Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    türk dilinin tarihi gelişim sürecini dönemlere ait yazarlar ve eserleri

    1 ziyaretçi

    türk dilinin tarihi gelişim sürecini dönemlere ait yazarlar ve eserleri bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Türkçenin Tarihi Gelişimi

    Türkçenin Tarihî Gelişimi

    Türk dilinin ortaya çıkış tarihi kesin olarak bilinememektedir. Türkçenin bilinen yazılı metinlerinden önceki dönemleri “karanlık dönem” olarak kabul edilmektedir.

    Türkçenin yazılı ürünlerle takip edilebilen 7. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar olan dönemine “Eski Türkçe” denir.

    Türkçe yaklaşık altı asır boyunca; ses, biçim ve söz varlığı bakımından son derece durudur, dönem Türkçesinin özellikleri Göktürk, Uygur ve Karahanlı metinlerinde görülmektedir:

    Göktürk Metinleri:

    Uygur Metinleri:

    Karahanlı Metinleri:

    Türkler, 11. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu’ya göç etmeye başlamışlardır. Bu göçler sonucunda Türkler 13. yüzyılda batıda Anadolu’ya, kuzeyde Karadeniz’in kuzeyi ve batısına kadar yayılmışlardır. Yerleştikleri bölge halkının ağzı ile eserler yazmalar, sonucu Türkçe çeşitlenmiştir. Türkçe, yayıldığı bölgelere göre Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Kuzey-Doğu Türkçesi, Eski Türkçenin bir devamı olarak 13. ve 14. yüzyıllarda Orta Asya ile Hazar Denizi’nin kuzeyindeki Türkler arasında kullanılmıştır.

    Kuzey-Doğu Türkçesi 15. yüzyılda Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olmak üzere iki kol hâlinde gelişmesini sürdürmüştür. Farklı kollarda gelişen Türkçenin özelliklerini o dönemlerde yazılan Kıpçak Türkçesi Metinleri (Hüsrev ü Şirin, Gülistan Tercümesi, Kodeks Kumenikus) ve Çağatay Türkçesi metinlerinden (Muhâkemetü’l-Lügateyn, Şecere-i Türki, Şecere-i Terâkime) takip etmek mümkündür.

    Batı Türkçesi, 12. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başlarından günümüze kadar devam eden Eski Türkçeden sonra Türkçenin iki büyük kolundan biridir. Batı Türkçesi, tarihî gelişimi içinde üç ana döneme ayrılır. Türkçenin 13. ve 15. yüzyıllar arasındaki dönemi “Eski Anadolu Türkçesi” adını alır. Bu dönemin özellikleri Yunus Emre Divanı, Mantıku’t-Tayr, Garipname vb. eserlerde görülmektedir.

    Batı Türkçesinin 15. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başları arasındaki dönemine “Osmanlı Türkçesi” denir. Bu dönemde, Türkçeye çok sayıda Arapça, Farsça kelime girmiştir. 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkçesinde “mahallîleşme” hareketi başlar. Bu hareket Tanzimata kadar devam eder. Türkçe, yabancı kelimelerle yüklü ağır bir dil olarak varlığını “Türkiye Türkçesi”ne kadar sürdürür. ŞikâyetnameSihâm-ı KazaHüsn ü Aşk gibi eserler bu dönem Türkçesinin özelliklerini taşır.

    Batı Türkçesinin 3. dönemini “Türkiye Türkçesi” oluşturur. Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının konuşma dilinden (İstanbul ağzı) yeni bir yazı dili oluşturmak amacıyla Genç Kalemler dergisinde başlattıkları Yeni Lisan Hareketi bu dönemin başlangıcı kabul edilir.

    Bu hareketim temsilcileri Milli bir edebiyat meydana getirmek için önce millî bir dile ihtiyaç vardır.” görüşünden hareketle şu ilkeleri benimsemişlerdir:

    a. Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren dil bilgisi kuralları ve bu kurallarla yapılan bütün tamlamalar kaldırılmalıdır.
    b. Dilimize Arapça ve Farsçadan girmiş kelimelerle yapılacak isim ve sıfat tamlamaları, Türkçenin kurallarına göre düzenlenmelidir.
    c. Yazı dili ile konuşma dili arasındaki büyük farklılıkları kaldırmak için yazı dili konuşma diline yaklaştırılmalı, İstanbul konuşması yazı dili olmalıdır.
    ç. Bu ilkelerden yola çıkarak taklit değil, yeni ve millî bir edebiyat meydana getirilmelidir.

    Türkiye Türkçesinin gelişimi içinde bu hareketten sonra en kapsamlı çalışma Dil Devrimi’dir. 1928’de Harf Devrimi’nin yapılması ve 1932’de Türk Dil Kurumu’nun kurulmasıyla Türkçe, çok yönlü ve sistemli bir şekilde ele alınarak sadeleştirilmiş ve olgunlaştırılmıştır.

    Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesinin çağdaş kollan günümüzde yazı dili olarak kullanılmaktadır. Kuzey-Doğu Türkçesinin çağdaş kollan; Özbek, Kazak, Kırgız, Uygur, Tatar, Başkurt Türkçeleri; Batı Türkçesinin çağdaş kolları ise Azerbaycan, Türkmen, Gagauz ve Türkiye Türkçeleridir.

    Türkçe günümüzde; Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti; Doğu Türkistan, Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Altay, Tuva, Hakas, Yakut (Saha), Dağıstan, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes, Kırım Özerk Cumhuriyetleri gibi nüfusunun çoğu Türk olan devletlerin yanında; Bulgaristan, Romanya, Makedonya, Moldova, Almanya, Afganistan, Hollanda gibi ülkelerde ve Batı Trakya, Kuzey Irak, Kuzey İran ve Moğolistan’ın batısında da konuşulmaktadır.

    Ayrıca bakınız-> Türkçenin Gelişim Evreleri

    ***

    Türk dilinin oluşumunu yedi aşamada tamamladığı görüşü yaygındır:

    1) Altay Çağı: 

    Türkçe, Altay çağında, henüz ayrı bir dil niteliğini kazanmamıştır. Moğolca ve öteki akraba dillerle birlikte, bir Ana-Altayca içinde bulunmaktadır.

    2) En Eski Türkçe Çağı: 

    En eski Türkçe çağında, Türkçenin Ana-Altaycadan ayrıldığı düşünülmektedir. Böylece, Türk, Moğol, Mançu-Tunguz hatta Kore ve Japon dilleri ortaya çıkmıştır.

    3) İlk Türkçe Çağı: 

    İlk Türkçe çağındaysa Türkçe artık gelişmiş, diğer akraba dillerden ayrılmış bir dildir. Hunların konuştuğu Türkçe bu çağda kendini göstermiştir.

    4) Eski Türkçe Devresi: 

    Bu devre başlangıçtan 10. yüzyıla kadar olan zamanı kapsamaktadır. Bu devrenin bilinen ilk metinleri 8. asırda dikilmiş olan Orhun Anıtları’dır. Orhun Anıtları’nda Göktürk alfabesi kullanılmıştır. Anıtlarda mükemmel ve işlenmiş bir dille karşılaşıyoruz. Bu ise, Türk yazı dilinin daha eski devirlerde meydana gelmiş olduğunu göstermektedir. Elimizde belgeler bulunmadığı için bu hususta fazla bir şey söyleyemiyoruz.

    Eski Türkçeden daha gerisi karanlık devirdir. Burada dilimiz Çuvaşça ve Yakutça ile buluşur. Çok daha geride de Türkçe, mensup olduğu öteki Altay dilleri ile, yani Moğolca ve Mançuca ile birleşir.

    En eski yazılı kaynaklarımız olan Orhun Anıtları’nda Bilge Kağan’ın, kardeşi Kül Tigin’le beraber Çinlilere karşı yaptıkları savaşlar ve Türk milletinin bütünlüğünü sağlamak için verdikleri mücadeleler anlatılır. Anıtlarda kuvvetli bir hitabet üslubu dikkati çekmektedir. Orhun Anıtlarının yazarları Vezir Tonyukuk ile Yolluğ Tigin’dir. Eldeki belgelere göre bunlar Türklerin en eski yazarlarıdır.

    Eski Türkçe döneminin Göktürk Anıtları’ndan sonraki yazılı ürünleri Uygur Türkçesi eserleridir. Uygur Türkleri Soğd yazısını ve Mani ile Buda dinlerini kabul etmişlerdir. Bu dönemde verilen eserlerin tamamı Mani ve Buda dinleriyle ilgilidir. Büyük bir kısmı Turfan kazılarında ele geçen bu eserlerin başta gelenleri Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek’tir. Bu eserlerde Buda’nın hayatı, Buda dininin esasları anlatılmış, bazı dualara yer verilmiştir.

    Demek ki, Eski Türkçe Devresi kendi arasında Göktürk Türkçesi ve Uygur Türkçesi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

    5) Orta Türkçe Devresi: 

    Bu devre 10. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar olan zamanı içine almaktadır. Bütün Türkler bu dönemde Karahanlı Türkçesini kullanmışlardır. Tabii ki bunu yazı dili için söylüyoruz. Bu devrede gerek Türk dilinde gerekse Türk kültüründe önemli değişmeler olmuştur. İslamiyet resmen kabul edilmiş ve alfabe olarak Arap harfleri alınmıştır.

    Orta Türkçenin ilk yıllarına ait olan Kutadgu Bilig, Divanü Lügat-it Türk ve Atabet-ül Hakayık adlı eserler ilk İslami Türk eserleri olarak bilinmektedir.

    Kutabgu Bilig, Yusuf Has Hacip tarafından 1069 yılında tamamlanmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur. Eserin adı “Kutlu Olma Bilgisi” şeklinde günümüz Türkcesine aktarılabilir. Kutabgu Bilig, devleti idare edenlerin nasıl davranmaları gerektiğini, halkın ideal bir devlet tarafından nasıl mutlu  edilebileceğini, insanların toplum içerisindeki görev ve sorumluluklarının neler olduğunu anlatan dini, ahlaki ve sosyal görüşlerin ağır bastığı manzum bir eserdir ve 6645 beyitten oluşmaktadır. Dil ve kültür tarihi bakımından çok önemli bir kitaptır.

    11. yüzyılda yazılmış olan eserlerden birisi de Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügat-it Türk adlı eseridir. Kaşgarlı Mahmut bu eserini Araplara Türkçe öğretmek amacıyla kaleme almıştır. Aslında bir lügat olan Divanü Lügat-it Türk’te örnek olarak verilen halk şiirleri, atasözleri, deyimler dil ve kültür tarihimiz bakımından son derece önemlidir. Kaşgarlı Mahmut aynı zamanda ilk Türk dili bilginidir. Eserini “Türk dili ile Arap dilinin at başı yürüdükleri bilinsin” diye yazdığını söylemektedir. “Türk dilini öğreniniz, çünkü onların uzun sürecek bir saltanatı olacaktır” hadisini zikreder Kaşgarlı, ilk Türkçü yazarlarımızdandır.

    12. yüzyılın başında meydana getirildiği sanılan Atabet-ül Hakayık, Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Öğretici mahiyette dini-ahlakî bir eserdir. Edip Ahmet, dinin faziletlerinden, ilimden, cimrilikten, cömertlikten vb. bahsetmiştir. Eser dörtlükler halinde düzenlenmiştir.

    6) Yeni Türkçe Devresi: 

    Bu devre 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar olan zamanı ihtiva etmektedir. 13. yüzyılın sonlarına doğru Doğu ve Batı Türkleri arasında yeni ve birbirinden farklı yazı dilleri meydana gelmeye başlamıştır. Doğu Türkçesi, Eski Türkçenin ve Karahanlı Türkçesinin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Doğu Türkçesi, Orta Asya müşterek Türkçesi demektir. Batı Türkçesi iki koldan gelişmiştir. Bunlar Osmanlı ve Azeri Türkçeleridir. Bunlar arasındaki fark 15. yüzyılın sonlarında görülmüştür.

    Doğu Türkçesinin bir de Kuzey kolu bulunmaktadır. 15. yüzyıla kadar devam etmiş olan bu dile Kıpçak Türkçesi diyoruz. Kıpçak Türkçesi eserlerine Kuzey Afrika’da ve Mısır’da rastlanmaktadır. Daha sonra Kıpçak Türkçesi Oğuz Türkçesi ile birleşmiştir.

    Eski Türkçenin devamı durumunda olan Doğu Türkçesi, 15. yüzyıldan itibaren Çağatay Türkçesi diye de adlandırılmıştır. Bu yazı dili 15. yüzyılda Ali Şir Nevai tarafından kurulmuş ve geliştirilmiştir. 16. yüzyılda Babür Şah, Çağatay Türkçesinin en önemli temsilcisi olmuştur. Çağatay Türkçesinin yerinde bugün Özbek Türkçesi bulunmaktadır.

    7) Modern Türkçe Devresi: 

    Bu devre 20. yüzyılı kapsamaktadır. 20. yüzyılda önemli yazı dilleri olarak Türkiye Türkçesi , Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Kazak Türkçesi vb. görüyoruz.

    Batı Türkçesi kendi içerisinde üç devreye ayrılır:

    1. Eski Anadolu Türkçesi: 

    Batı Türkçesinin ilk devresidir. 13-15. yüzyılları içine alır. Eski Türkçenin özelliklerini taşır. Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir. Eski Anadolu Türkçesinde henüz Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar fazla değildir.

    2. Osmanlı Türkçesi: 

    Batı Türkçesinin ikinci devresidir ve 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar olan zamanı kapsar. Bu dönemde Eski Türkçenin izleri kaybolmuştur. Azeri Türkçesi bu dönemde ayrılır. Arapça ve Farsçanın tesiri fazladır. Osmanlı Türkçesi tam beş asır imparatorluğun yazı dili olarak varlığını korumuştur. Batı medeniyetinin getirdiği ihtiyaçları Osmanlıcanın zengin vasıtalarıyla karşılamaya çalışan ve bir hayli başarılı olan bir dil, fakat yine sınıf dili kalıbı içinde ve bu yüzyılın gerektirdiği millet dili olmak imkânından mahrumdur. Osmanlıca bir yana, bu devirler boyunca konuşulan Türkçe sınırlı ölçüde yabancı kelimelerle de genişleyerek gelişmiş ve geleceğin yazı dili olmaya hazırlanmıştır. Dil tarihimizin dikkate değer özelliklerinden biri de şudur ki geçmişin derinliklerinden gelen sözlü halk edebiyatı bizde devam etmiş, halk destan ve hikâyeleri, halk şiiri erkenden az çok yazıya geçmiş ve bunun yanı başında halk için bazı kitaplar da yazılmıştır.

    3. Türkiye Türkçesi: 

    Türkiye Türkçesi, İkinci Meşrutiyet’ten (1908) başlayıp günümüze kadar devam eden devredir. Millî edebiyat akımının mahsulü sayılan terkipsiz Türkçedir. Arapça ve Farsça kelimeler gittikçe azalmaktadır. Buna karşılık İngilizce kelimeler dilimize süratle girmekte ve yerleşmektedir. Yeni Türkçe Türkiye’de milliyetçilik akımının mahsulü olup Osmanlı yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak, daha doğrusu konuşma dilinden yeni bir yazı dili oluşturmak hamlesiyle meydana gelmiştir. Bu yüzyılın başı bütün Türkçe konuşan ulusların ve akrabalarının da kendi lehçelerine dönerek yeni yazı dilleri oluşturma çabalarına tanık olmuştur.

    Bizde ilk Türkçülerle başlayan sadeleşme hareketi kısa zamanda gündelik ve edebiyat yazı dillerini aydınların konuşması ölçüsünde sadeleştirdi.  Sonra yeni alfabenin uygulanması ve Atatürk’ün teşvikleri daha derinden bir millîleşme hareketine yol açtı. Burada Yeni Türkçe bilgin ve teknik dillerini de kendi yapısından karşılamak ve yaratmak meselesi ile karşılaştı ve o yolda da cesaretli adımlar attı.

    Dilimiz bağımsız bir medeniyet dili olmak davasında ve hızlı bir gelişme çağındadır. Ancak bu arada millî kaynakların yer yer akılsızca kötüye kullanılması millî dile güven duygusunu sarsmakta ve Batı dillerinin daha geniş ölçüde istilasına yol açmaktadır. Yeni Türkçe inançlı, ciddi ve uzun süreli çalışmalara muhtaçtır.

    Baskokov, Türk dilini, Volga Bulgarlarının konuştuğu Türkçeden başlayarak, aşağıdaki gibi dallandırmaktadır:

    Türkler dünya üzeride çok geniş bir yer kaplar. Doğuda Moğolistan ve Çin içlerinde batıda Yugoslavya içlerine; kuzeyde Sibirya’dan ve Moskova yakınlarındaki Kazan şehrinden, güneyde Bağdat, Lübnan sınırı ve Kıbrıs içlerine kadar uzanan büyük ve geniş çoğrafyaya yayılmışlardır. 20-90 doğu boylamları ile 33-65 kuzey enlemleri arasında yer alan bu coğrafya, kuş uçuşu,doğudan batıya yedi bin, kuzeyden güneye üç bin kilometrelik bir alanı içine alır.

    Bu alandaki şu devletler içerisinde Türkler yaşamakta ve Türkçe konuşulup yazılmaktadır: Çin, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azarbeycan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Makedonya, Romanya, Polonya, Ukrayna, Moldovya.

    Bütün bu geniş coğrafya içerisinde Türkçemizin pek çok lehçe ve şivesi bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    a. Sibirya ve Altay sahası:

    1. Karagas
    2. Soyan
    3. İrtiş ve Tobol
    4. Altay
    5. Telengit
    6. Teleüt
    7. Tuba
    8. Kumandı
    9. Llebed
    10. Sagay
    11. Beltir
    12. Kaç
    13. Koybal
    14. Kızıl
    15. Şor
    16. Kamasin
    17. Çalım ve Çat

    b. Doğu Türkistan sahası:

    18. Uygur
    19. Sarı Uygur
    20. Tarançi

    c. Batı Türkistan sahası:

    21. Karakalpak
    22. Özbek
    23. Kırgız
    24. Kazak
    25. Türkmen

    d. Kafkas ve İran sahası:

    26. Nogay
    27. Kundur
    28. Karaçay
    29. Balkar
    30. Kumuk
    31. Azeri
    32. Kaşkay
    33. Afşar
    34. Kacar
    35. Şahseven
    36. Karadağlı
    37. Hamse
    38. Halaç
    39. Kengerlu
    40. Horasani
    41. Karayi
    42. Karaçorlu
    43. Karapapak

    e. Kuzey ve Batı sahası (Urallardan Balkanlar ve Akdeniz’e):

    44. Kazan, Tatar
    45. Atrahan
    46. Başuırt
    47. Kırım
    48. Karayim
    49. Gagavuz
    50. Türkiye, Oğuz

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    TÜRKÇENİN TARİHİ GELİŞİMİ | Kültür Portalı

    Türkçenin Tarihi Gelişimi

    İlk izlerine Sümer kaynaklarında rastlanan Türk dilinin ilk verileri Hunlardan kalan birkaç kelimedir. Bu birkaç kelimelik veri bir kenara bırakılırsa Moğolistan’da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı (687-692), Türkçenin tarihi bilinen en eski metnidir. Köktürklerden kalan Köl Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk anıtları ise, geçmişi eskiye dayanan hacimce en büyük Türkçe metinleri ihtiva etmektedir.

    7-10. yüzyıllar arasında Türkçe, Macaristan’dan Güney Sibirya’ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Göktürk harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmıştır. Yazıtlar, Moğolistan’dan sonra en yaygın olarak Güney Sibirya’da Yenisey ve kollarının suladığı alanlarda bulunmaktadır.

    Asya’da Runik harfli yazıtlar beş ana bölgede toplanmıştır. Bunlar Batı Türkistan, Doğu Türkistan, Moğolistan, Güneydoğu Sibirya ve Kuzeydoğu Sibirya’dır.

    Köktürklerden sonra gelen Uygurlar, 9. yüzyıldan itibaren Tarım havzasında ve Gansu bölgesinde Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi alfabeleriyle eserler meydana getirmişlerdir. Elimizdeki kâğıda yazılı metinlerin en erken tarihlisi işte bu 9. yüzyıla, Uygurlara, ait metinlerdir. Moğolistan’da bulunan anıtlardan bazıları da Uygurlara aittir. Onlar bu anıtlara belgü ve bitig adını vermişlerdir.

    Budist Türk çevresinden bugün için elimizde hem dinî, hem de din dışı zengin bir edebiyatı bulunmaktadır. Yazmaların çoğu Soğd yazısından geliştirilmiş Uygur alfabesi ile yazılmıştır. Bununla birlikte doğrudan Soğd yazısıyla yazılan birkaç parça ile Brahmi ve Tibet yazısı ile yazılmış az sayıda yazma da mevcuttur.

    Türk Budist edebiyatının büyük çoğunluğunu Çince, Tibetçe, Sanskritçe, Toharca ve Sogdcadan yapılmış çeviriler teşkil etmektedir. Az sayıda telif eser de mevcuttur.

    10.yüzyılda Kâşgar ve Balasagun civarında ortaya çıkan yeni bir Türk kültür çevresi Kutadgu Bilig ve Dîvânü Lûgati’t-Türk gibi eserleri meydana getirmiştir.

    13. yüzyılda Türk yazı dili Harezm bölgesinde merkezîleşmiştir. 13. ve 14. yüzyıllarda Türk yazı dili bu ana sahadan başka Yukarı İdil sahasında, Mısır’da ve Anadolu ile Azerbaycan sahasında kullanılmaktaydı. Anadolu ve Azerbaycan’da bu yüzyılda Oğuz ağzına dayalı yeni bir yazı dili oluşmuştur. İdil Bulgarcası, 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya bırakmıştır. Mısır ve Suriye’de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz olmuştur. Kuzey ve Doğu Türklerinde Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki Çağatay Türkçesi, tek ve ortak yazı dili olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar sürmüştür. 19. yüzyılın ortalarından itibaren ise İlminski ve Ostroumov’un çabalarıyla her Türk boyunun konuşma dilinin ayrı bir yazı dili hâline getirilmesi görüşü hayata geçirilmeye başlanır. Bu süreç 1930’lara kadar devam etmiştir. Bu çalışmaların neticesinde bugün yirmi farklı Türk yazı dili ortaya çıkmış durumdadır.

    Tekin ve Ölmez, Türk dilinin tarihî dönemlerini şu şekilde sıralamışlardır:

    1. İlk Türkçe (Başlangıçtan Milat sıralarına kadar)

    2. Ana Bulgarca ve Ana Türkçe dönemleri (1.-6. yy.)

    3. Eki Türkçe ve Eski Bulgarca dönemleri (6.-11. yy.)

    4. Orta Türkçe ve Orta Bulgarca dönemleri (11.-16. yy.)

    5. Yeni Türkçe ve Çuvaşça dönemi (16. yüzyıl sonrası)

    Róna-Tas ise çağdaş Türk lehçelerini şu şekilde sınıflandırmıştır:

    I. ÇUVAŞ

                Viryal, Anatri

    II. KIPÇAK veya KUZEYBATI KOLU

    1. Kuzey veya Volga Kıpçak

    Kazan Tatarları

                Mişer Tatarları

                Başkurt

    2. Doğu veya Aral-Hazar

                Kırgız

                Kazak

                Karakalpak

                Nogay

    3. Batı veya Pontus-Hazar

                Kumuk

                Karaçay Balkar

                Kırım Tatar, Dobruca Tatar Urum veya Grek Tatar

                Karaim

    III. OĞUZ veya GÜNEYBATI KOLU

                Türkmen

                Horasan

                Azeri

                Türkçe veya Osmanlıca

                Gagavuz

    IV. HALAÇ veya GÜNEY KOLU

    V. TÜRKİSTAN veya DOĞU KOLU

                Özbek

                Yeni Uygur

                Türki

                Salar

                Hoton

                Sarı Uygur

    VI. SİBİRYA veya KUZEY KOLU

                Sibirya Tatarları

                Altay

                Şor     

    Hakas

                Çulum

    Tuva

                Tofalar

    VII. Yakut

    Metnin tümüne "Türkçenin Tarihi Gelişimi" isimli dokümandan ulaşılabilir.

    Yazı kaynağı : www.kulturportali.gov.tr

    Türkçenin Tarihi Gelişimi Ve Özellikleri Nelerdir? Dönem Dönem Türkçenin Gelişimi

    Türkçenin Tarihi Gelişimi Ve Özellikleri Nelerdir? Dönem Dönem Türkçenin Gelişimi

    Yazılı metinlerden öncesine karanlık dönem denir. VII- X11. Yüzyıl arasındaki döneme Eski Türkçe olarak adlandırılır. Göktürklerden bu yana dilimiz söz varlığı, biçim ve ses olarak oldukça durudur.

     Türkçenin Tarihi Gelişimi Ve Özellikleri Nelerdir? 

     Eski Türkçe özellikleri Karahanlı, Göktürk ve Uygur metinlerinde yer alır. 11. Yüzyıldan itibaren Anadolu’ya göç etmeye başlayan Türkler, Karadeniz’in kuzeyine ve Batı Anadolu’ya kadar yayılmışlardır. Yerleştikleri bölgelerde haklın dili ile eserler yazılır. Bu da Türkçe’nin çeşitlenmesini sağlar. Batı Türkçesi ve Kuzey- Doğu Türkçesi olarak iki kısma ayrılır. Kuzey- Doğu Türkçesi Eski Türkçe’nin bir devamı olarak uzun yıllar Orta Asya’daki Türkler arasında da kullanılır.

     Dönem Dönem Türkçenin Gelişimi

     Genel kabule göre Türkçe yedi aşamada tamamlanmıştır. Bu aşamalar şu şekilde sıralanabilir:

     1) Altay Çağı: Bu dönemde Türk Dili henüz ayrı bir dil niteliğinde değildir. Arap dilleri ve Moğolca ile birlikte Ana – Altayca içinde geçer.

     2) En Eski Türkçe Çağı: Ana- Altayca’dan ayrılan Türk Dili; Moğol, Türk, Mançu- Tunguz gibi diller ile ortaya çıkacaktır.

     3) İlk Türkçe Çağı: Bu çağda Türkçe artık gelişmeye başlar. Akraba dillerden ayrılarak Hunların konuştuğu Türkçe ile kendini göstermeye başlar.

     4) Eski Türkçe Devresi: 10. Yüzyıla kadar bu devre sürer. Orhun Anıtları bu devrenin ilk metinleridir. Bu anıtlarda Göktürk alfabesi kullanılır. Bu devre Uygur ve Göktürk Türkçesi olarak iki kısımdır.

     5) Orta Türkçe Devresi: 10 ile 13. Yüzyıl arasındaki dönemdir. Bu dönem içinde tüm Türkler Karahanlı Türkçesi kullanmıştır. İslamiyet’in kabulü ile Arap harfleri alınır. Bu dönemin önemli eserleri arasında Kutadgu Bilig - Atabetül Hakayık- Divani Lügatit Türk yer alır.

     6) Yeni Türkçe Devresi: 13 ile 20. Yüzyıllar arasındaki devreyi kapsar. Batı ve Doğu Türkleri arasında birbirinden farklı yazma dilleri meydana gelir. Doğu Türkçesi Karahanlılardan gelen ve orta Asya’da konuşulan ortak dildir. Batı Türkçesi ise Azeri ve Osmanlı Türkçeleridir.

     7) Modern Türkçe Devresi: 20. Yüzyılı kapsayan bu devrede Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Kazak Türkçesi ile biliniyor.

     Batı Türkçesi ise Üç devre halinde incelenebilir:

     1) Eski Anadolu Türkçesi: 13 ile 15. Yüzyıllar içindeki devre batı Türkçesinin ilk devresidir. Eski Türkçe özellikleri taşımaktadır. Osmanlının ilk yazı dili olan bu evre Selçuklularda ve Anadolu Beyliklerinde kullanılmıştır. Bu evrede Farsça ve Arapça kelimeler fazla değildir.

     2) Osmanlı Türkçesi: 16 ile 20. Yüzyıl arasındaki dönemdir. Bu dönemde eski Türkçe’nin izleri tamamen kaybolmuştur. Farsça ve Arapça tesiri fazladır. 5 asır Osmanlı devletinin yazı dili olarak kullanılır.

     3) Türkiye Türkçesi: 1908 yılında i-İkinci Meşrutiyet ile başlayan devre günümüze kadar devam eder. Farsça ve Arapça kelimeler azalır. Ancak İngilizce kelimeler dilimize girmeye hatta yerleşmeye başlar. İlk Türkçülerle sadeleşme hareketi başlar. Kısa zamanda yazı ve konuşma dili sadeleşmeye başlar. Alfabenin değişmesi ile millileşme adımları atılmaya başlar.

    Yazı kaynağı : www.milliyet.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap