Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    regaip kandili kuranda geçiyor mu

    1 ziyaretçi

    regaip kandili kuranda geçiyor mu bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Regaip Gecesi Kur'an'da geçiyor mu?

    Kandiller Kuranda geçiyor mu? Regaib kandili Kuran'da geçer mi? Kandil diye bir şey var mı? İslam Ansiklopedisi'nden notlar...

    Kandiller Kuranda geçiyor mu? Regaib kandili Kuran'da geçer mi? Kandil diye bir şey var mı? İslam Ansiklopedisi'nden notlar...

    Regaip kandili Kuran'da geçiyor mu sorusunun yanıtı merak edilen konular arasında yer alıyor. İslamiyette kandil var mı sorusu merak edilen konular arasında yerini alıyor. Mübarek geceler, İslam dininin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibadet yapması, dua ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır. (S. Ebediyye) Peki, kandiller Kuranda geçiyor mu? Regaib kandili Kuran'da geçiyor mu? Kandil diye bir şey var mı?

    Müslüman toplumlar tarafından farklı şekillerde algılanan beş kandil gecesinden Regaib ile Berat'ın kutsallığı kesin olmadığı gibi bu gecelerde ifa edilecek ibadetler hakkında kaynaklarda sahih bilgilere rastlanmamıştır (bk. BERAT GECESİ). Hz. Peygamber'in doğumu şüphe yok ki önemli bir olaydır. Mi'rac da hem naslarla hem de tarihî kayıtlarla sabittir. Ancak bu olaylarla bağlantılı olarak kaynaklarda gerek Resûlullah gerekse ashap döneminde kutlama niteliğinde herhangi bir etkinliğe rastlanmamıştır. Kadir gecesinin faziletini anlatan ve aynı adla anılan sûrede Kur'an'ın inişine, dolayısıyla İslâm'ın doğuşuna vurgu yapılmaktadır. Bu açıdan sözü edilen beş kandil içinde en çok önem verilmesi gereken gece Kadir gecesidir. Ancak Duhân sûresindeki âyetlerle birleştirildiği takdirde (44/2-6), Kadir'in vahyin inmeye başladığı yılda ramazan ayına denk geldiği yolundaki bilgiden başka kesinlik arzeden bir sonuç çıkarmak ve belli bir zaman belirlemek mümkün görünmemektedir.

    "Bu geceler Osmanlılar döneminde II. Selim (1566-1574) zamanından başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için "Kandil" olarak anılmaya başlamıştır."

    Mevlid kandili Hz. Peygamber'in doğumu münasebetiyle kutlanır. Mevlid kutlamalarını ilk ihdas eden zatın Erbil Atabegi Muzafferüddin Kökböri (ö. 630/1233) olduğu kabul edilir. Bu kutlama için toplananlara mevlid kıssaları okumayı ilk başlatan kişinin ise Mısır Çerkez hükümdarlarından biri veya Mısır Fâtımîleri olduğu söylenir.

    Receb ayında kutlanan diğer bir gece de Mi'rac gecesidir. Abdullah b. Mes'ûd'un rivayetine göre bu gece beş vakit namaz farz kılınmış, Hz. Peygamber'e, Allah'a şirk koşmadıkları sürece ümmetinin günahlarının bağışlanacağı müjdesi verilmiştir (Müslim, "Îmân", 279). Bu haber şefaatle ilgili rivayetlerle birlikte mütalaa edildiğinde Mi'rac Müslümanlar için bir bayram, kutlanmaya lâyık bir olay haline gelir.

    Berat gecesi adını Allah'ın günahkârları affetmesinden alır (berâet). Tâbiîn âlimlerinden İkrime'nin de dahil olduğu bir grup âlim, Duhân sûresinde (44/3) sözü edilen "mübarek gece"nin Berat olduğu kanaatindedir (Taberî, XXV, 108-109). Resûl-i Ekrem'in bu gecede ibadetle meşgul olmayı ve gündüzünde oruç tutmayı teşvik ettiği nakledilir (bk. BERAT GECESİ). III. (IX.) yüzyılda yaşayan Fâkihî Mekke'de Berat gecesinin kutlanmasıyla ilgili bilgi vermektedir. Buna göre Mekke halkı Mescid-i Harâm'da namaz kılmak, Kâbe'yi tavaf etmek ve Kur'an okumak suretiyle geceyi ihya ederdi (A?bâru Mekke, III, 84).

    Müslümanlarca kutlanan mübarek gecelerin en önemlisi Kadir gecesidir. Aynı adı taşıyan sûrede (97/23) Kur'an'ın inmeye başladığı bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Kadir gecesinin zamanıyla ilgili farklı rivayetler varsa da ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır (bk. KADİR GECESİ).

    Sözlükte "kendisine rağbet edilen şey, bol ve değerli bağış" anlamındaki ragibenin çoğulu olan regaib kelimesi hadis ve fıkıh literatüründe "bol sevap ve mükâfat, faziletli amel", özellikle Mâlikî fıkıh kaynaklarında sünnetin mukabili olarak "müstehap, nâfile ibadet" mânalarında kullanıldığı gibi (İbn Ebû Şeybe, II, 49; İbn Abdülber en-Nemerî, I, 127; Hattâb, II, 79) hicrî takvime göre yedinci ay olan recebin ilk perşembesini cumaya bağlayan geceye ad olmuştur (ayrıca bk. KANDİL).

    Regaib gecesi, Kur'an'da saygı gösterilmesi istenen ve hadislerde -gün belirtilmeden- oruç tutulması tavsiye edilen haram aylardan (el-Bakara 2/217; el-Mâide 5/2, 97; Ebû Dâvûd, "?avm", 55; İbn Mâce, "?ıyâm", 43) receb ayında bulunmakla birlikte özellikle tasavvufî eserlerde yer alan, Hz. Peygamber'in Regaib gecesinde ana rahmine düştüğü, receb ayının ilk perşembe günü oruç tutup gecesinde Regaib namazı adıyla bir namaz kılmanın sevap olduğu ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin asılsız olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir. İbnü'l-Cevzî, Regaib orucu ve namazıyla ilgili hadisin Zâhid Ebü'l-Hasan Nûreddin Ali b. Abdullah b. Hüseyin b. Cehdam (ö. 414/1024) tarafından uydurulduğunu ve hadisin başka hiçbir kaynakta geçmediğini belirtir (el-Mevzû?ât, II, 47). Ayrıca isrâ ve mi'rac olayının Regaib gecesi meydana geldiğine dair rivayetin de aslı bulunmamaktadır (İbn Kesîr, III, 109; Bedreddin el-Aynî, IV, 39). Regaib gecesiyle ilgili özel ibadet ve kutlamalar IV. (X.) yüzyılda ortaya çıkmış olup bu gecenin ilk defa kandil olarak kutlanmasına Kudüs'te 448 (1056), Bağdat'ta 480 (1087) yılında başlanmış, Gazzâlî de bütün Kudüs halkının bu geceyi ihya ettiğini söylemiştir (İ?yâ?, I, 203). Ebû Tâlib el-Mekkî gibi bazı mutasavvıflar Regaib gecesinden söz etmeyip receb ayının ilk gecesini ihya etmenin müstehap olduğunu belirtseler de (?utü'l-?ulûb, I, 121) bu geceyle ilgili rivayetlerin çok zayıf ya da uydurma olduğu hadis âlimlerince tesbit edilmiştir.

    İslâm âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regaib kandilinin bilinmediğini, kandil geceleri kutlanmasının diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını, dolayısıyla bu gecede özel bir ibadet yapmanın dinde yeni ibadet ihdası anlamına geleceğini, Resûl-i Ekrem tarafından genel olarak bid'atların yasaklanmasının yanı sıra (Buhârî, "?ul?", 5) cuma günü ve gecesi özel bir ibadet yapılmasının da yasaklandığını (Müslim, "?ıyâm", 147, 148), bu sebeple Regaib günü ve gecesinde muayyen ibadetler yapmanın dinen sakıncalı olduğunu belirtmiştir. Bir kısım âlimler ise genel anlamda fazileti âyet ve hadislerde belirtilen receb ayının bir gecesi olması dolayısıyla Regaib'in de faziletli gecelerden sayılacağını, namazın en üstün ibadet olup akşamla yatsı arasında nâfile namaz kılmanın fazileti hakkında -zayıf da olsa- hadisler, sahâbî ve tâbiî sözleri (Tirmizî, "?alât", 204; İbn Mâce, "İ?ametü'?-?alât", 185; Taberî, XV, 69; XXI, 100) bulunduğunu, müslüman toplumlarda özel zaman dilimleri olduğuna inanılan, dinî duyguların yoğun biçimde yaşandığı bu geceleri vesile ederek kazâ ve nâfile namaz kılmanın, Kur'an okumanın, çeşitli hayırlar yaparak Allah'a yaklaşmaya çalışmanın dinen bir sakıncası olmayacağını ifade etmişlerdir. Bu konuda birinci görüşü savunan Mâlikî fakihi İzzeddin İbn Abdüsselâm ile ikinci görüşü savunan hadis âlimi İbnü's-Salâh arasında bir münazara gerçekleşmiş (münazaranın tam metni için bk. Sofuoğlu, VII [1992], s. 17-45), âlimlerin birçoğu İbn Abdüsselâm'a hak vermiş, bunun üzerine Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü'l-Kâmil, Regaib namazının camilerde kılınmasını ve bu gecenin kutlanmasını yasaklamıştır. Daha sonraki dönemlerde de benzer tartışma ve olaylar meydana gelmiştir. Osmanlı devrinde Molla Fenârî, Regaib gecesi hakkında olumlu görüş belirtmiş, çeşitli dönemlerde bu konuda lehte ve aleyhte risâleler yazılmıştır (Keşfü'?-?unûn, bk. bibl.; Îzâ?u'l-meknûn, II, 196). Farklı görüş ve uygulamalar günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

    Yazı kaynağı : www.haberler.com

    Kandiller ger�ekten var m�? Regaip Kandili Kuran'da ge�iyor mu?

    Regaib Kandili

    REGAİB GECESİ

    REGAİB GECESİ

    Lisânü’l-ʿArab, “rġb” md.

    Müsned, I, 259.

    İbn Ebû Şeybe, el-Muṣannef (nşr. Kemâl Yûsuf el-Hût), Beyrut 1409/1989, II, 49.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XV, 69; XXI, 100.

    Ebû Tâlib el-Mekkî, Ḳūtü’l-ḳulûb (nşr. Abdülmün‘im el-Hifnî), Kahire 1991, I, 121.

    İbn Abdülber en-Nemerî, et-Temhîd (nşr. Mustafa b. Ahmed el-Alevî – M. Abdülkebîr el-Bekrî), Mağrib 1387/1967, I, 127.

    Gazzâlî, İḥyâʾ (Beyrut), I, 202-203.

    Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, el-Mevżûʿât (nşr. Tevfîk Hamdân), Beyrut 1995, II, 46, 47.

    Ebû Şâme el-Makdisî, el-Bâʿis̱ ʿalâ inkâri’l-bidaʿ ve’l-ḥavâdîs̱ (nşr. Osman Anber), Kahire 1978, s. 10, 35, 39, 41 vd.

    Nevevî, Şerḥu Müslim, VIII, 20.

    İbnü’l-Hâc el-Abderî, el-Medḫal, Kahire 1401/1981, IV, 248 vd.

    İbn Kesîr, el-Bidâye, III, 109.

    İbrâhim b. Mûsâ eş-Şâtıbî, el-İʿtiṣâm (nşr. M. Reşîd Rızâ), Kahire 1332, s. 168, 227.

    İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb), Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), XI, 55.

    a.mlf., Telḫîṣü’l-ḥabîr fî taḫrîci eḥâdîs̱i’r-Râfiʿiyyi’l-kebîr (nşr. Abdullah el-Medenî), Medine 1964, II, 80.

    Bedreddin el-Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire, ts. (İdâretü’t-tıbâati’l-münîriyye), IV, 39.

    Burhâneddin İbn Müflih, el-Mübdiʿ fî şerḥi’l-Muḳniʿ (nşr. M. Züheyr eş-Şâvîş), Beyrut 1400, II, 27.

    Hattâb, Mevâhibü’l-celîl, Beyrut 1398, II, 79.

    Şemseddin er-Remlî, Nihâyetü’l-muḥtâc, Beyrut 1404/1984, II, 124.

    Ali el-Kārî, el-Esrârü’l-merfûʿa fi’l-aḫbâri’l-mevżûʿa (nşr. Muhammed es-Sabbâğ), Beyrut 1391/1971, s. 459, 461.

    Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 239, 365, 387, 840, 868; II, 1081, 1591, 1655, 2048.

    Leknevî, el-Âs̱ârü’l-merfûʿa fi’l-aḫbâri’l-mevżûʿa (nşr. Ebû Hâcer M. Saîd b. Besyûnî Zağlûl), Beyrut 1405/1984, s. 74, 89, 111.

    İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr (Kahire), II, 26, 48, 235.

    Îżâḥu’l-meknûn, II, 196.

    Cemal Sofuoğlu, “Regaib Namazı Hakkında Bir Münazara”, DÜİFD, VII (1992), s. 13-45.

    Mebrûk eş-Şeybânî el-Mansûrî, “Ṣalâtü’r-Reġāʾib: Muḥâveletü teʾvîl”, IBLA, sy. 187 (2001), s. 29-66.

    Yazı kaynağı : islamansiklopedisi.org.tr

    İslamiyet'te kandil var mı? Regaib Kandili Kur'an'da geçiyor mu?

    REGAİB KANDİLİ VE ALİ-İMRAN SURESİ 133. AYET

    REGAİB KANDİLİ VE ALİ-İMRAN SURESİ 133. AYET

    REGAİB KANDİLİ

    AYET : ÂLİ – İMRÂN SURESİ – 133. AYET

    وَسَارِعُواْ إِلَی مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّکُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِینَ:

         MEALİ :

         “Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”   (ÂLİ – İMRÂN SURESİ – 133. AYET)

         Bu dersimizde Regaib kandili münasebetiyle bu gecenin öneminden, bu gece yapmamız gereken ibadet ve taatten, hayır ve hasenattan, özellikle sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (SAV)’in kısa hayatından, yaşayışından, bizlere örnek olacak davranışlarından bahsetmek istiyorum. İnşallah bu vesileyle Allah’ın ihsanına, af ve mağfiretine, lütuf ve inayetine nail oluruz. Bu geceyi ihya etmek suretiyle de Hz Peygamber (SAV)’in şefaatine nail oluruz.

         Regaib; kelime anlamı itibarıyla rağbet olunan, rağbetle istenen şeyler, bol hediyeler anlamına gelir. Recep ayının ilk perşembesini Cumaya bağlayan gece, Regaib gecesi olarak bilinir.  Bu geceye Regaib adının verilmesinin sebebi, Allah’ın affının ve rahmetinin kulları üzerine bol bol yağacağı, günahların bağışlanacağı gece olmasından dolayıdır. Bu gecede Hz Peygamber (SAV), Allah’ın bazı hususî ihsanlarına mazhar olmuştur.

         Mübarek gün ve gecelerin bizler için en önemli yönlerinden biri, kendimizi İslamî yönden ciddi bir muhasebeye tâbi tutmak, günahlarımızı ve sevaplarımızı göz önüne alarak hayatımıza yeniden çeki-düzen vermek imkânını bizlere bahşetmesidir. Böyle gecelerde Allah’ın günahları daha çok affedeceğini düşünerek tövbe-istiğfar etmeli, elden geldiğince Allah’a daha yakın olabilmenin yolları aranmalıdır. Böyle zamanlar fırsat bilinmeli ve Müslümanlarca birer sıçrama tahtası gibi değerlendirilerek daha ileriye, daha iyiye ve daha güzele yönelmeye gayret edilmelidir.

         Allah, mekânlar içinde mukaddes mekânlar, insanlar içinde mukaddes insanlar, zamanlar içinde mukaddes mekânlar yaratmıştır. Zamanlar içinde yarattığı mukaddes zamanlardan birisi de Müslümanlarca ÜÇ AYLAR olarak bilinen Recep, Şaban ve Ramazan’dır.

         Recep ayı gerek Hz Peygamber (SAV)’den önceki cahiliye devrinde, gerekse asr-ı saadette ve gerekse ondan sonraki asırlarda çok mukaddes sayılan bir aydır. Cahiliye devrinde bu ay girer girmez bütün oklar torbalara doldurulur, kılıçlar kınlarına sokulur ve böylece kanlı düşmanlıklar üzerine geçici de olsa bir barış örtüsü çekilirdi. Korkunç ve gürültülü çöller tatlı bir huzur ve sükûn baharı olurdu. Her taraf emniyet ve selamet sahası olurdu. Bir kimse babasının, oğlunun veya kardeşinin katili ile dahi karşılaşsa, başını kaldırıp yüzüne dahi bakmazdı. Bu mübarek ayda kimse hasmından intikam almayı aklına dahi getirmezdi.

         İslam dini gelince Recep ayına olan hürmet ve tazim ilahi takdir ve hikmet gereğince Regaib ve Mi’rac gibi tecellilerle şereflendirilerek muhafaza edilmiş ve devam ettirilmiştir. On iki aydan biri olan Recep’in ilk Cuma gecesine ilahi ihsan ve atiyeler manalarına gelen Regaib adı verilmiştir.

         Recep ayının 27. gecesindeki hafızları durduran Mi’rac’ı, Şaban’ın 15. gecesindeki Berat’ı, on iki ayın sultanı olan Ramazan’ı, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ve nihayet bayramları ilk olarak müjdeleyen nurlu, mukaddes ve mübarek bir gecedir. Bütün bu geceler bin yıllık kızgın, yakıp kavuran hayat çölünde susuzluktan ölmek üzere olan insanların kana kana su içtikleri ilahi rahmet pınarıdır.

         Asırlardan beri bütün Müslümanlar Regaib gecesinin ihya etmişler ve böylece Recep ayına kavuşmanın, üç aylar denilen feyizli bir hasat mevsimine erişmenin manevi hazzını bu geceden itibaren duymaya ve tatmaya başlamışlardır. Müslümanlar adeta kıştan yaza, ekim mevsiminden biçim mevsimine çıkmanın sevinci içine girmişlerdir. Mi’rac’a, Berat’a, Ramazan’a, Kadir’e ve bayramlara hakkıyla kavuşmak isteyenler, Allah yolunda haz ve nasiplerini Regaib gecesinden itibaren arttırmışlar, mübarek gün ve gecelerin verdiği uyanıklık ile imanlarında kuvvet, ahlaklarında fazilet kazanarak kemale ermişlerdir. Hz Peygamber (SAV), Recep ayını görünce, şöyle dua ederdi:

         “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı hakkımızda hayırlı kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”

         Hz Peygamber (SAV) bir hadislerinde şöyle buyuruyor:

         “Recep, mağfiret ve faziletlerle dolu bir aydır. Bu ayda yapılan dualar kabul olunur.”

         Bu ayın faziletine, Allah şöyle ifade buyurur:

    إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْراً فِی کِتَاب اللّهِ یَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ

    مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِکَ الدِّینُ الْقَیِّمُ فَلاَ تَظْلِمُواْ فِیهِنَّ أَنفُسَکُمْ وَقَاتِلُواْ الْمُشْرِکِینَ کَآفَّةً

    کَمَا یُقَاتِلُونَکُمْ کَآفَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقِین:

         “Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylarıdır. Bu, dosdoğru bir nizamdır. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyiniz.”  (TEVBE SURESİ – 36.AYET)

         Recep kelimesi üç harftir. Bunlardan R harfi, Allah’ın geniş ve yaygın rahmetine; C harfi, kulun günahına (cürmüne); B harfi de, Allah’ın sayısız derecede iyiliklerine işarettir. Sanki Allah şöyle buyuruyor: “Ey kulum, ben senin günah ve kötülüklerini rahmet ve iyiliğim arasına aldım. İşte o yüzden Recep ayında oruç tuttuğun takdirde, onun hürmetine sizin de günah ve kötülüklerinizden bir eser kalmaz.”

         Recep ayı çıktıktan sonra Allah’ın huzuruna varır. Allah, ona sorar: “Ey benim ayım, Kullarım seni sevdiler mi? Sana tazim ettiler mi?” Recep ayı susar, konuşmaz. Allah tekrar tekrar sorar. O zaman Recep ayı der ki: “Ayıpları örten sensin Allah’ım. Kullarına da başkasının ayıplarını örtmelerini de emreden sensin. Resulün (SAV) bana sağır ay adını verdi. Ben kullarının taatını işittim, masiyetlerini, günahlarını duymadım.”  Bunun için Recep ayına SAĞIR AY adı verilmiştir. Allah şöyle buyurur: “Sen, benim ayımsın, günahları işitmezsin. Kullarımı mademki günahları ve isyanlarıyla kabul ettin, senin kabul ettiğin gibi ben de senin hürmetine onları mağfiret ettim. Günahlarına bir kere olsun nedamet etmek şartıyla, sende günah ve masiyet işleseler bile, bir kere nedamet edecek olurlarsa, onları mağfiret edeceğim.”

         O halde, gelin bu geceyi değerlendirelim. İbadet ve tatta bulunalım. Geçmişteki günahlarımızı gözlerimizin önüne getirerek nedamet duyalım, tövbe ve istiğfar ederek Allah’tan af ve mağfiret temennisinde bulunalım. Bilelim ki bu geceyi ihya edenler, Recep ayının fazilet ve bereketine inananlar, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nail olurlar. Bu ayda bol bol oruç tutalım.

         Enes b. Malik (RA)’ın rivayet ettiği bir hadiste Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

         “Dikkat et, Recep ayının ilk Cuma gecesinde uyanık ol. O geceyi (Regaib gecesini) gafletle geçirme. Çünkü melekler o geceye Regaib Gecesi adını koymuşlardır. Zira o gecenin üçte biri geçtiğinde yer ve gök melekleri Kâbe-i Muazzama ve havalisinde toplanırlar. Allah, meleklerin bu toplantısı üzerine, meleklere şöyle sorar: “Ey meleklerim, ne istiyor sunuz?” Melekler şöyle cevap verirler: “Ey rabbimiz, senden isteğimiz ve temennimiz, Recep’in oruçlularının günahlarını bağışlamandır.” Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: “Recep’in oruçlularını (Yani Recep ayında oruç tutanları) affettim.”

         Hz Peygamber (SAV), şöyle buyuruyor: “Mi’rac gecesi cennette bir nehir gördüm. Suyu baldan tatlı, soğukluğu kardan ziyade soğuk, kokusu ise miskten daha güzeldi. Cebrail (AS)’a sordum: “Bu nehirden kimler içer?” Cebrail (AS) cevap verdi: “Bu nehrin adı Recep’tir. Senin ümmetinden bir kimse, Recep ayında oruç tutsa, size salât-ü selam okusa, Allah bu nehirden o kula bu sudan ikram edecektir.”

         Hz Peygamber (SAV), bir hadislerinde şöyle buyuruyor:

         “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar kabul olunur: Recep’in ilk gecesi, Şaban ayının yarısı gecesi (Berat gecesi), Cuma gecesi ve bayram geceleri (Ramazan ve Kurban bayramı geceleri)

         Duaların makbul olacağı geceler arasında Recep ayının ilk gecesiyle Cuma gecelerinin bulunması, bu gecelerin ihyasına bir işaret sayılmış ve ümmet tarafından bu gecelerin fazla ibadetle geçirilmesi iyi karşılanmıştır. Regaib gecesinde duaların kabul edileceği Cuma gecesi yer almaktadır.

         Ashab-ı Kiram’dan Sevban (RA) rivayet ediyor: “Hz Peygamber (SAV) ile beraber gidiyorduk. Yolumuz bir kabristana uğradı. Hz Peygamber (SAV), kabristanın önünde durup ağlamaya başladı. Gözlerinde dökülen yaşlar göğsünü ıslatıyordu. Yanına yaklaşıp sordum: “Ya Rasülallah! Anam, babam ve nefsim sana feda olsun. Niçin ağlıyorsunuz? Vahiy mi nazil oldu?” Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurdular: “Ya Sevban, burada yatanlar kabir azabına duçar olmuşlar, onların bu feci hallerine ağlıyorum. Eğer bunlar Recep ayının günlerinden bir gün oruçlu olup gecesinde Allah’a ibadet etmiş olsalardı, bu azabı görmezlerdi.”

         Hz Ebu Bekir (RA) şöyle buyuruyor: “Recep ayının ilk Cuma gecesi -ki, Regaib gecesi diyoruz- sabaha karşı sülüsünde sema ve yer melekleri Kâbe’de toplanıp Allah’a niyaz ederler. Allah, onlara sorar: “Ey meleklerim, benden isteyin isteyeceğinizi.” Melekler şöyle derler: “Ey rabbimiz, senden dileğimiz şudur: Recep ayının hürmetine oruç tutan Ümmet-i Muhammed’i affetmendir.” Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: “Muhakkak ki onları affettim, cennet ve cemalimle onları şad eyledim.”

         Recep ayının ilk Cuma gecesi Regaib gecesidir ki, Hz Âmine validemizin, Peygamberimiz (SAV)’e hamile olduğunu anladığı gecedir. Fazilet ışıklarının tamamen söndüğü, bütün dünyanın ilimsizlik, adaletsizlik ve içtimaî ahlaksızlık dalgaları içinde ıstırap hayatı sürdüğü cahiliye devrinde hakikat ve saadet sabahı bekleyen gözlere ilahi imdat baharının nurunu saklayan bu gece insanlık âlemi için feyiz, bereket, hayır ve fazilet, rahmet ve hayat gecesidir. İnsanlığın bu felaketten kurtuluşuna müteveccih ezeli irade-i ilahiyenin fiilen zuhuru bu geceden başlamıştı. Kâinata rahmet olarak gönderilecek olan Hz Muhammed (SAV)’in gelişi müjdesi verilmişti. Bu nuranî gece, veladet güneşinin açacağı sabahın saadet mukaddimesi, rahmet başlangıcı idi.

         Dünyayı şereflendirmesi, insanlığın kurtuluşu açısından büyük önem arz eden Hz Peygamber (SAV)’in, tecelli-i ef’ale mazhar olup, nur-u ef’ale müstağrak olduğu bir gecedir.

         Allah, yarattığı insanlara, insanlar arasından seçtiği peygamberler göndermiştir. İlahi kanunlarını onlar vasıtasıyla bildirmiştir. Hz Muhammed (SAV) de peygamberlerin sonuncusudur. Allah, Hz Peygamber (SAV)’i kıyamete kadar gelecek bütün insanlara peygamber olarak göndermiştir. İnsanlık için seçtiği, yürürlüğe koyduğu son kanunları, emir ve yasakları ihtiva eden Kur’an-ı Kerim’i, Hz Peygamber (SAV)’e indirmiş, Hz Peygamber (SAV)’le insanlığa tebliğ ettirmiştir. Allah, Hz Peygamber (SAV)’İn gönderiliş hikmetini Kur’an’da şöyle beyan eder:

    وَمَا أَرْسَلْنَاکَ إِلَّا کَافَّةً لِّلنَّاس بَشیراً وَنَذیراً وَلَکِنَّ أَکْثَرَ النَّاس لَا یَعْلَمُونَ:

         “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”  (SEBE SURESİ - 28. AYET)

         Hz Peygamber (SAV)’i hayatımızın her safhasında, bütün yaşayışımızda örnek edinmemiz, O’nun nurlu yolundan ayrılmamamız gerekiyor. Hz Peygamber (SAV), bütün müspet vasıfları ve insanî kıymetleri şahsında toplamış, tebliğ ettiği İslam nizamını engin bir ruh, kükreyen bir azim, tükenmez bir feragat, bitmeyen bir mücadele içerisinde yaşayarak insanlığın her sınıfına ışık saçmış, fiilen en güzel örnek olmuş bir önderdir. Onu rabbimiz seçmiş ve yetiştirmiştir. Bu hususu Hz Peygamber (SAV) şöyle dile getirmektedir:

         “Beni rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.”

         Peygamberimiz (SAV)’in her günkü yaşayışı, Kur’an’ın taliminin canlı bir levhası idi. Kur’an’ın bütün emirleri, O’nun mübarek şahsında tecelli ediyordu. Hz Peygamber (SAV), yaşayışıyla İslam dinini tebliğ ve tefsir etti. Böylece bütün insanlık için izinden gidilecek büyük bir önder oldu. Bu konuda Kur’an şöyle buyurur:

    لَقَدْ کَانَ لَکُمْ فِی رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن کَانَ یَرْجُو اللَّهَ وَالْیَوْمَ الْآخِرَ وَذَکَرَ اللَّهَ کَثِیراً:

         “Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”  (AHZAB SURESİ – 21. AYET)

         İşte bizler, ferdî ve ailevî hayatımızda, içtimaî münasebetlerimizde Rabbimizin seçtiği bu şanlı Peygamber (SAV)’in önderliğinde yaşamakla mükellefiz. Mümin olarak yaşamak, Müslüman olarak can vermek isteyen her ferdin seveceği, izinden gideceği yegâne hayat önderi Hz Muhammed (SAV)’dir. O’na iman bunu gerektirir. Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

         “Sizden birinize ben, ana-babasından, (aile ve) çocuklarından ve diğer bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, o kişi bana (ve tebliğ ettiğim İslam dinine) tam anlamıyla iman etmiş olmaz.”

         Peygamber sevgisi özde olmalı, sözde değil… Özde olursa kişiye fayda verir, sözde olursa fayda vermez. Bu hususta şöyle olay anlatılır:

         Adamın biri Hz Peygamber (SAV)’i rüyasında görmek ister. Bunun için de bir âlimden bilgi alır. Âlim der ki: “Yatmadan önce abdest al, iki rekât namaz kıl, Allah’a, Hz Peygamber (SAV)’i rüyanda sana göstermesi için dua et ve bu niyetle uyu. İnşallah görürsün.” Adam, âlimden aldığı talimat üzerine abdest alır, namaz kılar, duasını yapar ve uyar. Ama rüyasında Hz Peygamber (SAV)’i göremez. Neden göremediğini ertesi gün âlime sorar. Âlim, bunun sevgisinin özde değil, sözde olduğunu anlatmak için ona şöyle der: “Bu akşam balık al, kızart ve tuzunu bol koy. Yatmadan önce ye ve uyu. Rüyanda ne gördüğünü yarın gel ve bana anlat.” Adam, âlimin dediğini aynen yapar. Tuzlu balık yer ve uyur. Rüyasında çaylar, dereler, çeşmeler, denizler, soğuk pınarlar görür. Ertesi gün gelir ve âlime rüyasında gördüklerini anlatır. Âlim dinledikten sonra şöyle der: “Tuzlu balığı yedin, ciğerin yandı, gece susuzluğundan dolayı çaylar, çeşmeler, pınarlar, ırmaklar ve denizler gördün. Eğer Hz Peygamber (SAV)’in aşkıyla yansaydın, şüphesiz Hz Peygamber (SAV)’i de rüyanda görürdün. Peygamber sevgisini sözden öze indir.” Bunun üzerine adam neden Hz Peygamber (SAV)’i rüyasında göremediğini anlamış olur.

         Mümin, samimiyetle, ihlâsla ve gerçek aşkla Peygamberi (SAV)’i sevecek, sevgisini sünnetini yapmakla, izinde yürümekle ispatlayacaktır. İyi bilelim ki, saadetin bahar rüzgârları, O’nun fazilet ufuklarından gelir. O (SAV), rahmet kitabının parlak dibacesi, ebedî saadetin sonu görünmez hatimesidir. O (SAV), bir kudret haritasıdır ki, bütün hakikat şehirleri onda yıldızlaşır, emel ülkeleri onda açılır. Hilkat esrarı onda gizlenmiştir. O (SAV),  cihana sevilmek için gelen ve âşık gönülleri cemalinin güzelliğinin ışığında pervaneleştiren, temiz kalpleri ruhanî hükmüne bağlayan emsalsiz bir kıymettir. O (SAV)’in itaatine giren, sünnetine tâbi olan, O (SAV)’in faziletine gönül veren bahtiyarlar, Allah’ın nimetlerine nail olan Peygamberlerin, sadıkların, şehitlerin ve Salihlerin kafilesine katılan ilahi yolculardır. Bu konuda Allah şöyle buyuruyor:

    وَمَن یُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَـئِکَ مَعَ الَّذینَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَیْهِم مِّنَ النَّبیِّینَ وَالصِّدِّیقِینَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِینَ وَحَسُنَ أُولَـئِکَ رَفِیقاً :

         “Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!”  (NİSA SURESİ – 69. AYET)

         Hz Enes (RA) şöyle anlatıyor: “Bir adam gelip Hz Peygamber (SAV)’e sordu: “Ya Rasülallah! Kıyamet ne zaman kopacak?” Hz Peygamber (SAV), cevaben şöyle buyurdu: “Kıyamete ne hazırladın?” Adam cevap verdi: “Ya Rasülallah! Ben, farzlardan başka çokça namaz kılmadım, nafile oruç tutmadım, bolca sadaka vermedim. Lakin Allah’ı ve Resulü (SAV)’i çok severim.”  Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurdu: “Sen, sevdiklerinle berabersin.” Ashap dediler ki: “Ya Rasülallah! Biz de böyle miyiz?”  Hz Peygamber (SAV): “Evet.” Buyurunca, o gün hepimiz pek muazzam bir şekilde ferahlamıştık.”

         Bir âşık der ki: “Ya Rasülallah! Kudretim yok ki yanında bir çadır kurup komşu olayım. Param yok ki mahallenden bir ev satın alayım. Ben kulağı ve gözü şunun için isterim: Kulağımla sesini dinleyeyim, gözümle mübarek yüzünü göreyim.”

         Hz Aişe (RA) validemiz anlatıyor: “Bir gece Hz Peygamber (SAV) bende idi. Halinde bir başkalık vardı. Yatağa girdikten sonra şöyle buyurdu: “Ey Aişe, kendi arzunun yerine gelmesini mi istersin, yoksa benim Rabbime ibadetimi mi istersin?” Ben de cevaben: “Ya Rasülallah, senin Rabbine ibadetini tercih ederim.” Bunun üzerine Hz Peygamber (SAV) kalktılar, çabucak abdest aldılar, uzun müddet kıyamda, rükûda ve secdede kalarak iki rekât namaz kıldılar. Bu müddet zarfında, Allah korkusundan ve Ümmetine olan şefkat ve merhametinden dolayı mütemadiyen ağladılar ve gözyaşları inci gibi damlıyordu. Namazdan sonra seccade üzerinde oturdular ve seher vaktine kadar gözyaşları devam etti. Hz Bilal (RA) ezanı okuyup Hz Peygamber (SAV)’in yanına gelerek bu hali görünce şöyle dedi: “Ya Rasülallah! Siz de mi ağlıyorsunuz? Hâlbuki Allah, sizin geçmiş ve gelecek neyiniz varsa hepsini affetti.” Bunun üzerine Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurdular: “Ya Bilal, Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı?”

         Hz Peygamber (SAV) genellikle bizim için, ümmeti için ağlamıştır. Bizim dünya ve ahiret saadetine nail olmamız, Allah’ın azabından emin bulunmamız, cehennem ateşinde yanmamamız için ömür boyu gözyaşı dökmüştür. O (SAV)’in ağlamasına rıza göstermeyen Allah, Hz Peygamber (SAV)’e ümmeti hakkında yapacağı duayı kabul edeceğine, şefaatini kabul edeceğine, ahirette ümmetini kendisine bağışlayacağına dair çeşitli vesilelerle teminatlar vermiştir. Bu konuda Allah şöyle buyuruyor:

    وَلَسَوْفَ یُعْطِیکَ رَبُّکَ فَتَرْضَی:

         “Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.”  (DUHA SURESİ – 5. AYET)

         Bu ilahi müjde karşısında Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir kişi dahi azapta iken razı olmam.”

         Şu halde; Hz Peygamber (SAV)’i sevelim, üzerine çok salât-ü selam okuyalım. Sünnetine tâbi olalım. Nurlu yolundan asla ayrılmayalım ki, O (SAV) de ahirette bizi azaptan kurtarıncaya kadar razı olmasın. O (SAV)’i razı kılmak için de Allah bizleri bağışlasın.

    HZ PEYGAMBER (SAV)’İ SEVMENİN ALAMETLERİ

    1-) Her halinde ve bütün hareketlerinde Hz Peygamber (SAV)’e uymak, sünnetiyle amel etmek. Edebiyle edeplenmek, güzel ahlakıyla ahlaklanmak, boyasıyla boyanmak, yasakladığı her şeyden sakınmak, her hususta yolundan ayrılmamak.

    2-) Hz Peygamber (SAV)’i çok anmak, mübarek ismini dilden düşürmemek. Zira: “Kim bir şeyi çok severse, onu çok anar.” Buyrulmuştur. Seven sevgilisini hiçbir zaman dilinden düşürmez, her fırsatta onu anar.

    3-) Hz Peygamber (SAV)’e kavuşmayı iştiyakla arzu etmek, ölümden korkmamaktır. Çünkü sevenler sevdiklerine kavuşmayı candan arzu ederler.

    4-) Hz Peygamber (SAV) anıldığı zaman hürmet ve tazimde bulunmak, üzerine salât-ü selam getirmek. Mübarek zatı kadar ismine ve yâdına da sevgi duymaktır. Sahabe-i Kiram, Hz Peygamber (SAV)’in ismi anılınca, tüyleri ürperir, yanındaymış gibi huşu duyar ve ağlarlardı.

    5-) Hz Peygamber (SAV)’in sevdiği her şeyi kayıtsız sevmek. Bilhassa ehl-i beytine noksansız muhabbet beslemek. Bütün Sahabe’yi, sevgi ve hürmetle anmak, hiçbirine buğz etmemektir.  

    6-) Allah ve Resulü (SAV)’e buğz edenlere buğz etmek, Allah ve Peygamber (SAV) düşmanlarını sevmemek. Hz Peygamber (SAV)’in dinine ve sünnetine hakaret edenlerden, şeriatına kötü gözle bakanlardan ve ehl –i bid’at’ten nefretle uzaklaşmak. Velev ki babaları ve kardeşleri bile olsalar.

    7-) Kur’an-ı Kerim’i çok sevmek, hükümlerine uymak, emirlerine uyup, yasaklarından sakınmak, Kur’an ahlakı ile ahlaklanmaktır. Çünkü Hz Aişe (RA) validemiz şöyle buyurmuştur: “Resulullah (SAV)’in ahlakı, Kur’an’dı.”

         Büyük velilerden Sehl b. Abdullah Tüstürî der ki: “Allah sevgisinin alameti, Kur’an’ı sevmek, Kur’an’ı sevmenin alameti, Hz Peygamber (SAV)’i sevmek, Hz Peygamber (SAV)’i sevmenin alameti sünnetini sevmek, Sünnet sevgisinin alameti ahireti sevmek ve dünya sevgisini kalbe sokmamak. Bunun alameti ise, ebedi hayata hazırlanmaktır.

    HZ EBU BEKİR (RA)’IN PEYGAMBER SEVGİSİ

         Cebrail (AS), Hz Ebu Bekir (RA)’ın Hz Peygamber (SAV)’e olan sevgisini anlamak istedi. Bir bayram günü, Hz Ebu Bekir (RA) en pahalı elbiselerini giymiş giderken Cebrail (AS) onun önüne kör bir dilenci olarak çıktı ve şöyle demeye başladı: “Muhammed (SAV)’in sevgisiyle bana bir şeyler verenin suçlarını Allah bağışlasın.” Hz Ebu Bekir (RA), sırtındaki değerli şalı çıkarıp dilenciye verdi ve şöyle dedi: “ Şu duanı bir daha tekrarla.” Cebrail (AS) duayı birkaç kere tekrarladı. Cebrail (AS) tekrarladı, Hz Ebu Bekir (RA) çıkarıp bir şeyini verdi. En sonunda ayağındaki nalınlarını bile verdi. Sonra yanındaki Hz Bilal (RA)’a şöyle dedi: “Koş, kızım Aişe’nin evine var, bana ayakkabı ve elbise getir.” Hz Bilal (RA) yolda giderken, Hz Peygamber (SAV) ile karşılaştı. Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurdu: “O kör adam Cebrail (AS)’dır. Allah, onu Ebu Bekir’deki sevginin derecesini öğrenmek için gönderdi. Hz Bilal (RA) çok şaşırdı. Sonra gitti, elbiseleri getirdi. Hz Ebu Bekir (RA), Hz Bilal (RA)’ın getirdiği elbiseleri giyerek Hz Peygamber (SAV)’in yanına geldi. Orada biraz önce dilenciye verdiği elbiseler onu bekliyordu.

         Ashab-ı Kiram, Hz Peygamber (SAV)’i böyle seviyordu. Yalnız Hz Ebu Bekir (RA) değil, tamamı böyle severdi. Sevdikleri için de Hz Peygamber (SAV)’in uğruna, davasının uğruna her şeylerini feda etmekten çekinmezlerdi. Bizlerin de onlar gibi Hz Peygamber (SAV)’i sevmemiz, uğruna her şeyimizi feda etmeye hazır olmamız gerekir.

    HZ PEYGAMBER (SAV)’İN İNSANLARA KARŞI MUAMELESİ

         Hz Peygamber (SAV) insanlara karşı daima iyi muamele etmiştir. Kimseyle alay etmez, kimsenin ardından kötülüğünü söylemezdi. Kimseye haset etmez, gammazlık yapmaz ve bunların en kötü huylar olduğunu söylerdi. İnsanları bu gibi kötülüklerden şiddetle men ederdi. Kimseye küs durmaz, küs duranları da sevmezdi. Dargınları barıştırmanın en büyük ibadet olduğunu söylerdi. Suçluları affetmek, kötülük yapanlara iyilik yapmak, O (SAV)’in en büyük şiarıydı. Allah rızası için insanların işini yapmayı çok severdi.

         Her kim olursa olsun, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat gösterirdi. Yetim çocuklara, dul kadınlara pek fazla acır ve yardımda bulunurdu. Yolda rastladığı çocukların başını okşardı. Daima mazlumların tarafında yer alır, kadınların hukukunu çok himaye ederdi.  Komşu hakkını çok gözetir ve asla komşularını incitmezdi. Misafiri çok severdi. Misafirlerini ağırlamak için elinden gelen her şeyi yapardı. Hem alçak gönüllü hem de ağırbaşlı idi. Bir kimsenin evine, odasına girmek istediği zaman önce kapısını vurur, izin ister, sonra da içeri girerdi. Vardığı yere selam vermeden oturmazdı. Gördüğü insanlara selam verir ellerini sıkardı.

         Hastaları ziyaret eder, hatırlarını sorardı. Tesadüf ettiği her cenazenin arkasından yürürdü. Kendisini bir köle bile çağırsa onun davetini kabul ederdi. Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü idi. Kimseye fena söylemez, kötü muamelede bulunmazdı. Herkesi dinler, kimsenin sözünü kesmezdi. İnsanların gizli hallerini ve kusurlarını araştırmazdı. Hizmetinde olanları hoş görür, kendisi ne yer ve içerse, onlara da aynısını yedirir ve içirirdi. Affetmeyi çok severdi. En azılı düşmanlarına bile af ile muamelede bulunmuştu. Hatta amcasının katili olan Vahşi’yi bile affetmişti. Çalışan insanı çok sever, tembellikten hiç hoşlanmazdı. Kendisi için istediği şeyi başkaları için de isterdi.

         Kandil münasebetiyle çocuklarımıza bir şeyler verelim. Hz Peygamber (SAV)’i onlara tanıtalım. O (SAV)’in sünnetini ve getirdiği dinin esaslarını belletelim. Regaib gecesinin ve diğer kandil gecelerinin mana ve önemini çocuklarımıza öğretelim. Yabancıları taklit etmemelerini, Müslümanların ve Müslüman ecdatlarının yolunda olmalarını, örflerine, gelenek ve göreneklerine, dinlerine ve manevi değerlerine bağlı ve saygılı olmalarını telkin edelim. Ashab-ı Kiram’ın, Allah ve Resulü (SAV)’in yolunda neler çektiklerini, nelere katlandıklarını onlara anlatalım. Doğumundan, dar-ı beka’ya irtihaline kadar Hz Peygamber (SAV)’in bizim için gece gündüz ağlayıp gözyaşı döktüğünü, Allah’tan bizim affımızı istediğini çocuklarımıza iyice anlatalım. Bunu yapmadığımız takdirde, evlatlarımıza peygamber sevgisini aşılamadığımız sürece, bu gecelerin feyiz ve bereketinden layıkıyla istifade edemeyeceğimizi iyice anlayalım.

    REGAİB KANDİLİNİ İHYA ETMEK

         Regaib gecesi çok mübarek, çok faziletli ve çok bereketli bir gecedir. Bu gece gafletle geçirilmemelidir. İbadet ve taatla, zikir ve fikirle, tövbe ve istiğfarla, Hz Peygamber (SAV)’e bol bol salât-ü selam getirmekle, dua ve niyazla geçirelim.

         Regaib gecesine dair Hz Peygamber (SAV) tarafından tayin ve tavsiye edilmiş hususi bir ibadet şekli yoktur. Bu geceyi mübarek bir gece olarak kabul etmek, istiğfar edip kaza ve nafile namazları kılmak, herhangi bir hayır yapmak, elbette affa bir vesile sayılacaktır. Mümkün olduğu kadar kaza ve nafile namazlar kılmak evladır. Çünkü kaza namazı kılmakla hem geceyi ihya etmiş hem de namaz borcumuzdan kurtulmuş oluruz.

         Bu gece bol bol Kur’an-ı Kerim okuyalım. Herkes bildiği ve kolayına gelen yerleri okusun. Bilenler Bakara suresini, Yasin suresini, Vakıa suresini, Mülk suresini okuyalım.

         Bu gece kelime-i tevhit okumalıyız. İsm-i celal gibi zikirlerle, bol bol Hz Peygamber (SAV)’e salâ-ü selam okumalıyız. Bu gece günahlarımızı gözümüzün önüne getirerek, kalp ve dili birleştirerek can-ı gönülden tövbe istiğfara devam etmeliyiz. Yüzünün ve kalbinin karası ile el açıp boyun büküp, kırık bir kalple bol bol dua ve niyazda bulunalım. Böyle geceleri birer ganimet bilelim. Çünkü Allah, böyle mübarek gecelerde kapısına boyun büküp, el açıp yalvaranların elini boş çevirmez. Mutlaka dualarını kabul edip isteklerini verir, günahlarını bağışlar. Onun en çok sevdiği şey ise, kulunun nedametle boyun büküp kapısında inlemesi, yalvarması, af ve mağfiret talep etmesidir.

         Kandil gecelerinde çoluk çocuğu sevindirmeliyiz. Fakir ve kimsesizlerin gönüllerini hoş etmeliyiz. Müslümanlar birbirleriyle barışarak tebrikleşmelidirler. Akraba, eş dost ziyaret edilmeli, uzakta olanlar uygun şekillerde tebrikleşmeliler. Camilerde cemaatle namazlar kılınmalı, vaaz ve nasihatler dinlenmelidir. Anne-babaların elleri öpülmeli, mutlaka hayır duaları alınmalı, varsa ihtiyaçları giderilmeli ve bu konularda çocuklara örnek olunmalıdır.

    KAYNAK : MÜMİNLERE VAAZ VE İRŞAT          MEHMET ALTUNKAYA

    Yazı kaynağı : www.sunumvaaz.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap