Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    temsil heyeti yurdun tamamını temsil eder

    1 ziyaretçi

    temsil heyeti yurdun tamamını temsil eder bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Heyet-i Temsiliye

    Heyet-i Temsiliye

    Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti, Temsil Kurulu, Temsilciler Heyeti), Mondros Mütarekesi’nden sonra Anadolu topraklarının İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi üzerine başlayan ulusal direniş sırasında, ulusal bir meclisin (TBMM) kuruluşuna dek Millî Mücadelenin yürütme organı olarak görev yapmış kuruldur.

    İlk olarak Erzurum Kongresi delegeleri arasından doğu illerini temsil etmek ve kongrenin kararlarını uygulamak üzere seçilen 9 kişilik kurula Sivas Kongresi’nden sonra tüm yurdu temsil etmek görevini verilmiş ve üye sayısı 16 kişiye çıkarılmıştır.

    İstanbul hükûmetine alternatif bir geçici hükûmet olarak çalışan Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki kurul, 27 Aralık 1919'dan itibaren faaliyetlerini Ankara'da sürdürmüş ve Millet Meclisi’nin kurulmasında aktif rol oynamıştır.

    Erzurum Kongresi Heyet-i Temsiliyesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    23 Temmuz – 7 Ağustos tarihlerinde toplanan Erzurum Kongresi dağılmadan önce tüzüğü gereği 9 kişilik bir temsilci kurul seçti. Bu kurul “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”'nin temsilcisi idi.

    Dernekler Kanunu uyarınca verilmesi gerekli dilekçe olarak, Erzurum valiliğine sunulan 24 Ağustos 1919 tarihli bildiride, Temsilci Kurul üyelerinin isim ve kimlikleri şöyle yazılmıştı:[1]

    Kongre başkanı Mustafa Kemal, temsil kurulunun da başkanı idi. Kurulun üyesi dokuz kişi hiçbir vakit bir araya gelip birlikte çalışmadı.[1] Rauf Bey ile Bekir Sami Bey Osmanlı Mebuslar Meclisi'ne katılmalarına kadar Mustafa Kemal ile birlikte bulundular.

    Mustafa Kemal ve beraberindeki Heyet-i Temsiliye üyeleri Sivas Kongresi’ne katılmak üzere 29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan ayrıldı; 2 Eylül 1919’da Sivas’a ulaştı.[2]

    Sivas Kongresi Heyet-i Temsiliyesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Temsil Heyeti, Sivas’a geldiğinde Refet Bey onuncu kişi olarak diğer üyeler tarafından heyet üyeliğine kabul edildi. Sivas Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşti.

    Kongre’de Heyet-i Temsiliye, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"'nin temsil kurulu haline geldi. 11 Eylül’deki oturumda Heyet-i Temsiliye seçimi yapıldı; Erzurum Kongresi’nde seçilen eski heyet üyeleri aynen korundu; temsilcileri bulunmayan yörelerden seçilen yeni üyelerle heyetin üye sayısı 15’e çıkarıldı. Başkanlık görevi Mustafa Kemal’e verildi. Heyete geçici hükûmet kurma görevi verildi.

    Sivas Kongresi ile Temsil Heyeti’ne katılan üyeler şunlardır:

    Heyet-i Temsiliye’nin üye sayısı 16 kişiye çıkmış olsa da toplantılar ve kararlar 5-6 en fazla 10 kişi ile gerçekleşmiştir.[3]

    Heyet, kongreden sonra 108 gün Sivas’ta kaldı. Ankara’da oluşturulacak millet meclisi için tüm yurtta seçimlerin yapılması ile ilgilendi. 20-22 Ekim tarihinde Ali Rıza Paşa hükûmeti ile Amasya’da görüşme yaptı; bazı isteklerini İstanbul hükûmetine kabul ettirdi; meclisin Ankara’da toplanmasını karara bağladı. 18 Aralık 1919’da Ankara’ya gitmek üzere Sivas’tan ayrıldı.

    Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelişi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Sivas’tan Ankara’ya 27 Aralık 1919’da varan Heyet-i Temsiliye kafilesi, beşi Heyeti-i Temsiliye üyesi (Mustafa Kemal Paşa, Hüseyin Rauf Bey, Mazhar Müfit Bey, Hakkı Behiç Bey, Şeyh Fevzi Efendi) olan 19 kişiden oluşuyordu.[2] Ankara’da kendilerine tahsis edilen Ziraat Mektebi’ne yerleştiler. Heyet-i Temsiliye’nin geçici merkezinin Ankara olduğunu duyuran bir bildiri yayımlandı.

    Keçiören tepesi yamacındaki Ziraat Mektebi, bir süre için Heyet-i Temsiliye’nin kararagahı oldu. Heyet, yeniden açılan Osmanlı Mebusan Meclisi’ne üye olarak İstanbul’a gidecek olan mebuslarla görüşmeler yaptı. Misak-ı Milli’yi hazırladı ve Mebusan Meclisi’nde kabul edilmesini sağladı.

    TBMM’nin açılmasından kısa süre önce Heyet-i Temsiliye, Ankara Garı’ndaki “Direksiyon binası” adlı yapıya taşındı. TBMM’nin açılması ile Heyet-i Temsiliye’nin görevi sona erdi.

    Mecliste Mustafa Kemal Ankara Milletvekili olurken meclis başkanı olamadı.Ayrıca isteği olan Müdafaa-i Hukuk Grubu yerine Felah-ı Vatan Grubu kuruldu. Diğer Heyeti Temsiliye üyelerinden Hüseyin Rauf Bey Sivas, Bekir Sami Bey Amasya, Refet Bey İzmir, Kara Vasıf Bey Sivas, Mazhar Müfit Bey Hakkâri, Ömer Mümtaz Bey Ankara, Hüsrev Sami Bey Eskişehir, Hakkı Behiç Bey Denizli, Ratipzade Mustafa Bey Niğde delegesi olarak mecliste yer aldı.

    Heyeti Temsiliye’nin Yayın Organları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Heyeti-i Temsiliye’nin Sivas’ta çalışmalarını sürdürdüğü dönemde halkı ve dünyayı çıkmak üzere olan savaş hakkında bilgilendirmek üzere haftada iki gün İrâde-i Milliye adlı gazete çıkarılmıştır. Sivas Kongresi’nde basın konusunun tartışıldığı 11 Eylül 1919 günü alınan kararla kurulmasına karar verilen gazete, ilk sayısını 14 Eylül 1919’da yayımladı. 10 Ocak 1920’de Hakimiyet-i Milliye Gazetesi yayına başlayıncaya Milli Mücadelenin yayın organı olma vasfını yitiren gazete, yayın hayatını 1922 sonuna kadar devam ettirdi.[4]

    Heyet-i Temsiliye Ankara’ya taşındıktan sonra kurulun yayın organı olarak Hâkimiyet-i Milliye çıkarıldı. Haftada iki gün dört sayfa yayımlanan gazetenin ilk sayısı 10 Ocak 1920’de yayımlandı.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Türk Yurdu Dergisi

    Türk Yurdu Dergisi

                        Başkanlığını Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Erzurum Kongresi’yle oluşturulan, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasındaki Sivas Kongresi’yle kadrosu genişletilen, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılışına kadar faaliyette bulunan kuruldur. Hey’et-i Temsiliyye’nin “Tutanaklar”ı[1] ve “Kararlar”ı[2] mevcuttur[3].

             

            Hey’et-i Temsiliyye, “temsil kurulu” anlamını taşımaktadır ve oluşturulduğu andan itibaren “harekât-ı milliye” olarak anlaşılmış ve buna uygun bir çalışma sergilemiştir[4]. Türk Millî Mücadelesi’nin ihtilalci yönünü gösteren bir organ olarak görülmüştür[5]. Erzurum Kongresi Nizamnamesi’nde vatanın bütünlüğü ile milletin bağımsızlığını sağlama yolunda Hey’et-i Temsiliyye’ye geniş yetkiler verilmiştir. Hey’et-i Temsiliyye, kurulacak devletin geçici hükümeti gibi faaliyet göstermiştir[6], ilerideki siyasî mücadelelerin aracı olmuş[7] ve müstakbel devletin orijinini oluşturmuştur[8].

             

             

             

                        A) Oluşumu ve Üyeleri

            

            Mustafa Kemal Atatürk’ün 9. Ordu Müfettişi olarak, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a geldiği günlerde Doğu Anadolu, Mondros Mütarekesi sonrasında belirsiz bir durumda idi. Ermeni ve Gürcü işgaline uğramamak için, İtilaf Devletleri’nin birer kanunla benimsedikleri Wilson Prensipleri’ne dayanarak, Kars’ta “Millî İslam Şurası” adıyla 5 Kasım 1918’de yerel bir hükümet kurulmuştu[9]. Doğu illerindeki bu telaş, İtilaf Devletleri’nin, Mondros Mütarekesi’nin 7. ve 24. maddelerinden yararlanarak, güvenliklerinin tehlikeye düştüğü veya karışıklık çıkması ihtimali gerekçesiyle işgal edebilmelerinden de kaynaklanıyordu. Ermeni ve Rum komita ve çeteleri de bölgedeki asayişi bozucu olaylar yaratarak, işgali kolaylaştırmaya çalışıyorlardı[10].

             

            Bu tehlikelere karşı koyabilmek için ilk adım, Erzurum Kongresi olarak anılan “Şark Vilâyetleri Kongresi”nde atıldı. Kongre, 5 Ağustos’a kadar 14 gün sürdü. Bir nizamname ve bir beyanname yayımladı. Ayrıca bir de, “Hey’et-i Temsiliyye” seçti. Bu temsil heyeti, tebligat yapmadıkça göçün yasak olduğu ilan edildi[11].

             

            Kongre’de Hey’et-i Temsiliyye’nin yapısı üzerinde karşılıklı görüşler ortaya çıkmıştır. Trabzon delegeleri, bu kadar küçük bir heyete, büyük yetkilerin verilmesini uygun bulmuyorlar ve gerektiğinde kongrenin olağan veya olağanüstü toplantıya çağırılmasını ileri sürüyorlardı. Tartışmalar sonunda Kongre, Hey’et-i Temsiliyye’nin gerekli niteliğe sahip en az 9, en çok da 16 üyeden oluşacak bir kurul olmasına karar verdi. Üyeler, aralarından birini başkan yapacaklardı. Vatanın bütünlüğü ve memleketin bağımsızlığını sağlama konusunda her türlü tedbiri ve siyasî kararı almaya ve yürütmeye yetkili idi. Ancak, milletin ve memleketin kaderiyle ilgili önemli konularda merkez heyetlerinin de düşüncelerini sorup, oylarını alacaktı. Millet ve memleketin kaderiyle ilgili kararlar ise kongrelerde alınacak, gerektiğinde Hey’et-i Temsiliyye, Kongreyi olağanüstü toplantıya çağıracaktı. Kurul, önemli meselelerde yetkili gördüğü kimseleri üye sayarak, görüşebilecekti[12].

             

            Erzurum Kongresi sona ererken, “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin tüzüğü kabul edilmiştir. Bu yeni cemiyet oluşunca, merkezi İstanbul’da bulunan “Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti”nin kuzeydoğu Karadeniz bölgesindeki bütün kuruluşları “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti” bünyesinde birleştirildi. Tüzüğe göre, cemiyetin merkez yönetim organı olan Hey’et-i Temsiliyye, her yıl 10-23 Temmuz arasında yapılacak genel kurul toplantısında oluşturulacaktı. Ancak, ilk Hey’et-i Temsiliyye aynı zamanda Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucuları da olacak ve Erzurum Kongresi tarafından seçilecekti[13]. Erzurum Kongresi’nin 7 Ağustos 1919’daki son toplantısında Hey’et-i Temsiliyye seçimleri yapılmıştır[14].

             

            Erzurum Kongresi’nde oluşturulan kurul için 24 Ağustos 1919 tarihinde Erzurum Valiliği’ne yapılan müracaatla, Cemiyetler Kanunu’na göre izin alınmıştır. Doğu Anadolu’da bulunan, aynı amaçla kurulmuş bütün millî cemiyetlerin Erzurum’daki Kongre ile “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ortak adı altında birleştirildiği belirtilen yazıda, Cemiyet’in merkezinin o gün için Erzurum olduğu söylenmiştir. Cemiyet’in idare heyeti olarak ifade edilen Hey’et-i Temsiliyye ve üyelerinin isim ve kimlikleri de Erzurum Valiliği’ne bildirilmiştir[15]. Kongre’nin 6 Ağustos 1919’da oluşturduğu Hey’et-i Temsiliyye’nin bütçesi 4.890 lira olarak kabul edilmiştir[16].

             

            Erzurum Kongresi nizamnamesi gereğince Hey’et-i Temsiliyye üyeleri, askerlikten ayrılmış olan, Eski III. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, Eski Bahriye Nazırı Rauf Bey, Eski Erzurum Mebusu Raif Efendi, Eski Trabzon Mebusu İzzet Bey, Eski Trabzon Mebusu Servet Bey, Erzincanlı Nakşî Şeyhi Şeyh Fevzi Efendi, Beyrut Eski Valisi Bekir Sami Bey, Eski Bitlis Mebusu Sadullah Efendi ve Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa Bey’di[17].

             

            Kazım Karabekir Paşa’nın “Günlükler”inde ise Hey’et-i Temsiliyye’yi oluşturan 9 kişi farklıdır[18]. Karabekir Paşa’nın belirttiği listede Sadullah Efendi ile Hacı Musa Bey yer almamaktadır. Onların yerine kendi ismini ve Hüsrev ismini vermiştir.

             

                        Ancak, Erzurum Kongresi ile oluşturulan Hey’et-i Temsiliyye’nin üyeleri sürekli ve düzenli bir çalışma ortaya koyamamışlardır. İzzet, Servet, Hacı Musa ve Sadullah hiç gelmemişlerdir. Raif ve Şeyh Fevzi ise Sivas Kongresi’ne katılmakla birlikte Raif Erzurum’a, Şeyh Fevzi ise Erzincan’a dönmüşler ve bir daha da toplantılara katılmamışlardır. Rauf Bey ve Sivas Kongresi’ne katılan Bekir Sami Bey ise İstanbul’da Mebusan Meclisi’ne gidinceye kadar, Hey’et-i Temsiliyye’de görev yapmışlardır[19]. Erzurum’da kalan Hey’et-i Temsiliyye üyelerinin tamamı, Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey ve Raif Efendi’den ibaret kalmıştır. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa, Hey’et-i Temsiliyye’nin Trabzonlu üyeleri İzzet Eyüboğlu ile Servet Hacısalihoğlu’nu Erzurum’a çağırmaya karar verdi. Erzurum Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa ile işbirliği yapan bu kişiler, o sırada İstanbul’dan gelmiş olan bir soruşturma kurulunun Trabzon’da bulunuşunu bahane ederek, oradan ayrılamayacaklarını bildirmişlerdir[20].

             

            Üyelerden Bekir Sami Bey ise Erzurum Kongresi’ne katılmamış, Sivas’ta beklemişti. Mutki’de Aşiret Reisi Hacı Musa ise kendisine karşı olan aşiretlerin menfi hareketlerinden çekinerek, kongreye gelmemiştir. Eski Bitlis Mebusu Sadullah ise rahatsızlığı sebebiyle özür dilemiş ve Hey’et-i Temsiliyye’ye katılmamıştır[21]. Bu kişilerin -Kongre’de bulunmadıkları halde- Hey’et-i Temsiliyye üyeliğine seçilmeleri bölgenin nüfuzlu kimseleri olmalarındandır[22].

             

            Erzurum Kongresi’ndeki Hey’et-i Temsiliyye’nin üye sayısının 9 kişi olduğu genel kabul olsa da Kazım Karabekir, kendisine gönderilen bir yazıya dayanarak, Hey’et-i Temsiliyye üyesi olduğunu söylemektedir. 9 Ağustos 1919 tarihli yazı ile Hey’et-i Temsiliyye, Erzurum’da III. Ordu Müfettişi Vekili ve 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin nizamnamesinin özel maddesi gereğince, Hey’et-i Temsiliyye üyesi olduğunu bildirmiştir[23]. Erzurum Kongresi’nin işlerini yürütmek için 10 kişiden oluşan Hey’et-i Temsiliyye seçtiği ve Kazım Karabekir’in de bu kişiler arasında olduğunu[24] ve Kazım Karabekir’in askerî görevinden dolayı valiliğe verilen listede adının olmadığını[25] belirten görüşler vardır.

             

            Ancak Mustafa Kemal Paşa, Hey’et-i Temsiliyye’ye istişarî üyeler de seçmiştir. Alfred Rüstem Bey bunlardan biridir.[26] Kazım Karabekir Paşa’nın da Erzurum Kongresi ile oluşan Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Tüzüğü’nün özel maddesine dayanarak, Hey’et-i Temsiliyye’nin istişarî üyesi olduğu kabulü de vardır[27]. Ali Rıza Paşa Hükümeti’nde Harbiye Nazırı olan Mersinli Cemal Paşa da bu maddeye dayanılarak, Hey’et-i Temsiliyye üyesi sayılmıştır[28].

             

            Erzurum ve Sivas Kongreleri arasında ise Refet Bey, Hey’et-i Temsiliyye’ce Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Tüzüğü gereğince yeterli sayıya ulaşabilmek için üye seçilmiştir[29].

             

    ***

            Erzurum Kongresi’nde ortaya çıkan tartışma mevzularından biri Mustafa Kemal Paşa’nın, Hey’et-i Temsiliyye’ye katılıp, katılmaması olmuştur. Kongre’nin bitiminden önce, Mustafa Kemal Paşa’nın, Hey’et-i Temsiliyye’ye dâhil olmasını mahzurlu bulunanlar arasında arkadaşları da vardı. Bu millî girişim ve faaliyetlerin tamamen milletten doğduğunu ve gerçekten millî olduğunu göstermek gereğinden hareket eden bu kimseler, böylece yapılanların daha kuvvetli olacağını, kimsenin kötü yorumuna ve özellikle de yabancıların olumsuz düşüncelerine yer bırakmayacağını savunuyorlardı. Mustafa Kemal Paşa gibi hem tanınmış hem de hükümet ve saltanata karşı asi konuma düşmüş bir kişinin bütün bu millî girişimlerin başında bulunduğu görülürse, faaliyetin millî maksatlara dayanmaktan çok özel amaçlar elde etmeye yönelik olacağı düşüncesi vardı. Bu yüzden, Hey’et-i Temsiliyye’ye katılacakların vilâyet ve müstakil sancakların seçeceği kişiler olması fikri savunuluyordu. Ancak bu şekilde millî bir güç ortaya konulabileceğine inanılıyordu. Bu düşünceler karşısında Atatürk, millî iradenin faaliyete geçirilmesi için, milletin bizzat ve silahlı olarak tedbirler alması gerektiğine inandığını ve bunlar için de Kongre’ye katılıp, onu idare etmesinin gerektiğini söylemiştir[30]. Hey’et-i Temsiliyye’nin başına geçmesi, Amasya’da oluşturduğu Sivas Kongresi’ni hazırlamasına yol açmıştır[31].

             

    ***

            Sivas Kongresi’nde kabul edilen tüzük ve bildirge gereğince, Mondros Mütarekesi’nin çizmiş olduğu sınırlar içerisindeki Osmanlı ülkesinin birçok yerlerinde meydana gelen; fakat aralarında organik bağ bulunmayan bütün örgütler[32]Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilmiştir. Kongrenin son gününde 6 üye daha seçerek, Hey’et-i Temsiliyye üyeleri 16’ya çıkarılmıştır[33]. Sivas Kongresi Beyannamesi’nin 10 numaralı son maddesinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas’ta toplanan Kongre tarafından bir Hey’et-i Temsiliyye seçilmiş olduğu bildirilmiştir. Köylerden, vilâyet merkezlerine kadar bütün millî kuruluşların birleştirilmiş olduğu ilan edilmiştir[34].

             

            Kongre’nin 7 Eylül tarihindeki oturumunda Mustafa Kemal Paşa, Hey’et-i Temsiliyye’nin tamamlanması için 6 kişi daha seçilmesini istemiştir. Hey’et-i Temsiliyye’nin Doğu Anadolu’nun genel heyetini temsil ediyor oluşu yanında burada vatanın bütününü temsil ettiği belirtilmiştir[35]. Seçilen bu üyeler; Antep delegesi Kara Vasıf Bey, Eskişehir delegesi Hüsrev Sami Bey, Denizli delegesi Hakkı Behiç Bey, Hakkâri delegesi Mazhar Müfit Bey, Ankara delegesi Ömer Mümtaz Bey ve Niğde delegesi Ratipzade Mustafa Beylerdi[36].

             

                        “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”, Osmanlı Devleti’nin çözülme tehlikesine karşı Halifelik ve Saltanatın varlığını korumak amacı ile hareket ettiğini ilan ederken, Sivas Kongresi’nde belirlenen tüzüğüne göre, Hey’et-i Temsiliyye’nin görev ve yetkileri belirlenmiştir. Her şeyden önce, Hey’et-i Temsiliyye’nin vatanın tümünü temsil ettiği söyleniyordu. Anayurdun bir parçasını Osmanlı Hükümeti, İtilaf Devletleri’nin baskısı karşısında bırakma durumunda kalacak olursa, halifelik ve saltanata bağlılığın sağlanması ve korunması ve vatanı Rum ve Ermeni ayakları altında çiğnetmemek için derhal geçici bir yönetim görevini üstlenecekti. Hey’et-i Temsiliyye, düşmanın istila etmesi ihtimali yüksek olan yerleri göz önünde tutarak, bu yerlerin savunulması ve halkın göç ettirilmesini planlayacak ve göçmenlerin perişan olmamaları için gerekli önlemleri alacaktı. Bir bölge halkının göç edebilmesi de Hey’et-i Temsiliyye’nin iznine bağlandı[37].

             

                        Hey’et-i Temsiliyye, Kongre’nin aldığı kararları, bu konuda izlenen yolu, milletin emel ve isteklerini Türk Milleti’ne, İstanbul Hükümeti’ne ve yabancı devletlere duyurulacaktı[38].

             

                        Sivas Kongresi’nde oluşturulan Hey’et-i Temsiliyye, Erzurum Kongresi’ndeki Hey’et-i Temsiliyye’den yetki ve görevler bakımından farklı idi. Erzurum Kongresi, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum Şubesi’nce düzenlenmişti. Sivas Kongresi’nde doğu illeri de temsil edilecekti; ancak Sivas’ta bu kurul çoğunluk sağlanamadığı için çalışamaz bir duruma gelmişti. Bunun üzerine tüzüğün verdiği yetki ile temsilcileri bulunmayan bölgelerden 6 üye daha katılarak, üye sayısı 16’ya çıkarıldı[39].

             

                        Sivas Kongresi’nden sonra, Cemiyetler Kanunu’na göre, Hey’et-i Temsiliyye’ye seçilen 16 kişinin isimleri 11 Eylül 1919’da valiliğe verilerek, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin oluştuğu bildirilmiştir. Cemiyetin merkezinin de o gün için Sivas olduğu belirtilmiştir[40].

             

                        Hey’et-i Temsiliyye’nin oluşmasıyla Anadolu’da yeni bir iktidar odağı daha oluşmuş oldu. İstanbul’daki iktidar yanında, 30 Ekim 1918’deki Mondros Mütarekesi’nden itibaren İtilaf Kuvvetleri’nin iktidarı oluşmuştu. Hey’et-i Temsiliyye ise Amasya Tamimi’nden itibaren gelişen mücadele fikrinin Erzurum ve Sivas Kongreleri ile ortaya çıkan organı oldu[41]. Askerî kuvvetler de Sivas Kongresi’yle oluşturulan Hey’et-i Temsiliyye’ye bağlı oldular[42].

             

            Aslında, Erzurum Kongresi’yle oluşturulan Hey’et-i Temsiliyye’nin yurt genelinde yetkisi sınırlı idi. Bunun için ilk direniş hareketlerinin Kuva-yı Milliye Cepheleri’nin problemleri ve düzenlenmesi Sivas Kongresi’nde oluşturulan Hey’et-i Temsiliyye ile sağlandı[43].

             

            Hey’et-i Temsiliyye, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinin oluşması yolunda ilk adım oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasına kadar Hey’et-i Temsiliyye’nin başkanı olarak, sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi ve devletin başkanı olarak, liderliğini oluşturacaktır[44].

             

             

             

                        B) Faaliyetleri

            

                        Hey’et-i Temsiliyye’nin kurulmasından itibaren gerçekleştirmek için çalıştığı asıl konu, Mebusan Meclisi’nin açılmasını sağlamaktı. Sivas’tan Ankara’ya geliş, Mebusan Meclisi’nin açılması ve Misak-ı Milli’yi kabul etmesi, İstanbul’un işgali, Meclis’in Anakara’da toplanmasının sağlanması birbirini takip eden gelişmeler oldu.

             

             

                            a) Mebusan Meclisi’nin Açılması için Çalışmalar                   

            

            Millî bir nitelik kazanan Hey’et-i Temsiliyye, Mebusan Meclisi’nin açılmasını sağlamak ve Ferit Paşa’yı düşürerek, millî görüşleri destekleyen bir hükümeti başa geçirmek istiyordu[45]. Bu yoldaki çalışmalar sonuca ulaştı. 1 Ekim 1919’da Damat Ferit Paşa’nın hükümetten çekilmesiyle, -Mustafa Kemal Paşa’nın tamamen lehinde olmasa da, faaliyetleriyle ona karşı olmayan-  Ali Rıza Paşa kabinesinin 2 Ekim 1919’da işbaşına gelmesi, İstanbul ile Hey’et-i Temsiliyye arasındaki münasebetlerde bir düzelmeyi beraberinde getirdi[46]. 4 Ekim’de Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi kararlarını yeni sadrazama bildirmiştir[47]. Bunun sonucu olarak, Ali Rıza Paşa hükümeti ile Hey’et-i Temsiliyye arasında bir anlaşma olması genel bir memnuniyete sebep olmuştu. O zamana kadar olan anlaşmazlıkların özellikle eski Sadrazam ve Dâhiliye Nâzırı tarafından çıkarıldığı ilan olunarak, padişah bundan ayrı tutulmuş ve onun tutumu hakkında herhangi bir şüpheye düşülmemesi istenmişti. Mustafa Kemal Paşa hükümetin beyannamesine karşı, padişaha millet adına teşekkürü içeren bir telgraf gönderdi. Hey’et-i Temsiliyye’nin bu konudaki düşüncelerinden 9 Ekim tarihli gazetelerde bahsedildi[48].

             

            Görüldüğü üzere Erzurum ve Sivas Kongreleri ile ortaya çıkan ve Anadolu’dan gelen ortak sesin temsilcisi olarak faaliyet gösteren Hey’et-i Temsiliyye, ülkenin geleceği ile ilgili söz sahibi olmaya başladıktan sonra, İstanbul’daki hükümet tarafından da muhatap alınmıştır[49]. 20-22 Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya’da gerçekleşen görüşmede, Hey’et-i Temsiliyye ile Bahriye Nâzırı Salih Paşa arasında 5 adet protokol imzalandı[50]. Salih Paşa ile Hey’et-i Temsiliyye arasındaki görüşmeler sonucunda Osmanlı Parlamentosu’nun yeniden açılması için seçimler yapılması kabul edildi[51]. İstanbul gazeteleri 24 Ekim tarihli nüshalarında “Amasya müzakeratı tam bir anlaşma ile neticelendi” başlığı ile neşrediliyordu[52].

             

            Yine de Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul Hükümeti arasındaki anlaşmazlıklar sürmüştür. Anlaşmazlık konularından biri, Meclis-i Mebusan’ın nerede toplanacağı konusu olmuştur[53]. Ali Rıza Paşa Hükümeti ile anlaşmazlık noktalarından biri de Hey’et-i Temsiliyye’nin İttihatçılıkla ilgili olup, olmadığı hususudur. Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa’nın, Mustafa Kemal Paşa’ya 9 Ekim 1919’da gönderdiği yazı ve Mustafa Kemal Paşa’nın 10 Ekim’de verdiği cevap bu konuya ayrılmıştır. Hey’et-i Temsiliyye’nin İttihatçılıkla ilgisinin bulunmadığını ilan etmesini isteyen Harbiye Nazırı, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesine neden olanların cezalandırılması gereğini dile getiriyordu[54]. Mersinli Cemal Paşa’nın sözlerine Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği cevap ise dikkat çekicidir. İttihatçılıkla, Hey’et-i Temsiliyye’nin bir ilgisinin olmadığını söyledikten sonra, Birinci Dünya Savaşı’na girmenin de birkaç kişinin oyunu olacak dereceye indirilmemesini istemiştir. Savaştan uzak durmanın mümkün olamayacağını izah etmiştir[55].

             

    ***

            İstanbul’da Mebusan Meclisi’nin açılmasıyla birlikte Hey’et-i Temsiliyye’nin durumunun ne olacağı da üzerinde durulan konulardandı. 16 Kasım’da Hey’et-i Temsiliyye üyeleri ile 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir, XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy, 3. Kolordu Komutanı Selahattin ve 12. Kolordu Kurmay başkanı Şemseddin’in katıldığı toplantıda bu konu ele alınmıştır[56].

             

            Bütün bunların sonucunda İstanbul’da toplanacak Meclis’in bağımsız olarak yasama görevini yerine getirdiğini gösterdiği zamana kadar Hey’et-i Temsiliyye’nin dışarıda çalışmaya devam edeceği ortaya çıktı. Böylece Hey’et-i Temsiliyye İstanbul’da Mebusan Meclisi toplansa ve çalışmaya başlasa bile, varlığını sürdürmeye kararlı idi. Hey’et-i Temsiliyye’nin ortadan kalkması ancak bir kongre ile olabilecekti. Ancak kongrenin toplanmasına karar verecek olan yine heyetin kendisi idi[57].

             

             

             

            b) Ankara’ya Geliş ve Büyük Millet Meclisi’nin Açılmasına Kadarki Çalışmalar

            

            Mustafa Kemal Paşa’nın Hey’et-i Temsiliyye’yi Ankara’ya taşıması, İstanbul’a yakın bir merkeze sahip olmak istemesi yanında, Ali Fuat Paşa’nın XX. Kolordusu’nun Ankara’da bulunmasıyla da ilgilidir. Emniyet açısından XX. Kolordu önemli bir kolaylık sağlamaktaydı[58].

             

                        16-29 Kasım 1919 tarihleri arasında Hey’et-i Temsiliyye ile komutanlar arasındaki Sivas toplantısı sonrasında Ali Fuat Paşa, Ankara’ya dönerken, Hey’et-i Temsiliyye’nin takip edeceği yolda çalışmalar yapmıştır. Konaklama yerleri ve görüşülecek kişilerle ilgili düzenlemeler sonrasında Hey’et-i Temsiliyye’nin hareketi için rapor sunmuştur. Hey’et-i Temsiliyye,  18 Aralık 1919’da Sivas’tan yola çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Sivas’tan ayrıldıktan sonra, Kayseri - Mucur - Kırşehir - Kaman yolunu izleyerek, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya ulaşmışlardır[59].

             

    ***

                        Hey’et-i Temsiliyye, Ankara’ya geldikten sonra ele alınan ilk önemli konu Meclisi-i Mebusan’ın İstanbul’da açılması hazırlıkları oldu. Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya geldikten sonra, 29 Aralık’ta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Heyetleri’ne bir genelge göndermiştir. 17 Aralık’taki genelgenin tekrarı olan bu yazıda Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanmasından önce millî istiklal ve mülkî tamlığı sağlanması gibi meseleleri incelemek ve gereken tedbirleri almak üzere Hey’et-i Temsiliyye’ye üye olarak, her livadan bir kişinin seçilmesi istenmiştir. Bu seçilenlerin Hey’et-i Temsiliyye’nin bulunduğu yerde toplanması ve artık Hey’et-i Temsiliyye’nin Ankara’da olması dolayısıyla mebusları 5 Ocak’tan itibaren Ankara’da beklediğini bildirmişti. Bu müzakerelere mümkün olduğunca çok mebusun katılması arzu ediliyordu[60].

             

            Mustafa Kemal Paşa kendisi de Erzurum Mebusu seçildiği halde, Mebusan Meclisi’nin İstanbul’da açılmasına karşıydı. Ancak Sivas’ta arkadaşlarının ısrarları karşısında onlara uymuştu. Yine de İstanbul’a giden mebusların Hey’et-i Temsiliyye ile görüşmeleri ve Meclis açılınca da güçlü bir Müdafaa-i Hukuk Grubu oluşturmalarını istemişti. Grup, Meclis başkanlığına Mustafa Kemal Paşa’yı teklif edecekti. Gerçi o seçilse de İstanbul’a gitmeyecekti; ama böylece Meclis’te Hey’et-i Temsiliyye’nin görüşleri savunulabilecekti[61].

             

            Böylece Mustafa Kemal Paşa, Mebusan Meclisi için İstanbul’a giden Mebuslar ile Ankara’da görüşmeler yapmıştır. İstanbul’da Mebusan Meclisi’nin 12 Ocak 1920’de açılmasıyla Meclis-i Mebusan’a katılan Hey’et-i Temsiliyye üyelerinden Rauf Bey, Bekir Sami, Kara Vasıf Beyler’le İbrahim Süreyya, Câmi, Yunus Nâdi, Adnan Beyler, “Felâh-ı Vatan Grubu”nu kurarak, yönetim kurulunu oluşturmuşlardı. Felah-ı Vatan Grubu’na Meclisi’nin bütün üyeleri neredeyse tamamen katılmışlardı. Grup, siyasî bir parti olarak kurulmadığı için program ve tüzüğe sahip değildi. Amacı, Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarının Mebusan Meclisi’nce sahiplenilmesine çalışmıştır. Grup daima Ankara’daki Hey’et-i Temsiliyye ile irtibat halinde olmuştur. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Grubu kurulamamış olsa bile, Felâh-ı Vatan Grubu Meclis’e “Misak-ı Milli[62]yi kabul ettirmiştir[63].

             

                        Mustafa Kemal Paşa, Hey’et-i Temsiliyye’yi geçici bir hükümet olarak çalıştırmak ve için Ankara’da bir meclisin toplanmasını da gerekli görüyordu. İstanbul’un 16 Mart 1920’deki işgali ile de artık askerî ve sivil bütün mekânlar için tek mercii Hey’et-i Temsiliyye olduğunu bildirdi. Böylece Hey’et-i Temsiliyye İstanbul’un işgalinden iki gün sonra bağımsız bir devlet şeklini almıştı[64]. İstanbul’un işgali üzerine Hey’et-i Temsiliyye adına Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920 tarihli tebliğ ile kurucu yetkilere sahip bir Meclis’in 23 Nisan 1920’de, Anadolu’nun emin bir yeri olan Ankara’da toplanacağını bildirmiştir[65]. Böylece, İstanbul’un işgali ile olağanüstü yetkilere sahip bir Meclis’in Ankara’da toplanması hakkında Mustafa Kemal Paşa’nın aldığı tedbirler, Hey’et-i Temsiliyye tarafından uygulamaya konuldu[66].

             

            Başkentin işgali, Hey’et-i Temsiliyye’nin çalışmaları için bir dönüm noktası olmuştur. 16 Mart 1920’ye kadar artık Hey’et-i Temsiliyye’nin varlığına sebep kalmadığını iddia edenler, Mustafa Kemal Paşa’nın görüşlerine katılmışlardır. Ankara’da Meclis’in açıldığı tarihe kadar artık Hey’et-i Temsiliyye tek otorite haline gelmiştir[67].

             

    ***

            Hey’et-i Temsiliyye’nin faaliyette bulunduğu dönemde, dış ilişkiler açısından girişimleri dikkat çekmektedir. 6 Mayıs 1920 tarihli bir İngiliz istihbarat raporu Hey’et-i Temsiliyye’nin bu konudaki çalışmalarına değinmiştir. Azerbaycan, Afganistan, Bolşevik Rusya, İtalya, Bulgaristan ve diğer ülkelerle iletişim kurmak için yapılan gizli temaslar hakkında bilgi verilmiştir. Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa aracılığıyla Azerbaycan yönetiminden 400.000 sterlin tutarında yardım sağlamaya çalıştığı üzerinde duruluyordu. Azerbaycan’daki iç siyaset ile ilgili konular yanında, Hey’et-i Temsiliyye’nin örgütü ve Bakanlıkları hakkında bilgi veriliyordu[68].

             

            23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Hey’et-i Temsiliyye dönemi sona ermiştir[69]. Oluşan İcra Vekilleri Heyeti, Hey’et-i Temsiliyye’nin fiilîlikten kurtulmasını sağlamıştır[70].

             

             

             

            Sonuç                         

            

            Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşum sürecinde Hey’et-i Temsiliyye dönemi, iki bakımdan dikkat çekici sonuçları beraberinde getirmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu’ya gelen yabancı güçlerin varlığına son verilmesi ve yeni bir yönetim şekline gidişin altyapısının hazırlanması yolunda yapılan çalışmalar bu dönemin belirgin özellikleridir. Hey’et-i Temsiliyye, Erzurum Kongresi’nden itibaren, Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına kadar, Mustafa Kemal Atatürk’ün otoritesinin oluşmasını sağlayan ilk kurul olarak da tarihe geçmiştir. İlerleyen zamanlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, İcra Vekilleri Hey’eti Reisi, Başkomutan ve Cumhurbaşkanlığı görevleriyle günümüz Türkiye’sinin doğmasını sağlamış olan Mustafa Kemal Paşa, başlangıçta Hey’et-i Temsiliyye’ye başkanlık yaparak siyasî liderliğini sağlamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde Hey’et-i Temsiliyye, İmparatorluğun ortadan kalktığı bir süreçte, boşluğu doldurarak, siyasî, askerî ve idarî kurumların, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına kadar, Millî Mücadele’yi yürütebilecekleri bir zamanı kazandırmıştır.

             

             

    Yazı kaynağı : www.turkyurdu.com.tr

    �Temsil Kurulu, Do�u Anadolu�nun b�t�n�n� temsil eder� karar�, �Temsilciler Kurulu yurdun b�t�n�n� t

    “Vatan Bölünmez Bir Bütündür, Parçalanamaz” 101.Yılında Sivas Kongresi

    “Vatan Bölünmez Bir Bütündür, Parçalanamaz” 101.Yılında Sivas Kongresi

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya Genelgesi ile yaptığı çağrı üzerine, işgale uğrayan vatan topraklarını kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla toplanmıştır. Erzurum Kongresi’nde seçilen Heyet-i Temsiliye üyeleri ile Trakya, Doğu ve Batı şehirlerinden gelen temsilcilerin bir araya gelmesiyle bütün memleketin birlik ve bütünlüğünü oluşturan ve 4-11 Eylül 1919’de gerçekleşen “Ulusal Kongredir”. Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığından asla ödün verilmeden gerçekleştirilen Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi’nden sonra Milli Mücadele tarihimizin ikinci büyük halkasını oluşturmuştur.  

    Mustafa Kemal Atatürk, Sivas Kongresi başlamadan önce Erzurum’da bulunduğu 20 Ağustos 1919’da, Sivas Valisi Reşit Paşa’dan aldığı telgrafta; “Kongrenin toplanması halinde Fransız Jandarma Müfettişi Binbaşı Bruno, 5 veya 10 içinde Sivas şehrini işgal edeceklerini ve kongrenin toplanmasından vazgeçilmesini ya da kongrenin Erzurum veya Erzincan’da düzenlenmesini önermiştir”. Fransızlar, kongrenin toplanmaması için her türlü girişimde bulunmuştur. Atatürk, böyle bir şeyin mümkün olmayacağını belirterek; “Bunun bir gözdağı vermek için söyledikleri sözleri tamamıyla blöf olarak saydım. Bendeniz ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin yardımına tenezzül eden şahsiyetlerden değilim. Benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı milletin sinesidir. Sivas Kongresi hakkındaki kesin kararı, ancak temsil heyetinin görüşmeleri sonucunda, temsil heyeti kararlaştıracaktır. Bir millet ki “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyor ve bu kararı tamamıyla benimsemiş bulunuyor, bunun karşısına hangi kuvvet çıkar?” cevabını vermiştir. İstanbul hükümeti, kongrenin toplanmaması için Mustafa Kemal Atatürk ve Refet Bele başta olmak üzere kongreye gidecek delegelerin tutuklanıp İstanbul’a gönderilmesini istemiştir. Bu gelişmeler yaşanırken, kafile Sivas Kongresi için 29 Ağustos 1919 sabahı Erzurum’dan 3 arabalık konvoy ile hareket etmiş, ancak yol boyunca sıkıntılı anlar yaşamışlardır. Erzincan Boğazı’nda baskına uğrayacağı bilgisini almış, ancak aldırış etmeden kafile Refahiye-Suşehri üzerinden 2 Eylül sabahı Sivas’a ulaşmış, halkın büyük ve parlak gösterisiyle karşılanmıştır. 3 Eylül 1919’da Savunma Bakanı Süleyman Şefik, Elazığ Valisi Ali Galip’i 100-150 kişilik süvari birliği oluşturup kongreyi basmak, Atatürk’ü tutuklamak ve kongreyi dağıtmak ile görevlendirilmiştir. 6 Eylül’de Ali Galip, Elazığ’dan Malatya’ya gelmiş ve Sivas’a yönelmiştir. Bu olaydan haberdar olan Atatürk, gerekli tedbir ve önlemleri almış ve 11 Eylül’de İçişleri Bakanı Adil Bey’e gönderdiği telgrafta; “Alçaklar, caniler, düşmanlarla millet aleyhinde tertiplerde bulunuyorsunuz. Aklınızı başınıza toplayın ”. Sözleri ile tepkisini göstermiştir.

    İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri’nin tehdit ve engellemeleri rağmen “Sivas Kongresi”, 4 Eylül 1919 Perşembe günü saat 14.00’de yurdun dört bir tarafından gelebilen 38 delegenin katılımıyla Sivas Lisesi’nde toplanmıştır. Kongreye, tehditlerden dolayı Trakya’dan, Konya çevresinden, Antalya’dan, Fransız işgalindeki Adana’dan delege gelmemiş, İstanbul ve Ege bölgesindeki kentlerden birkaç kişi katılabilmiştir. Kongreye katılan delegelerin hemen hemen tamamı Orta ve Batı Anadolu’dan gelen temsilcilerden oluşmuştur. Sivas Kongresi’ne, Erzurum Kongresi'ne nazaran daha az kişi katılmış olsa da, katılımcılar daha geniş çaplı bölgeleri temsil etmesi nedeniyle Ulusal bir Kongre olmuştur. Temsilciler, Kurana el basarak; “Yurdumun ve milletimin kurtulup barışa kavuşması dışında herhangi bir kişisel hırs ya da çıkar peşinde koşmayacağıma, İttihat ve Terakki Fırkasını tekrar canlandırmaya kalkışmayacağıma, hiçbir siyasi partinin çıkarına hizmet etmeyeceğime Tanrı’nın adı üzerine yemin ederim” yemin ederek toplantıya katılmışlardır.

    Sivas Kongresi’nin açılışında ilk sözü Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa almış, başkanlık için üye isimlerinin, temsil edilen il ve sancak isimlerinin baş harflerine alfabe sırasıyla yapılmasını önererek kendisinin seçilmesini istemiştir. Atatürk, Nutuk’ta; “Ben vatanın, öneriyi yapanla birlikte bütün ulusun, hepimizin nasıl bir felaket çıkmazında bulunduğumuzu göz önüne getirip, kurtuluş çaresi olduğuna inandığım girişimleri, bitmez tükenmez güçlükler ve engellere karşın maddi manevi bütün varlığımla yürütmeye çalışırken, benim en yakın arkadaşlarım, daha dün İstanbul’dan gelmiş ve elbette işlerin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir kişinin diliyle bana kişisellikten söz ediyorlar. Bu öneriyi oya sundum. Çoğunluk ile kabul edilmedi. Başkan seçimi gizli oya koydum. Üç kişi dışında bütün üyeler oylarını bana verdiler” sözü ile açıklamıştır. Kurtuluş ve Bağımsızlık için yola çıktığı arkadaşları Rauf Orbay başta olmak üzere Bekir Sami, Kara Vasıf, Hüsrev Gerede, İsmail Hami Bey ve bazı üyeler Atatürk’ün kongre başkanlığına seçilmesine istememişler, İsmail Fazıl Paşa’nın başkanlığı için anlaşmıştır. Atatürk, özellikle Rauf Orbay’ın başkan seçilmesini istememesine çok üzülmüştür. Kişisel istek ve yargılar ne olursa olsun başkan seçilmesi, ülke koşullarının dayattığı bir gereklilik ve zorunlu bir sonuç olmuştur. Çünkü kimse onun kadar açık, kolay anlaşılır ve uygulanabilir hedefe sahip değildir. Onun gibi bilinçle hazırlanmış, halkın isteklerine yanıt veren, tutarlı ve gerçekçi bir program oluşturamamıştır. O, programı uygulamaya kesin kararlı, emperyalizm ile çatışmaya ve iç savaşın sorunlarını göğüslemeye hazırdır.

    Mustafa Kemal Atatürk, kongre açış konuşmasında; “Vatan ve milletin kurtuluşunu hedefleyen zorunlu sebepler, sizleri bunca sıkıntı ve engeller karşısında Sivas’ta topladı. Milletimizin sizler gibi aydınları ve hamiyetperverleri manzaranın elemli karanlıklarından ümitsiz olmadılar. Çünkü onlar bilirler ki tarih bir milletin varlığını, hakkını hiçbir zaman inkâr edemez. Vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen kanaatler muhakkak ki iflasa mahkûmdur. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin milli ruhu temsilen ve birbirini takiben toplanması muhakkak bir kurtuluş belirtisidir”. Milli Mücadeleyi temsil eden önder olarak son derece kesin ve ödünsüz bir kararlıkla yoluna devam etmiş, ne istediğini bilerek, dolambaçlı yollara sapmadan hedefine yürümüştür. Sivas Kongresi çalışmalarına ilk önce Erzurum Kongresi’nde alınan kararları onaylayarak başlamış ve “Misakı Milli” metnini daha güçlü şekle sokan değişikleri kabul etmiştir.  Milli Mücadeleye önderlik edecek örgütün yapısı ve programı, İngiliz veya Amerikan “Himaye ve Mandasının” kabul edilmesi en önemli ve en çok tartışmaların yaşandığı ana konuları oluşturmuştur. 8 Eylül’de, Türkiye’nin büyük bir gücün desteği olmadan yaşamayacağına inanan İsmail Hami Bey ve 25 kişinin imzasıyla kongreye Amerikan mandasının kabul edilmesini isteyen bir önerge sunmuştur. Refet Bele ve Rauf Orbay başta olmak üzere manda lehine Kara Vasıf, Ahmet Rıza, Ahmet İzzet, Reşat Hikmet, İsmail Hami ve Bekir Sami Kunduh Bey, Halide Edip Adıvar, Esat, Mahmut ve İsmail Fazıl Paşa’dan oluşan bir grup konuşmalar yapmıştır. Ülkenin siyasal, ekonomik ve kültürel açıdan zayıflığını öne sürerek bir yardıma ihtiyaç duyulduğu, bu yardımın Amerika tarafından yapılmasını ve mandasının kabul edilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

    Mustafa Kemal Atatürk’ü en çok uğraştıran “Manda” konusunda 8/9 Eylül gecesi odasında yaptığı toplantıda; ”Şerefsiz, istiklalsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki tercih edilir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır. Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla gerçekleştirebilir”. Yoksul ve yoksunluk içinde bulunan halk bunu kanıtlamıştır. Yabancı işgali altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüyle, hastalıklı bir ruh haliyle hareket ettiklerini ve bu düşünceyi savunan mandacılara biçareler olduğunu söylemiştir. Bazı delegelerin yegâne kurtuluş yolunun İngiliz veya ABD “Manda” olduğunu tartışmaları arasında, kongre delegelerinden Tıbbiyeli Hikmet; “Paşam, delege olarak Tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar olursa varsa, bunları her kim olursa olsun şiddetle reddeder ve kınarız. Farzı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal Vatan kurtarıcı değil, vatan batırıcı olarak adlandırır ve lanetleriz” mandaya kesinlikle karşı olduklarını söylen bu yurtsever çıkışın ardından duygulanan Atatürk; “Arkadaşlar, gençliğe bakın. Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin. Tıbbiyeli Hikmet’e de; Evlat için rahat olsun. Gençlikle övünüyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak bile mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya Bağımsızlık ya ölüm” güç ve destekten dolayı Hikmet’i alnından öperek Tam Bağımsızlık hedefini göstermiş ve “Gençler, vatanın bütün ümit ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır” gençlere güvenini belirtmiştir.   

    Amerikan mandası 3 gün süre ile tartışılmış, manda fikrinin daha çok İstanbul’dan gelen delegeler tarafından savunulduğu görülmüş, Anadolu delegelerinin çoğu manda fikrine kesin olarak karşı çıkmıştır. Atatürk, Amerikan mandasının Türk milleti için uygun olmadığını delegelere anlatmış ve “Manda ve himaye kabul edilemez” düşüncesi benimsenerek kesin olarak reddedilmiştir. Nutuk’ta; “Ulus ve ordu, kurtuluş yolu düşünürken bu atadan gelen alışkanlık nedeniyle kendinden önce yüce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramaya yetenekli değil. Bu inançla bağdaşamaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline. Hemen dinsiz, vatansız, hain, istenmez olur. Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görünmekteydi. Kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. İlkin, İtilaf devletlerine karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti, sonra da, Padişah ve Halife ye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı.” Bu düşünce, Osmanlı’nın kurtuluşunu olanaksız görerek büyük devletlerin kanatları altına girmeyi kabul etmek olmuştur. “Ben bu kararların hiçbirisini yerinde bulmadım. Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O ulus egemenliğine dayanan, koşulsuz ve bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak. İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.” Milli Mücadele’yi evrelere ayırmış, ilk verdiği kararın çizgisinden ve yöneldiği amaçtan hiç ayrılmadan zamanı ve yeri geldiğinde kafasından planladıklarını adım adım ilerleyerek amacına ulaşmıştır.

    Bu süreçte Sivas Kongresi delegeleri, Atatürk mandaya karşı olmasına rağmen uzlaştırıcı yol bulmak için konuyu incelemek ve gerçek durumu üzerinde rapor hazırlamak üzere heyet gönderilmesini Amerikan Senatosu’ndan istemiştir. Tümgeneral James Harbord ve heyeti, 20 Eylül’de Sivas’a gelmiş ve Türkiye’nin geçmişteki siciline değinerek, kendi kendisine saygısı olan hiçbir milletin, elinde tam bir otorite bulundurmadan mandaterlik sorumluluğunu alamayacağını belirtmiştir. Harbord; ”Karşınızda yalnız Yunanistan değil, büyük devletler var. Nasıl başaracaksınız Şimdi ne yapmak niyetindesiniz?” sorusuna Atatürk, oynadığı tespihin sicimin kopması ile yere düşen dağılan taneleri toplarken, ülkenin dağılmış parçalarını bir araya getirmek, çeşitli düşmanlardan temizlemek, tam bağımsız, çağdaş ve uygar bir devlet yaratmak isteğini belirtmiştir. Harbord; “Şimdi de bir milletin intiharına mı tanık olacağız ?“ sorusuna, Atatürk; “İçimizde bulunduğumuz durumda yapmak istediğimiz şey, ne askerlik açısından, ne de başka bir açıdan açıklanabilir. Ancak, her şeye rağmen, yurdumuzu kurtarmak, özgür ve uygar bir Türk devleti kurmak, insan gibi yaşayabilmek için yapacağız bunu. Atalarımızın çocukları olarak, dövüşerek ölmeyi tercih ederiz” kararlılığını görünce Harbord; “Her şeyi hesaba katmıştım, ama bunu değil. Sizin yerinizde olsaydık, biz de aynısını yapardık” sözleri ile düşüncelerini belirtmiştir.

    Sivas Kongresi, 11 Eylül 1919’da Milli Mücadele’nin programı niteliğindeki kararları içeren bildirinin yayımlanmasıyla çalışmalarını tamamlamıştır. Milli Mücadele’nin çerçevesini belirleyen geleceğe yönelik kararların temeli atılmış, bütün vatana yayılmış, millete mal edilmiştir. Tam bağımsızlı anlayışı ile Milli Mücadeleyi yönetecek 10 maddeden oluşan ve milletin kurtuluşunu hazırlayan Sivas Kongresi’nde;

    30 Ekim 1918’de yapılan Ateşkes Anlaşması ile sınırlarımız içinde kalan ve her noktasında çok büyük bir İslâm çoğunluğunun bulunduğu Osmanlı ülkesinin parçaları birbirinden ayrılamaz. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.

    Osmanlı toplumunun bütünlüğü ve milli istiklalimizin sağlanması, Hilâfet ve Saltanat yüce makamının dokunulmazlığı için Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet ve etkili tanımak, milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır.

    Osmanlı topraklarının herhangi bir parçasına karşı yapılacak her türlü yabancı işgal ve müdahaleye, özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş harekâtın reddi konularında millet top yekûn kendisini savunma ve direnme esası meşrudur.

    Vatan içinde birlikte yaşadığımız, bütün gayr-i Müslim azınlıkların her türlü hakları bütünüyle mahfuz bulunduğundan, bu azınlıklara siyasî egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul edilmeyecektir.

    Manda ve himaye kabul edilemez.

    Yurdumuzun herhangi bir parçası dış baskı karşısında hükümetçe terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, geçici bir hükümet kurularak, yönetimin millet adına ele alınacağı, vatanın bağımsızlığını ve milletin dokunulmazlığını ve bütünlüğünü sağlayacağı, milletçe müdafaa ve direniş esası kabul edilecek, idari, siyasi ve askeri her türlü tedbir alınacaktır.

    Milletlerin kendi geleceğini bizzat kendilerinin tayin ettiği bu tarihi dönemde, İstanbul Hükümeti’nin milli iradeye bağlı olması zaruridir. Böylece, milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmasına gerek kalmadan, Padişah tarafından 21 Aralık 1918’de dağıtılmış olan Meclis-i Mebusan’ın bir an önce hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması ve böylece milletin, memleketin geleceği üzerinde alacağı bütün kararları milli meclisin denetimine sunması zorunlu olacaktır. Bununla, Türk milleti geleceği ile ilgili kararları, ancak kendisinin vereceğini bir kez daha ilan ederek, ulusal iradenin temsil edileceği Millet Meclisi’nin toplanması kararını vermiştir. Ülkenin yaşadığı umutsuz koşullarda, delegelerin milli iradenin her şeyin üstünde olduğunu haykırmış, Anadolu topraklarında bağımsızlık sonrası demokrasinin yeşertileceğini göstermişlerdir.

    Erzurum Kongresi’nde, “Heyet-i Temsiliye Doğu Anadolu’nun genelini temsil eder” ibaresi, “Heyet-i Temsiliye vatanın genelini temsil eder” şeklinde değiştirilerek tüm yurdu temsil etmesi hükme bağlanmış ve ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Daha önce sadece Doğu vilayetleri için ortaya çıkan irade, Sivas Kongresi’nde bütün ülkeyi içine alacak şekilde genişletilmiştir. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları uygulamak için “Heyeti Temsiliye” üyeleri belirlenmiştir. Erzurum‘da seçilen 9 kişilik Heyet-i Temsiliye’ye 7 kişi daha eklenerek üye sayısı 16 olmuş ve İstanbul hükümetinin karşısına, artık ülkenin tümüne yayılan Ulusal Harekete milli bir boyut verilmiştir. Yeni bir siyasi güç merkezi ortaya çıkmış ve heyetin başına Atatürk yetkili öncü olarak getirilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanana kadar yaklaşık 7 ay aylık dönem içerisinde, askeri ve milli bürokrasiyi kendisine bağlamayı büyük çapta başarmıştır. Yurdun tamamını kapsayan Heyet-i Temsiliye ile “Ulusal Hareket” meşru organları biçimlendirilmiş, milli birlik ve beraberlik büyük oranda sağlanmıştır. “Tam bağımsızlık” ve “Milli Egemenlik” ilkeleri temel prensip olarak kabul edilmiş, ”Milli İrade” kavramları devlet hayatına yansıtılmaya başlanmıştır.

    Kurtuluş Savaşı’nın seyri bakımından çok önemli bir yere sahip olan Sivas Kongresi, toplanması ve aldığı kararlar yönüyle TBMM’nin kuruluşuyla sonuçlanan gelişmelere hız kazandırmıştır. Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek, tüm ulusu kapsayan bir nitelik kazandırmış ve Mondros Mütarekesi reddederek yeni bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş temelleri atılmıştır. TBMM’nin açılışında, Milli Mücadele döneminde yapılan bütün antlaşmalarda, Lozan’da ve Mudanya’da izleri görülmüştür. Bu gelişmeleri doğrulayan İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John De Robeck’in 28 Ekim 1919’da Lord Curzon’a gönderdiği raporda; "İstanbul'da doğan ve Erzurum'da yuvalanan milliyetçi hareket, Yunan Bölgesi dışında Anadolu'nun tamamını kontrol edecek kadar genişledi ve Trakya'nın da önemli bölümünde varlık gösteriyor. Bazı Kürt, Arap ve Tatarların da sempatisini topladı. Merkezi Hükümet, İstanbul'da bir ilçe belediyesine, Milliyetçiler ile İtilaf Devletleri arasında aracıya dönüştü. Mustafa Kemal’in hareketi Anadolu’da müstakil Cumhuriyete doğru gelişiyor”. Anadolu’da doğmakta olan yeni Türkiye’nin habercisi olmuştur.

    Sivas Kongresi alınan kararlar sonucunda; “Milletin Padişahımızdan başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bu yüzden durum ve dileklerini ancak kendilerine bildirmek zorundadırlar. Heyetiniz millet ile Padişah arasında engel oluyor. Bu inadınız bir saat sürerse, millet artık kendisini her türlü hareket ve icraatında serbest saymakta mazur görülecektir ve bütün vatanın, meşruluğunu kaybeden heyetinizle, kesin olarak ilişiğini ve bağlantısını kesecektir. Bu son ihtiramızdır.” Bildirisi gönderilmiştir. Delegelerin tutuklanması emrini veren Sadrazam Damat Ferit’in görevinde uzaklaştırılması isteyen bir karar alınmış ve görevden alınmaması halinde İstanbul’un Anadolu ile bağlantısı kesileceği bildirilmiştir. 11-12 Eylül gecesi telgraf müdürlüklerine Kolordu Komutanlıklarına, meşru bir hükümet iş başına geçinceye kadar İstanbul hükümeti ile bütün resmi bağların posta, telgraf haberleşmesinin kesildiği bildirilen bir genelge yayınlanmıştır. Padişahtan Mebusan Meclisi’nin bir an önce toplanmasını ve Damat Ferit’in istifa etmesini istenmiştir. Bu gelişmeler üzerine Damat Ferit Paşa istifa etmiş ve hükümetten çekilmek zorunda kalmış, bu Temsil Heyeti’nin ilk siyasi başarısı olmuştur. Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulmuş ve Denizcilik Bakanı Salih Paşa, Atatürk ile görüşmek üzere gönderilmiş, bu vesile ile İstanbul Hükümeti, Milli hareketi tanımak zorunda kalmıştır. Samsun’a ayak bastığından itibaren kendisini ordudan atmış olan hükümeti ve İtilaf Devletlerine uşaklık eden Sadrazamı düşürmüştür. Sağlam ve akıllıca politikası, gittikçe geliştirdiği örgütü ve açık seçik programıyla, karşılarında bunda böyle sırtı eğik bir kukla hükümet değil, haklarına ve isteklerine güvenen ve Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden silkinip kurtulmaya çalışan güçlü bir milli kuvvet bulacaklarını İtilaf Devletlerine göstermiştir.

    Sivas Kongresi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyük olup, bir ihtilal ve devrimin başlangıcı olmuştur.  Sivas’ta yalnızca Kurtuluş Savaşı’nın değil, kurulacak yeni devletin de siyasi temelleri atılmıştır. Sivas’ta kabul edilen tam bağımsızlık anlayışı yeni devletin vazgeçilmez ilkesi olmuştur. Erzurum Kongresi’nde genel çerçevesi belirlenen Misak-ı Milli kararlarının manifestosunun ana hatları ve ilk esasları belirlenmiş, barışın ön koşulu haline getirilmiş ve Mebusan Meclisi’nin ilan edeceği “Milli Ant” olmuştur. Ülkenin her yerinde Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak gibi kurulmuş olan yerel direniş örgütleri, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ismi ile tek bir merkezi örgüt içinde birleştirilmiş, bu girişimin hedef ve sınırlarını belirleyen bir tüzük kabul edilmiştir. Bu cemiyet, 9 Eylül 1923’te kurulan “Cumhuriyet Halk Fıkrası” anlayış ve programının esasını teşkil etmiştir. Ulusal örgütlenme tüm vatanı kapsamış, gücünü halktan alan ve “Cumhuriyetin temelini biz burada attık” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün güç ve otoritesi artmış, milli bir lider olarak ortaya çıkmıştır. Halkın desteğiyle, işgalci emperyalist devletlere karşısına artık kendi gücüne dayanan, örgütlü ve kararlı bir “Milli Güç” olarak çıkmıştır. Geri çağırılmış, görevden alınmış, tutuklanmasını istenmiş, ancak Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü hiçbir güç yolundan geri döndürememiştir. Belirlediği yolda hedefine kararlılıkla ilerlemiş, gücünü ve halk üzerindeki etkisini artırmıştır. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün karargâh olarak seçtiği Ankara’ya arkadaşları ile 18 Aralık 1919’da büyük ekonomik sıkıntılar ve tehlike içerisinde başlattığı yolculuğu 27 Aralık 1919’da tamamlanmış, 23 Nisan 1920’de TBMM açılışı ile 26-30 Ağustos Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, 9 Eylül 1922’de “Büyük Zafere” kapı açmış ve 29 Ekim 1923’te “Türkiye Cumhuriyeti’nin” ilanı ile taçlanmıştır.

    KAYNAKÇA:

    ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, NUTUK  (1919-1927), 2006.

    AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, C-II, III, (1919-1922), Remzi Kitapevi, 1987.

    AYDOĞAN, Metin, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, İnkılap Yayınevi, 2017.

    ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, Pozitif Yayınları, 1968.

    KINROSS, Lord, ATATÜRK Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar Yayınevi, 2007.

    MEYDAN, Sinan, ATATÜRK ETKİSİ, İnkılap Yayınevi, 2018.

    MÜTERCİMLER, Erol, Fikrimiz Rehberi Gazi M.Kemal, Alfa Yayınları, 2008. 

    Yazı kaynağı : www.21yyte.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap