Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    türk inkılabının batı medeniyetini bir bütün olarak gördüğünü gösteren gelişmeler

    1 ziyaretçi

    türk inkılabının batı medeniyetini bir bütün olarak gördüğünü gösteren gelişmeler bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Türk İnkılabının Evrenselliği | İşte Atatürk | Atatürk Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşey

    Türk İnkılabının Evrenselliği | İşte Atatürk | Atatürk Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşey

    TÜRK İNKILÂBININ EVRENSELLİĞİ

    Türk Milleti, ebedî lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, yok olmanın eşiğinde iken bağımsızlık savaşı vermiş ve bunda da başarılı olmuştur. Batının çağdaş değerler ve ilkelerini kabul ederek, inkılâbı bir çağdaşlaşma ideolojisine dönüştürmüştür1. Bu inkılâp, Türk Milleti’ni çağdaş uygarlıklar seviyesine götürecek bir toplumsal hareket olduğu kadar, evrensel olan yönleriyle de, pek çok toplum için seçkin bir örnek ve umut kaynağı olmuştur. “Türk İnkılâbı’nın Evrenselliği” denildiğinde, konunun iki yönlü olarak önem taşıdığı görülmektedir. Bunlardan birincisi, “Atatürkçü Düşünce Sistemi” dediğimiz Atatürkçülük İdeolojisi’nin bilimi rehber olarak alması, üstelik de çağdaş olan batılı değerleri benimsemesi; hatta, ilkeleriyle sistcmleştirmesidir2. İkincisi ise, Türk Milleti’nin yeni ve çağdaş değerleri benimsemesinin yanında, batılılaşmak ve çağdaşlaşmak için gerekli reformları yaparken, pek çok yönden ezilmiş ve sömürge topluluğu haline getirilmiş olan mazlum milletlere ışık tutması ve örnek oluşturmasıdır3.

    Türk İnkılâbı’nda, evrensel niteliği olan pek çok çağdaş kavram, Türk Milletinin varlığının sebebi olacak nitelikler kazanmıştır. Millet egemenliği anlayışı, hukukun üstünlüğü, anayasa, lâik devlet yapısı, siyasal partiler v.b. pek çok kavram, bu nitelikteki kavramlardan bazılarıdır. Bu kavramların herbiri, yeni Türkiye Devleti’nin Osmanlı Devleti ile her yönden karşılaştırılması sonucunda, gerçek anlamım kazanmakta; eski Osmanlı İmparatorluğu ile yeni Türkiye arasındaki fark ortaya çıkmaktadır. Bu kavramlar, batı dünyasının yüzyıllar boyu işleyerek, siyasal içeriğini zenginleştirdiği kavramlardır. Doğu dünyası ile batı dünyasının karşılaştırılmasında, batının geliştirip siyasal içeriğini güçlendirdiği kavramların, çağdaş ve evrensel değerler olarak ortaya çıktığı görülmektedir4. Dolayısıyla, Atatürkçülük’teki çağdaşlaşmak hedefi, batılılaşmakla paralel olarak kendisini göstermiştir. Nitekim Atatürk, daha 1923 yılında, Fransız gazetecilerinden Maurice Pernot’a şunları söylemiştir: “Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çabamız Türkiye’de çağdaş, dolayısıyla batılı bir hükümet meydana getirmektir. Medeniyete girmek isteyip de, batıya yönelmemiş millet hangisidir?”s.

    Bu sözleriyle Atatürk, çağdaş dünya uygarlığına katılarak onun onurlu bir üyesi olmak ve sosyal, siyasal ve kültürel yaşamda tutum ve davranışları uygar ölçülere göre ayarlayıp ileri, çağdaş milletler arasında Türk Milleti’ne hakkı olan saygın yerini kazandırmak düşüncesindedir. Büyük amacını, bu yöne çevirmiştir. O, yine 1923 yılında kendi milletine verdiği demeçte, amacını şu cümlelerle açıklamıştı : “Memleket kesinlikle çağdaş ve yenilikçi olacaktır. Bizim için bu bir yaşam davasıdır. Bütün fedakârlıklarımızın sonuç vermesi buna bağlıdır”‘‘.

    Görülüyor ki Atatürk, Türk İnküâbı’nı, Türk Milletini batılı bir toplum haline getirme amacı güden siyasal, sosyal, kültürel bir hareket olarak kabul etmektedir. O halde, Türk İnkilâbı nedir? Bu sorunun cevabını Atatürk, 5 Kasım 1925’te, Ankara Hukuk Mektebi’nin açılışında, şu cümlelerle açıklamıştır: “Türk İnkılâbı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda akla getirdiği ihtilâl anlamından başka, ondan daha geniş bir değişimi ifade etmektedir. Bugünkü devletimizin şekli, asırlardan beri gelen şekilleri ortadan kaldıran en gelişkin biçim olmuştur. Milletin varlığını devam ettirebilmek için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, asırlardan beri gelen biçim ve içeriğini değiştirmiş; yani millet, dinî ve mezhebi bağ yerine Türk milliyeti bağıyla bireylerini toplamıştır. Millet, uluslararası genel mücadele sahasında yaşama ve kuvvet nedeni olacak iklim ve aracının ancak çağdaş medeniyette bulunabileceğini, bir gerçek olarak, ilke saymıştır”7.

    Değinilen bu hususlar, doğulu bir toplumun tarihsel birikiminin ya da bir başka deyişle tarihsel evriminin sonucu olacak konular değillerdir. Doğu toplumları, batının çağdaş değerlerine ve bu değerlere dayalı olarak teknolojik gelişmelere kapalı kaldıklarından ümmetçilik esasını aşamamışlar, tam bağımsızlıklarım koruyamamalar, millî duyguların uyanması ve özgür iradelerini ellerine alma yönünden de geri kalmışlardır. Batı dünyasını çağdaş yapan, onun zihin yapısı, akılcı düşünce biçimi olmuştur8. Rönesans ve Reform hareketleri ile Avrupa’nın her konuda aydınlanma dönemini yaşadığı, bireyciliğin güçlendiği, toplumsal dayanışma ve toplumsal birlik duygularının geliştiği de bilinmektedir. Millî sınırlara kavuşma, tam bağımsızlık anlayışına yönelme, millî egemenliğe değer verme, kuvvetler ayrılığı ilkeleri ile demokratik nizamı benimseme, tarihin akışı içinde sabırla elde edilen çağdaş değerler olmuşlardır. Doğu toplumlarının bunları yaşamadığı ve bunları elde edecek toplumsal bilgi ve beceri düzeyine ulaşamadıktan da görülmüştür. Sonuçta, batının doğuya üstünlüğü ile, doğulu toplumların sömürge toplumları haline geldiklerine tanık olunmuştur. Osmanlı Devleti’nin de aynı akıbete doğru sürüklendiğine tarihi olaylar tanıklık etmektedir. I. Dünya Savaşı’nın bitiminin hemen ardından, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Türk Milleti, hem batılı sömürgeci güçlere karşı savaşmış, hem de bu milletin, insanlığın ortak malı olmuş çağdaş değerleri elde etmek gibi çok yönlü mücadelesine tanık olunmuştur9.

    Burada üzerinde durulması gereken nokta, Türk İnkılâbı’nın batının emperyalist değerlerini değil, insanlığın malı olmuş çağdaş değerlerini benimsemiş olmasıdır. Krallığı ve onun destekçisi pek çok köhnemiş kurumu yıkıp Cumhuriyet rejimini getiren ve sosyal ve siyasal yaşamda Aydınlanma Dönemi’nin geliştirdiği çağdaş kavramları benimseyen ve devlet yapısında onlara işlerlik kazandıran Fransa İhtilâli’nin, Türk İnkılâbı’nı etkilemesi yönünden, ayrı bir önemi vardır. Nitekim, ebedî önder Atatürk, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olarak, Le Matin gazetesinin bir muhabirine verdiği ve 8 Mart 1928 tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanan demecinde, Fransız İhtilâli’nin önemini vurgulamış ve bu inkılâbın, Türk İnkılâbı ile ilişkisini şu cümlelerle açıklamıştır: “Fransız İhtilâli bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır. Fakat o tarihten bu yana insanlık ilerlemiştir. Türk demokrasisi, Fransa İhtilâli’nin açtığı yolu izlemiş, fakat kendine özgü belirgin nitelikte gelişmiştir. Çünkü her ulus devrimini, toplumsal ortamın baskılıma ve ihtiyaçlarına bağlı olan durum ve konumuna ve bu ihtilâl ile devrimin olduğu zamana göre yapar”10.

    Fransa İhtilâli’nin evrensel nitelikli çağdaş değerleri de beraberinde getirdiğini, Fransız toplumundan başka, pek çok dünya toplumunun bu ilkelerden etkilendiğini, böylece, dünya tarihinin akışının değiştiğini; siyasal sınırlar kavramı paralelinde, bağımsızlık ve özgürlük fikrinin de gelişmesi suretiyle, toplumların bu kavramlarla pekişmiş yeni prensipler edindiklerini ve yepyeni ideallere yöneldiklerini biliyoruz. Lâtin Amerika toplumlarının Portekiz ve İspanya’ya karşı bağımsızlık ve özgürlük savaşları verişleri, Avrupa’da krallık rejimlerine ve onların devlet anlayışlarına karşı millî nitelikli savaşların ortaya çıkışı, anayasa ve hürriyet hareketleri, evrensel nitelikli Fransa İhtilâli’nin yol açtığı yeni gelişmeler olmuşlardır”. Okumayı ve öğrenmeyi bir tutku haline getirmiş olan Atatürk’ün, okuduğu kitaplar arasında dünya tarihi ile ilgili kitapların bir hayli yer tutması ve bunların içinden, özellikle Fransa İhtilâli’ni anlatan kitapları özenle okumuş olmasından da bilmekleyiz ki12; doğal olarak o, bu ihtilâl harekelinden pek çok şey öğrenmiş, dünyaya yayılıp etkisi altına alan pek çok kavramın beşiğinin bu ihtilâl olduğunu görmüştür. Üstelik Atatürk, yalnızca okuyup öğrendikleriyle yetinen bir insan değildir; öğrendiklerinden senteze gidebilen bir insandır13. Kurtuluş Savaşı’nın en kritik günlerinde, Fransa İhtilâli’nin yıldönümü nedeniyle, 14 Temmuz 1922’de Ankara’daki Fransız temsilciliğinde düzenlenen bir törene katılışı sırasında yapmış olduğu bir konuşmaya: “Fransız Ulusu’nun 14 Temmuz ulusal bayramı, biraz da ruhunda özgürlük ve bağımsızlık aşkını taşıyan bütün ulusların bayramıdır” diyerek başlamış ve şöyle devam etmiştir: “Eğer haksızlığa uğramış Asya ve Afrika ulusları bizim bağımsızlık mücadelemizden bir ibret dersi almışlarsa, kendileri için pahalıya da mal olsa bu yola gireceklerdir. Özgürlük ve bağımsızlıktan yoksun bir ulus için yaşamanın ne anlamı ve ne de zevki vardır. Baylar! Bizim Asya’yı ayaklanmaya sürükleyişimiz, Fransa Ulusu’nun kahramanca hareketlere sürükleyen nedenlerden daha az kuvvetli ve daha az mantıklı değildir”14.

    Şüphe yok ki, Atatürk’ün sözünü ettiği ve savunduğu bağımsızlık ve özgürlük düşüncesi, toplumların kendi benliklerine ve siyasal kimliklerine kavuşmaları esasına dayanan, millî nitelikli bir anlayışı açıklar. Çünkü Atatürk’e göre, değişmez bir ilke olarak milliyetçilik esastır. Bu nedenden dolayı, eski Osmanlı hanedanı etrafında, değişik etnik kökenden gelen halk unsurlarının, siyasal birlik duygusu etrafında, sömürgeci batı devletlerine karşı verilecek bir bağımsızlık anlayışını ve din esasına dayanan ortak tepki yöntemini, daha meclisin açılması sırasında, Suriye’den ve Irak’tan gelen heyetler nezdinde reddeder. O, Fransa İhtilali’nin modern anlamını verdiği millî birlik duygusunu ve bağımsızlık anlayışını, Türkiye ile balı emperyalizmine karşı ortak mücadeleyi isteyen bu heyetlere önerir15.

    Fransa İhtilâli’nin açtığı yoldan ulusunu bağımsızlığa götürerek, çok çetin bir savaştan zaferle çıkmış olan Atatürk, ülkesini bağımsız, insanını da hür yapmıştır. Türk Milleti’nin verdiği mücadelenin, yalnızca Türkiye sınırları içinde kalmayacağını, bunun ezilen Asya ve Afrika uluslarım bağımsızlık savaşına itecek evrensel nitelikli bir hareket olduğunu düşünmüştür. Nitekim, Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, üçüncü dünya toplumlarınca o zamana kadar yenilemez olarak düşünülen sömürgeciliğe karşı, bağımsızlık savaşlarının Kuzey Afrika ve Asya toplumlarını sarması, Atatürk’ün bu uzak görüşlülüğünün isbatı olmuştur. O, Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü günlerde, 7 Temmuz 1922’de, İran Elçisi Mümtazüddevle İsmail Han’ın onuruna verdiği ziyafette yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi, yalnız kendi nâm ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır. Ve bunu nihayete getirinceye kadar, Türkiye kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir”16.

    Atatürk’ün bu içerikte pek çok konuşması vardır. Şu sözleri, onun özlem ve beklentilerini dile getiren, uzak görüşlülüğünü gösteren en anlamlı sözlerindendir: “Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin uyanışlarını da öyle görüyorum. Hürriyet ve istiklâline kavuşacak olan pek çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terâkkiye ve refaha müteveccih vuku bulacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbâle ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerarasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır. Bu sözleri söyleyen Cumhurreisi değil, sadece Türk Milleti’nin bir ferdi olarak Mustafa Kemal’dir”17.

    Türk Kurtuluş Savaşı’nın bitiminden sonra, Üçüncü dünya toplumlarının bağımsızlık ve özgürlük hareketleri, bu görüşlerin doğruluğunu ispatlamış ve Türk İnkılâbı’nın evrensel niteliğinin sözünü ettiğimiz en büyük ve en önemli boyutunu ortaya koymuştur. Hint özgürlük hareketinin liderleri Javaharlal Nehru ve Gandhi18; Tunus milliyetçilerinin önderi Habib Burgiba19; İran’daki feodal yapıya karşı savaşan Rıza Şah Pehlcvi20; Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah21, toplumlarını sömürgeci güçlere karşı baş kaldırma yoluna sevkederken; Türk inkılâbı ve bu inkılâbın önderi Mustafa Kemal Atatürk, onlara yol gösteren bir örnek ve yollarını aydınlatan bir ışık olmuştur. Bu liderlerin, Türk İnkılâbı ve Atatürk’ün gerçekleştirdiği büyük işler karşısında duydukları hayranlıklarım dile getiren pek çok sözleri vardır. Nitekim, Atatürk’ün ölümü üzerine, bütün doğu ulusları bu büyük adamın ölümünden duydukları büyük keder yüzünden yas tutmuşlardır. Bilâl Şimşirin belirttiği gibi; Pakistan Ulusal Hareketi “Atatürk’ün ölümüyle Türkiye yaratıcısını, Asya kahraman milliyetçilik önderini ve dünya büyük devlet adamlarından birini kaybetmiştir” diyordu. Hindistan Sosyal Kulübü, “Hindliler’in kanısınca Kemal Paşa, yalnız Türkiye’ye değil, fakat bütün Asya halklarına da büyük hizmetlerde bulunmuştur. O kendi ülkesinde yaptığı reformlarda öteki Asyalılara da ilerleme ve özgürlük yolunu göstermiştir. Hatırası sonsuza değin yaşasın” diye ekliyordu. Pakistan’ın büyük önderi Cinnah’ın arzusuna da uyan Hindistan Müslüman Birliği Partisi, 18 Kasım 1938 Cuma gününü bütün Hindistan’da “Kemal Günü” olarak anmıştı. O gün camilerde dua edilmiş, mevlitler okunmuş, okullar kapanmış, yaslı mitingler yapılmış ve büyük insan saygıyla, minnetle anılmıştı. Hindistan’ın Jorhat kasabasında yapılan “Kemal Günü” töreninde konuşan Dr. K. Hafizuddin Ahmet, “Rahmetlinin ruhuna gösterilecek gerçek saygının O’nun izinde yürümek olacağım” belirtmiştir22.

    Bu noktada, önemli bir hususu da belirtmek gerekmektedir: Gerçekten de, bu uluslar, Türkiye ve Atatürk örneğini izleyerek, bağımsızlık ve özgürlük savaşlarını vermişlerdir; ama bu toplum hareketlerinin özüne daha ayrıntılı bakıldığında, bu liderlerin toplumlarına verdiklerinde, Türkiye’de olduğu gibi, batılılaşma ve çağdaş kavramları toplumuna benimsetme yönünden, kıyaslanamayacak derecede büyük farkların olduğu da görülmektedir. Bu durum, her sosyal hareketin birbirinden etkilenme yönünden çok noktada alışverişi olmakla birlikte, bir aşamadan sonra, toplumun kendi değerleri, faziletleri, Atatürk’ün deyişiyle de, “cevheri” denilebilecek özelliklerine paralel olarak, kendine özgü bir içerik ve biçimde gerçekleşmesi kuralı ile açıklanabilir. Türk İnkılâbı’yla birlikte, Türk Milleti’nin medeni uluslar seviyesine ulaşma yolunda, bütün zorluklara rağmen attığı dev adımlar, Türk Milleti’nin kanındaki medeni cevherlerin eseridir, denilebilir. Bu ise, Türk Milleti’nin bu toplumlarla karşılaştırılmasının sonunda, özellikle lâiklik anlayışında ve demokratikleşme çabalarında en belirgin biçimde kendisini gösterir. Nitekim Atatürk’ün şu sözleri, Türk Milleti’nde gördüğü cevheri açıklıyor gibidir: “Çünkü Türk Milleti’nin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır. Türk Milleti zekidir. Çünkü Türk Milleti, millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk Milleti’nin yürümekte olduğu terâkki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir”23.

    1 İsmet Giritli, Atatürkçülük İ deolojisi, Atatlirk Araştırma Merkezi Yay., Ankara, 1988; Tank Zafer Tunaya, Devrim Hareketleri teinde Atatürk ve Atatürkçülük, İstanbul, 1981.

    2 Vehbi Tanfer, “Atatürk re Atatürkçülük”, Atatürk Arafüma Merkezi Dergisi I/I (1984), s. 300-314.

    3 Bilal Şimşir, “Atatürk re Üçüncü Dünya İlkeleri”. VIII. Türk Tarih Kongresi, (Kongreye Sunulan Bildiriler), 3. cilt, Ankara, 1983, s. 1903-1940.

    4 Doğu toplumları ile batı toplumlarının bir karşılaştırması için bkz: Halil İnalcık, “Atatürk ve Türkiye’nin Modernleşmesi”, Atatürk Önderliğinde Kültür Devrimi (RCD), Ankara, 1972; s. 35.

    5 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, CJH, TTK basın., Ankara, 1961,8. 91.

    6 A.g.e., C.H, Ankara, 1989, s. 71; Atatürk’ün özellikle 1922 yılından sonraki konuşmalarında, batılılaşmak kavramı üzerinde yoğun olarak durduğu görülmektedir..

    7A.g.e.,s.249.

    8 Halil İnalcık, a.g.e., s. 35.

    9 Bekir Silki Baykal, “Cumhuriyetimizin Tarihsel Anlamı (Bir Deneme), 50 Yıl Konferansları, A.Ü.D.T.C.F. yay., Ankara, 1976, s. 137-145; yine bkz: Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğusu, TTK yay., Ankara, 1984; Vehbi Tanfer, “Atatürk ve Devrimleri”, Atatürk Konferansları (1973-1974), TTK yay., Ankara, 1977, 5. 273-286; yine bu konuda Atatürk’ün üç ciltlik büyük Nutuk’una bakılabilir, bu süreç, en canlı biçimde, inkılâbın liderinin anlatımında görülmektedir

    10 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri CM, Ankara, 1961, s. 81; yine bkz: Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Yapışım Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, TTK yay., Ankara, 1982, s. 10-11.

    11 Fransa ihtilâli için şu eserlere bkz.: Pierre Caxotie. Fransız ihtilâli Tarihi, Varlık yay., İstanbul, 1969; A. Aulard, Fransa İnkılabının Siyasi Tarihi, 3 cilt, TTK yay., 2. baskı, Ankara, 1987.

    12 Şerafettin Turan, a.g.e., s. 13-14.

    13 Bu durum, onun özellikle Jean Jaques Rousseau’yu, eleştirir nitelikteki konuşmasında görülebilir. Bkz: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.T., s. 205. yine bkz.: Cahit Tanyol, Atatürk ve Halkçılık, İş bankası yay., Ankara, 1984, s. 102-104.

    14 Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası (Haz.: Samih Nafiz Tansu) İstanbul, 1957, s. 554-557, Şerefenin Turan, a.g.e., s. 9-10.

    15 TMMM. Celse Zabıttan. CI, 1; Bank. yay., Ankara, 1985, s. 2-3.

    16 Atatürk’ün Söylev ve Demeçler, C.II, s. 44.

    17 Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, İstanbul, 1986, ss. 17-18.

    18 Bkz.: Muhammed Sadiq, “Türk Devrimi ve Hint özgürlük Harekeli”, Atatürk’ün Düşünce ye Uygulamalarının Evrensel Boyutları, A.Ü.yay. Ankara, 1981, s. 216-228.

    19 Abdülvehab Bouhdiba, “Tunus Milliyetciliği ve Atatürk Örneği”, a.g.e., s. 158-165.

    20 Michael Finefrock, “Atatürk ve Rıza Şah: Bir Karşılaştırma”, a.g.e., s. 130-140.

    21 Bilal Şimşir, a.g.e., s. 1903-1940.

    22 A.g.e.,s. 1933.

    23 Atatürk’ün 10 YU Nutku’ndan, bkz.. Atatürk’ün Söylev ve Demeçler, CII, s. 318

    M. Vehbi Tanfer

    Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 32, Cilt: XI, Temmuz 1995  

    Yazı kaynağı : isteataturk.com

    İnkılâpçılık

    İnkılâpçılık, Türk İnkılâbı’nın korunması, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde çağın gerçeklerine göre sürekli olarak geliştirilmesi ve yenilenme ilkesidir. Geçmişten ziyade geleceğe dönük bir ideoloji olan Atatürkçülüğün dinamik idealini oluşturur.

     Yakınçağın en önemli inkılâplarından birisi olan Türk İnkılâbı,  aynı anda siyasi toplumun temelini ümmet esasından millet esasına çevirmiş, meşru siyasi iktidarın temeli olan kişisel egemenliğe son vererek millet egemenliğini ilan etmiş, dine bağlı (teokratik) devlet yapısı yerine lâik devlet yapısını geçirmiş ve modernleşme ile geleneksellik arasında bocalayan bir toplumu bir ikilikten kurtararak Türkiye’nin yönünü geri dönülmez bir şekilde çağdaş Batı uygarlığına döndürmüştür.

     Atatürkçülük’te inkılâpların korunması ve yaşatılması büyük önem taşır. Bunun en etkin yolu inkılâpları halka anlatmak ve ona maletmektir. Ayrıca bunun için inkılâpların temel ilkelerinden ödün vermemek ve inkılâbı yıkmak isteyen eski düzen yanlılarına karşı uyanık bulunmak gerekir. Çünkü bir toplumda eski düzene ne kadar çağdışı olursa olsun, onun taraftarları yaşamaya devam eder.

           Bunlar genelde çıkarları eskiye bağlı olanlarla, geleneksel düzenin yüzyılların kökleştirdiği alışkanlıklarından vazgeçemeyen çevrelerden oluşur. İnkılâbın bu gibi çevrelerden gelebilecek tepkilere karşı kararlılıkla korunması, inkılâpçıların, özellikle Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği Türk gençliğinin görevidir.

           İnkılâpçılık, elbette sadece Türk İnkılâbı’nı korumak anlamını taşımaz. Tek başına böyle bir anlayış inkılâbı dondurmak, onu ölüme mahkum etmek anlamına gelir. Bu nedenle Türk İnkılâbı’nın dinamik idealinin gerçekleşmesi, çağdaş uygarlık düzeyinin gerektirdiği atılımların yapılmasını gerektirir. Çünkü uygarlık yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, bilim ve fen alanında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Bu nedenle inkılâbın temellerini her gün derinleştirmek ve güçlendirmek gerekir. Yenileşmeye ayak uyduramayan milletlerin hayatında çöküş başlar.

    Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gâyesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır (1925).

            Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük (1925).

            Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

     Türk Milleti’nin istidadı ve kat’i kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

    Yazı kaynağı : aiit.aku.edu.tr

    Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk İnkılabı'na Bakışı - Akademik Tarih

    Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk İnkılabı'na Bakışı - Akademik Tarih

    Okan Cesur
    *Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Tarih Anabilim Dalı, Cumhuriyet Tarihi Kürsüsü Yüksek Lisans Öğrencisi

    Giriş

    1789 Fransız İhtilali’nden sonra, dünya üzerinde birçok devrim hareketi meydana gelmeye başlamıştır. Türk İnkılabı da artık bütün müesseseleri işlemez hale gelen Osmanlı İmparatorluğu’nun işgal edilmesiyle zor ve güç koşullar altında başlamış, daha sonra Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başarıya ulaşmıştır. Ardından sırasıyla inklılaplar gerçekleşmiştir.

    Atatürk, Türk İnkılabı’yla milletin çağdaşlaşmasına ışık tutmuş, ulaşmak istediği hedeflere Türk milletinin layık olduğu yere gelmesine çaba göstermiştir. Çağdaş uygarlığa ulaşmak için yapılan Türk İnkılabı’nın her aşamasında Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını görmekteyiz. Bu çalışmanın amacı, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk İnkılabı’na verdiği önemi, değerledirmesini ve onu uygulamasını ele almaktır.

    İnkılabın Tanımı ve İnkılap Benzeri Kavramlar

    Köken olarak Arapça “kalb” kökünden gelen inkılap sözcüğü, bir halden başak bir hale dönüşmek anlamına gelmektedir.[1] İnkılap, diğer adıyla devrim, dilimize Fransızcadan “revolution” kelimesinin karşılığı olarak girmiştir.[2] İnkılap genel olarak, devlet ve toplum yapısını köklü ve hızlı şekilde tümüyle değiştiren kapsamlı dönüşümdür. İnkılaplar daha çok siyasal alanda olduğu gibi toplumların sanat, kültür ve sosyal alanlarını da büyük ölçüde kapsamaktadır ve değişime yol açabilmektedir. İnklabın en temel özelliği ise eskinin yerine koyulacak olan yeninin, eskiyle hiçbir bağlantısı, hiçbir referansı olmamasıdır.

    İnkılap üzerine çeşitli tanımlar yapılmıştır. Türk Sosyolog Ziya Gökalp, inkılabı şöyle tanımlamaktadır: “İnkılap, bir toplumda yavaş yavaş hareket eden bilinçsiz gelişimin birden bire ve bir hamle ile bilinçli hale gelmesinden başka bir şey değildir. İnkılabın amacı, cansız gelenekleri yıkmak, bütün değerleri ve kudreti canlı kavramlar üzerine toplamaktır.”[3]

    Fransız Devrim Tarihçisi olan Albert Mathiez ise şu tanımlamayla inkılabı açıklamıştır: “Gerçek devrimler, siyasal biçimleri ve hükümet adamlarını değiştirmekle yetinmezler, örgütleri değiştirirler ve mülkiyeti kaydırırlar. Büyük devrimler, beklenmeyen bazı hallerin etkisi ile patlak verecekleri ana kadar uzun müddet görünmeyen bir hazırlık devresi geçirirler.”[4]

    Atatürk ise inkılabı şöyle açıklamaktadır: “İnkılap, mevcut müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine milletin en yüksek medeni icaplarına göre ilerlemesine temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır.”

    Tarihçiler, hukukçular ve sosyologlar değişik tanımlama yapmalarına rağmen, gerçekte kuvvet yoluyla düzen değişikliğini kabul etmektedirler.[6]

    Reform ise, var olan hukuki, iktisadi ve sosyal düzeni daha iyi, daha faydalı hale getirmek amacıyla alınan önlemler, yenileştirme düzeltme çabaları anlamına gelmektedir. İhtilal ise, inkılap olayının ilk bölümünü oluşturur. İnkılabı gerçekleştirmek üzere var olan otoriteye karşı zora ve silaha başvurulan hareketin safhasını ifade eder. Her inkılap, genellikle bir ihtilal ile başlarsa da her ihtilalin bir inkılapla sonuçlanması gerekmez. İhtilal, inkılabın amacı değil, aracıdır.[7]

    Türk İnkılabını Diğer İnkılaplardan Ayıran Özellikler

    Milli Mücadele’nin ilk safhası askeri alanda elde edilen başarılarla tamamlanmıştır. Ancak maddi ve manevi büyük güçlükler ve fedakarlıklarla ulaşılan bu aşamadan sonra, devletin ve milletin iradesini eski halinde bırakmamak lazımdı. Türk milletini ve yeni kurulacak olan Türk devletini çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştıracak bir sistem kurulmalıydı. Bunun ilk şartı da artık miladını doldurmuş siyasi ve idari yapıyla birlikte bu yapının dayandığı anlayışı, değiştirmek olmalıydı.[8]

    Milli Mücadele sonrasında tarih sahnesine çıkan yeni Türk devletinin, askeri ve hukuki alanda kendisini kabul ettirerek, uluslararası arenada yerini almasından itibaren, devletin bütün kurum ve kuruluşları ile yeniden şekillenme dönemi de başlamıştır. Yeni devletin şekillenmesinde ve üzerine bina olunmuş en önemli kilometre taşlarından birisi hiç şüphe yok ki Cumhuriyet’in ilanı olmuştur.[9] Bundan başka yeni Türk devletinin kuruluş felsefesini oluşturan “Milli Devlet, Tam Bağımsız Devlet, Milli Egemenliğe Dayalı Demokratik-Laik Devlet” özellikleri de yeni Türk devletinin esasları olmuştur.[10]

    Tarihteki devrimlerden hiçbiri Türk İnkılabı gibi zor ve güç koşullar altında başlamamıştır. Başta, Birinci Dünya Savaşı’nda galip gelen devletlerin ve Batı kamuoyunda oluşturduğu Türklerin istiklalden yoksun edilmesi konusundaki girişimlerini ve düşüncelerini ortadan kaldırmak gerekiyordu. Daha sonra geçerliliğini yitirmiş olan Osmanlı örgütlerini tasfiye etmek ve geçmişten bugüne gelen köhneleşmiş bir zihniyet yaşatan paslanmış gelenekleri ortadan kaldırmak lazımdı.[11] Yeni Türk devletinin kurulmasından sonraki dönemde, milli egemenliğe dayalı devlet yapısında ve Türk toplumunda, çağdaşlaşma atılımları görüşmeye başlanmıştır.

    Türk İnkılabı, sınıf merkezli değil, millet ekseninde bir devrim stratejisini benimsemektedir. Korunması gereken temel öge millettir ve Türk ulusu gerçeğinden hareketle milli bağımsızlığı amaç edinmiştir.[12] Ulusal bir devrim olması onu diğer devrimlerden ayıran en büyük özelliğidir. Aslında diğer devrimlerin de ulusal yönleri vardır. Fakat onların ulusallığının yanında bir de evrene çağrıda bulundukları görülür. Amerikan ve Fransız devrimlerinde de bütün milletlerin işçi ve emekçi sınıfa seslenişin bulunduğu bilinmektedir. Türk devriminin gayesi ise hem kadrosu hem de metodu ile kendine özgü ulusal bir devrim olmaktır. Böyle olmakla beraber, onun dünyada yapmış olduğu etkiyle devrim ve etkileri evrensel bir karakter de kazanmıştır.[13] Atatürk, Türk İnkılabı’nın kendine has özelliğini, “Fransız devrimi bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır ve bu düşüncenin şimdi de esas kaynağı olarak bulunmaktadır. Fakat o tarihten beri insanlık gelişmiştir. Türk demokrasisi Fransız devriminin açtığı yolu izlemiş, fakat kendine özgü belirgin özelliği ile gelişmiştir. Zira her millet devrimini toplumsal yörenin baskı ve gereksinmesine bağlı durumuna ve devrimin gerçekleşme zamanına göre yapar.” sözleriyle ifade etmektedir.[14]

    Türk İnkılabı, sömürülen ve ezilen milletlere, emperyalistlere savaşılabileceğini göstermiş ve mazlum doğu milletlerine bir ışık gibi doğmuştur. Bu bağlamda, dünyada yapılmış ve başarılmış aynı zamanda açıkça en uzun sürebilmiş devrimdir.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün İnkılapçılık Anlayışı

    Mustafa Kemal Atatürk, gerçekçi ve ileri görüşlülüğü ile Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu felaketi gören, bu felaketin durumunu tespit ve değerlendirmesi sonucunda kurtuluş için karar alan bir kişidir.[15] Türk milletine karşı verilmiş olan esaret ve ölüm kararına karşı gelmiş, bir milletin kurtarıcısı ve yeni bir devletin kurucusu olarak tarihi görevi yerine getirmiştir. 1919’daki buhranlı durumdan, 1922’nin zaferini ortaya çıkaran Türk milletinin azim ve kararlığını temsil eden Atatürk’ün üstün kişiliği, yeteneği, azim ve karalığı çok önemli rol oynamıştır.[16]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Fransız Devrimi hakkındaki değerlendirmeleri ve Türk demokrasisinin bu devrimin açtığı yolda ancak kendine özgü nitelikte gelişmekte olduğuna dikkat çekmesi, onun düşünce ve eylemlerinde Fransız Devrimi’nin büyük payının olduğunu göstermektedir.[17] Özellikle Atatürk, son dönem Osmanlı aydınlarından Namık Kemal, Ziya Gökalp, Abdullah Cevdet gibi isimlerden,[18] Avrupa’da ise J.J. Rousseau, Voltaire, Montesquieu, Descartes gibi aydınlardan etkilenmiştir. Atatürk’ün düşün dünyasının oluşmasında önemli etkiler oluşturan aydınların ve şüphesiz ki okuduğu kitapların büyük etkisi vardır. Onu yeni dünyanın şekillenmesinde önemli yönetim biçimlerinden olan ve onu çok etkileyen olgu ise yeni bir rejim olan cumhuriyettir.[19]

    Mustafa Kemal doğmadan önceki elli sene içerisinde ve doğduktan sonraki yaşamında Osmanlı Devleti birtakım karışıklıklardan dolayı değişim içine girmeye başlamıştı ve dönemin birçok aydını gibi kendisi de bu değişimden etkilenmekteydi.

    Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün inkılap birikiminde Tanzimat, Islahat, Birinci ve İkinci Meşrutiyet vardır. Fakat onun inkılapçılığı Tanzimat’ta, Islahat’ta ve her iki meşrutiyetteki reformcu anlayıştan çok daha başka ve ileridedir. Mustafa Kemal’in inkılap birikimi içinde, özgürlük kavramının yanısıra, onu, ilerideki eylemine hazırlayan bir başka birikimde uygarlık düzeyi yer almaktadır. Ancak Mustafa Kemal’in Türk milletinin ulusal çıkarları için gizliden gizliye biriktirdiği en yüce kavram bağımsızlıktır.[20]

    Atatürk’ün inkılapçılık anlayışı hiçbir zaman reform kavramıyla bağdaşamaz. Çünkü reform, yeniden düzenleme, bu düzenin içinde eski ile yeninin, zararlı ile faydalının yan yana yaşaması söz konusudur. Tanzimat’tan bu yana Osmanlı Devleti’nde gerçekleştirilen bütün yeniliklerde, yapılan bütün reformlarda bu ikilik yaşatılmıştı. Şer’i mahkemelerin yanında yeni mahkemeler, yeni okulların yanında medreseler, yeni kıyafetin yanında eski kıyafet beraber yürürlükte idi. Atatürk’ün inkılapçılık anlayışının en büyük özelliği, sadece yeniyi, iyiyi, faydalıyı kabul etmek ve bu ikiliği ortadan kaldırmaktır. Atatürk’ün inkılapçılığı, eskiyi tamamen inkâr etmek, yıkmak, yakmak, yok etmek değildir. Bu devrim anlayışı, bilim ve tekniğin ışığında sürekli bir çağdaşlaşmayı öngörmektedir.[21]

    Atatürk, Türk milletinin aklın ve bilimin önderliğinde ileri bir toplum olarak en kısa sürede çağdaş medeniyetler düzeyine çıkmasını, bağımsız, demokratik ve laik kurallar içinde mutlu bir yaşam sürmesini amaçlayan ilkeleri, Türk toplumunun ihtiyaç ve gereksinimlerinden doğmuş çağdaş bir düşünceyi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli yapmayı başarmıştır.[22] Yeni kurulan devletin gayesi, eğitim ile Türk milletinin benliğine sahip çıkmasını ve medeni olmasını sağlamaktı. Bu bakımdan her konuda müspet ve sosyal ilimlerin öğretilmesi ve edinilen bilgilerle teknik gelişmeyi ve ekonomik düzeni herkesin yararına kullanmayı amaç edinmek gerektiğine inanılmıştır.[23] Yeni devletin birinci amacı çağdaşlaşmak, ikinci amacı da kalkınmak olmuştur. Böylece çağdaş uygarlık seviyesine çıkmak en önemli gaye olarak benimsenmiştir.[24]

    Atatürk’ün inkılapçılık anlayışının arkasında daima dünya kültür ve medeniyetinden, Türk milletini faydalandırma çabası yatmaktaydı. Ancak Türk inkılabı daima Türk milletinin karşısına çıkan ihtiyaçlardan doğması nedeni ile bu inkılabın kendine mahsus özellikleri, onu diğer devrimlerden ayırmıştır.[25]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk İnkılabı Tanımı ve Türk İnkılabı’nda Gördüğü İşlev

    Anadolu’da 1918 yılından sonra yeni bir savaşa atılanlar, Osmanlı mirası ile savaşmak zorunda kalmışlardır. Başka bir ifadeyle içi boşaltılmış imparatorluğu teokratik bir devlet görünümü ile muhafaza etmeye çalışmak ve emperyalist politikalara bekçilik yapmak durumundaydılar. Mustafa Kemal, bu mirasın karşısında durmuş ve Osmanlı’nın kader çizgisinde sıralanmış olan tüm sorunları reddetmiştir. İlk işi, tarihin ortaya koyduğu kurtuluş yolunu keşfetmek olmuştur.[26]

    Atatürk, Türk İnkılabı’nın kısa ifadesini ve rotasını şu sözlerle çizmektedir: “Uçurum kenarında yıkık bir ülke. Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, yıllarca süren savaş. Ondan sonra içeride ve dışarıda saygıyla tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler. İşte Türk genel devriminin kısa bir ifadesi.”[27] Aslında bu sözüyle memleketin içinde bulunduğu zor durumu ve bu zor durumdan nasıl bir yurttaş ve ülke meydana getirdiklerini ifade etmektedir.

    Atatürk, inkılapları gerçekleştirirken Batı medeniyetini taklit etmekten kaçınmış, onda iyi gördüklerini, kendi bünyelerine uygun olanları benimsemek istediklerini “Biz, Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi için benimsiyoruz.”[28] sözüyle vurgulamıştır.

    Türk İnkılabı’ında izlediği yolu şöyle ifade etmektedir: “Bizim devrimciliğimiz iki temel öğeden oluşmaktadır; Bir, eskimiş kurumları yıkıp, yerine çağın gereklerine uygun yeni kurumlar koymak; ancak eskinin olumlu ve faydalı yanlarını muhafaza etmek. Daha iyisi yapılabilecek olanı yıkmak; daha iyiyi yapılamayacak olana dokunmamak.”[29] Bu sözüyle onun, Osmanlı reformcu anlayıştan çok uzakta olduğunu anlamaktayız.

    Atatürk’e göre bu inkılapların amacı Türk milletinin son yıllarda gerilemesine neden olan bütün kurumları tasfiye ederek yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve daima ilerlemeyi sağlayacak kurumlar oluşturmak ve Türkiye’yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmaktır.[30]

    Yine Atatürk, “Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur.” derken aslında bilimin, aklın rehberi olduğunu kabul etmişti.[31] Türk İnkılabı’nın amacının beyinlere gerçeğin ışığını sokmak olduğunu açıklamış ve “Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır. Devrimlerimizin asıl ilkesi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zaruridir. Şimdiye kadar ulusun beynini paslandırarak uyuşturan, bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde mevcut hurafeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, beyinlere gerçeğin ışıklarını sokmak olanaksızdır.”[32] sözüyle Türk İnkılabı’nı aydınlanma olarak görmüş ve şöyle ifade etmiştir: “Türk Devrimi bir Aydınlanma devrimidir. Türk halkının aydınlatılması, kafaca orta çağdan yeniçağa getirilmesi hareketidir. Bu durumda, Devrim’in esasını tek bir sözcüğe de indirgeyebilirim; Aklın özgürleşmesi!  Evet, biz akla vurulan prangalara kırdık. Dine dayalı düşünce kalıplarımın yerine, aklın ve bilimin ışığını koyduk. Diyebilirim ki bütün geride kalan bunun uzantısıdır; bunun ayrıntılarından ibarettir.”[33]

    Türk İnkılabı her şeyin yanında ayrıca bir kültür devrimidir. Atatürk, “Türk Devrimi bir kültür devrimidir. Şu bakımdan ki, biz aynı zamanda tarihin tanıdığı en cüretli, en büyük ve kapsamlı kültür devrimlerinden birini başlattık. Dilde, dinde, hukukta, yazıda, giyside, eğitimde, tarihte reformlar yaptık. İnanılmaz boyutta bir kültür devriminin çok anlamlı parçalarıdır bunlar. Yozlaşmış geleneksel yapıları yıktık; insanlarımızın bastırımlı, sınırlanmış yeteneklerinin önünü açtık. Osmanlı İmparatorluğu içinde dili ve tarihi unutturulmuş, özgüvenini yitirmiş bir halktan, çağdaş, başı dik, kendisiyle gurur duyan bir ulus yarattık.”[34] Yeni Türk devletinde gerçekleştirilen bu inkılaplar, siyasi alanda, hukuk alanında, eğitim ve kültür alanında, sosyal alanda, ekonomi ve sağlık gibi birçok alanda yapılmıştır.[35]

    Atatürk başarılarının kaynağının Türk milleti olduğuna inanan ve inkılaplarına “Atatürk İnkılapları” değil, “Türk İnkılabı” denmesini isteyen bir liderdi.[36] “Bu ulus, kılı kıpırdamadan dava uğruna ve benim uğruma canını vermeye hazır olmasaydı, ben hiçbir şey yapamazdım.” sözüyle Türk milletine olan güvenini belirtmektedir.[37]

    Son olarak Mustafa Kemal Atatürk ülkesi ve milleti için en gerçek yol göstericinin bilim olduğuna dikkat çekmiş aklın ve bilimin çağdaş medeniyetler seviyesine erişmesinde bir ışık olduğunu vurgulamıştır: “Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.”[38]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk İnkılabı’nda Arzu Ettiği Hedef ve İlkeler

    Türk İnkılabı, döneminin en ileri hareketlerinden biri olmuştur. Türk milletini, asırlarca içine tıkanıp kaldığı kültür çerçevesinden çıkarıp, bu tıkanıklığı Batı’nın kültür çerçevesine yaklaşarak açmıştır. Atatürk, Türk milletini, yaşadığı asrın ileri toplum çerçevesine sokarak, her anlamda bir devrim hareketinin ilhamcısı ve kaynağı olmuştur.[39] Türk milletinin modernleşmesini sağlamak, Türk toplumuna yeni bir şekil ve anlayış kazandırmak her zaman amacı olmuştur. Türk İnkılabı, bağımsızlığı, hür düşünceyi ve insan onurunu temel alan bir Türk rönesansı olmuştur.[40]

    Türk İnkılabı’nı gerçekleştirme sürecinde siyasi, sosyal, hukuk, eğitim, kültür, ekonomik ve gündelik hayatta gerçekleştirilmiş olan düzenlemeler genel anlamda Türkiye’yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkartmak, modern Avrupa devletleri ile Türkiye’yi bütünleştirmek, Osmanlı Devleti’nden kalmış halkın ihtiyaçlarına artık cevap vermeyen müesseselerin yerine çağdaş kurumlar kurmak, Türkiye’de milli bağımsızlık ve milli egemenlik ilkesini yerleştirmek amacıyla yapılmıştır.[41]

    Atatürk’e göre çağdaş medeniyetler, bu niteliklerini bilim ve teknolojiyi kendilerine rehber ederek kazanmışlardı. Türk ulusuna da her alanda yol gösterecek tek rehber, bilim ve teknik olmalıydı. Bu bakımdan ilim ve fennin dışında rehber aramak Atatürk’e göre gafletti, cahillikti ve doğru yoldan sapmaktı. Atatürk Türk milletinin karakterine uygun olduğunu düşündüğü bu ilkelerle egemenliğin millete ait olmasını sağlamak, sorunlara aklın ve bilimin önderliğinde çözüm bulacak bir toplum oluşturmak, Türk milletinin mutluluğunu, huzurunu, refahını sağlayarak onu çağdaş milletler seviyesine çıkarmak ve dünyada Türk milletinin her zaman barışçıl bir ulus olduğunu göstermek istemiş ve Türk milletini bu hedeflere ulaştırmak için her zaman özveriyle çalışmıştır.

    Sonuç

    Atatürk’ün Türk İnkılabı’nda ulaşmak istediği hedef ilkeler ulusal egemenlik, ulusal bağımsızlık, ulusal birlik ve beraberlik, yurtta barış dünyada barış, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne ulaşmak, bilimin rehberliği ve akılcılıktır. Türk İnkılabı’nda ulaşmak istediği siyasal sistem ilkeleri ise cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, inkılapçılık olmuştur.

    20. yüzyılın en önemli devrimlerinden biri olan Türk Devrimi, tarihteki diğer devrim hareketlerinden farklı olarak bir sınıf mücadelesi için değil bir ulusun her anlamda bağımsızlığı için ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Emperyalizme karşı olan devrimlerden sadece Türk Devrimi bu yüzyıla ulaşabilmiştir. Emperyalizmin etkisinde kalmış olan diğer milletlere bir ışık olmuştur.

    Mustafa Kemal Atatürk, artık miladını tamamlamış olan Osmanlı’nın sorun çıkaran mirasının karşısında durmuş, milletine en uygun ve en hak ettiği hedeflerle Türk Devrimi’ni gerçekleştirmeye çalışmıştır. Onun bu yoldaki en büyük rehberi her zaman akıl ve bilim olmuştur. Türkiye’nin modernleşmesi süresince Batı medeniyeti çizgisinde durmuş fakat her zaman batıyı taklitten kaçınmıştır. Türk Devrimi’ni aydınlanma hareketi olarak tanımlamış ve müspet bilim ışığında milletini çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmayı kendisine amaç edinmiştir.

    Dipnot

    [1] Temuçin F. Ertan, (Ed. Temuçin Faik Ertan), Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2014, s. 255.
    [2] Ergün Aybars, “Atatürk ve Devrim’e Bakış”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi 2, 2014, s. 443.
    [3] F. Rezzan Ünalp, Felsefi Açıdan Atatürk’ün Devrimcilik Anlayışı ve Türk Devrimi, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2010, s. 33.
    [4] Ünalp, a.g.e., s. 33.
    [5] Suat İlhan, Evrimleşen Türk Devrimi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998, s. 53.
    [6] Aybars, a.g.m., s. 444.
    [7] Sait Dinç, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Nobel Kitabevi Yayınları, Adana 2004, s. 310 – 311.
    [8] Cezmi Eraslan-Tülay Alim Baran, “Siyasal Yaşamın Yeniden Yapılanması”, (Ed. Cemil Öztürk), Türk İnkılap Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti, İstek Yayınları, İstanbul, 2018, s. 171.
    [9] Nurettin Güz, “Cumhuriyetin İlanına Basının Bakışı”, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, C. 1, S. 1, 1999, s. 3.
    [10] Ali Güler, Atatürk ve Cumhuriyet, Türkar Yay., Ankara, 2007, s. 101.
    [11] Ünalp, a.g.e., s. 34.
    [12] Mithat Akar, “Türk Devrimi’nin Ayırt Edici Özellikleri, Meydan Dergisi C. 1, S. 1, Gaziantep, 2016, s. 23.
    [13] Enver Ziya Karal, Atatürk ve Türk Devriminin Özellikleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1992, s. 403-404.
    [14] Sadi Irmak, Atatürk ve Türkiye’de Çağdaşlaşma Atılımları, Hisarbank Kültür Yayınları, 1981, s. 112.
    [15] Hamza Eroğlu, “Mustafa Kemal Paşanın Milli Mücadele’nin Lideri Olması”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S. 63, 2005, s. 841.
    [16] İbrahim Sarı, Büyük Deha Atatürk, Net Medya Yayıncılık, Antalya, 2016, s. 8.
    [17] Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, TTK Yayınları, Ankara, 1982, s. 9.
    [18] Johannes Glosneck, Kemal Atatürk ve Çağdaş Türkiye I, Onur Yayınları, İstanbul, 1998, s. 54
    [19] Haldun Eroğlu, “Mustafa Kemal Atatürk’ün Düşün Dünyasının Oluşumundaki Etkenlerle İlgili Bazı Görüşler”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 27-28, Mayıs-Kasım 2001, s. 285-298.
    [20] Özdemir Nutku, “Atatürk’ü Anlamak”, Atatürk ve Atatürkçü Düşünce, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2003, s. 9.
    [21] Nutku, a.g.e., s. 9-10.
    [22] Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2007, s. 87.
    [23] Afet İnan, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 4. b., Ankara, 1998, s. 203.
    [24] Suna Kili, Atatürk Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998, s. 115.
    [25] E. Semih Yalçın, “Atatürk İlkeleri ve Atatürkçü Çağdaş Düşünce Yapısı”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 14, S. 41, 1998, s. 591.
    [26] Ünalp, a.g.e., s. 34-35.
    [27] İnan, a.g.e., s. 137.
    [28] Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1959, s. 176.
    [29] Celal Durgun, “Atatürk ve Devrim”, www.milasonder.com/yazarlar/celal-durgun/ataturk-ve-devrim/1431 , 7 Mart 2019 tarihinde erişildi.
    [30] Durgun, a.g.m., s. 1.
    [31] Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2018, s. 387.
    [32] Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1986, s. 45.
    [33] Durgun, a.g.m., s. 1.
    [34] Durgun, a.g.m., s. 1.
    [35] Refik Turan vd., Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Beta Yayınları, İstanbul, 2013, s. 176.
    [36] Hacı Angı, Atatürk İlkeleri ve Türk Devrimi, Angı Yayınları, Ankara, 1985, s. 95.
    [37] M. Ali Tesbi, “Türk Devrimi”, www.tarim.gen.tr/tesbi/69.htm , 9 Mart 2019 tarihinde erişildi.
    [38] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Atatürk Araştırma Merkezi, 2006, s. 275.
    [39] Sadi Borak, Atatürk, Kırmızı Beyaz Yayınları, Ankara, 2004, s. 286.
    [40] İsmet Giritli, Atatürkçülük İdeolojisi, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 1988, s. 1. [1] Ali Çakırbaş, (Ed. Şakir Batmaz vd.), Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Not Yayınları, Kayseri.
    [41] Ali Çakırbaş, (Ed. Şakir Batmaz vd.), Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Not Yayınları, Kayseri, 2013, s. 219.

    Kaynakça

    AKAR, Mithat; “Türk Devrimi’nin Ayırt Edici Özellikleri, Meydan Dergisi C.1, S. 1, Gaziantep, 2016.
    ANGI, Hacı; Atatürk İlkeleri ve Türk Devrimi, Angı Yayınları, Ankara, 1985.
    Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III; Atatürk Araştırma Merkezi, 2006.
    AYBARS, Ergün; “Atatürk ve Devrim’e Bakış”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi 2, 2014.
    BARAN, Alim, Tülay-ERASLAN, Cezmi; “Siyasal Yaşamın Yeniden Yapılanması”, (Ed. Cemil Öztürk), Türk İnkılap Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti, İstek Yayınları, İstanbul, 2018.
    BORAK, Sadi; Atatürk, Kırmızı Beyaz Yayınları, Ankara, 2004.
    ÇAKIRBAŞ, Ali; (Ed. Şakir Batmaz vd.), Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Not Yayınları, Kayseri, 2013.
    DİNÇ, Sait; Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Nobel Kitabevi Yayınları, Adana 2004.
    DURGUN, Celal; (07 Mart 2019), “Atatürk ve Devrim”,  Erişim: www.milasonder.com/yazarlar/celal-durgun/ataturk-ve-devrim/1431.
    EROĞLU, Haldun; “Mustafa Kemal Atatürk’ün Düşün Dünyasının Oluşumundaki Etkenlerle İlgili Bazı Görüşler”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 27-28, Mayıs-Kasım 2001.
    EROĞLU, Hamza; “Mustafa Kemal Paşanın Milli Mücadele’nin Lideri Olması”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S. 63, 2005.
    ERTAN, F. Temuçin; (Ed. Temuçin Faik Ertan), Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2014.
    GİRİTLİ, İsmet; Atatürkçülük İdeolojisi, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 1988.
    GLOSNECK, Johannes; Kemal Atatürk ve Çağdaş Türkiye I, Onur Yayınları, İstanbul, 1998.
    GÜLER, Ali; Atatürk ve Cumhuriyet, Türkar Yay., Ankara, 2007.
    GÜZ, Nurettin; “Cumhuriyetin İlanına Basının Bakışı”, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, C. 1, S. 1, 1999.
    IRMAK, Sadi; Atatürk ve Türkiye’de Çağdaşlaşma Atılımları, Hisarbank Kültür Yayınları, 1981.
    İLHAN, Suat; Evrimleşen Türk Devrimi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998.
    İNAN, Afet; Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1959.
    İNAN, Afet; Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2018.
    İNAN, Afet; Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 4. b., Ankara, 1998.
    KARAL, Enver, Ziya; Atatürk’ten Düşünceler, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1986.
    KARAL, Enver, Ziya; Atatürk ve Türk Devriminin Özellikleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1992.
    KİLİ, Suna; Atatürk Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998.
    KOCATÜRK, Utkan; Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2007.
    NUTKU, Özdemir; “Atatürk’ü Anlamak”, Atatürk ve Atatürkçü Düşünce, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2003.
    SARI, İbrahim; Büyük Deha Atatürk, Net Medya Yayıncılık, Antalya, 2016.
    TESBİ, Ali, M.; (09 Mart 2019), “Türk Devrimi”, Erişim: www.tarim.gen.tr/tesbi/69.htm.
    TURAN, Refik; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Beta Yayınları, İstanbul, 2013.
    TURAN, Şerafettin; Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, TTK Yayınları, Ankara, 1982.
    ÜNALP, Rezzan, F.; Felsefi Açıdan Atatürk’ün Devrimcilik Anlayışı ve Türk Devrimi, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2010. YALÇIN, Semih, E.; “Atatürk İlkeleri ve Atatürkçü Çağdaş Düşünce Yapısı”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 14, S. 41, 1998.

    PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN:

    Yazı kaynağı : www.akademiktarihtr.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap