Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    stefan zweig neden intiharı etti

    1 ziyaretçi

    stefan zweig neden intiharı etti bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Stefan Zweig'in 80 yıllık trajedisi - Kültür - Sanat - ODATV

    Stefan Zweig'in 80 yıllık trajedisi - Kültür - Sanat - ODATV

    20. yüzyılın en tanınmış Alman yazarlarından biri olan Stefan Zweig, Nazi rejiminden kaçmak zorunda kaldı, huzursuz bir şekilde bir ülkeden diğerine geçti. Avrupa'daki mevcut durumdan oldukça bunalmıştı ve artık hayal kırıklıklarına dayanamıyordu. 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da eşiyle birlikte intihar etti.

    İntihar notunda: "Her gün bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve kendi dilimin dünyası battıktan ve benim için kaybedildikten ve manevi vatanım Avrupa kendini yok ettikten sonra başka hiçbir yerde hayatımı yeniden inşa etmeyi istemezdim." sözleriyle umutsuzluk, karamsarlık hissettiğini dile getirmiştir.

    STEFAN ZWEİG KİMDİR 

    Stefan Zweig, 28 Kasım 1881 tarihinde Avusturya- Viyana da dünyaya gelmiştir. Varlıklı bir ailede büyüyen Stefan Zweig, henüz küçük yaşta ciddi bir eğitim ile yetiştirilmiştir. İngilizce, Latince, Yunanca, Fransızca gibi dilleri konuşabilen Stefan Zweig, henüz lise çağlarında şiir yazmaya başlamıştır.
    Stefan Zweig, için bu ilk gençliğinde Alman şair Rilke’nin önemi çok büyüktür. Bu yıllarda Rainer Maria Rilke’nin şairliğinin etkisi ile kalemine yön veren Stefan Zweig, üniversitede ise felsefe eğitimi almıştır.

    1. Dünya Savaşı’ında memur olarak yer alan Stefan Zweig, savaş sonrasında Salzburg’da yaşamaya başlar. Burada bir süre yaşadıktan sonra Stefan Zweig, bir evlilik gerçekleştirir. Stefan Zweig, Salzburg’da bir villada yaşamını sürdürdüğü uzun yıllar boyunca önemli şair ve yazarlarla yakın arkadaşlıklar kurmuştur.
    James Joyce, Paul Valery, Thomas Mann, Franz Werfel ve Romain Rolland bu arkadaşlıklarından sadece bir kaçıdır. Edebiyat dünyası içinde büyük bir ağırlığa sahip olan Stefan Zweig, 1928 yılında Lev Tolstoy’un 100. Doğum Günü nedeniyle düzenlenen kutlamalara katılmıştır.

    'Satranç' 1933 yılında Nazi zulmüne uğrayan yapıtlar arasındadır. O yıllarda Nazilerin özellikler Yahudi kitaplarını toplatarak yakmaları ve Stefan Zweig’ın da Yahudi kökenli olması neticesinde evi basılmıştır. Daha sonra, ülkesini terk etmiştir. Ülkesini terk eden Stefan Zweig, Londraya yerleşir.
    Stefan Zweig 1937 yılında ilk karısı Frederike’den ayrıldı ve bir yıl sonra Portekiz’e yanında Charlotte Altmann adında bir kadınla gitti. İngiliz vatandaşlığına geçmek için müracaat etti ve daha sonra Charlotte Altmann ile evlendi. 1940’da İngiliz vatandaşlığı aldı.

    2. Dünya Savaşı sırasında New York, Arjantin, Paraguay ve Brezilya’ya gitti. Stefan Zweig, konferans için gittiği Brezilya’ya yerleşme kararı aldı. Orada ünlü kitabı “Satranç”ı kaleme aldı.
    Stefan Zweig, Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942’de Rio de Janerio’da karısı Lotte ile birlikte zehir içerek intihar etti. Stefan Zweig, ölmeden önce yazdığı mektupta intihar nedeni olarak Hitler’in yarattığı kaosun ve faşist düzenin kalıcı olacağına inanması ve bu inançtan dolayı bir büyük bir umutsuzluk, karamsarlık hissettiğini dile getirmiştir.

    EDEBİ KİŞİLİĞİ

    Bir aydın olarak da anılan ve savaş karşıtlığı ile bilinen Stefan Zweig, Nazilerin insanlık için yarattığı tehlikeyi “Çok büyük bir felakete sürüklendiğimizin farkında olduğunuzu sanıyorum. Edebiyat yaşamımız yok olacak…” sözleri ile dile getirmiştir.
    Kitapların imha edildiği bir dönemde yazma işini bırakmayan Stefan Zweig, yaşamı boyunca oldukça fazla eser kaleme almıştır. Çok yönlü bir yazar ve şair olan Stefan Zweig, özellikle yazdığı biyografi kitapları ile önemli bir noktada durmaktadır. Biyografilerini yazdığı kişiler arasında Stendhal, Romain Rolland, Erasmus ve Nietzsche gibi önemli isimler bulunmaktadır.
    Özellikle “Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski” adlı kitabı edebiyat dünyası açısından büyük bir öneme sahiptir. Biyografi yazarlığının yanı sıra Zweig, oyun yazarlığıyla da anılmaktadır. Dram ve trajedi türlerinde birçok tiyatro oyunu kaleme almıştır. Ancak Stefan Zweig’ın kuşkusuz en çok nam salmış eseri “Satranç” adlı kitabıdır.
    Odatv.com

    STEFAN ZWEİG ESERLERİNİ SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ


     

    Yazı kaynağı : www.odatv4.com

    Stefan Zweig’in intihar mektubu internette yayınlandı

    Stefan Zweig’in intihar mektubu internette yayınlandı

    Stefan Zweig’in intihar mektubu internette yayınlandı

    Avusturyalı yazar Stefan Zweig’in intihar mektubu, İsrail Ulusal Kütüphanesi tarafından internetten yayınlandı.

    Avusturyalı yazar Stefan Zweig’in intihar mektubu, İsrail Ulusal Kütüphanesi tarafından internetten yayınlandı.

    Kütüphane, ünlü yazarın 70’inci ölüm yıldönümünde, aralarında intihar mektubunun da olduğu birkaç belgeyi internet üzerinden okurlara sundu. 1881 doğumlu Stefan Zweig, 1934 yılında Adolf Hitler ve Nazi ideolojisinin iktidara gelmesi sonrası Avusturya’yı terk etmişti. Önce İngiltere ardından ABD’ye giden Zweig, 22 Şubat 1942’de hayatına son verdiği Brezilya’ya yerleşmişti.

    Brezilyalı bir doktor, Almanca intihar mektubunu 1960’larda bir polis memurundan almış ve 30 yıl sonra da İsrail Ulusal Kütüphanesi’ne bağışlamıştı. “Amok Koşucusu”, “Yürek Çöküntüsü” gibi birçok kitabı Türkçe’ye de çevrilen Zweig’ın, karısı Lotte ile intiharına, Hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden olmuştu.

    İşte Stefan Zweig’ın intihar mektubu:

    "Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

    Yazı kaynağı : www.birgun.net

    Stefan Zweig: Ölüme Boyun Eğiyorum | Arka Kapak Dergisi

    Stefan Zweig: Ölüme Boyun Eğiyorum | Arka Kapak Dergisi

    Medeni Yılmaz

    “Bir sabah hizmetçi kız koşa koşa gelip şaşkınlık içinde: ‘Gelin, onlar öldü!’ diye haykırdı. Ben, ‘Kimler?’ diye dehşetle sordum. Hizmetçi kız: ‘Onlar, onlar öldü!’ diye bağırdı yeniden. Sokağa fırlayıp Zweigların evine koştum ve onları birbirlerine sımsıkı sarılmış yatar buldum. Zweiglar birbirlerine öyle sımsıkı sarılmışlardı ki bu durumda soğumuş olan vücutları birbirlerinden ayırmak için bazı uzuvlarını kırmak gerekti.”1

    Stefan Zweig’ın Brezilya’daki komşusu ve dostu Nobel edebiyat ödüllü Gabriela Mistral, onun ölümünü işte bu satırlarla dile getiriyor. Stefan Zweig, eşi Lotte ile birlikte 1942 yılında intihar etmişti. Peki ama ününün doruğunda, sevdiği kadın yanında, savaşlardan oldukça uzakta, doğayla iç içe bir ortamda, devlet başkanı gibi saygı gördüğü Brezilya’da yaşayan Zweig’ın intihar nedeni ne olabilirdi? Hangi gerekçeler onu intihara sürükleyebilirdi? Bunun yanıtını ilerleyen satırlarda vereceğiz; ama öncelikle Zweig’ın hayatına kısaca değineceğiz.

    Bir biyografi ustası olan Stefan Zweig’ın biyografisini kısaca da olsa yazmaya kalkışmak, onun bir ressam edasıyla tasvir ettiği ruhsal durumları ve incelikli araştırmaların sonucunda ortaya çıkardığı detaylarla yüklü yapıtlarını okuduktan sonra, insanın yetersizlik hissiyle boğuşmasına sebep oluyor. Ayrıca, bir insanın yaşamını en ince ayrıntılarına kadar deşmenin ve “gerçek” olarak iddia ettiğimiz bilgileri kitlelerle paylaşmanın ahlaki boyutunu da biz, sıradan insanlar, sorgulamadan edemeyiz. Ama biyografi türünün belki de en iyi yazarı olan Zweig, hiç de sıradan bir insan değildi; o, ahlaki sorgulamaları aşacak kudrete ve erdeme sahip nadir insanlardandı. Daha hayattayken, o zamanki adıyla Milletler Cemiyeti olan Birleşmiş Milletler’in yaptığı istatistiklere göre, yaşayan yazarlar içerisinde yapıtları başka dillere en çok çevrilen yazardı. Ki kendisi zaten yaşayan büyük sanatçıların ve yazarların çoğuyla dostluklar kurmuştu. Salzburg’taki evi adeta sanatçıların buluşma noktasıydı. Kimler konuk olmadı ki o kır evinde! Almanların en büyük romancısı Thomas Mann, o dönemde yaşayan en büyük şairi Rainer Maria Rilke, en büyük bestecilerinden Richard Strauss, yüzyılın en önemli filozoflarından Ludwig Wittgenstein, Fransızların yirminci yüzyılda yetiştirdiği belki de en iyi şair Paul Valery, Rusların o dönemki en büyük yazarı Maksim Gorki, İtalyanların ünlü bestecisi Toscanini, yüzyılın en devrimci yazarı İrlandalı James Joyce ve psikoloji biliminin kurucularından Sigmund Freud bunlardan sadece birkaçıydı.

    Böylesi efsanevi insanların odak noktasında olmak, sadece yazarlık yeteneğiyle açıklanacak bir durum olmasa gerek. Zweig, romantik yapıya sahip duygulu, coşkulu ve tutkulu biriydi. En büyük ülküsü ise, savaşlarla boğuşan Avrupa’nın o eski barışçıl günlerine dönmesiydi. Bunun için çok çabaladı, birçok ülkede konuşmalar yaptı; konferanslar düzenledi. Ama savaşı engelleyemedi. Çünkü insanlar adeta çıldırmış gibiydi; savaşı istememek vatan hainliğine eşdeğerdi. Medya aracılığıyla siyasiler, insanlar üzerinde manipülasyonlarla öylesi hakimiyet kurmuştu ki, en milliyetçi sloganlara sahip liderin peşinden kitleler sürükleniyordu. Zaten Hitler gibi birinin ortaya çıkması, işte böylesi bir kolektif yanılgıyla mümkün olabilirdi ancak. Hatta Fritz Lang’ın 1931 yapımı M adlı bir filmi, dönemin Almanyasının atmosferini olağanüstü başarıyla yansıtır. Filmde bir seri katil üzerinden o yıllardaki Alman toplumunun gerginliğini ve yükselen milliyetçi duygularını görmek mümkün.

    Hitler’in iktidarı tek başına ele geçirdiği 1934 senesinden sonra, Yahudi kökenli olan Zweig’ın Avusturya’da yaşama imkanı kalmamıştı. Yaşayan en popüler yazarlardan olan Zweig’ın yapıtları artık meydanlarda yakılıyor, yayımlanması yasaklanıyor ve o da buna daha fazla dayanamayarak önce İngiltere, sonra Amerika ve en sonunda da, hayatının sonuna dek yaşayacağı Brezilya’nın Petropolis kentine yerleşiyordu. Vatanı Avusturya işgal edildikten sonra, artık vatansızdı da. Adım adım tırmandığı zirveden, bir itmeyle boşluğa fırlatılmış gibiydi. Yersiz, yurtsuz ve pasaportsuz Zweig, İngiliz vatandaşlığına geçiyordu ama insanlığın geleceğine dair ümitleri de günden güne tükeniyordu. Çünkü Almanlar, İngiltere harici tüm Avrupa’yı o kadar çabuk ele geçirmişti ki İngiltere de düştü düşecekti. İnsanlar toplu halde katlediliyor, tarihi şehirler acımasızca bombalanıyor ve savaş tüm dünyaya dalga dalga yayılıyordu. Zweig, savaş zamanlarında erdemli bir insanın sorması gereken sorunun “Nasıl hayatta kalırım?” sorusundan çok “Nasıl insanlığımı korurum?” olduğunu savunan biriydi. Oysa toplama kamplarının yavaş yavaş duyulmasıyla birlikte, insanoğlunun tarih boyunca erdemden en çok uzaklaştığı anlara şahit oluyordu. Hatta tarihte en çok çile çekmiş kuşağın kendileri olduğunu vurguluyordu son kitabı ve otobiyografisi olan Dünün Dünyası adlı eserinde.2 Çünkü insanlığın onurunu tümüyle yitirdiği bir dö- neme şahitlik etmek zorunda kalıyordu. Peki Zweig gibi hümanizmle dolup taşan biri, erdemin yok oluşuna daha ne kadar tahammül edebilirdi?

    Yıl 1942’yi gösterdiğinde, Almanlar yıldırım hızıyla ilerlemeye devam ediyordu. Savaştan uzakta, Brezilya’da yaşayan Zweig çifti güvendeydi. Brezilya’da ünlü Rio Karnavalı sürmekteydi ve Zweig çifti, bunu bizzat yerinde takip ediyordu. Sonra gazetelerde bir habere rastladı; Hitler, Süveyş Kanalı’nı da hedefleri arasında almıştı. Bu, Zweig için son nokta oldu.

    21 Şubat sabahı Zweig kararını kesin olarak vermişti, intihar edecekti. Önce Petropolis postanesine gider ve zarfların birine Satranç adlı yapıtının müsveddelerini koyarak onu Amerika’daki yayımcısına yollar. Bu yapıt, o öldükten sonra ancak Aralık 1942’de Brezilya’da Almanca olarak yayımlanacaktır. Aynı gece ise yanında karısı dışında bir kişi daha vardır, yakın arkadaşı Ernst Feder. Bu onun son gecesidir ve Zweig, o son gecesinde dostu Feder ile satranç oynar. Kazanıp kazanmadığını bilmiyoruz ama dünya Zweig’ı sonraki gece kaybedecektir. Ertesi gün, 22 Şubat 1942’de yanında karısı Lotte varken, son mektubunu 20 yıla yakın bir süre evli kaldığı eski eşi Frederike’ye yazar ve şunları söyler:

    “Hayata kendi dileğimizle başlamıyoruz, oysa ölümü seçmekte özgürüz. Bu kararı aldığımdan beri ne denli rahatladım, bilemezsin.”

    Arkadaşı Feder’i uğurladıktan bir süre sonra, 61 yaşındaki Zweig, henüz 33 yaşında olan karısıyla birlikte zehir içerek intihar eder. Geride bir mektup bırakır ve mektubun son cümlelerinde yine umudun ışığı vardır:

    “Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın ışığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum.”

    Brezilya hükümeti, ona yaraşır bir devlet töreniyle cenaze merasimi düzenler. Başta devlet adamları ve generaller olmak üzere, ülkedeki büyük yazarlar ve sanatçılar ve elbette Brezilya halkı bu devasa törene katılır. Resmi bir tebliğ olmamasına rağmen kentteki tüm dükkanlar kapanır. İnsanlığın yetiştirdiği en hümanist ve en büyük yazarlardan Stefan Zweig, görkemli bir törenle Brezilya imparatorunun yanına defnedilir.

    Zweig, otobiyografisi olan Dünün Dünyası adlı yapıtını, “Her gölge, sonunda yine de ışığın çocuğudur. Ancak aydınlıkla karanlığı, savaşla barışı, yükselişle alçalışı yakından tanımış olan kişi, hayatı gerçekten yaşamış sayılır,” diyerek bitirir. O, hayatı tüm karşıtlıklarıyla gerçekten yaşamış ama ölümü seçmiş biriydi. Böylece ölümsüzlüğe ulaştı. Geride sayfalarından hayat fışkıran yapıtlar bıraktı ve insanlığın ebedi umut kaynaklarından biri oldu.

    Notlar:

    Bu yazı Arka Kapak dergisinin 18.sayısında yayınlanmıştır.

    Yazı kaynağı : arkakapak.babil.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap