Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    terapistin tedavi ettiği hastasına karşı bilinçli yada bilinçsiz bir duygu düşünce geliştirmesi

    1 ziyaretçi

    terapistin tedavi ettiği hastasına karşı bilinçli yada bilinçsiz bir duygu düşünce geliştirmesi bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Klinik G�r��me T�yolar� - Psk.Erol AKDA�

    Psikolojik Terapi Türleri: 20 Terapi Türü

    Psikolojik Terapi Türleri: 20 Terapi Türü

    Psikolojik Terapi Türleri: 20 Terapi Türü

    Birçok farklı psikolojik terapi vardır. Bununla birlikte, hepsinin amacı aynıdır, ortak bir tedavi hedefine sahiptir. İyileşme yolundaki değişiklikleri kolaylaştırmaya çalışırlar. Dolayısıyla, bu psikolojik stratejilerin hangisinin en iyisi veya en kötüsü olduğunu sormak yerine, neye ihtiyacımız olduğunu sormalıyız.

    Bu hiyerarşiyi sorularımızda çok basit bir nedenden dolayı kuruyoruz. Bazen bir kişi bir terapistle görüşmesi gerektiğini anlar ancak psikolojik terapinin ne olduğu konusunda bazı yanlış fikirleri vardır. Çoğu zaman, kanepeye uzanmış hastayı dinleyerek not alan terapist imajı vardır zihninde.

    Psikanalizin klasik imgesi, büyük ölçüde kollektif bilinçdışına dayanmaya devam ediyor. Bu nedenle, birçok insan farklı psikolojik teknikler ve yöntemler olduğunu bilmiyor. İşte bu yüzden insanlar hangi yöntemin en iyisi olduğunu sormaya devam ediyor. Dolayısıyla, bir terapiyi diğerlerinden üstün tutma hatasını yapmadan önce, birkaç şeyi açığa kavuşturmalıyız.

    Her model, bazı insanlar için daha uygun bir dizi farklı teknik kullanır. Buna karşılık, birçok tekniğin diğer tekniklerin üzerinde çalışma eğiliminde olmadığı özel bir hedef türüne odaklandığını da unutamayız. Aynı şekilde, bütün psikolojik terapi türleri arasında temel ortak hedefi daima akılda bulundurmalıyız. “Terapi” terimi, Yunanca “başka birine bakan kişi” anlamındaki “therapeutikös” kelimesinden gelir. Bu durumda bakıcı, birçok çalışma ve uygulama yoluyla bu amaçla eğitilmiş bir profesyoneldir. Amaçları tam olarak “bakım” değil, aynı zamanda hastaların denge ve esenliğe ulaşabilmeleri için uygun strateji ve araçları sağlamaktır.

    Bu bağlamda, iki veya daha fazla kişi arasındaki aktif ve proaktif bir sürece atıfta bulunuyoruz. Yoğun bir çalışma ilişkisi. Bazen zor olsa da bu bir keşifler, yaratıcılık ve kişilerarası dinamikler yolculuğudur. Sessizce oturmaya değmeyecek bir ilişkidir. Burada terapist, hastanın ne yapması gerektiğine dair tavsiyede bulunma veya rehberlik sağlama konusunda kendini sınırlamaz. Richard Lazarus’un da belirttiği gibi “terapinin amacı bireylerin sorunları tehditler yerine zorluklar olarak görmelerini sağlamaktır.”

    Psikolojik terapi türleri

    Duygusal sorunlar, korkular, travmalar, kişisel krizler, ilişki sorunları, çocukluk dönemi bozuklukları… İnsanların bir psikoterapist görmeye karar vermesinin birçok nedeni vardır. Bununla birlikte, ne tür terapötik stratejileri kullanabileceğinizi bilmek faydalı olacaktır.

    Yetkili, yetenekli, iyi eğitimli uzmanları seçerseniz bütün psikolojik terapi türleri etkili olabilir. Hastalar veya müşteriler olarak aktif rol almamız gerektiğini biliyoruz. Buna karşılık, en azından söz konusu terapötik ortamın özellik ve ihtiyaçlarımıza uygun olup olmadığını anlamak için her terapinin hangi yaklaşımı uyguladığını bilmek önemlidir.

    Şimdi gelin, temel psikolojik terapilere ve her birinin neler sunduğuna bir bakalım.

    A. Bilişsel Davranışçı Terapiler

    Bilişsel davranışçı terapiler, insanların düşünme şeklini (bilişsel yaklaşım) ve davranış biçimlerini (davranışsal yaklaşım) anlamaya dayanır. Bu yaklaşımın amacı, değişimin mümkün olduğunu öğretmektir. Ancak bunu başarmak için öncelikle düşüncelerimizi, tutumlarımızı ve davranışlarımızı geliştirmeyi öğrenmeliyiz.

    Öte yandan, bilişsel davranışçı terapilere diğer terapötik uygulamalar da dâhildir. Bunlara bir göz atalım.

    1. Kabul ve taahhüt tedavisi

    2. Davranış tedavisi

    3. Bilişsel analitik terapi

    4. Rasyonel duygusal davranışçı terapi

    B. Psikanalitik ve psikodinamik terapiler

    Hiç şüphesiz en çok bilinen en iyi psikolojik tedavilerden biri, neredeyse bir asır önce Sigmund Freud’un ortaya koyduğu teorik modeli izleyen terapi yöntemidir. Genel olarak pek çok kişi tarafından bilinse de, bu çerçevede terapi yapmaya başlamadan önce dinamiklerini, ilkelerini ve hedeflerini bilmek gerekir.

    Bu terapinin özelliklerine bakalım.

    Bunlar, bu yaklaşımdaki ana psikolojik terapilerdir.

    5. Psikanalitik tedavi

    6. Dinamik kişiler arası terapi

    7. Jung terapisi

    Jung terapisi ya da Jung analizi bağımlılıkların, depresyonun ve anksiyetenin tedavi edilmesinde ve hatta kişinin kişisel gelişimini desteklemede çok yararlı olan başka bir psikolojik terapi türüdür.

    C. Hümanist terapiler

    Hümanist terapiler günümüzde popülerdir ve çok takdir edilmektedir. Kullandıkları çok çeşitli teknikler ve dayandıkları çeşitli tedavi stratejileri nedeniyle profesyoneller ve pek çok kişi tarafından yararlı bulunmakta ve tercih edilmektedir.

    Carl Rogers bu yaklaşımın babasıydı. Yukarıda bu davranış uzmanından bahsetmiştik. Her şeyden önce psikoterapiye iyimserlik getirmek, kişisel gelişimimizi desteklemek ve potansiyelimizin en üst seviyesine ulaşmak üzere değişime bizi yaklaştırmayı amaçlıyordu.

    Bu tip psikolojik terapinin bazı özellikleri şunlardır:

    8. Varoluşçu terapi

    9. Gestalt terapisi

    Gestalt terapisinin amacı, sorunlarımızı daha fazla güven içinde çözmek için kendi farkındalığımız üzerinde çalışmaktır. Ayrıca hastanın kişisel kaygı ve endişelerini bir kenara bırakması amaçlanır. Kişisel özgürlüğe erişmek ve maksimum potansiyelimize ulaşmak için yeterli kararlılığı elde etmek hedeflenir .

    10. Hasta merkezli terapi

    11. Kısa terapi: odaklanılmış sorun çözümü

    12. İşlem analizi

    13. Transpersonel psikoloji

    Transpersonel psikoloji, Abraham Maslow’un 1960’larda geliştirdiği bir yaklaşımdır. Amacı, hastalarının yaşamlarının gerçek anlamını keşfetmelerine yardımcı olmak, bu hayati amaç ya da anlam tarafından kurulan hiyerarşiye dayanarak ihtiyaçlarını çözmektir.

    Bu psikoloji dalında vicdan, maneviyat, derin iç bilgi, şefkat ve evrensel kardeşlik gibi özellikler vurgulanmaktadır.

    Terapistin çok özel bir rolü vardır. Farklı fikirlere açık olmalı, çok saygılı bir insan olmalı, masumiyet ve şaşırabilme yeteneğine sahip olmalıdır. Hastasının ilettiği her şeyin yeni ve değerli olduğunu göstermelidir. Bu nedenle, bu özgün terapötik süreci etkilemek için kullanılan metodoloji, aşağıdaki dinamiklerden birinin yaygın olarak kullanıldığı manevi geleneklerin bir karışımıdır:

    D. Sanatsal terapiler

    Bütün farklı psikolojik terapiler arasında en çok göz ardı edilen terapi türlerinden biri budur. Oysa bu tür terapi çok arındırıcı, özgürleştirici ve iyileştirici olabilir. Başlangıçta bahsettiğimiz gibi bir terapi stratejisi ararken ne istediğinizi ve hangi terapi mekanizmasının sizin için en uygun olduğunu anlamak çok önemlidir.

    Sanatsal ifade,duygularımızı şekillendirip özgürleştirebileceğimiz, kendimizi keşfedebileceğimiz ve problemlerimizin pek çoğuna farklı bir yaklaşım getirebileceğimiz bir kanal ve olasılıklar evrenidir.

    Ulaşabileceğimiz farklı sanatsal terapilere bakalım.

    14. Sanatsal psikoterapi

    Sanat terapi veya sanatsal psikoterapi, insanların iç dünyalarını ifade etmelerini sağlamak için tuval, boya veya kil gibi araçları kullanır. Böylelikle insanlar daha sonra başka şekillerde ortaya çıkabilecek problemleri ve çatışmaları dışarı vururlar. Bu tür bir tedavide güzel olan şey, hastalara onlar için daha doğal olabilecek bir ifade biçimi sunmasıdır. Bu onların daha fazlasını söylemelerine ve daha az şeyi gizlemelerine olanak tanır.

    15. Drama terapisi

    16. Müzik terapisi

    Müzik terapisi çok yönlü yaratıcı bir terapidir. İyileştirici olduğu kadar yoğundur. Üretilen değişiklikler neredeyse anında görülür ve otizm spektrum bozukluğu, bunama veya anksiyete hastalarında sıklıkla görülen bir şeydir. Birey hemen cevap verir ve büyük bir duygu ve duyum fırtınası yaşar.

    E. Diğer psikolojik terapiler

    Gördüğünüz gibi, psikolojik tedavilerin büyük bir kısmı 4 çok net yaklaşım altında incelenebilir. Ancak. öğrenmeye değer başka seçenekler de var.

    17. Sistemik tedavi

    Aile terapisi veya sistemik terapi, aile bağıyla bağlı insan gruplarında çok faydalıdır. Amaç ilişkinin kendisini ve iletişim stilini geliştirmektir. Ayrıca bu grubun uyumunu bozan karmaşık etkileşimleri düzeltmeyi amaçlamaktadır.

    Genellikle, terapi her şeyden önce “indeks hastası” üzerine odaklanır. Yani, bir çeşit klinik bozukluk veya problemli davranış gösteren aile üyesi üzerinde.

    18. Kişilerarası psikoterapi

    Bu nedenle amaç, bu boyutların geliştirilmesi için hastalara araçlar sunmaktır.

    19. Psikoseksüel terapi

    Psikoseksüel terapide iyi bir profesyonel, cinsel problemlerinizi açık ve samimi bir şekilde keşfetmenize, düşünmenize ve analiz etmenize yardımcı olur. Çoğu zaman bir çiftin çözmesi gereken pek çok duygusal engel vardır.

    20. Psikodrama

    Birçoğumuz Jacob Levy Moreno’nun geliştirdiği psikodramayı duymuşuzdur. Dahası, iş yerlerinde bazı dinamikleri uygulamış olabilirsiniz.

    Sonuç olarak, elbette daha bir çok psikolojik terapi mevcuttur. Yine de burada sözünü ettiklerimiz en yaygın ve faydalı olanlardır. Bu yüzden bu psikolojik terapi türlerinden faydalanmak için tereddüt etmeyin. Hepimiz kendimizi daha iyi hissetme, daha fazla esenlik duyma ve insan olarak büyüme hakkına sahibiz.

    Yazı kaynağı : aklinizikesfedin.com

    Psikoterapi: Anormal Davranış Tedavisinde Psikoterapinin Önemi

    Psikoterapi: Anormal Davranış Tedavisinde Psikoterapinin Önemi

    Psikoterapi: Anormal Davranış Tedavisinde Psikoterapinin Önemi

    Anormal Davranış Tedavisinde Psikoterapinin Önemi hakkında bilgi edinmek için bu makaleyi okuyun!

    Psikoterapi:

    Biyolojik tedavilerin geniş kullanımına rağmen, hiç kimse psikososyal tedavilerin önemini inkar edemez. Özel olarak psikanalizi içeren psikoterapi, bazılarının düşündüğü gibi unutulmamıştır. Böylece Alexander (1946) haklı olarak “psikoterapi çoğumuzun görüşünden çok uzak değil” dedi.

    Resim Nezaket: medias.myfrenchfilmfestival.com/-indian.jpg

    Büyük ve büyük psikoterapinin amacı:

    (a) Yük uyumsuz davranış kalıpları.

    (b) Bu tür davranışların nedeni olan çevresel koşulları en aza indirin veya ortadan kaldırın.

    (c) Kişilerarası ve diğer yeterlikleri geliştirmek.

    (d) İç çatışmaları engelleme ya da engelleme sorununu çözmek.

    (e) Kendisi ve dünyası hakkındaki yanlış varsayımları değiştirmek.

    (f) Kişinin kendi kimliğini ve Yolların daha anlamlı ve tatmin edici bir varlığa açılmasını kesin bir şekilde kesinleştirmek.

    Uzun yıllar süren yaşam deneyimlerinin desteklediği hatalı ebeveyn-çocuk ilişkisi, genellikle sağlıksız öz kavramı, düşük öz imaja neden olur ve psikoterapiyi zorlaştırır. Ayrıca, psikoterapiye yeterli evlilik, ek olarak, mesleki ve sosyal gereksinimler hastanın yaşam durumlarında önemli bir değişikliğe ihtiyaç duyar.

    Ciddi bozukluklar için, psikoterapi bir hastanede veya klinik ortamda gerçekleştirilir. Bununla birlikte küçük bozukluk için, psikoterapi ayaktan tedavi bazında yardımcı olur veya özel pratikte klinik psikoloğa yardımcı olur. Psikoterapinin basamakları, ilerlemesini takip eden adımlardır.

    (1) Terapötik bir atmosfer ve ilişki yaratma, (2) Duygusal salıverme veya katarsis, (3) İçgörü, (4) Duygusal yeniden eğitim ve (5) Sonlandırma.

    Hastalar en azından kısmi bir kişilik değişikliği geçirmelidir. Psikiyatrist olgunlaşmamış, duygusal tutumlarını değiştirmeli, sağlıksız ancak sağlam bir şekilde kökleşmiş özelliklerini ortadan kaldırmalı ve yaşam hakkındaki görüşlerini yeniden yönlendirmelidir. Olumlu bir duygusal ilişkinin kurulması veya hastayla uyumluluk çok önemlidir.

    Terapist samimiyetine, iyi davranışına ve anlayışına göre hastaya işbirliğini sağlamak için güven duygusu vermelidir. Hasta dinleyicisine duyarlı, hoşgörülü, hastanın duygularına duyarlı olmalı, hiçbir durumda hastalarının düşüncelerini ve eylemlerini kınamamalı ya da alay etmemelidir. Hasta terapist hakkında güven duymadığı sürece, tedavi başarılı olmayacaktır.

    Hasta daha fazla kendini anlama arayışı içinde kalmaya teşvik edilmelidir. Parçalanmış özgüvenini geri kazanması için hastaya yardım edilmelidir. Terapistin işi, aynayı hastaya, bilinçdışı arzularının ve isteklerinin ve zorluklarının yansımalarını görebilmesi, zorluklarını kendi çabalarıyla çözmeye çalışabilmesi ve sağlıklı bir zihinsel yaşam geliştirebilmesi için göstermektir.

    Freud tarafından tasarlanan ilk formalize psikoterapi tipi psikanalizdir. Freudyenlere göre, erken psikoseksüel gelişim dönemindeki sorunlar bazı komplekslerin, baskı altındaki hatıraların, dürtülerin ve çatışmaların gelişmesine yol açmaktadır.

    Psikanaliz, bu sorunları bilinçlendirmek ve yetişkin gerçekliği ışığında çözmek için çoğunlukla yoğun ve uzun vadeli bir terapötik prosedürdür. Psikanalistler, bu tür bastırılmış malzemeler ve kompleksler hakkında bir içgörü geliştirerek, bireyin sağlıksız ve gereksiz savunma mekanizmalarını kullanmada enerjisini boşa harcamama konusunda ısrar ediyorlar.

    Psikanaliz teorisi, bilinçdışı, biyolojik dürtülerin depolanması ve çocukluk çağı travmatik deneyimlerinin varlığını kabul eden Freud tarafından ileri sürülmüştür. Bu biyolojik dürtüler ve travmatik deneyimler, nevrozlara, psikozlara veya diğer herhangi bir zihinsel rahatsızlığa neden olur.

    Zihinsel bozukluklar, kontrolün etkinliğini ve entelektüel talep eş sıralama kaygısının erkeklerde yoğunluğunu zayıflatan çocukluk deneyimlerinden kaynaklanmaktadır. Kontrol mekanizmasının hatalı çalışması ve kişiliğin biyolojik içgüdülerin erozundan ve dehşetinden kaynaklanan tehlikeli darbelerle aşırı kalabalık olması - büyük stres ve endişe yaratıyor. Tüm psikanalitik tedavinin amacı, psikolojik olgunluğa ulaşmaktır.

    Psikoterapi, ego gücünü arttırır ve hastaya kendi hayatını yönetme özgürlüğü veren dürtülerin baskısını azaltır. Böyle bir hedefe ulaşıldığında, hasta davranışını dış fiziksel ve sosyal dünya ile etkin bir şekilde kontrol etmek için içgörü ve kişisel bilgi geliştirir.

    Psikanalizin dört temel tekniği serbest dernek, rüya tabiri, direnç analizi ve aktarım analizidir.

    Dernek tekniğinde, terapist ve müşteri terapötik odada kendi koltuklarını alırlar. Genellikle hasta rahat bir sandalyeye oturur ya da rahat bir pozisyonda uzanır. Daha sonra zihninin özgürce dolaşması ve düşüncelerini, duygularını ve arzularını kendiliğinden ifade etmesine izin vermesi talimatı verilmiştir. Başlangıçta analist ve hasta yüz yüze konuşabilir, ancak bir süre sonra hastaya terapistten uzağa bakan bir koltukta uzanması talimatı verilir.

    Terapist hastanın görüşünden uzaklaşır ve bu aşamada serbest ilişki uygulanır. Her zamanki uygulamada olduğu gibi terapist, müşterinin derneklerinin akışını engellememek için hastanın arkasında durur. Daha sonra analistin, aklına gelen tüm bulguları, fikirleri ve dernekleri serbestçe ve kendiliğinden bildirmesi istenir. Hastanın bilinçaltında yatan baskı altındaki materyalleri doğru bir şekilde tanımlamak terapistin görevidir.

    Terapistin işi sadece hastaya bir ayna göstermek; Materyali hastaya yorumlar, bilinçsiz arzularını açıklar, o ana kadar farkında olmadığı temelde yatan nedenlerin ve çatışmaların daha fazla anlaşılması konusunda rehberlik eder. Bu, hastanın zihninin bilinçli seviyesini yavaşlatmak için düşünce sürecine yol açar.

    Başka bir deyişle, hastanın görüşünün yükseltilmesine yardımcı olan sık yorum ve yorumlar yapmak terapistin görevidir. Terapist, serbest örgütlenmeyi kolaylaştırmayı ve fiziksel ve sosyal uyaranlara verilen yanıtları en aza indirmek için fırsat sağlamayı teşvik etmelidir. Serbest örgütlenme başlangıç ​​aşamasında, sansürden kaçınmak için düşünceler sembolize bir şekilde ortaya çıkabilir.

    Müşteri, gevşek düşüncelerin kendi rotasını bilinçli zihin seviyesine getirmesini sağlamak için sansürün azaltılmasını teşvik etmelidir. Bu aşamada hasta problemi anlar ve zihinsel hastalığının sebeplerini keşfeder. Bu farkındalık, hastanın kendi kendini düzenlemesine ve kendi davranışını kendi kendine kontrol etmesine yardımcı olur ve sonunda semptomlardan kurtulur.

    Rüyaların bilinçsizliğe giden kraliyet yolu veya geçit olduğu söylenir. Rüya yorumu, bilinçsizliğin bastırılmış çatışmalarını özgür dernek tekniği ile birlikte ortaya çıkarmanın ve izlemenin başka bir yoludur. Birinin düşünü bilinçdışı motiflerini analiz ederek; arzular ve çatışmalar ortaya çıkarılabilir.

    Uyku sırasında egonun baskıcı savunmaları azaltılır, ego tarafından kabul edilmeyen ve dolayısıyla bastırılan arzu ve dilekler, rüyada serbest akış kazanır. Ancak, çok yasak ve kesinlikle kabul edilemez olan bazı dilek ve arzular, düşlerin içeriğinde sembolik ve kılık değiştirmiş bir biçimde bile ortaya çıkıyor.

    Bir rüyanın iki tür içeriği vardır; açık içerik ve gizli içerik, açık içerik, hayalperestlerin göründüğü gibi rüyadır ve gizli içerik hastanın gerçek isteklerinden, amaçlarından ve isteklerinden oluşur.

    Terapist, rüyanın tezahür içeriğindeki çeşitli sembolleri yorumlayarak terapist, akıl hastalığının nedeni veya sebepleriyle birlikte uzun süre önce bastırılmış bu gizlenmiş arzuları, istekleri, çatışmaları ve motifleri ortaya çıkarabilir. Freud, belirli bir rüyanın önemini psikolojik bakış açısıyla bilmek amacıyla farklı semboller ve anlamlarını keşfetti.

    Serbest ilişki süreci devam ederken, hasta güçlü bir direnç hissi yaşayabilir, yani bilinçsiz komplekslerin ve arzuların serbest seviyesini bilinçli seviyeye indirgeyebilir ya da engelleyebilir. Direniş, belirli düşünceleri, dürtüleri veya deneyimleri ilişkilendirmedeki isteksizlik veya yetersizlik anlamına gelir.

    Bu, aksi halde engelleme olarak bilinir. Örneğin, önemli bir kişisel duygu açıklarken, hasta hemen onu kontrol etmeye veya konuyu değiştirmeye çalışabilir. Ancak bilinçdışı sürece içgörü kazandırmak ve ifade edilen dilekleri bilinçli seviyeye ulaştırmak için, direnci kırmak arzu edilir. Bu onun problemleriyle ve çatışmalarıyla gerçekçi bir şekilde yüzleşmesine yardımcı olacaktır.

    Direnç iki tip olabilir - Doğrudan ve Dolaylı. Analistin talimatına göre ödeme yapmayı, konuşmayı veya kanepede yatmayı reddetmek, terapistle sosyal katılım için makul olmayan taleplerde bulunurken, doğrudan duygusal olarak kategorize edilebilir, analistin çeşitli yorumlarına cevap vermeyi reddedebilir. dolaylı direnç altında. Bununla birlikte, eğer direnç uygun şekilde kullanılırsa, müşteri kişinin hayatına ve duygularına bakma konusunda içgörü ve sağlıklı yollar kazanır ve “düzeltici analitik büyüme sürecini” temsil eder. (Güzel, 1973)

    Geçiş Analizi:

    Tedaviyi hastaya getirmede bu oldukça önemlidir. Aktarım fenomeni analisti andıran kişilere yönelik bastırılmış duyguları salıvermeye yardımcı olur, ebeveynlerden biri olabilir ve ofiste ebeveynlere ve analisti andıran patron olabilir.

    Belirli bir fabrikada çalışan Bayan Rao, patronu ile çok kesişti; Yaptığı işten çok nefret ediyordu ve işte o kadar çok çatışma yarattı ki işinden vazgeçmeyi düşünüyordu. Psikanaliz, bayanın, korkunç derecede nefret ettiği ve korktuğu babasına benzeyen patronundan bilinçsizce nefret ettiğini gösterdi.

    Bunu keşfettiğinde, işe olan ilgisi yok oldu. Böylece, terapist aktarımı çözmek için girişimlerde bulunur ve hastaya durumu gerçekçi bir Açıdan algılaması için rehberlik ettiğinde, hastalık kaybolur.

    Freud'a göre geçiş, hastanın erken çocukluk döneminde nevrotik bir çatışma yaklaşımını gösterir. Bastırılmış duygularını aktararak, onu salıverir ve tedavi kapısına yaklaştı. Coleman (1981) tarafından görüldüğü gibi “Hasta ve terapist etkileşime girdikçe, aralarındaki ilişki karmaşık ve duygusal olarak karışabilir. Genellikle bir kişi geçmişte önemli olan kişilerle olan ilişkisi içinde gelişen terapist tutum ve duygularını taşır ve uygular; belki de annesine veya babasına yaptığı gibi analiste tepki göstererek, bir zamanlar kendisinin karşı hissettiği düşmanlığı ve reddedilme hissini hissedebilir. gerçek ebeveynler. ”

    Ayrıca…… “Özünde, istenmeyen bir erken ilişkinin patojenik etkileri, terapötik bir ortamda benzer bir duygusal çatışmayla çalışılarak telafi ediliyor. Kişinin kendi patojenik geçmişini yeniden yaşamaya başlaması bir anlamda gerçek hayattaki nevrozlarını yeniden yaratıyor; bu deneyime genellikle aktarım nevrozları denir. ”

    Aktarım sürecinde sadece hasta, terapistle duygusal olarak ilgilenmez, aynı zamanda terapist hastaya karşı bir çeşit karışık duygu geliştirebilir. Buna karşı aktarım denir. Analist, kendi çatışmalarını, hayal kırıklıklarını, dürtülerini ve komplekslerini anlamalı ve hastayı tutarken kendisini dikkatli bir şekilde ele almalıdır.

    Psikanalitik terapinin amacı, çatışmalarla, arzularla ve güdülerle dolu bilinçdışı gizemini açığa çıkarmaktır. Buna ek olarak, aynı zamanda hastanın “kişiliğini bilinçli boyutuna entegre etmesine” yardımcı olur. Amaç, bireyin düşünme ve ruhsal enerjilerini nevrotik kanallardan en uyarlayıcı ve yapıcı yaşam biçimlerine yönlendirmektir.

    Tedavinin ilerlemesi sırasında, hasta problemlerine ve komplekslerine içgörü kazandırır. Terapinin sonuna doğru, hasta duygusal yeniden eğitim için kapsam alır. Aynı zamanda, yeni içgörülerin gerçek yaşam durumlarına genelleştirilmesini de hızlandırır.

    Psikanalizin ruhsal hastalıkların tedavisinde muazzam önemine işaret eden Fine (1973), “Psikanaliz, sosyal bilimlerde 20. yüzyılın en büyük entelektüel devrimidir. Bilinçsiz ve müttefik faktörler kavramıyla insanlığa yeni bir araştırma aracı verdi.

    Önceki yüzyıllarda yaygın olan filozoflarda var olan mutluluk olanaklarını sınıflandırdı; ve insanın tüm psikolojik ve sağlam işleyişindeki soruşturması için sağlam bir temel oluşturmuştur. ”Başarılı bir tedavinin sonunda birey, » yaşama karşı çok reformlu ve pozitif bir gelişme gösteren sağlıklı ve mutlu bir zihinsel durumla ortaya çıkar.

    Bununla birlikte, psikanalizin birçok kısıtlaması vardır. Çok zaman alıcı ve maliyetli olduğu için, tekniğin faydaları yalnızca sınırlı sayıda toplum için mümkün olabilir. Aslında, finansal olarak bir süre boyunca veya bir yıldan üç yıla kadar günlük tedavileri olanlarla sınırlı.

    Sınırlamaları göz önüne alındığında, klasik Freudcu psikanaliz, gerekli maliyet ve zamanı azaltma yönünde oldukça kayda değer bir değişiklik geçirmiştir. Freudcu psikanalistlerin aksine, neo Freudyalılar gibi modern psikanalistler hastanın mevcut kişilerarası ilişkisinde, hastanın çocukluk deneyimlerinden daha fazla vurgu yaptılar.

    Ancak bu değişikliklere rağmen, psikanaliz hala bazı eleştirilerle karşı karşıya. Psikanaliz sadece entelektüel açıdan üstün olan ve kendi kendine iç içe geçme ve kendi kendine bilgi edinme kapasitesine sahip olan müşterilere uygulanabilir. Psikanaliz, akıllarında daha açık ve esnek olan müşterilerle daha başarılı.

    Bu nedenle bilişsel yapılarında katı ve değişime müsait olmayan insanlar için başarılı değildir. Psikanaliz, içsel aklı, içsel duyguları ve duyguyu retrospektif olarak incelemek için genellikle yüksek motivasyonu olan müşteriler olması durumunda genellikle başarılıdır.

    Bireylerin içgörü kazanmasını ve büyük kişilik değişikliği elde etmesini beklediği için uygulaması oldukça sınırlıdır. Sadece nevrotik hastaları tedavi edebilir. Psikotik hastanın bilişsel yapısı son derece katı olduğu için, psikanaliz bilinçaltını bilinçli alana maruz bırakmayabilir, orada kendi problemlerine ilişkin bir görüş açısı bulamaz.

    Psikanaliz oldukça pahalı ve zaman alıcıdır. Çok fazla harcama, sabır ve fedakarlık gerektiren bazı durumlarda 1 ila 10 yıl arasında devam edebilir. Bu nedenle, yalnızca karşılayabilecek insanlarla sınırlıdır. Psikanaliz, altta yatan nedenlerin araştırılmasında ve etkililiğine ilişkin deneysel kanıtların bulunmamasında hastanın acil sorunlarını göz ardı etmek için önyargılı bir insan doğası modeline dayanarak eleştirilir.

    Bu sınırlamalara rağmen, psikanaliz, bireysel psikoterapinin çeşitli biçimlerini etkilemiştir. Birçok analist hala ortalamanın üstünde ve zeki nevrotik hastaların tedavisi için kullanıyor.

    Bir çok insan da psikanalitik terapiden yararlandı. Psikanaliz nedeniyle daha fazla kendini anlama, iç çatışmadan kurtulma ve endişe ve kişilerarası ilişki bildirmektedirler.

    Hipnoz, M.Ö. 18. yüzyılda kökeni olan en eski psikoterapi yöntemlerinden biridir. Hipnozun kökeni Mesmerism'e kadar uzanabilir. Mesmerizm'in kilit konsepti olan öneri yöntemi, Mesmer tarafından zihinsel hastalıkları iyileştirmek için kullanıldı. Ancak Mesmer’in hastanın vücuduna giren ve onu iyileştiren, mistik ve doğaüstü olduğu manyetik sıvıya sahip olduğu iddiası, tüm Paris’lerden, özellikle Paris’li hekimlerden birçok eleştiri getirdi.

    Mesmerism tarafından yapılan tedavinin daha geçici olan öneri nedeniyle olduğunu buldular. Dahası, Fransız devrimi, Fransa'daki Mesmerizm'i yok etmek için çok şey yaptı. Birçok psikolog sonradan hipnoz kurmaya çalışsa da, James Braid gerçekten de hipnozun sübjektif yapısına vurgu yapamayan hipnoz adının mucidiydi.

    Bununla birlikte, Brenheim, Charcot ve diğerleri, modern hipnozun temel taşını inşa etti. Hipnotizmanın temel özelliği olan öneri yöntemi aynı zamanda hipnotizma anahtar kavram haline geldi ve hipnoz altında tedavi sadece öneri yöntemine bağlı oldu.

    Hipnoz, Mesmerizm gibi doğaüstü ve mistik bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmek yerine, önerinin kullanımıyla birlikte öznel yapısı nedeniyle psikolojik bir tedavi yöntemi olarak kabul edildi.

    Hipnoz tarihsel olarak genel olarak psikoterapinin başlangıç ​​noktasını ve özellikle psikanalizi oluşturdu. Hipnotik yöntemin başarısı temel olarak, diğerlerinin hasta tarafından eleştirel kabul etmemesinden oluşan analistin önerisine bağlıdır. Hasta analiste güçlü bir şekilde inanmadıkça, analistle hasta arasındaki ilişki kurulmadıkça, öneri yöntemi ile zihinsel anormallik tedavisi olmaz.

    Böylece, İskender “Hipnoz fenomeninin tamamı hastanın iradesine bağlıydı ve iradeyi etkileyerek onu iyi tanıdığı bir şeyi unutmasını sağlamak mümkün” dedi. Hipnoz, öneri kullanımı yoluyla bireyi kendi çizgisinde etkileyebilen psikolojik bir tekniktir. Hipnoz, bir kişinin başka bir kişi üzerindeki etkisini anlama imkanı verir. Hipnozun öznel yönlerini açıklamak için birçok neden ileri sürülmüştür.

    Sorun şu ki - bir bireyin içinde başka bir kişiyi etkileyen var. Bu nedenle, White, “Modern bilim adamları, Charcot'un verdiği ipuçlarını anlamadılar, hipnotistin konuyla iletişim kurduğu şeyin ve konunun bu konuda ne yapmaya çalıştığının ipucu olduğunu anlayamadı. White, bir hasta önerildiğinde, bir şeyin önerildiğini öne sürüyor. zihnine iletildi ve böylece tamamen cahil ve bilinçsiz olduğu bir şekilde hareket ediyor.

    Hipnotize edilmiş kişi tıpkı bir makine gibi davranır ve hatta bazen, kişi cinayet işleyebilir veya önerildiği takdirde çalabilir. Öneri, bu nedenle hipnozun ana özelliği olması psikolojik bir temel oluşturur. Öneri olgusu için sessiz ve psikolojik bir atmosfer gereklidir. “S” nin bir koltukta uzanması ve belirli bir noktada paylaşmak ve doğrudan hipnotizöre bakmak için rahat bir sandalyede rahatlaması söylenir.

    Ardından, tonlarda yorgunluk hissi yaratmaya çalışan, düşük monoton bir sesle önerilerde bulunulur. “Gözlerin kapalı, o kadar yorgun ve uykulu hissediyorsun” gibi ifadeler kullanılan öneriler. Şimdi hipnotizör ondan tamamen rahatlamasını, belirli bir noktaya konsantre olmaktan başka bir şey düşünmemesini isteyecek.

    Yavaş yavaş göz kapaklarını ağır hissetmeye başlayacağı ve davranışlarında değişiklik olduğuna dikkat çekiliyor. 'S' öneriyi yerine getirirse ve bir hipnotizörün söylediklerini yaparsa, hipnoz etkili olur, aksi halde hipnotize etme girişimi iptal edilir.

    Bir düşündürücü durum yaratıldığında, 'S'den uykunda yürüyenlere çok benzer davranması istenir. Önerinin bir sonucu olarak, yüz derin bir duygu ifade edebilir ve 'S' oldukça hızlı hareket etmek için yapılır.

    Bu aşamada, hastada çeşitli psikolojik durumlar ve yanılsamalar ve halüsinasyonlar oluşturmak için olumlu ve olumsuz öneriler kullanılabilir.

    Olumlu öneride, 'S' ye gerçekte olmayan bir şeyi hissettiği söylenir. Böylece nesneyi algılıyormuş gibi davranır. Su tuzlu olsa bile, sanki şekermiş gibi davranır. Bu yüzden olumlu bir öneri var olmayan bir durumun algılanmasına halüsinasyon ile sonuçlanır. Ancak olumsuz bir öneri, hipnotik olmayan bir kişinin zorlukla gözlemlediklerini algılamamasına neden olur.

    Adamın ortadan kaybolduğu ve sandalyenin boş olduğu söylense bile, kendisi gidecek, boş sandalyeye oturacak ve bir adamın kucağında oturuyormuş gibi davranacaktır.

    Hipnotik devletin altındaki bir adam Napolyon olduğunu söylese, Napolyon gibi davranmak için bir kerede devam edecek. Derin hipnozun ardından hipnotik deneyimler için genellikle oldukça tam amnezi vardır. Böylece, önerinin sonucu olan hipnotik durum, yanılsama, halüsinasyon ve sanrılar, amnezi ve organizmada birçok diğer psikolojik durumlar yaratır.

    Ancak hasta, kendisine düşünceleri iletmek için önerilebilir hale getirmek için herhangi bir çaba önerilmeyecekse boşuna olacaktır. Takıntının zorlama nevrozları ve önerinin etkili olmadığı paranoyak gibi durumlarda hipnozun kesin bir başarısızlık haline geldiği bulunmuştur.

    Çeşitli hipnotikler, bilinçli kontrol altında olmayan vücudun bölümlerini etkilemenin mümkün olduğunu ileri sürdüler. Hastaya etkilenecek parçaların yakıldığını öne sürerek derinin kızarıklığının ve kabarma oluşmasının mümkün olduğu söylenir.

    Son olarak, sübjektif bir durum olarak hipnoz sihir tarafından ortaya çıkmaz, ancak vücutta üretilen fiziksel bir durumdur. Hipnozun terapötik değeri, hipnozun terapötik değeri, Mesmerizm'den bu yana büyük bir tartışma konusudur. Son 100 yıldır hipnoz, Charcot hipnotizmi alana kadar tıbbi uygulamada kullanıldı ve hipnotizmin tıbbi araştırmalarda yeri olmadığı açıklandı.

    Eğer kloroform tıbbi uygulamada icat edilmemiş olsaydı, büyük olasılıkla hipnoz daha kolay tanınabilirdi. Aslında 18. yüzyılda hipnoz cerrahi operasyon amacıyla kullanılmıştır. Bir tedavi yöntemi olarak hipnozun sadece teorik değil, aynı zamanda terapötik değeri vardır. Psikoterapinin temel amacı, hastaya semptomların nedenlerini anlama ve böylece tedavi etme konusunda yardımcı olmaktır. Bir hasta hipnotize edildiğinde, bilinçli aşamasında olsaydı, yapacağı tereddüt ve direniş olmadan bastırılmış bütün istek ve isteklerini kolayca ifade eder.

    Psikanalizin psikoterapide herhangi bir yeri işgal etmediği daha eski zamanlarda bir tedavi yöntemi olarak hipnoz bolca kullanıldı. Terapötik bir yöntem olarak hipnozun değeri, hastanın kolayca önerilebileceği histeri, travmatik nevrozlar, transformasyon histeri vb. İçin daha önemlidir.

    Charcot ve Breiham, bu “hipnoz yöntemi” ile histeri ve savaş nevrozlarını vb. İyileştirerek ün kazanmıştır. Psikanalizin keşfedilmesinden önce, hipnotizm akıl hastalıklarının tedavisinde kullanılan tek yöntemdi. eleştiri

    Bir tedavi yöntemi olarak hipnoz, kusurları nedeniyle çok fazla eleştiriye maruz kaldı. Birçok akıl hastasının vaka öyküsünden hipnoz ile tedavi edilen hastalığın nüks ettiği bulundu. Bu nedenle, bu yöntemle tedavi geçicidir. Bunun nedeni ise; Bir akıl hastalığının altında yatan nedenlerin derinliklerine girmek yerine hipnoz sadece belirtilere saldırır. Bu yüzden hastalığı dokunmadan bırakan semptomları tedavi eder. Hastalık bu nedenle sadece geçici olarak tedavi edilir.

    Hipnozun terapötik değeri çok sınırlıdır. Öneri, bir şekilde yalnızca prestijli ve itibarlı bir kişi tarafından yetkili bir şekilde verildiğinde etkilidir. Ancak analistin prestij değeri yüksek bir kişi olmasını beklemek her zaman mümkün değildir.

    Hipnoz tüm zihinsel hastalıklarda etkili bir terapi olarak çalışmaz. Sadece histeri ve travmatik nevrozlarda etkilidir. Ancak, obsesyon, zorlama ve MDP, Şizofreni, Paranoid, Epilepsi vb. Gibi diğer akut psikotik zihinsel hastalıklar gibi durumlar, bu hastalıklardan muzdarip olan hastalar hipnotize edilemediğinden hipnoz ile tedavi edilemez. Kendini ve çevresini eleştiren birçok insan var. Böylece, hipnoz bu konuda başarısız olur.

    Bir tedavi yöntemi olarak hipnozun başarısı, hastanın bağımlılığı, boyun eğdirici ve sabırsız tavrına bağlıdır, çünkü çeşitli zihinsel hastalıkları olan hastaların bağımlılığı ve sabırsız tutumu olmasını bekleyemez, hipnoz tüm ruhsal hastalıklarda başarılı olamaz. Bununla birlikte, hipnozun toplam başarısı, hastanın doktorla olan ilişkisine bağlıydı.

    Bu hipnoz kusurları nedeniyle, Freud, psikhoneurozları tedavi etmenin eşsiz bir yöntemi olarak kabul edilen psikanaliz geliştirdi. Günümüzde zihinsel hastalıkların tedavisinde bir yöntem olarak hipnozun değeri çok azdır. Psikanalizin yerini alıyor.

    Ancak, psikoterapi sayfalarından hipnoz tamamen yok edilemez ve hipnoanalizde de kullanıldığı için terapötik bir yöntem olarak değerini tamamen inkar edemez. Psikanalizde temel hipnoz kavramı olan öneri de kullanılmaktadır. Tarihsel olarak, hipnoz genel olarak psikoterapinin başlangıç ​​noktasını ve özellikle psikanalizi oluşturdu. Bu nedenle, kusurlarına rağmen, bir tedavi yöntemi olarak değeri tamamen göz ardı edilemez.

    Yazı kaynağı : tr.triangleinnovationhub.com

    PSİKOLOJİK DANIŞMA YAKLAŞIMLARI

    PSİKOLOJİK DANIŞMA YAKLAŞIMLARI

     PSİKOLOJİK DANIŞMA YAKLAŞIMLARI

    1. Psikanalitik Terapi Anahtar Kişi Freud
    Psikoterapi tarihinin ilk görüşüdür, ilk sistemidir. Psikanaliz bir kişilik kuramıdır, bir felsefi sistemdir, bir psiko-terapi yöntemidir.

    Bu dokuz temel yaklaşım 4 kategoride ele alınır:
    1. Psikodinamik yaklaşım
    2. Yedi sosyal psikolojik kuramcı ve ego psikologları denen grup (bunlara neo-freudianlar ya da neo-analitik uygulamacılar diyoruz)
    3. Varoluşçu yaklaşım, kişi merkezli yaklaşım ve Gestalt terapiyi kapsayan, insancıl psikoloji üzerinde temellenmiş deneysel ilişki yönelimli terapiler (hümanistik psikoloji)
    4. Bilişsel ve davranışsal yönelimli, hareket yönelimli tedaviler (T.A., RET, Davranış Tedavisi, Gerçek Tedavisi)

    PSİKANALİTİK TERAPİ

    Anahtar Kavramlar
    1. Kişiliğin Yapısı: Bunlar süreç isimleri olup birbirinden bağımsız işlev görmezler. Sadece kişiliğin anlaşılmasını sağlamak için belirlenmiş hipotetik yapılardır. İd, biyolojik; ego, psikolojik; süperego, sosyal yönleridir.
    İD : İnsan doğduğu zaman tamamıyla id'dir. Psişik enerjinin kaynağıdır. İç güdülerin merkezidir. Organizasyon yoktur. İsteyicidir ve kararlıdır. Birinci süreç düşünceye göre işlev görür. Bunun anlamı zaman, mekan ve mantık kavramının olmamasıdır. Rüyalarda görülür. İd gerilimi kaldıramaz. Böylece hemen "homeostazis"i sağlamaya çalışır. Zevk psensibine göre hareket eder. Zevke yönelir, acıdan kaçar. Mantıksız ahlaksız ve düşüncesizdir. Düşünmez, ister ve yapar. İd bilinçdışıdır. Fakat bilinç öncesi e bilinçte de işlev görür.
    EGO :.Gerçek ve dış dünya ile bağlantıyı sağlar. 2.cil süreç düşünceye göre işlev görür. Mantık esastır. Yer ve durum, zaman gözetilir. Kişiliğin hükümeti, yürütme organı, kontrol edici ve düzenleyicidir. İd, süper ego ve dış dünyadan gelen mesajları yöneten trafik lambası gibidir. Sansür ederek bilinci kontrol eder. Gerçeklik prensibine göre çalışır. Gereksinimlerini doyurmak için planlar düzenler ve uygular. İd' in impluslarını mantık süzgecinden geçirerek kontrol eder. İd sadece öznel gerçekliği bilir. Ego ise öznel gerçekliği dış gerçekliğe uydurmaya çalışır.
    SÜPER EGO : Ahlaklı, kuralcı ve yargılayıcıdır. Kişinin davranışlarını iyi mi ya da kötü mü, doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu görevlendirir. Yasama organı gibi görev yürütür. İdeali belirler, gerçeği değil. Sadece zevk için değil mükemmel olmak için hareket işler. Geleneksel değerleri, toplum ideallerini içerir. Anne-baba-toplum etkisi ile oluşur. İd güdülerini bastırır, egoyu ahlaklı davranmak için iknaya çalışır ve mükemmeli arar. Anne-baba-toplum değerlerinin içrerleştirilmesi ile oluşur. Bu da ödül veya ceza yöntemiyle yapılmıştır. İçrerleştirilen ödül ve gurur duygusuna ve benlik sevgisine, ceza ise suçluluk ve aşağılık duygusuna neden olur.
    2. İnsan doğasına Bakış : (Nedene Dayalı) Deterministiktir. Freud'a göre insanlar mantık dışı güçler, güdüler ve yaşamın ilk beş yılı içerisindeki psiko-seksüel olaylar sonucuda oluşan kişilik çerçevesinde davranırlar. Ortodoks Freudian görüş, her davranışın bir nedeni olduğuna inanır. İnsan bir enerji sisteminden ibarettir.
    Bu enerjinin id, ego ve süper ego arasındaki dağılımı, kişiliğin işleyişini belirler. Bu enerjiye libido adını vermiştir. Başlangıçta sadece cinsel enerji denen libido, kuramın evrimleşmesi ile yaşam enerjisi anlamına dönüşmüştür. Ortodoks Freudian bakış açısı, insanları enerji sistemleri olarak görür. Enerji miktarı sınırlıdır. İd, ego ve süper ego gibi sistemlerden bir tanesi, diğer iki sistem arasında kontrol kurar. Böylelikle kişinin davranış yönelimi belirlenir. İd psişik enerjinin deposudur. Ego ve süper egonun çalışması için güç sağlar. İd aynı zamanda libido ile bağlantılıdır. Libido insan ırkının ve bireyin yaşamını devam ettirmeyi hedefler. Büyüme, gelişme ve yaratıcılığı sağlar. Bunun tam karşıtı ölüm korkusudur(Destrudo). Saldırganlık dürtüleri destrudonun ürünüdür. Freud'un insan ırkına karşı kötü bakış açısı, daha sonraları çok eleştirilmiştir. Saldırganlığın doğuştan olduğu düşüncesi en fazla eleştiri alan görüşüdür.
    3. Bilinçdışı ve Bilinç : Bilinçdışı kaavramı Freud'un psikolojiye getirdiği en büyük katkısıdır. Daavranış problemlerinin anlaşılmasında ana kavram olmuştur. Bilinçdışı üzerinde direkt olarak çalışılamaz. Ancak bazı klinik yöntemler ve gözlemlerle fark edilebilir. Bunlar;
    a. Rüyalar,
    b. Dil sürçmeleri ve unutmalar,
    c. Hipnoz esnasında yapılan telkinlerin daha sonra davranışa dönüşümü
    d. Serbest çaağrışım tekniklerinden çıkarılan materyaller ile,
    e. Projektif tekniklerden çıkarılan materyaller ile,
    Freud'a göre bilinçlilik, toplam zihnin çok az bir bölümünü işgal eder. Bilinç dışı ile bilinç arasında istendiği zaman fark edilebilir bir alan vardır. Buraya bilinç öncesi denir. Kabul edilemeyen gereksinim ve istekler bilinçdışına bastırılır. Psikanalitik terapide amaç, gerçek psikolojik fonksiyonların içinde geçtiği bilinçdışını, bilinçli kılmaktır. Bilinçdışını fark etmiyor olsak bile, davranışlarımızı etkileyicidir. Bilinçdışı süreçler, bütün nevrotik tipteki davranışların kökenini teşkil eder. Bilinçdışının fark ettirilmesi durumuna "içgörü" denir. İki türlüdür:
    1. Bilişsel İçgörü 2. Duygusal İçgörü
    Bilişsel içgörü tek başına davranışı değiştirici değildir. Semptomun anlamını keşfetme, bilinçdışı bastırılmış materyalin açığa çıkmasını sağlar.

    ANKSİYETE (Freud)

    Psikanalitik görüşte, insan doğasını anlamanın bir yolu da, bu kavramda kapsamlı olarak ele alınan anksiyete kavramıdır. Anksiyete, bizi birşeyler yapmaya iten bir gerilim durumudur. İd-ego-süper ego arasındaki çatışmalar sonucu ortaya çıkar. Bunun işlevi, egoyu bilinç dışı dürtülerrin ortaya çıkması tehdidine karşı uyarmaktırr. Eğer ego akılcı ve direkt yöntemlerle anksiyeteyi kontrol edemezse, gerçek dışı yöntemlere yani savunma mekanizmalarına başvurur. 3 tür anksiyete vardır:
    1. Gerçeklik Anksiyetesi Ş Dış dünyadan gelen tehditlerre karşı duyulan korkudur. Anksiyatenin düzeyi tehdit düzeyi ile gerçekçi olarak bağlantılıdır.
    2. Nevrotik Anksiyete Ş İç güdülerinin elden gideceği korkusudur. Cezalandırılma korkusu esastır.
    3. Törel Anksiyete Ş Kişinin kendi vicdanından korkmasıdır.
    Bilinci iyi gelişmiş bir insan bu son iki anksiyeteyi fazla yaşamaz. Vicdanı çok fazla gelişmiş bir insan, ahlaki değerlerine ters hareket ettiği zaman rahatsızlık duyuyor.

    SAVUNMA MEKANİZMALARI

    Bireyin anksiyete ile başa çıkmasında ve egonun hasar görmemesinde yardımcıdır. Patolojik olmaları gerekmez. Gerçek ile yüzleşmekten kaçınma ve bir yaşam stili olma sözkonusu değilse, uyumsaal değere ssahiptritr. Savunmalar kişinin gelişim düzeyine ve anksiyatenin derecesine göre kullanılır. Genelde 2 özellikleri vardır:
    a. Gerçeği bozar veya inkar ederler b. Bilinçdışı düzeyde işlev görürler
    Freud'un kuramına göre gerilimi azaltarak denge sağlamada (homestatiste) yardımcıdır.
    1. Represyon (Bastırma) : En önemli savunma mekanizmasıdır. Freudian süreçte, diğer ego savunma mekanizmalarının ve nevrotik bozuklukların temeli olarak bilinir. Toplum istekleri için bastırıldığından nevrotik olurlar. Freud'a göre depresyon, herhangi bir şeyin istemsiz, bilinçsiz olarak, olacak hale getirmesidir. Yaşamın ilk 5 yılı içerisinde acı veren olayların, çocuğun represe edilerek daha sonraki davranışları etkilediği varsayılır.
    2. Denial (İnkar) : Cameron'a göre denial, represyona benzer. Fakat hem bilinç öncesini hem de bilinç düzeyini etkiler. Gerçeğin inkarı bütün savunma mekanizmalarının en basitidir. Travma yaratan koşulda bireyin düşünce, duygu ve algılarının saptırılması esasına dayanır. Kişinin, anksiyeteye karşı gözlerini kapatma yolu ile gerçeği görmeze gelmesiyle, mücadelesidir. Savaş ve diğer felaketlerde bazı insanlar acı veren durumu kabul etmemek için kendi kendilerini kör etme eğilimi taşırlar.
    3. Reaksiyon Formasyon (Tepki Oluşturma) : Tehdit edici iç dürtüye karşı bir dürtüyle mücadele etmektedir. Böylelikle kişi, bu dürtünün yaratacağı anksiyeteden tersi yönde tutum ve davranışlar geliştirerek kurtulur. Çok sevdiğimiz birinden nefret etmemiz ve ya tersi veya kabalığı aşırı nezaketle örtmemiz buna örnektir.
    4. Projeksiyon (Yansıtma) : Kabul edilmeyen istek ve dürtülerin bir başka kişiye atfedilmesidir. Saldırganlık gibi impluslar bende yok onda var kaydında düşünülerek rahatlama sağlanır. Buna örnek olarak kızına cinsel ilgi duyan bir adam onu baştan çıkarıcı olmakla suçlayabilir. Böylece kendi isteklerini görmeze gelir.
    5. Deplasman (Yön Değiştirme) : Anksiyete ile başa çıkmanın bir diğer yolu, tehdit edici uyarandan emin bir uyarana içgüdünün boşalımının yönlendirilmesidir. Tehdit edilen uyarandan çekilen enerji diğer emin uyarana aktarılır. Örnek; patronuna kızan kişinin çocuğuna bağırması.
    6. Rasyonalizasyon (Akla Uydurma) : Bazı kişiler egolarını kandırmak için iyi nedenler bulurlar. Kişi başarısızlığa uğradığı zaman bunu gerçekte istemediğini söyleyebilir. Böylelikle becerememe ve kayıp duygusundan kurtulunulur.
    7. Süblimasyon (Yüceltme) : Freudian bakış açısına göre yaratıcı özellik, cinsel enerjinin yön değiştirerek yaratıcı davranışlara yüceltilmesi esasına dayanır. Böylelikle cinsel enerji kabul edilebilir ya da hayran olunabilir hale gelir. Örnek; saldırganlık dürtüleri sportif aktivitelerle yüceltilebilir. Böylelikle kişi saldırganlık dürtülerine karşı ödül alır.
    8. Regresyon (Gerileme) : Geçmiş dönemlere dönülerek stresin yarattığı gerilimden kurtulmaya, olgunlaşmamış ve uygunsuz davranışlar yapılarak anksiyete ile başa çıkmaya kalkışılır. Örnek; okulda korkmuş olan çocuklar ağlayarak, aşırı bağımlılık göstererek, parmak emerek, saklanarak, öğretmene meydan okuyarak regrese olurlar. Kendilerini güvende hissettikleri dönemde genelde regrese olurlar.

    9. Intrejeksiyon (İçe Alma) : Diğer insanların değer ve standartlarının yutulmasıdır. Örnek; esir kamplarında mahkumlar düşmanın değer yargılarını kabul ederek, saldırganla özdeşleşerek anksiyeteden korunmaya çalışırlar. Çok dayak yiyen çocukların çok kavga etmeleri buna örnektir. İçe almanın anne-baba değerlerini, tutumlarını, terapistin tutumlarını içe almada olduğu gibi olumlu şekilleri de vardır.
    10. Idertifikasyon (Özdeşleşme) : Çocuklukta cinsel rol, davranışların öğrenildiği gelişimsel bir süreçtir. Aynı zamanda bir savunma tepkisidir. Başarısız olma duygusunun ortaya çıkmasını engeller. Bu nedenle aşağılık duygusu olan insanlar, bazı örgütler, fikirler veya kişilerle özdeşleşerek kendilerini değerli hissetmeye çalışırlar.
    11. Kompensasyon (Telafi Etme) : Kişinin sınırlılıklarını kapatmak için olumlu özellikler göstermesidir. Aşağılık duygusu olan insanlar bedensel olarak kendini güzelleştirmeye çalışırlar. Sosyal olarak yetersiz, yalnız kişiler, zihinsseel olarak kendini geliştiren zeki insanlardır. Bu mekanizma direkt olarak uyum sağlama değeri taşır. Beni yetersizliklerimle değil başarımla değerlendirsinler düşüncesini yansıtır.
    12. Ritüel Undoing (Yapboz veya İptal) : Suçluluk duygusu taşıyan insanlar, yap boz eylemleri ile ayrıntılı ritüellerle(tören) bu duygularını yok etmeye çalışırlar. Olumsuz düşünce ve davranışın iptalini temsil eder. Sıkıntı bu yöntemle bir miktar azaltılabilir. Çocuğunu reddetme düşüncelerine sahip bir baba ona aşırı ilgi gösterebilir.
    Psiko-Terapi Süreci
    Amaçları
    Freudian psikanalitik terapinin iki amacı vardır:

    1. Bilinçdışını bilinçli kılarak bireyin kişilik yapısını iyileştirmek,
    2. Davranışları iç güdüsel yönelimli olmaktan çıkartıp daha gerçek yönelimli yapmak için egoyu güçlendirmek.
    Bu amaçlar doğrultusunda kullanılan yöntemler, bilinçdışını açığa çıkarmaya yönelik bir özellik taşır. Terapi süreci çocukluk yaşantılarının üzerinde odaklaşır. Bu yaşantılar tartışılır, yorumlanır, analiz edilir ve böylelikle kişilik yeniden yapılandırılır. Psikanalitik terapi kişiliği oluşturan yapı taşlarının tek tek tanımı kişiyi rahatsız etmeden çıkartılıp yeniden inşa edilmesi esasındadır. Amaç sadece problemleri çözmek ve yeni davranışlar kazanmak değildir. Kişilik değişimini sağlayabilmek için, geçmişin derinliklerine inmek yolu ile benlik anlayışının arttırılması esastır. Analitik terapi iç görüyü sağlamak esasına dayanır. Bu entelektüel olarak kişiliği anlamaktan farklı bir anlamdadır. Geçmişle bağlantılı duygu ve anıların anımsanması esastır.
    TERAPİSTİN İŞLEV ve ROLLERİ

    Klasik analiz, beyaz bir perde gibidir. Kendi kişiliğine ilişkin hiçbir mesaj vermemeye çalışır, nötr olmak zorundadır. Hastayla beraber üzülüp sevinmemelidir. Çünkü bu tür tutumlar transferans ilişkisini kuvvetlendirir. Eğer terapistler kendilerine ait mesajlar vermezlerse, inanç ve tutum ortaya koymazlarsa, hastanın ona yönelik duyguları, tam anlamıyla onun geçmişinden getirdiği materyaller olur. Bu tür projeksiyonlar, kişinin geçmişinde bastırdığı duygu ve yaşantılara ait bilgi edinilmesini kolaylaştırır. Ancak kısa psikanalitik terapilerde bu yöntemin kullanılması mümkün olmaz. Çünkü transferans analizi zaman alıcıdır. Analistin temel görevlerinden bir tanesi, onun sevmesi ve çalışması için yeterince özgür olabileceği ortamlar yaratmasına yardımcı olmaktır. Terapistin diğer işlevleri, danışanın benlik farkındalığını arttırmak, dürüst ve etkili kişiler arası ilişkiler kurmasına yardımcı olmak, sıkıntı ile baş etmede gerçekçi yollar bulmasını sağlatmak, içgüdüleri ve mantıksız davranışları üzerinde kontrol kurmasına yardımcı olmaktır. Bunları yapabilmek için öncelikle hastayla çok iyi diyalog kurmalıdır. Bundan sonra dinleme ve yorumlamaya başlayabilir. Hastanın direncinin üzerinde durulması önemli bir sorundur. Öncelikle hastanın konuşmalarını çok iyi dinlemeli, terapinin ileri safhalarında yorum yapılmalıdır. Erken yorum hastanın kaçmasına neden olur. Terapist, danışanın anlattıklarındaki yetersizlik ve boşlukları, unutulan ve eksik bırakılan şeyleri çok iyi analiz etmelidir. Terapi seanslarını çok dikkatli gözlemlemelidir ve danışanı ona yönelik duyguları ile ilgili ipuçlarına çok dikkat etmelidir. Kişilik yapısının ve psiko-dinamiklerin anlaşılması, danışanın problemlerinin gerçek doğasının anlaşılmasını sağlar. Danışmanın temel işlevlerinden biride, danışanın problemlerine iç görü sağlayabilmesi için kendi kendisini gözlemleyebilmesini öğretmektir. Kişi iç görü sağlamayı başardıkça yaşamı üzerinde de gerçekçi kontroller kurabilmeyi başarır.

    DANIŞANIN TERAPİDE YAŞADIKLARI
    Danışanlar yoğun ve uzun süreli bir terapiye geldiklerinin bilincinde olmalı ve istemli olmalıdırlar. Genel olarak terapi haftada birkaç kez, bir saat olmak üzere 3-5 yıl sürer. Yüz yüze konuşulan seanstan sonra, terapist danışanı serbest çağrışım başlatmak üzere divana yatırır. Serbest çağrışım esnasında danışan duygularını, yaşantılarını, çağrışımlarını, anı ve fantezilerini anlatır. Bir divan üzerinde uzanıyor olmak, çevre uyaranlardan kişinin en üst düzeyde yalıtılması için gereklidir. Klasik psikanaliz divan konusunda ısrarcı olmakla birlikte, bir çok psikanalitik terapi yüz yüze konuşma esaslı yapılmaktadır. Bu terapiler serbest çağrışım yöntemini kullanmazlar. Direkt olarak transferans, rüyalar ve diğer bilinç dışı ip ucu veren yöntemleri kullanırlar. Danışan analize gelmeye karar verdikten sonra ücret konusu mutlaka ödenmek üzere anlaşılmış olunmalıdır. Kesinlikle her şeyin konuşulması konusunda anlaşılmış olunmalıdır. Terapi seansları boyunca danışan değişik dönemlerden geçer. Bu dönemler şunlardır:
    1. Analistle iyi bir ilişkinin sağlanması,
    2. Tedavi konusundaki çatışmaları yansıtma,
    3. Geçmişe ve bilinç dışına iç görü sağlama,
    4. Kendisi hakkında daha fazla öğrenmemek için direnç geliştirme,
    5. Analistle transferans ilişkisi kurma,
    6. Tedavinin derinleştirilerek dirençlerinin giderilmesi, örtülü materyallerin açığa çıkmasına izin verme,
    7. Tedavinin sonlandırılması.

    TERAPİST-HASTA İLİŞKİLERİ
    Danışanın analistle ilişkileri transferans kavramı içinde yer alır. Transferans süreci psikanalitik yaklaşımın odak noktasıdır. Transferans hastanın geçmişindeki önemli kişilerin hasta üzerinde yarattığı etkiye ilişkin bilgi sağlamaktır. Terapi ilerledikçe çocukluktaki duygu ve çatışmalar derinden yüzeye çıkar. Danışan duygusal olarak represe olur.
    Güvenip güvenmeme, sevmeye karşılık nefret, bağımlılığa karşı bağımsızlık, otoriteye karşı utanç ve suçluluk ... gibi çatışmalar ve bunlara ilişkin duygular yüzeye çıkar. Hastanın geçmişinde sevgi, cinsellik, saldırganlık, sıkıntı ... gibi çatışmalar transferansta ifade edilir. Bunları yeniden yaşayarak ve bunları analistle bağlantılayarak kişi, bu eski materyalleri gündeme getirmiş olur. Danışan analisti cezalandırıcı, kontrol edici, isteyici, otorite figürü olarak görebilir. Örnek; sevmediği babasını analiste transfer edebilir. Bu negatif transferanstır. Ya da pozitif transferans yaparak analiste aşık olabilir. Böylelikle ihtiyacı olan sevgi, kabul ve onayı terapistin güçlü kişiliğinden sağlamaya çalışarak benliğini iyileştirmeye çalışabilir. Eğer terapide transferans ilişkişi çözülürse hasta iyileşebilir. Buradaki çözülmenin anlamı, danışanın geçimişindeki yaşantıları nasıl bugüne getirdiğini, farkettirilmesidir. Böylelikle danışan günlük yaşamdaki çatışma ve savunmalarını anlayabilir. Transferans analizi terapi sürecinin çok önemli kısmını işgal eder.
    Transferansla uğraşma süreci, bilinçdışı materyallerin ve savunmaların keşfedilmesi sürecidir. Bu savunmaların çoğu erken çocuklukta edinilir. Sevgi gereksinimi ve anne baba figürlerini kabul etmesi gibi, bebeklik dönemine ait dürtülerin yol açtığı davranışlar ve bilinçdışı materyaller kişiye farkettirilerek, ruhsal anlamda özgür olması sağlanır. Eğer telepatik ilişki içerisinde, hastanın bu talepte bulunuculuk dönemi anlaşılıp çözümlenmezse, kişi bu bebeksi isteklerine diğer insanlar tarafından sevilme ve kabul edilmek için gereksinim duymak şekline dönüşütürülür. Terapist hasta ilişkisi, çocukluğa ilişkin bu güdülerin görünür hale geldiği bir sahnedir.
    "Transferans tam anlamıyla çözülebilir mi?"
    Çocukluğa ait bütün gereksinim ve travmalar tek bir terapiste yansıtılamayacağı için çözülemez. Terapide bizim üzerinde durduğumuz günlük yaşamımızdaki diğer insanlara yansıttığımız, yönelttiğimiz bilinçdışı duygular ve gerçekçi olmayan isteklerin farkettirilmesidir. Terapist de bin insan olduğuna göre terapistin geçmişi de, çözmemiş olduğu çalışmalarda danışana yansıyabilir. Terapistin kendisi bu yoğun ilişki içerisinde bilinçdışı çatışmalar yaşayabilir. Hatta terapistin kendisi terapiden geçmiş olsa bile bu durum olabilir. Kontrtransferans dediğimiz bu durum terapistin gereksinimlerini, çözemediği çalışmalarını, mantıklı olmayan tepkilerini danışana yansıtmasıdır. Örnek; aşırı bağımlı bir hasta koruyucu anne ya da babavari tutumuyla hastayı aşırı şekilde yönlendirerek ona nasıl yaşayacağını, nasıl seveceğini, annesine nasıl güvenmesi gerektiğini söyleyerek onu yönlendirebilir. Böylelikle hastanın bağımlılık derecesini arttırırı. Kendisi bu durumu yaşayarak kendisini önemli hissetme gereksinimini karşılayacak, kendi kendisinie terapi yapmaya çalışacaktır. Bu türdeki tutumlar terapinin ilerlemesini engeller.
    Analist ne tür hastaların ve ne tür problemlerin kendisinde duygusal tepkiler uyandırdığının farkında olmalıdır. Kendi çatışmalarını farkederek, bunların çözümü ve iyileştirilmesi yoluna gitmeli, en azından kendisini bu gibi durumlarda frenleyebilmelidir. Objektif olmalı, öfke, sevgi, eleştiri gibi yoğun duyguları danışana yöneltmemelidir. Terapist insan olsa bile mesleği gereği problemlerini çözmek zorunda olan bir insandır. Çözülmemiş problemlerini terapiye yansıtmamaya özen gösterilmelidir.
    Hastanın terapiste yönelttiği bütün bu duygular transferans değildir. Bunların birçoğu gerçekten terapiste karşı hissedilen duygularda olabilir. Terapiste yönelik her olumlu duygu (+) transferans olmayabilir; olumsuz duygu da (-) transferans değildir. Aynı şekilde terapistin hastaya duyduğu her duygu da kontrtransferans değildir. Gerçekle bağlantılı olabilir. Diğer terapilerden daha fazla psikanalitik terapide hasta terapist ilişkisine önem verilir. Çünkü transferan üzerinde çalışılarak, bilinçdışı psikodinamiklere içgörü sağlanar.
    Psikanalitik yaklaşım tam bir kişilik değişimi veya yüzeysel çatışmaların giderilmesine yönelik değildir. Dinamik anlamda benlik anlayışının kazanılması esastır.

    Uygulama :

    TERAPİ TEKNİKLERİ VE SÜREÇ

    Psikanalitik terapi teknikleri hastanın davranış ve semptomlarına, entelektüel içgörü sağlamasına yöneliktir. Terapi ilerledikçe hastanın kendisini anlatmasıyla sağlanan kotorsisin (boşalma), tedavi edici etkisinin yanı sıra bilinçdışı materyali içgörünün sağlanması yoluyla yeniden eğitim ve kişilikte kalıcı değişiklik sağlanması mümkün olur. Psikanalitik terapinin 5 temel tekniği vardır.:
    1. Serbest Çağrışım : Temel bir tekniktir. Analist hiçbir sansür yapmaksızın hastanın zihnine gelen düşüncelere,i ona acı ve ızdırap verse bile durmaksızın söylemesini ister. Böylelikle gerçekte danışan kendi düşünce ve duygularını izleme olanağı bulur. Divan üzerine uzanmış hastanın serbest çağrışımları hiç kesilmeksizin dinlenir. Serbest çağrışın bilinçdışı istek, fantezi, çatışma ve güdülere bir kapı açılmasına yardımcı olur. Güçlü ve yoğun duygular açığa çıkar. Geçmişle bağlantısı anlaşılır. Analistin görevi bu materyalin içinden represe materyalleri çıkarmak, bilinçdışının kilitlerini araştırmaktır. Serbest çağrışımdaki sıralanım, analiste, danışanın olarlar arasında bağlantı kurma tarzını anlamasına olanak sağlar. Çağrışımdaki engellemeler, kesilmeler, anksiyete yaratan materyalin açığa çıkmasını engellemek içindir. Analist hastaya içgörü kazandırmak amacıyla bu materyalden yola çıkarak yorum yapar.
    2. Yorum : Serbest çağrışımların, rüyaların, dirençlerin ve transferansın analizi ile yapılır. Analist hastanın rüyalarında, serbest çağrışımında, direncinde ve terapatik ilişkisindeki davranışlarının anlamlarını danışana açıklar, hatta öğretir. Yorumun işlevi egonun bilindışından gelen bu eni materyallerin özümletmesini sağlatmak, bilinçdışı materyalin üzerindeki örtüyü biraz olsun kaldırabilmektir. Çok iyi zamanlanmalıdır. Eğer erken yapılırsa danışan yorumu reddeder. Hasta kendi bilinçdışı materyalleri tolere edecek haldeyken (kabul edecek) yorum yapılmalıdır. Bir diğer kural yorumun yüzeyden derine doğru kademe kademe yapılmasıdır. Yorumdan önce mutlaka savunma ve dirençlerin çözülmüş olması gerekir; yoksa duygusal içgörü sağlanamaz.
    3. Rüya Analizi : Rüyalar bilinçdışı materyallerin anlaşılmasına olanak sağlar. Çözülmemiş sorun alanlarına içgörü sağlar. Uyku sırasında savunmalar azalmıştır. Bu nedenle represse edilmiş materyal yüzeye çıkar, bilinçdışı istek ve gereksinim ve korkular ifade edilir. Bazı materyaller direkt olarak değil sembolik olarak sunulmuştur. Rüya analizi yapabilmek için sembollerin anlamını çok iyi bilmek gerekir, Rüyalar iki düzeyde içeriğe sahiptir:
    a. Gizli içerik b. Görünürdeki içerik

    Gizli içerik sembolik ve bilinçdışı güdüleri kapsar. Bunlar bilinçdışı saldırganlık ve cinselik içgüdülerinin kişiyi rahatsız etmesi, dolayısıyla şekil değiştirerek daha kabul edilir görünürdeki içeriğe dönüşmesiyle kişi tarafından kabul edilebilir hale gelir. Rüya analiste, rüyayı analiz yaparken serbest çağrışım da yaptırabilir. Böylece görünürdeki içeriğin altındaki gizli içerik anlaşılabilir.
    4.Direncin Analiz ve Yorumu : Direnç terapinin ilerlemesini engelleyen her türlü şeydir. Bilinçdışı materyalin anlaşılmasını hedefler. Hasta rüya ve serbest çağrışım analizleri esnasında, bazı duygu, düşünce ve yaşantıları konuşmak istemeyebilir. Freud'a göre bunun nedeni, bilinçdışı bastırılmış materyalin açığa çıkmasıyla ortaya çıkabilecek anksiyeteyi önlemektir.
    Analist, direnç yorumu esnasında danışana direncinin nedenlerinin farkına varmasını sağlatmayı hedefler. Direnç genellikle danışanın yorumu reddetmesi olasılığını azaltır ve direnç davranışını anlayabilmesine olanak sağlar. Direnç, günlük yaşamdaki savunma mekanizmalarının işlevine sahiptir. Hastayı anksiyeteden korur. Fakat günlük yaşamında dirençli bir kişi, yaşamını yaşayamaz. Direnç, anlamı bilinçdışı materyalin bilince seçmesini engellemektir. Transferansın gelişimi esnasında direnç oluşumu psikanalitik terapinin normal bir gelişim olayıdır. Terapi ilişkisi esnasında danışanın kaçındığı her hangi bir durum bilinçdışı materyalin açıldığını gösteren fakat kapatılmaya çalışıldığının bilgisini veren terapist tarafından yorumlanması gereken önemli bir ipucudur.
    5.Transferans Yorum ve Analizi : Danışan analistle ilişkisinde, geçmişinde anne-baba veya başkalarına yönelik reddettiği duyguları ve saldırganlığı yeniden yaşar. Klasik analizde transferans istenilen bir şeydir. Ve analist mümkün olduğu kadar nötr, ayna gibi olarak bunu güçlendirir. Ancak bir çok analitik terapist bu kadar önem vermeksizin, diğer tekniklerle beraber kullanırlar. Transferans analizi ile hastanın fiksasyonları, yoksunlukları, geçmişinin bugüne etkisi anlaşılır. Hasta transferans analizi ile duygusal olarak gelişmesini geciktiren geçmiş fiksasyonlarının bugün ki yansımalarını görür.


    PSİKANALİTİK TERAPİNİN ETKİLİ OLDUĞU DURUMLAR

    Psikanalizde, birinci düzeyde etkili olduğu durumlar, semptom yaratan psikolojik çatışmalardır. Psikanalizin fobi, obsesif-kompülsif bozukluk, bazı anksiyete bozuklukları, hafif depresyon ( distimik bozukluk), bazı kişilik bozuklukları ve bazı implus kontrol bozuklukları (aşırı yeme, saldırganlık, kumarbazlık...)' nda etkili bir tedavi şeklidir. Ancak tanıdan daha önemlisi, hastanın kendisini derinliğine analizde işbirliği sağlanması ve benlik farkındalığını içrel değişime dönüştürebilme yeteneğidir. Eğer terapiste yönelik transferans gerçekleşmezse analiz mümkün olmaz. Psikotikler gerçekçi ve duygusal bağlar kuramamaları nedeni ile dışta bırakılırlar. Transferansın bu gibi kişilerle geliştirilmesi ve çözülmesi mümkün değildir. Analiz olan hastanın früstrasyon toleransı bir patolojik tarzdan dönüşmeyecek ve kontrolünü kaybetmeyecek derecede güçlü olmalıdır. İlaç bağımlılarında, egolarının früstrasyona karşı güçlü olmaması nedeni ile dışta bırakılırlar. Früstrasyon, egonun gücünün direk göstergesidir. Früstrasyon toleransı güçlü ise kişilik güçlü, zayıf ise kişilik zayıftır.
    TERAPİNİN ETKİLİ OLMADIĞI DURUMLAR

    Genelde 40 yaşın üzerindekilerde önemli kişilik değişimi için esnekliğin olmadığı düşünülür. Ancak önemli olan yaş değil, kişinin değişme isteği ve iç gözlem yapabilme kapasitesidir. En verimli yaş genç yetişkinliktir (25-35 yaş). Çocuklarda serbest çağrışım yerine oyun terapisi uygulanarak analiz yapılabilir. Zeka faktörü, süreci anlama ve işbirliği yapması mümkün olabilecek kadar zaki olmalıdır. Yaşam koşulları, terapiye gelmesini engelleyici koşullar olmamalıdır. Zaman, hastanın değişmek için beklemesi ve zamanının olması gereklidir. Acil semptomları olan (örnek; intahara yatkınlığı olan) hastalar psikanalize alınmamalıdır. İlişkinin doğası, arkadaşlar, akrabalar analiz edilmemelidir. Çünkü transferans gelişemez ve objektiflik mümkün olmaz. bazı hastalar bazı terapistlerle çalışamazlar. Bu birkaç seansta anlaşılır. Bazıları kadın, bazıları da erkek terapistten hoşlanırlar.


    PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ

    Psikanalizin kavramsal ve teknik olarak değişmiş şeklidir. Psikanalizde transferans ve bunun altındaki bebeklikteki çatışmalara ulaşmak yatar. Psikanalitik psikoterapide ise şu andaki çatışmalar, hastanın şu andaki psikodinamik örüntüleri önem taşır. Psikanaliz, transferans analizi ve serbest çağrışım tekniklerini kullanarak; psikanalitik psikoterapi ise görüşme ve tartışma ile çok az serbest çağrışım kullanır. Psikiyatriste yönelik tepkilerin psikanalizdeki kadar büyük önemi yoktur. Ancak terapiste yönelik tutum ve tepkileri zaman zaman ortaya çıkar ve faydalı tarzda kullanılır. Tedavi tekniği olarak divan kullanılmaz. Psikanalitik psikoterapi tek bir destekleyici görüşme şeklinde olabileceği gibi, haftada 1-3 defa yapılacak, birkaç yıl sürecek tedavi şeklinde de olabilir. psİkanalitik psikoterapinin 2 önemli tipi vardır:
    1. İç Görü Yönelimli Terapi : Varolan duygu, tepki, davranış özelliklerine, ilişkilerine ait dinamikleri anlamak önemlidir. İç görü hastanın kendi kişiliğini anlamasıdır. Ego gücü, yeterli kişilere yapılabilir. Terapilerin ikiliği, sadece geliştirilen iç görüye bağlı değildir. Terapistle özdeşleşme yargılamayan, sınır koymayan bir ortamda duyguların açığa çıkarılması ve diğer insan ilişkisi etkenlerine bağlıdır. Hastanın zayıf egosuna destek olunarak uyumsuz davranışlarına gerçekçi sınırlandırmalar yapılarak, terapist müdahalelerde bulunur. Terapist, hastanın çocukluğundaki önemli figürlerle kendisi arasında, hastanın bulduğu farklılıklar üzerinde tartışır. Böylelikle hasta ebeveynlerine ilişkin tutumlarını genellediğinin, tepkilerini genellediğinin farkına varır. Böylelikle otorite figürlerine otomatik tepkiler gösterdiğini farkeder.
    2. Destekleyici veya İlişki Yönelimli Terapi : Amaç, savunmaların onarılması veya güçlendirilmesi, bozulan kapasitenin arttırılması. Hastanın suçluluk, utanç ve sıkıntılarını ele alması çok zor olan dış baskı ve früstrasyonlarla karşılaştığında, gereksinim duyduğu kabul bağımsızlık sürecini kapsar. Destekleyici terapi birçok yöntem kullanır. Bunlar;

    a) Sıcak, dostça, güçlü ilişki,
    b) Bağlanma gereksinimlerinin doyurulması,
    c) Uygun ve bağımsızlık tarzı sağlamak için destek verme,
    d) Hoşlanacağı uğraşılar geliştirmesine yardımcı olma,
    e) Yeterli dinlenme ve eğlenme,
    f) Eğer mümkünse aşırı zorlanmaların kaldırılması,
    g) Gerektiği zaman hastaneye yatırılması,
    h) Semptomları hafifletmek için ilaç tedavisi,
    i) Varolan konular üzerinde rehberlik.

    Bu teknik hastanın kendisini daha güvenli, emin, kabul gören, az sıkıntı hissetmesine yardımcı olur. En büyük tehlike aşırı bağlanmasıdır. Bunun için terapist hastayı gittikçe daha bağımsız kılmaya çalışmalıdır. Hasta ile terapist arasındaki ilişkiler, hastayı yıkıcı veya hatalı ebeveyn tutumlarından farklı tutumlar olduğunu öğrenir. Sanki ebeveynlerinin hatalarını nötralize eder. Hasta böylelikle yeni anne-baba modeli ile özdeşleşme olanağı sağlar. Alexander buna "destekleyici duygusal yaşantılar" adını vermiştir. Bir çok hastalık için faydalıdır. Daha çok ego zayıflığı olan hastalarda kullanılır ve sağlıklı kişilerde aşırı kriz durumlarında kullanılır.

    PSİKANALİTİK KURAMIN GELİŞTİRİLMİŞ-UYARLANMIŞ ŞEKİLLERİ

    Alfred ADLER bireysel psikoloji, Carl G.JUNG analitik psikoloji, Karen HORNEY-Harry STACK-Sullivan kişiler arası kuram, Eric ERİCSON gelişim kuramı, Wilhelm RİCH beden yönelimli terapiler.
    Bu kuramların hepsinin ortak yanı, sosyal ve kültürel etkenlere büyük önem vermeleridir. Bir tür sosyal psikolojik bakış açısı geliştirmişlerdir. Freud'un kişiliği açıklamaktaki dar biyolojik belirleyicilerine verdiği önemi geliştirmiş ve genişletmişlerdir. Toplam bazında kişiliği belirleyici faktörler üzerinde durmuşlardır. Kişiliğin sadece çocuklukta oluştuğu görüşünü reddetmişlerdir. Horney, fromm, Sullivan'ın kuramları sosyal psikolojik kuramlar olarak bilinir. Ericson; ego psikologu olarak bilinir. Freud'un düşüncelerini esas almakla birlikte geliştirmiştir. İnsan kişiliğinin oluşumunun, çocuklukla sınırlı olmadığını ortaya koymuştur. Rich; çağdaş beden yönelimli psikoterapilerin öncüsüdür. Rich'in katkıları karakter kavramı üzerindedir.
    Jung ve Analitik Kuram : Diğer analitik psikolojidir. Jung'un analitik psikolojisi şu anda Amerika'da yeniden gündeme gelmiştir. Özellikle varoluşçu gençler arasında ilgi duyulmaktadır. Din, mistizm üzerine olan görüşleri en çok bilinenlerdir. Jung'un insana bakışında amaçların rolü önem taşır. Geçmiş değil geleceğe bakış önemlidir. İnsanın ne olmak istediği önemlidir. Jung'a göre insanlar sadece çocuklukta yaşadıklarından değil gelecekte ne beklediklerinden de etkilenirler. Geçmiş yaşantılar şu anda, etkisinde önem taşır. İnsan büyüyen ve evrimleşen bir varlıktır. Benlik gerçekleştirmeyi anlamak, insan gelişimini anlamak için esastır. Freud iç güdü ve implusları vurgularken cinsellik, saldırganlık ve ölüm içgüdülerinde; Jung insanı bilişsel ve yaratıcı yönleri ile, kişilik bütünlüğü ile, gelecek için yaşamın anlamı ile ilgilenir. Jung, Freud kadar hatta ondan da bilinç dışına vurgu yapar. Ona göre bilinç dışı sürekli hissedilmeli, geliştirilmeli ve kullanılmalıdır. Bilinçdışı sadece kişisel değildir. Aynı zamanda kollektif bir bilinçdışımızda vardır. Bu, insanın bir tür olarak yaşadığı deneyimleri içerir.
    Bunun varlığını tarih, mitoloji, ilkel kavimlerdeki rituller(tören), din ve evrensel sembollerle görüyoruz. Jung, bilinçdışı güçleri yaratıcı ve yıkıcı olarak ikiye ayırır. Bunlar sadece çocuklukta bastırılmış yaşantılar değil, yaratıcılığı yaşamın kaynağı olan duyguları da içerir.

    Kişiliğin Dinamikleri ve Yapıları

    Jungien psikoloji birçok kişilik yapısı üzerine temellenmiştir. Bunların her biri diğeriyle bağlantılıdır. Bu önemli kişilik yapıları ego, kişisel bilinçdışı, kollektif bilinçdışı, persona, anima, animus, gölge ve benliktir. Ayrıca içe ve dışa dönük olmak üzere kişiliğin iki temel tutumu vardır. Bunlar:
    Ego Ş Bilincin merkezidir. Düşünme, duygu, algı, anımsama ... egonun fonksiyonlarıdır. Kendimizi ve dış dünyayı algılamamızı sağlatır.
    Kişisel bilinçdışı Ş Yaşantılar sonucu oluşan materyalleri içerir. Bunlar bilinçli olarak yaşanmış ve bastırılmış deneyimlerdir. Unutulmuş ve görmezden gelinmiştir. Acı veren düşünce ve fikirler daha bilince bile gelmeden bastırılıp görmeze gelinirler. Birey yaşantılarını unutmaya çalıştıkça bunlar kümelenerek Jung'un kompleks adını verdiği duygusal olarak rahatsız edici fikir ve davranış güdüleri tarzındaki yaşantılara dönüşürler. Davranış, güç, mükemmel olma, başarı, prestij, kontrol gibi temalar etrafındaki komplekslere, zihin uğraşısı içinde olunduğu için kompülsif bir nitelik kazanır. Oluşmuş olan kompleksler bilincin kontrolünden çıkarak doyumlu yaşama engel olurlar.
    Kolektif bilinçdışı Ş Birey ötesi bilinçdışı kavramı kişiliğin değerlendirilmesi en zor olan,en derin kısmıdır. Atalarımızdan bize geçen kalıtımsal benliği içerir. Nesilden nesile geçen önemli anıları(arşetip) ırksal bir yapıdadır. İnsanın evrimleşmesi sürecindeki yaşantıların katoloğunu kapsar. Arşetipler imajlarda ve anılarda ifade bulur. Rüyaların, fantezilerin, mitlerin (mitoloji) ve inançların sembolik olarak yorumlanması ile anlaşılabilir. Arşetiplerden bazıları büyükanne, büyü sihiri, kahraman, ermiş, ölüm, güç, Allah, bütünlük...aşağıdaki arşetiplerin kişiliğin gelişiminde oynadığı rolden dolayı özel bir anlamı vardır: Persona, anima, animus, gölge ve benlik.
    Persona Ş Kişinin içrel arşetipal gereksinimlere, sosyal durum ve geleneklerin getirdikleri ile topluma gösterdiği yüzü taktığı maskedir. Bireyin dünyaya kendini uydurma düzenidir. İnsanın kendi personası ile özdeşleşmesi tehlikelidir. Profesör okuduğu kitapla, tenor kendi sesi ile özdeşleşebilir. İnsanın olduğunu sanıpta olmadığı şeydir ya da başkalarının onun olduğunu sandığı şeydir diyebiliriz. Danışanlar çoğunlukla dışa rolleriyle yaşamdan anlam bulmaya çalışıp bir süre sonra bundan sıkılarak yaşamlarının anlamsızlaşmasından yakınırlar. Kişi kendini ortaya koymaksızın maskeleri ile yaşam içinde varolamaz. Dışta sergilediği roller ile kişiliği uyuşmazsa kendilerini kısıtlanmış ve rahatsız hissederler.
    Anima-Anismus Ş İnsanlar her iki cinsiyet özelliklerine sahiptirler. Erkekteki kadınsı yön anima, kadındaki erkeksi yön animustur. Erkekler animaları ile kadınları anlayabilirler, kadınlarda animusları ile erkekleri anlayabilirler. Jung'a göre kişinin tam bir insan olabilmesi için her iki arşetipinide ifade etmesi gerekir. Her iki cinsiyette kişiliğin bu her iki yönünü sergileyebilmelidir. Eğer erkek, içindeki kadınsı yönünü sınırlarsa yaşamını sınırlamış demektir. Kadın içinde aynı durum geçerlidir. Psikolojik danışmanlıkta bazı erkeklerin kendi kadınsı yönlerini inkar ettikleri görülür. Bu kendi duygularını inkar eden erkekler duygularından kendilerini uzaklaştırırlar. Yaşamlarını düşünce ile kısırlaştırırlar.
    Psikolojik danışmanın amacı danışana her iki yönüde geliştirmesine izin vermeyi sağlatmaktır. Ne tür bir erkek ne tür bir kadın olduğunu bilmelerine karar vermelidirler. Böylelikle ikinci bir cinsiyet yönü bastırılmayan insan bilinç dışına ittiği malzemeleri artırmayacak, cinsiyet ifadesini bilincin kontrolünde tutabilecektir. Jung'a göre psikopatoloji bilinç dışına itilen istenmeyen yönlerin patlamasının sonucudur.
    Gölge Ş Arşetiplerin en alt kısmındaki, en derinde yer alan bölümüdür. Genellikle gölge konusunda bilgi sahibi değilizdir. Olduğunun bile farkında değilizdir. İlkel, hayvansal içgüdüleri içerir. Gölgeyle ilgili bilgiye sahip olmak istemeyiz. Çünkü toplum buna izin vermez. Kendimizde göremediğimiz bu yönü, başka insanların tutumlarında görebiliriz. Daha doğrusu onlara projekte ederiz. Gölge, içimizdeki şeytan yönümüzden daha fazla bir şey olmalıdır.
    Aynı zamanda yaratıcılığın kendi olma (kendiliğindeliğinde) kaynağıdır. Gölge insanın mükemmel olmasına yardımcı olur.
    Jung'a göre egonun işlevi iki yönlüdür:
    1. Sosyal etkileşimlere girebilmek için, hayvansal özellikleri kontrol etmek ve gölgenin güçlerini yönetmek.
    2. Gölgenin daha doyumlu bir yaşam sağlayabilmek için uygun ifadesine izin vermek. Eğer gölge tamamı ile dışlanırsa kişinin yaşam heyecanı kaybolur. Gölgeyi kişiliğimizin içerisinde kabul etme ve onu kişiliğimizle zor olsa bile varoluşumuzu gerçekleştirebilmek için buna mahkumuz.
    3 En önemli arşetip benliktir. Çünkü kişiliğin bütünleşmesini sağlar, kişiliğin merkezidir. Diğer bütün sistemler onun etrafında sıralanırlar. Kişiliğe bütünlük ve denge getirir. Diğer kişilik sistemleri tam olarak gelişmeden benlik gelişmez. Benliğin tam anlamıyla gelişebilmesi, belirli bir yaşam aralığını gerektirir. Bu genellikle orta yaş civarındadır. Benliğin gelişimi geleceğe yönelik planlar, amaçlar, benlik gerçekleştirme için hedefleri kapsar. Her kişinin yaşamının temel amacı benliği gerçekleştirmektir. Şimdiye kadar yapamadıklarını yapabilme dürtüsüdür. Kişi benliği ile yeganeliğini keşfeder. Yaşamın anlamını bulmak için onu merkez almak zorundadır. Benliğin işlevleri kişiliği geleceğe güdülemektir. Geçmişten kaynaklanarak itelemek değildir.
    Dışa dönüklük - İçe dönüklük Ş Dışa yönelik tutum kişiyi dış dünyaya yönlendirir. Dışa dönük kişilik, açık, sosyal ve ileriye dönüktür. İçe yönelik tutum yönelimli kişiler ise öznel dünyalarına yönelirler. Bu kişiliğin bazı özellikleri şunlardır: Utangaçlık, benlik üzerine yoğunlaşma, sessiz olma eğilimi, iç yaşamla zihin uğraşısı. Hiçbir insanda bu boyutlar tek başına var değildir. Ancak birinin boşalttığı kişinin kişiliğinin bu yönde ortaya koymasını sağlatır.
    İŞLEV :

    Jung insanları sade dışa içe dönük olarak değil, gösterdikleri psikolojik işlevler bakımından da sınıflandırdı. Bu işlevler düşünme, hissetme, duyma ve sezmedir. Her kes bu dört işlevi değişik derecelerde kullanmakla birlikte genellikle bir tanesinin hakimiyeti söz konusudur.
    1. Düşünen Tip: Mantıklı, serin kanlı, objektif ve akılcı tarza sahip.
    2. Duygusal Tip: Düşünceden çok öznel yönlere, değerlere önem veren kişi.
    3. Duyusal Tip: Her şeyi algılama eğiliminde olan, duyguları açık olan insan.
    4. Sezgisel Tip: Bir durumdaki olasılıkların hemen hepsini yoğun biçimde dikkate alma.
    Bu tür kişiler gerçeklerin, duygu ve fikirlerin ötesine geçerek gerçeğin özünü yakalamaya çalışırlar. Jung'a göre kişilik öğrenilebilen bir şeydir. Çünkü yukarda belirttiğimiz tutum ve işlevler öğrenebilme özelliğindedir.

    PSİKOLOJİK DANIŞMA YAKLAŞIMLARI

    Jungien psikolojide, danışmanın en önemli amaçlarından birisi kişinin kişisel ve kollektif bilinçdışı materyallerinin farkına varmasına yardımcı olmaktır. Eğer insanlar varlıklarını tam anlamıyla yaşamak isterlerse kendi içindeki zıt kutupları ele alıp uzaklaştırma gereksinimindedirler. Kendi güçlerinin, kendi zayıflıklarından kaynaklandığını bilmeye gereksinim duyarlar. Tersi de geçerlidir. Danışanlar içindeki gölgeyi tanımalıdır. O içlerindeki yaratıcılığın ve yırtıcılığın boyutlarını taşır. Belki de bütün bunların hepsinden daha da önemli olanı kişinin felsefesindeki iki temel elementin bütünleşmeyi öğrenmeleridir.
    Yıng (Kadınsı prensipler veya anima)
    Yang (Erkeksi prensipler veya animus)
    Psikolojik danışmada öğrenilmesi gereken şey, bu yönlerin birbirine zıt olmadığı ve dolayısıyla bastırılmaması gerektiğidir. Bunların birbirini tamamlayıcı olduğunun öğrenilmesidir. Jungien psikolojinin temel kavramlarından birisi psikolojik danışmanlık, çok önemlidir. Bu değişik boyutları olan BENLİKTİR. Benliğin boyutlarını tanımak ve ifadesine izin vermek gerekir. Eğer içimizdeki bir boyutu bastırırsak, ifadesine izin vermezsek, o bir yerlerden sızarak, öngörülmez garip bir şekilde ortaya çıkma yolu bulur. Kişiliğimizin çeşitli boyutlarını tanır ve geliştirirsek bu boyutlar gerçek anlamda işlevsel olurlar. Son olarak Jungien psikoloji rüyaların analiz yolu ile bilinçdışının anlaşılmasında ilginç bir yöne sahiptir. Jung rüyadaki semboller üzerinde durarak rüyaların anlamını bulmaya çalışır. Ona göre rüyalar bilinçdışı isteklerin gerçekleştirilmesini sağlayan bir araç olmaktan çok bunların ifadelerini bize fark ettiren, gerçeklerini ortaya koyan bir özelliktir. Bu sayede dürtülerimiz sergilenebilir. Ona göre rüyalar kişiyi gerçek içinde hazırlayabilir. Kişiliğin içindeki zıt kutupları dengeleme gibi bir fonksiyonu da vardı. Rüyalar terapi sürecinin önemli bir kısmı olarak kullanılırlar.
    HOLL ve NORDBY (1923)'e göre Jung rüyaların seri halde önemini ortaya koyan ilk kişidir. Freudyenlere zıt olarak Jung tek bir rüyanın hiçbir önemi olmadığını ileri sürer. Hastalarına anımsadıkları rüyalarını anlattırır. Ona göre bu rüyalar bir kitabın bölümleri gibidir. Her bölüm bir hikayeyi içerir. Aynı zamanda bilmecenin parçalarından bir tanesidir. Uygun parçalar bir araya getirildiğinde kişinin tablosu ortaya çıkar. Özellikle birim takip eden türdeki rüyalar terapide özellikle üzerinde durulması gerekenlerdir.

    ADLER ve BİREYSEL PSİKOLOJİ
    (Aşağılık Kompleksi)

    İnsan Doğasına Bakış Ş İnsanlar birincil olarak sosyal dürtüler tarafından güdülenirler. Kadınlar ve erkekler sosyal varlıklar olarak yaşamın içerisinde birbirleriyle ilişki kurarak, kendilerine özgü bir tarz, yegane olmayı hedeflerler. Kişiliğin cinsel değil sosyal belirleyicileri üzerinde durur, ona göre davranış, amaç yönelimlidir. İnsan güdülenmesinin temeli güven kazanma ve aşağılık duygusunun üstesinden gelmektir.
    Temel aşağılık duygusu bizi yeterlilik, üstünlük, güç ve mükemmel olmak için güdüler. Danışmada 4 temel amaç vardır. Bu amaçlar aynı zamanda terapi sürecinin 4 dönemidirler :

    1. Danışan - danışman ilişkisinin sağlanması, empati aracılığı ile danışanın kendini kabul edilmiş ve anlaşılır olması,
    2. Danışanların inançlarını, duygularını, güdü ve amaçlarını anlayarak yaşam tarzlarının belirlenmesi,
    3. Yaşam tarzlarına içgörü sağlatılarak hatalı amaçların ve benliğe zarar verici davranışların farkına vardırtma,
    4. Danışanlara amaçlarını ve seçeneklerini geliştirme, fark ettirmek için yardım ve değişmesi gereken konularına yönelik eylem programları düzenlemek.

    İlişki ( Danışan - Danışman ) : Adleriyen danışma, danışanına hem güven verir hem de güvenir. Bir üstünün ve bir aşağının olmadığı eşit ilişkiler söz konusudur. Danışma bir işbirliği sürecidir. Danışan ve danışman aynı sürede aktiftirler ve ulaşılacak amaçlar konusunda hemfikir olmalıdırlar. Terapi sürecinde eğer amaçlar net olarak belirlenirse ve terapistle danışan aynı hedeflerde uzlaşırlarsa verimli olabilir. Danışan ne istemektedir? Bu amaçlara nasıl ulaşabilir? Bunlara ulaşmasını neler engelleyebilir? Amacına ulaşmak için sahip olduğu avantajları nasıl kullanabilir? Terapi planı bunları formüle eder. Danışman danışanın eksiklik ve yetersizliklerinden çok gücünü ve avantajlarını fark ettirmelidir. Danışanlar ancak kişisel güçlerini ve değişmek için olan kapasitelerini fark edebilirlerse değişebilir. Adleriyen danışman olumlu boyutlara vurgu yapan, destekleyici kişidir.
    Analiz ve Değerlendirme : Danışan, yaşam tarzını farkedebilmek için duyguları, güdüleri, inançları ve amaçları üzerinde dikkatini yoğunlaştırmalıdır. Güdüleri anlamak için duyguları keşfetmek gerekir. Duyguların anlaşılması aynı zamanda empatiyi ve terapi ilişkisinin kalitesini de arttırır.
    Adleriyen terapist duyguların ötesindeki inançları keşfetmeye çalışır. Hatalı inançlarla yüzleşme, danışanın kendisini rahat hissetmesini sağlatır. Danışman şu anda varolan yaşam koşullarıyla işe başlar. Danışanın işe karşı sorumluluğu, sosyal ilişkileri, kendilerine ilişkin duyguları üzerinde odaklaşır. Bireyin analiz ve değerlendirilmesinde, aile ilişkilerinin de keşfedilmesi gerekir. Çünkü bunlar kişinin yaşam tarzı oluşturumunu etkilemiştir. Açık uçlu sorular sorularak danışanın benlik algısını, kardeş ilişkilerini, yaşamdaki önem verdiği durumlara yönelik tepkilerini ve anahtar yaşam kararlarını anlamaya çalışmak esastır. Adleiryen danışman yaşamın en erken dönemlerine ilişkin olayları anlattığı kadar şimdiki yaşamına ve kendisini bakış açısını keşfetmeye çalışır. Kişinin aile yapısının ve yaşam öyküsünün keşfedilmesi, onun yaşamındaki temel hataların üstündeki örtüyü kaldırtır. Böylece danışanın şimdiki yaşantısını bu hataların nasıl etkilediği yorumlanır.
    İçgörü Sağlamak : Adleriyen terapist destekleyici olduğu kadar da yüzleştiricidir. Hatalı amaçlara, benliğe zarar veren davranışlara iç görü geliştirmek yoluyla danışanı tehdit etmek durumundadır. Danışanın davranışlarını, amaçlarını anlamasına yardım eder. Gizli amaçlar açığa çıkar. Böylece danışanın önüne, kendisiyle ilgili doğrulanması gereken bir varsayım konulmuştur. İçgörü, davranış değişimini sağlatıcı önemli bir güç olmakla birlikte, har zaman davranış değişiminde bu durum gerçekleşmeyebilir. İçgörü değişmek için bir adımdır. Fakat bu benlik anlayışını, yapıcı eylemlere dökme yapılmazsa hiçbir işe yaramaz. İnsanlar içgörü kazanmaksızın da önemli davranış değişiklikleri yapabilirler.
    Yorum : İçgörü kazanma sürecini kolaylaştıran bir tekniktir. Yorum burada ve şimdi olan davranışlar üzerinde yapılmalı, kişinin amaçlarından kaynaklanan beklentileri üzerinden yapılmalıdır.
    Adleriyen yorum yaşam tarzıyla bağlantılı olarak yapılır. Danışanlar yorumları kabullenmeye zorlanmazlar. Çünkü bunlar deneysel olarak açık uçlu biçimde ortaya konmuş, keşfedilmesi gereken davranışlardır. Yorumla, danışanın problem yaratmada kendi rolünü keşfetmesi ve niçin bu hatalı tarzların hala devam ettirildiğini fark ederek yaşam koşullarında bu davranışlarını değiştirmesi istenir.
    Yeniden Yönlendirme : Terapinin son safhasıdır. İçgörünün eyleme dökülmesi anlamına gelir. Adleriyen danışmanın amacı, danışanı daha etkin kılarak yapıcı davranışlar geliştirmesini hedefler. Kişi, yeni ve daha fazla işe yarar seçenekler bulmalıdır. Tutumlarına, inançlarına, amaçlarına ve davranışlarına alternatifler getirmelidir. Risk almaya, yaşamını değiştirmeyi göze aldırmaya, kendi gücünü iç kaynaklarını ve yaşamını yönetebileceğine cesaretlendirmelidir. Danışma esnasında danışan kararlar alır, amaçlarını değiştirir. Olmak istediği kişiymiş gibi hareket etmeye cesaretlendirilir. Böylece kendi kendisine ilişkin zincirleri kırılmaya çalışılır. Tekrarlayıp durduğu eski tarzlar yerine, etkisiz davranışlar yerine ortak olmayı öğrenir. Anlaşma terapinin esasıdır. Eğer kendi kendisiyle yaptığı bu anlaşmayı gerçekleştirebilirse terapi gerçekleşmiş demektir.
    Danışmanın Özellikleri : Farklı popülasyonlar üzerinde etkili olabilmektir. Çocuklara, ergenlere, üniversite öğrencilerine yönelik yaygın uygulamalar yapılmıştır. Adleriyen düşünce, grup terapisine elverişlidir. Anne-baba eğitim grupları düzenlenerek aile eğitim merkezleri açılmıştır. Adleriyen kavramları eşlerle ve eş grupları ile yapılan evlilik danışmanlığı içinde uygundur.

    KAREN HORNEY

    Horney'in insanlara bakış açısı Freud'dan daha iyimserdir. Ona göre insan biyolojik güçlerin kurbanı değildir. Ona göre psikanaliz, içgüdülerin sınırlılıklarından kurtulmalıdır. İnsan, doğuştan benliğini gerçekleştirmek için bir potansiyele sahiptir. Ancak çocukluğumuzda güvenlikle ilgili gereksinimlerimiz karşılanmamışsa bunun yapılması mümkün olmaz. Horney'e göre karakter yapısı, sadece çocukluk yıllarında oluşmaz. Ergenlikte, orta yaşta, hatta yaşlılıkta bile (çok az kişide) gelişme devam eder. Ancak bazı kişilerde çocuklukta durabilir. Bir diğer farklı görüş, kadınlarda penise gıpta olayının olmadığı düşüncesidir. Ona göre kadın psikolojisinde güven eksikliği ve sevgi ilişkilerine aşırı önem verme söz konusudur.
    Freud'dan farklı olarak odipial çatışmanın anne-baba ile çocuk arasındaki cinsel-saldırgan bir çatışma olduğuna inanmaz. Asıl sorun anne-baba-çocuk ilişkisindeki reddetme ve aşırı koruma gibi temel tutum hatalarının sonucu olarak yerleşen sıkıntılardır.
    *** Ona göre cinsellik ve saldırganlık asıl önemli olan güdüler değildir. Güven gereksinimi insan davranışında temel etkendir.

    Temel Tema (Temel Güven) : Horney'in temel kavramı temel anksiyetedir. Bunun anlamı çocuğun kendini saldırgan bir dünya içinde yardımsız ve yalnız hissetmesidir. Çocuğun temel güven duygusu, yakın aile ilişkileri sıkıntı yaratıyorsa bozulur. Çocuk yardımsız ve yalnız hissetme duygusuyla başa çıkabilmek için staretejiler geliştirir.
    Bu staretejiler boyun eğicilik, saldırganlık, uzaklaşma, kendini önemli hissetme ve başkaları olabilir. Özel bir stareteji olmuşsa bu kişiliğin merkezi olur. Hatta bir gereksinim halini alır. Horney;e göre temel anksiyete, bütün insan ilişkilerinin temelinde vardır.
    Kişi bundan korunmak için veya bununla yüzleşmek için bazı yöntemler geliştirir. Temel anksiyeteye karşı geliştirilen bu yöntemlere 10 Temel Nevrotik Gereksinim adını vermiştir.

    10 Temel Nevrotik Gereksinim

    1. Duygusallık ve Onay Gereksinimi : Burada diğer insanların beklentilerinden aşırı etkilenme, bunun sonucu olarak kendiside dahil hiç kimseden hoşlanmama vardır. Bu kişiler reddedilmeye karşı aşırı duyarlı olup diğer insanlarla duygusal bağlantı kurmaktan korkarlar.
    2. Yaşamda Güçlü Bir Eş Bulma : Bu kişiler yalnız ve terkedilmiş olmaktan korkarlar. İncinmemek için aşırı itaatkar olurlar. Eğer diğer insanlar onun yaşamına giriyorlarsa, onlardan kendisine bebek gibi bakmalarını beklerler. Kendi isteklerini bastırırlar, kendi kimliliklerinin özelliğine önem vermezler.
    3. Kişinin Yaşamını Dar Sınırlarla Çevirmesi : çok dar sınırlar içerisinde varlıklarını ortaya koyarlar. Kendilerini hiç riske etmezler. Yeni kapılar açmazlar. Bir insan olarak kendilerini geliştirmezler. Onlar için gelişmekten çok güvenlik önemlidir.
    4. Güç Gereksinimi : bu şu sözle ifade edilebilir: "Eğer güç sahibi olursam diğer insanlar beni incitmez." Bu türde güç diğer insanları dışlama, kontrol etme ve yönetme tutumlarını kapsar. Temelinde yardımsızlık duygusu yatar. Bu tür kompensasyonda (telafi) diğer insanlar üzerinde üstünlük kurarak güvenliklerini sürdürmeyi hedeflerler. Bu insanlar güç kazanırlarsa aşağılık duygularının görülmez olacağını zannederler.
    5. Diğer İnsanları Kullanma : kişinin kendi gereksinimleri için başkalarını kullanma eğilimidir. Kişi kendi ego değerini arttırmak için başka insanlarlaa ilişki kurar ve onları değil kendisini düşünerek ilişkiyi düzenler.
    6. Prestij Elde Etme : Prestij ve elde etme tek başına bir nevrotik gereksinim değildir. Ancak kişi kendini değerli bulmayı, sahip olduğu prestijle sınırlandırmışsa bu nevrotiktir. Sürekli olarak dışarıdan, kendilerinin değerli olduğunun doğrulanmasını isterler.
    7. Kişisel Hayranlık Gereksinimi : Sürekli olarak diğer insanlara hayranlık uyandıracak bir tablo sunmaya çalışırlar. Böylece düşük benlik değerinin yarattığı acı hissedilmez.
    8. Kişisel Başarı Gereksinimi : Kişi kendisini kendisine kabul ettirmek ve anksiyeteden korunmak için, kompülsif tarzda, aşırı bir dürtüyle başarı elde etmeye çalışılır. Gerçekçi olmayan standartlara, mükemmeliyetçiliğe sahiptirler. Hiçbir başarı onları doyurmaz. Başka yolla edemedikleri sevgiyi böylelikle kazanmaya çalışır.
    9. Benlik Yeterliliği ve Bağımsızlık İçin Gereksinim : Bağımsızlık gereksinimi nevrotik değildir. Ancak kendisini diğer insanlardan ayırma, doyumlu ilişkiler elde edebilmek için sürekli bir arayış içinde ise nevrotiktir.

    10. Mükemmel Olmak İçin Hata Yapma Korkusu ve Bundan korkma Korkusu : Bu kişiler "eğer ben mükemmel olursam kimse beni eleştiremez" diye düşünürler. Bu kişiler sürekli kendi açıklarını ararlar. Aşırı hassasiyete sahip olup kendilerini gizlemeye çalışırlar.

    Horney'e göre bu nevrotik gereksinimler listesi, kişiyi temel anksiyeteden korumak için kişinin geliştirdiği mantıksız yaşam yaklaşımlarıdır. Her kişi bu eğilimlerden birkaçına sahiptir.
    Ancak eğer bunlar kişinin anksiyete ile başa çıkmasında kompülsif bir tarz oluştururlarsa, o zaman nevrotik olurlar. Yaşam içinde kişi bunlardan birine kompülsif bir tarzda sarılmışsa nevrotiktir.
    NEVROTİK EĞİLİMLER ve 3 KARAKTER TİPİ

    Horney nevrotik gereksinimleri 3 genel nevrotik eğilimle sınıflandırmıştır:
    1. İnsanlara Yönelen Kişiler : Kendilerine göre mükemmel tiplerdir. Bu bireyler diğer inanların onayı ve yakınlığı için büyük bir gereksinim duyarlar. Kendilerini onlar olmaksızın yardımsız ve zayıf hissederler ve aşırı bağımlı davranırlar. Kendi özgüvenleri, diğerlerinin onlar için olan düşünceleri ile bağlantılıdır. Nadiren atak olurlar. Kendi gereksinimlerinden çok başkalarının onları kabulünü düşünürler. Temelde yetersizlik duygusu vardır.
    2. İnsanlara Karşı Agresif Tip : Birinci tipin tam karşıtıdır. Diğer insanların temelde saldırgan olduğu düşüncesi, hayatta kalmak için sürekli mücadele etme felsefesi vardır. Diğer insanları böylelikle kontrol etmeye çalışırlar. Aşırı uyanıktırlar. Diğerlerinin açığını ararlar. Yaşamı bir oyun gibi görürler. Dışarıdan özgüvenli görünürler. Bunun altındaysa gerçekte güvensizlik ve sıkıntı vardır.
    3. İnsanlardan Uzaklaşan Tip : Diğer insanlar gibi duygusal alanda mesafeli olmaya özen gösterirler. Benlik yeterlilikleri fazla gibi görünür. Diğer insanlara gereksinim duymazlar. Bu sahte özgüven, yakınlığın yaratacağı anksiyeteden kaçmak içindir. Abartılmış tarzda özenlik, diğer insanları işlerine karıştırmama eğilimindedirler. Diğer insanlarla aralarına duvar örmek için çok fazla enerji harcarlar. Duygularını saklayarak dışarıya sürekli mantıklı izlenim varmeye çalışırlar.

    İdealize Benlik

    Horney'in benlik kavramı oldukça önemlidir. Ona göre herkes gerçek veya idealize bir benlik imajı oluşturur. Normal kişiler için bu benlik imajı iyi ya da kötü yanları bir arada kapsayan, gerçekçi bir değerlendirmeye dayanır. Kişilik içerisinde bir bütünlük duygusu yaratır. Diğer insanlarla ilişkilerde bu olgu üzerine dayanır. Gerçekçi benlik imajı, yaşantılara ve değişime açıklık özelliği taşır. Katı değildir, amaçlar doğrultusunda ve yeni farkındalıklar karşısında değişime uğrayabilir. Nevrotik kişiler, temel anksiyetelerinin çokluğundan dolayı insanlara yönelme, insanlardan uzaklaşma ve insanlara karşıt yönelimlerini bir arada bütünleştiremezler. Nevrotikler gerçek dışı ve katı bir benlik görünüşüne sahip olup,kabul edilmesi zor olan gerçeği inkar ederler. Bu idealize benlik imajı, kalıp tarzda model insan olma, buna özenme anlamındadır.
    Bu ideal benliğe ulaşamadıkça, sürekli olarak özgüven kaygısı yaşarlar, diğer insanlara aşırı bağımlıdırlar. Benliklerinden şüphe ederler, çatışma ve anksiyete yaşarlar. Bu ilizyon benlikte büyük stres yaşatır. Kişiyi sürekli olarak benlik imajını korumaya yöneltir.

    Horney'in psikanalitik danışma yaklaşımları

    Danışanlar, Horney'in 10 nevrotik gereksinimini, 3 karakter tipini ve idealize benlik imajı düşüncesini, danışma atmosferi içinde belirleyebilir. Danışman, danışanı, hangi tarz davranış için güdülemiş olduğunu fark etmesi için zorlar. Örnek; bir danışanın temel problemi diğer insanların ondan hoşlanmasını sağlamaya çalışmak ise bu onay gereksinimini, onun yaşam etkinliklerini nasıl etkileyebildiğini göstermek gerekir. Eğer nevrotik gereksinimlerini bir takım kategoriler altında sınıflamak istemiyorsa, davranışının genel olarak anlamı konusunda tartışabilir. Danışmanlar : nevrotik eğilim çerçevesi içinde insanları değerlendirebilirler. Örnek; insanlardan uzaklaşan kişiler, insanlardan uzaklaşma yolu ile kendilerini güvende olmaktadırlar. Bu tür kişilere soru sormak gerekir. Acaba tüm sosyal koşullarda insanlarla arana bu tür engeller koymak zorunda mısın? Neden bu kadar fazla güvenceye ihtiyacın var? Danışanlar kendi tablolarına bakmaktan korkarlar. Şunu öğrenmek isterler. Kendi benlik imajları gerçekçi midir değil midir? Psikolojik danışman insanlara, kendilerine bakarken dürüst olmayı sağlatır. Bu dürüstlük değişmeyi beraberinde getirir. Değişmeyi engelleyen ilüzyonları fark etmeyi sağlatır. Bu insanlar, şöyle olmalıyım kavramını terk etmeye zorlanmaktadır. Yani ne isen osun şeklindedir. Danışma gerçekçi olarak, kişinin kapasitesini ve hedeflerinin layık olabilir düzeyde olmasını sağlamaktır. İnsanlar evrensel olarak onay beklentisi içindedir. Kendilerinden hoşlanmak, sevgi kazanmak için çaba göstermek ve bunun için insanlardan yardım istemek durumundadır. Ancak bu yönelimde itaat ve bağımsızlık yerine otonomiyi seçmelidirler. Son olarak danışmanlar, bireylerin kendi saldırganlık eğilimlerinin, yarışmacılıklarının, kendilerinin daha iyi hissetmek için yaptıkları hatalı davranışlar olduğunu farketmelidirler. Diğer insanlara karşı olan insanlar, bu özelliklerdde inkar ettiklerini keşfetmelidirler.

    Terapi teknikleri

    Horney, Freudian tekniklerden rüya analizi ve serbest çağrışımı, kişiliğin anlaşılmasında kullanır. Ancak biliyoruz ki Horney aynı zaamanda, geçmişten çok şu anı vurgulayan bir kuramcıdır. Yinede geçmişe ilişkin materyalin önemini reddetmez. Temel olarak kişinin güncel olarak kullandığı nevrotik gereksinimlerin etkisini keşfetmelidirler. Ona göre terapistler, danışan için hangi teknik uygunsa onu kullanmalıdırlar.

    ERICH FROMM

    Fromm insanların biyolojik dürtüler tarafından güdülendiği tarzındaki Freudian deterministik görüşüne karşıydı. Kişiliğin biçimlenmesinde cinselliğin önemli rol oynadığı görüşünü de benimsemiyordu. Sosyal ve kültürel faktörlerin insanlara daha çok etki ettiğini vurguluyordu.
    Ancak şuna da inanmıyordu. İnsan pasif bir varlık olarak bu yapılardan etkilenerek kişiliğini oluşturur. Sosyal güçleri biz belirleriz ve kendi doğamızı biz yaratırız diye düşünüyordu.
    Bir bakıştan Fromm'a varoluşçu denilebilir. Yalnızlık, izolasyon, ciddiyet duygusu ve yaşamın anlamı gibi konuları vurgulaması bize bunu düşündürmektedir.
    Aynı zamanda insanın özgürlüğü ve bu özgürlüğün yarattığı anksiyeteden kaçma gibi konuları vurgular. Fromm'a göre insan doğası iyidir. İnsanın büyüme ve kendini gerçekleştirme eğilimine inanır. Ona göre insanın hayattaki temel ödevi insan olmaktır. Fromm'un düşüncesi varoluşçu yönelimin gelişimine katkıda bulunmuştur.

    Anahtar Kavramlar
    Temel Yönelim : Ona göre toplumun yapısı ve dinamikleri, toplumun değer sistemini besleyen, bireylerin sosyal karakterinin biçimlendiricisidir.
    Temel Tema : İnsan doğadan ve diğer insanlardan koptuğu zaman yabancılaşma ve izolasyon (yalıtılma) yaşar. Diğer insanlarla insan, onları sevmeyi öğrenir veya otoriteryen bir toplumda yaşayarak, rahat etmeyi öğrenerek kaynaşır.
    İnsan Durumu : İnsan, benliğinin farkında olan mantıklı, hayal gücü olan, yanlışlığı ve bağlantısızlığı yaşayabilen bir varlıktır. İnsan durumundan kaynaklanan 5 gereksinimi vardır :
    1. Bağlantılı olma gereksinimi veya diğer insanları etkin ve öğretici tarzda sevme. Bu bilgi, anlayış, ilgi, güven ve sorumluluk gerektirir.
    2. Kendini aşma gereksinimi veya hayvanlardan farklı olarak yaratıcı olabilmesi,
    3. Bağlantısızlık gereksinimi dünya ile doğa ile ve diğer insanlarla bağlantısız olmayı istenme duygusu,
    4. Kimlik gereksinimi : dünyada kendisini yegane hissedebilme isteği ve dürtüsü,
    5. Bir oryantasyona (yönelime) sahip olma gereksinimi veya dünyaya bakışta durağan bir algılama tarzına sahip olma isteği.

    5 Karakter Tipi : Fromm aşağıdaki özelliklere, yönelimlere sahip 5 karakter tipi tanımlamıştır:
    a) Alıcı yönelimli diğer insanların desteğine gereksinim duyar,
    b) İstifleyici yönelimli diğer insanlardan bireysel alma, onları kullanma,
    c) Biriktirici yönelimli sahip olduğu şeyleri saklayarak güvenlik temin etme ihtiyacı,
    d) Pazarlayıcı yönelimli insanlara alıp satılan objeler olarak bakmak,
    e) Üretici yönelimli yaratma v sevme yoluyla insan potansiyellerin tam olarak gerçekleşmesini sağlamak.

    Psikolojik Danışma Yönelimi :

    Bu beş gereksinim, terapiste ve danışmana terapi seansları esnasında insan durumunun bir kısmı olarak, üzerinde durulacak odak noktasını oluşturur. Bazı insanlar danışmana giderler. Çünkü doğayla ve diğer insanlarla anlamlı ilişki kurmayı beceremezler. Veya bunu yapma yeteneklerini kaybederler ya da yaşamlarındaki boşluğu anlamayı, bir anlam yakalamayı istedikleri için terapiye gelirler. Bazı kişilerde kim olduklarını keşfetmek, kişisel kimliklerinin bütünleşmesini sağlamak için terapiye gelirler.
    Terapistin yapması gereken, yaşamda problemin ne olduğunu saptamaktır. Yukarıdaki 5 karakter tipide belirli davranışların anlaşılmasında kullanılır.
    Alıcı Yönelimler: Otorite karşısında pasif kalarak onlaradn bilgi ve yardım almak suretiyle yaşamlarını sürdürürler. Diğer insanların onları sevmesiyle o kadar fazla ilgilenirler ki, kendilerinin diğer insanları sevmesi onlara zor gelir.
    Bu tür danışanlar, danışmanlarını kendileri için karar almaya zorlarlar. Terapi burada kişinin yaşamının doğal bir yansıması olmuştur.
    Sürücü Tipler : Kendi istekleri için değerlerini kullanırlar. En az veri ile en çok girdi elde etmeye çalışırlar. Bu grup danışanlarla çalışırken terapistlerin uyanık olması gerekir. Onları kontrol edip kullanabilirler, herkese yaptıkları gibi. Bu durum sosyaapatik kişilik içinde geçerlidir. Bunlar terapiye çok dirençlidirler. Hatta terapi, terapistin kullanılıp işlendiği bir oyun gibi algılanır.
    Belirtici Yönelimler : Bu insanlar kendilerini güvende hissetmek için, sahip oldukları şeyleri arttırmaya çalışırlar. Bunlar sadece maddi değildir. Fikir ve düşünce niteliğinde de olabilir. Bu tür danışanlarla çalışan terapist için, danışanın kendi ön gördüğü duvarları yıkmaya çalışmak, oldukça tehdit edici bir terapi tarzıdır. Şüphe ve korku içinde yakınlık kurmaktan kaçınırlar. Özel duygu ve düşüncelerini açmaları oldukça güçtür. Terapistin güven verici bir ilişkiyi sağlaması zaman alıcıdır.
    Pazarlayıcı Yönelimler : Popüler olan neyse buna sahip olarak kendilerini ssatmaya çalışırlar. Bu kişiler ile çalışan danışmanlar, kendilerini pazarlamak için çaba gösterdikleri duruma değer olup olmadığını sorgulamalıdırlar. Kendilerinin özel olduğunu değil, bir sürü şeyden bir tanesi olduğunu vurgular gibidirler. Aslında bu kişiler diğer insanlarla içten ilişkiler kuramadıkları için, güven duygusunu yaşayamadıkları için bu tarzda davranırlar. Bu kişiler yabancılaşmadan ve kendilerine ait değerli bir şeye sahip olmamaktan yakınırlar.
    Üretken Yönelimler : Bu insanlar kendilerini gerçekleştirme kapasitelerini sonuna kadar kullanırlar. Bir anlamda terapinin amacı diğer 4 tipi bu yönelime getirmektir. Psikolojik danışma ve terapinin özgün tekniklerinin yanı sıra Fromm, serbest çağrışım ve rüya analizini de vurgular. Ancak Fromm, terapi tekniklerini pek fazla açıklamamıştır. Onun kuramı, danışmanlar için temel insan gereksinimlerini anlamada önem taşır.

    SULLIVAN

    Kişiler Arası İlişki Kuramı : Freud'un, kişiliğin ilk 5 yıl içinde biçimlendiği görüşüne katılır. Sullivan'a göre bu 5 yıldan sonrada değişim olabilmektedir. Erken yaşantılar önemli olmakla beraber kesin bir belirleyici değildir.

    Anahtar Kişiler

    Kişiler Arası Kuram : Sullivan' ın görüşü sosyal psikolojik kurumlar arsında yer alır. Kişiler arsı ilişkilerde kişi için önemli olan bireyleerin etkileyici yönüne vurgu yapar. Birey kişiliğini insanların içinde şekillendirir, kendi kendine oluşturamaz.
    Benlik Sistemi : Ona göre kişinin benlik sistemi, kişiler arası ilişkilerin yarattığı anksiyeteye karşıt bir tepki olarak gelişir.
    İnsan için önemli olan güdü, bütün yaşamı boyunca başa çıkmaya çalıştığı temel yardımsızlık duygusudur. Kişinin güvenliğini tehdit eder. ( Bu duyum ) Yegane
    Yegane Katkı : Sullivan, kişilik gelişiminde bilişsel süreçlerin rolüne vurgu yapar. Egonun oluşumunda 3 tür yaşantı tanımlar :
    1. Prototoksik Tarzı : Yaşamın ilk birinci yılında görülür. Zaman ve yer ayrımı yoktur. Diğer iki tarzın gelişebilmesi için varolan temel yapılardır.
    2. Paratoksit Tarz : Hiçbir mantıklı bağlantı olmaksızın parçaları bütünler halinde temsil etme özelliğidir. Erken çocuklukta oluşur. Çocuk çevrede olanları değerlendirmeksizin olduğu gibi kabul eder ve diğer insanlara gerçekçi olmayan tarzda davranır.
    3. Sintaksik Tarzı : Çocukların dil kullanımını öğrendikleri tarzdır. Sözel sembolleri kullanmayı öğrenerek mantıksal ilişkileri öğrenir. Kültürlerindeki insanlarla paylaşıma girerler. Algılarını diğer insanların algıları ile değerlendirebilme yeteneğini kazanırlar. Benliğe yönelik tutumlar diğer insanların onlara gösterdikleri tepkiler sonucunda biçimlenir.

    Gelişim Dönemleri : Sullivan' a göre, her yeni insanla ilişkiye girildiğinde kişiliğinde değişim geçirir. Kişiliğin belirli dönemlerde geliştiğine inanır. Bunlar bebeklik, çocukluk, son çocukluk, ergenlik öncesi, ilk ergenlik, son ergenlik ve olgunluktur. Kişilik gelişiminde sosyal belirleyiciler esastır.

    Psikolojik Danışma Özellikleri

    Terapi Teknikleri : Sullivan danışandan bilgi toplamak için birincil terapi süreci olarak, görüşmeyi kullandı. Ona göre terapist, bir katılımcı bir gözlemci gibidir ve insanlar arası ilişki uzmanıdır. Katılımcılık ve gözlemcilik rolleri şu anlama gelmektedir. Terapist sadece danışanın davranışlarına değil, aynı zamanda kendi tepki ve davranışlarına ilişkinde dikkatli olmalıdır. Ona göre klasik psikanalizdeki boş perde tarzındaki psikanalist imajı pek uygun değildir. Terapist kesinlikle nesnel, gözlemleyici rolde olmalıdır. Terapist, terapi sürecine kendi kişiliğini katarak, kişisel etkileşimde bulunmalıdır. Gözlem için temel araç, terapistin benliğidir. Bir insan olarak onun kişiliği araçtır.
    Bilimsel çalışmalar ile danışman, süreci öznel olarak değil nesnel olarak yorumlamayı öğrenir. Terapist kendi kişiliğinin yarattığı tepkileri bilen biri olarak, bunların ortaya çıkmasında kontrollü olabilir. Terapi ilişkisi, yakın insan ilişkisinden temelde farklıdır. Danışanlar görüşmeden yararlanacaklarını, kendilerine ilişkin birşeyler keşfedeceklerini ve bu bilgiyi yaşamlarına aktaracaklarını umarlar. Kısaca psikiyatrik görüşmenin amacı, danışanı mümkün olduğunca kendi kendine açık hale getirmek ve diğer insanlarla nasıl ilişkiler kurduklarını farketmektir.

    Görüşmenin 4 Dönemi

    1. Dönem : Kişinin niçin psikolojik yardım aradığının anlaşıldığı ve sorunun doğasının belirlendiği kısa dönemdir. Bu dönem raportun kurulmasının sağlandığı önemli bir dönemdir.(raport=terapist hasta ilişkisi)
    Terapist ve danışan arasında kurulan bu iyi ilişki, terapinin gelişimini etkileyecektir. Sullivan' a göre terapist, çok fazla soru sormamalı, sessiz gözlemci olmalıdır.
    Kişinin benliğini ortaya koyduğu sözler üzerinde durmak yeterli olmayıp, kişinin bunu yapış tarzına da dikkat etmek önemlidir. Sözel olmayan mesajlarda terapist ile ilişkide sözel mesajlar kadar önemlidir. Sullivan'a göre danışanlar, alışkanlık haline getirdikleri yaşam tarzlarını terapi ortamına getirirler.
    Onların beklentileri, gerçeği çarpıtmaları (paratoksik distersiyonlar) üzerinde durulması gereken konulardır. Yetenekli terapist, başlangıç seansından itibaren kişinin nasıl kişiler arası ilişki kıurduğuna dikkat ederek, ona ilişkin doğru fikirler edinebilir.
    2. Dönem : Kişinin sosyal veya kişisel öyküsünün ana hatları alınır. Görüşmecilik görevi, danışanın kimliğinin önemli yönlerini saptamaktadır. Üzerinde durulan soru "bu kişi kimdir?" sorusudur. Onu buraya getiren şeyler neler olabilir? Bu kişinin geçmişinin, şu anının ve geleceğinin önemli konuları neler olabilir? Sullivan hastayı sorgulamaktan hoşlanmaz. Ancak ilişkisiz tartışmayı da engeller. Bu dönemde terapist bilgi toplayarak, danışanın sorunlarının köküne ve doğasına ilişkin varsayımlar ortaya koyar.
    3. Dönem : Buna detaylı soruşturma dönemide denir. Bu dönemde terapist hangi varsayımının veya varsayımlarının daha doğru olabileceğini saptamaya çalışır. Bunu danışanın bedenine, cinsel aktivitelerine, diğer insanlarlaa ilişkilerine, amaç ve hırslarına, yeme alışkanlıklarına ve günlük yaşamdaki diğer tarzlarına ilişkin tutumlarını sorarak veya belirleyerek yapar.
    4. Dönem : Sonlandırma dönemidir. Bu dönemin temel amacı, daha önceki görüşmelerdeki öğrenmelerini tekrarlamak veya özetlemektir. Terapist genel olarak önemli noktalar için özet ifadelerde bulunur ve danışanın izlemesi gereken bazı önerileri ortaya koyar. Sullivan danışanın bireyselliğini, güvenlik gerektiğini inanır. Görüşmede dikkat edilmesi gereken insani yan, karşısındaki kişinin bireyselliğine duyarlılık göstermektir. Danışanın anksiyetesinin temelinde yatan nedenleri bilmek, terapi için gereklidir. Sullivan, terapisti, terapi sürecini kendi prestijini artırmada kullanmamak için uyarır. Amaç, danışanın daha dolu bir hayat yaşamasına yardımcı olmaktır. Sullivan'a göre terapist, kendini terapi sürecinden uzakta tutamaz. Kendi kişiliği de devreye girer. Eğer terapist kendi etkisinin farkında değilse, terapinin etkililiği ile sınırlıdır. Sullivan, terapistin bir birey olarak etkinliğini vurgulayarak ve danışan terapist ilişkisini değişmeyi sağlatıcı bir güç olarak tanımlayarak, temel hümanistik yaklaşımlara öncülük etmiştir.

    ERIC ERICSON

    Gelişimsel Süreç : Ericson, Freud'un düşüncelerini geliştirmiş ve gelişimin, çocukluktan ölüme kadar var olan bir psiko-sosyal süreç olduğunu belirlemiştir. Ericson hem bir neo-freudian hem de psikologudur. Ona göre ego kimliği, kişinin kendisine hissettikleriyle, diğerlerinin ona karşı hissettiklerinin bileşiminden ibarettir. Kişinin geçmişi, geleceğinin terimleri üzerinde anlam kazanır. Gelişim bir sürekliliktir, birbiri üzerine temellenir. Ait olma duygusu taşıyanların ego kimliği vardır. Ericson'a göre gelişimde psiko-seksüel ve psiko-sosyal büyüme bir aradadır.
    Yaşamın her döneminde, kendimizle sosyal dünya arasında bir denge kurmakla görevliyiz. Ona göre gelişim bütün yaşam sürecini kapsar. Çözülmesi gereken bir takım kriz dönemlerini içerir. Ona göre kriz kişinin ya bir sonraki döneme geçeceği ya da regrese olacağı bir dönüm noktasıdır.
    Bu dönüm noktalarında ya çalışmalarımızı başarılı bir tarzda çözeriz ya da bunu yapmayı başaramayız. Genellikle yaşamımız bu dönemlerde yaptığımız seçimlerin bir sonucudur.

    Gelişim Dönemleri

    1. Dönem (Güvene Karşı Güvensizlik 0-2) : Bebeğin temel görevi kendisine, diğer insanlara ve dünyaya yönelik güven duygusu geliştirmektir. Bebeklik gereksinimlerinin giderilmesinin, diğer insanlara bağlı olduğu bir dönemdir. Bu nedenle güven isteği en fazladır. Güven duygusu diğer insanlar aracılığı ile öğrenilir. Bebeğin yaşamındaki önemli kişiler çocuğu sevgi verirlerse, onda güven duygusu gelişir. Eğer sevgi yoksa insanlara güvende gelişmez.
    2. Dönem ( Otonomiye Karşı Utanç ve Şüphe 2-4) : Ericson'a göre erken çocukluk, otonomi duygusunun geliştiği bir dönemdir. Kendi kendini kontrol etmesine, dünyayla başa çıkmasına izin verilmeyen çocuklar, yeteneklerine ilişkin utanç ve şüphe geliştirirler. Çocukları için çok fazla şey yapan anne-babalar, onların bağımsızlıklarına zarar verirler. Bağımlı çocuklar kendi kapasitelerine inanmazlar, bu nedenle de dünyayla başa çıkamazlar.
    3. Dönem ( İnisiyatife Karşı Suçluluk 4-7) : Ericson'a göre okul öncesi yıllarda yeterlilik ve inisiyatif kazanılmalıdır. Çocuklar kendi etkinliklerini kendileri belirlemek isteler. Eğer kendi kararlarını vermelerine izin verilmezse veya onların seçenekleri aşağılanırsa, insiyatif almak istemeyip suçluluk duygusu geliştirirler. Kendi kararlarını başkalarına verdirtme alışkanlığı kazanırlar.
    4. Dönem (Yeterliliğe Karşı Aşağılık Duygusu) : Sağlıklı bir kişilik geliştirmek için, kişinin fiziksel ve sosyal dünyaya ilişkin anlayışını değerlendirmesi temeline dayanır. Uygun cinsel kimlik gelişimi bu dönemde gerçekleşir. Duyuların gelişimi, sosyal ödevleri yerine getirme, diğer insanları kabul etmeyi öğrenme ve okul için gerekli temel yeteneklerin öğrenilmesi bu dönemde olur. Orta çocukluğun temel ödevi yeterliliğin gelişimidir. Bu gerçekleşmezse yetersizlik ve aşağılık duygusu oluşur. Yeterlilik duygusu kişisel olarak anlamlı hedefler belirleme ve bunları aşma anlamındadır. Eğer bu gelişmezse bundan sonraki sonraki dönemlerdeki gelişimde olumsuz şekilde etkilenir. Orta çocukluğun gelişim ödevlerinin yerine getirilmemesi durumunda danışanlar şu tür problemlerle uğraşmak zorunda kalırlar :
    a) Olumsuz benlik kavramı
    b) Öğrenmeyle ilgili yetersizlik duygusu
    c) Sosyal ilişkiler kurmada aşağılık duygusu
    d) Değerler konusunda çatışmalar
    e) Cinsel rol kimliği konusunda karmaşa
    f) Yeni sorunlarla başa çıkmada isteksizlik
    g) İnsiyatif eksikliği ve bağımlılık.

    5. Dönem ( Ergenlik- Kimlik Kazanmaya Karşı Kimlik Karmaşası ) : Ericson'a göre en önemli gelişim ödevi, ergenin kişisel kimliğinin gelişimidir. Ergenler ben kimim, nereye gidiyorum, ne olacağım gibi sorulara yanıt ararlar. Eğer kimlik duygusu geliştirilemezse kimlik karmaşası yaşanır.
    Gençler anne babalarından, okran ve toplumdan farklı baskılara maruz kaldıklarında, ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Ergen, yaşamını yönetecek bir değerler sistemi oluşturmak zorundadır. Yaşama yönelik kişisel bir felsefe oluşturabilmek için inançlar, cinsel, ahlaki değerler gibi konular da anahtar kararlar almak zorundadır. Bu kimlik arayışı döneminde modeller ergen için çok fazla önemlidir.

    6. Dönem (Genç Yetişkinlik-Yakın İlişkiye Karşı İzolâsyon, Yalıtılma) : Ergenlik döneminde kazanılan kimlik üzerine yeni gelişmeler sağlanır. Kimlik oluşumu yakın ilişkiye karşı izolâsyon, çatışmanın çözümüyle test edilir. Ruhsal olarak olgun bir insanın temel özelliği, yakın ilişkiler oluşturabilmesi yeteneğidir. İnsanlarla yakın ilişkiler kurma, kişinin kendi kimliğine güvenini arttırır. Yakın ilişki kurabilmek için, diğer insanlarla paylaşımda bulunabilmek ve onlara kendi bakış açımızı gösterebilmek gerekir.
    7. Dönem (Orta yaş - Üretkenliğe Karşı Durgunluk ) : Bu dönem hem kendimizle hem de diğer insanlarla nasıl yaratıcı olarak yaşayabileceğimizi öğrendiğimiz bir dönemdir. Yaşamın en fazla üretken olduğu dönemidir ama aynı zamanda genç yetişkinlikteki rüyamızla, gerçek yaşam arasındaki farklılıkları fark ettiğimiz üzüntü verici bir dönemdir. Eğer birey mesleğiyle, ailesiyle, boş zaman etkinlikleri ile ve başka türlü yarattığına inanıyorsa, üretkenlik duygusu doyum vericidir. Üretken yetişkinin temel özelliği sevebilme, çalışabilme ve eğlenebilme yeteneğidir. Eğer kişide üretkenlik yerine yaşamın boşa geçtiği duygusu hakim ise psikolojik anlamda ölür.
    8. Dönem ( Yaşamın sonu- Bütünlüğe Ulaşmaya Karşı Hayal Kırıklığı, Üzüntü) : Yaşamın temel krizidir. Eğer birey üretken olarak yaşamışsa, yaşamın yaşamaya değer olduğuna inanıyorsa, başarısızlıklarıyla başa çıkıp başarı getirmişse, başarılara ulaşmışsa bütünlük duygusunu yaşar. Bundan sonra yaşamın ne olacağı onun için endişe verici olmaz. Yaşamlarından doyum almaya, her anı yaşamaya çalışırlar. Ölüm olayına, yaşamın bir doğal sonucu olarak bakabilirler. Yaşamın anlamının ölümle var olduğuna inanırlar. Şu anı yaşıyor olmaları onlar için yeterlidir. Ego bütünlüğüne ulaşmak, problemli olmuşsa üzüntü, ümitsizlik, suçluluk, benlik sorgulama görülür. Bu tür insanlar yaptıkları her şeyi tekrar tekrar düşünür,i tekrar seanslarının olmamasına hayıflanır, yaşamlarının bütün anlamı şu sözcüklerle sonlanır: "ÜZÜNTÜ"

    Psikolojik Danışma Özellikleri

    Ericson'un gelişimsel modeli, danışmanlara yararlı bakış açıları verir. Şu sorulara ilişkin kuramsal düşünceler terapi sürecini yönlendirir. Hangi kuramsal görüşü benimsemiş olursa olsun, danışman bu bilgileri göz önünde bulundurmalıdır:
    1. Yaşamın her dönemindeki temel gelişim ödevleri nelerdir ve bunlar psikolojik danışmayla nasıl bağlantılıdır?
    2. Bu dönemlere ilişkin temel özellikler kişinin yaşamını nasıl sürekli olarak etkilemektedir?
    3. İnsanlara ilişkin ortak evrensel kurallar nelerdir? Kişi bu dönüm noktalarında karar vermek için nasıl zorlanmaktadır?
    4. Bireyin şu anki problemleriyle daha önceki önemli yaşam olayları arasında ne ilişki vardır?
    5. Kişinin yaşamını biçimlendiren etkenler nelerdir?
    6. Bu kritik dönemlerde kişi ne tür seçeneklere karşı duyarlıdır ve bu kriz noktalarda sorunlarla nasıl başa çıkar?

    Gelişimsel perspektiften çalışan danışmanlar, danışanın yaşamını bir süreklilik olarak ele alırlar. Ve onların seçtikleri yönleri onlara gösterirler. Böylece danışanlar yaşamlarının en önemli dönemlerine ilişkin temel bağlantıları yakalayabilirler.

    WILHELM RICH

    Beden yönelimli kuramların öncüsüdür. Freud'un öğrencisidir. Onun psikanalitik kuramının temelinde çalışmıştır. İlk dönemdeki katkıları, karakter ve karakter zırhı kavramları ile olmuştur. Bu kavramlarda egonun içgüdüsel güçlere karşı kendini savunma gereksiniminde olduğunu ortaya koymuş, bu bakış açısıyla Freud'dan ayrılmıştır. Rich'in temel görüşü şudur :Duygular beden enerjisinin hareketinin bir ifadesidir. Kronik kas gerilimleri enerji akımını engeller ve böylece duygulara set çeker. Rich karakter zırhının çeşitli tiplerini, karakter oluşumlarını tanımlamıştır. Rich kassal zırhı çözerek ve gevşeterek psikolojik problemlerle başetmeye çalışmıştır. Rich duygu boşalımıyla kassal zırhın gevşeyeceğine inanır.
    Anahtar Kavramlar
    Cinselliğe Vurgu : Rich'e göre psikoterapi, kassal zırhın engellerini sistematik olarak çözme yolu ile, bedendeki enerjinin akışına serbestçe izin vermeye yardımcı olur. Ona göre bu kassal engeller doğallığı bozar, kendilendiliği yok eder, cinsel duyguları inhibe eder ve cinselliğin tam olarak yaşanmamasına sebep olur. Rich'e göre tam olarak orgazm olabilme yeteneği, tam olarak sağlıkla ilgilidir. Orgastik yetenek, yoğun zevk ve doyum yaşantısı ile, bedenin tamamıyla kompulsif tarzda beden enerjisinin dışa atılımıdır. Rich, nevrozlarından kurtulan hastaların orgastik yetenek geliştirdiklerini fark etmiştir. Richian bakış açısına göre, boşaltılmayan cinsel enerji cinsel anksiyete olarak yaşanır. Bu cinsel uyarılma nevrotik savunmalarla desteklenir. Orgastik yetenek sağlanırsa, nevrotik savunmalar durur ve enerji sağlıklı bir biçimde açığa çıkar. Richian tedavinin temel amacı, orgastik yeteneğin kazandırılmasıdır. Rich olgun ilişkiler içerisinde, cinsel ve duygusal ifadelerin geliştirilmesine yardımcı olur. Ona göre hastaların karın bölgeleri çevresinde, enerji aşırı bir şekilde engellenmiştir. Ona göre psikoloji sağlıklığın ölçütü, kişinin yaşadığı orgazmların sıklığı ve yoğunluğudur.
    Karakter : Rich'e göre karakter, alışkanlık tarzındaki tutumların ve tepki örüntülerinin bir bileşimidir. Karakter değerlerinin, yaşam tarzının ve kişinin bedenine yönelik duyguları tutumları içerir. Richian terapi, hastanın karakterinin doğasını ve işlevlerini yorumlar. Sadece semptomlar üzerinde durmaz.
    Karakter Zırhı : Rich'e göre karakter zırhı represe edilmiş savunma güçlerini içerir. Bu savunmalar çeşitli bedenel ifadeler şeklinde kendini gösterir. Rich hastanın genel görünümüne , yüz ifadelerine , bedendeki gerilim odakları , jestleri ve diğer bedensel belirtileri gibi sözel olmayan davranışlar üzerinde durur. Hastasını kendi karakter özelliğini fark etmeye cesaretlendirir.
    Karakter zırhının bir kısmı olan düşünceleri , alışkanlık tarzında ki davranışlarını fark ettirerek bunu yapar. Kişinin karakter, kassal katılık tanımları içinde tanımlanabilir. Tutumlar aslında bedene yönelik tutumlardır.

    GERÇEKLİK TERAPİSİ

    Doktor W. Glosser'in geliştirdiği bir terapi aktif emir verici ve öğreticidir. Bireylerin hasta değil zayıf olduklarını, eğer yetenekleri güçlendirilirse topluma daha uyumlu olabileceklerini ileri sürerler. Glosser'de Rogers gibi davranışların geçmişte olduğunu kabul etmekle birlikte, birey için şu an önemlidir; geçmişte olan değil. Deneyimlerin, deneme ve yanılmanın önemli olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle geçmişlerini anlatmaları gerekmez. Freud öğretisindeki trensferansı reddeder. Glosser'e göre danışan,terapisti geçmişini temsil eden bir figür olarak değil gerçek bir birey olarak algılar. Yine Freud öğretisindeki bilinçaltında insanların hasta olmaya yatkın oldukları fikrini de reddeder. Ona göre 2 temel psikolojik ihtiyaç vardır. Bunlardan biri sevmek ve sevilmek, diğeri ise kendisi ve başkaları için değerli olduğunu görmektir. İnsanlar bu ihtiyaçlarını karşılayamadıklarından, çevrelerindeki dünyanın gerçekliğini inkar eder.
    Gerçeklik terapistinin temel kavramı sorumluluktur. Sorumluluk, başkalarının yeteneğini önlemeden kendi ihtiyaçlarını giderme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Sağlıklı bir birey kendi yaşam ihtiyaçlarını gidermenin yanı sıra , yaşamsal bir bütünlük oluşturma sorumluluğunu da taşır. Danışanın temel görevi kendi varlığını gerçeğini anlayarak kabul etmek, diğerleriyle ilişki kurmak ve sorumluluk duygusunu geliştirebilmek için uygun seçimleri öğrenmektir.
    Danışma Süreci ve Tekniği : Gerçeklik terapisi aktif bir terapidir. Öncelikle terapistin danışanla yakın ilişki kurması gerekir. Böylelikle danışanın değer sistemlerini ve kendini tanımlama biçimini anlayabilir. İhtiyaçlarını başkalarını rahatsız etmeden doyurmanın yollarını erken yaşlarda öğrenemeyen birey başarısız bir kimlik geliştirecektir. İnsanların olumsuz davranışlarının kaynağı da bu kimliktir. İnsanı yıkıcı duygular ve başarısız davranışlardan kurtarmanın yolu, onun yanlış ve mantıksız düşüncelerini değiştirerek , kendisi hakkında oluşturduğu başarısız kimliğinden kurtulmasına yardımcı olmaktır. Başarılı bir kimlik yaratma sürecinde terapist, danışanı gerçeklerle yüz yüze getirerek halihazırdaki davranışlarının olumsuz ve gerçek dişi yönlerini görmeye teşvik eder. Davranışlarını , isteklerini , karşılamadaki yeterliliği açısından değerlendirmesine yardımcı olur. Danışan böylece sorumsuz davranışlarını ve davranışlarındaki gerçek dişi yönlerini görmeye başlar. Gerçeklik terapisinin temel tekniği öğrenme tekniğidir. Danışan gerçekliğin anlamını kendi gerçeğiyle nasıl sorumluluk olacağını öğrenir. Terapinin başarısında danışanın değişmeye istekliliği şarttır. Ayrıca başarılı bir kimlik yaratmada danışana özel planlar yapmada yardım ederken rol yapma, güldürücü, yüzleştirme, özür kabul etme ve danışana özel palanlar yapmada yardımcı olma, bir öğretmen ve örnek alınacak bir model gibi davranmak gerekir.

    Yazı kaynağı : www.antalyaozelegitim.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap