Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    sende hikayeni karar kadına şiddete hayır

    1 ziyaretçi

    sende hikayeni karar kadına şiddete hayır bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü mesajları – 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü sözleri (Kadına Şiddete Hayır)

    KADINA YÖNELİK ŞİDDETE HAYIR!

    Bugün, 25 Kasım. Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü.

    Ancak, dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye'de biz kadınlar değişik biçimlerde şiddete uğruyoruz. Kadınların eğitimden yoksun bırakılarak eve mahkum edildiği, ekonomik faaliyetinin yasal ve geleneksel birçok engelle kısıtlandığı, çalışma yaşamında bin bir haksızlık ve ayrımcılıkla karşılaştığı, toplumun en fakir kısmını oluşturduğu ve kendi kaderine terk edildiği koşullarda, şiddetin ilk hedefi de doğal olarak(!) en korumasız ve zayıf kesimi biz kadınlarız!

    Kadına yönelik şiddetin bildik hüzünlü öyküleri, geleneksel ön kabuller, toplumun ve devletin duyarsızlığı ile büyüyor. Şiddet yalnızca bedenlere zarar vermiyor, kadınların öz saygısını, ihlale direnme ve hak arama arzusunu zayıflatıyor veya yok ediyor.

    Dünyada kadına yönelik şiddet, özellikle ekonomik, siyasal ve etnik sorunlarla iç içe geçerek artmaktadır. Nijerya'da, Emine Laval'ın evlilik dışı çocuk sahibi olduğu gerekçesiyle şeriat mahkemesi, Mardin'de Şemsiye Allak'ın ailesi tarafından taşlanarak öldürülmesine karar verilmesi bunun en somut ve güncel örnekleridir.

    -Bugün dünya üzerinde yaşayan kadınların yarısı eşlerinden şiddet görüyor.

    -Çin'de, yılda 1 milyon kız çocuğu doğar doğmaz öldürülüyor. Dünyada bu yolla kaybedilen kadın sayısı 40-50 milyonu buluyor.

    -Uluslararası Göç Örgütü, her yıl 2 milyon kadının sınır ötesi kadın ticaretinde kullanıldığından bahsediyor.

    -ABD'de, her 6 dakikada bir kadına tecavüz ediliyor.

    -İngiltere'de, her 7 kadından biri birlikte olduğu erkek tarafından tecavüze uğruyor.

    -Fransa'da, her ay 6 kadın aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybediyor.

    Bunlarla birlikte, paylaşım savaşları, işgaller, ağır ekonomik bunalımlar ve yoksulluk biz kadınları şiddet cenderesine daha fazla itiyor. Antik Çağdan beri kadının bedeni, her savaşın üzerinde cereyan ettiği savaş toprağı olmuştur. Biz kadınlar, savaş dönemlerinde hem anlamsızca öldürülüyoruz, hem eşlerimiz, çocuklarımız katlediliyor, hem de tarihsel yazgımız haline gelen tecavüz olaylarına maruz kalıyoruz. Bir yandan da, erkeklerin savaş cephelerine sürülmeleriyle boşalan yerler ucuz kadın emeğiyle dolduruluyor; savaşın yol açtığı açlık ve yoksulluğun katlandığı sömürü işletiliyor.

    Bu yüzden biz kadınlar, ABD'nin Irak'a saldırısının meşrulaştırılmaya çalışıldığı şu günlerde; savaşa, ABD'nin dünyanın dört bir yanını kana bulamasına, Türkiye'nin bu kirli oyunun bir parçası haline getirilmesine karşı olduğumuzu ilan ediyoruz! Bizler, eşlerimizin, çocuklarımızın ABD askeri olmasını istemiyoruz! Bugüne kadar Irak'ta ve dünyanın birçok yerinde işgaller ve ambargolar nedeniyle yüz binlerce kadının ve çocuğun katledilmesinin, şiddet görmesinin, aç bırakılmasının durdurulmasını istiyoruz.

    -Bizler, Türkiye'de %97'si şiddet gören kadınlarız!

    -Bizler, Adana'da sokak ortasında, polislerin gözü önünde vahşice bıçaklanan kadınız!

    -Bizler, Diyarbakır'da, kendilerine ve kocalarına bilgi verilmeden kısırlaştırılan 17 kadınız!

    -Bizler, namus(!) cinayetleri sonucunda yaşamımızı yitiren yüzlerce sessiz kadınız!

    -Bizler, cinsel yönelimlerimiz nedeniyle işinden kovulan, evinden çıkartılmaya çalışılan, TC mahkemelerince 'lezbiyen anneye kız çocuğu verilmez' kararıyla velayet hakkı elinden alınan, devletin tüm organları ve toplum tarafından yok sayılan, aşağılanan kadınlarız!

    -Bizler, türban taktığımız için, çalışmak istediğimiz için, gece sokağa çıktığımız için, eylem yaptığımız için saldırıya uğrayan kadınlarız!

    -Bizler, gözaltında tecavüze uğrayan, jandarma ve emniyet güçleri önünde sorgusuz sualsiz 'bekaret kontrolü'(!) yapılan kadınlarız!

    Biz diyoruz ki; yaşadıklarımız yalnızca sonuçtur. IMF ve savaş politikalarıyla derinleştirilen mülkiyet ilişkileri, sömürü mekanizması, işsizlik, yoksulluk ve eğitimsizlik, aile içi şiddetin, cinnetlerin, intiharların, cinsel tacizin, fuhuşun, hırsızlığın inanılmaz boyutlara gelmesine neden olmuştur. Güneydoğu'da islami ve milliyetçi nitelikli bir muhafazakarlaşmanın ve feodal yapının yanısıra, son 15 yıllık çatışma da göç ve değerler bunalımına, otoriter devlet anlayışının pekişmesine, kadına yönelik siyasi ve toplumsal baskının artmasına yol açmıştır.

    Diğer yandan; namus, töre cinayetleri, koca-baba dayakları, işkence medyada magazinleştirilerek sunuluyor. Şiddete uğrayan kadının ne yaptığı, ne söylediği ya da nasıl giyindiği sorgulanıyor. Fiziksel, sözel ve cinsel şiddete uğrayan kadınların bunu hakkedip hakketmediği tartışılıyor; kurbanlar suçlanıyor, suçlular "mağdur" ilan ediliyor. Şiddet, dinsel-geleneksel önyargılarla, cinsiyet ayrımcı politikalarla ve yasalar eliyle meşrulaştırılıyor.

    Bütün bunların sona erdirilmesi için bizler;

    İSTİYORUZ!

    Emeğimiz için

    Geleceğimiz için

    Bedenlerimizin Sahibi olmak için Mücadeleye!

    Cinsel, Ulusal, Sınıfsal Sömürüye Hayır!

    Evde, İşyerinde, Sokakta Cinsel Şiddete Son!

    Savaşa Hayır!

    Barış İçin Sürekli Kadın Platformu

    Ankara Bağımsız Feminist "Kadınlar Vardır" Grubu,
    Bağımsız Sosyalist Kadınlar,
    Bağımsız Kadınlar,
    Başkent Kadın Platformu,
    Emekçi Kadınlar Birliği,
    HADEP Kadın Kolları Genel Merkezi,
    İHD Genel Merkezi,
    İHD Ankara Şube Kadın Komisyonu,
    İlk-Der,
    Kaos GL'li Kadınlar,
    KESK Ankara Şubeler Platformu,
    Öte-ki Ben Lezbiyen Feminist Oluşum,
    SDP'li Kadınlar,
    Uçan Süpürge,
    EMEP'li Kadınlar ,
    ÖDPli Kadınlar

    Yazı kaynağı : www.ihd.org.tr

    Dilara Gönder ile Show Ana Haber bu akşam saat 18:45'te başlıyor!

    Dilara Gönder ile Show Ana Haber bu akşam saat 18:45'te başlıyor!

    Her hayatın içinde bir hikâye, her hikâyenin içinde bir haber vardır… Show Ana Haber, bu akşamdan itibaren hafta içi her gün Dilara Gönder'in sunumuyla SHOW TV'de...

    'Dilara Gönder ile SHOW Ana Haber', yurtta ve dünyada yaşanan en sıcak gelişmeleri, gündeme damga vurmuş olayları, son dakika haberleri tüm gerçekliğiyle izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor. Gerçeklerden, inandığı ilkelerden ve tarafsız yayıncılık anlayışından vazgeçmeyen ve "ilkeli bir haber ancak halkın sesine kulak vererek mümkün olur" diyerek yola çıkan SHOW Ana Haber, Dilara Gönder'in sunumuyla ekranlara gelecek.

    'Dilara Gönder ile SHOW Ana Haber', kadına, çocuğa, hayvanlara her türlü şiddetin, terörün ve haksızlıkların karşısında dimdik durmaya; halkın sesi olmaya devam edecek.

    'Dilara Gönder ile SHOW Ana Haber', bu akşamdan itibaren hafta içi her gün saat 18.45'te canlı yayınla sizlerle...

    Çok teşekkür ediyorum. Evet, kesinlikle yeni bir heyecan... Vallahi çok heyecanlıyım. Açık konuşmak gerekirse çok da anlamlı buluyorum.. Teklif geldiği andan itibaren bütün geçmişe dönüp baktığımda, geldiğim noktayı da çok anlamlı buluyorum. O yüzden bundan sonrası için de çok hayırlı geçmesini umut ediyorum.

    Neler sizi cezbettiği için 'bu işte olayım' dediniz.

    Teklif geldiğinde şok geçirdim, çok şaşırdım. SHOW TV Haber'in sevgili genel yayın yönetmeni Rıdvan Bıyık arayınca doğal olarak SHOW TV ile ilgili bir şey olduğunu düşündüm. 'Ana haber' dediğinde bir an sessizlik oldu. Çok şaşırdım. 'Hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti' denir ya... Biraz öyle oldu.

    Hiçbir zaman ana haber spikerliği gibi bir hedefim olmadı ama zamanında rahmetli Mehmet Ali Birand'ın hafta sonları için teklifi olmuştu. 'Hayır' diyerek sporda devam etmeye karar vermiştim.

    O zaman neden düşünmemiştiniz?

    Çünkü Formula 1'den NTV Spor'a yeni gelmiştim. Bütün muhabirliğimin hepsini spor alanında gerçekleştirmiştim ve artık o dönem için olmak istediğim bir yerdeydim. Bu nedenle o zamanlar hiç düşünmemiştim. Açık konuşmak gerekirse aradan yıllar geçtikten sonra hem bakış açım hem de amacım değişti.

    Muhabirlik döneminde edindiğiniz kazanımların haber spikerliğine ne ölçüde katkısı olmasını umuyorsunuz?

    Muhabirlik deneyimimin ana haber spikerliğiyle ilgisi, sahadakilerle empati kurabilmektir. Çünkü bu bir ekip işi. Yani burada muhabir, kameraman ve editör arkadaşlarımız olmak üzere kocaman büyük bir ekipten söz ediyoruz. Bana kalırsa haber koltuğunda oturan kişinin empati yeteneğinin çok gelişmiş olması gerekir. Ve ne kadar deneyimli olursa izleyiciye haberin duygusunu o kadar iyi verebileceği kanaatindeyim. Kendi muhabirliğimde 'haber nasıl yapılır?', 'haber değeri olan olay nedir?', 'haberin peşinden nasıl koşulur?' konularında deneyimim var. Her ne kadar spor camiasından geliyor olsam da en nihayetinde yaptığımız iş habercilik. Formula 1'de de dünyanın birçok yerinde muhabirlik yaptım. Keza Türkiye'de de yaptığım bir haber 'yılın haberi' seçildi. Arda Turan’ın ağladığı bir haber vardı. O haberi de yapan kişi benim. Dolayısıyla her ne kadar polis - adliye dalında veya siyasette muhabirlik yapmamış olsam da iletişim fakültesinden mezun olmanın ve meslekteki 17 yılın deneyimi var. Muhabirlik anlamında bütün o spor muhabirliğimin dışında bir de 50 bölüm süren 'Zor İşler' var. Bence her bölüm gerçekten de muhabirlik gerektiren işlerdi. O yüzden o konuda da kendimi çok şanslı hissediyorum.

    Benim için iki seçenek vardı. Tiyatroya da çok meraklıydım. İzmir'de ortaokul dönemimde hep Konak Belediyesi'nin tiyatrosuna yazılırdım. Okulda ise bir sunum olacaksa ben sunardım. Mezuniyetleri hep ben sundum. Küçüklüğümden beri hayatımda hep sunmakla ilgili bir şeyler vardı.
    Büyüyünce neler yapacağınız o günlerden belliymiş...
    İzmir'e gittiğim dershanede hiç unutmuyorum; edebiyat öğretmenimiz Ahmet Voyvoda "Dilara, duyduğumuza göre sesin mikrofonikmiş. Sen de bunun bilincinde olduğun için durmadan konuşuyor, arkadaşlarını ve öğretmenlerini tempodan düşürüyormuşsun. Bak Dilara, sesin güzelliği mikrofonda belli olur. Ne olur sınıfta kendini harcama" demişti. Kendisine selam da olsun. Bu cümleyi o yıllardan beri hiç unutmadım.

    SHOW TV Ana Haber; halkın sesi, insana dayalı, insandan haberlerin yoğunlukta olduğu bir haber bülteni. Dolaysıyla insana dair ne varsa öyle olacak.

    Daha önceki programlarınızdan biliyoruz. Sizin bir tarzınız var. O tarza sahip olmak için de belli yeteneklere ve çalışmalara ihtiyacınız olduğunu düşünülüyorum. Yeteneklerinizden ve çalışmalardan söz edebilir misiniz?

    Haber sunarken farklı, diğer programları sunarken farklı bir durum söz konusu oluyor. Kişiliğimle ilgili bir şeydir diye düşünüyorum. Açık konuşmak gerekirse 'Özellikle şöyle olsun, böyle olsun' diye bir durumum söz konusu değil.

    SHOW Ana Haber Bülteni'ni sunacak olmanızın kariyerinizde nasıl bir etkisi olmasını dilersiniz?

    Tabii ki olumlu bir etkisi olmasını isterim. Dediğim gibi meslekte benim 17'nci yılım. Ciner Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Kenan Tekdağ ve SHOW Haber Genel Yayın Yönetmeni Sayın Rıdvan Bıyık, hakikaten bana güvenip teklif getirdi. Onların verdiği önemin karşılığını vermeyi, bünyeye katkı sağlamayı çok isterim.

    Her hayatın içinde bir hikâye, her hikâyenin içinde bir haber vardır. Sizin hikâyenizde öne çıkacak başlıklar neler olur?

    Benim hikâyem hâlâ yazılmakta. Dolayısıyla başlıkların çıkması için biraz daha zamana ihtiyacım var. İlle de bir başlık isterseniz 'sabır' diyebiliriz. Yani bilemiyorum... Daha yazılacak çok günler var diye umut ediyorum.

    'Eyvah Düşüyorum'da ayağım kırılmıştı. Belki burada şu anda bu koltukta oturmamdaki yolun başı o andı. Çünkü o zaman ilgimi kaybedip spora veda ettim. O dönemde yaşadıklarımla birlikte hayata çok daha farklı bir yerden bakmaya başladım. Oynanan maçlarla, sporla ilgili herhangi bir şeyle ilgilenmemeye başladığım bir dönemdi. Yani insanların sorunlarıyla, problemleriyle, yaşadıklarıyla, kimlerin ne yaşadığıyla ilgileniyordum. ALES sınavlarına girdim. Sosyoloji üzerine mastera başlamak istiyordum. İnsana dair ne varsa ona kafayı takmıştım. Hep daha genel düşünüyordum. İnsanı toplumu düşünüyordum. Ayağımın kırılması sonucu spora ilgimin bitmesiyle emeksiz yemek, ilgisiz de verim olmayacağını düşünerek spor haberlerini sunmayı bıraktım. Bunu da açık yüreklilikle ifade ettim. 'Zor İşler', daha plan aşamasındaydı. Keza onun temelinde insan vardı. İnsanı anlamaya, tanımaya yönelik... İşi yapanı tanımak, tanıtmak, onunla aynı sofrada oturup aynı ekmeği paylaşmak... Benim için önemli olan bunlardı. Bir de 'Yeter ki İste’ diye bir program vardı. Onun formatını ben yazdım. Yayınlanması için bir buçuk sene uğraştım. Sonunda yönetime kabul ettirdim. Başarı hikâyeleri başlığı altında temelinde insan olan o programı yapmaya başladım. Şimdi de SHOW TV Ana Haber'i sunacağım. Bence hayatta hiçbir şey tesadüf değil.

    Sosyoloji masterını yapabildiniz mi?

    Hayır, yapamadım çünkü zor işlere başladıktan sonra hayatıma bir de dizi girdi. O yoğunlukta bir ara dergicilik de yaptım. Hepsi bir arada olunca ne yazık ki master yapamadım.

    Hâlâ düşünüyor musunuz?

    Buradan daha iyi bir master okulu olabilir mi? İnsan ve sosyoloji üzerine bence şu anda master programının içindeyim.

    Eksik olan huzur. Bunun neden kaynaklı olduğunun bir önemi yok. Kimimizin huzurunu yan komşudan gelen yüksek ses, kimimizin huzurunu dünyanın bir ucundaki yaşanmış bir acı kaçırabilir. Ben hayatı negatif ve pozitif enerji ve onların çakışmasından oluşan bir enerji olarak da algılamaya çalıştım. İnsanların derdinin çok olmasının özellikle negatif enerjinin fazlalaşması ve sürekli bir enerji hattında geziniliyor olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. O yüzden arada topraklanmak lazım.

    Oyunculuğa neden yönelmiştiniz?

    Maddi sebeplerden dolayı... 3 TV dizisinde oyunculuk yaptım. Ayrıca tiyatro da vardı. Oyunculuk şöyle; benim için yine çok büyük konuştuğum bir şeydi. Bir gün Okan Bayülgen'in programında bir telefon bağlantısı oldu. "Oyunculuk düşünüyor musunuz?" diye sordu. Ben de "Ne münasebet" diye cevap verdim. Programda çok değerli tiyatrocular vardı. "Herkes de bildiği işi yapsın canım" dedim. Çok idealist, daha katı bakıyordum. Gençtim, daha yaşanmamışlıklar vardı. Daha sonra yaşanmışlıklar da işin içine girince televizyonculuk olarak da algıladığım oyunculuk işine girdim. Kendimi geliştirme ve donatma adına Şahika Tekand'a gidip oyunculuk dersleri alıyordum. Çünkü 'Haydi bakalım şimdi ben oldum' diyen birisi değilim. Tiyatro yaptım. Tiyatroda da bir süre yer aldım. Ondan sonra oyunculuk bitti.

    Neden bitti?

    Ben bitirdim. 'Tamam' dedim. Gerçekçi birisiyimdir. Oyunculuk da çok keyifli ama diyorum ya meslekte 17'nci yılım. Bu mesleğe duyulan aşk... Bir yarışma programıyla televizyona döndüm. Bir de evlendim, oğlum oldu. Şimdi iki buçuk yaşında. Bir süre zaten hep evdeydim. Evde oğlumun yanında olmak istedim. Ne zaman stüdyoya girdim, o zaman aşk kabardı. Çok acayip. Sevgili yapımcım Cengiz Macar da aynı şeyi hissetti. Stüdyoya girdiğim andaki enerjim değişiyor, başka bir şey oluyor. Bir bağımlılık gibi...

    Oyunculuk maddi beklentilerinizi karşılayabildi mi?

    Çok uzun sürmese de karşıladı. Olduğu kadar diyelim. Kısmetimde bu kadar varmış.

    Anne olurken sadece doğurmadım. Kendim de yeniden doğdum. Olaya öyle bakıyorum. Kesinlikle büyük ölçüde farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Merkeze artık kendini koymuyorsun. En büyük fark bu. Anne olduktan sonra dünya artık senin etrafında değil, sadece kendi çocuğun da değil, bütün canlıların etrafında dönüyor. Anne olmak bir tercih meselesidir. Ben bunu anne olduktan sonra deneyimledim. Kimisi anne olmadan da deneyimleyebilir. Anneliğin benim hayatımda böyle bir yeri bulunuyor. O yüzden benim için anne olmak. dönüşümün başlangıcı oldu.

    Mesleğiniz gereği doğal olarak şöhretli birisiniz. Bill Gates'in "Şöhret kazandıktan sonra durup dinlenemezsiniz. Çünkü daima arkanızdan gelen biri vardır" şeklindeki özlü sözünde olduğu gibi sürekli kendinizi yenilemeniz ve geliştirmeniz gerekiyor. Siz bu konuda neler yapıyorsunuz?

    Vallahi hiç bir zaman öyle bir şöhretim olmadı. Artık sosyal medyayla birlikte herkesin bir gün şöhret olabileceği dönemdeyiz. Bu sebepten dolayı şöhreti ayrı bir yere koymuyorum. Şöhretle hiç ilgilenmiyorum. Şöhret, hiçbir zaman hedefim olmadı. Kariyerime ve hayatıma dönüp bakıldığında seçimlerim de öyle olduğunu gösterir. Kimisinin hedefi şöhrettir, tanınmaktır. Tanınmayı tabii ki herkes isteyebilir. Bunda anormal hiçbir şey yok ama benim için başarı çok daha kıymetli. Zaten başarılıysan o şöhret gelir. Başarıdan dolayı gelen şöhretin hazmedilmesinin daha kolay olduğunu düşünüyorum. Önemli olan SHOW Ana Haber... Ben bir çeşit ulak gibiyim. Bir ekip var, haberleri onlar hazırlıyor. Ben, o haberleri izleyicilerimize ulaştırmanın içindeki sesim.

    Kesinlikle disiplin. Bir de denge. Denge çok önemli. Denge bir bozuldu mu işte o zaman işler karışıyor. Bu sebepten dolayı sanıyorum disiplin ve denge diyeceğim.

    Sizi en çok ne kızdırıyor? O kızgınlıkla nasıl baş ediyorsunuz? Özel bir yönteminiz var mı?

    Özel bir yöntemim dişimi sıkmak. Beni ne sinirlendirir? Birileri yavaş hareket ediyorsa o beni çok sinirlendirir. Ben çok hızlı hareket ederim. Bence medyada çalışan herkesin sahip olması gereken özelliklerinden biri hızlı ve pratik olabilmek.

    Daha önce 50 mesleğin zor yanlarını tanıttınız. Burada da ana haber spikerliğinin zor yanlarını anlatabilir misiniz?

    Ana haber sunuculuğunu psikolojik olarak daha dayanıklı olman gereken ve yaşanmışlığın çok kıymetli olduğu bir alan olduğu için hayat tecrübesi gerektiren bir koltuk olarak görüyorum. Empati çok kıymetli. Yaptığım iş, haberi görüp, anladıktan sonra o duyguyu izleyicilere geçirebilme durumu. Her mesleğin kendine özgü zorluğu vardır. Ana haber spikerliğinin zorluklarınının neler olduğuna henüz cevap veremem. Bu soruyu bana başarılı olduğum ve sunmaya devam ettiğim takdirde 6 ay sonra sorarsanız "bu işin zorluğu karşısında şunları şunları yaşadım" diyebilirim.

    Eklemek istediğiniz neler vardır?

    Heyecanlıyım. Çok şey öğreneceğimi düşünüyorum. Öğrenmeyi gerçekten çok seviyorum. İnsanları bilgilendirmeyi de çok seviyorum. SHOW TV ekibinin, Ciner Yayın Holding Ailesi'nin bu anlamda bana gerçekten çok verimli olacağını, benim de o verimliliğin doğurduğu kazanımları izleyicilere en iyi şekilde taşıyabileceğimi düşünüyorum. Umarım altından kalkarım. Gerçekten tecrübem buna yeter.

    Yazı kaynağı : www.showtv.com.tr

    Mithat Sancar: Bu hikayenin sonu geldi

    Mithat Sancar: Bu hikayenin sonu geldi

    DUVAR - HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın katılımıyla Antalya’da “Demokrasiye Çağrı” şiarıyla miting düzenlendi. İktidarın Meclis’e gönderdiği sınır ötesi tezkeresi üzerinden muhalefete seslenen Mithat Sancar, “Bu tezkereye hep birlikte karşı duralım, savaş oyunlarını bozalım” dedi. 

    Mitinge, partinin milletvekilleri ve yöneticileri ile Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye İş Partisi (TİP), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) yöneticileri ve binlerce kişi katıldı. 
     
    Saygı duruşuyla başlayan miting, katılımcıların halkı selamlamasıyla devam etti. Daha sonra HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, halkı Kürtçe, Türkçe ve Arapça selamladı. Sancar’ın açıklamaları şöyle:

    YOLUMUZU HALKIMIZLA BELİRLİYORUZ: Bu coşkunuz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. İşte HDP, işte halk, işte buradayız. Kim ne yapmak istiyorsa, önce buraya baksın. HDP ile ilgili hesaplarını yaparken, herkes meydanlara baksın, bu gözlere bu yüreklere baksın. HDP halktır, HDP her yerdedir. ‘HDP’liyiz, her yerdeyiz’ diye başlattığımız kampanyayı, aylarca ülkenin her yerinde sürdürdük. Em HDP ne, li her derê ne. Sizlerle buluştuk, kanaat önderleriyle görüştük, STK’lerle görüştük ve arkasından bu görüşlerle kurullarımızda tartıştık. 27 Eylül’de açıkladığımız deklarasyonumuzu açıkladık. Deklarasyonumuz nasıl aydınlığa çıkacağımızı, bu ülkeye barış, demokrasi ve adaleti nasıl getireceğimizi herkese ilan ettik. Yine meydanlardayız, alanlardayız ve deklarasyonumuz sonrasını nasıl öreceğimizi hep birlikte kararlaştırıyoruz. Çünkü biz halkız, halkın ve halkların partisiyiz. Yolumuzu kapalı odalarda dar tartışmalarla çizmiyoruz. Halkımızın içine iniyoruz, onlara soruyoruz, yolumuzu da onlarla birlikte belirliyoruz.

    KRİZ, TALAN DÜZENİNİN SONUCU: Biliyorsunuz bu ülkede her gün yeni bir kriz yaşanıyor. Her alanda kriz var ve kaynağı iktidardır. En başta cebimizi, soframızı, işimizi, aşımızı etkileyen ekonomik kriz var. Ekonomik kriz büyüdükçe bir avuç yandaş, bir avuç sermayedar zenginleşiyor milyonlarca insan, emekçi, köylü, çiftçi, kadın, genç yoksullaşıyor. Onların bir avuç yandaşı zenginleştikçe bu ülkenin geri kalan milyonları yoksullaşıyor. Kriz dedikleri şey budur. Bu kriz değil soygun ve talan düzeninin sonucudur. Bu yanlış yönetimin, soygun ve sömürü politikalarının sonucudur.

    HUKUK KALMADI: Bu ülkede demokrasiyi askıya aldılar, hukuk diye bir şey kalmadı. Demokrasi ve hukukun olmadığı yerde adil ekonomi de adaletli yaşam da onurlu hayat da mümkün olmaz. Biz diyoruz ki halkımızın ekmeğini büyüteceğiz adil dağıtımı gerçekleştireceğiz. Herkesin onurlu bir hayat sürmesini sağlayacağız. Bunu da hem ekonomi politikalarımızla hem de demokrasi, barış, adalet hedefimizi gözeterek yapacağız. Eğer sömürünün bitmesini istiyorsak barışa, demokrasiye, adalete, ekmek su nefes kadar ihtiyacımız var. Bu nedenle yolumuz demokrasi, barış, adalet yoludur bunu gerçekleştireceğiz.

    O GECE KİMLER DÖVİZ ALDI: Bir kriz yaratıyorlar, bunu çözemeyince daha büyük kriz yaratıyorlar. Çünkü bu iktidarın krizleri çözecek gücü yok, krizlerin kaynağında bizzat iktidarın politikaları var. Bir krizi yaratan anlayış o krizi çözemez, sorunları çözemediği için daha büyük krizler yaratıyor. Böylece daha büyük krizleri unutturacak. Merkez Bankası kararıyla faizleri düşürüldü döviz fırladı. Dövizin bir kuruş artışı soframızın ekmeğin çalınması demektir, çiftçinin mazotuna gübresine zam demektir. Her alanda fiyatların yükselmesi ve bir avuç kesimin zenginleşmesi demektir. Kim bilir dövizin böyle fırlayacağı bilindiği halde, o kararı almadan önce kimler milyonlarca dolar satın aldı? Buradan çağrı yapıyoruz; Merkez Bankası açıklasın, o gece kimler döviz aldı? Ne kadar döviz aldı? 100 bin doların üstünde kimler döviz almışsa, Merkez Bankası açıklasın. Görelim dövizin artmasının kimlere yaradığını. Biz kimlere zarar verdiğini biliyoruz. Biz biliyoruz bu politikalar halkın ekmeğine, aşına geleceğine ipotek koymaktır.

    BÜYÜKELÇİ KRİZİ: Bu kriz patladı, herkes öfke içinde. Şimdi yeni bir kriz çıkarıyorlar bu krizi unutturmak için. Nedir bu kriz büyükelçiler kriz? 10 ülkenin büyükelçisi bir ortak bildiri yayınlar. Söyledikleri şu; AİHM kararlarını uygulayın, Osman Kavala’yı serbest bırakın. Tabi ki AİHM kararını bu ülkenin mahkemeleri ve iktidar uygulamak zorundadır. Siz kendi iradenizle gidip Avrupa Konseyine üye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine imza atmışsınız. Demişsiniz ki ben bu sözleşmeye bağlı kalacağıma söz veriyorum demişsiniz. Sonra AİHM’in yargı yetkisini tanımışsınız. 2005 yılında bu iktidarın büyük ortağı AKP anayasa değişikliği yaptı 90’ıncı maddeye bir hüküm ekledi dedi ki uluslararası insan hakları belgeleri iç hukuktan üstündür. Yani bu kararları yerine getirmek kendi anayasamızın gereğidir. Şu berbat anayasa bile bunu gerektiriyor. Ama şimdi bu talebi dile getirdiler diye yeni bir kriz çıkarıyor.

    DEMİRTAŞ VE KAVALA SERBEST BIRAKILMALI: Selahattin Demirtaş’ın da derhal serbest bırakılması gerekiyor. Kavala’nın da derhal serbest bırakılması gerekiyor. Çünkü onlar mahkeme kararlarıyla değil, Sarayın emriyle içerideler. Onlar hukuken tutuklu değil, siyasi rehinedir. Bu konuda AİHM her karar verdiğinde, Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı ben bu kararların uygulanmaması için gerekeni yapacağım dedi. Yani yargı, yürütme, meclis kendisi. Biz bu rejime despotluk rejimi demeyeceğiz de ne diyeceğiz? Bu rejim keyfilik rejimidir. Bu rejimde en çok korktukları da en güçlü duruşu sergileyenlerdir. Kararlılıkla yol yürüyenlerdir. Yani bizleriz, yoldaşlarımızdır, Selahattin Demirtaş’tır, Figen Yüksekdağ’dır, Gülten Kışanak’tır, İdris Baluken’dir, Ayla Akat’tır, isimlerini sayamadığım diğer dostlarımızdır. İşte bu kararlı duruşlarından dolayı onları siyasi rehine olarak tutuyor.

    AİLESİNİ HEDEF GÖSTERDİ: Dün de hakaretler yağdırıyor, ‘terörist’ diyor ailesini hedef gösteriyor. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Siyaseten yenemediğin güce hakaret etmek zayıflıktır, suçtur. Demirtaş da ailesi de onurumuzdur. Bütün siyasi rehine dostlarımızı özgürlüğe kavuşturacak yol uzak değildir.  Bu kararlılık ve irade ile yürüdüğümüz sürece bu yolu en kısa şekilde bitireceğiz. Siyasi rehine olan bütün aydınları gazetecilerin hepsinin serbest kalacağı adil bir hukuk düzenini bu ülkeye birlikte getireceğiz. Dostlarımızla bu meydanlarla özgürlük içinde buluşacağız, o günler yakındır buna inanın. Demirtaş’a ‘terörist’ diyor. Peki, dava devam ediyor. Kumpas davası gibi diğer bütün davalar da keyfice açılan davalardır. Hiçbir arkadaşımıza terörist demek kimsenin hakkı ve haddi değildir.

    KARA PARA SUÇLAMALARINA CEVAP VER: Geçen gün mali eylem görev gücü raporu yayınlandı. OECD’ye bağlı bir kuruluş. Türkiye bunun üyesi, 39 üyesi var. Sen de gitmiş üye olmuşsun. 91’de girmiş Türkiye bugüne kadar da o çalışmalara katkı sunmuş varlığını sürdürmüş. Bu rapor Türkiye’yi gri listeye aldı. Sebep? Türkiye’de iktidarın kara para aklama ve terörün finansmanı konusunda şaibeli olduğunu söylüyor. Uluslararası kuruluşlar diyor ki sen terörün finansmanında rol oynadın? Hangi terör örgütleri BM’ni listelediği El Kaide, IŞİD ve türevleri gibi örgütlerin finansmanında senin rolün var diyor. Sen nasıl bizi terörist olarak ilan edersin? Önce bu suçlamalara cevap ver, önce IŞİD’in katliamlarını ortaya çıkar. Nasıl yaptılar Suruç’ta katliamı. Bakın daha yeni kapattılar davayı. O kadar insanımızın canına kıydılar bir kişiye ceza verdiler. Tek başına mıydı, kimlerden yardım aldı, kimler destek verdi, bu kadar yolu nasıl yürüdü? Bunların hepsinin üzerini kapattılar. Böyle yaparsan elbette bu tür kuruluşlarda senin bu terör örgütlerine müsamaha gösterdiğini hatta yol verdiğini kayıtlara geçirirler. Bu da tarihe de bu ülkenin halklarının bilincine yazıldı.

    ADALETİ YERİN DİBİNE BATIRDILAR: Kara para aklamaya gelince. Hukukun üstünlüğü endeksi yayınlandı. Türkiye 117’inci sırada yani 139 ülke arasın 117 sırada. Hukukun üstünlüğü, adalet yerlerde sürükleniyor. Global suç endeksine göre 190 küsur ülke arasında Türkiye 12’nci. Yani global suç endeksine göre en çok suç işlenen 190 ülke içinde 12’inci ülke Türkiye. Türkiye’yi adalette yerin dibine batırdılar, suç konusunda, kara para ve El Kaide, IŞİD gibi cihatçı terör örgütlerinin kollanmasında dünya şampiyonu yaptılar. Şimdi bunlar çıkıp bizi terörist olmakla suçluyor. Hadi oradan, biz halkın temsilcileriyiz ve bu ülkeye barışı biz getireceğiz.  Bu ülkede suç imparatorluğunun sonunu biz getireceğiz, adaleti yerlerden kaldırıp baş üstüne çıkaracağız, suçları da biz yok edeceğiz. Çünkü bunların beslendiği kaynak düşmanlaştırma, gerilim ve kutuplaştırma anlayışıdır.

    BU HİKAYENİN SONU GELDİ: Her alanda halkı birbirine düşman ediyorlar, böylece ayakta kalmaya devam edeceklerini sanıyorlar. Bunu bir iki kere başardılar. Ama bu hikayenin sonu geldi. Bu değirmenin suyu bitti. Gördüğünüz Manavgat yangınında, burada ve diğer yerlerde çıkan yangınlarda nefret diliyle, ırkçı tezgahlarla halkları birbirlerine düşürmeye çalıştılar. Ama o planları da bizler halkların ortak temsilcileri boşa çıkardık. Çünkü bizler şiddetin her alanda bitmesini istiyoruz. Devlet şiddetinin ve her türlü şiddetin bitmesini istiyoruz. Bunu bitirecek olan şey de halklar arası eşit ortaklıktır, halklar arası güçlü dayanışmadır, inançların özgürlüğüdür. Mesela Alevi kardeşlerimiz, yurttaşlarımıza yönelik de ayrımcılık yapıyorlar. Hem de en ağırını.

    ALEVİLERİ VE KÜRTLERİ KANDIRAMAZSINIZ: Şimdi de başka tezgahlar planlıyorlar. Yok öyle rüşvet arayışı ile ihsan lütuf yöntemleri ile kimseyi kandıramazsınız. Hele Alevileri, Kürtleri asla kandıramazsınız çünkü sizin gerçek yüzünüzü en iyi onlar biliyor. Biz de diyoruz ki bütün halklar için eşit yurttaşlık ve özgürlük bizim yolumuzu aydınlatan ışıktır. Barışı böyle getireceğiz.

    SAVAŞ OYUNLARI: Yeni savaş oyunlarını devreye sokmaya hazırlanıyor bu iktidar. Irak-Suriye tezkeresi Salı günü Meclis’te oylanacak. Buradan tüm kamuoyuna ve muhalefet partilerine sesleniyoruz. Bu oyunun farkında olduğunuzu biliyoruz. İktidarın savaş oyunlarıyla neyi hedeflediğiniz sizlerin de gördüğünüzü biliyoruz. Ama gelin bu sefer tutarlı davranın, cesur hareket edin. Bu tezkereye hep birlikte karşı duralım, savaş oyunlarını bozalım. Bu ülkenin barışını bu ülkenin topraklarında bu ülkenin insanlarıyla, halkların ve inançların ortaklığıyla hep birlikte inşa edelim. Savaş oyunlarına hayır barışa ve eşit ortak yaşama evet. İşte bizim sloganımız budur.

    O UÇAKLARI SATACAĞIZ: Bunun için de söylüyoruz, Kürt sorununda demokratik çözümün yolunu açmamız lazım. Savaşa ayrılan kaynakların şu yangınlarda, köylerde serasını, merasını kaybeden, hayvanlarını kaybeden, zarara uğrayan köylülerin zararını karşılamak için kullanalım. Savaşa ayıracağınız bütçeyi köylüye, emekçiye ayrılın. Sarayda 6 uçak ama yangın söndürmek için bir uçak yok. O uçakları satacağız, halkın ihtiyacı olanı alacağız. Bizler iktidar ne yaparsa yapsın, bu politikalara karşı alternatifleri, halkımıza danışarak, bütün toplum kesimleri ile müzakere ederek düşman politikalarını bir kenara atarak biz yapacağız.

    MÜZAKEREYE HAZIRIZ: Biz toplumun her kesimi ile müzakereye diyaloğa hazırız. Toplumun her kesimi ile konuşmak için oturup dinlemek için elimizden ne geliyorsa yapmaya devam edeceğiz. Sadece bize yakın olanlarla değil bize uzak olanlarla da konuşmak istiyoruz. Bizi sevmeyenlere de el uzatmak istiyoruz. Belki onlarca yıllık propagandadan dolayı bizden nefret edenler var bu toplumda. Biz onlarla da konuşmak müzakere etmek istiyoruz. Elimizi uzatıyoruz, elimizi boşta kimse bırakmasın. Toplum kesimlerine sesleniyorum bir kuruluşa bir partiye seslenmiyorum bunu çarpıtıyorlar. Seçimlerde ne yapacağımızı açıkladık. Bu konuda en şeffaf en açık politikayı biz izliyoruz. Kapı arkasında gizli senaryolar içinde yokuz biz. Biz halkın önünde müzakere ederek yol alıyoruz ve bu toplumda herkesle müzakereyi yürütmek için çalışmaya ve bu yolda yürümeye kararlıyız. (MA)

    Yazı kaynağı : www.gazeteduvar.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap