Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir örneklerle açıklayınız

    1 ziyaretçi

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir örneklerle açıklayınız bilgi90'dan bulabilirsiniz

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir örneklerle açıklayın ​ - Eodev.com

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir örneklerle açıklayın ​ - Eodev.com

    Selamlar,

    Sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir örneklerle açıklayalım:

    gibi çeşitli yönleri sanata etki eder.

    Bir sanat eseri sanatçısının meydana çıkardığı fikir yapıtıdır. Bu nedenden ötürü sanatçının fikri açık veya örtük şekilde eserde bulunmaktadır.

    Bir sanatçı aynı zamanda yapıtlarına, ahlaki değerleri, sosyal statüsünü ve ilişkileri ile dini inanışı da eserlerine yansıtır.

    Örnek verecek olursak; Kaşgarlı Mahmut Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eserine besmele ile başlar.  Bu durum Kaşgarlı Mahmut'un dini inanışını eserine yansıttığını kanıtlar niteliktedir.

    Bir başka örnek ise; Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserini verebilir. Mustafa Kemal Atatürk bu eserinde fikirlerini çok açık şekilde paylaşmıştır. Ahlaki ve sosyal durumları bu eserde açıkça görebilmekteyiz.

    Sanatçılar, sanatlarına illaki bir özelliklerini yansıtırlar. Bir heykeltıraş sanatına yaşayış tarzını yansıtırken bir başkası da sosyal bir yönünü yansıtabilir.

    Sanat ve kültürün birbirine etkisi nelerdir sorusu için:

    eodev.com/gorev/10310801

    Başarılar dilerim.

    Yazı kaynağı : eodev.com

    3. Sanata, yazarların hangi yönleri etki etmektedir? Örneklerle açıklayınız​

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    sanata yazarların hangi yönleri etki etmektedir örneklerle açıklayın ​ - Eodev.com

    Cevap:

    bende baktım sorunun cevabı için ama cevap yok

    Açıklama:

    Yazı kaynağı : eodev.com

    Edebiyatın Sanat Akımları ile İlişkisi

    Edebiyatın Sanat Akımları ile İlişkisi

    İnsanlık tarihinde görülen siyasal, toplumsal, kültürel, ekonomik vb. olaylara bağlı değişimler, birtakım düşünce ve sanat adamlarını bir araya getirmiştir. Ortak anlayışla hareket eden bu insanlar, değişen toplumun düşünce ve sanat anlayışını şekillendirmiş ve ifade etmiştir.

    Batı düşünce, edebiyat ve sanatındaki gelişmelerin temelinde eski Yunan ve Latin edebiyatı, hümanizm ve Rönesans vardır. Çoğunlukla felsefi bir düşünceden beslenen sanat görüşlerinin resim, müzik, mimari, edebiyat gibi alanlarda ilkeleri belirlenmiş bir disiplin olarak ortaya konmasıyla Batı’da sanat akımları oluşmuştur.

    Edebî eserler belli bir sanat anlayışı doğrultusunda yazılır. Aynı sanat anlayışı doğrultusundaki eserler toplamı da edebiyat ve sanat akımlarını oluşturur. Klasisizm, romantizm, realizm, natüralizm, parnasizm, sembolizm başlıca edebiyat ve sanat akımlarındandır. Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı’nda genellikle bu sanat akımlarının etkileri görülmektedir.

    Klasisizm:

    Klasisizm, XVI. yüzyılın sonlarında Fransa’da monarşinin güçlenmesiyle ortaya çıkmış bir edebî akımdır. Eski Yunan ve Latin edebiyatlarını örnek alan klasisizmde sanattaki kural ve ilkelere sıkı sıkıya bağlılık esastır. Bu akımda akla, sağduyuya ve ahlak ilkelerine büyük önem verilir. Kişisel duygu ve eğilimler değil insanın değişmeyen özellikleri yansıtılır. Konular tarihten ve mitolojiden alınır.

    Kahramanlar soylulardan seçilir. Dil ve anlatımda mükemmellik amaçlanır; açıklık, yalınlık, duruluk önemsenir. Kaba ve çirkin sözlere yer verilmez. Sanatçı eserde kişiliğini gizler.

    Klasisizm akımında en çok tiyatro (trajedi ve komedi), şiir ve fabl türlerinde eserler verilmiştir.

    Temsilcileri:

    Fransız edebiyatından Bouileau (Bualo), Corneille (Korney), Racine, Moliére (Molyer), La Fontaine (La Fonten), Fénelon (Fenelon), Madam de la Fayette (Madam dö la Fayet) bu akımın başlıca temsilcilerindendir.

    Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa ise Türk edebiyatında klasisizmden etkilenmiş sanatçılardandır.

    Aşağıdaki metin, Racine’in klasisizmin özelliklerini yansıtan Andromak adlı trajedisinden alınmıştır.

    Romantizm:

    Romantizm, Orta Çağ monarşisinin sanat anlayışını temsil eden klasisizme tepki olarak XVIII. yüzyılın ikinci yarısında doğmuş bir edebî akımdır. Romantizmde duygular, din ve tabiat önemsenir. Konular genellikle günlük hayattan ve millî tarihten alınır. İyi-kötü, hayal-gerçek karşıtlığından yararlanılır. Kişiler toplumun her kesiminden seçilebilir, doğal ve toplumsal çevrelerinden soyutlanmadan ele alınır. Bu nedenle sosyal çevre ve doğa betimlemelerine önem verilir. Sanatta toplumsal fayda gözetilir. Duygulu, şairane bir üslup kullanılır. Bu akıma bağlı sanatçılar eserlerinde duygu ve düşüncelerini gizlemez.

    Romantizm akımında daha çok şiir, tiyatro, roman gibi türlerde eser verilmiştir. Tiyatroda dram türü bu akımla ortaya çıkmıştır.

    Temsilcileri:

    bu akımın dünya edebiyatındaki başlıca temsilcilerindendir.

    Romantizmin Türk edebiyatındaki önde gelen temsilcileri ise Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Abdülhak Hamit Tarhan’dır.

    Aşağıdaki metin, Victor Hugo’nun romantizmin özelliklerini yansıtan Sefiller adlı romanından alınmıştır.

    Realizm (Gerçekçilik):

    Realizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında romantizme tepki olarak doğmuş bir edebî akımdır. Bu akımda pozitivizmin bilimsel felsefesinden yola çıkıldığı için gerçekçi gözleme büyük önem verilir. Kişilerin davranışlarını, karakterlerini belirlediği düşünülen doğal ve toplumsal çevrenin betimlenmesine ağırlık verilir. Bu açıdan bakıldığında realist eserlerde işlevsel betimlemeler yapılır. Realizmde kişiler toplumun her kesiminden seçilebilir. Yazar, eserinde kendi kişiliğini gizler; nesnel bir anlatım tutumu sergiler. Bu akım sanatçılarına göre yazarın herhangi bir mesaj verme kaygısı yoktur. Kurallara uygun, sağlam bir dil ve üslup kullanılır. Roman türü özellikle realizm akımıyla birlikte büyük bir gelişme göstermiştir.

    Temsilcileri:

    realizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Türk edebiyatında Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Memduh Şevket Esendal bu akımın başlıca temsilcileridir.

    Aşağıdaki metin, Dostoyevski’nin realizmin özelliklerini yansıtan Suç ve Ceza adlı romanından alınmıştır.

    Natüralizm:

    Natüralizm, XIX. yüzyılın sonlarında Fransa’da ortaya çıkmış bir edebî akımdır. Evrende olup bitenlerin nedensellik bağlantısı içinde belirlendiği görüşünü esas alan determinizmin edebiyata yansımasıdır. Realizmin ileri aşaması sayılır. Gerçeği anlatmada realistleri yetersiz bulan natüralistler, gerçeği yansıtmayı aşırılığa vardırır; doğayı anlatırken deneysel yöntemden yararlanır.

    Toplumun laboratuvar, insanın incelenecek bir nesne gibi görüldüğü bu akımda kişilere ve olaylara bir bilim adamı nesnelliğiyle yaklaşılır. Natüralizme göre aynı nedenler aynı sonuçları doğurur, kişinin davranışlarını iradesi değil soya çekim ve sosyal çevre belirler. Toplum için sanat anlayışının hâkim
    olduğu bu akım çevresinde yazılan eserlerde toplumdan dışlanan kişilere yer verilir. Kahramanlar ait olduğu çevrenin diliyle konuşturulur, sokak dili edebiyata girer.

    Temsilcileri:

    Fransız edebiyatından Émile Zola (Emil Zola), Alphonse Daudet (Alfons Dode), Guy de Maupassant (Giy dö Mopasan) natüralizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Türk edebiyatında Beşir Fuat, Nabizade Nazım ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’da bu akımın etkileri görülür.

    Aşağıdaki metin, Guy de Maupassant’ın natüralizmin özelliklerini yansıtan Jules (Jül) Amcam adlı hikâyesinden alınmıştır.

    Parnasizm:

    Parnasizm, XIX. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkmış bir şiir akımıdır. Bu akım için şiirde gerçekçilik de denebilir. Adını Yunan mitolojisinde esin perilerinin yaşadığına inanılan Parnas Dağı’ndan alan Çağdaş Parnas dergisinde yazan şairler; ölçü, uyak, ses uyumu gibi ögelerle kurulan biçim mükemmelliğini önemsemiştir. Romantizme tepki olarak doğan bu akımda duygu ve hayalin yerini gerçekler alır, dış dünyanın betimlenmesi esastır. Sanat için sanat anlayışı hâkimdir. Eski Yunan ve Latin mitolojisine hayranlık duyan parnasyenler, konularını genellikle tarihten almış veya yabancı ve uzak ülkeleri konu olarak işlemiştir.

    Temsilcileri:

    Fransız edebiyatından Gautier (Gutie), Banville (Banvil), Lisle (Lisl), Coppée (Koppi) ve Heredia (Herediya) parnasizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Bu akımı Türk edebiyatına Cenap Şahabettin tanıtmıştır. Tevfik Fikret ve Yahya Kemal’in şiirlerinde de parnasizm etkileri görülür.

    Aşağıdaki metin, Tevfik Fikret’in parnasizmin özelliklerini yansıtan Yağmur şiirinden alınmıştır.

    (muhtazır: Can çekişen; seyl-âbe: Sel, sel suyu; zerrât: Zerreler.)

    Sembolizm (Simgecilik):

    Sembolizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir şiir akımıdır. Sanat için sanat anlayışıyla şiir yazan sembolist şairler, şiirde müzikaliteye ve anlam kapalılığına önem vermiş; dış dünyanın insan üzerindeki etkisini semboller aracılığıyla anlatmıştır. Lirizmin ve hayalin yoğun olduğu sembolist şiirde duygular ön plandadır, doğa betimlemeleri özneldir.

    Fransız edebiyatından Baudelaire (Bodler), Mallarmé (Malarme), Valéry (Valeri) ve Amerikan edebiyatından Edgar Allan Poe (Edgır Elın Po) sembolizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Türk edebiyatında başta Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas olmak üzere pek çok şairde bu akımın etkisi görülür.

    Aşağıdaki metin, Cahit Sıtkı Tarancı’nın sembolizmin özelliklerini yansıtan Otuz Beş Yaş şiirinden alınmıştır.

    11. Sınıf Türk Dili Edebiyatı, I. ÜNİTE: GİRİŞ

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    Edebiyat, Sosyal ve Siyasi Hayat İlişkisi

    EDEBİYAT, SOSYAL VE SİYASİ HAYAT İLİŞKİSİ

    Milletlerin edebiyatları, sosyal ve siyasal yapılarının bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Sosyal ve siyasal yapıdaki değişme ve gelişmeler en belirgin şekilde edebî ürünlerle dile getirilmektedir. Çünkü şair ve yazarlar eserlerinde, genellikle ait oldukları toplumun yaşayış biçimini konu alır.

    Düşünceler evrensel olabilir, fakat duygular daha çok toplumlara özgüdür. Toplumların en içten, en karmaşık duygularının, şuurlu bir şekilde ifadesini bulduğu sanat dalı genellikle edebiyattır. Şair ya da yazar, okuyucularıyla, birçok duygu ve düşünceyi paylaşan kişidir.

    Sosyal yapı dinamiktir. Bugünkü dünya görüşümüz, hayata bakış açımız, başka toplumlarla aynı olmadığı gibi birkaç yüzyıl önce yaşamış olan atalanmızınkinden de farklıdır. Çevremizde sürüp giden maddî, manevî değişmenin baskısı altında yaşayış şeklimiz, dilimiz ve edebiyatımız değişmeye devam etmektedir. İçinde bulunduğumuz bu değişim sürecinden dolayı edebiyatımızın sosyal yapıdan uzaklaşması ya da gelişimini sürdürememesi, toplumumuzun sağlıklı bir şekilde kendini yenilemesini engeller. Çünkü sağlıklı bir toplumun unsurları arasında sürekli ve karşılıklı bir etkileşim vardır.

    İnsanın bir fert olarak toplumdan, sosyal hayattan tecrit edilmesi nasıl mümkün değilse, insan elinden çıkan edebî eserler de ortaya çıktığı toplumun sosyal yapısından ayrı düşünülemez. En ferdî düşünen, tamamen şahsî duygularını, kendi iç âlemini dile getiren şair ve yazarların eserlerinde bile dikkatle incelendiği zaman içinde yaşadıkları toplumun derin izleri görülebilir.

    Yunus Emre, Anadolu insanının Moğol istilâsından bıktığı, anarşi ve kargaşadan canından bezdiği bir dönemde onlara Allah’ı, ebedî hayatı, sevgi ve hoşgörüyü hatırlatır. Kuraklıktan ve korkudan dudakları çatlamış olan Anadolu’yu ümit, aşk ve heyecanla sulayıp, yeşertir. Huzur, sükûn ve saadet devrinde Fuzûlî, insanları aşkın zirvelerinde dolaştırır, gerçek saadetin aşk ıstırabında olduğunu söyler. Milletimizin en zorlu ve karanlık günlerinde yetişen İstiklâl Marşı şâiri Mehmet Akif ise insanımızın yakasından tutup şiddetle sarsarak onu uyarmaya, uyuşukluktan kurtarmaya çalışır:

    diyerek onları mücadeleye teşvik eder. Bazı şâir ve yazarlar da, milletinin en buhranlı anlarında, yaşadığı zamanı aşıp, bakışlarını ötelere çevirerek geleceğin parlak, aydınlık ve mutlu günlerinin müjdelerini verirler. Kısacası gerçek mânâda değer taşıyan hiçbir edebî eser, içinde doğduğu toplumun şartlarından ayrı düşünülemez.

    Edebiyat, insanda güzellik duygusu uyandıran bir sanattır. Konusu hayat ve insan başta olmak üzere, tabiattaki her şeydir. Yalnız edebiyat bunları aynen almaz; değiştirir ve yeniden kurar.

    Edebî eserler, belli bir görüşü, inancı, örf ve adet gibi çeşitli sosyal olay ve olguları işlerler. Onları konu olarak alırlar. Bir anlayışı ret veya kabul eden bir davranış gösterebilirler. Bu bakımdan toplumdaki görüş, düşünüş ve değişmeler edebiyata yansır. Şair ve yazarlar belli anlayışların yaygınlaşmasında, benimsenmesinde önemli rol oynarlar. Her gelen yeni nesil kendi anlayışını edebî eserlerle topluma aktarır. Topluma yön verir, onun şekillenmesine katkıda bulunur.

    Öte yandan şair ve yazarlar, içinde yaşadığı toplumun bir üyesidir. Bunlar, yetiştikleri çevrenin etkisinde kalırlar. Toplumdaki çeşitli anlayışlardan birini veya birkaçını benimserler. Onların herhangi bir insandan farkları, kabul ettiği, hoşlandığı bir anlayışı başkalarına da kabul ettirebilmeleridir. Bunun için toplumlardaki değişmelerde şair ve yazarların öncü olduklarını görüyoruz. Bütün bunlara rağmen edebî eserler bir sosyoloji, psikoloji, felsefe, tarih, gelenek kitabı değildir. Edebiyatın gayesi bunların çok ötesindedir.

    Video Ders: Edebiyatla Düşünce, Sosyal ve Siyasi Hayat Arasındaki İlişki

    Edebî metinler yazıldığı dönemin zevk, anlayış ve problemlerine kayıtsız kalamazlar. Dönemlerinin anlayışlarını, bütünü içinde kendi tercihlerine göre metinlerinde ortaya koyarlar. Ayrıca birçok okuyucunun, kabul ettiği veya karşı olduğu değerler dünyasını da metinlerini oluştururken gözardı etmezler. Metni oluşturan temel öğeler arasında dönemin zihniyeti, metne değişik şekillerde yansır.

    Edebî metinlerin yazıldığı dönemdeki çeşitli anlayışlar kendine özgü zihniyete zemin hazırlar. Döneminin getirdikleri, sosyal şartlar ve kişisel özellikler iç içe girerek metinde bütünleşir. Böylece eser, metni oluşturan kişinin ve döneminin damgasını taşır. Bunlardan başka, tercih edilen estetik beğeniler, temalar, yapı, kullanılan dil özellikleri de metinde dönemini yansıtarak temsil eder.

    Sanat eserleri, kısaca edebiyat eserleri aslında sosyaldir. Bir dönemin sanatla ilgili verimlerinin tamamıyla fikirleri, inançları, ihtiyaçları, eğilimleri arasında ilişkinin olmaması imkânsız gibidir. Edebiyat ile toplum, toplum ile edebiyat karşılıklı olarak birbirlerini etkilerler. Esasen buna edebiyat ile toplumun karşılıklı etkilenmesi nazariyesi derler. Hiçbir edebî eser yoktur ki, belirli bir zamanın, belirli bir çevrenin ve belirli bir şahsiyetin verimi olmasın. Her edebî eser kendinden öncekilerden bir şeyler alır. Buna göre çevre eser üzerinde etkili olur. Hiçbir şey geçmiş zamanın fikirlerini ve duygularını bize bir sanat eseri kadar hayat ve hisle dolu olarak gösteremez…

    Eserlerin tertip şekli, hisler, fikirler, kelimeler, kısaca her şey doğduğu zamanın sergilendiği yerdir. Bundan başka edebî eserler de toplum üzerine tesir ederler. Bir edebî eser bazen bir toplumun fikirlerini ve inançlarını daha açık, daha kesin bir şekilde ortaya koymakla, onlara belirli bir yön verir.Mevlânâ Celâleddin-i Rumî‘nin, Yunus Emre’nin, Nesîmî’nin, Kaygusuz Dede’nin, Sinan Paşa’nın, Nedim‘in, Şeyh Gâlib‘in, Kemal’in, Hâmid’in zamanları üzerindeki tesirleri inkâr edilemez. Bir milletin edebiyatını, edebiyat tarihini öğrenmek, o milletin sosyal hayatını öğrenmek ve gelişme dönemlerini adım adım izlemek demektir.

    (Köprülüzâde Mehmet Fuad-Ş.Süleyman; Yeni Osmanlı Tarih-i Edebiyatı, İstanbul 1332)

    Edebiyat ile Edebiyat Tarihi ilişkisi:

    Edebiyat tarihi bir toplumun edebî eserlerinin toplu olarak değerlendirildiği, tenkit ve tahlil edildiği bir alandır. Edebiyat tarihi olmadan edebî eserlerin toplanması, değerlendirilmesi ve yaşatılması söz konusu olamaz. Bugün Yunus Emre’nin, Karacaoğlan‘ın Mehmet Akif Ersoy‘un şiirlerini zevk alarak okumamız, onların hayatlarıyla ilgili bilgi edinmemiz ancak edebiyat tarihi sayesinde mümkün olabilir.

    Edebî eserlerin yaşayabilmesi için edebiyat tarihi şarttır. Dolayısıyla edebiyat, edebî eser ve edebiyat tarihi birbirini tamamlayan yan bir analı oluştururlar. Günümüzde bu alana edebiyat tarihi adı verilmiş ve diğer bilimlerden ayrılmıştır.

    Edebiyat Genel Tarih ilişkisi:

    Genel tarih, insanların geçmişte bıraktığı yazılı belgeler ve yaptıkları eserlere dayalı, onların hayatlarını birçok yönden ele alarak araştıran bilim dalıdır. Bütün yönleriyle insanların geçmişini inceleyen genel tarihin bulguları arasında edebî eser ve edebiyatçı ile ilgili bilgilerin olması kaçınılmazdır. Bu yüzden genel tarihle edebiyat arasında bir ilişki vardır.

    Edebiyat-Sosyoloji (Toplum Bilim) ilişkisi:

    İnsan topluluklarının yapısı, gelişmesi olaylar karşısında tepki ve tutumları inceleyen bilim dalına sosyoloji denir. Dolayısıyla edebiyat bize toplum hayatındaki dalgalanmaları, gelişme ve olgunlaşmayı göstermektedir. Sosyolojiyi öğrenmeden bir edebiyat tarihi yazmak çok zordur.

    Günümüzde edebiyatla sosyoloji arasındaki bir başka ilişki de yazar, edebî eser ve okuyucu üçlüsü arasında vardır. Bugün basım, dağıtım, eleştirmen ve okuyucu ilişkisini araştıran edebiyat sosyolojisi isimli ayrı bir saha da oluşmuştur.

    Bugünkü Türk edebiyatında mevcut edebî hareketleri inceleyebilmek için birkaç büyük realite üzerinde durmak ve bilhassa bu edebiyatın, bir medeniyet değişmesinin neticesi olarak doğduğunu göz önünde tutmak gerekir. 1826’da, Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla başlayan ve 1839’da Tanzimat Fermanı’yla devlet müesseselerinin ve cemiyet bünyesinin yavaş yavaş Avrupalılaşmasına varan ve sırasıyla 1876’da Birinci Meşrutiyet, 1908’de İkinci Meşrutiyet devrelerini idrak eden bu medeniyet krizi, 1923’te Cumhuriyetin ilânı, Ankara’nın başkent oluşu, Atatürk inkılâpları gibi kesin manzaralı safhalarla Türk cemiyetinin bugünkü durumuna kadar gelir.

    Ahmet Hamdi Tanpınar (Edebiyat Üzerine Makaleler, İstanbul 1968)

    Fertlerin nasıl birbirinden ayrı bir duyma, düşünme ve hareket etme tarzları varsa, nesillerin de kendilerine has, önceki ve sonraki nesillerinkine benzemeyen bir duyma, düşünme ve hareket etme tarzları vardır.

    Aynı içtimaî, siyasî ve iktisadî şartlar altında yaşayan, aynı çeşit terbiye müesseselerinde yetişen, aynı endişe ve meselelerle meşgul olan ve aşağı yukarı aynı yaşta bulunan insan toplulukları arasında müşterek bir ruhun teşekkül etmesi gayet tabiî bir hadisedir. Milletlerin tarihî hayatında nesiller, büyük fertlerden daha mühim rol oynarlar; zira devirlere şekil ve renk veren esas kitleyi onlar teşkil ederler.

    Mehmet Kaplan (Nesillerin Ruhu, İstanbul 1967)

    Atatürk’ün münevver bir insan ve devlet adamı olarak, en çok üzerinde durduğu iki mesele vardır.

    1. İyi hitabet
    2. Güzel ve edebî yazı yazmak.

    Bir akşam toplantısında söz edebiyat üzerine açılmıştı, yıl 1937 ve konuşma şu sorularla başladı.

    Edebiyat nedir? Osmanlı devrinde ve bugüne kadar Cumhuriyet rejiminde edebiyat medlulünden ne anlaşılıyor? Mekteplerde edebiyat nasıl okutuluyor? Cumhuriyet çocuklarına edebiyat ne yolda hangi gaye ile tedris olunmalıdır?

    Hazır bulunanlardan biri, bugünkü edebiyat tedris sistemine muarızdı. Bugünün programını edebiyattan beklenen hizmete uygun bulmuyordu; ona göre bugünkü edebiyat tedrisatı, fikre ve ruha hitap etmeyen bir şekilde yapılmaktadır; hâlbuki edebiyatın rolü bu değildir; onun daha geniş ve şamil bir hizmet sahası vardır.

    Atatürk, bunun üzerine o arkadaşına, edebiyatın nasıl okutulması ve ne suretle programlaştırmasının muvafık olacağını sordu. Bu arkadaşının cevabı, kara tahta üstüne, şu suretle tespit edilmiştir:

    1. Ona, tahlil ve terkip kabiliyeti vermek;
    2. Ona, dünyayı, insanlığı anlatmak;
    3. Onu, bir üslûba malik kılmak;
    4. Onu, başlı başına ve yardımcısız çalışabilir hâle koymak;
    5. Onu, bütün bu vasıf ve kıymetleriyle, mensup olduğu sosyeteyi yükseltebilecek surette yetiştirmek.

    Beşeriyette en müspet ilim ve en ince teknik esaslarına dayanan hayatla ve kanla karşılaşmak kendileri için mukadder olan askerlik gibi yüksek bir idealist meslek dahi, kendini içinde bulunduğu içtimaî heyete anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuğunu hazırlayabilmek için, uyandırıcı, hedeflendirici, yürütücü ve nihayet fedakâr ve kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur. Bu itibarla, edebiyatın her insan cemiyeti ve bu cemiyetin hâl ve istikbalini koruyan ve koruyacak olan, her teşekkül için, en esaslı terbiye vasıtalarından biri olduğu, kolaylıkla anlaşılır.

    Prof. Dr. Afet inan (Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara 1968)

    Edebiyat ve Toplum İlişkisini ifade eden bazı sözler:

    Açıklama:
    beşeriyet: İnsanlık
    İçtimaî: Toplumsal,
    hal: Şimdi,
    teşekkül: Oluşum.)

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazı kaynağı : bilgi90.com

    derskonum.com

    derskonum.com

     9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları ÖĞÜN YAYINLARI 2021 2022

    9. Sınıf Edebiyat Kitap Cevapları ÖĞÜN YAYINLARI, 9. Sınıf Edebiyat Kitap Cevapları, Kitap Cevapları, 9. Sınıf Öğün Yayınları Edebiyat Kitap Cevapları,


     derskonum.com'un değerli akademisyen-öğretmen-öğrenci-edebiyat sever takipçileri.

    Yazı kaynağı : www.derskonum.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap