Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    terakkiperver cumhuriyet fırkası hangi olaydan sonra kapatıldı

    1 ziyaretçi

    terakkiperver cumhuriyet fırkası hangi olaydan sonra kapatıldı bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Güncel Türkçesi: İlerici Cumhuriyet Partisi[2]), Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisidir. Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa'nın eski silah ve dava arkadaşları olan Kâzım Karabekir, Rauf (Orbay) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Refet (Bele) Paşa ve Adnan (Adıvar) Bey’in öncülüğünde, 17 Kasım 1924’te kurulmuştur. Parti tüzüğünde cumhuriyet ilkesinin, liberalizmin ve demokrasinin benimsendiği belirtilirken aynı zamanda dini inançlara da saygılı olunduğu açıklanmıştır (Mustafa Kemal Paşa Nutuk'ta bu durumu "dini siyasi çıkarlara alet etmek" olarak yorumlamıştır.[3]). Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası; Rauf Orbay'ın parti kurulmadan önce cumhuriyet ile ilgili eleştirileri[kaynak belirtilmeli] ve parti kurulduktan kısa bir süre sonra bazı rejim muhaliflerinin parti etrafında toplanması ve partinin dini duyguların propaganda olarak kullanıldığı Şeyh Said İsyanı'nın patlak vermesinde etkili olduğu iddialarıyla kapatılmıştır. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa'ya düzenlenen İzmir Suikastı olayında TCF kurucularının bir bölümü yargılanmıştır.

    Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı'nı başlatan beş kişilik kumandan kadrosunun Mustafa Kemal Paşa hariç tüm üyeleri, Terakkiperver Fırka'nın kurucu ve liderleri arasında yer almıştır. (Kâzım Karabekir, Rauf Bey, Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa.)

    Mustafa Kemal Paşa, Nutuk'ta Terakkiperver Fırka kurucularını cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği ile suçlar.[3]

    Kuruluş[değiştir | kaynağı değiştir]

    Partinin kurulmasına yol açan olaylar zincirinin ilk halkasını, Kâzım Karabekir, Nisan 1923 seçimlerinin hazırlık aşamasına dayandırır:

    Rauf Bey'in Cumhuriyet'in ilanından bir gün sonra İstanbul basınına verdiği ve Cumhuriyetin ilanında izlenmiş olan yöntemi eleştiren demeci, Halk Fırkası içindeki yol ayrımının dönemeç noktasıdır. Orbay İttihat ve Terakki deneyimine gönderme yaparak, 1908'in özgürlük umutlarının 1913'te bir parti despotizmine dönüşmesinin ülkeye getirdiği felaketli sonuçları vurgulamıştır.[5]

    Ali Fuat Paşa'ya göre, 1924 Eylülünde yeni partinin kurulması kararının alındığı toplantıda şu hususlarda anlaşmaya varılmıştır:

    TCF 17 Kasım 1924'te İçişleri Bakanlığına verilen bir dilekçeyle resmen kuruldu. Kuruluş dilekçesinde partinin amaçları şöyle tanımlanmıştı:

    Parti programı[değiştir | kaynağı değiştir]

    TCF üzerine en ciddi ve kapsamlı araştırmanın yazarı olan Erik-Jan Zürcher, partinin programını, "içinde belirgin bir Batı Avrupa çeşnisi taşıyan bir liberalizm programı" olarak tanımlar.[7]

    Parti beyannamesinin başında, milletin "mukadderatını bizzat tayin ve idare etmek rüşd ve kabiliyetini izhar" ettiği vurgulanarak ülkenin demokrasiye hazır olmadığı görüşü reddedilir. En büyük tehlike, milleti "hakimiyet ve hükümranlık hakkından kâmilen mahrum edecek bir istibdat şeklinin teessüs etmesidir." Bireysel özgürlük ilkesi, toplumu zaaftan ve yozlaşmaktan, bireyi de keyfi yönetimden koruyacak bir toplumsal zorunluk olarak tanımlanır. "Umumi hürriyetlerin şiddetle taraftarıyız," "hürriyet-i şahsiyeyi her sahada mukaddes addedeceğiz" ve "fırkamız, tahakkümlerin şiddetle aleyhtarı[dır]" ifadeleri, liberal düşüncenin temel ilkelerini yansıtırlar.

    Parti programının genel esaslar bölümünde, devlet şekli "halkın hakimiyetine müstenit bir cumhuriyet" olarak tanımlanır (madde 1). Partinin "meslek-i esasisi [...] hürriyetperverlik (liberalizm) ve halkın hakimiyeti (demokrasi)"dir (madde 2; parantez içindeki Fransızca kelimeler orijinal metindedir). "Mebusan seçiminde bir dereceli halk oyu usulü kabul edilecek" (madde 8) ve "devletin vazifeleri asgari hadde indirilecektir" (madde 9). Yasaların çıkarılmasında "halkın temayülatının" gözetilmesi (madde 3) ve "milletin açık vekâleti alınmadıkça" anayasanın değiştirilmemesi (madde 5) şeklindeki talepler, CHF'nin bu konulardaki tavrına yönelik örtülü bir eleştiriyi barındırırlar. "Hakimlerin her türlü nüfuz ve tesirden azade kalmaları için, değişmezliklerini sağlayan hükümler vazedilmesi" (madde 10), cumhurbaşkanının meclis üyeliğinden ayrılması (madde 12) ve bütçeden maaş alan devlet görevlilerinin hiçbir siyasi partiye üye olamamaları (madde 13), kuvvetler ayrılığı ilkesini korumaya yönelik önlemler olarak değerlendirilebilir.

    İç politikaya ilişkin ilkeler arasında, "idari adem-i merkeziyet esası kabul edilecektir" (madde 14), "bilumum devlet muamelatı sadeleştirilecektir" (madde 22) ve "ilk mekteplerin idareleri mahallerine ait olacaktır" (madde 52) ibareleri göze çarpar.

    Ekonomik konular arasında, Halk Fırkası'nın sadece iç kaynaklarla kalkınmayı öngören iktisat anlayışına karşı serbest ticaret ilkeleri savunulur ve ihracatın önemi vurgulanır (madde 30-32); sadece iç mali kaynaklara dayanarak kalkınma görüşü eleştirilir (madde 40-41).

    "Fırka, efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkardır" ifadesi (madde 6), "kişi özgürlüklerini her alanda kutsal saymak" ilkesinin bir uzantısı olarak gösterilir. Tevhid-i tedrisat ilkesi savunulur (madde 49). Partinin kurulduğu gün basına verilen demeçte, "kamu hakimiyeti, hürriyetperverlik, cumhuriyetçilik" esasları üzerinde anlaşmak koşuluyla, gerekirse CHF ile işbirliği yaparak "her nevi irticai hareketlere mukavemet" edileceği belirtilir.

    Partinin en çok eleştirildiği noktalardan biri parti programının açıklanırken "Parti, dinî düşünce ve inançlara saygılıdır" ilkesinin vurgulanmasıdır. Hatta bu durumu Mustafa Kemal Paşa Nutuk'ta şu şekilde eleştirmiştir:

    Parti kadrosu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Tunaya'ya göre 28, Tunçay'a göre 29 milletvekili TCF'ye katılmıştır. Partiye katılan milletvekillerinin listesini Tunçay verir:[8]

    Ali Fuat Cebesoy (Ankara), Osman Nuri Özpay, Necati Kurtuluş (Bursa), Feridun Fikri Düşünsel (Dersim), Cafer Tayyar Eğilmez (Edirne), İhsan Hamit Tiğrel (Ergani), Sabit Sağıroğlu (Erzincan), Halet Sağıroğlu (Erzurum), Münir Hüsrev Göle, Rüştü Paşa (Erzurum), Halil Işık (Ertuğrul), Miralay Arif Bey (Eskişehir), Zeki Kadirbeyoğlu (Gümüşhane), Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Kâzım Karabekir, İsmail Canbulat, Refet Bele (İstanbul), Hoca Kâmil Efendi (Karahisar-ı Sahip), Abdullah Hulusi Zarplı (Karesi), Halit Akmansü (Kastamonu), Ahmet Şükrü Bey (Kocaeli), Abidin Bey (Manisa), Ahmet Besim Özek (Mersin), Ahmet Faik Günday (Ordu), Halis Turgut (Sivas), Bekir Sami Kunduh (Tokat), Ahmet Muhtar Cilli, Mehmet Rahmi Eyüboğlu (Trabzon).

    TCF'nin kuruluşunun hemen ardından 6-7 mebus daha Halk Fırkası'ndan istifa etmiş, ancak (eldeki belgelerden anlaşılabildiği kadar) Terakkiperver Fırka'ya girmeden bağımsız kalmıştır.[9]

    TCF ve İttihat-Terakki[değiştir | kaynağı değiştir]

    TCF kurucularının tümünün eski İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarından olması, aralarında Kara Vasıf, İsmail Canbulat, Halis Turgut, Rahmi Beyler gibi eski parti militanlarının bulunması, TCF'nin ilk günlerden itibaren "İttihatçılıkla" suçlanmasına neden olmuştur. Parti liderleri bu iddiayı ısrarla reddetmişlerdir.

    Bazı tarihçilere göre parti, Mustafa Kemal Paşa'ya 1919'dan beri kuşku ile bakan eski İttihatçıların yeni bir kadrolaşma ile iktidarı ele geçirme denemesidir. TCF liderlerinin İzmir Suikastı dolayısıyla 1926'da yargılanmaları esnasında da özellikle İttihat ve Terakki bağlantıları üzerinde durulmuştur.

    Basında TCF[değiştir | kaynağı değiştir]

    TCF'yi İstanbul basınının büyük bir bölümü destekledi. Özellikle Vatan, Tevhidi Efkar, Son Telgraf ve İstiklal TCF lehine yayında bulundular. CHF'yi ise bu sırada resmî yayın organı Hakimiyeti Milliye ile Cumhuriyet ve Akşam destekliyordu. Hüseyin Cahit'in Tanin'i iki parti arasında net bir tavır almadı.

    TCF-CHF ilişkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

    TCF'nin kuruluşundan 5 gün sonra "sertlik yanlısı" olarak tanınan İsmet Paşa hükûmeti istifa ederek, daha ılımlı bir politikadan yana olan Fethi Okyar hükûmeti kuruldu.

    TCF, Aralık 1924'teki ara seçimlere katılamadı. Seçimi CHF kazandı, sadece Bursa ve Kırkkilise'de (Kırklareli) TCF destekli bağımsızlar kazandı. Ancak, hükûmet Bursa'da kazanan Ferik (Korgeneral) Nurettin Paşa'nın mazbatasını iptal etti. İkinci defa yapılan seçimi yine Nurettin Paşa kazandı.

    Kapatılması[değiştir | kaynağı değiştir]

    Şubat 1925'te baş gösteren Şeyh Said İsyanı dolayısıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası iktidar tarafından eleştirilere maruz kalmıştır. Dönemin başbakanı Ali Fethi Okyar istifa etmiş ve güvenoyu alarak başbakan olan İsmet Paşa Takrir-i Sükun kanununu yürürlüğe koyarak basına ciddi cezalar kesilmesinin yolunu açmıştır. Bu arada TCF'nin kapatılması süreci hızlanır ve fırka 5 Haziran 1925'te kapatılır. 14 Haziran 1926'da İzmir Suikastı sonrasında bazı paşalar tutuklanır ve idam hükmüyle yargılanır. Fakat içlerinde Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşa gibi İstiklal Savaşı'na katılanların da bulunduğu bu komutanlar, Türk ordusu subaylarının protesto gösterileri sonucu,[kaynak belirtilmeli] Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın "özel affı" ile idamdan kurtulmuşlardır.[kaynak belirtilmeli]

    13 Şubat'ta Şeyh Sait İsyanı başladı. 15 isyan bölgesinde hükûmet sıkıyönetim ilan etti: Elaziz, Genç, Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri, Kiğı ve Hınıs. TCF'nin bu yerlerde dini propaganda yaptığı iddia edildi. Ali Fethi Bey başvekillikten istifa etti, CHF içindeki aşırı kanat sertlik yanlısı İsmet Paşa'yı başa getirdi. 4 Mart'ta Takrir-i Sükun Kanunu kabul edildi. Tevhidi Efkar, Son Telgraf, İstiklal, Sebilürreşad, Aydınlık, Orakçekiç gibi gazete ve dergiler kapatıldı. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. TCF, yasa dışı faaliyetlerinden dolayı yargılandı ve 3 Haziran 1925'te bütün şubeleri kapatıldı.[kaynak belirtilmeli]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    İleri okumalar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

    “Cumhuriyet kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyeti doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye ‘Cumhuriyet' hem de ‘Terakkiperver Cumhuriyet' adını vermiş olmaları, nasıl ciddiye alınır ve ne dereceye kadar samimi sayılabilir?” (Atatürk)

    17 Kasım 1924'te Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. 96. kuruluş yıl dönümü nedeniyle bu hafta Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı anlatacağım. Parti neden ve nasıl kuruldu? Partiyi kuranların amacı gerçekten “liberal demokrasi” miydi? Parti neden kapatıldı? Atatürk'ün bu partiye bakışı nasıldı?

    İşte gerçekler…

    MUHALEFET PARTİSİNİN DOĞUŞU

    9 Eylül 1923'te Halk Partisi kuruldu. 29 Ekim 1923'te cumhuriyet ilan edildi.

    1 Kasım 1924'te TBMM yeni döneme girer girmez, meclisteki muhalif grup, İsmet Paşa Hükümeti hakkında gensoru verdi. Gensoru görüşmeleri sonunda 146 milletvekili hükümete güvenoyu verirken -aralarında Dr. Adnan Adıvar, Refet Bele ve İsmail Canbolat'ın da bulunduğu- 18 milletvekili güvensizlik oyu verdi.

    Muhalifleri destekleyen İstanbul basını da Halk Partisi'ni eleştirmeye başladı. Örneğin Tanin gazetesinde Hüseyin Cahit Yalçın, “tutarlı bir programı olmayan” Halk Partisi'nin ülkede “çirkin bir yüz” olduğunu ve “kişisel tutkularının esiri olan” Halk Partisi yöneticilerinin ulusu temsil edemeyeceklerini yazdı.

    6 Ekim 1924'te Son Telgraf gazetesi, Rauf Orbay, İsmail Canbolat ve Refet Bele'nin etrafında bir muhalif parti kurulacağını yazmıştı.

    26 Ekim 1924'te Kazım Karabekir I. Ordu Müfettişliği'nden, 30 Ekim 1924'te de Ali Fuat Cebesoy 2. Ordu Müfettişliği'nden istifa ederek meclise dönmüşlerdi.

    9 Kasım 1924'te Rauf Orbay, Refet Bele ve Dr. Adnan Adıvar Halk Partisi'nden ayrıldılar.

    17 Kasım 1924'te Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi “Terakkiperver (İlerlemeci) Cumhuriyet Fırkası” kuruldu. Partinin Başkanlığına Kazım Karabekir, İkinci Başkanlıklarına Rauf Orbay ile Dr. Adnan Adıvar, Genel Sekreterliğine Ali Fuat Cebesoy getirildi. İsmail Canbolat ile Refet Bele'nin de aralarında bulunduğu 28 milletvekili Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nda bir araya geldi.

    1924 Türkiye'sinde liberal demokrasi!

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası “liberalizm” ve “demokrasi” ilkelerini esas alıyordu. (Parti programı, madde 2).

    Nüfusun yüzde 85'inin köylerde yaşadığı, 40 bin köyün 37 bininde okulun, yolun, dükkânın olmadığı, toplumun yüzde 90'ından fazlasının okuma yazma bilmediği, yüzde 60'ından fazlasının salgın hastalıklarla boğuştuğu, toplumun yarısından fazlasını oluşturan kadınların sosyal ve siyasi haklardan mahrum olduğu, çaya koyacak şekerin, sırta giyecek ceketin, ekmek yapacak unun bulunmadığı, tarikat ve cemaatlerin toplumu şekillendirdiği, ağalık düzeninin devam ettiği, ulus bilincinin yerleşmediği bir ortamda liberal demokrasi kurulabilir miydi? Laik Cumhuriyeti yerleştirmeden, toplumsal aydınlanmayı ve ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmeden çok partili demokrasiye geçmek ne kadar gerçekçi ve mantıklıydı?

    Şevket Süreyya Aydemir, “Tek Adam” adlı eserinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurulduğu günleri şöyle anlatıyor: “Türk topraklarında genellikle toplum hayatı bir ilkçağ ilkelliği içindeydi. Türk milleti perişanlığın, fakirliğin, çaresizliğin en ilkel düzeylerinde yaşıyordu. Halk cahildi, bakımsızdı, sefildi. Memleket yolsuz, işsiz, asayişsiz bir düzensizlik içinde bulunuyordu. Sonu gelmez savaşlar milletin genç kudretini eritmiş, bitirmişti… Tarım en ilkel bir sürünüş gibiydi. Sanayi yoktu. Sonra memlekette derebeylik, ayan, eşraf, mütegallibe nizamı alabildiğine köklüydü. Şeyhlik, müritlik, hocalık, efsunculuk yaygındı. Tekke ve zaviyeler çöküntü halinde fakat ayaktaydı. Dağları eşkıya sarmıştı… Bu kalıntının temizlenmesi, topyekun değişmesi ve çağın isteklerine, çağın akımlarına göre yeniden düzenlenmesi lazımdı. Gazi Mustafa Kemal'in şahsiyetinden başka bir ümit yoktu.” (Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C.3, s. 197,198). Aydemir, “Kol gücünden ve alın terinden başka sermayesi bulunmayan Türkiye'nin, kendini bir Batı hürriyeti sarhoşluğu içinde, bir Batı demokrasinin hayaline kaptırması ancak bir aldanışla neticelenebilirdi” diyor. Aydemir'e göre o koşullarda Türkiye'yi ayağa kaldırmak için “çok partiye değil, tek ve güçlü iradeye, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şefliğine” ihtiyaç vardı. (Aydemir, s. 200)

    Atatürk'ün “şefliğine” ihtiyaç duyulan o günlerde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, “liberal” ve “demokratik” bir düzen kurmak iddiasıyla (!) Atatürk'ün karşısına çıktı. Kurtuluş Savaşı sırasında bir meclis açan, savaşı o meclisle yürüten, asla meclisi çiğnemeyen, saltanatı, hilafeti kaldırıp cumhuriyeti ilan eden Atatürk'ü, “diktatörlüğe gitmekle” suçladılar. Oysa ortada bunu doğrulayan hiçbir kanıt yoktu. “Diktatör olacak!” dedikleri Atatürk, muhalefet partisinin kurulmasına engel olmadı. Hatta o günlerde Ali Fuat Cebesoy'a, “Türkiye'de partiler ve parlamento hayatının başlamasından memnuniyet duyuyorum” dedi. Times gazetesine verdiği demeçte de “Ulusal egemenliğe dayalı cumhuriyetle yönetilen ülkelerde siyasal partiler bulunmasının çok doğal olduğunu” belirtti.

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu'nun deyişiyle “Istırabın ve hürriyetsizliğin doğurduğu çocuk” değil, Şevket Süreyya Aydemir'in deyişiyle “Yaşama kabiliyeti olmayan çocuk”tu. (Aydemir, s. 201). Nitekim 17 Kasım 1924'te doğan bu çocuk, sadece 6 ay yaşayıp, 3 Haziran 1925'te ölmüştü.

    Saltanat ve hilafete taraftar, Cumhuriyete karşı demokratlar!

    Daha düne kadar “saltanatı” ve “hilafeti” savunan, cumhuriyetin ilanını “erken” bulup kıyasıya eleştiren muhalifler, ne hikmetse, kurdukları partiye “Cumhuriyet Fırkası” adını verdiler. Atatürk Nutuk'ta -haklı olarak- şöyle diyor: “Cumhuriyet kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyeti doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye ‘Cumhuriyet' hem de ‘Terakkiperver Cumhuriyet' adını vermiş olmaları, nasıl ciddiye alınır ve ne dereceye kadar samimi sayılabilir?” (Nutuk, s. 697).

    Bu muhalif partinin “cumhuriyet” sözcüğünü sahiplenmesi üzerine Halk Partisi'nin başına da “cumhuriyet” sözü eklendi. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, s. 458).

    Yeni partinin kurucularından Kazım Karabekir, cumhuriyetin “erken” ilan edildiğini söyleyerek cumhuriyetin ilanını eleştiriyordu.

    Rauf Orbay da iki İstanbul gazetesine verdiği demeçte cumhuriyetin ilanını eleştirdi. 1 Kasım 1923'te Vatan gazetesine verdiği demeçte cumhuriyeti “sorumsuz kimseler tarafından hazırlanan bir rejim” diye adlandırdı. Cumhuriyetin “çocukça” ve “aceleye getirilmiş bir oldubitti” olduğunu söyledi. (Nutuk, s. 645). Rauf Orbay, İstanbul'dan Ankara'ya dönünce de “Cumhuriyet ilanını zorunlu kılan sebep neymiş? Cumhuriyetin gerçekten de yararlı ve lüzumlu olduğu ispat edilmelidir!” yollu propagandalarla meclisi ve partiyi kışkırtmaya koyuldu. (Nutuk, s. 652).  Rauf Orbay, uzun bir süre “cumhuriyet” kelimesini ağzına almaktan bile kaçındı. (Nutuk, s.642). Cumhuriyet karşıtı açıklamaları nedeniyle 22 Kasım 1923'te parti grubu tarafından sorgulanan Rauf Orbay, o gün “Cumhuriyet rejimini benimsediğini” söyledi. Ancak Atatürk Nutuk'ta, “Ankara'dan ayrılırken kendisine cumhuriyetten söz açan Meclis Başkanı Kazım Paşa'ya, ‘Buna engel olabilirsen, memlekete büyük hizmet etmiş olursun' diyen Rauf Orbay'ın samimi olmadığını” belirtecekti. (Nutuk, s. 656).

    Atatürk çok haklıydı. Rauf Orbay, cumhuriyeti benimseyemedi. Nitekim Kasım 1924'te gensoru görüşmelerinin yapıldığı gün “cumhuriyet” yerine ısrarla “milli egemenlik” deyince, Yunus Nadi Bey ve diğer milletvekilleri “cumhuriyet” demesini isteyeceklerdi. (Nutuk, s. 683, 684).

    Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Dr. Adnan Adıvar ve Rauf Orbay halifeliğin kaldırılmasına da tepki duydular. (Seçil Akgün, “Halifeliğin Kaldırılması Olayının Çeşitli Tepkileri”, VIII. Türk Tarih Kongresi, Ankara, 1983, s. 21-88).

    Saltanata ve hilafete taraftar, cumhuriyete karşı olanların gerçekten “liberal demokrat” olduklarına inanmak mümkün müdür?

    Atatürk'e göre Terakkiperver Fırka: Gizli ellerin partisi

    Dışta Musul sorunuyla uğraşılan günlerdi. 1924 sonbaharında Hakkari ve civarında İngiliz destekli Nasturi Ayaklanması çıktı. 13 Şubat 1925'te de Genç ilinin Piran Köyü'nde Şeyh Sait Ayaklanması patlak verdi. İşte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası o günlerde kuruldu. Partinin kurucularından Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy, orduda kendilerine ihtiyaç varken, ordudan ayrılıp meclise gelerek muhalefete başladılar. Atatürk'ün Nutuk'taki ifadesiyle “Savaşa hazır bir durumda bulundurmaya mecbur oldukları ordularını başsız bırakıp daha önce sevmediklerini söyledikleri politika alanına koştular”. (Nutuk, s. 672). Bu nedenledir ki, Atatürk Nutuk'ta, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluş sürecinden, “Başarısızlığa Uğratılan Büyük Bir Komplo” diye söz ediyor. (Nutuk, s. 669).

    Atatürk, Nutuk'ta bu “büyük komploya” karşı aldığı önlemleri de anlatıyor. Aynı zamanda milletvekili olan komutanların milletvekilliğini veya askerliği tercih etmelerini istiyor. Cevat Çobanlı Paşa ve Cafer Tayyar Paşa milletvekilliğini, diğer komutanlar ise askerliği tercih ediyor. Bu sırada milletvekilliğinde kalmak isteyen Kazım Karabekir Paşa ile Ali Fuat Paşa'nın ordu ile ilişiği kesiliyor. Atatürk, Nutuk'ta şöyle diyor: “Böylece komplo düzenleyenlerin meclise ve kamuoyuna karşı ordu ile yapmak istedikleri blöf meydana çıkarıldı.” (Nutuk, s. 673-678).

    Saltanat, hilafet kaldırılmış, cumhuriyet ilan edilmişti. Gerici, bölücü çevreler kendilerine bir dayanak arıyordu. Ne tesadüftür ki, yeni parti programının 6. maddesindeki “Parti, dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır” ifadesi tam da bu arayışa karşılık geldi. Atatürk Nutuk'ta şöyle diyor: “Yeni parti, dini düşünce ve inançlara saygı perdesi altında ‘Biz hilafeti yeniden isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bize Mecelle yeterlidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, müritler, biz sizi koruyacağız; bizimle birlik olunuz! Çünkü Mustafa Kemal'in partisi hilafeti kaldırdı, İslamiyet'e zarar veriyor; sizi gavur yapacak, size şapka giydirecektir' diye bağırmıyor muydu? Yeni partinin kullandığı slogan bu gerici haykırışlarla dolu değil miydi?” (Nutuk, s. 698).

    Atatürk'e göre “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın programı en hain kafaların eseridir.” (Nutuk, s. 698). Atatürk, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın “dini konularda verdiği sözleri” ve “doğuya gönderdiği sorumlu sekreterinin kurduğu örgütü ve yaptığı kışkırtmaları” Şeyh Sait Ayaklanması'nın “önemli sebeplerinden biri” olarak görüyor. Nutuk'ta, “bu partinin liderlerinin gericilere gerçekten ümit ve kuvvet verdiklerini” örneklerle ortaya koyuyor. Atatürk, Fethi Bey ve kendisinin, yeni parti yöneticilerini “isyan” ve “gericiliğe” karşı uyarmalarına rağmen, uyarılarının dikkate alınmadığını da belirtiyor. (Nutuk, s. 698-700).

    Şeyh Sait Ayaklanması nedeniyle 25 Şubat 1925'te TBMM, Hıyaneti Vataniye Kanunu'na “Dini politikaya alet etmenin vatana ihanet sayılacağı” yönünde bir madde ekledi. 4 Mart 1925'te iki yıl için Takrir-i Sükun Kanunu kabul edildi. 3 Haziran 1925'te de “irticayı yüreklendirdiği” gerekçesiyle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı.

    Sözün özü şu ki, muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, her ne kadar “liberal demokrasi” ilkesiyle kurulsa da partinin kurucuları, saltanatın ve hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmış, cumhuriyeti erken bulup kıyasıya eleştirmiş kimselerdi. Her şeyden önce zamanlamaları yanlıştı. 600 yıllık saltanat baskısından daha yeni kurtulmuş, geri kalmışlığın ve bağnazlığın pençesindeki bir ülkede, üstelik iç ve dış tehditler altında, liberal demokrasinin kurulabileceğini düşünmek ham hayaldi, olmadı. Atatürk çok partili demokrasiye taraftardı; ancak o bir gerçekçiydi, önce cumhuriyeti yerleştirmek gerektiğini çok iyi biliyordu.

    Yazı kaynağı : www.sozcu.com.tr

    Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nın Kapatılması (3 Haziran 1925) - İstiklal Gazetesi

    Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nın Kapatılması (3 Haziran 1925) - İstiklal Gazetesi

    Cumhuriyet tarihimizin ilk muhalefet partisidir. Bu açılardan özgün olmuştur. Fakat  17 Kasım 1924 yılında Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy ve Adnan Adıvar tarafından kuruldu.  

    Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası daha çok ekonomi ve bireysel haklar ekseninde kapsamlı ve profesyonel bir programa sahipti. Parti Hakimiyet-i Milliye’yi birinci madde olarak programına dahil ederken insan hakları, bireysel haklar, çok partili hayat, genel seçimlerin yapılması, yasama, yürütme ve yargının ayrılığını benimsiyordu. TCF, aynı zamanda ademi merkeziyetçi olup halk egemenliğin tam gerçekleşmesi için yerel yöneticilerin (vali ve diğer yöneticilerin) halk tarafından seçilmesini savunuyordu.

    1925 yılında yaşanan Şeyh Sait İsyanının ardından toplanan meclis, Vatana İhanet Kanunu’nda belli değişiklikler yaparak, “dini veya mukaddesat-ı diniyeyi” siyasi amaçlarla kullanmayı da vatana ihanet olarak tanımladı. Buradaki amaç, kanunu, TCF parti programında yer alan “Fırka efkar ve itikadatı diniyyeye hürmetkardır” (Parti, dini fikir ve inançlara saygılıdır) şeklindeki altıncı maddeyi suç kapsamına alacak şekilde değiştirmekten ibaretti. TCF’li vekil Vehbi Bey, mecliste söz alarak söz konusu maddede kast edilen ifadelerin tanımlanmasını istediyse de, bu talebine makul bir yanıt alamadı. Parti, daha sonra Şeyh Said isyanı bahane edilerek  ve laiklikten taviz verdiği gerekçesiyle Takrir-i Sükun Kanunuyla Bakanlar Kurulu kararıyla 3 Haziran 1925 yılında yani yedi ay sonra kapatıldı.

    Resmi tarih, Terakki Perver Cumhuriyet Fırkasının ilk şubesinin Urfa’da açılmasından bile rahatsız olmuş ve durumdan çeşitli anlamlar çıkartmıştır. Bölge halkının, Chp’nin din karşıtı söylemlerinden rahatsız olmasından dolayı TCF’ye destek olması tehlikeli görülmüş, zaten Şeyh Said isyanı bahane edilerek Urfa şubesi kapatıldığı gibi partinin Urfa sorumlusu Emekli Yarbay Fethi Bey ve bazı arkadaşları da isyancıları desteklemekle suçlanmıştır.

    Bu durum, ülkemizin nasıl bir hoşgörüsüzlük içerisinde olduğunu, bir muhalefet partisinin itirazına dahi tahammül edilemediğini göstermektedir. Üstelik partinin kurucuları Milli Mücadele’nin önemli aktörleri ve Mustafa Kemal’in de yakın arkadaşlarıydı. Hatta Kurtuluş Savaşının baş mimarları Mustafa Kemal ile birlikte bu kişilerdi. Bu kişilerin desteği olmasaydı Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’de başarılı olma şansı yoktu. (Konumuz Milli Mücadele olmadığından bu kadar anlatmakla yetiniyoruz.)  Fakat artık Milli Mücadele dönemindeki işbirliği kalmamış, yeni devlet kurulmuş ve Milli Mücadeleyi yapan kadro arasında görüş ayrılıkları çıktığı gibi Devlet yönetimini ele geçirme süreci başlamıştı.

    Tarihimiz genellikle yalan ve hurafeler üzerine kurguludur. İnkılap Tarihi Ders kitaplarında bu şahısların Milli Mücadeleye katkıları ve Mustafa Kemal Atatürk’e olan destekleri ballandırılarak anlatılırken, daha sonra oluşan görüş ayrılıkları ve hatta bu insanların tecrit edilmeleri, istiklal mahkemelerinde yargılanmaları, hapis cezalarının verilmesi anlatılmaz. Sanal ve kurgusal bir tarih anlatılır.

    CHP’nin Terakki Perver Fırkasına olan kini partinin kapatılmasıyla da bitmedi. 1926 yılındaki İzmir Suikastı teşebbüsü de bahane edilerek partinin bazı milletvekilleri tutuklandı. TCF üyesi  İsmail Canbolat Şükrü ve Ziya Hurşid İzmir’de asıldılar. Dr. Adnan Adıvar (gıyaben), Rauf Orbay ve Rüştü Paşa hapis cezalarına çarptırıldılar; Kâzım Karabekir, Ali Fuat ve Refet Paşalar kanıt yetersizliğinden beraat ettiler. (Aslında bu paşaların asılmasının halkta infial oluşturulacağı düşünülerek ve artan tepkiler üzerine bırakıldı.)

    Yakın tarihimizin bu en önemli dönemecindeki olaylar tam ve özgür bir şekilde araştırılıp yayınlanmadığı sürece bizim gerçek bir tarih yazmamız söz konusu olamaz. Tarihçiler üzerindeki baskı kalkmadığı sürece de insanların zihnindeki sorular bitmez. Bu soruları tüketmek ve insanların güvenini sağlamanın yolu tarihçileri özgür bırakmak ve özgürce yazmalarına imkan sağlamaktadır. Bu satırların yazarı yazdığı bu yazının birçok noktasını defalarca silerek ancak yazıyı bitirebildi. 21. Yüzyıl Türkiye’sinde hala tarihçiler bazı şeyleri yazmaktan korkuyorlarsa özgürlüğün varlığından söz etmek abestir.

    Yazı kaynağı : www.istiklal.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap