Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    salih amel kapsamına giren davranışlar nelerdir

    1 ziyaretçi

    salih amel kapsamına giren davranışlar nelerdir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    SALİH AMEL: İYİ İŞ, DOĞRU DAVRANIŞ

    SALİH AMEL: İYİ İŞ, DOĞRU DAVRANIŞ

    On yedi yaşında İslam’ı seçen ve ilk Müslümanlardan olan Sa’d b. Ebu Vakkâs (r.a), (İbn Sa’d, III,139)  Allah Resulü ile ilgili bir anısını şöyle anlatmaktadır: “Veda Haccı senesi hastalığımın artması üzerine Resûlullah (sav) beni ziyarete gelince ona, “Ya Resûlallah! Gördüğün gibi hastalığım çok arttı. Ben mal sahibiyim. Bir kızımdan başka da vârisim yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak verebilir miyim?” dedim. Resûlullah (sav), “Hayır” buyurdu. “Yarısını sadaka olarak verebilir miyim?” dedim. “Hayır” buyurdu. Sonra Allah Resûlü (sav), “Üçte biri olur. Hatta üçte bir bile çoktur. Vârislerini zengin bırakman, insanlara el açan fakirler olarak bırakmandan daha iyidir. Allah'ın rızasını kazanmak için vereceğin her nafaka, hatta hanımının ağzına koyduğun her lokma, sana sevap kazandırır” buyurdu. "Yâ Resûlallah! Arkadaşlarım seninle Medine’ye gidecekler. Ben geride mi bırakılacağım?" dedim. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Sen geride bırakılmayacaksın, daha salih ameller işleyeceksin ve derecen yükselecek. Umulur ki sen hayatta bırakılacaksın ve bazı topluluklar senden yararlanacak, öteki (düşman) topluluklar da senden zarar görecektir!" ” (Muvatta’, Vasiyyet, 3)

    Allah Resulünün bu umut ve temennisi gerçekleşecek, Mekke’de öleceğinden endişelenen Sa’d b. Ebi Vakkâs, Hicrî 55. seneye kadar yaşayacak ve nice salih ameller işleyecekti. Bedir ve Uhud Savaşlarında nasıl aktif rol oynadıysa, büyük bir komutan ve askeri bir deha olarak Kâdisiye’de Sâsânîleri hezimete uğratacak ve Medâin’i fethedecekti. Ele geçirilen Irak topraklarında Müslümanları teşkilatlandıracak ve Kûfe gibi bir ilim ve kültür şehrini kuracaktı. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, I, 452-457) Bunlar onun geride bıraktığı salih amellerinden sadece birkaçıydı.

    SALİH AMEL NEDİR?

    “Salih amel”, din dilindeki yaygın kullanımı ile öncelikle Allah Teâlâ’ya ibadet ve taatte bulunmak, Allah’ın kullarının yararına faydalı işler yapmak demektir. Helâl ve meşru olan her türlü iş, şayet düzgün, sağlam, dürüst yapılıyorsa bu, salih amel olarak nitelenir. Birçok âyet ve hadiste “amel” ile daha çok ecir/sevap kazanmak için yapılan çeşitli ibadet ve taat dile getirilir; bununla birlikte “salih amel” kavramının kapsamının çok daha geniş olduğu unutulmamalıdır.

    Yüce Allah yüze yakın ayette, “iman eden ve salih amel işleyen” buyurarak iman etmekle salih amel işlemeyi yan yana zikretmiştir. (Bakara, 2/25, 62, 82, 277) Ayetlerde geçen “salih amel işleyenler” nitelemesi, başta ibadetler olmak üzere her türlü olumlu ve yararlı davranış ve işleri ifade etmektedir.

    İman ile birlikte salih amel, Müslümanın hayat anlayışını, iş ahlâkını ve üretim felsefesini göstermektedir. Buna göre her meslek erbabı işini temiz yapmalı, hizmetin hakkını vermelidir ki, böylece helâlinden kazanmış olsun. Şu hâlde iman ve salih amel, kişiyi ahlâklı ve sorumlu davranışlara yöneltmeli, karşılıklı hak ve hukukun korunmasına sevk etmelidir. Bu durum ortaklar için de alıcı ve satıcı için de genel geçer bir kuraldır. Salih bir müminin işi, çalışması, üretimi de aynı şekilde salih, yani dürüst olmalıdır.

    Bundan dolayıdır ki Resûlullah (sav) “Salih bir kişi için, salih mal ne kadar güzeldir!” buyurmakla hem salih kimseyi, hem de onun helâl kazancını övmektedir. (İbn Hanbel, IV, 197) Zira salih olmayan iş, neticesi itibariyle karşı tarafı zarara sokacağından beraberinde kul hakkını getirecek; haksız ve haram kazanç ise o şahsın ibadetlerini dahi olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla işi salih olmayanın, kendisi de asla salih olamayacaktır.

    SALİH AMELİN FAYDASI

    Salih amel, Müslümanlara sadece âhiret mutluluğu değil, güzelliklerle dolu bir dünya hayatı da sunmanın yoludur: “Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih amel/iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını, yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” (Nahl, 16/97) âyeti imanın ve salih amellerin, öncelikle “dünyada hoş bir hayat sağlayacağı” üzerinde durulmaktadır. Bu anlamda Yüce Rabbimiz, “Andolsun, Zikir’den sonra Zebûr"da da, "Yeryüzüne muhakkak benim salih kullarım vâris olacaktır." diye yazmıştık.” (Enbiyâ, 21/105) derken, yeryüzü egemenliğinin salih amel işleyen birey ve toplulukların hakkı olduğunu ilân etmektedir.

    Allah, içinizden iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi, onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar, bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar...” (Nûr, 24/55)

    SALİH İNSAN

    Sadece işler değil, insanlar da “salih” olur. Salih evlât sahibi olmak şükredilecek bir durumdur. “Eğer bize salih bir evlât verirsen andolsun ki biz şükredenlerden oluruz.” (A’râf, 7/189.) Salih babaların evlâtları bazen salih olmayan işler yapabilir. Nitekim babası Nuh’un (as) yalvarmasını kâle almayan, tufanı görmesine rağmen kurtuluş gemisine binmeyen evlâdının bu tavrı, Kur’an’ın diliyle “salih olmayan bir amel” (Hûd, 11/46) diye nitelendirilmiştir. Diğer taraftan iman eden ve salih ameller işleyenler ise “yaratılmışların en hayırlıları” olarak değerlendirilmiştir. (Beyyine, 98/7)

    Kur’an-ı Kerîm’de “Allah"a çağıran, salih amel işleyen ve "Kuşkusuz ben Müslümanlardanım." diyenden daha güzel sözlü kimdir?” buyrulmaktadır. (Fussilet, 41/33)“ Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz! Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde” deyişi de aynı espriye işaret etmektedir.

    Yüce Allah, dünya ve ahirette izzet ve şeref isteyenlere bu makama yükselebilmeleri için iki yol öğretir: “Güzel söz ve salih amel” (Fâtır, 35/10)

    İman ve salih amel, aynı zamanda Allah nezdinde insanların değerini gösteren en önemli iki ölçüdür: “Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip salih amel yapanlar müstesna, onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler.” (Sebe’, 34/37) Ayetteki mesajı Allah Resulü de şu şekilde özetler: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)

    Kur"an"da, “Mallar ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Ama kalıcı salih işler (el-bâkıyâtü"s-sâlihât) ise, Rabbinin katında, hem mükâfat yönünden hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdırlar.” (Kehf, 18/46) buyrulmasına bakılırsa, “bâkî/kalıcı” olmasının, salih amelin temel vasfı olduğu söylenebilir. Ancak bu kalıcı iyilikler, kulun ölümünden sonra geride bıraktıkları ile beraberinde götürdüklerini ifade eder. Nitekim bir hadisinde Sevgili Peygamberimiz, kulun, geride bıraktığı faydalı bilginin, kendisine dua eden salih evlâdın ve faydası süregelen sadakalarının, ölümünden sonra dahi sevabından yararlanmaya devam edeceği ameller olduğunu (Müslim, Vasiyyet, 14) haber verir. Bir başka rivayette zikredilen mescit yaptırmak, yolcular için misafirhane inşa etmek ve bir yere su getirmek gibi kalıcı yatırımlar da bu cümledendir. (İbn Mâce, Sünnet, 20) Yine Peygamber Efendimizin haber verdiğine göre, “Üç şey ölüyü (mezara kadar) takip eder; ikisi geri döner, biri kalır. Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Ailesi ve malı geri döner, ameli kalır.” (Müslim, Zühd, 5)

    SALİH KULLAR

    Salih amel, Müslümanların hem dünyaları hem de ahiretleri için büyük öneme sahiptir. Allah Resûlü, bir bedevînin kendisine insanların en hayırlısının kim olduğunu sorması üzerine, “Ömrü uzun ve ameli güzel olandır.” cevabını vermiştir. (Tirmizî, Zühd, 21) Hiç bitmeyecekmiş gibi süren dünya hayatının ve dünya nimetlerinin ansızın tükenebileceğine dikkat çeken Efendimiz, ashâbını şu sözlerle uyarmıştır: “Yedi şey gelmeden önce (salih) ameller işlemede acele edin! Ne bekliyorsunuz? Her şeyi unutturan yoksulluğu mu, azdırıp saptıran zenginliği mi, sıhhati bozan hastalığı mı, bunaklaştıran ihtiyarlığı mı, ansızın geliveren ölümü mü, beklenenlerin en şerlisi olan Deccâl"i mi? Yoksa kıyameti mi? Ki kıyamet (hepsinden) daha dehşetli ve daha acıdır.” (Tirmizî, Zühd, 3)

    Gecenin zifiri karanlıklarına benzeyen fitneler ortaya çıkmadan (salih) ameller yapmakta acele edin! Zira o zaman kişi mümin olarak sabaha çıkacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mümin olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabaha çıkacak; dünyevî çıkarlar karşılığında dinini satacaktır.” (Müslim, Îmân, 186)

    Kur’an’da Allah’ın rızası gözetilerek yapılmış olan her türlü iyi, güzel ve yararlı iş, “sâlihât” olarak geçmekte, bu işleri yapan kimseler de, “salihler” olarak anılmaktadır. Salih kimseler dünyada nasıl örnek gösterilmişse, ahirette de en kazançlı çıkanların başında olacaklardır. Kur’an’da bu kimseler, peygamberler, dosdoğru olanlar ve şehitlerle beraber Allah’ın nimete eriştirdiği kişiler arasında sayılmışlardır. (Nisâ, 4/69) Allah Resûlü de, onların nail olacağı mükâfatları Yüce Yaratıcının dilinden şöyle ifade etmiştir: “Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen şeyler hazırladım.” (Müslim, Cennet, 2)

    Salih kullar, kendileri için Allah’ın gönüllerde sevgi tohumlarını yeşerttiği güzel insanlardır. “İman edip de salih davranışlarda bulunanlara gelince; onlar için Rahmân, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem, 19/96) Peygamber Efendimiz (sav), “Allah bir kul hakkında hayır isterse, o hayrı işlemeye onu yetkili kılar.” buyurmuşlar, ashâb-ı kirâmın, “Allah bunu nasıl yapar yâ Resûlallah?” sorusuna da, “Ölümden önce o kulu salih amel işlemeye muvaffak kılar.” cevabını vermişlerdir. (Tirmizî, Kader, 8)

    ISLAH VE FESAT

    Tam anlamıyla fesadın/ifsadın yani bozgunculuğun karşıtı olan salâh/ıslah kelimesinin özünde yapıcı olmak, iyileştirmek, düzeltmek, barış tesis etmek anlamları vardır.

    Kur’an’da salih amelin, kötülüklerin ve günahların karşısında bir alternatif olarak sunulduğu görülür. (Fussilet, 41/46) Bu alternatif, kulun hem kendine yaptığı kötülükler, hem de başkalarının kendisine yaptığı kötülükler için geçerlidir. Allah Teâlâ salih ameli tevbenin bir parçası olarak bizlere takdim eder: “...Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tevbe eder, durumunu düzeltirse, Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’âm, 6/54)

    “Salâh, iyilik, güzellik”, müminin sadece ibadet hayatına değil, onun ahlâkına ve tüm davranışlarına yansımalıdır. O hâlde her mümin Sevgili Nebî"nin (sav) öğrettiği şu duayı sık sık tekrarlamalıdır: “...Allah’ım, beni amellerin en güzeline ve ahlâkın en güzeline kavuştur. Onların en güzeline ancak sen ulaştırırsın. Beni kötü işlerden ve kötü ahlâktan muhafaza et. Bunlardan ancak sen koruyabilirsin.” (Nesâî, İftitâh, 16)

    De ki: "Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, müminler de göreceklerdir. Sonra (duyular dışında kalan) gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir." (Tevbe, 9/105)

    Şu hâlde, “Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi O"na ortak koşmasın!” (Kehf, 18/110)

    KAYNAK: HADİSLERLE İSLAM

    Hazırlayanlar:

    Muammer ARPAGUŞ/Vaiz

    Numan KAMACI/Din Hizmetleri Uzmanı

    Yazı kaynağı : bilecik.diyanet.gov.tr

    Salih amel ne demektir örneklerle açıklayınız, Salih amel örnekleri 30 tane yazınız

    Salih amel nedir? Salih amel ne demek? Salih amel işleyenlere ne denir?

    Salih amel nedir? Salih amel ne demek? Salih amel işleyenlere ne denir?

    Kuran'da pek çok ayette geçen ve hakkında pek çok hadisi şerif olan salih amel hakkında merak edilenleri sizler için derledik. Salih amel nedir? Salih amel işleyenlere ne denir?

    "Salih amel" Allah'a ibadet ve insanların yararına yapılan faydalı işler demektir. Helal ve meşru olan her türlü iş, şayet düzgün, sağlam, dürüst yapılıyorsa bu salih amel olarak nitelendirilir. Kuran'da yüze yakın ayette, iman etmekle salih amel işlemek yan yana zikredilmiştir.

    İman ile birlikte salih amel, müslümanın hayat anlayışını, belirlemektedir. Buna göre her meslek sahibi işini temiz ve düzgün yapmalı, hizmetin hakkını vermelidir ki, böylece helalinden kazanmış olsun. Salih bir müminin işi, çalışması, üretimi de aynı şekilde salih, yani dürüst olmalıdır. Zira salih olmayan iş, neticesi itibariyle karşı tarafı zarara sokacağından beraberinde kul hakkını getirecek; haksız ve haram kazanç ise o şahsın ibadetlerini dahi olumsuz etkileyecektir.

    Salih amel, müslümanlara sadece ahiret mutluluğu değil, güzelliklerle dolu bir dünya hayatı da sunmanın yoludur: " Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş yaparsa, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükafatlarını, yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz." (en-Nahl 16/97).

    İman eden ve iyi işler yapanlara, kendileri için zemininden ırmaklar akan cennetler bulunduğu müjdesini ver. Onlara cennetteki meyvelerden biri rızık olarak her sunulduğunda, "Bu daha önce de bize rızık olarak verilendir" derler. O kendilerine, benzer şekilde verilmiştir. Ayrıca orada kendileri için tertemiz eşler de vardır ve orada onlar sonsuza kadar kalıcıdırlar. Bakara Suresi, 25. ayet

    İman edip hayırlı işler yapanlara gelince, onlar da cennetliktirler; onlar orada ebedî kalacaklardır. Bakara Suresi, 82. ayet

    İnanıp iyi işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere, zemininde ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu bir gölgeliğe alacağız.Nisâ Suresi, 57. ayet

    Hepiniz dönüp O'nun huzurunda toplanacaksınız, bu Allah'ın gerçek vaadidir. O, baştan yaratır, sonra da yaratmayı tekrar eder ki, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları adaletle ödüllendirsin! İnkâr yolunu tutmaları sebebiyle münkirlerin nasibi kaynar bir içecek ve acı veren bir azaptır.Yûnus Suresi, 4. ayet

    Kuran'da, "Mallar ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Ama kalıcı salih işler ise, rabbinin katında, hem mükafat yönünden hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdır." (el-Kehf 18/46) buyrulmasına bakılırsa, "kalıcı" olmasının, salih amelin temel vasfı olduğu söylenebilir. Ancak bu kalıcı iyilikler, kulun ölümünden sonra geride bıraktıkları ile beraberinde götürdüklerini ifade eder.

    Nitekim bir hadisinde Sevgili Peygamberimiz, kulun, geride bıraktığı faydalı bilgi, kendisine dua eden salih evlat ve faydası süregelen sadakalarının sevabından, ölümünden sonra dahi yararlanmaya devam edeceğini haber verir. Yine Peygamber Efendimizin haber verdiğine göre, "Üç şey ölüyü (mezar kadar) takip eder; ikisi geri döner, biri kalır. Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Ailesi ve malı geri döner, ameli kalır.

    Salih kullar, kendileri için Allah'ın gönüllerde sevgi tohumlarını yeşerttiği güzel insanlardır. " İman edip de salih davranışlarda bulunanlara gelince; onlar için Rahman, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır" (Meryem 19/96). Peygamber Efendimiz, "Allah bir kul hakkında hayır isterse, o hayrı işlemeye onu yetkili kılar" buyurmuşlar, ashab-ı kiramın, "Allah bunu nasıl yapar ya Resulallah?" sorusuna da, "Ölümden önce o kulu salih amel işlemeye muvaffak kılar." cevabını vermiştir.

    Gerçekten de inananlar, başkalarından gördükleri kötülükleri onlara iyilik yaparak gidermeye çalıştıkları gibi, başkalarına yaptıkları kötülükleri ve kendi günahlarını da ancak salih amelle düzeltebilirler. Başkasına yapılan bir haksızlık veya bir kötülüğün bağışlanması için sadece pişman olup tevbe etmek yetmez. O haksızlığı düzeltmek de gerekir. Örneğin gereksiz yere başkasının onuruyla oynayarak ve ona ait bir malı zimmetine geçirerek haksızlık yapan kimse, kıyamet günü gelmeden önce yaptığı bu haksızlığı telafi etmelidir. Ya hak sahibiyle helalleşmeli veya hakkını geri ödemelidir. Bunu yapmadığı takdirde işlediği salih amellerini de kaybeder (Diyanet İşl. Bşk. tarafından yayımlanan Hadislerle İslâm isimli eserden derlenmiştir.)

    Amel-i salih; "iyi, güzel ve faydalı iş," "Allah'ın rızasına uygun amel" demektir.

    "Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz, insan hüsrandadır. Ancak, iman edip, salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (Asr, 103/1-3)

    Kur'an-ı Kerim'de, imandan sonra hemen amel-i salihin zikredildiği pek çok âyet vardır. Bu bir irşattır, bir dikkat çekmedir. Allah'a iman eden bir insanın, bu imanını, kulluk şuuruyla ve ibadet hayatıyla desteklemesi gerektiği konusunda bir İlâhî ikazdır.

    İmanla salih amelin birlikte zikredildiği bir başka âyet:

    "İman eden ve salih amel işleyen mü'minleri müjdele ki, altından nehirler akan cennetler onlarındır." (Bakara, 2/25)

    Amelin salih olması büyük önem taşır. Amelin salih olmasının en önemli şartı, ihlastır; yani o işten, o ibadetten, o hayırdan sadece Allah rızasının beklenmesi, başka bir gaye gözetilmemesidir.

    Nur Müellifi, "salih amelin ruhunun ihlas olduğunu" beyan etmekle, ihlas şartından yoksun amelleri ruhsuz varlıklara, heykellere benzetmiş oluyor. Yüzlerce insan heykelini bir araya getirseniz bir insan etmezler, çünkü hayatları yoktur, ruhları yoktur. Riya için, maddî menfaat için, desinler yahut demesinler için yapılan bütün ibadetler bu guruba girer.

    Şu var ki, salih amel için, ruh yanında bedenin de ayrı bir önemi vardır. İhlas ile yapılan ibadetlerde, şekil şartı beden vazifesi görür.

    Akşam namazının farzı üç rekattır ve bunun dört kılınması hâlinde, şekil yönünden, amel batıl olur. O dört rekatlık namazın şekillendiğini, tecessüm ettiğini düşününüz; ona kimse akşam namazı demez. Aynı şekilde, ramazan orucunun şekil şartı, imsakla başlayıp, güneşin batışıyla son bulmasıdır. İmsaktan sonra başlayıp, yatsıya kadar devam eden bir açlığa "oruç" denmez. Şekil yönünden o, oruçtan başka bir şeydir. Demek ki, amellerde şekil şartı da önemle dikkate alınacak, Allah'ın razı olduğu tarz nasılsa ameller ona uygun olarak yapılacaktır.

    Şekil şartının yerine getirildiği ibadetlerde, kişi sorumluluktan kurtulabilir. Ancak o ibadetten alacağı feyz ve onunla kazanacağı manevî kemal, amelin ruhu olan ihlas nispetindedir.

    Yazı kaynağı : www.haberler.com

    Salih bir müminin işi de salih olmalı

    Salih bir müminin işi de salih olmalı

    “Salih amel” Allah’a ibadet ve insanların yararına yapılan faydalı işler demektir. Helal ve meşru olan her türlü iş, şayet düzgün, sağlam, dürüst yapılıyorsa bu salih amel olarak nitelendirilir. Kuran’da yüze yakın ayette, iman etmekle salih amel işlemek yan yana zikredilmiştir.

    İman ile birlikte salih amel, müslümanın hayat anlayışını, belirlemektedir. Buna göre her meslek sahibi işini temiz ve düzgün yapmalı, hizmetin hakkını vermelidir ki, böylece helalinden kazanmış olsun. Salih bir müminin işi, çalışması, üretimi de aynı şekilde salih, yani dürüst olmalıdır. Zira salih olmayan iş, neticesi itibariyle karşı tarafı zarara sokacağından beraberinde kul hakkını getirecek; haksız ve haram kazanç ise o şahsın ibadetlerini dahi olumsuz etkileyecektir.

    Salih amel, müslümanlara sadece ahiret mutluluğu değil, güzelliklerle dolu bir dünya hayatı da sunmanın yoludur: “ Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş yaparsa, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükafatlarını, yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” (en-Nahl 16/97).

    ‘Dünya hayatının süsü’
    Kuran’da, “Mallar ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Ama kalıcı salih işler ise, rabbinin katında, hem mükafat yönünden hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdır.” (el-Kehf 18/46) buyrulmasına bakılırsa, “kalıcı” olmasının, salih amelin temel vasfı olduğu söylenebilir. Ancak bu kalıcı iyilikler, kulun ölümünden sonra geride bıraktıkları ile beraberinde götürdüklerini ifade eder. Nitekim bir hadisinde Sevgili Peygamberimiz, kulun, geride bıraktığı faydalı bilgi, kendisine dua eden salih evlat ve faydası süregelen sadakalarının sevabından, ölümünden sonra dahi yararlanmaya devam edeceğini haber verir. Yine Peygamber Efendimizin haber verdiğine göre, “Üç şey ölüyü (mezar kadar) takip eder; ikisi geri döner, biri kalır. Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Ailesi ve malı geri döner, ameli kalır.

    Salih kullar, kendileri için Allah’ın gönüllerde sevgi tohumlarını yeşerttiği güzel insanlardır. “ İman edip de salih davranışlarda bulunanlara gelince; onlar için Rahman, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır” (Meryem 19/96). Peygamber Efendimiz, “Allah bir kul hakkında hayır isterse, o hayrı işlemeye onu yetkili kılar” buyurmuşlar, ashab-ı kiramın, “Allah bunu nasıl yapar ya Resulallah?” sorusuna da, “Ölümden önce o kulu salih amel işlemeye muvaffak kılar.” cevabını vermiştir.

    Tevbe etmek yetmez
    Gerçekten de inananlar, başkalarından gördükleri kötülükleri onlara iyilik yaparak gidermeye çalıştıkları gibi, başkalarına yaptıkları kötülükleri ve kendi günahlarını da ancak salih amelle düzeltebilirler. Başkasına yapılan bir haksızlık veya bir kötülüğün bağışlanması için sadece pişman olup tevbe etmek yetmez. O haksızlığı düzeltmek de gerekir. Örneğin gereksiz yere başkasının onuruyla oynayarak ve ona ait bir malı zimmetine geçirerek haksızlık yapan kimse, kıyamet günü gelmeden önce yaptığı bu haksızlığı telafi etmelidir. Ya hak sahibiyle helalleşmeli veya hakkını geri ödemelidir. Bunu yapmadığı takdirde işlediği salih amellerini de kaybeder (Diyanet İşl. Bşk. tarafından yayımlanan Hadislerle İslâm isimli eserden derlenmiştir.)

    Bir ayet

    “Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlarla gibi mi tutacağız?” (Sâd 38/28)

    Bir hadis

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah şöyle buyurdu: ‘Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen şeyler hazırladım.”

    2 soru 2 cevap

    - İstiâze nedir?

    Her türlü kötülükten korunabilmek için sözle Allah’ın yardım ve himayesini istemeyi ifade eder ve bunun için “eûzü, maazallah” (Allah’a sığınırım), “neûzübillâh” (Allah’a sığınırız) ibareleri kullanılır. Kuran-ı Kerîm’de belirtildiğine göre Hz. Nûh bilmediği şeyi istemekten, Yûsuf kendisine şehvetle yaklaşan kadından ve kardeşleriyle arasında cereyan eden olaylarda hata yapmaktan, Hz. Musâ kavmine karşı alaycı tavır takınmaktan ve âhirete inanmayan kibirlilerle onların düşmanlıklarından Allah’a sığınmışlar ve onun yardımını istemişlerdir.

    Hz. Peygamber’e de başta şeytanların vesveseleriyle kalpleri kin dolu olanların ve hiçbir delile dayanmadan Allah’ın âyetleri hakkında tartışanların kötü niyet ve davranışları olmak üzere çeşitli şerlerden Allah’a sığınması emredilmiştir. Hz. Peygamber bütün kötü sıfatlardan, fayda vermeyen işlerden, şeytanın vesvesesinden, dünya ve âhirette insana eziyet veren şeylerden Allah’a sığınmış, bu maksatla daha çok İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini okumuş, bunu ashabına da tavsiye etmiştir.

    - Abdest ve namazda vesvese ibadetlere zarar verir mi?

    Abdest, gusül ve namaz gibi ibadetlerin tam olarak yerine getirilip getirilmediği veya gerektiği gibi yapılıp yapılmadığı hususunda aşırı derecede şüpheye kapılarak aynı uygulamayı defalarca tekrarlamak bir tür hastalık durumudur. Abdestte karşılaşılan vesveseye karşı nasıl hareket edilmesi gerektiği hususunda Resulullah şöyle buyurmuştur: “Abdeste musallat olan bir şeytan vardır. Onun için abdest ve gusülde su vesvesesinden korunun.” Dolayısıyla bu durumu ciddiye almayıp itidali korumak, Hz. Peygamber’in uyguladığı ölçülerden sapmamak gerekir.

    Hz. Peygamber’in son günleri

    Resûl-i Ekrem vefatından önceki hastalığı sırasında mescide çıkamamıştı. Hz. Ebû Bekir’in namaz kıldırmasını emretti ve son günlerini Hz. Âişe’nin yanında geçirdi. Kendisini iyi hissettiği bir gün mescide gitti; halka namaz kıldırmakta olan Hz. Ebû Bekir geri çekilip mihrabı kendisine bırakmak istediyse de devam etmesi için işarette bulundu ve yanında namaz kıldı. Vefat ettiği günün sabah namazından sonra Hz. Ebû Bekir kendisini ziyaret etti ve hastalığının hafiflediğini görünce izin isteyip evine döndü. Ancak Hz. Peygamber’in hastalığı ağırlaştı.

    Kaynakların belirttiğine göre Resûl-i Ekrem’in son nefeslerinde vurguladığı bazı hususlar şöyledir: “Peygamberlerinin kabirlerini secde yeri edinen kişileri Allah kahretsin!”; “Allah hakkında hüsnüzan sahibi olun, hiçbiriniz Cenâb-ı Hakk’a hüsnüzan beslemeden ölmemelidir.” Resûlullah vefat etmeden önce, “Lâ ilâhe illallah, ruh teslimi ne zor şeymiş!” dedi ve Hz. Âişe’nin kolları arasında “maa’r-refîkı’l-a‘lâ” (en yüce dosta) sözüyle ruhunu teslim etti.

    Hazreti Peygamber’den bir dua

    “ ... Allah’ım, beni amellerin en güzeline ve ahlakın en güzeline kavuştur. Onların en güzeline ancak sen ulaştırırsın. Beni kötü işlerden ve kötü ahlaktan muhafaza et. Bunlardan ancak sen koruyabilirsin.

    İftar duası

    “Allah’ım! Senin rızan için oruç tuttuk, senin verdiğin rızıkla orucumuzu açtık, bizden kabul buyur; çünkü sen her şeyi işiten ve bilensin”

    BURSA ULU CAMİ

    35 yıldır kulede iftar

    Yazı kaynağı : www.milliyet.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap