Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    toplum içinde iki kişi de olsa bir başkana ve rehbere ihtiyaç bulunduğunu vurgulamak için söylenir

    1 ziyaretçi

    toplum içinde iki kişi de olsa bir başkana ve rehbere ihtiyaç bulunduğunu vurgulamak için söylenir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    İskender Pala Atasözleri Sözlüğü

    Atasözünü yanlış yorumlayıp her daim borçlu olmak veya biri biterken diğer bir borç edinmek uygun değildir.

    Borcuna sadık ve duyarlı kişilerin bu uğurda gösterdikleri çabayı anlatmak için söylenir.

    Borç yiyen kesesinden yer:

    Borç edinip geçimini borca yükleyen kişiler elde ettikleri her şeyi borca yatırmak zorunda kalırlar. Gerçi hemen para ödemezlerse de o borç mutlaka keselerinden çıkacaktır. Aslında borca özenmemek lazımdır. Ancak modern dünyanın banka kolaylıkları insanları daima borçlu yapmaya zorlamakta; kartlı alış-verişler ile henüz kazanmadıkları paraları harcatmaktadır.

    Borçluların borçlarına sadık kalmalarını ve fazla borç yapmamalarını tavsiye için söylenir.

    iskender pala* 63

    | Boynuz (kulaktan sonra çıkar; ama) kulağı geçer:

    Çıraklar çok zaman ustalarından üstün olmak zorundadır. Sonradan yetişenler, kendilerinden önceki bütün bilgi, beceri ve tecrübeleri edindikleri için önce yetişenlerden üstün olurlar, yalını olmak zorundadırlar. Nesiller ilerledikçe gelişmenin anması da buna bağlıdır.

    İyi yetişmiş insanları övmek veya başarılı eleman olmayı teşvik için söylenir.

    [Bozacının şahidi şıracı (olur):

    Yaratılış yönünden birbirine yakın özellikler taşıyan insanlar birbirlerini tutar, korur ve bir arada bulunurlar. Daha çok uygunsuz kişilerin birbirlerine yardım etmeleri de bundandır.

    Kötü davranışta bulunan birini destekler durumdaki kişiler i-çin söylenir.

    îöyle gelmiş, böyle gider:

    Yaygın bazı kanılar vardır ki gelenek hâlini almış kötü davranışları hoş görmeyi özendirir. Kolay kolay değişmeyeceği sanılan bu tür âdet ve gelenekbr toplumu olumsuz yönde etkiler. Aslında böyle gelmişse de artık böyle gitmemesi gerektiğine inanmak gerekir.

    Kötü durumlar karşısında ellerinden bir şey gelmeyeceğini sanan pasif insanların bir savunma sözüdür.

    îugün bana (ise), yarın sana:

    Felaketler ve nimetler insanlara sıra ile uğrar. Bu durumlarda en uygun hâl ve hareket tarzını belirleyip ona göre davranmak gerekir. Felakete uğrayana yardım etmek kadar, nimete kavuşanı tebrik etmek de önemlidir. Toplumun ortak dert ve sevinçleri onlara paylaşmanın huzurunu yaşatır.

    Daha çok başına bir felaket gelen kişilerin feryadını ve yardım arayışlarını dile getirir.

    64 • atasözleri sözlüğü

    Bugünkü tavuk, yarınki kazdan iyidir:

    Eldeki imkânlar ile sahip olunan bir nimeti, daha sonra erişmeyi umut ettiğimiz büyük nimetlere tercih etmek gerekir. Zira bugünkü nimete hemen sahip olma şansımız vardır. Sonraki nimetlerin de her ne kadar gerçekleşmesi şüphesiz görünürse görünsün, gerçekleşmemesi için bir ihtimal veya engel bulunabilir. Akıllı kişi elindekini değerlendirir. Açgözlülük sonucu bazı küçük nimetleri tepen kişilere tavsiye için söylenir.

    Bugünün işini yarına bırakma:

    Her işi zamanında yapmak gerekir. Haylazlık edip gerekli çalışmayı yapmayanlar daha sonra bu işleri ya hiç yapamazlar veya istenilen başarıyı sağlayamazlar. Meşguliyet gelmeden önce boş zamanın da kıymetini bilmek gerekir. İşleri günü gününe yapmak, başarının prensiplerinden biridir. Zamanında yerine konulmayan bir tuğla ileride duvarın çökmesine sebep olabilir.

    Plan-program dahilinde çalışmanın gerekliliğini vurgulamak için söylenir.

    Bükemediğin eli (bileği) öp (başına koy):

    Kendisiyle yarış hâlinde olunan bir kişinin kuvvet, bilgi ve beceri yönünden diğerine üstün gelmesi tabiidir. Bu durumda yenik düşen kişinin diğerine kin beslememesi, bilakis onun üstünlüğünü kabullenmesi ve desteklemesi bir erdemdir. Kuru çekişmeleri ve ihtiras ile kötü emeller beslemeyi reddeden bir sözdür.

    Bülbülü altın kafese koymuşlar "Ah, vatan!" demiş:

    Kişiler ait oldukları ortamın dışında tam mutlu olamazlar. Herkesin yeri-yurdu onun için en huzur dolu vatandır. Başkaları için çok cazip gelen nimetler ve imkânlar da onları mutlu etmeye yetmez. Özlemi çekilen şeye kavuşma-

    iskender pala* 65

    yınca mutluluk gerçekleşmez.

    Bulundukları ortamdan şikayetleri olan kişilere söylenir.

    Bülbülün çektiği dili belasıdır:

    Bir söz ne kadar güzel söylenirse söylensin başkalarının menfaatine dokunuyorsa mutlaka sahibine zarardır. Bülbül çok güzel öttüğü için kafese konulur, insanlar da bundan ibret a-larak dillerine hakim olmalıdırlar. Nitekim yeri ve zamanı iyi belirlenememiş sözler daima felaket getirmiştir. Kişiler güzel ve iyi şeyler söylediklerini sanarak başlarına iş açabilirler. Temkinli söz söylemenin gerekliliğini vurgulamak için söylenir. (Ayrıca bkz. Dil epsem olsa, baş esen olur.)

    Büyük balık, küçük balığı yutar:

    Denizlere has bu kural, zaman zaman insanlar için de geçerli olur. Kuvvetliler, kendilerinden zayıflan ezer ve kendilerine mal ederler. Toplumların genel yapısı da budur. Ezilmemek i-çin güçlü olmak zorunluluğu vardır.

    Büyümeyi, gelişmeyi teşvik etmek için söylenir.

    Büyük başın derdi büyük olur:

    Sorumlulukları ve yetkileri büyük olan kişilerin dertleri ve uğrunda çaba sarf ettikleri işler de büyük olur. Özellikle yönetici durumunda olan kişiler, diğerlerinden daha çok çalışır ve daha çok meseleye çözüm ararlar. Bu durum onları hem yorar; hem aşırı sorumluluk ve sıkıntılara karşı göğüs germek zorunda bırakır.

    Büyük insanların daha fazla özveride bulunduklarını anlatmak için söylenir.

    (Ayrıca bkz. Allah dağına göre kar (kış) verir.)

    Büyük lokma ye (de) büyük söyleme:

    Başkalarını eleştirirken onları kınamamak gerekir. Eleştiriler genellikle yapıcı olmalı, hele hele kendimizi eleştirilen kişi-

    lif-

    i • atasözleri sözlüğü

    Kendilerini üstün görme çabasıyla başkaları aleyhinde atıp tutanlara bir tembih sözü olarak söylenir.

    | Cahile söz (laf) anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur:

    Herkesin kültür seviyesi değişiktir. Anlayış ve kavrayışlar da kültür seviyesine göre değişir. Cahil kişilerin anlayışı daha kıt olur. Onlara bir şey anlatabilmek gerçekten zordur. Cahiller, konular arasında sağlıklı bağlantıyı kuramadıkları için bir sözün hangi anlama geldiğini ve neyin kastedildiğini anlamakta güçlük çekerler. Onları saplantılarından vazgeçirmeye çalışmak da boşunadır. Cahillikte inat ederler. Deve inatçı bir hayvan olduğu hâlde bir tutam ot ile hendek atlaması mümkündür. Oysa cahiller, cahillik hendeğini bir türlü atlayamazlar. Anlatılan düşünceyi anlamamakta direnen kişiler hakkında söylenir.

    ahilin dostluğundan âlimin düşmanlığı yeğdir:

    bkz. Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır.

    Cami ne kadar büyük (cemaat ne denli çok) olsa, pmam (yine) bildiğini okur:

    Makam ve yetki sahipleri, çevrelerinde bulunan kişilerin isteklerine göre değil, kendi bildiği ve inandığı biçimde icraat yaparlar. Elbette başkalarına danışmak gerekir; ama kişiler de yapmaları icap eden şekilde davranmak zorundadırlar. Muhalif veya destekçilerin çokluğu, kişileri doğru bilinen yoldan ayıramaz, ayırmamalıdır. Önemli olan çevrenin eğilimi değil, elden gelenin yapılmasıdır.

    Genellikle kapasite eksikliği gösteren idareciler hakkında kullanılır.

    I•atasözleri sözlüğü

    Cana gelecek (kaza, zarar) mala gelsin:

    Başa gelmesi kaçınılmaz olan bela ve zararların en küçüğü tercih edilir. Sözgelimi, bir kazada araba hasar görebilir. Eğer bu, yaralanma veya ölüm ihtimali de olan bir kaza ise, yalnızca arabanın hasar görmesi, şükredilmesi gereken bir durumdur. Canın korunması için mal feda edilebilir. Malın yenisini kazanmak mümkündür. Oysa can giderse veya sakat kalınırsa bunu telafi etmek mümkün değildir. Ucuz atlatılan kaza ve kötü durumlar için söylenir.

    Can boğazdan gelir:

    Sıhhat, yiyeceklere dikkat etmekle muhafaza edilir. Çok yemek asla sağlıklı değildir. Atasözünü yanlış algılayıp abur cubur tıkınmak sağlık için zararlıdır. Oysa canın sağlığı, boğazımıza gerekli itinayı göstermekle mümkündür. Gıdalara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamak veya gıdasızlıktan zayıflayan kişilere yemeyi teşvik için söylenir.

    Can candan tatlıdır (şirindir):

    Kişilerin benlikleri daima ön plandadır. Kendi canımız daima başkalarının canından önemlidir. Önce kendi varlığımız, sonra başkaları için çaba sarf ederiz. Bunun içindir ki başkasının başına gelen bir felaket o anda bize pek tesir etmez; ama aynı felaket bizim başımıza gelirse, dünya yıkıldı sanırız. Kendini, en yakınlarına bile tercih eden kişiler hakkında söylenir.

    Can çıkmayınca huy çıkmaz:

    insanların doğum esnasında ana-babalarındah aldıkları davranış özellikleri ile terbiye çağında edindikleri alışkanlıklar onların kişiliklerini oluşturur. Ayni davranış biçiminin uzun süre tatbiki, huy edinmeye yol açar. Huy edinilen bir şeyin terk edilmesi pek zordur. Davranış tiryakiliği diyebileceğimiz huy, insanlar ölünceye dek sürüp gider, değişmesi pek zordur ve çok gayret ve fedakârlık ister. Eğitim ve öğretim dahi huyları değiştirmekte zorlanır.

    iskender pala • I

    Özellikle kötü huy sahiplerinin bu yönlerinden bahsedilirken söylenir.

    Canı cana ölçmeli:

    Kendimiz için istediğimizi başkası için de istemeli; kendimiz için istemediğimizi başkası için de istememeliyiz. Kişilere taşıyamayacakları yükü yüklemek insafsızlıktır. Başkasına bir kötülük yapılacaksa aynı kötülüğe maruz kalınabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

    Başkalarına yönelik hareketlerde insaflı ve adaletli davranmanın gerekliliğini vurgulamak için söylenir.

    (Ayrıca bkz. iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.)

    j Canı kaymak isteyen, mandayı yanında taşır:

    Hayatın nimetlerine sahip olmak ve güzel hayat yaşamak isteyen kişiler, bu türlü hayatın yükünü çekmeye ve devamlı gayrete razı olmalıdırlar. Her nimetin bir külfeti vardır. Nimet isteyen külfetine katlanır.

    Rahat yaşamak isteyip de gerekli çabayı sarf etmeyen kişiler hakkında söylenir.

    |Canı yanan eşek attan yürük olur:

    (Yürük: Çok ve çabuk yürüyen, hızlı giden)

    Kişiler, karşılaştıkları güçlükler karşısında kendilerinden beklenenin üstünde bir gayret ve çaba harcarlar. Aynı acıyı bir daha çekmemek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Normalde yapamayacakları işleri, bu durum karşısında başarıyla yürütürler.

    Zorlukla karşılaşan kişilerin üstün performansını anlatmak için söylenir.

    pennetin kapısını cömertler açar:

    Cömert insan muhtaçları gözetir, yardımda bulunur. Allah da

    70 »atasözleri sözlüğü

    onların bu fedakârlıklarına fazlasıyla mükâfat verip cennetine koyar, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gidermek en büyük sevaplardan biridir.

    Yardımlaşmayı teşvik için söylenir.

    Cinstir çeker, b..tur kokar:

    Her insanx kendi soyunun ve atalarının özelliklerini taşır. Ata-larındaki iyi veya kötüHuylar, çoğunlukla kişilerin davranış biçimlerini yönlendirir. Soyu bozuk olandan kötü hareketler görmek kaçınılmazdır. Aile yapısının kişiliğe akseden tarafları toplum tarafından daima göz önünde bulundurulur.

    Kötü bir hareketi görülen soysuz kişiler hakkında söylenir.

    Cömert derler maldan ederler; yiğit derler candan ederler:

    Kişilerin çevrelerinde daima çıkarına düşkün insanlar bulunur. Bunlar o kişiyi pohpohlayıp bazı hareketleri yapmaya kışkırtırlar. Övülmek ve pohpohlanmak az çok hepimizin nefsine hoş gelir. Ancak böyle durumlarda birdenbire dolduruşa gelip ani karar ve hareketlerden kaçınmak gerekir. Başkalarının sözleriyle işe kalkışmak çok zaman zarara yol açar. Oysa her şeyi iyice düşünüp sonra başkalarının fikrini almak gerekir.

    El sözüne uymakla zarar gören kişiler veya el sözüyle hareket etmek isteyenler hakkında söylenir.

    Cömertle nekesin harcı birdir:

    (Nekes: Cimri) (Hare: Gider, masraf)

    Ölüm herkesi eşitler ve toprağa girerken herkes için yapılan masraf aynıdır. Bir kefen ile gömülürüz. O hâlde cimri davranıp kötü ad edinmektense, cömert davranıp öte dünyayı kazanmak daha iyidir. Kaldı ki hiçbir malımızı beraberimizde götüremeyiz.

    Atasözü şöyle de yorumlanabilir:

    Cimri, bir şeyin ucuzunu; cömert ise pahalısını tercih eder.

    iskender pala »71

    Ucuz alman çabuk elden çıkar ve yenisi alınır. Oysa pahalı alınan uzun süre dayanır. Sonuçta hem cimri, hem de cömert aynı masrafı yaparak aynı ihtiyacı gidermiş olurlar. Bu durumdan cimri kârlı gibi görünüyorsa da işin aslı öyle değildir. Hatta belki cimrinin harcaması cömertin harcamasını aşabilir. Nitekim büyüklerden biri "Ucuz alacak kadar zengin değilim" diyerek bu gerçeği dile getirmiştir. Cömertliği teşvik için söylenir.

    Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme (Çağrıldığın yere git, ar eyleme; çağrılmadığın yere gidip yerini dar eyleme):

    Geleneklerimizde ve dinimizde davetli olunan yere gitmek bir görevdir. Buna karşılık davet edilmeyen bir yere veya toplantıya gitmemek gerekir. Hatta gitmek istediğimiz çok samimi dostlara dahi önceden haber verip onaylarını aldıktan sonra gitmek bir görgü ve nezaket kuralıdır. Kişiler çağrılı olmadıkları yerde rahat hareket edemezler, sıkıntı içinde otururlar. Maamafîh, büyükler bizi çağırdığında gitmek için elden gelen her şey yapılmalıdır. Bir görgü kuralı olarak söylenir.

    Çalma (elin) kapısını; çalarlar kapını:

    "Men dakka dukka" şeklindeki Arap atasözünün Türkçeye u-yarlanmış şeklidir. Kişiler ettiklerini bulurlar. Başkaları hakkında kötü konuşan veya onlara kötülükte bulunan kişiler, gün gelir aynı hareketlere maruz kalırlar. Dünyada her şey karşılıklıdır. Biz iyi olursak, bize de iyi davranılır. Kötülük ile iş görürsek kötülük buluruz. . Dürüstlüğü, adaleti ve iyiliği tavsiye için söylenir.

    Çam ağacından ağıl (olmaz), el çocuğundan oğul olmaz:

    (Ağıl: Davar barınağı)

    Her varlığın bir değeri, yeri ve özel durumu vardır. Bu bakımdan eşyaların kullanım alanı sınırlıdır. Çam ağacı dayanıksız olduğu için ağıl yapımında kullanılmaz, meşe ağacınm yerini

    iskender pala* 73

    tutamaz. Çünkü hayvanlar çam ağacından çitleri pek çabuk yıkabilirler. Bunun gibi her varlık, ancak kendinden bekleneni verebilir. Üvey evlat da öz evlat gibi olamaz. Bir şeyin benzeri, o şeyin yerini tutmaz.

    Her şeyin yerli yerinde kullanılması gerektiğini vurgulamak i-çin söylenir.

    Jçam sakızı çoban armağanı:

    Hediyeleşmek dinimiz ve geleneklerimizin gereğidir. Herkes varlığına ve mevkiine göre armağan verir. Zenginler büyük armağan verdi diye fakirlerin aynı değerde bir armağanla mukabelede bulunmaları gerekmez. Zira fakirin elinde zaten varlık yoktur. Onun küçücük bir hediyesi bile varlıklının büyük hediyesinden iyidir. Elinde bir şeyi olmayan çobanın en değerli armağanı, dağdan topladığı çam sakızıdır. Bu yüzden a-yıplanmamalı, bilakis armağan vermek gibi bir nazik hareketi için kutlanmalıdır.

    Küçük de olsa hediyenin takdirle karşılanması gerektiğini vurgulamak için söylenir.

    arşı iti ev beklemez:

    Düzensiz hayat yaşayanlar belli prensip ve kurallara boyun e-ğemezler. Başıboş ve haylaz kişiler bir işte sebat gösterip başarılı olamazlar. Böylelerinin disiplin altına alınması çok güçtür. Disiplin ve düzenli olmanın gerekliliğini vurgulamak için söylenir.

    Çaydan geçerken at değiştirilmez:

    bkz. Irmaktan geçerken at değiştirilmez.

    Çengi ölüsü çalgı ile kalkar:

    insanlar, yaşadıkları biçimde ömürlerini sona erdirirler. Tutulan yol ve fikirleri ile onların o uğurda harcadıkları çaba, kendilerinden sonrakileri de etkiler. Bir davaya inanmış kişiler ö-lünceye dek o yolda yürürler. Sözgelimi tamamen zevk ve sa-faya dalmış insanların kötü zamanlarında da eğlenmekten

    74 «atasözleri sözlüğü

    geri kalmadıkları görülmüştür.

    Devamlı aynı prensipler içinde yaşayan insanların zor durumlarında da prensiplerinden ayrılmadıklarını vurgulamak için söylenir.

    Çıkmadık candan umut kesilmez:

    Sarpa saran işlerde hemen umutsuzluğa kapılıp işin peşini bırakmamak lazımdır. Ne olacağı hiç belli olmaz, belki durumun düzelmesi için bir fırsat karşımıza çıkar. Hatta gayret ve çalışma ile nice umutsuz durumların sonucu iyi ve güzel olmuştur. Keza bir hastanın ağırlaştığını görüp tedbiri elden bırakmamak gerekir. Madem ki ömrü takdir eden Allah'tır; çok umutsuz bir hastayı da vadesi dolmamışsa öldürmez, iyileştirir. Kula düşen şey, umudu yitirip tedbiri elden bırakmamaktır. Herhangi bir işte umutsuzluğa kapılmanın yanlışlığını vurgulamak için söylenir.

    Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hak:

    insanların ihtiyaçları farklı farklıdır. Herkes kendi isteğinin yerine gelmesi için Allah'a yalvarır. Sözgelimi çiftçi için yağmur, yolcu için ise kurak hava iyidir. Bu durumda yağmur isteyen çiftçi, yolcunun zararına olan şeyi istemiş olur. Hâlbuki kulların dileklerini kabul edecek olan yalnızca Allah'tır. O nasıl diler ve takdir ederse öyle olur. Bu da kulların nasibidir. Her istenilen şeyin elde edilemeyebileceğini vurgulamak için söylenir.

    Çingene ciğer pişirir, yemeden karnını şişirir:

    Çingenelerin genel karakteri cimriliktir. Toplumda da öylesine cimri insanlar vardır ki para harcamamak için, pek çok nimetten vazgeçerler. Âdeta pişirdikleri yemek bitmesin diye, karınlarının tok olduğunu söylerler.

    Bununla birlikte bazı açgözlü insanlar da vardır ki nimete ulaşmadan kâr elde etmek isterler. Bunların hâli de ocaktaki yeme-

    iskender pala* 75

    ğin sofraya gelmesini bekleyemeden atıştırıp sofraya oturunca artık doymuş olarak yemeğe el sunamayan kişiye benzer.

    Cimrilik etmemek gerektiği veya her işin olgunlaşmasını beklemek gerektiğini tavsiye için söylenir.

    Çingenenin ipini kendisine çektirirler:

    Kişilerin başına gelen kötülükler çok zaman kendi taşkınlık ve zulümkâr davranışlarının sonucudur. Allah kullarının hakkını almak ve vermek için onları birbirlerine sebep ve vasıta yapar. Yani kul zulmedince Allah adalet eder. Ancak bazı durumlar da vardır ki zulmeden kula, bu zulmünün karşılığı, yine kendisi vasıtasıyla ulaşır. İnsanlar da bazen böyle cezalandırma yolunu tutarlar. Yapılan kötülüğü temizleme işi yine o kötülüğü yapanın sırtında kalır. Bu durumda kötülük yapan daha da beter duruma düşer.

    Cellatlar, çingenelerden olur. idamla yargılanan çingenenin i-damını da kendisine yaptırırlar. Bu da yukarıdaki duruma bir örnektir.

    Yaptığı kötülüğü temizlemek için daha kötü duruma düşen kişiler hakkında söylenir.

    Üngeneye beylik vermişler, önce babasını asmış (kesmiş):

    Soysuz kişiler bir makama getirilince, önce en yakınlarını cezalandırarak gizli kinlerini kusarlar.

    Ne oldum delisi kişilerden, yakınlarının zarar görmesi üzerine söylenir.

    Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar:

    Aşağılık insanlara bulaşan kişiler bu işten daima zararlı çıkarlar. Zira soysuzdan adalet, olgunluk ve utanma beklemek boşunadır. Bazı kişiler başkalarına kötülük yapmak için fırsat kollarlar. Bu durumda onlarla muhatap olan kişilere de zarar erişir. Arsız, daima üste çıkmak için en adi davranışlara bile tenezzül edebilir. Bundan kaçınmak lazımdır.

    76 »atasözleri sözlüğü

    Kötü şöhreti olan kişilerden uzak durmak gerektiğini tavsiye i-çin söylenir.

    Çivi çiviyi söker:

    Zorlu bir şey, ancak onun kadar zorlu olan başka bir şeyle etkisiz kıhnabilir. Güçlü şeylere basit tedbirler almak beyhudedir. Kibirliye kibir, zalime ceza gerekir.

    Şiddete şiddetle karşılık vermek, zora zor ile çare aramak gerektiğini vurgulamak için söylenir.

    Çobanın gönlü olursa (olunca), tekeden yağ (süt) çıkarır:

    Bir işi yapmak durumunda olan kişi, gönlü isterse çok zor ve olmayacakmış gibi görünen başarılar gösterir. Hevesli, gayretli ve azimli olunca, işin zorluğu kalmaz, bütün güçlükler bertaraf edilebilir.

    Gönülsüz iş yapmamak, bilakis azimle işe sarılmak gerektiğini vurgulamak için söylenir.

    Çobansız sürüyü kurt kapar:

    Her işte bir rehber ve önder gerekir. Koruyucu ve yöneticisi bulunmayan topluluklar koyun sürüsü gibi korumasız ve acizdir. Bu durumda sürünün bozulması, koyunların yanlış istikametlere dağılması veya kurtlara yem olması kaçınılmazdır. Toplum içinde iki kişi de olsa bir başkana ve rehbere ihtiyaç bulunduğunu vurgulamak için söylenir.

    Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider:

    Bir iş yapma becerisi ve yeteneği olmayan kişilere iş emanet edilirse, mutlaka kontrol ve yakın takip gerekir. Zira o işin yapılmaması endişesi vardır. Bu durumda işi buyuran da, o işin takibini kendisi yapmak zorunda kalır. Bir işte henüz tam tecrübe sahibi olmamış kişilerin yaptığı işlerde mutlaka kontrol gerektiğini vurgulamak için söylenir.

    iskender pala »77

    Çocuktan al haberi:

    Her söz, her yerde veya herkese söylenmez. Gizli konuşmalar veya başkalarını ilgilendiren konular çocukların yanında konuşulursa gizlilik kavramını bilmeyen ve her yönüyle dürüst olan çocuklar bunu başkalarının yanmda olduğu gibi söylemekte bir sakınca görmezler. Bu durumda hiç de hoş olmayan bazı hâllerle karşılaşılabilir. Hatta bazı kişiler kulaklarına çalınan bir haberin doğru olup olmadığını konuyla ilgili ço- . cuklara sorarlar. Bunların saklı kalması gerektiğini düşüne-meyen çocuk da hemen her şeyi anlatıverir. Çocukların yanında gizli konuların görüşülmemesi ve işin doğrusunun çocuktan öğrenilebileceğini anlatmak için söylenir.

    Çoğu zarar, azı karar:

    Hangi hususta olursa olsun bu söz tam bir hayat düsturudur. Her şeyin çoğu zararlıdır. Hatta para ve nimetin bile. Çokluk, aşırılığa ve yoldan çıkmaya sebeptir. Oysa uygun ölçülerde o-lan her şeyde fayda vardır. Yemekte, çalışmakta, dinlenmekte, uyumakta, yürümekte, okumakta, parada, fakirlikte, acımakta, öfkede vs. hayatın her yönünde karar denilen uygun miktarı bulmak önemlidir.

    Açgözlülük ve aşırılığa gidenlere tembih için söylenir.

    Çok bilen (konuşan) çok yanılır:

    Bilginin sınırı yoktur, insan ne kadar çok şey bilirse ve öğrenirse, o kadar yanılmış olduğunu görür. Bilgide derinleşmek, doğru bildiğimizi sandığımız birçok konuda yanıldığımızı görmektir.

    Bir de çok bilgili sanıldığı için dinlediğimiz konuşmacılar vardır. Bunlar çok bildiğinden emin olarak güvenle konuştuklarından her konuda mutlaka bir şeyler söylerler. Oysa bunların pek çoğu yanlış olabilir. Eskiden âlimler susmayı tercih ederlermiş. Atasözü, çok söz söyleyip duran gevezelerin de çok yanıldıklarını anlatmaktadır. Elbette ki konuşmayan veya az konuşan kişi bilgisini kendine saklıyor veya emin olamadığı şeyi söylemi-

    78 »atasözleri sözlüğü

    yor demektir. Bu durumda yanılma da söz konusu edilemez. Temkinli ve bilerek konuşup boş gevezelikten kaçınmanın gerekliliğini anlatır.

    Çok (okuyan - yaşayan değil, çok) gezen bilir:

    Bilgi edinmenin çeşitli yolları ve dereceleri vardır. Okuyarak, görerek, hissederek bilmek gibi. Eskiden okumanın önemi günümüzdeki kadar anlaşılamadığı için çok gezen kişiler, görme yoluyla bilgi edinir ve gittikleri yerlerde bunları anlatırlardı. Köyünden dışarı çıkmamış cahil bir kişi onu dinlerken elbette âlimliğine hükmedebilir veya çok şey bildiğine hayret ederdi. Bugün için geçerliliği, sadece bir iki saha ile sınırlı olan bir sözdür. Ancak okuyarak bilgi edinip de gezerken gördüklerimizle bu bilgiyi pekiştirmek ve tecrübelerimizi çoğaltmak gerekir. Bilgi yaş ile ölçülemez. Bunun için çok yaşayanların çok bileceği sanılmamalıdır. Nice yaşlılar zır cahilken nice gençler âlim olmuşlardır.

    Gezdiği yabancı yerlerdeki değişik şeyleri anlatan kişiler hakkında veya seyahati teşvik için söylenir.

    Çok naz âşık usandırır:

    Hiçbir hususta aşırıya kaçmamalıdır. Aşk işinde naz hoştur. Âşıklar da birbirlerinden usanası değildir. Buna rağmen nazın da çoğu, âşığı usandırır. Bunun gibi, kişiler de kendilerinden istenilen şeyleri zamanında ve ölçülü biçimde yerine getirmelidirler. Nazlanarak iş görmek veya bir işi uzattıkça uzatmak bize güvenenlerin güvenini sarsar, bizden uzaklaşmalarına sebep olur.

    Ölçülü hareket etmek gerektiğini vurgulamak için söylenir. (Ayrıca bkz. Çoğu zarar, azı karar.)

    Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin:

    idare ve terbiyesini üstlendiğimiz kişileri devamlı azarlamak ve sıkı tedbirler uygulayıp uzun öğütler ile yasaklar koymak,

    Yazı kaynağı : muhaz.org

    Ata Sözlerimiz

    Tarayıcınız bu videoyu desteklemiyor.

    Necati DOĞANÇ*

    Her insan atasözlerindeki nasihate muhtaçtır!
    Yöre atasözleri yüzyılların süzgecinden geçmiş deneyimlerden, yöre insanının dünya görüşünden kaynaklanmaktadır. Her toplum kendi değerlerine sahip çıkmalıdır. Bunların tecrübeleri atasözleri ile gelecek nesillere aktarılmaktadır. Bizlerde bunlardan yararlanarak geleceğimizi aydınlatabiliriz.
    Atasözleri adı üzerinde, atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir. Atalarımızın tecrübelerini gayet açık ve güzel ifadelerle günümüze taşıyan ata sözlerimizin her biri birer hazine kıymetindedir. Bunlardan bir çoğu il ve bölge sınırlarını aşmış, milli bir değer haline gelmiştir. Türk dilinin ilk yazılı kaynaklarıyla örneklerine rastladığımız atasözleri, kültürümüzün tarihi ve coğrafi yaygınlığına rağmen büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.
    Kültürümüzün en zengin değerlerinden olan atasözleri yaşanmış veya yaşanmakta olan kültürün göstergesi olarak da bir değer taşımaktadır. Bu bakımdan atasözlerimiz kültür tarihimize ışık tutmaktadır.
    Atasözlerini değişik gruplarda toplamamız mümkündür.
    1-Sosyal olayları anlatanlar,
    2- Doğa olaylarını anlatanlar,
    3-Toplumsal olayları anlatanlar,
    4-Ahlak dersi ve öğüt verenler,
    5-Birtakım gerçekler, felsefeler, bilge düşüncelerle yol gösterenler,
    6-Töre ve gelenek bildirenler,
    7-Kimi inanışları bildiren atasözleri vardır.
    Bazen, özellikle iki yargılı ve iki cümleli atasözleri olduğu gibi, bir atasözünde iki ayrı konuda olabilmektedir. Atasözlerinin örf veya yasa gibi bir yaptırımı yoktur. Ancak bir sezdirme ve telkin yöntemi vardır .
    Zaman içinde oluşmuş bazı töre, adet ve geleneklerin de atasözleri yoluyla kuşaktan kuşağa aktarıldığı dikkati çekmektedir.
    İnsan-toplum ilişkisi içinde bazı durumlarda atasözlerinin sıkça ele aldığı konular arasındadır. Biçim olarak atasözleriyle ilgili olarak üzerinde durulan noktalardan biri, atasözlerinin “kalıplaşmış” ,”donmuş” kelimeleri ve söz dizimi değiştirilemez özellikte olmalarıdır. Hemen bütün kaynaklar, atasözlerinin bu özelliğini vurgulamışlardır.
    Taşköprü’deki atasözü geleneği hem tarihi, hem de coğrafi genişliği içinde Türk atasözü geleneğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
    Atasözlerimiz, düz konuşmalardan bağımsız bir kavram olarak düşünülemez, yani bir masal, ya da bir türkü gibi tek başına söylenemez. Atasözünün söylenmesi için belli bir sebebin, vesilenin ortaya çıkmış olması gerekir. Kültürümüzün ortak düşüncesini, yaşam şeklini ortaya koyarak bize yol gösterirler.
    Anlaşmazlıklarda bir atasözü en büyük yargıçtır. Sevinçlerimizde, üzüntülerimizde yaşamımızın her anında bizlere tecrübelerle yol göstericidirler.

    TAŞKÖPRÜ’DE KULLANILAN ATASÖZLERİ
    Acele eden ecele gider
    Acı patlıcanı kırağı çalmaz
    Aç esner tok gerinir
    Aç gezer kuyruğu dik tutar
    Aç gözünü açarlar gözünü
    Aç gözünü toz yabana gitmesin
    Aç koyarsan hırsız,çok söylersen arsız olur
    Aç köpek hurun yıkar
    Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır
    Adamakla mal tükenmez
    Adı çıkmış dokuza inmez sekize
    Adın çıkacağına canın çıksın
    Ağalık verme ile yiğitlik vurma ile olur
    Ağır kazan geç kaynar
    Ağır ol da molla desinler
    Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar
    Ağlayanın malı gülene yaramaz
    Ağustosta gölgede yatanı zemheride bükelek tutar
    Ağustosun on beşi yaz on beşi kıştır
    Ağzı açık ayran delisi gibi bakma
    Ahmak misafir ev sahibini ağırlar
    Akacak kan damarda durmaz
    Akan su ile bakan göze yasak olmaz
    Akıl yiğide sermayedir
    Al denilen malda hayır vardır
    Alış veriş başka dostluk başka
    Alışmış kudurmuştan beterdir
    Almadan vermek allaha mahsustur
    Almak kolay ödemek zordur
    Altın yere düşmeyinen pul olmaz
    Anaya etme kızında babaya etme oğlunda bulursun
    Anız bastı kar bastı
    Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az
    Armudun iyisini ayılar yer
    Arsıza söz kokmuşa tuz kar etmez
    Asıl azmaz bal kokmaz
    Aş taşınca kepçeye paha olmaz
    Aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık
    At elin yük emanet ,bizim ki deh çüş den ibaret
    At ölür meydan kalır yiğit ölür namı kalır
    At üstünde kazma kazılmaz
    Ateş olmayan yerden duman çıkmaz
    Atın ahmağı rahvan insanın ahmağı pehlivan olur
    Atın iyisi doru, yiğidin iyisi deli olur
    Atın iyisi yemini kendi artırır
    Atın ölümü arpadan olsun
    Attan düşen ölmemiş eşekten düşen ölmüş
    Ayağını sıcak tut başını serin kendine bir iş bul düşünme derin
    Ayı ile çuvala girilmez
    Ayı ininde dalamaz
    Ayıpsız yar isteyen yarsız kalır
    Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
    Baş kesenle yaş kesen iflah olmaz
    Ben senin sübekliğini bilirim
    Ben yedim allah artırsın sofrayı kuran kaldırsın
    Benim oğlum bina okur döner döner gine okur
    Besle kargayı oysun gözünü
    Beş parmağın hepsi bir olmaz
    Bir garip başın var meyhanede ne işin var
    Bir yerim diyenden kork ,bir yemem diyenden
    Bitli yorganı kimse üstüne almaz
    Borç yiğidin kamçısıdır
    Borçlu olup düşünmekten uyuz olup kaşınmak daha iyidir
    Boş boğazı ateşe atmışlar ,odunum yaş diye bağırmış
    Boyumca buldum huyumca bulamadım
    Büyük dağın dumanı büyük olur
    Büyük küçüklük eder küçük büyüklük etmez
    Canı yanan eşek attan hızlı koşar
    Civci’yi güz sonu sayarlar
    Çağrılan yere erinme ,çağrılmayan yere görünme
    Çatal gazuk (kazık)yere geçmez
    Çay kenarından tarla alma sel alır kırk yaşından sonra kız alma el alır
    Çıkmayan candan ümit kesilmez
    Çocuğa iş buyur ardından kendin git
    Çok karıştırmayla bol yağ çıkmaz
    Çok laf yalansız,çok mal haramsız olmaz
    Çükündürün seyreği sıkından iyidir
    Dağına göre duman olur
    Darlıkta dirlik olmaz
    Davarı güden kurdu görür
    Davetsiz gelen mindersiz oturur
    Davul bile dengi dengine dövülür
    Davulun sesi uzaktan hoş gelir
    Deli deliyi imam ölüyü sever
    Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur
    Dinsizin hakkından imansız gelir
    Dost başa düşman ayağa bakar
    Dost kara günde belli olur
    Dünya kırk kulplu kazan ,bir ucundan tut sen de kazan
    Ecel geliyorum demez
    Ecel gelmiş cihana baş ağrısı bahane
    Eceli gelen köpek cami duvarına işer
    El atına binen tez iner
    El elin eşeğini türkü çığırarak arar
    El oğluna dayanma ,akar suya güvenme
    El öpmekle dudak aşınmaz
    El yarası iyi olur dil yarası iyi olmaz
    Elden gelen öğün olmaz oda vaktinde bulunmaz
    Eli işte gözü oynaşta
    Elin iyisinden bizim kötümüz iyidir
    Erken giden yol alır
    Eski dost düşman olmaz
    Eşeğim maldan ,köpeğim davardan sayılmaz
    Eşeğin canı yanınca atı geçer
    Eşeğini sağlam kazığa bağla ondan sonrasını allaha havale et
    Eşek elin yük emanet bizimkisi deh çüşden ibaret
    Et giren eve dert girmez
    Evdeki hesap çarşıya uymaz
    Evli evine köylü köyüne ,yolcu yoluna
    Evüsger esmeyince dal kımıldamaz
    Fukaranın şaşkını beyaz giyer kış günü
    Görünen köy kılavuz istemez
    Gülü seven dikenine katlanır
    Güneş çarığı sıkar ,çarık da ayağı
    Güreş tutan parsayı toplar
    Güreşi sen tutarsın parsayı başkası toplar
    Hamama giren terler
    Harman yel ile düğün el ile olur
    Harmanda izi olmayanın sofrada yüzü olmaz
    Hayvan susayınca ıslık istemez
    Hekimden sorma çekenden sor
    Her ağaçtan kazık olmaz
    Her insandan adam olmaz
    Her ne yaparsan kendine yaparsın
    Herkes kaşık yapar sapını denk getiremez
    Herkesin dağına göre dumanı vardır
    Hısım akrabayla alış veriş etme
    Horoz çok olan yerde sabah geç olur
    Huzur bozan huzur bulamaz
    Isırganla tahratlanılmaz
    İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır
    İki cambaz bir ipte oynamaz
    İki dilenci bir kapıya yakışır
    İşin yoksa şahit ol borcun yoksa kefil ol
    İşlenen demir ışıldar
    İşleyen demir pas tutmaz
    İşten artmaz dişten artar
    İt ite buyurur ,it de kuyruğuna
    İt iti ısırmaz
    İt ürür kervan yürür
    İti an sopayı hazırla
    İtle dalaşmaktansa ,köprüyü dolaşmak iyidir
    İtle yatan bitle kalkar
    İyi dost kara günde belli olur
    İyiyi dañadım gelmedi başıma ,kötüyü dañadım galmadı(kalmadı) âşama(akşama)
    Kadına gök yüzünde düğün var demişler,merdiveni nerde diye sormuş
    Kahpe felek kimine kavun yedirir kimine kelek
    Karanlıkta göz gırparsan görülmez
    Karaya bulaşma kara bulaşır
    Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez
    Kelin merhemi olsa başına çalar
    Kenarına bak bezini ,anasına bak kızını al
    Keskin sirke küpüne zarar verir
    Kesme eşeğin kuyruğunu kimi uzun der,kimi kısa
    Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır
    Kızı kendine bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya
    Kızını dövmeyen dizini döver
    Kimse yoğurdum ekşi demez
    Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür
    Körün taşı kelin başını bulur
    Kötü komşu mal sahibi yapar
    Kurt dumanlı havayı sever
    Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur
    Kurttan kuzu doğmaz
    Kuru ağaçtan düdük olmaz
    Mal canın yongasıdır
    Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi
    Malım var diye güvenme yoksulluk görmeyince ,dostum var diye güvenme başına dert gelmeyince
    Mantar ocağından mantar eksik olmaz
    Merhametten maraz doğar
    Minareyi çalan kılıfını hazırlar
    Misafir misafiri ev sahibi hiç birini sevmez
    Misafir umduğunu değil bulduğunu yer
    Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli
    Nikahta keramet vardır
    Oğlan babadan görür sofra düzmeyi, kız anadan öğrenir sokak gezmeyi
    Oğlan dayıya kız halaya çeker
    Olmayacaksa işin, çorba yerken kırılır dişin
    On paralık fener bu kadar yanar
    Öğüt veren çok olur,ekmek veren yok olur
    Öküz altında buzağı aranmaz
    Ölecek karga kırılacak dala konar
    Ölecek köpek cami duvarına işer
    Ölü evinde ağlanır düğün evinde oynanır.
    Öz ağlamayınca göz ağlamaz
    Para ile akıl kimdedir bilinmez
    Parasız dellal bağırmaz
    Pire itte bit yiğitte bulunur
    Saç sefadan ,tırnak cefadan uzar
    Sakınılan göze çöp batar
    Sakla samanı gelir zamanı
    Say beni sayarım seni
    Sekiz günde bir pazar onu da ya kar, ya yağmur bozar
    Sel gider kumu kalır insan gider huyu(adı) kalır
    Sev beni severim seni
    Sinek küçük ama mide bulandırır
    Soğanı sarımsağı hesap edersen paça yiyemezsin
    Sona kalan dona kalır
    Söz bilirsen söyle ibret alsınlar,bilmezsen sükut et adam sansınlar
    Su akarken kabını doldurmaya bak
    Su bulanmayınca durulmaz
    Su içene yılan bile dokumaz
    Su küçüğün söz büyüğün
    Şehirli birden buçuktan ,köylü danadan biçikten
    Taşıma su ile değirmen dönmez
    Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
    Tay yetişmeyince ata paha biçilmez
    Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
    Tencere yüzün kara seninki benimkinden kara
    Tok acıkmam ,aç doymam sanırmış
    Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olma
    Tuzsuz helve gibi sallanma
    Ustanın merdiveni olmaz
    Üveye etme özde ,geline etme kızında bulursun
    Vakitsiz öten horozun başı kesilir
    Yarası olan gocunur
    Yarım elma gönül alma
    Yarım hoca dinden ,yarım hekim candan eder
    Yatan aslandan gezen tilki iyidir
    Ye tatlıyı içme suyu yanarsa yansın ,ye yağlıyı iç suyu donarsa donsun
    Yere bakan yürek yakan
    Yılan yılan iken toprağı gıdayınan yemiş
    Yiğidi öldür hakkını yeme
    Yüz verdik astar ister
    Zenginin arabası dağdan aşar fakirinki düz yolda şaşar
    Zorla davara giden köpek kurt getirir
    Zurnayı biz çalarız parayı başkası toplar

    *Taşköprü Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

    DOKTOR BEY
    Verdiğin perhize budur gayratım
    Bundan başka uyamayan doktur bey!
    Üç sepet yımırta zabah gavaltım
    Teker teker sayamayon doktor bey

    İki leğen pilav,bi yayuk ayran
    İster yağlu olsun isterse yavan
    Yanına kesiyon beş kilo soğan
    Yiyon yiyon doyamayon doktor bey

    Üç tencere bamya yirin bişince
    Yirmi tas su içerin biraz koşunca
    Her yanım sökülü garnım şişince
    Sağlam göynek giyemiyon doktor bey

    Şimdiye acımdan çoktan ölüdüm
    Sağ olsun gomşular ediyo yardım
    Bi guzudan fazla yimen söz verdim
    Ayıp olu cayamayon doktor bey

    Bazı az geliyo beş kasa hurma
    Yedi lahanadan yapıyoz sarma
    Onuda mı yedin diye hiç sorma
    Utanıyon diyemiyon doktor bey

    Günde iki çuval unum gidiyo
    Avradım her sabah ekmek ediyo
    Bi gazan fasilleyi gönül yi diyo
    Artumaya gıyamıyon doktor bey

    Senede kırk dönüm bostan ekerin
    Benden başka kimse yimesin derin
    Gavunu garpuzu gabuklu yerin
    Acelemden sayamayon doktor bey

    Bilmem Gara Memet nereye gider
    Buyumuş gısmetim buyumuş gader
    Bir günde yediğim işte bu gader
    Daha fazla yiyemeyon doktor bey
    ANONİM

    FIKRALAR

    GAMSIZ ARİF
    Yıl 1927. Taşköprü için hatırlanması bile istenmeyen büyük yangın yılı. İşte yangının acı hatıraları yanında yıllar sonra anlatılabilecek bir hatıra.
    Gamsız Ali Taşköprü’de gerçekten de vurdum duymazlığı ile herkesin tanıdığı bir kişi. Büyük yangın gecesi bütün Taşköprü ayağa kalkmış, herkes sağa sola koşuşturuyor. Gamsızın karısı bağıra bağıra gamsızı uyandırmış.
    -Kalk herif Taşköprü yanıyo. Gak, gak .
    -Noolmuş Taşköprü’ye.
    -Yanıyo herif yanıyo galkda bak.
    Zar zor yataktan kalkan gamsız pencereye kadar yürür dışarıya bakar ve;
    -Ooo daha yangın ötede, bizim buraya gelene gada daha çok va, ben yatıyon deyip tekrar yatağa yatar.
    Kaynak: Kastamonu Folklorü 2

    BİLMEM NESİNE
    Taşköprü Hoca köyü Kıran mahallesinde yaşamış halk bilgesi, ermiş olarak tanınan Gaga lakaplı şahıs, evine gelen konuğa, su istediğinde;
    “Oda yaptırdım yere
    Misafirler gelsin göğsünü gere gere
    Ekmek istersen Allah vere
    Su isterlerse daha dere” der.
    Bu Gaga’nın köyüne bir gün bir konuk gelir. Konukseverlikten öyle hoşnut kalır ki, köyden ayrılırken odada ki gömme dolabın kapağına şu yazıyı yazar;
    “Bu haneye gelen
    Ekmek yesin aş yesin
    Eğer namaz kılmazsa
    Toprak yesin taş yesin”
    Aradan zaman geçer. Konu komşu bu evde toplanır, sigara sarar, kahve içerler… Gaga da gelir. Otururken bu dörtlüğü görür. Kimin yazdığını öğrenir.
    “Getirin bir kalemde bana der”. Sabit kalem getirilir. Eline alır;
    Tuu“ der ve yazar altına.
    “Hiç vuku bulmadı
    Yatsıyı kılmadan yattığım
    Seni namaz üzerine memur mu yaptılar
    Behey………… bilmem nesine yaptığım”
    Kaynak:Kastamonu Folklorü 2

    ABBAS AĞA
    “Atta garın
    Yiğitte burun
    İlle de avrasattuğum
    Bu benim burun“.
    Diyerek burnunun büyüklüğünü bile espri yoluyla anlatan Karadedeoğlu Köyünün özellikle kahve tiryakiliği herkes tarafından bilinen ağasıdır Abbas Ağa. Öylesine tiryakidir ki cezvesi ve fincanı heybesinden eksik olmaz. Bir gün Boyabat’da bir bey evine konuk olur. Ev sahibi de Abbas Ağa’nın tiryakiliğini duymuştur. Abbas Ağa’yı bir sınava tabi tutmak ister .Habersizce öğütülmekte olan kahvenin içine bir tek arpa tanesi atar. Kahve hazırlanır, ikram edilir. Abbas Ağa ilk yudumunu alır almaz ev sahibine döner;
    Ev sahibi sorar;
    -N’oldu Abbas Ağa beğenmedin mi?
    Abbas Ağa cevap verir;
    -Ulan Boyvatlu! Biraz daha arpa guyaydın beygir gibi kişnedeceğidin bizi, der.
    Kaynak Kişi: H.Reşit ŞİMŞEK

    *Hazırlayan: Taşköprü H.E.M. Müdürü Ocak 2002

    Yazı kaynağı : taskopru.bel.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap