerin alt düzeyinde olmaları bağlamından hareketle kurulan konstruksiyonlar olmalarında yatar. Bu nedenle “vurgulanan” kadınlık da kadınlar arasında, egemen erkekliğin erkekler arasında sahip olduğu gibi bir konuma sahip değildir. Bunun sonuçlarından biri, tıpkı egemen erkekliğin, erkekliğin öteki formlarını olumsuzladığı gibi, “vurgulanan” kadınlığın da benzer bir şekilde kadınlığın öteki formlarını olumsuzlamak zorunda olmamasıdır. Bu yüzden kadınlıklar erkekliklerden -erkeklerin tahakkümünde olmaktan kaçınamaksızın da olsa- daha büyük bir gerilim alanı yansıtırlar.
    Heteroseksüel erkeklerin egemenliği ile hesaplaşma bundan dolayı tüm kadınlık konstruksiyonları içinde ortak paydadır, yani bu egemenliğe karşı rıza ya da direniş gösterme sorunsalı bunda merkezidir.

    Doing Gender

    “Doing gender” kavramı, “normal” bir kadın ya da “normal” bir erkek olarak algılanabilmek için her gün yaptığımız şeylere işaret eder. Bu davranış kalıplarının kısmen bilincinde değilizdir, bununla birlikte onların ataerkil iktidar ilişkilerinin ayakta tutulmasında ve yeniden üretilmesinde ciddi bir payları vardır. Örneğin sosyal enformasyon alışverişimizin %70`i beden dili üzerinden gerçekleşir, yani her dakika kullandığımız ve yaşadığımızdan dolayı beden dili, cinsiyetin ritüelleştirilmesi (Doing Gender) için fevkalade uygundur.
    G. Mühlen Achs`a göre iki beden dili var olmaktadır. İlk olarak, tüm kültürlerde ortak olan, belli bir ölçüde bir insani ifade biçimi ve doğal iletişim aracı olan beden dili vardır; örneğin, sevincin ve üzüntünün ifadeleri olarak gülmek ve ağlamak. İkinci olarak, toplumsal kurallar tarafından belirlenen ve yönlendirilen bir beden dili varolmaktadır; örneğin, kadınlara ve erkeklere özgü ayrı beden dillerinin olması.
    O halde beden dilinin işaretleri iki farklı şekilde yorumlanabilir: Ya gerçek içsel duyguların ifadeleridirler ya da toplumsal konvensiyonları yansıtmaktadırlar ve bunlardan gerçek duygu halleri çıkartılamaz.
    Toplumsal konvensiyonlar cinsiyetler için, kadın ve erkek sosyalizasyonu sırasında öğrenilen ve içselleştirilen ve o andan itibaren genelde biz bilincinde olmaksızın bedensel ifademizi şekillendiren farklı beden dilleri öngörürler. Bu, beden dilinin ritüelleştirilmesi anlamına gelir. Bu bakımdan, yalnızca erkekler için öngörülen ve izin verilmiş olan temsiller, “erkeklik ritüelleri” olarak da nitelenebilir. Bunlar, erkekliğe ilişkin kültürümüzde derin bir şekilde kök salmış ideal tasarımları görünür kılmaya yararlar ve erkeklerin özgüvenli, güçlü, bağımsız, dayanıklı ve rekabete yönelimli olarak gösterirler.
    Buna karşılık kadınlar ise, ritüelleşmiş tipik kadınlık tasarımlarına karşılık gelen emareleri bedensel veya diğer şekillerde ifade ettiklerinde kadınlık idealine uyarlar: Duygusallık, ilişkiye yönelimli olma, duygudaşlık veya empati kurma becerisi, kendiliğinden görev almaya hazır olma gibi.
    Beden dilinin ritüelleştirilmesi cinsiyetlerin, beden dili açısından, yalnızca çok sınırlı bir davranış repertuarı kullanmalarına izin verir. Böylelikle yalnızca somut ifade imkanları iyice sınırlanmış olmakla kalmaz, fakat aynı zamanda, iki cinsiyet arasında eş düzlemde bir iletişim de olanaksız kılınır. “Kadınlar için uygun görülen repertuar her şeyden önce kadına, duygusal düzlemde farklı bir iletişim olanağı verir; ama iletişimi dikey bir düzlem üzerinde ve başat ifade biçimleri aracılığıyla ketler. Tersi bir biçimde ‘erkeklik’ repertuarı da, oyuncularına yalnızca dikey bir düzlemde tek boyutlu bir iletişimi olanaklı kılar. Egemen erkeklik formu, saldırgan bir şekilde baskın olma ve üstünlük sinyali veren davranış kalıplarıyla ifade bulur. Bu konsept içinde ‘yumuşak’ duyguların ifadesi sadece bir zayıflık işareti olarak yorumlanabilir.” (Mühlen Achs 1998, s. 34)
    Ritüeller, doğallık arkaplanında, ben`in kendisi (kendine değer verme duygusu, kendinden emin olma, girişkenlik becerisi) üzerinde büyük bir geri etkide bulunan bir güç açığa çıkarırlar ve bu bize doğal göründüğünden, beden dilini sorgulamak aklımıza gelmez. Beden dili büyük bir ölçüde duygularımız üzerinde etkide bulunur, yani kadınlık ritüeline karşılık gelen beden dili, eziklik ve kendinden emin olmama duygusu üretirken, erkekliğin beden dili ritüeli kendinden emin ve bilinçli olmayı, girişkenlik becerisini olanaklı kılar. Böylelikle beden dili, kadın ve erkek arasındaki ataerkil iktidar uçurumunu -bilinçli ya da bilinçsiz- canlı tutan gündelik “doing gender” in temel bir yapı taşı olur.

    Militarizm ve Erkeklik

    Bununla birlikte “devlet seçkinlerinin kurumsallaştırılmış erkeklik eğitimi”ni hesaba katmaksızın cinsiyet ilişkilerindeki -kendini, burada ele alınmayan başka şeylerin yanı sıra, beden dilinde de ifade eden- iktidar üzerine konuşmak olanaklı değildir. Robert Connell`a göre erkeklik, kişiliğin olduğu gibi kurumların da bir özelliğidir. (Connell 1995, s. 27)
    Kuşkusuz ordu halen, bir tür “erkeklik okulu” olarak erkekliği biçimlendiren bir kurumdur. “Savaşçı” portresi erkekliğin hemen her sıfatını doruğa çıkartır: Fiziksel direnç, saldırganlık, kavgaya hazır olma, riske girmeye hazır olma, duygular üzerinde hissizlik derecesine dek mutlak kontrol kurabilme, disiplin ve öz disiplin, heteroseksüellik, cinsel aktiflik vs. Bu açıdan “savaşçı”nın erkek askerdeki somutlaşmasıyla, kadının bir o kadar doruğa çıkartılan bir aşağılanışının birbiriyle bağlantılı olması hiç de şaşırtıcı değildir.
    Militarizmde, erkeklik kurumları ile kişiliğin ifadesi olarak erkeklik arasındaki bağlantı kendini çok açık bir biçimde gösterir. Modern devlet yapısı askeri hesaplaşmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır: Tüm günümüz devletleri savaşlarla ortaya çıkmıştır ve erkek iktidarının somut bir biçimde kurumsallaştırılmasına dayanırlar. Devletselliğin bu gelişimi içinde savaşmanın merkezi anlamı, orduların devlet aygıtlarının gelişiminde hayati bir öğe taşı halini almış olmasında yatar ve yine bununla bağlantılı olarak, askeri başarı erkekliğin inşasında vazgeçilmez bir ölçüdür.
    1871`de Alman Reich`inin kurulmasından İkinci Dünya Savaşı`nın sonuna dek olan süre -kesintisiz olmasa da- militarize bir erkekliğin kendini baskın kılmasıyla belirlenmiş iken (ki bu erkeklik faşizmde belki de “hegomonial erkeklik” halini almıştır) 1945`den sonra erkekliğin askeri sıfatlarına yapılan vurgu, erkeklik ideali kurma statüsünü yitirmiştir. Tam da Almanya`da militarize olmayan erkeklikler öne çıkmıştır. Buna örnek, sivil yaşamdaki idareci-menejer tiplemesidir. Ama bu tipleme bugünlerle öncelikle saldırganlığı ve girişkenliği ile karakterize olur hale gelmiştir. (Belki de Gerhard Schröder bu erkeklik formunun prototipidir.)
    Bu, militer stratejinin değişmesiyle, “insani gerekçelerle askeri müdahaleler” ve “kurtarma bombardımanları” öngören yeni askeri strateji ile at başı gitmektedir. Artık militerize erkekliğin sıfatları olarak söz konusu olan fiziksel güç ve cephe savaşı değil, teknik kabiliyete sahip olma ve soğukkanlılıktır. Soğukkanlı idareci menejer tiplemesinin egemen erkeklik formu düzeyine yükselmesiyle erkekliklerin yeniden şekilleniyor olması, savaşçı profilinin ordunun çıkarları açısından çoktan işlevini yitirmiş olmasıyla da ilişkilidir.

    Cinsiyetleri yapı bozuma uğratmak?

    O halde söz konusu olan cinslerarası bir eşitliğe erişmek midir yoksa başka bir şey mi? Bizi ilgilendiren yeni ve “eşitlik” öngören kadın ve erkek rolleri değil, “cinsiyet” simgesinin önemini yapı bozuma uğratmak, çözündürmek ve hatta kaybolup gitmesini sağlamaktır. Bu, her şeyin renksiz bir eriyik içerisinde kaybolması gerektiği veya “hegemonial erkeklik”in ve onun karşıtı olarak “kadınlık”in yerine yeni bir “insan olma” normunun ikame edilmesi gerektiği anlamına gelmez; fakat kendini tanımlamanın değişik formlarının ileriye dönük olarak “cinsiyet”ten bağımsızlaştırılması ve böylelikle kendini tanımlamanın değişik formlarının hem erkek hem de kadın için mümkün kılınması anlamına gelir. Böylelikle “gender” kategorisinin nihayet kaybolup gitmesi, “yapı bozuma uğraması” sağlanacaktır; biyolojik cinsiyetin önemi, “saç rengi” yahut “ayakkabı numarası” kategorilerinin önem derecesine indirgenecek ve bu sayede kadın ve erkek için daha çok özgürlük alanı açılacaktır.

    Imke Kreusel, Andreas Speck

    TOPLUMSAL CİNSİYET İLE İLGİLİ DİĞER KAYNAKLARA LİNKLER

    Toplumsal Cinsiyet Nedir? http://feministatolye.org/index.php/morbolge/sozluk/81-toplumsalcinsiyet
    Kadına Yönelik Şiddet / Aile içi şiddet nedir? http://www.kadindayanismavakfi.org.tr/siddet-nedir
    Cinsiyet Ayrımcılığının Sosyolojik Açıdan İncelenmesi – Sevda Demirbilek (PDF belge)

    Dil ve cinsiyetçilik üzerine makaleler:

    Bayan Değil. Kadın. Ama neden? http://dunyalilar.org/bayan-degil-kadin-ama-neden.html
    Kadın Olmanın Dayanılmaz “Bayan”lığı / Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Oluşumu ve Dilin Kullanımındaki   Etkisi http://www.baraka.cc/down/5_5_s22_23.pdf
    Cinsiyetçilik ve Dil http://kadinlarinkurtulusu.org/cinsiyetcilik-ve-dil/

    Yazı kaynağı : siddetsizlikmerkezi.org

    Toplumsal cinsiyet sosyolojisi

    Toplumsal cinsiyet sosyolojisi, kadın ve erkek arasındaki farkılılıkların kültürel ve toplumsal olarak nasıl kurulduğunu, kadın ve erkeğin sosyal yapı içindeki durumlarını, kadınlık ve erkeklik kimliğinin oluşum sürecini inceleyen sosyoloji alt dalıdır.

    Sosyal etkileşim, sosyal yapının sosyolojisiyle doğrudan bağlantılı olduğu gibi en önemli sosyal yapı da statüdür. Statü, bir bireyin sahip olduğu ve toplum tarafından nasıl karşılanacağını etkileyen konumundan kaynaklanır ki bir bireyin sahip olabileceği en önemli statülerden birisi cinsiyettir.[1]

    Toplumsal Cinsiyet[değiştir | kaynağı değiştir]

    Toplumsal cinsiyet kavramı kadınlar ve erkekler arasındaki toplumsal ve kültürel olarak inşa edilmiş farklılıkları ifade eder. Toplumun kültürüne norm ve değerlerine göre toplumsal cinsiyet ve rol davranışları öğrenilir ve pekiştirilir. Böylece toplumda kadın ve erkeğe farklı toplumsal sorumluluk yüklenir.

    Kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkların nereden kaynaklandığı sorusuna verilen cevaplar aynı zamanda biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrımı da ifade eder. Biyolojik yaklaşım kadın ve erkeğin farklı davranışlarının kaynağını, onların farklı kromozomlar, üreme organları ve hormonlarla belirlenen biyolojik özelliklerle açıklar. Biyolojik determinizm, erkeklere atfedilen özellikleri üstün, kadın özelliklerini aşağı kabul eden hiyerarşik bir sistem inşa eder. Böylece kadın ve erkek arasındaki farklılıklar doğuştan, doğal ve dolayısıyla değişmez kılınarak toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri biyolojik özelliklere de dayalı olarak meşrulaştırılır.

    Bu anlamda cinsiyet biyolojiyle bağlantılıdır, toplumsal cinsiyet kavramı ise kadınlar ve erkekler arasındaki toplumsal ve kültürel olarak inşa edilmiş farklılıkları ifade eder. İkinci dalga toplumsal cinsiyet kavramlaştırmasına göre insan, kadın doğmaz sonradan olur. İnsan dişisinin toplum içerisindeki görünüşünü belirleyen biyolojik, ruhsal ve iktisadi bir yazgı yoktur. Ancak başkasının araya girişi bir bireyi öteki varlık haline getirebilir. Toplumsal cinsiyet kavramının kullanılmasıyla biyolojik açıklamalar açıkça reddedilir.[2]

    Toplumsallaşma süreci[değiştir | kaynağı değiştir]

    Toplumsallaşma, yaşamın her döneminde aile, arkadaşlar, okul ve iş yeri, çevreler ve medya gibi aracılarla ömür boyu devam eden bir süreçtir. Bu süreçte toplumun kültürüne, norm ve değerine göre toplumsal cinsiyetin rol ve davranışları öğrenilir, pekiştirilir ve içselleştirilebilir. Genel anlamda toplum kadın ve erkeklere cinsiyete dayalı farklı sorumluluklar yükler ve farklı beklentiler taşır. Aile büyükleri, anne/babalar, öğretmenler ve televizyon programları cinsiyete göre hangi tutum ve durumun uygun olduğunu nasıl davranılması gerektiğini konusunda kız ve oğlan çocuklarını eğitir, teşvik eder ve destekler. Bunların karşısında cinsiyetlerine uygun rol ve davranış göstermeyen çocuklarla alay edilir. Çocuklar uyarılır veya dışlanır. Doğum ile başlayan toplumsallaşma süreci bilgi ve beceriler yapılan işler, seçilen meslekler gibi ayrımlarla aile, eğitim ve çalışma gibi yaşamın her alanında devam eder.[3]

    Ataerkillik[değiştir | kaynağı değiştir]

    Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin varlığı ise ataerkillik çerçevesinde ele alınır. Ataerkillik, erkeklerin kadınlar üzerinde egemen olduğu, kadınları ezdiği ve sömürdüğü toplumsal yapı sistemidir. Ataerkillik 6 yapının birleşiminden oluşur. Bu yapılar,

    olarak ele alınabilir.[4]

    Cinsiyete dayalı işbölümü[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kadın ve erkeklerin ne yapması gerektiği ya da neleri yapabileceği konusunda toplumda yaratılmış olan fikirlere dayanarak kadınlara ve erkeklere farklı roller, sorumluluklar ve görevler yüklenmesini ifade eder. Kadın geleneksel anlamda doğayla, içgüdüsel davranışlarla ve duygusal bağlılıkla düşünülür. Ev merkezli anne ve eş rolleri çerçevesinde ev işleri, çocuk, hasta ve yaşlı bakımından sorumlu olarak özel alanda tanımlanır. Erkek ise ev dışında ücretli çalışmasıyla evi geçindiren ve aile reisi konumundadır. Tutum ve davranışları kamusal dünyadaki konumunlarına dayalıdır. Bu anlamda hem özel anlamda hem de kamusal alanda yer alır. Ayrıca erkekler mülkiyet sahibi ve yöneticisi, siyasette iş ve meslek hayatında aktif bireyler olarak kabul edilir.

    Feminist kuramlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    İkinci dalga feminizm düşüncesinde Liberal, Radikal, Marksist ve Sosyalist feminist kuramlar olmak üzere 4 temel yaklaşımdan söz edilir.

    Liberal feminizm kadının ikinciliğini kamusal ve yasal kısıtlamalara bağlarken radikal feminizm bunun erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliği, baskı ve kontrolünden kaynaklandığını ileri sürer. Bu bağlamda liberal feministler toplumsal yaşamın her alanında görülen kadınlara yönelik ayrımcılığın sona ermesini sağlayacak yasal hak ve fırsat eşitliğinin sağlanması için mücadele ederler.

    Radikal feministler, kadınlara eşit hak ve fırsat verilmesinin onların özgürleşmesini sağlamayacağını vurgular. Kadının ezilmesinin erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliği baskı ve kontrolünden kaynaklandığını ileri sürer. Bundan dolayı kadınların ataerkil sistemle mücadele etmesi gerektiğini savunur.

    Marksist feminizme göre kadınların ezilmişliği, kapitalist sistemle ilişkilidir ve sınıf sisteminde kadının ikincileştirilmesinde en önemli belirleyici olarak görülür. Bu nedenle kadınların sömürülmesiyle kapitalist üretim arasındaki ilişkinin açıklanması ve çözümlenmesi gerektiğini savunur. Bu anlamda kadınların ezilmesinin nedeni olarak kapitalist sistem görmesi ve ataerkilliğin bağımsız bir sistem olmadığını vurgulamasıyla radikal feminizmden ayrılırlar.

    Son olarak, Sosyalist feminizm, kadının ezilmesini açıklamada sınıf ve cinsiyet sistemlerine yani kapitalist ve ataerkil ilişkilere aynı ölçüde önem verir. Bu anlamda sosyalist feministler kadının ezilmişliğinin iki yönlü olduğunu ve bunların kapitalist ilişkiler ve ataerkil ilişkiler olduğunu savunur. Böylece kadınların özgürleşmesinde sadece kapitalist sistemin yıkılması yeterli değildir. Aynı zamanda erkek egemenliğinin baskı ve kontrolünün sona ermesi, ataerkilliğin yıkılması için mücadele edilmesi gerekir.[5]

    Postmodern feminizm[değiştir | kaynağı değiştir]

    Postmodernizm, tek bir doğruyu reddederek gerçekliğin söylemler tarafından inşa edildiğini savunur.

    Hem feminizm hem de postmodernizm, geleneksel felsefi geleneklere dayanmayan yeni toplumsal eleştiri paradigmaları geliştirmeye çalışır. İki yaklaşım arasında birtakım ayrılıklarda bulunur. Postmodernler temelciliğe ve özcülüğe ilişkin çok yönlü eleştiriler sunarlar. Ancak toplumsal eleştiri anlayışlarının bilişsel içeriği boş olmaya eğilimlidir. Feministler ise sağlam toplumsal eleştiriler sunmalarına karşın çoğu temelcilik ve özcülük eğilimindedir. Postmodernistler toplumsal gerçekliğin söylemler tarafından inşa edildiğini dolayısıyla gerçekliğin tanımlanana kadar var olmadığını ileri sürerler. Genel ve evrensel kuramın reddine bağlı olarak postmodernistler bilimsel kesinliğe dair iddialara güvenmezler. Bu anlamda postmodernist feministler erkek merkezli kuramların yerine feminist kuramları koyma düşüncesini reddederler. Çünkü onlara göre gerçek bilgi olasılığı yoktur ve çoğul gerçeklik söz konusudur. Tek bir doğru yoktur. Öncelikli bilgi veya bilgi üreticileri yoktur. Her bilgi tarihsel ve kültürel olarak özgündür ve belirli söylemlerin ürünüdür. Postmodernizmin odağında çokça parçalanmış öznenin ırk, cinsiyet, yaş gibi farklılıklarının tanınması ve yapısı vardır. Bu anlamda cinsiyet farklılıklarının gerçekten var olmadığını bir dil öncesi gerçekliklerinin olmadığını savunurlar. Cinsiyet farklılıkları ancak dil aracılığı ile bilince taşındıktan sonra var olur daha önce var olmamıştır.[6]

    Queer kuramı[değiştir | kaynağı değiştir]

    1990'lı yıllarda ortaya atılan Queer kuramı ise toplumsal cinsiyetin anlamını erilliğe ve dişiliğe dair basmakalıp fikirlerle sınırlı tutan görüşlere itiraz getirmeye çalışır. Feminizmin ikili toplumsal cinsiyet ifadelerini iddialleştirerek hiyerarşi ve dışlama biçimleri ürettiği bu anlamda diğer kimlik ve kimlik karşıtı konumlarını dışladığı belirtilir. Bu yaklaşıma göre cinsiyet ve toplum cinsiyet arasında bir ayrım yoktur, toplumsal cinsiyet gibi biyolojik cinsiyet de inşa edilmiştir. Dişil ve eril bedenler arasında üremeye dayalı farklılıklar üzerinden yaratılan ikili bir bölünme toplumsal pratiklerle doğallaştırılır. Sonuç olarak Queer kuram toplumsal cinsiyet, etnisite, sınıf gibi aidiyetlere cinselliği ekleyerek kimlik temelli sınırların genişlemesini sağlamıştır. Böylece cinselliğin iki kutuplu kategori üzerinden ele alınmasıyla yeniden üretilen iktidar ilişkilerini analiz edilmesini sağlar.[7]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Cinsiyet

    Cinsiyet, erillik ve dişilik arasında farklılık gösteren özellikler aralığı veya bağlama göre, bu özellikler biyolojik cinsiyeti (yani er, dişi veya erdişi olma durumunu), cinsiyete dayalı toplumsal yapıları (cinsiyet rolleri ve diğer toplumsal roller de) veya cinsiyet kimliğini kapsayabilir.[1][2][3][4]

    Seksolog John Money, 1955'te biyolojik cinsiyet ile rol olarak (toplumsal) cinsiyet arasındaki terminolojik ayrımı belirtti. Onun çalışmasından önce, gramatik kategoriler dışında bir şeyi belirtmek için cinsiyet sözcüğünün kullanımı yaygın değildi.[1][2] Ancak feminist teori biyolojik cinsiyet ile cinsiyetin toplumsal yapısı arasındaki ayrım konseptini kucakladığında 1970'lere kadar Money'e ait bu sözcük anlamı yaygın hale gelmedi. Bugün, bu ayrım kesinlikle bazı bağlamlarda özellikle sosyal bilimler[5][6] ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından yazılan belgelerde takip edilmektedir.[4]

    Biyolojik ve toplumsal cinsiyet[değiştir | kaynağı değiştir]

    Toplumsal cinsiyet kavramı, biyolojik cinsiyetten farklı olarak, bir kişinin, “sosyal” veya “psikolojik” cinsiyetini tanımlar. Söz konusu kavram İngilizceden, özellikle toplumsal/sosyal cinsiyet (gender) ile biyolojik cinsiyet (sex) arasındaki ayrımı gözetebilmek için alınmıştır. Türkçede “cinsiyet” her iki anlamda da kullanılabilmektedir; toplum ve sosyal bilimlerde bu kavram (gender) özellikle teknik bir terim olarak işlevsellik kazanmaktadır.

    Biyolojik anlamda, iki cinsiyet vardır: kadın ve erkek. Üreme sistemleri, bu cinsiyetleri ayıran özelliktir. Bireyler, mutlaka doğuştan, bu iki cinsiyetten birine ait olur. Yalnız, kadın ve erkeği tanımlamada kullanılan bu biyolojik özelliğin yanı sıra, bireylerin bir de toplum içerisinde ele alınan cinsiyet özellikleri vardır. Buna da toplumsal cinsiyet denir. Bu cinsiyette, bireyin sosyal açıdan cinsiyet özelliği ele alınır. Ayrıca, bir kültürdeki cinsiyet için belirleyici olan her şeyi (örneğin; kıyafet, meslek vb.) içine alır. Bedensel özelliklere gönderme yapmaz. Kısaca, kadın ve erkeğe verilen roller ve onların toplumdaki sorumluluklarıdır. Toplumsal cinsiyet rejimleri bu iki cinsiyetin, toplumsal hayata ne oranda katılacağı, nerede duracağı ve nasıl temsil edileceğini belirler.

    Biyolojik cinsiyet anne karnında oluşur; toplumsal cinsiyet ise doğduktan sonra. Toplum içinde "kızlar şöyle olur, erkekler böyle olur" gibi aşılamalar toplumsal cinsiyeti öğretir. Kızlarla erkeklerin farklı uzunluklarda saç uzatmaları, pantolon ve eteklik giyme, kulağa küpe takma ya da takmama, saçı tokalama ya da tokalamama gibi farklılaşmalar toplumsal cinsiyet ile uyumlu duruma gelme davranışları olarak değerlendirilebilir. Bütün bu olgularda biyolojik cinsiyet değişmez, ancak toplumsal cinsiyet ortaya çıkar.[7][8]

    Toplumsal cinsiyet kavramı, bu anlamda, 1955 yılında Amerikalı araştırmacı John Money tarafından, biyolojik cinsiyetleri belli olmayan, fakat belli bir cinsel kimliğe sahip olan “interseksüel’’ insanların duygu ve davranışlarını tarif etmek için ortaya atılmıştır. İnterseksüellik, başlangıçta biyolojik rol ve biyolojik kimlik olarak tanımlanıyordu, fakat bu tip insanların aslında biyolojik cinsiyetleri belli değildi.

    Toplumsal cinsiyet ve cinsiyet kimliği kavramlarını, 1963 yılında Robert Stoller ve Ralph Greenson şu şekilde tanımlamıştır:

    Çoğu insanda, bedensel, sosyal ve cinsiyet kimliği bir uyum içindedir. Bu kişiler, belli bir cinsiyetin özelliklerine sahiptirler ve kültürlerinin de etkisiyle bu cinsiyete uygun davranır, kendini o cinsiyete ait gibi hissederler. Bu kişilere “transcinsel’’ denir.

    Biyolojik ve toplumsal cinsiyet kavramı ayrımı, ilerleyen yıllarda, hem feminizm edebiyatı içinde, hem de cinsiyetini değiştirmek isteyen insanlarca ele alınmıştır. Böylelikle 1970'li yıllarda, Virginia Price “transcinsel’’ kavramını ortaya atmıştır: Transcinsel, biyolojik cinsiyetini değiştirmeye yanaşmayan transeksüellerin aksine, cinsiyet kimliğini, biyolojik cinsiyetine uymadığından dolayı değiştirmek isteyen insanları tanımlar. Aslında transcinsel kavramının kullanımı değişmiş, günümüzde cinsiyet rolünü ya da cinsiyet kimliğini, toplumun ona verdiği role uymadığı gerekçesiyle, değiştirmek isteyen kişileri tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır.

    Kalıtımsal yapıya göre cinsiyet[değiştir | kaynağı değiştir]

    Gonozomal kromozomal yapıda Y kromozomunun bulunup bulunmamasına göre adlandırılan cinsiyettir.

    Bunu da döllenme sırasında babadan gelen sperm hücresinin kromozomal yapısı (X kromozomu mu Y kromozomu mu içerdiği) belirler.

    Kalıtımsal cinsiyeti belirleyen erkekten gelen gonozomal kromozomun (X, Y) türüdür.

    İç üreme organlarına göre cinsiyet[değiştir | kaynağı değiştir]

    Döllenme sonrası Y kromozomundaki "testis belirleyici faktör=TBF (testis determinating factor=TDF) geni "Testis Belirleyici Faktör" adlı ürünü sentezlemekte ve bu ürün farklılaşmamış (andiferansiye) gonadal yapıyı testis yönünde farklılaştırmaktadır. (Farklılaşım=Diferansiyasyon)

    Bu faktörün bulunmaması durumunda farklılaşmamış cinsiyet bezi (over=yumurtalık=dişilik bezi ve testise=erkeklik bezi birden verilen ortak ad) over yönünde farklılaşacaktır.

    Testisler başlıca androjen hormonu (testosteron) üretirler.

    Yumurtalıklar başlıca östrojen hormonu üretirler.

    Anti-Müllerian hormon duktal yapılardan Müller kanallarının gelişimini engelleyen testislerin sertoli hücresinden sentezlenen hormonal yapıdır.

    Varlığında Müller kanallarında gelişim gözlenmez, Wolf kanalları testesteronun da etkisiyle duktal yapılar iç üreme organları erkek yönünde gelişim gösterirler.

    Yokluğunda ise duktal yapılardan Müller kanallarından Fallop tüpleri (Döllenme tüpleri, rahim tüpleri) (Tuba Uterina), rahim (uterus) ve vajenin (dölyolu) 2/3 üst kısmı oluşur.

    Duktal yapılardan over dışı kadın iç üreme organlarının ve testis-penis dışı erkek üreme organlarının farklılaşması testislerden sentezlenen Müleryen inhibe edici faktör varlığına/yokluğuna bağlıdır.

    Dış görünüşe göre cinsiyet[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış üreme organları 'ürogenital sinüs' adı verilen yapıdan köken alırlar.

    Bu yapı yüksek derecede androjenik hormonlara maruz kaldığında erkek tipi dış üreme organlarına farklılaşır.

    Bu yapı düşük derecede androjenik hormonlara maruz kaldığında ise dişi tipi dış üreme organlarına farklılaşır.

    Dış üreme organlarının farklılaşması değişik derecelerde androjenik hormonlara maruz kalmalarına bağlı bir olaydır.

    Psikososyal yönden cinsiyet[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kişinin kendisini ya da yaşadığı toplumun dişi mi erkek mi olarak gördüğüdür. Bu da insanın ruhsal gelişim evrelerinde belirlenir.

    Cinsiyet rolü[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cinsiyet rolü, bir kültürde belli bir cinsiyet için kabul edilen ve geçerli sayılan davranış biçimleridir. Diğer bir deyişle, bir bireyin kendi cinsiyet kimliğiyle bağdaşan ve bu kimliğini ifade etmeye yarayan davranış biçimleridir.

    Günümüzde, kişiye verilen toplumsal (kültürel) cinsiyet rolüyle, biyolojik rolün farkını anlamak için, biyolojik cinsiyet (İngilizcesex) ve toplumsal cinsiyet (İngilizcegender) kavramı sosyolojik ve psikolojik alanlarda farklı iki kavram olarak ele alınmıştır.

    Toplumsal cinsiyet rolü[değiştir | kaynağı değiştir]

    Toplumsal cinsiyet rolü, toplumsallaşma süreci ve bireyin yaşadığı toplum içerisinde edindiği cinsiyettir. Bu kavram ilk defa 1972 yılında kullanılmıştır. Doğuştan edinilen biyolojik cinsiyetin tam tersi özellikler gösterebilir. Kadın ve erkeğin, toplumda üstlendikleri rollerin çoğu zaman kültür tarafından belirlendiğini anlatır ve bu nedenle de değişebilir olduğunu söyler.

    Toplumsal cinsiyet rolleri, toplumların sosyal, ekonomik ve kültürel yapısından etkilendiği için, buna uygun mekanizmalar da üretir. Bu mekanizmalar da toplumun koşullarına göre zamanla değişiklik gösterir.

    Cinsiyet rollerinin kültürel boyutu çok geniş yelpaze içinde biçimlenir. Bu genişlik içinde belli başlı ana yönelimler belirginleşse de, kültürel görev dağılım olanaklarının hemen hemen tümü bir yerde ve belli bir zamanda uygulama alanı bulmuştur.

    Bugüne kadar, her kültürde, bir cinsiyet rolü var olmuştur. Bu rollerin her biri tarihsel olarak ortaya çıkmış ve sürekli değişime uğramışlardır. Sadece, üreme konusunda kadın ve erkeğin biyolojik rolleri, 20. yüzyılın ortasına kadar sorgulanmamıştır, fakat tıbbın olanak sunmasıyla birlikte, bu biyolojik roller kısmen değişmiş ve bu konuda tartışmalar yürütülmüştür. Yalnız bu tartışmalar, toplumun sadece küçük bir kesimiyle sınırlı kalmıştır.

    Toplumsal cinsiyet rollerinin en bilindik şekli, geçmiş yüzyıllarda, Batı’da giderek sorgulanan ve değişen heteronormatif ve ataerkil rollerdir.

    Geleneksel roller, “erkek” ve “kadın” olarak birbirinden kati bir şekilde ayrılan ve her iki cinsiyete de doğuştan verilen cinsiyet rollerinin var olduğu iddiasındadır. Bu roller: Erkek:

    Kadın

    19. yüzyılda ortaya çıkan kadın hareketleri, sanayi devrimi gibi politik değişiklikler ve özellikle de I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı, kadının toplumdaki konumunun değişmesini sağlamıştır. Böylelikle, cinsiyet rolü bağlamında da çok önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Kadının rolü, erkeklere oranla, daha çok liberalleşmiştir. Bu liberalleşme, kadınlara verilen olanakların, erkeklere göre daha fazla olmasına yol açmıştır.

    Cinsiyet rolleri, geleneksel rol dağılımı görüşüne karşı çıkan ruh ve doğa bilimlerinin çalışmalarına ve araştırma sonuçlarına da konu olmuştur ve çalışmaların sonucunda, gerçekten birbirinden kati bir şekilde ayrılmış cinsiyetlerin var olduğuna dair şüpheler doğmuştur. Burada da transcinsel hareketler ve interseksüelliğin farkına varılmıştır.

    Cinsiyet kimliği[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cinsiyet kimliği psikolojide, bir bireyin kendini ait hissettiği cinsiyet olarak tanımlanır ve bu kimlik, çoğunlukla bireyin bedensel özellikleri ile ilgilidir. Yani bu kavram, bireyin kendisini sadece dişi ya da erkek olarak algılaması ile sınırlıdır.

    Cinsel kimlik, cinsiyet kimliğinden daha geniş kapsamlı bir kavramdır. Bireyin cinsel eğilimlerini, dış görünüşünü ve bunların toplum içindeki yansımasını da içerir. Bir kişinin cinsiyetini anlamak dışarıdan kolaydır, fakat cinsel kimliğini anlamak oldukça zor ve karmaşıktır. Bu, kişinin hissettiği içsel duygularla ilgilidir. Doğduğu cinsiyetten memnun olmayan kişiler, “transcinsel’’ olarak adlandırılır.

    Toplumsal cinsiyet araştırmalarında cinsiyet sorunsalı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Toplumsal Cinsiyet, sosyal ve kültürel koşullara bağlı cinsiyettir ve bu sebepten ötürü de sosyokültürel bir oluşumdur.

    Özellikle toplumsal cinsiyet araştırmaları, biyolojik ve sosyal cinsiyet arasında nedenselliğe dayanan bir bağ olduğunu ve onların devamlılık çabalarını reddeder. Toplumsal cinsiyet, bir cinsiyet yapısından daha fazlasıdır. Burada insanların “tipik erkek’’ veya “tipik kadın’’ özelliklerinden hangisinde yer aldığı ve bu rollerin değerleri önceliklidir. Her şeyden önce, kadın ve erkeğin kendi başlarına toplumdaki rollerinin nasıl olduğunu ve bunları nasıl değerlendirdiklerinden bahseder. Bu bakımdan, örnek olarak, bir yandan biyolojik cinsiyetine doğası gereği önem verip, diğer yandan da belli bir toplumsal kesime ait olup, kendi toplumsal değerini oluşturmuş kadınlar ele alınabilir.

    Bu tür toplumsal cinsiyetlerin, sosyal anlamları, çeşitli biçimlerde açıklanabilir. Bir toplumdaki cinsiyet ve bu cinsiyetin değeri, orada baskın olan güç değerlerine bağlıdır. Böylelikle, anaerkil bir toplumdaki cinsiyet problemi, ataerkil toplumdakinden az çok farklıdır diyebiliriz çünkü “erkeklik’’ ve “kadınlık’’ kavramları her kültürde farklı değerlendirilir. Bu değerlendirmeler üzerine, kendi kendine gelişen, toplumsal hak ve çıkar anlayışları belirlenir. Her birey, sosyalleşme koşullarının etkisiyle, bu rollerin ve anlayış farklılığının normal olduğunu hisseder.

    Biyolojik ve toplumsal cinsiyet kavramına eleştirel yaklaşım[değiştir | kaynağı değiştir]

    Biyolojik ve toplumsal cinsiyet kavramlarının ayrımı, yıllardan beri var olan bir konudur. her şeyden önce, bu ayrım, 1960'lı yıllarda sosyo bilimsel-feminizm tartışmalarının merkezi haline gelmiştir.

    Judith Butler toplumsal ve biyolojik cinsiyet arasındaki ayrımı kesinlikle reddeder çünkü bu ayrımı yapmak tamamıyla yanlış olur. Tıpkı Descartes'in Dualizm felsefesinde olduğu gibi. Onun görüşüne göre, beden ve zihin bir arada ama birbirinden bağımsız şekilde var olmuşlardır. Toplumsal ve biyolojik ayrım, Descartes'in vücut ve zihin ikilisinde olduğu gibi, insanların;

    Yalnız, Butler'a göre, toplumsal cinsiyetin yanı sıra, biyolojik cinsiyet de sorgulanabilir bir gerçeklik ve bedenin kültürel yorumlanmasıdır. Toplumsal cinsiyet bağlamında yaşanılabilecek şeyler, insan bedeninin sahip olduğu olanaklara bağlıdır. Zaten bu olanaklar da, yeniden kültürel yollarla yorumlanır.

    Heteronormatiflik[değiştir | kaynağı değiştir]

    Heteronormatiflik, heteroseksüelliği, sosyal norm olarak kabul eden bir görüştür. Bu tanımdan yola çıkarak, bu ikili cinsiyet sistemine ilişkin varılan sonuç; bu sistemin içinde bireyin biyolojik cinsiyetinin, cinsiyet kimliğinin, cinsiyet rolünün ve seksüel yöneliminin her bireyde aynı olduğudur.

    Bu kavram, Queer çalışmaları ve Queer teorilerinde kullanılan bir terimdir. Queer, heteroseksüelliği sosyal norm olarak eleştiren, eşcinselliğe de eğilim gösteren bir yaklaşımdır. Queer teorisinin, toplumsal cinsiyet araştırmalarında ne ölçüde kabul edildiğini, araştırmalarla, bu teoriyi ilişkilendirerek görebiliriz.

    Bunun yanı sıra, heteronormatiflik, toplumsal bir düzen sistemidir. Aslında her birey, heteroseksüel yapıda dünyaya gelir. Bu nedenle, toplumda heteroseksüel yaklaşımlar söz konusudur, bu da toplumun kurallarında yer alır. Kısacası, heteroseksüelliğin gelişimi sorgulanmaz ve araştırılmaz. O, içinde tüm normların ölçüldüğü bir standarttır. Buna karşın örneğin Freud her insanda ilkesel olarak “çok yapılı bir sapkınlık” öngörmüştür, kısacası herkese çok katmanlı, çok boyutlu ve tek yönlü olmayan bir karşı cins odaklı cinsellik atfetmiştir. Bu düzen, yalnızca insanların birlikte yaşama anlayışlarını (örneğin; çekirdek ailedeki bölünmeler veya tek eşli bir aşktaki baskınlık) biçimlendirmez, aksine tüm dünya görüşünü belirler. (örneğin; kültür/ doğa, kadın /erkek gibi ikili modellerin yapıları)

    Heteronormatiflik, tüm önemli toplumsal ve kültürel alanları, bunun yanı sıra, bireyleri de içine alan bir sistemdir. Başka kültürlerin araştırma ve tanımlarına göre de, heteroseksüellik sağlıklı bir bedene sahip olmaktır.

    Bu sistem kesinlikle şu görüşlerin kabulüne yer vermez:

    Bu sistem, yukarıdaki kategoriye dâhil olan bireyleri, tamamen toplumdan dışlamaz. Onlara karşı tolerans da göstermektedir, fakat bunun için bireyler toplumun normlarına uymalı ve toplumda göze çarpmamalıdırlar. Yalnız şu da unutulmamalıdır ki, bir normun toplumda yerleşmesi için, zıt normlara da ihtiyacı vardır.

    Damgalama ve asimilasyon[değiştir | kaynağı değiştir]

    Toplum sistemiyle ayrı düşen ve bu sistemin kabul etmediği duygu ve davranışlar, beklenilmeyen bir durumu doğurabilir ve çoğu zaman bu duygular içindeki birey, toplum dışına itilmeye maruz kalabilir. Birini karalamak veya onun itibarını sarsmak, sadece bireyin kendisine zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda insanlarla olan ilişkisine ve toplumdaki basmakalıp düşüncelerin zarar görmesine de sebep olabilir.

    Stigmalar, normalliğin sınırını çizen işaretler gibidir ve bu işaretler, içinde toplumsal sapmalar göstererek düzeni sarsabilecek alanları işaretlerler. Stigma sürecini, Erving Goffman, genel bir toplumsal süreç olarak tanımlar. Ona göre, “topluma katkıda bulunmak istiyorsak, toplum tarafından desteklenmeyen şeyleri de ele almalıyız”. Ervin Goffman’ın bu sözü, toplumda var olan genel geçer normların devamlılığı sağlanabilsin diye, gerçekleşmeyen norm beklentilerine bir tepki niteliğindedir. Damgalanmış birey, kimliğini sergileyememesine rağmen, kimliğini yine de toplumdan almıştır. Bu düşünce, bireyin özgüven değerlerini sarsacak nitelikte olabilir. Bu durum daha da kötüleşirse, birey toplumdaki tüm olumsuzlukları kışkırtmaya daha da eğilimli olur.

    Heteronormatif bir toplumda, interseksüeller, eşcinseller ve transcinseller asimile edilmeye çalışılır:

    İnterseksüellik[değiştir | kaynağı değiştir]

    İnterseksüel bireyler, her iki cinsiyetin özelliğine sahiptir. İnterseksüellik, kalıtımsal, gonadal (cinsiyet bezlerine dayalı), hormonel ve anatomik yapıdaki farklılaşmadan kaynaklanabildiği gibi, daha birçok farklı nedeni ve etkileri de olabilir.

    Gey ve lezbiyenler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Her ne kadar batı toplumları gay ve lezbiyenlere ilişkin düşünce tarzlarını değiştirme süreci içinde olsalar da, bu yönelim, hala sosyal açıdan onaylanmamaktadır.

    Pratik sonuçlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Biyolojik cinsiyetin, cinsiyet kimliğinin, cinsiyet rolünün ve seksüel yönelimlerin eşit görülmesi pratikte tüm kişiler için, hatta bu kategorilerin hiçbirinde yer almayan bireyler için bile önemli etkileri vardır.

    Uygulamada, toplum ve bireyler de, kendisine yakın hissettiği kişiyle değil, belli bir bireyle, belli bir cinsiyet ve bir davranış biçimi sergilemesi gerektiğinden yola çıkar. Bu kurala uygun olarak da yetiştirilirler.

    Genç erkeklerden, kızlara ilgi göstermeleri ve eril rollerini yerine getirmeleri beklenir. Bundan dolayı, erkeklere yalnızca eril rol örnekleri gösterilir. Kızlara ilgisi olmayan homoseksüel erkekler ya eğitilir ya da artık onlara iyi gözle bakılmaz. Bireyin sapmaları, (örneğin; bebeklerle oynayan bir erkek çocuk) kabul edilmez ve bu sapmaları düzeltme gereği duyulur.

    Toplumun beklentilerinden sapmalar göstererek, kendi duygularını yaşayan kişi, çoğu zaman kendini yalnız hisseder. Bu kişiler, toplumsal beklentilere olan bağlılıktan kurtulmak için kendi içinde önemli adımlar atması gerekmektedir.Kaynak 5 Mayıs 2010 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.

    Biyolojik ve tıbbi yaklaşımlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Interseksüellik ile transcinsel ve transeksüelliğin farkı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Transcinsel ve transeksüel kavramlarını Interseksüel kavramından ayrıştırıp sınırlandırırsak: Transcinsel, ona verilen cinsiyetin yanlış veya yetersiz olduğunu hisseden veya bu cinsiyet formlarını, yani cinsiyet kategorilerini baştan reddeden bireydir. Bazı interseksüeller, transcinseldir. Kimi organizasyonlarda, transeksüeller, interseksüellerle birlikte çalışsa da, birçok ortak nokta görüldüğü için, diğer interseksüeller, transcinsellerle birlikte çalışmayı reddederler.

    Transeksüel bireyler, biyolojik açıdan belli bir cinsiyete ait olsalar da, kendilerini başka cinsiyete ait hissederler. Transeksüelliğin tıbbi teşhisinde, interseksüellik resmi ayrılık kriterleri olarak ele alınır. Interseksüelliğin teşhisi, aralarında kromozom analizinin de yer aldığı, çeşitli incelemeler sonucunda konulabilir. Bununla birlikte, interseksüel olduğunun farkında olmayıp, cinsiyetini değiştiren interseksüel bireyler, bu sebepten ötürü, tıbben ve hukuken (transseksüel yasaları, kısaca TSG) transseksüel bireyler gibi muamele görürler.

    Nedenleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    İnterseksüelliğin birçok sendromu, kanıtlanabilen, tek bir sebepten meydana gelmez. Aksine burada birçok faktör birlikte rol oynamaktadır.

    İnterseksüelliğin sıklığı, son derece farklı değerlendirilir. Bir bireyin, interseksüel olup olmadığını anlamak için, hormon analizinin dâhil olduğu detaylı bir tıbbi inceleme gereklidir.

    Bu tür biyolojik gözlemler, disiplinler içinde de eleştirilir. Bu da, sayılan birçok faktörün, cinsiyet gelişiminde etkisi olduğunu kanıtlamaktadır. Cinsiyet gelişimi, cinsiyetin bireysel ve çok yönlü olarak kendine nasıl yön verdiğidir. Interseksüellik ve seks hastalığıyla ilgili bu tür tespitler, değerlendirmede bir ölçü değerinde olan biseksüellikten doğan patolojik hastalıklardır. Aynı zamanda, birçok interseksüel birey, biyolojik sınıflandırmayı, interseksüelliğin bir hastalık olarak değerlendirilmesini ve zorla uygulanan tedavi yöntemlerini eleştirmektedir.

    Başarısız tıbbi cinsiyet tespiti denemeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bir cinsiyetin tıbben değiştirilebileceği teorisi günümüzde, cinsiyet değiştirme ameliyatlarıyla (ya da cerrahi operasyonlarla) yürütülmektedir. Bunlar üreme organının kesilerek, normal bir kadın organı büyüklüğünde (özellikle klitoris küçültülerek) genç yapay vajinanın yapılması veya birbirine bağlı olan zıt kromozomların değiştirilmesi ile yapılan hadımlaştırma uygulamalarıdır.

    Tıbbi müdahaleler, bazen uzun süreli ek tedavileri de gerektirebilir. Bu, hormon tedavisinin yanı sıra genç yapay vajinayı da ilgilendiren bir konudur, çünkü bu vajina, en azından vücut gelişimini tamamlayana kadar genişletilmelidir. Örneğin, yaşlı interseksüel insanların, tıbbi takipleri, şu ana kadar yapılmamaktaydı. Bu sebepten dolayı da gerontoloji (yaşlılık bilimi), yapay vajinanın bakımı veya hormon tedavisinde karşıt hormonların kullanımı ve dozajına ilişkin henüz bir bilgi vermemiştir.

    İnsan cinsiyetinin tıbbi yöntemlerle tespit edilebileceği iddiası, bu yöntemlerin, kısa süren hassasiyeti; yine kısa veya uzun süren fiziksel ve psikolojik komplikasyonları ve bırakacağı kalıcı hasarlar düşünülmeden ortaya atılmaktadır. Çoğu interseksüeller, acı veren operasyonların fiziksel zararını çekmekteler. Örneğin; küçültme nedeniyle klitoris duyarlılığını yitirebilir, iyileşen bir organ uyarıldığında acıya yol açabilir ya da erken yaşlarda yapılan vajina -birey gelişimini tamamlayıncaya kadar- genişletilmesi gerekebilir.

    Karşıt kromozomlu hormon terapisi uygulamasıyla, birden fazla metabolizma bozukluğu da ortaya çıkabilir. Günümüze kadar yapılan uygulamalarda yaşanan bir diğer zorluk da ilgili kişilerin, kromozomsal cinsiyetine ilişkin bilgilendirilmemesi ve böylelikle yanlış tıbbi tedavilerle (örneğin; özünde xy kromozomuna sahip olmasına rağmen, hastalık sigorta kurumu kartının bayan cinsiyetinde yazılması) çoğu kez önemli belgelerden yoksun bırakılmasıdır. Yapılan operasyonlar ve bu operasyonların sonuçlarından doğan güçlü travmalar da, fiziksel rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Aynı zamanda cinsiyet tanımına ilişkin sosyal çevrenin verdiği aşırı tepkiler ve toplumda varolan tabular, interseksüel bireyler için çoğu zaman sıkıntı veren bir durumdur.

    İnterseksüel eylemciler, bu sebepler nedeniyle özellikle çocuk yaşlarda baskıyla yapılan cinsiyet tanımlamasına karşı çıkmakta ve cinsiyet değiştirme ameliyatlarının, önce interseksüel bireyler tarafından kabul edilip, onaylandıktan sonra yapılmasını talep etmektedirler.

    Fiziksel müdahalelerin uygulanmasına ilişkin, John Money'nin teorisine dayalı ilk izlenimler, protestolar sebebiyle, insan cinsiyetinin, operasyonlarla uygun hale getirilmesi işleminin değişikliğe uğradığını göstermektedir. Bazı sendromlarda da bireylerin, fiziksel anlamda zorla bir tanıma ve sınıflandırmaya tabi tutulması ve buna bağlı olan tıbbi müdahalelerden vazgeçtiği görülmektedir.

    Batı kültürlerinde interseksüellik[değiştir | kaynağı değiştir]

    Modern çağda batı kültüründe, interseksüellerle olan ilişkilerin iki ana kabulü vardır: bunlardan ilki, her insanın gerçek cinsiyetinin, bilimsel olarak belirlenmesinin mümkün olduğudur. Bu yüzden çok sayıda interseksüel birey sözde hemafrodit olarak tanımlanmışlardır.

    Aynı zamanda interseksüel bireylerin çıkarları gereği, bu kabuller, onların bedenlerini gerçek cinsiyetlerine göre değiştirmelerinden doğar ve bu kanı genellikle bireyin cinsiyetine anlam kattığı şeklinde gerekçelendirilse de, toplum tarafından kabul edilmeyebilir de (örneğin, bir çocuğun hiçbir zaman bir partneri olmayabilir veya hiçbir zaman spor kıyafeti giymeyebilir). Uygulamada cinsiyet tespitine, günlük hayattaki çoğu durumda (dükkân satışı için doldurulacak birkaç form, yapılan üyelikler gibi) veya bürokratik nedenlerden ötürü gerek duyulabilir (nüfus kâğıdındaki cinsiyet).

    Kabul edilmiş cinsiyetten dolayı, aileler interseksüel çocuklarına, interseksüel olmayan çocuklara verilen terbiyenin aksine doğuştan verilen cinsiyetlerine uygun davranmaları için baskı yapar; dahası utanç duyduklarından, çoğu zaman tıbbi araştırmaların sonuçlarını, yetişkin bir birey olana kadar çocuklarından saklarlar.

    Çoğu interseksüel birey, transcinseller ve bazı bilim adamları, hala batı toplumundaki iki farklı cinsiyet anlayışının tamamıyla yanlış olduğunu tartışır. Onlar, birbirine zıt iki cinsiyete ilişkin, bir seçim yapmanın çoğu zaman güvenilir olmadığını, çok büyük fiziksel ve psikolojik zararlara yol açabileceğini savunmaktalar. Ayrıca bu belirlemenin de kişinin kendi gereksiniminden dolayı değil, aksine sosyal baskıdan dolayı, toplumun isteği doğrultusunda yapıldığını ileri sürmekteler.

    Aileler, interseksüel çocuklarına aşırı baskı uyguladıklarından, çocuk yetiştirmenin sonuçlarını da kabul etmemektedirler. Bunun yanı sıra, uyguladıkları baskının nedenlerinden bahsetmemeleri de çocuğu giderek psikolojik bunalıma sürüklemektedir. Dahası, interseksüelliğin toplumda tabu haline gelmesi de eleştirilmektedir. Toplumda yerleşmiş olan “kimseye söylemeyeceksin! sözü interseksüel bireyler üzerinde ağır baskı oluşturmaktadır.

    Bazı interseksüel bireyler, kendilerini “erselik” veya “hemafrodit” diye adlandırarak, toplumun onları kabul etmeleri için çaba harcamaktalar. Bu bireylerin, “interseksüel” kavramını kullanmama nedeni de kavramın, toplumda çok fazla bilinmemesi ve interseksüel bireylere karşı eleştirel bir bakış açısı ile yaklaşıldığından, bu kavramın onları sadece tıp alanında ele almasıdır.

    Tarihsel bakış açısı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Tarih boyunca interseksüel bireyler kimi zaman saygı görmüş, kimi zaman da ölüme mahkûm edilmişlerdir.

    Çift cinsiyetli insanlar için, interseksüel kavramı kullanılmadan önce var olan hemafrodit ve erselik bireylerin asimile edilmesiyle, her iki cinsiyet de (kadın ve erkek) modern tıpla birlikte tamamıyla yeni bir değer kazanmıştır. Prusya'lılar genel yasalarına, hemafroditlerin 18 yaşından itibaren cinsiyetlerine ilişkin karar vermelerinde özgür olduklarına dair bir madde koymuşlardı. O zamana kadar ise, bu hak ailedeydi.

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap