Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    topkapı sarayında divan toplantılarının yapıldığı yer

    1 ziyaretçi

    topkapı sarayında divan toplantılarının yapıldığı yer bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Kubbealtı

    Kubbealtı

    Kubbealtı ya da Divanhane, Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusu üzerinde yer alan ve Osmanlı İmparatorluğu'nda sadrazam ve diğer devlet adamlarının Dîvân-ı Hümâyun toplantılarını gerçekleştirdiği mekân. Burada devlet işleri görüşülür ve karara bağlanırdı.

    Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

    İlk yapı II. Mehmed döneminde (1451-1481) ahşap olarak inşa edilmiştir. I. Süleyman döneminde ise Mimarbaşı Alaeddin tarafından 1527-29 yıllarında yeniden yapılmıştır. Çeşitli dönemlerde ise bir takım onarımlar görmüş ve değişikliğe uğramıştır.[1] Yapının iç mekan duvarları 16. yüzyılda mermerlerle kaplanmıştır. Yapıda yer alan bir takım süslemeler, revağın sütun ve kemerleri 16. yüzyıl dönemine aittir. Yapı 1792 yılında III. Selim döneminde geçirdiği onarım ve eklemeler ile bugünkü görünümüne kavuşmuştur. 1819 yılında II. Mahmud zamanında tekrar onarılan yapının cephesinde iki kitabe yer almaktadır. Bu kitabelerden bir tanesi III. Selim, diğeri ise II. Mahmud dönemine aittir.[1] Yapı kubbelerden meydana geldiği için alt odalarına kubbealtı denmiştir. Burada görevli vezirlere ise kubbealtı veziri ismi verilmiştir.

    İşlevi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Sarayın her yerinden görülebilen yapıya orta kapıdan girilmektedir. Kubbealtı, avlu kısmında kubbeli ilk mekan olan Divan-ı Hümayûn, buraya bağlı olan Divan-ı Hümayûn kalemi ve kararların yazıldığı defter ve belgelerin arşivlendiği Defterhane olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.[1] Kubbealtında yer alan üç salondan, sol taraftaki divan üyeleri tarafından kullanılmaktaydı. Salonun etrafındaki sedirlere kubbealtı vezirleri, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, ortadaki makamda ise sadrazam otururdu. Divana gerek duyulması halinde şeyhülislam da katılırdı. Padişah ise sadrazamın oturduğu yerin üst kısmındaki Kasr-ı Adil ismi verilen ve salona bakan kafesli pencereden divan toplantısını takip ederdi. Divan-ı Hümâyun, Pazartesi, Salı, Cumartesi ve Pazar günleri olmak üzere haftanın dört günü toplanırdı.[2] Burada Osmanlı devlet adamları toplanır, çoğu zaman sadrazam başkanlığında devlet meseleleri görüşülür, önemli ve taşrada halledilmemiş davalar ve elçi kabulleri yapılırdı. Ayrıca padişah kızlarının nikâhları da burada kıyılırdı. Divan toplantısının adından kubbealtında üç adet sofra kurulur, herkes kendi sofrasındaki yerine otururdu. Sadrazam yeemeğin ardından divan ile ilgili padişaha arzda bulunur ve emirlerini alırdı. Divan toplantılarının haricinde; ordunun savaşa gidiş ve gelişlerinde, bayramlarda, saltanat değişikliklerinde, yabancı elçiliklerin kabulünde burada toplantılar yapılmaktaydı.[2]

    Yapı içerisinde bulunan ikinci salon Dîvân-ı Hümâyun Kalemi olup, divan kanunları burada onaylanırdı. Kubbealtının arkasındaki dört köşeli yüksek kuleden etrafta olan olaylar seyredilirdi. Üçüncü kubbenin altında yer alan salonda ise devletin asıl defter ve kayıtlarını kapsayan önemli defterler sandıklar içerisinde muhafaza edilmekteydi. Burası her divan günü sadrazamda bulunan mühr-i hümâyûn ile mühürlenirdi. İlk kubbe arasındaki yerde reis-ül küttab ile dîvân-ı hümâyun kâtipleri yer alırdı. Bu üç kubbenin dışında, sekiz kubbealtında dış hazine muhafaza edilmekteydi.

    Kubbealtı, devlet işlerinin Bâb-ı Âli'de görüşülmeye başlanması sonucu kısmen işlevini kaybetmiştir.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Dîvân-ı Hümâyun

    Dîvân-ı Hümâyun

    Dîvân-ı Hümâyun (Osmanlı Türkçesi: دیوان همایون), Osmanlı İmparatorluğu'nda 15. yüzyıl ortalarından 17. yüzyılın yarısına kadar en önemli yüksek karar organı. İmparatorluğun yıkılışına kadar varlığını korusa da 17. yüzyıldan sonra önemini kaybetmiş ve 19. yüzyılda II. Mahmud'un teşkilat reformuyla kabine sistemine geçilerek Divan-ı Hümayun sembolik hale gelmiştir. Sadrazam, kubbealtı vezirleri, Rumeli beylerbeyi, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, Rumeli ve Anadolu defterdarları, nişancı ve vezirlik rütbesine sahip olan yeniçeri ağası ve kaptan-ı derya'da divanın asli üyeleri arasında yer alırdı.[1]

    Başlangıçta bir devlet dairesi olan divan, İran devlet geleneğinin de etkisiyle sonradan kurul biçimine dönüşmüştür. Devleti işlerinin görüşüldüğü asıl divan, Divan-ı Humayun haricinde, toplanış yerine ve amacına göre farklı isimler almıştır. Bunlar:[2]

    Divan-ı Hümayun[değiştir | kaynağı değiştir]

    Osmanlı İmparatorluğu'nda, padişah sarayında toplanan ve şimdiki Bakanlar kurulu gibi memleketin önemli işlerini gören, bu arada müracaat dilekçelerini de kabul ederek bir çeşit yüksek mahkeme vazifesi de gören kurumdur. Dîvân-ı Hümâyûn, Topkapı Sarayındaki Kubbealtı dairesinde toplanırdı. Kuruluşu, Orhan Gazi dönemindedir. Devletin ilk zamanlarında devlet işleri ya doğrudan doğruya padişahlar tarafından ya da sadrazamlar tarafından görülürdü. İstanbul'un alınmasından sonra, devlet işlerinin çoğalması, böyle bir divanın kurulmasını gerekli kılmıştır.

    Osmanlı Devleti'nin merkez teşkilâtının üç büyük temel unsurundan biri de, Dîvân-ı Hümâyûn ve kalemleridir. Diğerleri Bâb-ı âsafî ve kalemleri ile Bâb-ı defterî ve kalemlerinden meydana gelmektedir. Dîvân-ı Hümâyûnda, imparatorluğa ait siyasi, idari, askerî, örfî, şer’î, adlî ve malî işler, şikâyet ve davalar görüşülüp, ilgililer tarafından tetkik edildikten sonra, bir karara bağlanırdı. Dîvân, hangi dil ve millete mensup olursa olsun, her sınıf halka, kadın erkek herkese açıktı. Devletin idari, siyasi ve örfî işleri doğrudan doğruya; diğerleri, bir müracaat, bir itiraz veya bir lüzum üzerine tetkik edilirdi. Memleketin herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan, zulüm gören veya mahallî kadılarca haklarında yanlış hüküm verildiğini iddia edenler, vakıf mütevellîlerinin haksız muamelelerine uğrayanlar, idari veya askerî âmirlerden şikâyeti olan herkes ve diğer davacılar Dîvân-ı Hümâyûna bizzat başvururlardı. Bütün davalar burada tarafsızlıkla görülürdü. Ayrıca, harp ve sulh gibi kararlar dîvânca verildiği gibi, bütün mühim devlet işleri de burada müzakere edilir ve neticelendirilirdi. Dîvânda bitmeyen veya padişaha arza muhtaç olmayan gerek resmî ve gerek hususî işler, padişahın mutlak vekili olan veziriâzamın İkindi Dîvânı'nda müzâkere edilir ve karara bağlanırdı.

    Dîvân-ı Hümâyûn, mutad toplantılarından başka, kapıkulu askerlerine ulûfe dağıtımı için üç ayda bir fevkalâde olarak toplanırdı. Gelen yabancı elçiler de, bu vesile ile sadrazamla görüşürler ve daha sonra padişahın huzuruna çıkarlardı. Buna, Galebe Dîvânı denirdi. Padişahın, teb'asıyla ve bilhassa askerî sınıflarla aracısız olarak görüşmesi gayesiyle, tahtın, Bâbüssaâde denilen, sarayın üçüncü kapısı önünde kurulması suretiyle akdedilen olağanüstü toplantılara ise, Ayak Dîvânı denirdi. Ayak dîvânları, ekseriya ihtilal veya karışıklık zamanlarında olurdu. Hükümdar, burada halkla veya askerle doğrudan doğruya temas eder, dertlerini dinlerdi. Ayak Dîvânının, mühim ve acele işleri müzakeresi ve derhal bir karara varılması için, hükümdarın veya serdâr-ı ekremin başkanlığında, saray dışında ve mesela sefer zamanlarında ordunun bulunduğu yerde toplandığı da olurdu. Bu sırada müzakerelere, yalnız devlet adamları ve tecrübeli komutanlar katılırdı.

    Fatih devrine kadar, dîvâna bizzat padişahlar başkanlık ederlerdi. Daha sonra padişah adına veziriâzamlar (Baş Sadrazamlar) başkanlık etmişlerdir. Padişah nerede bulunursa, dîvân orada toplanırdı. Yalnız veziriâzam seferde bulunurken, büyük dîvân onun başkanlığında toplanırdı. Fatih zamanında da dîvân her gün toplanmakta olup, haftada dört gün padişahın huzuruna arza girilirdi. Dîvân-ı Hümâyûn toplantıları, 16. yüzyıldan sonra haftada dört güne inmiştir. Tarihçi Gelibolulu Mustafa Âli’nin yazdığına göre, Üçüncü Murad Han zamanına kadar, haftada dört gün dîvân toplanır ve bu dîvân toplantılarından sonra dört defâ da arza girilirken, dört defa arza girmek çok görüldüğünden, arz günleri, ikiye indirilmiştir.

    Toplantı, Cumartesi, Pazar, Pazartesi ve Salı günleri yapılırdı. Bu dört günde, Dîvân-ı Hümâyûn üyeleri, saraya gelip işlere bakarlardı. Pazar ve Salı günleri müzakerelerden sonra veziriâzam ile diğer vezirler, kazaskerler ve defterdarlar, Arz Odası'nda padişahın huzuruna kabul olunarak, dîvân işleri hakkında her biri ayrı ayrı izahat verirdi. Dîvân heyetine, vezir rütbesinde olmadıkça, Yeniçeri Ağası katılamazdı. Vezir olmayan Yeniçeri Ağası, arz günlerinde dîvân üyelerinden önce arza girip, Yeniçeri Ocağına dair söyleyeceğini söyler, sonra maiyetiyle beraber, ağa kapısına girerdi. Dördüncü Mehmed’in padişahlığı ve Fazıl Ahmed Paşanın sadrazamlığı zamanında, evvelâ Avusturya (II. Viyana Kuşatması) ve sonra Leh seferleri dolayısıyla padişah Edirne’de bulunduğundan, dîvân müzakerelerini, yalnız arz günlerine inhisar ettirerek, haftada iki gün, yani Pazar ve Salı günleri toplanması kararlaştırılmıştı. Padişah, 1677’de İstanbul’a gelince, yine aynı surette haftada iki gün olarak devamı emredilmişti. Bu durumda devlet işleri, yavaş yavaş sadrazamların İkindi Dîvânı'na yükletilmiş oluyordu. İkinci Ahmed’in saltanatının son senelerinde, haftada iki gün toplanan dîvânın azlığı ve iş sahiplerinin mağduriyeti göz önüne alınarak, bu hükümdarın emriyle, dîvân toplantıları yine haftada dört gün olmuştu.

    Dîvân toplantılarının, 18. yüzyıl başlarında, Üçüncü Ahmed Han zamanında, haftada ikiye ve sonra bire indiği görülmektedir. Daha sonraki devirlerde dîvân toplantıları, büsbütün terk edilerek işlerin halli sadrazam dîvânına bırakılıp, padişahların iradeleri alınmak için, hükümdara telhisçi gönderilmek suretiyle, Paşa Kapısı'nda görülür olmuş ve dîvân akdi üç ayda bir, kapıkulu ocaklarına maaş verme ve yabancı elçi kabulü şekline dönüşmüştür.

    Dîvân-ı Hümâyûnun Topkapı Sarayı'nda Kubbealtı denilen binasını, Kanuni Sultan Süleyman zamanında veziriâzam Damat İbrahim Paşa yaptırmıştır. Bundan evvel, sonradan Eski Dîvânhâne denilen başka bir dîvân toplantısı yeri bulunmaktaydı. Dîvân-ı Hümâyûn binası, ikinci yer veya alay meydanı denilen orta kapı ile Bâbüssaâde arasındaki sahada sol kısımdadır. Kubbealtı veya Dîvân-ı Hümâyûn binası, esas itibarıyla, üç kubbe altındadır. Bu üç kubbeden birisi, dîvân üyelerinin toplandığı müzakere salonudur. Burada, üyelerin oturacağı yerler bellidir. Bu salonda veziriâzam ile diğer vezirlerin oturdukları yerin üstünde, padişahların dîvân toplantılarını gizlice dinledikleri “Kasr-ı Adl” denilen kafes pencereli yer bulunmaktadır.

    Dîvân-ı Hümâyûn, 18. yüzyıldan sonra önemini kaybetmesine rağmen, büsbütün ortadan kaldırılmayarak, imparatorluğun sonuna kadar muhafaza edilmiştir.

    Dîvân-ı Hümâyûn Üyeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kubbealtı vezirleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Veziriâzamdan sonra gelen diğer vezirler ikinci vezir, üçüncü vezir, dördüncü vezir vb. şekilde adlandırılırdı ve sayıları yediye kadar çıkabilirdi. Dîvân müzakerelerinde ve siyasi herhangi bir işin halinde de tecrübeli devlet adamları olan bu kubbe vezirlerinin fikirlerinden istifade edilirdi.

    On yedinci yüzyılın başlarından itibaren defterdar, nişancı ve kaptan paşaların vezirlikleriyle beraber, vezirlerin adedi artmıştır. Hatta bazı beylerbeyliklere tayin edilen kişilere de vezirlik rütbesi verilmiştir.

    Defterdarlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Fatih Kanunnâmesi’ne göre defterdar, padişahın malının vekilidir. Defterdarlık teşkilâtına “Bâb-ı Defterî” de denilir. Başdefterdardan sonra Anadolu malî işlerini görmek için Anadolu Defterdarı geliyordu. Yavuz Sultan Selim devrinde, buraların malî işlerini görmek üzere, Halep’te bir defterdarlık daha kuruldu. Fakat bu, devlet merkezinde değildi. On altıncı yüzyıl ortalarında, devlet merkezinde, Şıkk-ı Sânî adı ile bir defterdarlık daha kurulmuştur. Bu şekilde Başdefterdar, Anadolu Defterdarı ve Şıkk-ı Sânî isimlerinde üç defterdarlık olmuştur.

    Dîvân-ı hümâyûn, sabah erkenden toplanır ve kuşluk zamanına ve bazen de öğleye kadar devam ederdi. Dîvân-ı hümâyûna gelecek olan devlet adamları, sabah namazını çoğu zaman Ayasofya Camii'nde kılar, Yeniçeri ocağı ile süvari bölük ağaları ve bir miktar yeniçeri, sarayın Bâb-ı Hümâyûn denilen ve Ayasofya Camii'ne bakan kapısı önünde iki sıra üzerine dizilirler, dîvân erkânı, namazdan sonra buradaki yerlerini alırlardı. Bu sırada duacı dua ettikten sonra Bâb-ı Hümâyûn kapıcıları, kapıları açarlardı. Dîvân-ı hümâyûnda, dîvân üyelerinden başka Reis-ül Küttab, çavuşbaşı, kapıcılar kethüdası, büyük ve küçük tezkireciler ve tercümanlar hizmet görürlerdi. Dîvânda nişancı, tuğra çekilmesi lâzım gelen ferman, berat, menşur gibi evraka tuğra çekerdi. Örfî işleri ise, veziriâzam kararlaştırırdı.

    Sadaret Kethüdalığı[değiştir | kaynağı değiştir]

    1835 yılında, Umûr-ı Mülkiye Nezareti ve 1837 yılında Dahiliye Nezareti olmuştur. Şimdiki içişleri bakanlığıdır.

    Reis-ül Küttab[değiştir | kaynağı değiştir]

    Reis-ül Küttab makamı oluşturulmadan evvel, bu makama ait görevleri Nişancı yürütmekteydi. Fakat imparatorluğun dış ilişkilerin gelişmesiyle birlikte 17. yüzyılda Nişancı'nın vazifelerini üstlenir şekilde Reis-ül Küttab makamı oluşturuldu. 1836 yılında, Umur-ı Hâriciye Nezareti olmuştur. Bu makam günümüzdeki Dışişleri Bakanı'na denk düşen görevleri yürütmekteydi.

    Çavuşbaşılık[değiştir | kaynağı değiştir]

    1836 yılında, Deâvî Nezareti ve 1870 yılında Adliye Nezareti olmuştur.

    Yeniçeri Ağalığı[değiştir | kaynağı değiştir]

    1826 yılında Seraskerlik, 1908 yılında Harbiye Nezareti olmuştur. Osmanlı Devleti'nin askeri işlerinden sorumludur. Bugünkü genelkurmay başkanı hükmündedir.

    Kaptan-ı Deryâlık[değiştir | kaynağı değiştir]

    1878’den sonra, Bahriye Nezareti olmuştur. Osmanlı Devleti'nin her türlü deniz işlerine bakardı. Deniz yoluyla fethedilen yerlerin kayıtlarını tutardı.

    Daha sonraları kabineye, Şeyhülislâm da dâhil edilmiştir.

    Divân-ı Hümâyûn Kalemleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dîvân-ı hümâyûnda Reis-ül Küttablık ile onun maiyeti olan beylikçinin nezaretleri altında, Dîvân-ı hümâyûn kalemleri bulunmaktaydı.

    Amedî Kalemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Reis-ül Küttab'ın hususî kalemi olup, aynı zamanda, bütün dış işleriyle meşgul olur ve sadrazamlıkla sarayın irtibatını sağlardı. Padişahın kendisine sadrazam tarafından yazılacak tahrir, telhis ile yabancı devletlerle yapılacak antlaşmalara dair ahidnâme ve musâlahanâme (antlaşma, sözleşme vb.) suretleri, sadrazam tarafından yabancı devletlere gönderilen mektup müsveddeleri ve protokoller, elçi, konsolos, tercüman ve yabancı tüccarlara ait yazışmalar, burada yazılır ve bu kalemde saklanırdı.

    Beylikçi(Divân Kalemi)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dîvânda müzakere olunup karara bağlanan işlerin, gereken yerlere havalesi ve dîvân sicillerinin tutulmasıyla vazifeliydi. Ferman ve beratlar burada yazılırdı. Beylikçi, yazı işlerinden dolayı Reis-ül Küttab'ın emri altında bulunurdu.

    Tahvil Kalemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bu kaleme, Nişan Kalemi veya Kese Kalemi de denilmektedir. Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi beratlarıyla, vilayet kadılarının beratları, zeamet ve tımarların kayıtları hep burada tutulurdu.

    Rüûs Kalemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genellikle küçük berat olarak tarif edilir. Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi ve vilayet kadısı derecesine çıkmış, ilmiye sınıfı hariç olmak üzere, bütün devlet memuriyetlerine intisab edenlerin (girenlerin) veya kendilerine evkaftan vazife verilenlerin muameleleriyle meşgul olur ve kayıtlarını tutardı. Tahvil ve Rüûs kalemleri, bugünkü özlük işlerinin görevini yaparlardı.

    Teşrifâtçılık Kalemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dîvân-ı hümâyûndaki mühim vazifelerden biri de teşrifatçılık idi. Gerek sarayda ve Dîvân-ı hümâyûnda, gerekse sadrazam konağında yapılan merasimlerde, elindeki defter gereğince protokolü tatbik ederdi. Teşrifât, resmî günlerde devlet rical ve memurlarının bulunacakları sıra ve sınıflar demektir. Arapça teşrifin çoğuludur. Günümüzde protokol olarak kullanılmaktadır. Bu işi yapana, teşrifâtçı, teşrifâti veya teşrifâtî-i dîvân-ı hümâyûn denirdi.

    Vak'anüvislik Kalemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    İsmiyle resmî bir memuriyet ve kalemin kuruluşu, 18. yüzyıl başında ortaya çıkar. Bu kalem, devlet işlerine ait, verilen vesikaları tetkik ve kaydederdi. İlk meşhur vakanüvis tarihçi, Mustafa Nâimâ Efendidir.

    Mühimme Odası Kalemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    1797 tarihinde çıkan nizamnâmeyle, dîvân veya beylikçi kalemlerindeki Mühimme Nüvislerin (yazanların), bir yerde çalışmaları için Mühimme Odası veya Mühimme Kalemi kurulmuştur.

    Dîvân-ı hümâyûn kalemlerinin şeflerine Hâcegân ve bir kalemin en kıdemli memuruna Halîfe denirdi.

    Mühimme Defterleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dîvân-ı hümâyûnun muntazaman toplandığı zamanlarda her dîvân toplantısında görüşülen siyasi, içtimaî, malî, idari ve örfî kararların kayıtlarını ihtiva eden defterlere “mühimme defterleri” denirdi. Dîvân toplantılarında zabıt tutma usulü olmayıp, görüşülen işin neticesi, yani karar sureti, dîvân kâtipleri tarafından kaleme alınırdı. Bu karar suretini daha sonra Reis-ül Küttab gözden geçirip tashih eder ve daha sonra icab eden yere yazılır ve en son olarak nişancı tarafından, hüküm veya fermanın tuğrası çekilirdi. Dîvân-ı hümâyûn işlerinin Bâbıâlî’ye nakli sırasında, mühimme defterleri de, oraya taşınmıştır. Elde mevcut mühimme defterleri, 16. yüzyıl ortalarından başlamaktadır.

    Mühimme defterleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mühimme defterleri de birkaç çeşittir. Biri normal dîvân görüşmelerine ait olan defterlerdir. Diğer bir mühimme defteri de “Mektûm Mühimme Defteri” olup, adından da anlaşılacağı üzere, gizli yazılan hüküm ve fermanları havidir (içerir). Bunlardan elde mevcut olanlar, 18. yüzyıldan başlamaktadır. Savaş zamanlarında lâzım olan defterler, sadrazam ve serdâr-ı ekremle (başkomutan) beraber sefere gönderildiğinden, seferdeki görüşmelere ait tutulan mühimme defterlerine Ordu Mühimmesi” denilmektedir. Sadrazamın seferde bulunması dolayısıyla, devlet merkezinde Rikab-ı Hümâyûn (Sadaret) Kaymakamının başkanlığı altında toplanan dîvân veya meclisteki görüşmelere ait tutulan defterlere, “Rikab Mühimmesi” ismi verilmiştir.

    Ahkâm defterleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bazen bir eyalete ve bazen muhtelif eyaletlere ait olarak tutulmuşlardır. Bu defterlerde valilere, kadılara ve saireye hitaben yazılan hükümler bulunmaktadır. Aynı zamanda mühimme defterini tutan kişi de bu defteri tutan kişi aynıdır. İkisini de nişancı tutar ve defterdar belli aralıklarla kontrol eder.

    Tahvil defterleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bu defterlerin pek çok çeşitleri vardır. Tahvil muameleleri, sadrazamın emrini müteakip en son olarak yapılırdı.

    Rüûs defterleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Rüûs, genellikle, küçük memuriyet, vazife veya mültezimlere o işin verildiğini gösteren tayin vesikası olarak, küçük berat şeklinde tarif edilmektedir. On altıncı yüzyıl rüûs defterlerinde, büyük memuriyetlere ait beratlar da bulunmaktadır. Rüûs defterlerinin kadı, mukâtaât, rikab, vakıf, müderrislik ve zeamet rüûsu gibi çeşitleri bulunmaktadır.

    Bu belli başlı defterlerin dışında, pek çok Dîvân-ı hümâyûn defteri de bulunmaktadır.

    Ayrıca: divan-ı mezalim önemli ağır siyasi suçlara başkanlığını yaptığı bu mahkemeler yapmaktadır. ayrıca halktan gelen şikayetleri de bizzat hükündarların başkanlık mezalim divanı bakardı. Aslında devlet hazinesinin büyük yardımcısı denilebilir.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Topkapı Sarayı Dîvân-ı Hümâyun nedir?

    Topkapı Sarayı Dîvân-ı Hümâyun nedir?

    Dîvân-ı Hümâyun, devletin başlangıcından beri Osmanlı hükümdarlarının başkanlığında toplanan bir kuruldur. Peki ama Dîvân-ı Hümâyun hakkında ne kadar bilgi birikimimiz var? Dîvân-ı Hümâyun nedir? Dîvân-ı Hümâyun ne için kullanılır? Dîvân-ı Hümâyun'un özellikleri nelerdir? İşte detaylar...

    15. ve 16. yüzyıllar boyunca dünyanın yönetildiği bu mütevazı mekân, Saray’ın inşa edildiği dönemdeki ahşap Dîvânhâne’den sonra, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Üç kubbeden ibaret olan yapı, 1665 Harem yangını neticesinde çok ciddi hasar görmüş ve Kubbealtı kapısı Sultan IV. Mehmed tarafından neredeyse yeniden inşa ettirilmiştir. Kubbealtı’nın dış cephesindeki kitabelerden, yapının daha sonraki dönemlerde de çeşitli tamirler gördüğü anlaşılmaktadır. Geniş saçakları, zarif parmaklıkları ile Lale Devri’nden izler taşıyan  Kubbealtı, derin kubbesi ve geniş pencereleriyle dîvân üyelerine aydınlık ve ferah bir çalışma ortamı sunardı. Kubbealtı’nın avluya bakan dış taraflarını geniş bir revak kuşatır.

    Dîvân toplantıları haftada dört gün Kasr-ı Adl’ın (Adalet Kasrı) altında, Kubbealtı’nda yapılırdı. Yanındaki kubbeli mekân Dîvân-ı Hümâyun kalemi, son oda ise belgelerin saklandığı Defterhâne olarak kullanılmıştır.

    divan ı hümayun nedir görevi nedir

    Fatih Sultan Mehmed devrinden itibaren padişahlar Dîvân-ı Hümâyun’a, yani dünyayı yöneten bu kurula başkanlıktan çekilmişler, toplantı salonundan kafesle ayrılan bir hücrede oturarak müzakereleri takip etmeye başlamışlardır. Padişahların nadiren sesle, daha çok kafese asayla vurarak toplantıyı dağıttıkları bilinmektedir. Dîvân’da alınan kararlar Mühimme Defterlerine yazılırdı.

    Dîvân-ı Hümâyun’un ikinci mercii, Bâbüssaâde’nin hemen girişinden sonra yer alan Arz Odası’dır. Arz günlerinde Kubbealtı’ndaki toplantı bitince vezirler burada belirli zamanlarda padişaha lâyiha (kanun tasarıları) sunarlar, sadrazam da telhis (bir sorun üzerine düşünce ve öneriler) sunardı. Padişah onaylarsa kararlar kesinleşir ve uygulamaya geçilirdi. Arzı müteakiben sadrazam Kubbealtı’na gelir, burada kendisini beklemekte olanlar eteğini öperler, daha sonra da defterler mühürlenerek geldikleri dairelere geri yollanır ve herkes dağılırdı.

    Yazı kaynağı : www.yeniakit.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap