Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    poliçede ödeyen cirantanın kendinden önceki cirantalara açacağı dava poliçeyi ödediği tarihten itibaren ne kadar süre geçmekle zamanaşımına uğrar

    1 ziyaretçi

    poliçede ödeyen cirantanın kendinden önceki cirantalara açacağı dava poliçeyi ödediği tarihten itibaren ne kadar süre geçmekle zamanaşımına uğrar bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Türk Ticaret Kanunu – Kıymetli Evrak (TTK m. 645-849)

    ÜÇÜNCÜ KİTAP

    Kıymetli Evrak

    BİRİNCİ KISIM

    Genel Hükümler

    A) Kıymetli evrakın tanımı

    MADDE 645 (1) Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez.

    B) Senetten doğan borç

    MADDE 646 (1) Kıymetli evrakın borçlusu, ancak senedin teslimi karşılığında ödeme ile yükümlüdür.

    (2) Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça borçlu, vade geldiğinde, senedin niteliğine göre alacaklı olduğu anlaşılan kişiye ödemede bulunmakla borcundan kurtulur.

    C) Kıymetli evrakın devri

    I – Genel şekil

    MADDE 647 (1) Mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak kurulması amacıyla kıymetli evrakın devri için her hâlde senet üzerindeki zilyetliğin devri şarttır.

    (2) Bundan başka emre yazılı senetlerde ciroya, nama yazılı senetlerde yazılı bir devir beyanına da gerek vardır. Bu beyan kıymetli evrakın veya ayrı bir kâğıdın üzerine yazılabilir.

    (3) Kanun veya sözleşme ile başkalarının, bu arada, özellikle borçlunun da devre katılmaları zorunluluğu öngörülebilir.

    II – Ciro

    1. Şekil

    MADDE 648 (1) Bütün hâllerde ciro, poliçenin cirosuna ilişkin hükümler uyarınca yapılır.

    (2) Devir için ciro ve senedin zilyetliğinin geçirilmesi yeterlidir.

    2. Hükümleri

    Madde 649 (1) Devredilebilen bütün kıymetli evrakın, senedin içeriğinden veya niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, ciro edilmesi ve zilyetliğin geçirilmesiyle cirantanın hakları ciro edilene devrolunur.

    D) Senedin türünün değiştirilmesi

    MADDE 650 (1) Nama veya emre yazılı senet, ancak kendisine hak verdiği ve borç yüklediği tüm kişilerin muvafakatıyla hamile yazılı senede dönüştürülebilir. Bu muvafakatın doğrudan senet üzerine yazılması gerekir.

    (2) Hamile yazılı senetlerin nama veya emre yazılı senede dönüştürülebilmesi hususunda da aynı  kural  geçerlidir. Bu  son  hâlde hak  veya borç  sahibi  kişilerden  birinin  muvafakatı bulunmazsa bu dönüştürme, ancak dönüştürmeyi yapan alacaklı ile onun haklarına doğrudan doğruya halef olan kişi arasında hüküm ifade eder.

    E) İptal kararı

    I – Şartları

    MADDE 651 (1) Kıymetli evrak zayi olduğu takdirde mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir.

    (2) Kıymetli evrakın zayi olduğu veya zıyaın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişi, senedin iptaline karar verilmesini isteyebilir.

    II – Hükümleri

    MADDE 652 (1) İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir.

    (2) Bunun dışında iptal usulü ve hükümleri hakkında, kıymetli evrakın çeşitli türlerine ilişkin özel hükümler uygulanır.

    F) Özel hükümler

    MADDE 653 (1) Çeşitli kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır.

    İKİNCİ KISIM

    Nama Yazılı Senetler

    A) Tanımı

    MADDE 654 (1) Belli bir kişinin adına yazılı olup da onun emrine kaydını içermeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak nama yazılı senet sayılır.

    B) Alacaklının hakkını nasıl ispat edeceği

    I – Kural olarak

    MADDE 655 (1) Borçlu, ancak senedin hamili bulunan ve senette adı yazılı olan veya onun hukuki halefi olduğunu ispat eden kişilere ödemek zorundadır.

    (2) Bu husus ispat edilmediği hâlde ödemede bulunan borçlu, senedin gerçek sahibi olduğunu ispat eden bir üçüncü kişiye karşı borcundan kurtulmuş olmaz.

    II – Eksik nama yazılı senetler

    MADDE 656 (1) Nama yazılı senet içinde, senet bedelini her hamiline ödemek hakkını saklı tutmuş olan borçlu, alacaklı sıfatının ispat edilmesini aramamış olsa da hamile iyiniyetle yapacağı ödeme sonucunda borcundan kurtulmuş olur. Ancak, hamile ödemede bulunmakla yükümlü değildir. 785 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü saklıdır.

    C) İptal kararı

    MADDE 657 (1) Aksine özel hükümler bulunmadıkça nama yazılı senetler, hamile yazılı senetlere ilişkin hükümlere göre iptal olunur.

    (2) Borçlu, senette ilanların sayısını azaltmak veya süreleri kısaltmak suretiyle iptal için daha basit bir usul öngörebileceği gibi, alacaklı kendisine senedin iptal ve borcun ödendiğini gösteren, resmen düzenlenmiş veya usulen onaylanmış bir belge verdiği takdirde, senet ibraz edilmeksizin ve iptaline karar verilmeksizin de geçerli olmak üzere ödemek hakkını da saklı tutabilir.

    ÜÇÜNCÜ KISIM

    Hamile Yazılı Senetler

    A) Tanımı

    MADDE 658 (1) Senedin metninden veya şeklinden, hamili kim ise o kişinin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hamile veya hamiline yazılı senet sayılır.

    (2) Mahkeme kararıyla ödemeden menedilen borçlunun ödemesi geçerli olmaz.

    B) Borçlunun def’ileri

    I – Genel olarak

    MADDE 659 (1) Borçlu hamile yazılı bir senetten doğan alacağa karşı, ancak senedin geçersizliğine ilişkin veya senedin metninden anlaşılan def’ilerle, alacaklı her kim ise ona karşı şahsen sahip olduğu def’ileri ileri sürebilir.

    (2) Borçlu ile önceki hamillerden biri arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ilerin ileri sürülmesi, ancak senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinde geçerlidir.

    (3) Senedin, borçlunun rızası olmaksızın tedavüle çıkarıldığı yolunda bir def’i ileri sürülemez.

    II – Hamile yazılı faiz kuponları

    MADDE 660 (1) Borçlu hamile yazılı faiz kuponlarından doğan alacağa karşı ana paranın ödendiği def’inde bulunamaz.

    (2) Ana paranın ödenmesi hâlinde, borçlu, ilerde muaccel olup da asıl senetle birlikte kendisine teslim edilmeyen faiz kuponlarının tutarını, bu kuponlar hakkında geçerli olan zamanaşımı süresi geçinceye kadar alıkoymak hakkını haizdir; meğerki, teslim edilmeyen kuponların iptaline karar verilmiş veya tutarı karşılığında teminat gösterilmiş olsun.

    C) İptal kararı

    I – Genel olarak

    1. Yetki

    MADDE 661 (1) Pay senetleri, tahviller, intifa senetleri, münferit kuponlar hariç olmak üzere, kupon belgeleri, esas kupon belgelerinin yenilenmesine yarayan talonlar gibi hamile yazılı senetlerin iptaline hak sahibinin istemi üzerine mahkemece karar verilir.

    (2) Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri veya pay senetleri hakkında anonim şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesidir.

    (3) Dilekçe sahibinin senedin zilyedi bulunduğu ve onu zayi ettiği yolundaki iddialarının mahkemece inandırıcı bulunması gerekir.

    (4) Bir senet kupon tablosu veya talon içeriyorsa ve hamil yalnız kupon tablosunu veya talonunu kaybetmişse, istemin haklı olduğunun ispatı için senedin esas bölümünün ibrazı yeterlidir.

    2. Ödeme yasağı

    MADDE 662 (1) Dilekçe sahibinin istemi üzerine mahkeme, senedin borçlusunu, aksine hareket ettiği takdirde iki defa ödemek zorunda kalacağını ihtar ederek bedelini ödemekten yasaklar.

    (2) Bir kupon belgesinin iptaline karar vermek gerektiği takdirde, vadeleri dava sırasında dolan münferit kuponlar hakkında faiz kuponlarının iptaline ilişkin hükümler uygulanır.

    3. İlan ile çağrı, başvuru süresi

    MADDE 663 (1) Mahkeme, dilekçe sahibinin, senedin zilyedi bulunmuş ve onu zâyi etmiş olduğuna dair yaptığı açıklamaları inandırıcı bulursa, belli olmayan hamili ilan yoluyla, senedi belirli bir süre içinde ibraz etmeye çağırır ve aksi takdirde senedin iptaline karar verileceğini ihtar eder. Sürenin en az altı ay olarak belirlenmesi gerekir; bu süre ilk ilan gününden itibaren işlemeye başlar.

    4. İlan şekli

    MADDE 664 (1) Senedin ibrazına ilişkin ilanın 35 inci maddede yazılı gazetede üç defa yapılması gerekir.

    (2) Mahkeme gerek gördüğü takdirde, ayrıca uygun göreceği diğer şekillerde de ilanlar yapılmasına karar verebilir.

    5. Hükümleri

    a) Senedin ibrazı hâlinde

    MADDE 665 (1) İptali istenen senet ibraz edilirse, mahkeme, dilekçe sahibine senedin iadesi davası açması için bir süre belirler.

    (2) Dilekçe sahibi bu süre içinde dava açmazsa, mahkeme, senedi geri verir ve ödeme yasağını kaldırır.

    b) Senedin ibraz edilmemesi hâlinde

    MADDE 666 (1) Mahkeme, belirlenen süre içinde ibraz edilmeyen senedin iptaline karar verir veya gerekli görürse başka önlemler de alabilir.

    (2) Hamile yazılı bir senedin iptali hakkındaki karar, derhâl 35 inci maddede yazılı gazeteyle ve mahkeme gerek görürse başka araçlarla da ilan edilir.

    (3) İptal kararı üzerine dilekçe sahibi, gideri kendisine ait olmak üzere yeni bir senet düzenlenmesini veya muaccel borcun ifasını istemek hakkını haizdir.

    II – Kuponlarda usul

    MADDE 667 (1) Münferit kuponların zıyaı hâlinde hak sahibinin istemi üzerine, mahkeme, bedelin vadesinde, vade dolmuşsa derhâl mahkemeye yatırılmasına karar verir.

    (2) Üç yıl geçtikten sonra hiçbir hak sahibi başvurmaz ve vadenin dolmasından itibaren üç yıl geçmiş olursa, mahkeme kararıyla bedel dilekçe sahibine verilir.

    III – Banknotlarda ve buna benzer kâğıtlarda usul

    MADDE 668 (1) Banknot ve büyük miktarda çıkarılıp görüldüğünde ödenmesi gereken ve para yerine ödeme aracı olarak kullanılan ve belirli bedelleri yazılı olan diğer hamile yazılı senetlerin iptaline karar verilemez.

    (2) Devlet tarafından çıkarılmış olan tahvillere ilişkin özel hükümler saklıdır.

    D) İpotekli borç senedi ve irat senedi

    MADDE 669 (1) Hamile yazılı olan ipotekli borç senediyle irat senedine ilişkin özel hükümler saklıdır.

    DÖRDÜNCÜ KISIM

    Kambiyo Senetleri

    A) Borçlanma ehliyeti

    MADDE 670 (1) Sözleşme ile borçlanmaya ehil olan kişi, kambiyo senetleri ile borçlanmaya da ehildir.

    BİRİNCİ BÖLÜM

    Poliçe

    BİRİNCİ AYIRIM

    Poliçenin Düzenlenmesi ve Şekli

    A) Şekil

    I – Unsurları

    1. Genel olarak

    MADDE 671 (1) Poliçe;

    a) Senet metninde “poliçe” kelimesini, senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde poliçe karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,

    b) Belirli bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız havaleyi,

    c) Ödeyecek olan kişinin, “muhatabın” adını,

    d) Vadeyi,

    e) Ödeme yerini,

    f) Kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adını,

    g) Düzenlenme tarihini ve yerini,

    h) Düzenleyenin imzasını,

    içerir.

    2. Unsurların bulunmaması

    MADDE 672 (1) 671 inci maddede yazılı unsurlardan birini içermeyen senet ikinci ilâ dördüncü fıkralarda yazılı hâller dışında poliçe sayılmaz.

    (2) Vadesi gösterilmeyen poliçenin görüldüğünde ödenmesi şart edilmiş sayılır.

    (3) Ayrıca belirtilmiş olmadıkça muhatabın adı yanında gösterilen yer, ödeme yeri ve aynı zamanda da muhatabın yerleşim yeri sayılır.

    (4) Düzenlenme yeri gösterilmeyen poliçe, düzenleyenin adı yanında gösterilen yerde düzenlenmiş sayılır.

    II – Münferit unsurlar

    1. Düzenleyenin aynı zamanda muhatap veya emrine ödenecek kişi olması

    MADDE 673 (1) Poliçe bizzat düzenleyenin emrine yazılı olabileceği gibi, bizzat düzenleyen üzerine veya bir üçüncü kişi hesabına da düzenlenebilir.

    2. Adresli ve yerleşim yerli poliçe

    MADDE 674 (1) Poliçe, bir üçüncü kişinin nezdinde, muhatabın yerleşim yerinde veya başka bir yerde ödenmek üzere düzenlenebilir.

    3. Faiz şartı

    MADDE 675 (1) Görüldüğünde veya görüldüğünden belirli bir süre sonra ödenmesi şart kılınan bir poliçeye, düzenleyen tarafından faiz şartı konulabilir. Diğer poliçelerde böyle bir faiz şartı yazılmamış sayılır.

    (2) Faiz oranının poliçede gösterilmesi gerekir; gösterilmemiş ise faiz şartı yazılmamış sayılır.

    (3) Başka bir gün belirtilmemişse, faiz, poliçenin düzenlenme gününden itibaren işler.

    4. Poliçe bedelinin çeşitli şekillerde gösterilmesi

    MADDE 676 (1) Poliçe bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedel üstün tutulur.

    (2) Poliçe bedeli yalnız yazıyla veya yalnız rakamla birden çok gösterilmiş olup da bedeller arasında fark bulunursa, en az olan bedel geçerli sayılır.

    B) İmza edenlerin sorumluluğu

    I – Geçerli olmayan imzaların bulunması

    MADDE 677 (1) Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez.

    II – Yetkisiz imza

    MADDE 678 (1) Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye  imzasını  koyan  kişi,  o  poliçeden  dolayı  bizzat  sorumludur;  bu  poliçeyi  ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen kişinin haiz olabileceği haklara sahip olur. Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir.

    III – Düzenleyenin sorumluluğu

    MADDE 679 (1) Düzenleyen, poliçenin kabul edilmemesinden ve ödenmemesinden sorumludur. Düzenleyen, kabul edilmeme hâlinde sorumlu olmayacağını şart edebilirse de ödenmemeden sorumlu olmayacağına ilişkin kayıtlar yazılmamış sayılır.

    IV – Açık poliçe

    MADDE 680 (1) Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun.

    İKİNCİ AYIRIM

    Ciro

    A) Poliçenin devredilmesi

    MADDE 681 (1) Her poliçe açıkça emre yazılı olmasa da ciro ve zilyetliğin geçirilmesi yoluyla devredilebilir.

    (2) Düzenleyen, poliçeye “emre yazılı değildir” ibaresini veya aynı anlamı ifade eden bir kaydı koymuşsa, poliçe ancak alacağın temliki yoluyla devrolunabilir ve bu devir alacağın temlikinin hukuki sonuçlarını doğurur.

    (3) Ciro, poliçeyi kabul etmiş olsun veya olmasın muhataba, düzenleyene veya poliçeyle borç altına girmiş olanlardan herhangi birine yapılabilir. Bu kimseler poliçeyi yeniden ciro edebilirler.

    B) Ciro

    I – Kayıtsız, şartsız olması

    MADDE 682 (1) Cironun kayıtsız ve şartsız olması gerekir. Cironun bağlı tutulduğu her şart yazılmamış sayılır.

    (2) Kısmi ciro batıldır.

    (3) Hamiline ciro beyaz ciro hükmündedir.

    II – Cironun şekli

    MADDE 683 (1) Cironun poliçe veya poliçeye bağlı olan ve “alonj” denilen bir kâğıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması gerekir.

    (2) Lehine ciro yapılan kişinin ciroda gösterilmesine gerek olmadığı gibi, ciro, cirantanın sadece imzasından ibaret olabilir. Bu şekildeki cirolara “beyaz ciro” denir. Beyaz cironun poliçenin arkasına veya alonj üzerine yazılması gerekir.

    III – Cironun hükümleri

    1. Devir işlevi

    MADDE 684 (1) Ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile poliçeden doğan bütün haklar devrolunur.

    (2) Ciro beyaz ciro ise hamil;

    a) Ciroyu kendi adına veya diğer bir kişi adına doldurabilir,

    b) Poliçeyi yeniden beyaz olarak veya diğer belirli bir kişiye tekrar ciro edebilir,

    c) Beyaz ciroyu doldurmaksızın ve poliçeyi tekrar ciro etmeksizin poliçeyi başka bir kişiye verebilir.

    2. Teminat işlevi

    MADDE 685 (1) Aksi şart edilmedikçe, ciranta poliçenin kabul edilmemesinden ve ödenmemesinden sorumludur.

    (2) Ciranta, poliçenin tekrar ciro edilmesini yasak edebilir; bu hâlde, senet sonradan kendilerine ciro edilmiş olan kişilere karşı sorumlu olmaz.

    3. Hamilin hak sahipliği

    MADDE 686 (1) Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır.

    (2) Poliçe herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, birinci fıkrada yazılı hükümlere göre hakkı anlaşılan yeni hamil, ancak poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisabında ağır bir kusur bulunduğu takdirde o poliçeyi geri vermekle yükümlüdür.

    IV – Def’iler

    MADDE 687 (1) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.

    (2) Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır.

    V – Cironun çeşitleri

    1. Tahsil cirosu

    MADDE 688 (1) Ciro, “bedeli tahsil içindir”, “vekâleten” veya bedelin başkası adına kabul edileceğini belirten bir şerhi ya da sadece vekil etmeyi ifade eden bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat o poliçeyi ancak tahsil cirosu ile tekrar ciro edebilir.

    (2) Poliçeden sorumlu olanlar, bu hâlde, ancak cirantaya karşı ileri sürebilecekleri def’ileri hamile karşı dermeyan edebilirler.

    (3) Tahsil cirosunun içerdiği yetki, bu yetkiyi verenin ölümü ile sona ermeyeceği gibi, onun medenî hakları kullanma ehliyetini kaybetmesiyle de ortadan kalkmaz.

    2. Rehin cirosu

    MADDE 689 (1) Ciro, “bedeli teminattır”, “bedeli rehindir” ibaresini veya rehnetmeyi belirten diğer herhangi bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat kendisi tarafından yapılan bir ciro ancak tahsil cirosu hükmündedir.

    (2) Poliçeden sorumlu olanlar, kendileriyle ciranta arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri hamile karşı ileri süremezler; meğerki, hamil poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.

    3. Vadeden sonraki ciro

    MADDE 690 (1) Vadenin geçmesinden sonra yapılan ciro, vadeden önce yapılan bir cironun hükümlerini doğurur; ancak, ödenmeme protestosundan veya bu protestonun düzenlenmesi için öngörülmüş sürenin geçmesinden sonra yapılan ciro, sadece alacağın temliki hükümlerini doğurur.

    (2) Aksi sabit oluncaya kadar tarihsiz bir ciro protestonun düzenlenmesi için öngörülen sürenin geçmesinden önce yapılmış sayılır.

    ÜÇÜNCÜ AYIRIM

    Kabul ve Aval

    A) Kabule arz

    I – Kural

    MADDE 691 (1) Poliçe vadeye kadar hamil veya poliçeyi elinde bulunduran herkes tarafından muhatabın yerleşim yerinde onun kabulüne arzolunabilir.

    II – Kabule arz şartı ve yasağı

    MADDE 692 (1) Düzenleyen, bir süre belirleyerek veya belirlemeden poliçenin kabule arz edilmesini şart koşabilir.

    (2) Düzenleyen, üçüncü bir kişinin yerleşim yerinde veya muhatabın yerleşim yerinden başka bir yerde ya da görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi gereken poliçeler hariç olmak üzere, poliçenin kabule arzını menettiğini poliçeye yazabilir.

    (3) Düzenleyen, poliçenin belirli bir tarihten önce kabule arz edilmemesini de şart koşabilir.

    (4) Düzenleyen, poliçenin kabule arzını menetmiş olmadıkça, bir süre koyarak veya koymayarak, her ciranta poliçenin kabule arzını şart koşabilir.

    III – Görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi gereken poliçelerde

    MADDE 693 (1) Görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart kılınan poliçelerin, düzenlenme gününden itibaren bir yıl içinde kabule arz edilmesi gerekir.

    (2) Düzenleyen bu süreyi kısaltabileceği gibi, daha uzun bir süre de şart koşabilir.

    (3) Cirantalar kabule arz sürelerini kısaltabilirler.

    IV – Bir daha kabule arz

    MADDE 694 (1) Muhatap, poliçenin, kendisine arz edildiği günü izleyen günde bir daha ibrazını isteyebilir. İlgililer, bu istemin yerine getirilmediğini, ancak bu istem protestoya yazılmışsa ileri sürebilirler.

    (2) Hamil, kabule arz edilen poliçeyi muhataba bırakmak zorunda değildir.

    B) Kabul

    I – Şekli

    1. Genel olarak

    MADDE 695 (1) Kabul beyanı poliçe üzerine yazılır ve “kabul edilmiştir” veya buna eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve muhatap tarafından imzalanır. Muhatabın, poliçenin ön yüzüne yalnız imzasını koyması kabul hükmündedir.

    (2) Poliçenin, görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart edilmiş olduğu veya özel bir şart gereğince belirli bir süre içinde kabule arz edilmesi gerektiği takdirde, hamil ibraz günü tarihinin atılmasını istemedikçe, kabul hangi gün gerçekleşmişse poliçeye o günün tarihi atılır. Tarih atılmamış olduğu takdirde, hamil cirantalarla düzenleyene karşı başvurma haklarını koruyabilmek için bu eksikliği zamanında düzenlenecek bir protesto ile tespit ettirmek zorundadır.

    2. Kabulün sınırlandırılması

    MADDE 696 (1) Kabul, kayıtsız şartsız olmalıdır; fakat muhatap kabulü poliçe bedelinin bir kısmı ile sınırlayabilir.

    (2) Kabul beyanı, bundan başka noktalarda poliçe içeriğinden farklı olursa, poliçe kabul edilmemiş sayılır. Bununla beraber kabul eden, kabul beyanındaki şartlar çerçevesinde sorumludur.

    3. Adresli ve yerleşim yerli poliçe

    MADDE 697 (1) Düzenleyen, poliçede, ödemenin nezdinde yapılacağı bir üçüncü kişiyi göstermeksizin, muhatabın yerleşim yerinden başka bir yeri ödeme yeri olarak beyan etmişse, muhatap kabul şerhinde bir üçüncü kişiyi gösterebilir. Aksi takdirde, muhatap, ödeme yerinde poliçeyi bizzat ödemeyi taahhüt etmiş sayılır.

    (2) Poliçenin bizzat muhatabın nezdinde ödenmesi şart kılınmışsa, muhatap, kabul şerhinde ödemenin yapılacağı yer olmak üzere, ödeme yerinde bulunan bir adresi gösterebilir.

    II – Hükümleri

    1. Genel olarak

    MADDE 698 (1) Muhatap, poliçeyi kabul etmekle bedelini vadede ödemeyi taahhüt etmiş olur.

    (2) Ödememe hâlinde hamil, düzenleyen dahi olsa, poliçeden dolayı 725 ve 726 ncı maddeler gereğince istenebilecek her şeyi kabul edenden doğrudan doğruya isteme hakkını haizdir.

    2. Kabul şerhinin çizilmesi

    MADDE 699 (1) Muhatap poliçe üzerindeki kabul şerhini poliçeyi geri vermeden önce çizmiş olursa kabulden kaçınmış sayılır. Kabul şerhinin, poliçenin geri verilmesinden önce çizilmiş olduğu, aksi ispatlanıncaya kadar karinedir.

    (2) Bununla beraber, muhatap hamile veya poliçede imzası bulunan bir kişiye poliçeyi kabul ettiğini yazı ile bildirmişse, bunlara karşı kabul beyanı çerçevesinde sorumlu olur.

    C) Aval

    I – Aval verenler

    MADDE 700 (1) Poliçede bedelin ödenmesi, aval suretiyle tamamen veya kısmen teminat altına alınabilir.

    (2) Bu teminat, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan bir kişi tarafından da verilebilir.

    II – Şekil

    MADDE 701 (1) Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır.

    (2) Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır.

    (3) Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır.

    (4) Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır.

    III – Hükümler

    MADDE 702 (1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur.

    (2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir.

    (3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder.

    DÖRDÜNCÜ AYIRIM

    Ödeme

    A) Vade

    I – Vadenin belirlenmesi

    1. Genel olarak

    MADDE 703 (1) Bir poliçe;

    a) Görüldüğünde,

    b) Görüldükten belirli bir süre sonra,

    c) Düzenlenme gününden belirli bir süre sonra,

    d) Belirli bir günde,

    ödenmek üzere düzenlenebilir.

    (2) Vadesi başka şekilde yazılan veya birbirini takip eden çeşitli vadeleri gösteren poliçeler batıldır.

    2. Görüldüğünde ödenecek poliçe

    MADDE 704 (1) Görüldüğünde ödenmek üzere düzenlenen poliçe ibrazında ödenir. Böyle bir poliçenin düzenlenme gününden itibaren bir yıl içinde ödenmesi için ibrazı gerekir. Düzenleyen bu süreyi kısaltabileceği gibi, daha uzun bir süre de belirleyebilir. İbraz süreleri cirantalar tarafından kısaltılabilir.

    (2) Düzenleyen, görüldüğünde ödenecek bir poliçenin belirli bir günden önce ödenmek üzere ibraz edilmeyeceği hakkında şart koyabilir. Bu takdirde ibraz süresi o tarihten başlar.

    3. Görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek poliçe

    MADDE 705 (1) Görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek bir poliçenin vadesi, kabul şerhinde yazılı tarihe veya protesto tarihine göre belirlenir.

    (2) Kabul şerhinde tarih gösterilmemiş ve protesto da çekilmemiş olursa poliçe, kabul eden hakkında, kabule ibraz için öngörülmüş bulunan sürenin son günü kabul edilmiş sayılır.

    II – Sürelerin hesabı

    1. Genel olarak

    MADDE 706 (1) Düzenlenme gününden veya görüldükten bir veya birkaç ay sonra ödenmek üzere düzenlenen bir poliçenin vadesi, ödemenin yapılması gereken ayın o günün karşılığı olan gününde gelmiş olur. Karşılığı olan gün bulunmadığı takdirde vade o ayın son günü gelmiş olur.

    (2) Bir poliçe, düzenlenme gününden veya görüldükten bir buçuk ay veya birkaç ay veya yarım ay sonra ödenmek üzere düzenlendiği takdirde, ilk önce tam aylar hesap edilir.

    (3) Vade olarak bir ayın başı, ortası veya sonu gösterilmişse, bunlardan ayın birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri anlaşılır.

    (4) “Sekiz gün” veya “onbeş gün” ibarelerinden bir veya iki hafta değil, gerçek olarak sekiz veya onbeş günlük bir süre anlaşılır.

    (5) “Yarım ay” ibaresi onbeş günlük bir süreyi ifade eder.

    2. Takvimlerin çatışması

    MADDE 707 (1) Belirli bir günde ödenecek bir poliçenin düzenlenme yeri ile ödeme yeri arasında takvim farkı bulunduğu takdirde, vade, ödeme yerinin takvimine göre belirlenmiş sayılır.

    (2) Takvimleri farklı olan iki yer arasında düzenlenen bir poliçe, düzenlenme gününden belirli bir süre sonra ödenecekse, düzenlenme günü, ödeme yerindeki takvim gününe dönüştürülmek suretiyle vade hesap edilir.

    (3) Poliçelerin ibraz sürelerinin hesabında da birinci ve ikinci fıkra hükümleri uygulanır.

    (4) Poliçedeki bir kayıttan veya poliçenin içeriğinden, amacın başka olduğu anlaşılırsa, bu madde hükümleri uygulanmaz.

    B) Ödeme

    I – İbraz

    MADDE 708 (1) Belirli bir günde veya düzenlenme gününden ya da görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek bir poliçenin hamili, poliçeyi ödeme gününde veya onu izleyen iki iş günü içinde ödenmek üzere ibraz etmelidir.

    (2) Poliçenin bir takas odasına ibrazı, ödeme için ibraz yerine geçer.

    II – Makbuz istemek hakkı

    MADDE 709 (1) Muhatap, poliçeyi öderken hamil tarafından bir ibra şerhi yazılarak poliçenin kendisine verilmesini isteyebilir.

    (2) Hamil kısmi ödemeyi reddedemez.

    (3) Kısmi ödeme hâlinde muhatap bu ödemenin poliçe üzerine yazılmasını ve kendisine bir makbuz verilmesini isteyebilir.

    III – Vadeden önce ve vadesinde ödeme

    MADDE 710 (1) Poliçenin hamili, vadeden önce ödemeyi kabulle yükümlü değildir.

    (2) Vadeden önce ödeyen muhatap, bundan doğacak tehlike kendisine ait olmak üzere hareket etmiş olur.

    (3) Hile veya ağır bir kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kişi borcundan kurtulur. Ödeyen kişi, cirolar arasında düzenli bir teselsülün bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.

    IV – Yabancı ülke parası ile ödeme

    MADDE 711 (1) Poliçenin, ödeme yerinde rayici olmayan bir para ile ödeneceği şart koşulduğu takdirde, bedeli, vade günündeki değerine göre o ülke parasıyla ödenebilir. Borçlu, ödemede geciktiği takdirde, hamil poliçe bedelinin dilerse vade günündeki, dilerse ödeme günündeki kura göre ülke parasına dönüştürülerek ödenmesini isteyebilir.

    (2) Kanuni rayici olmayan paranın değeri, ödeme yerindeki ticari teamüllere göre belirlenir. Bununla beraber, düzenleyen, ödenecek paranın poliçede yazılı belirli bir rayice göre hesap edilmesini şart edebilir.

    (3) Düzenleyen, ödemenin belirli bir para ile yapılmasını (aynen ödemeyi),  şart koşmuş ise birinci ve ikinci fıkra hükümleri uygulanmaz.

    (4) Poliçe bedeli, düzenlenme ve ödeme yeri olan ülkelerde aynı adı taşıyan, fakat değerleri birbirinden farklı olan para ile gösterildiği takdirde ödeme yerindeki para kastedilmiş sayılır.

    V – Tevdi

    MADDE 712 (1) Bir poliçe 708 inci maddede öngörülen süre içinde ödeme için ibraz edilmediği takdirde borçlu, gideri ve riski hamile ait olmak üzere poliçenin bedelini bir bankaya tevdi edebilir.

    BEŞİNCİ AYIRIM

    Kabul Etmeme ve Ödememe Hâllerinde Başvurma Hakları

    A) Başvurma hakkı

    I – Genel olarak

    MADDE 713 (1) Vadede poliçe ödenmemişse hamil, cirantalara, düzenleyene ve poliçe dolayısıyla taahhüt altına girmiş olan diğer kişilere başvurabilir.

    (2) Hamil;

    a) Kabulden tamamen veya kısmen kaçınılmış,

    b) Poliçeyi kabul etmiş olsun olmasın, muhatap iflas etmiş veya bir ilamla ispatlanmamış olsa da sadece ödemelerini tatil etmiş veya aleyhindeki herhangi bir icra takibi semeresiz kalmış veya

    c) Kabul için arz edilmesi menedilen bir poliçenin düzenleyeni iflas etmiş,

    olursa vadenin gelmesinden önce de aynı başvurma hakkını haizdir.

    II – Protesto

    1. Süreler ve şartları

    MADDE 714 (1) Kabul etmemenin veya ödememenin, kabul etmeme veya ödememe protestosu denilen resmî bir belge ile belirlenmesi zorunludur.

    (2) Kabul etmeme protestosunun, kabule arz için belirli olan süre içinde çekilmesi gerekir. 694 üncü maddenin birinci fıkrasında gösterilen hâlde poliçenin ilk arzı vadenin son gününde olmuşsa, protesto o günün ertesi günü de çekilebilir.

    (3) Belirli bir günde veya düzenlenme gününden ya da görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şartını içeren bir poliçeden dolayı çekilecek ödememe protestosunun, ödeme gününü izleyen iki iş günü içinde çekilmesi zorunludur. Görüldüğünde ödenmesi şart olan bir poliçeden dolayı çekilecek ödememe protestosu, ikinci fıkrada kabul etmeme protestosu için gösterilen süreler içinde çekilir.

    (4) Kabul etmeme protestosu çekilmiş olması hâlinde ödeme için poliçeyi ibraz etmeye gerek olmadığı gibi, ödememe protestosu çekmeye de ihtiyaç yoktur.

    (5) Poliçeyi kabul etmiş olsun olmasın muhatap, ödemelerini tatil etmiş veya aleyhindeki herhangi bir icra takibi semeresiz kalmış ise, hamil başvurma haklarını ancak poliçenin ödenmesi için muhataba ibrazından ve protestonun çekilmesinden sonra kullanabilir.

    (6) Poliçeyi kabul etmiş olsun olmasın, muhatap veya kabul için arz edilmesi menedilen bir poliçenin düzenleyeni iflas etmişse, iflas ilamının ibrazı, başvurma hakkının kullanılması için yeterlidir.

    2. Şekli

    a) Noterlikçe düzenlenmesi

    MADDE 715 (1) Protestonun 716 ncı maddede belirtilen şekil ve surette noterlikçe düzenlenmesi gerekir.

    b) İçindekiler

    MADDE 716 (1) Protesto;

    a) Protestoyu çeken ve kendisine protesto çekilen kişilerin adlarını veya ticaret unvanlarını,

    b) Kendisine protesto çekilen kişinin, poliçeden doğan taahhüdünü yerine getirmeye davet edildiği hâlde, taahhüdünü ifa etmemiş, kendisi bulunamamış veya ticaret yerinin ya da konutunun belirlenememiş olduğuna ilişkin bir şerhi,

    c) Sözü geçen davetin yapıldığı veya davet teşebbüsünün sonuçsuz kaldığı yer ve güne ait bir şerhi ve

    d) Protestoyu düzenleyen noterin imzasını,

    içerir.

    (2) Kısmi ödeme protestoda belirtilir.

    (3) Kabul için kendisine bir poliçe ibraz edilmiş olan muhatap, poliçenin ertesi günü tekrar ibrazını istemiş ise bu durum da protestoya yazılır.

    c) Protesto belgesi

    MADDE 717 (1) Protesto ayrı bir belge hâlinde düzenlenerek poliçeye bağlanır.

    (2) Protesto, aynı poliçenin çeşitli nüshaları veya poliçenin aslı ile bir sureti ibraz edilerek düzenlenmiş ise protestoyu bu nüshalardan birine veya asıl senede bağlamak yeterlidir.

    (3) Diğer nüshalara veya surete, protestonun, kalan nüshalarından birine veya poliçenin aslına bağlanmış bulunduğu kaydolunur.

    d) Kısmi kabul hâlinde

    MADDE 718 (1)  Kabul, poliçedeki bedelin bir kısmına özgülenmiş bulunup da, bu yüzden protesto düzenlenirse poliçenin bir sureti çıkarılarak protesto bu suret üzerine yazılır.

    e) Birden fazla kişiye karşı düzenlenen protesto

    MADDE 719 (1) Poliçeye ilişkin bir edimin birden fazla yükümlü tarafından ifasının istenmesi zorunlu ise, tek protesto belgesi düzenlenir.

    3. Saklama yükümü

    MADDE 720 (1) Protestoyu düzenleyen noter poliçenin bir suretini protesto belgesi ile birlikte saklamakla yükümlüdür.

    4. Sakat protesto

    MADDE 721 (1) Noter tarafından imza edilen protesto kanuna uygun olarak düzenlenmediği veya içindeki kayıtlar yanlış olduğu takdirde de geçerlidir.

    (2) Noter hakkında disiplin hükümleri saklıdır.

    5. Protesto düzenlenmesi gerekmeyen hâller

    MADDE 722 (1) Düzenleyen, ciranta veya aval veren kişi, senet üzerine “gidersiz”, “protestosuz”   kayıtlarını   ya   da  bunlara    eş  anlamlı   diğer   herhangi   bir   ibareyi  yazıp imzalayarak, hamili başvurma hakkını kullanmak için kabul etmeme veya ödememe protestosu düzenleme yükümünden kurtarabilir.

    (2) Bu kayıt, hamili, poliçeyi süresinde ibraz etmek ve gereken ihbarları yapmak yükümlülüklerinden kurtarmaz. Sürelere uyulmadığını ispat, bunu hamile karşı ileri süren kişiye düşer.

    (3) Bu kayıt poliçeyi düzenleyen tarafından yazılmış ise, poliçeden dolayı borç altına girmiş olanların hepsi hakkında geçerli olur; bir ciranta veya aval veren kişi tarafından yazıldığı takdirde, hüküm yalnız ona uygulanır. Düzenleyen tarafından yazılan kayda rağmen hamil yine protesto çekerse giderler kendisine ait olur.

    (4) Kayıt bir ciranta veya aval veren kişi tarafından konduğu takdirde, bu kayda rağmen çekilmiş olan bir protestonun gerektirdiği giderleri, poliçeden dolayı borç altına girenlerin hepsi tazminle yükümlüdür.

    III – İhbar zorunluluğu

    MADDE 723 (1)  Hamil, protesto gününü veya poliçede “gidersiz” kaydı mevcut ise, ibraz gününü izleyen dört iş günü içinde, kabul etmeme veya ödememe hâllerini, kendi cirantasına ve düzenleyene ihbar etmek zorundadır.

    (2) Her ciranta aldığı ihbarı, bunları aldığı günü izleyen iki iş günü içinde önceki ihbarları yapan kişilerin adlarını ve adreslerini de göstermek suretiyle, kendi cirantasına ihbar eder. Düzenleyene varıncaya kadar bu sıra dâhilinde hareket edilir. Süreler önceki ihbarın alındığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

    (3) Poliçede imzası bulunan bir kişiye ikinci fıkra gereğince ihbarda bulunulduğu takdirde, kendisine aval veren kişiye de aynı süre içinde bu ihbarın yapılması gerekir.

    (4) Bir ciranta adresini hiç yazmamış veya okunması mümkün olmayacak surette yazmış ise, ihbarın ondan önceki cirantaya yapılması yeterlidir.

    (5) İhbarı yapacak olan kişi bunu noter aracılığıyla veya sadece poliçenin iadesi yoluyla yapabilir.

    (6) İhbarı yapmakla yükümlü olan kişi bunu belirli süre içinde yaptığını ispat etmek zorundadır.

    (7) Birinci ve ikinci fıkralarda gösterilen süreler içinde ihbarname göndermeyen kişi başvurma hakkını kaybetmezse de ihmalinden doğan zarardan sorumlu olur. Ancak, bu zarara ilişkin tazminat borcu poliçe bedeliyle sınırlıdır.

    IV – Teselsül

    MADDE 724 (1) Bir poliçeyi düzenleyen, kabul eden, ciro eden veya o poliçeye aval veren kişiler hamile karşı müteselsil borçlu sıfatıyla sorumludurlar.

    (2) Hamil, bunların borçlanmadaki sıraları ile bağlı olmaksızın her birine veya bunlardan bazılarına ya da hepsine birden başvurabilir.

    (3) Poliçeden dolayı borç altına girmiş olup da poliçeyi ödemiş bulunan herkes aynı hakkı kullanabilir.

    (4) Hamil borçlulardan yalnız birine başvurmakla, diğer borçlularla ilk önce başvurduğu borçludan sonra gelenlere karşı haklarını kaybetmez.

    V – Başvurma hakkının kapsamı

    1. Hamilin hakkı

    MADDE 725 (1) Hamil başvurma yoluyla;

    a) Poliçenin kabul edilmemiş veya ödenmemiş olan bedelini ve şart kılınmışsa işlemiş faizi,

    b) Vadenin gelmesinden itibaren işleyecek faizi,

    c) Protestonun ve hamil tarafından tebliğ olunan ihbarların giderleriyle diğer giderleri ve

    d) Poliçe bedelinin binde üçünü aşmamak üzere komisyon ücretini,

    isteyebilir.

    (2) Başvurma hakkı vadenin gelmesinden önce kullanılırsa, poliçe bedelinden bir iskonto yapılır. Bu iskonto başvurma tarihinde hamilin yerleşim yerinde geçerli olan resmî iskonto oranına göre hesap edilir.

    2. Ödeyen kişinin hakkı

    MADDE 726 (1) Poliçe bedelini ödemiş olan kişi kendisinden önce gelen borçlulardan;

    a) Ödemiş olduğu tutarın tamamını,

    b) Ödeme tarihinden itibaren bu tutarın faizini,

    c) Yaptığı giderleri ve

    d) Poliçe bedelinin binde ikisini aşmamak üzere komisyon ücretini,

    isteyebilir.

    VI – Makbuz

    1. Genel olarak

    MADDE 727 (1) Kendisine başvurulan veya başvurulması mümkün olan borçlu, başvurma konusu olan bedeli ödeyince, poliçe ve protesto belgesinin ayrıca doldurulacak bir makbuz ile birlikte kendisine verilmesini istemek hakkını haizdir.

    (2) Poliçeyi ödemiş olan her ciranta, kendi cirosunu ve kendisinden sonra gelen borçluların cirolarını çizebilir.

    2. Kısmi kabul hâlinde

    MADDE 728 (1) Poliçenin kısmen kabulünden sonra başvurma hakkının kullanılması hâlinde, poliçe bedelinin kabul edilmeyen kısmını ödeyen kişi, ödemenin poliçe üzerine yazılmasını ve kendisine bu hususta bir makbuz verilmesini isteyebilir. Bundan başka, onun sonradan diğerlerine karşı başvurma haklarını kullanabilmesi için, hamil ona poliçenin ve protestonun onaylı birer suretini vermek zorundadır.

    VII – Retret

    MADDE 729 (1) Başvurma hakkı olan herkes, poliçede aksine şart bulunmadıkça, kendisinden  önce  gelen borçlulardan  biri  üzerine  çekeceği  ve  bu kişinin yerleşim yerinde, görüldüğü anda ödenmesi şart olan ve “retret” denilen yeni bir poliçe aracılığıyla başvuruda bulunabilir.

    (2) Retret, 725 ve 726 ncı maddelerde gösterilen paralardan başka komisyon ücretini içerir.

    (3) Retret hamil tarafından düzenlenirse, poliçe bedeli poliçenin ödeneceği yerden, önceki borçlunun yerleşim yeri olan yer üzerine çekilen ve görüldüğünde ödenmesi şart olan bir poliçenin cari fiyatına göre belirlenir. Retret bir ciranta tarafından düzenlenirse, poliçe bedeli, retreti düzenleyen kişinin yerleşim yerinden önceki borçlunun yerleşim yeri olan yer üzerine çekilen ve görüldüğünde ödenmesi şart bulunan bir poliçenin cari fiyatına göre belirlenir.

    VIII – Başvurma hakkının düşmesi

    1. Genel olarak

    MADDE 730 (1) Hamil;

    a) Görüldüğünde veya görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart olan poliçeyi ibraz,

    b) Kabul etmeme veya ödememe protestosunu düzenleme,

    c) “Gidersiz iade olunacaktır” kaydının bulunması hâlinde, poliçeyi ödeme amacıyla ibraz,

    için belirli süreleri geçirirse, kabul eden kişi hariç olmak üzere, cirantalara, düzenleyene ve diğer borçlulara karşı sahip olduğu hakları kaybeder.

    (2) Hamil, kabul amacıyla ibraz edilmesi için düzenleyenin verdiği süreye uymazsa, kabul etmeme ve ödememe sebebiyle başvuru haklarını kaybeder; meğerki, düzenleyicinin yalnız kabule ait sorumluluğu istisna etmek istediği kayıttan anlaşılsın.

    (3) Ciroda ibraz için bir süre şart kılınmışsa ancak ciranta bu süreyi ileri sürebilir.

    2. Mücbir sebepler

    MADDE 731 (1) Kanunen belirli olan süreler içinde poliçenin ibrazı veya protesto düzenlenmesi, bir devletin mevzuatı veya herhangi bir mücbir sebep gibi aşılması imkânsız bir engel nedeniyle gerçekleştirilememişse, bu işlemler için belirli olan süreler uzatılır.

    (2) Hamil, mücbir sebepleri gecikmeksizin kendinden önce gelen kişiye ihbar etmekle ve bu ihbarı, altına tarih, yer ve imzasını da koyarak poliçeye veya alonja kaydetmekle yükümlüdür. Bunun dışında 723 üncü madde hükümleri uygulanır.

    (3) Mücbir sebeplerin ortadan kalkmasından sonra hamilin, poliçeyi gecikmesizin kabul veya ödeme amacıyla ibraz ve gereğinde protesto çekmesi şarttır.

    (4) Mücbir sebepler vadenin gelmesinden itibaren otuz günden çok sürerse,  poliçenin ibrazına ve protesto çekmeye gerek olmaksızın başvurma hakkı kullanılabilir.

    (5) Görüldüğünde veya görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart olan poliçeler hakkında otuz günlük süre, hamilin kendi cirantasına mücbir sebebi ihbar ettiği tarihten itibaren işler. Bu ihbar, ibraz süresinin bitmesinden önce de yapılabilir. Görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart olan poliçelerde otuz günlük süre, poliçede belirtilen süre kadar uzar.

    (6) Hamilin veya poliçeyi ibraza veya protesto çekmeye memur ettiği kişinin yalnız kendilerine ait olaylar mücbir sebeplerden sayılmaz.

    B) Sebepsiz zenginleşme

    MADDE 732– (1) Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakların korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş olması dolayısıyla, düzenleyenin veya kabul edenin poliçeden doğan yükümlülükleri düşmüş bile olsa, bunlar poliçenin hamiline karşı, onun zararına zenginleşmiş olabilecekleri kadar borçlu kalırlar.

    (2) Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem, muhataba, yerleşim yerli bir poliçeyi ödeyecek olan kimseye ve düzenleyen, poliçeyi başka bir kişi veya ticari işletme hesabına düzenlemiş olduğu takdirde o kişiye veya ticari işletmeye karşı da ileri sürülebilir.

    (3) Poliçeden doğan borcu düşmüş olan cirantaya karşı böyle bir istem ileri sürülemez.

    (4) Zamanaşımı süresi, poliçenin zamanaşımına uğradığı tarihi takip eden tarihten itibaren bir yıldır; ispat yükü, sebepsiz zenginleşmediğini iddia edene aittir.

    C) Poliçe karşılığının devri

    MADDE 733 (1) Düzenleyen hakkında iflasın açılmasıyla beraber, poliçe karşılığının veya düzenleyenin muhatap hesabına alacak olarak geçirdiği diğer paraların geri verilmesi hususunda düzenleyenin muhataba karşı poliçe ilişkisinden başka bir hukuki ilişkiden kaynaklanan istem hakkı poliçe hamiline geçmiş olur.

    (2) Düzenleyen, karşılık ilişkisinden dolayı haiz olduğu haklarını devrettiğini poliçede beyan ettiği takdirde, bu haklar, poliçe hamili kim ise ona ait olur.

    (3) Muhatap, iflasın açıldığı ilan edildikten veya kendisine devir durumu ihbar edildikten sonra yalnız poliçenin iadesi karşılığında usulü dairesinde hakkını ispat eden hamile karşı ödemede bulunabilir.

    D) Araya girme

    I – Genel hükümler

    MADDE 734– (1) Düzenleyen ve cirantalardan veya aval verenlerden her biri, poliçeyi gereğinde kabul edecek veya ödeyecek olan bir kişiyi gösterebilir.

    (2) Poliçe, aşağıda yazılı şartlar altında, poliçe dolayısıyla kendisine başvurulması mümkün olan herhangi bir borçlu için araya giren bir kişi tarafından kabul edilebilir veya ödenebilir.

    (3) Muhatap da dâhil her üçüncü kişi veya poliçeyi kabul eden kişi hariç olmak üzere, poliçeden dolayı zaten borçlu olan herkes araya girerek poliçeyi kabul edebilir veya bedelini ödeyebilir.

    (4) Araya girmek suretiyle kabul veya ödemede bulunan kişi, lehine araya girdiği borçluya durumu iki iş günü içinde ihbar etmek zorundadır. Bu süreye uymazsa ihbarda bulunmamış olmasından doğan zarardan, poliçe bedelini aşmamak üzere sorumlu olur.

    II – Araya girme suretiyle kabul

    1. Şartlar, hamilin durumu

    MADDE 735 (1) Vadenin gelmesinden önce, hamilin başvurma hakkını kullanabileceği bütün hâllerde, poliçe araya girilerek kabul edilebilir; meğerki, kabul için ibrazı menedilen bir poliçe söz konusu olsun.

    (2) Poliçeyi gereğinde ödeme yerinde kabul edecek veya ödeyecek olan bir kişi poliçede gösterildiği takdirde, hamil, o kişiye poliçeyi ibraz etmiş ve araya girme suretiyle kabul etmeme hâlinde kabul etmemeyi bir protesto ile tespit ettirmiş olmadıkça, o kişiyi göstermiş olan kişiye ve o kişiden sonra gelen borçlulara karşı vadenin gelmesinden önce başvurma hakkını kullanamaz.

    (3) Diğer araya girme hâllerinde hamil, araya girme suretiyle kabulü reddedebilir; ancak, buna izin verirse, araya girme suretiyle kimin lehine kabulde bulunmuşsa ona ve ondan sonra gelen borçlulara karşı vadenin gelmesinden önce başvurma haklarını kullanamaz.

    2. Şekil

    MADDE 736 (1) Araya girerek kabul, poliçe üzerine yazılır ve araya giren tarafından imza edilir. Kabul beyanında kimin lehine araya girildiği gösterilir; gösterilmemişse düzenleyen lehine kabul edilmiş sayılır.

    3. Araya girerek kabul edenin sorumluluğu

    MADDE 737 (1) Araya girerek kabul eden kişi, hamile ve kimin lehine araya girmişse, ondan sonra gelen borçlulara karşı tıpkı lehine araya girilen kişi gibi sorumlu olur.

    (2) Araya girerek kabule rağmen, lehine kabul gerçekleşen kişi ile ondan önce gelen borçlular 725 inci maddede gösterilen tutarı ödemek şartıyla hamilden, poliçenin ve varsa protesto belgesinin ve bir makbuzun verilmesini isteyebilir.

    III – Araya girerek ödeme

    1. Şartları

    MADDE 738 (1) Hamil, vadede veya vadeden önce başvurma haklarını kullanabileceği bütün hâllerde, araya girerek ödeme yapabilir.

    (2) Araya girerek ödeme, lehine ödenecek kişinin ödemeye zorunlu olduğu tutarın tamamını kapsar.

    (3) Bu ödemenin en geç, ödememe protestosunun çekilmesi için belirli olan son günün ertesi günü yapılması gerekir.

    2. Hamilin ibraz yükümlülüğü

    MADDE 739 (1) Poliçe, yerleşim yerleri ödeme yerinde bulunan kişiler tarafından araya girerek kabul edilmiş veya yerleşim yerleri ödeme yerinde bulunan kişiler gereğinde ödemede bulunmak üzere gösterilmişlerse, hamil en geç, ödememe protestosunun çekilmesi için belirli olan sürenin bittiği günün ertesi günü, poliçeyi bütün bu kişilere ibraz etmeye ve gereğinde araya girerek ödemeden kaçınılması hâlinde protesto çekmeye zorunludur.

    (2) Protesto, süresinde çekilmemişse, gereğinde ödeyecek kişiyi göstermiş olan veya araya girerek lehine poliçe kabul edilmiş bulunan kişi ile onlardan sonra gelen borçlular sorumluluktan kurtulur.

    3. Reddin sonucu

    MADDE 740 (1) Araya girilerek kendisine yapılan ödemeyi reddeden hamil, ödeme hâlinde borçtan kurtulacak kişilere karşı başvurma haklarını kaybeder.

    4. Makbuz

    MADDE 741 (1) Araya girilerek poliçe ödendiğinde, ödeme kimin için yapılmış ise, o kişi gösterilmek suretiyle poliçe üzerine makbuz niteliğinde bir kayıt yazılır. Kimin için ödendiği gösterilmediği takdirde ödeme, düzenleyen için yapılmış sayılır.

    (2) Poliçenin, varsa protestonun, araya girerek ödemede bulunan kişiye verilmesi gereklidir.

    5. Hakların devri, araya girenlerin birden fazla olması hâli

    MADDE 742 (1) Araya girerek ödemede bulunan kişi, lehine ödemede bulunduğu kişiye ve poliçeden dolayı ona borçlu olan kişilere karşı poliçeden doğan hakları iktisap eder. Ancak, poliçeyi yeniden ciro edemez.

    (2) Lehine ödemede bulunulan kişiden sonra gelen borçlular borçtan kurtulurlar.

    (3) Araya girerek ödemede bulunmak hususunda çeşitli teklifler yapılmışsa bu tekliflerden hangisi borçlulardan en çoğunu borçtan kurtaracaksa o tercih olunur. Ortada daha iyi bir teklif bulunduğunu bildiği hâlde araya girerek ödemede bulunan kişi, en iyi teklif tercih edilmiş olsaydı, kimler borçtan kurtulacak idiyseler onlara karşı başvurma hakkını kaybeder.

    ALTINCI AYIRIM

    Poliçe Nüshaları ve Suretleri

    A) Poliçe nüshaları

    I – İsteme hakkı

    MADDE 743 (1) Poliçe birbirinin aynı olmak üzere birden fazla nüsha olarak düzenlenebilir.

    (2) Bu nüshalara teselsül eden sıra numaraları konulur. Numaralar metne yazılır. Aksi takdirde nüshaların her biri ayrı bir poliçe kabul edilir.

    (3) Tek nüsha olarak düzenlendiği kaydını içermeyen bir poliçenin hamili, giderleri kendisine ait olmak üzere birden fazla nüsha verilmesini isteyebilir. Bu amaçla hamil kendi cirantasına başvurduğu takdirde, hamilin cirantası ve daha önceki cirantalar sıra ile birbirlerine ve ilk ciranta da düzenleyene başvurmaya zorunludurlar. Bundan başka cirantaların, yeni nüshalar üzerine kendi cirolarını yeniden yazmaları gereklidir.

    II – Nüshalar arasındaki ilişki

    MADDE 744 (1) Poliçe, nüshalarından biri üzerine yapılacak ödemenin diğer nüshaları hükümsüz kılacağı kaydını taşımasa bile, nüshalardan biri üzerine yapılan ödeme bütün nüshalardan doğan hakları düşürür. Ancak, kabul kaydını içerip de kendisine geri verilmemiş olan her nüshadan dolayı muhatabın sorumluluğu devam eder.

    (2) Birden fazla nüshayı farklı kişilere veren ciranta ile ondan sonra gelen borçlular, kendi imzalarını içerip de geri verilmemiş olan bütün nüshalardan dolayı sorumludurlar.

    III – Kabul şerhi

    MADDE 745 (1) Nüshalardan birini kabul için gönderen kişi, bu nüshayı elinde tutan kişinin adını diğer nüshalar üzerine yazmak zorundadır. Kabul için gönderilen nüshayı elinde tutan kişi; bunu, diğer nüshanın yetkili hamiline teslim etmekle yükümlüdür.

    (2) Teslimden kaçınırsa hamil başvurma hakkını, ancak;

    a) Kabul için gönderilen nüshanın, istemde bulunulmasına rağmen kendisine teslim olunmadığı,

    b) Diğer nüsha üzerinde de kabulün veya ödemenin sağlanamadığı,

    hususları bir protesto ile tespit ettirilmiş olduğu takdirde kullanabilir.

    B) Poliçe suretleri

    I – Şekil ve hükümleri

    MADDE 746 (1) Her poliçe hamilinin, poliçe suretlerini çıkarmaya hakkı vardır.

    (2) Suretin, cirolar ve poliçede bulunan diğer bütün kayıtlarla birlikte senedin aslını aynen içermesi ve nerede son bulduğunu göstermesi şarttır.

    (3) Suret, aslı gibi ve aynı hükümler doğurmak üzere ciro edilebilir ve aval taahhüdüne konu olabilir.

    II – Senet aslının teslimi

    MADDE 747 (1) Suretin, senet aslının kimin elinde bulunduğunu göstermesi gerekir. Senet aslını elinde tutan kişi, bunu, suretin yetkili hamiline teslim ile yükümlüdür.

    (2) Teslimden kaçınılması hâlinde hamil; ancak istemine rağmen senet aslının kendisine teslim edilmediğini bir protesto ile tespit ettirdiği takdirde, suretin cirantalarına ve suret üzerine aval veren kişilere karşı başvurma haklarını kullanabilir.

    (3) Senedin aslı, suretin düzenlenmesinden önce en son olarak aslına yazılmış olan cirodan sonra “buradan itibaren ancak suret üzerine yazılacak cirolar geçerlidir” kaydını veya buna benzer bir kaydı içerirse, bundan sonra senedin aslına yazılacak cirolar geçersizdir.

    YEDİNCİ AYIRIM

    Çeşitli Hükümler

    A) Senet metnindeki değişiklikler

    MADDE 748 (1) Bir poliçe metni değiştirildiği takdirde, değiştirmeden sonra poliçe üzerine imza koymuş olan kişiler, değişmiş metne ve ondan önce imzasını koyanlar ise eski metne göre sorumlu olurlar.

    B) Zamanaşımı

    I – Süreler

    MADDE 749 (1) Poliçeyi kabul edene karşı ileri sürülecek poliçeden doğan istemler, vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

    (2) Hamilin, cirantalarla düzenleyene karşı ileri süreceği istemler, süresinde çekilen protesto tarihinden veya senette “gidersiz iade olunacaktır” kaydı varsa vadenin dolduğu tarihten itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

    (3) Bir cirantanın başka cirantalarla düzenleyen aleyhine ileri süreceği istemler, cirantanın poliçeyi ödediği veya poliçenin dava yolu ile kendisine karşı ileri sürüldüğü tarihten itibaren altı ay geçmekle zamanaşımına uğrar.

    II – Kesilme

    1. Sebepleri

    MADDE 750– (1) Zamanaşımı; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesiyle kesilir.

    2. Hükümleri

    MADDE 751 (1) Zamanaşımını kesen işlem, kimin hakkında meydana gelmişse ancak ona karşı hüküm ifade eder.

    (2) Zamanaşımı kesilince, süresi aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar.

    C) Süreler

    1. Tatil günleri

    MADDE 752 (1) Vadesi pazara veya diğer bir resmî tatil gününe rastlayan poliçenin ödenmesi, ancak tatili izleyen ilk iş günü istenebilir. Poliçeye ilişkin diğer bütün işlemler, özellikle kabul için ibraz ve protesto işlemleri de tatilde yapılmayıp ancak bir iş gününde yapılabilir.

    (2) Bu işlemlerden birinin, son günü pazara veya başka bir resmî tatil gününe rastlayan bir süre içinde yapılması gerektiği takdirde, bu süre onu izleyen ilk iş gününe kadar uzar. Aradaki tatil günleri süre hesabına dâhildir.

    2. Sürenin hesaplanması

    MADDE 753 (1) Kanunun bu Kısmında veya poliçede gösterilen süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmaz.

    3. Atıfet süreleri

    MADDE 754 (1) Poliçelerde kanuni veya yargısal atıfet süreleri geçerli değildir.

    D) Poliçeye ilişkin işlemlerin yapılacağı yer

    MADDE 755 (1) Poliçeyi kabul veya ödeme için ibraz etmek, protesto çekmek, poliçenin bir nüshasının verilmesini istemek gibi belirli bir kişi nezdinde yapılacak olan bütün işlemlerin, bu kişinin ticaret yerinde ve böyle bir yeri yoksa konutunda yapılması gereklidir.

    (2) Ticaret yeri veya konutun bulunduğu yer dikkatle araştırılır. Kolluktan veya yerel posta yönetiminden edinilen bilgilerden bir sonuç çıkmadığı takdirde başka araştırma yapmaya gerek yoktur.

    E) İmzalar

    MADDE 756 (1) Poliçe üzerindeki beyanların el ile imza edilmesi gerekir.

    (2) El ile atılan imza yerine, mekanik herhangi bir araç veya elle yapılan veya onaylanmış bir işaret veya resmî bir şahadetname kullanılamaz.

    F) İptal

    I – Önleyici önlemler

    MADDE 757 (1) İradesi dışında poliçe elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatabın poliçeyi ödemekten menedilmesini isteyebilir.

    (2) Mahkeme, ödemeyi meneden kararında muhataba, vadenin gelmesi üzerine poliçe bedelini tevdi etmeye izin verir ve tevdi yerini gösterir.

    II – Poliçeyi eline geçiren kişinin bilinmesi

    MADDE 758 (1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilindiği takdirde, mahkeme, dilekçe sahibine iade davası açması için uygun bir süre verir.

    (2) Dilekçe sahibi verilen süre içinde davayı açmazsa, mahkeme, muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.

    III – Poliçeyi eline geçirenin bilinmemesi

    1. Dilekçe sahibinin yükümlülükleri

    MADDE 759 (1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilinmiyorsa, poliçenin iptaline karar verilmesi istenebilir.

    (2) İptal isteminde bulunan kişi, poliçe elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür.

    2. İhtar

    a) İçeriği

    MADDE 760 (1) Mahkeme, dilekçe sahibinin, poliçe elinde iken zıyaa uğradığına dair verdiği açıklamaları inandırıcı bulursa, verilecek ilanla, poliçeyi eline geçireni, poliçeyi belirli bir süre içinde getirmeye davet ve aksi takdirde poliçenin iptaline karar vereceğini ihtar eder.

    b) Süreler

    MADDE 761 (1) Poliçeyi getirme süresi en az üç ay ve en çok bir yıldır.

    (2) Vadesi gelmiş poliçelerde zamanaşımı, üç ayın geçmesinden önce gerçekleşirse, mahkeme üç aylık süre ile bağlı değildir.

    (3) Süre, vadesi gelen poliçeler hakkında birinci ilan gününden, vadesi gelmeyen poliçeler hakkında vadenin gelmesinden itibaren işler.

    c) İlan

    MADDE 762 (1) Poliçenin getirilmesine ilişkin ilan, 35 inci maddede yazılı gazete ile üç defa yapılır.

    (2) Özellik gösteren olaylarda, mahkeme, uygun göreceği daha başka ilan önlemlerine de başvurabilir.

    IV – İade davası

    MADDE 763 (1) Elden çıkan poliçe mahkemeye sunulursa, mahkeme, iade davası açması için dilekçe sahibine uygun bir süre verir. Dilekçe sahibi bu süre içinde  dava açmazsa, mahkeme, poliçeyi, sunmuş olana geri verir ve muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.

    V – İptal kararı

    MADDE 764 (1) Elden çıkan poliçe, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, iptaline karar verilir.

    (2) Poliçenin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, dilekçe sahibi kabul edene karşı poliçeden doğan istem hakkını ileri sürebilir.

    VI – Teminat

    MADDE 765 (1) Mahkeme, iptale karar vermeden önce, kabul edene, poliçe bedelini tevdi etme ve yeterli teminat karşılığında bunu ödeme yükümünü getirebilir.

    (2) Teminat, poliçeyi iyiniyetle iktisap eden kişinin uğrayabileceği zarara bir karşılık oluşturur. Senet iptal edildiği veya senetten doğan haklar diğer bir sebeple ortadan kalktığı takdirde, teminat geri alınır.

    SEKİZİNCİ AYIRIM

    Kanunlar İhtilafı

    A)  Ehliyet

    MADDE 766 (1) Bir kişinin poliçe ile borçlanması için gereken ehliyet tabi bulunduğu devletin hukukuna göre belirlenir. Bu hukuk diğer bir ülkenin hukukuna göndermede bulunuyorsa, o hukuk uygulanır.

    (2) Birinci fıkrada öngörülen hukuk gereğince ehliyete sahip olmayan kişi, hukuku bakımından kendisini ehil sayan bir ülkede imza koymuşsa, orada olduğu gibi geçerli şekilde borçlanır.

    B) Şekil ve süreler

    I – Genel olarak

    MADDE 767 (1) Poliçe ile yapılan borçlanmaların şekli, bu borçlanmaların imzalandığı ülkenin hukukuna tabidir.

    (2) Bir poliçeye ilişkin borçlanma, yapıldığı ülkenin hukuku uyarınca şekil bakımından geçerli olmamakla beraber, aynı poliçeye ilişkin sonraki bir borçlanmanın yapıldığı ülke hukukunca geçerli bulunursa, ilk borçlanmanın şekil bakımından geçerli olmayışı, sonraki borçlanmanın geçerliliğini etkilemez.

    (3) Bir Türkün, yabancı ülkede poliçeyle borçlanması, Türk hukukunun  gösterdiği şekle uygun bulunduğu takdirde, Türkiye’de başka bir Türke karşı geçerlidir.

    II – Hakların kullanılması ve korunmasına ilişkin işlemler

    MADDE 768 (1) Protestonun şekli ve protesto çekilmesi için belirli olan sürelerle poliçeden doğan hakların kullanılması veya korunması için gerekli diğer işlemlerin şekli, protestonun çekilmesi veya işlemin yapılması gereken ülkenin hukukuna göre belirlenir.

    III – Başvurma hakkı

    MADDE 769 (1) Başvurma haklarının kullanılması için uyulması gereken süreler, bütün poliçe borçluları hakkında poliçenin düzenlendiği yerde geçerli olan hukuka göre belirlenir.

    C) Borçlanmaların hükümleri

    I – Genel olarak

    MADDE 770 (1) Bir poliçeyi kabul eden kişinin borçlanmalarından doğan sonuçlar, ödeme yerindeki hukuka göre belirlenir.

    (2) Senetteki diğer borçluların borçlanmalarından doğan sonuçlar, bu borçlanmalar hangi ülkede imza edilmiş ise o ülke hukukuna tabi olur.

    II – Kısmi kabul ve ödeme

    MADDE 771 (1) Kabulün, poliçedeki bedelin bir kısmına özgülenip özgülenmeyeceği ve hamilin kısmi ödemeyi kabule zorunlu bulunup bulunmadığı, ödeme yerindeki hukuka tabidir.

    III – Ödeme

    MADDE 772 (1) Vade geldiğinde ödeme, özellikle vadenin geldiği günün ve ödeme tarihinin hesaplanması, bedeli yabancı bir ülke parasıyla gösterilmiş poliçelerin ödenmesi, poliçenin hangi ülkede ödenmesi gerekiyorsa o ülkedeki hukuka göre belirlenir.

    IV – Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar

    MADDE 773 (1) Muhatap, yerleşim yerli poliçeyi ödeyecek olan üçüncü kişi ve düzenleyenin, poliçeyi hesabına düzenlediği kişi veya ticari işletme aleyhine sebepsiz zenginleşmeden doğan istemler, bu kişilerin yerleşim yerlerinin bulunduğu ülkenin hukukuna göre belirlenir.

    V – Karşılığın hamile geçmesi

    MADDE 774 (1) Bir poliçe hamilinin, senedin düzenlenmesine sebep olan alacağı iktisap edip etmeyeceğini, senedin düzenlendiği yerdeki hukuk belirler.

    VI – İptal kararı

    MADDE 775 (1) Poliçenin kaybolması veya çalınması hâlinde alınacak tedbirleri, ödeme yerindeki hukuk belirler.

    İKİNCİ BÖLÜM

    Bono veya Emre Yazılı Senet

    A) Unsurlar

    MADDE 776 (1) Bono veya emre yazılı senet;

    a) Senet metninde “bono” veya “emre yazılı senet” kelimesini ve senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde bono veya emre yazılı senet karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,

    b) Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini,

    c) Vadeyi,

    d) Ödeme yerini,

    e) Kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adını,

    f) Düzenlenme tarihini ve yerini,

    g) Düzenleyenin imzasını,

    içerir.

    B) Unsurların bulunmaması

    MADDE 777 (1) İkinci ilâ dördüncü fıkralarda yazılı hâller saklı kalmak üzere, 776 ncı maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet bono sayılmaz.

    (2) Vadesi gösterilmemiş olan bono, görüldüğünde ödenmesi şart olan bir bono sayılır.

    (3) Açıklık bulunmadığı takdirde senedin düzenlendiği yer, ödeme yeri ve aynı zamanda düzenleyenin yerleşim yeri sayılır.

    (4) Düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bono, düzenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır.

    C) Uygulanacak hükümler

    MADDE 778 (1) Bononun niteliğine aykırı düşmedikçe;

    a) Poliçelerin cirosuna ilişkin 681 ilâ 690,

    b) Vadeye dair 703 ilâ 707,

    c) Ödeme hakkındaki 708 ilâ 712,

    d) Ödememe hâlinde başvurma haklarına dair 713 ilâ 727 ve 729 ilâ 732,

    e) Araya girme suretiyle ödemeye ilişkin 734, 738 ilâ 742,

    f) Suretler hakkındaki 746 ve 747,

    g) Değiştirmeye dair 748,

    h) Zamanaşımına dair 749 ilâ 751,

    ı) İptale dair 757 ilâ 765,

    i) Tatil günleri, sürelerin hesabı, atıfet sürelerine ilişkin yasak, poliçeye dair işlemlerin yapılması gereken yer ve imza hakkındaki 752 ilâ 756,

    j) Kanunlar ihtilâfına dair 766 ilâ 775 inci,

    maddeler hükümleri bonolar hakkında da geçerlidir.

    (2) Ayrıca;

    a) Üçüncü bir kişinin yerleşim yerinden veya muhatabın yerleşim yerinden başka bir yerde ödenmesi şart olan poliçeye ilişkin 674 ve 697 nci,

    b) Faiz şartına dair 675 inci,

    c) Ödenecek bedele dair çeşitli beyanlar hakkındaki 676 ncı,

    d) Geçerli olmayan imzanın sonuçlarına ilişkin 677 nci,

    e) Yetkisiz veya yetkiyi aşan kimsenin imzasına ilişkin 678 ve 679 uncu,

    f) Açık poliçeye dair 680 inci,

    madde hükümleri de bonolara uygulanır. 

    (3) Avale ilişkin 700 ilâ 702 nci maddeler de bonolar hakkında uygulanır.

    (4) 701 inci maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen hâlde aval, avalin kimin hesabına verildiğini göstermezse, bonoyu düzenleyen kimse hesabına verilmiş sayılır.

    D) Düzenleyenin sorumluluğu

    MADDE 779 (1) Bir bonoyu düzenleyen kişi, tıpkı bir poliçeyi kabul eden gibi sorumludur.

    (2) Görüldüğünden belirli bir süre sonra ödenmesi şart olan bonoların düzenleyene 693 üncü maddede yazılı süreler içinde ibraz olunması gerekir.

    (3) Düzenleyen, bononun kendisine ibraz edildiğini bono üzerine ibraz gününü işaret etmek ve imzasını koymak suretiyle doğrular. Süre, ibraz kaydı tarihinden itibaren işlemeye başlar. Düzenleyen; bononun kendisine ibraz edildiğini, gününü işaret etmek suretiyle doğrulamaktan kaçınırsa, bu durum bir protesto ile belirlenir. Bu takdirde süre protesto gününden itibaren işlemeye başlar.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    Çek

    BİRİNCİ AYIRIM

    Çeklerin Düzenlenmesi ve Şekli

    A) Şekli

    I – Unsurlar

    MADDE 780 (1) Çek;

    a) Senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,

    b) Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi,

    c) Ödeyecek kişinin, “muhatabın” ticaret unvanını,

    d) Ödeme yerini,

    e) Düzenlenme tarihini ve yerini,

    f) Düzenleyenin imzasını,

    içerir.

    II – Unsurların bulunmaması

    MADDE 781 (1) 780 inci maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet, ikinci ve üçüncü fıkralarda yazılı hâller dışında çek sayılmaz.

    (2) Çekte açıklık yoksa, muhatabın ticaret unvanı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Muhatabın ticaret unvanı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde ödenir.

    (3) Düzenlenme yeri gösterilmemiş olan çek, düzenleyenin adı yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır.

    B) Münferit unsurlar

    I – Muhatap

    1. Muhatap olma ehliyeti

    MADDE 782 (1) Türkiye’de ödenecek çeklerde muhatap ancak bir banka olabilir.

    (2) Diğer bir kişi üzerine düzenlenen çek yalnız havale hükmündedir.

    2. Karşılık

    MADDE 783 (1) Bir çekin düzenlenmesi için, muhatabın elinde düzenleyenin emrine tahsis edilmiş bir karşılık bulunması ve düzenleyenin bu karşılık üzerinde çek düzenlemek suretiyle tasarruf hakkını haiz olacağına dair muhatapla düzenleyen arasında açık veya zımni bir anlaşma bulunması şarttır. Ancak, bu hükümlere uyulmaması hâlinde senedin çek olarak geçerliliği etkilenmez.

    (2) Düzenleyen, muhatap nezdinde çekin ancak bir kısım karşılığını hazır bulundurduğu takdirde, muhatap, bu tutarı ödemekle yükümlüdür.

    (3) Muhatap nezdinde karşılığı kısmen veya tamamen bulunmayan bir çek düzenleyen kişi, çekin karşılıksız kalan bedelinin yüzde onunu ödemekle yükümlü olduktan başka, hamilin bu yüzden uğradığı zararı da tazmin eder.

    II – Kabul yasağı

    MADDE 784 (1) Çek hakkında kabul işlemi yapılamaz. Çek üzerine yazılmış bir kabul kaydı, yazılmamış sayılır.

    III – Kimin lehine çekilebileceği

    MADDE 785 (1) Çek;

    a) “Emre yazılı” kaydıyla veya bu kayıt olmadan belirli bir kişiye,

    b) “Emre yazılı değildir” kaydıyla veya buna benzer bir kayıtla belirli bir kişiye,

    c) Veya hamile,

    ödenmek üzere çekilebilir.

    (2) Belirli bir kişi lehine “veya hamiline” kelimelerinin veya buna benzer başka bir ibarenin eklenmesiyle düzenlenen çek, hamiline yazılı çek sayılır.

    (3) Kimin lehine düzenlendiği gösterilmemiş olan bir çek, hamiline yazılı çek hükmündedir.

    IV – Faiz şartı

    MADDE 786 (1) Çekte öngörülen herhangi bir faiz şartı yazılmamış sayılır.

    V – Adresli ve yerleşme yerli çek

    MADDE 787 (1) Çek, muhatabın yerleşim yerinde veya başka bir yerde üçüncü bir kişi nezdinde ödenmek üzere düzenlenebilir. Ancak, bu üçüncü kişinin bir banka olması şarttır.

    İKİNCİ AYIRIM

    Devir

    A) Devredilebilirlik

    MADDE 788 (1) Açıkça “emre yazılı” kaydıyla veya bu kayıt olmadan belirli bir kişi lehine ödenmesi şart kılınan bir çek, ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devredilebilir.

    (2) “Emre yazılı değildir” kaydıyla veya buna benzer bir kayıtla belirli bir kişi lehine ödenmesi şart kılınan bir çek, ancak alacağın temlikiyle devredilebilir. Bu devir, alacağın temlikinin hukuki sonuçlarını doğurur.

    (3) Ciro, düzenleyen veya çekten dolayı borçlu olanlardan herhangi biri lehine de yapılabilir. Bu kişiler çeki yeniden ciro edebilirler.

    B) Ciro

    I – Genel olarak

    MADDE 789 (1) Cironun kayıtsız ve şartsız olması gereklidir. Ciro, şartlara tabi tutulmuşsa bunlar yazılmamış sayılır.

    (2) Kısmi ciro ve muhatabın cirosu batıldır.

    (3) Hamiline yazılı ciro beyaz ciro hükmündedir.

    (4) Muhatap lehindeki ciro yalnız makbuz hükmündedir; meğerki, muhatabın birden fazla şubesi olup da, ciro, muhatap şubeden başka bir şube üzerine yazılmış bulunsun.

    II – Hak sahipliğini ispat görevi

    MADDE 790 (1) Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse, bu son ciroyu imzalayan kişi çeki beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır.

    III – Hamiline yazılı çek üzerine yapılan ciro

    MADDE 791 (1) Hamiline yazılı bir çek üzerine yapılan ciro, cirantayı, başvurma hakkına dair hükümler gereğince sorumlu kılarsa da senedin niteliğini değiştirerek onu emre yazılı bir çek hâline getirmez.

    C) Elden çıkan çek

    MADDE 792 (1) Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı,  ister  ciro yoluyla devredilebilen  bir çek  söz konusu  olup da  hamil  hakkını  790 ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.

    D) Protestodan ve ibraz süresinin geçmesinden sonraki ciro

    MADDE 793 (1) Protestonun düzenlenmesinden veya aynı nitelikte bir belirlemeden veya ibraz süresinin geçmesinden sonra yapılan ciro, ancak alacağın temlikinin sonuçlarını doğurur.

    (2) Tarihsiz bir cironun, protesto veya aynı nitelikte bir belirlemeden veya ibraz süresinin geçmesinden önce yapıldığı, aksi sabit oluncaya kadar karinedir.

    ÜÇÜNCÜ AYIRIM

    Ödeme ve Ödememe

    A) Ödeme

    I – Aval

    MADDE 794 (1) Çekte yazılı bedelin ödenmesi, kısmen veya tamamen aval ile teminat altına alınabilir.

    (2) Bu teminat, muhatap hariç olmak üzere üçüncü bir kişi veya çek üzerinde imzası bulunan bir kişi tarafından da verilebilir.

    II – Muacceliyet

    MADDE 795 (1) Çek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir.

    (2) Düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir.

    III – Ödeme için ibraz

    1. Genel olarak

    MADDE 796 (1) Bir çek, düzenlendiği yerde ödenecekse on gün; düzenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.

    (2) Ödeneceği ülkeden başka bir ülkede düzenlenen çek, düzenlenme yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir ay ve ayrı kıtalarda ise üç ay içinde muhataba ibraz edilmelidir. Bu bakımdan, bir Avrupa ülkesinde düzenlenip de Akdenize sahili bulunan bir ülkede ödenecek olan ve aynı şekilde Akdenize sahili olan bir ülkede düzenlenip bir Avrupa ülkesinde ödenmesi gereken çekler aynı kıtada düzenlenmiş ve ödenmesi şart kılınmış sayılır.

    (3) Birinci ve ikinci fıkralarda yazılı süreler, çekte yazılı olan düzenlenme tarihinin ertesi günü başlar.

    2. Takvim farklılığı

    MADDE 797 (1) Çek, takvimleri farklı olan iki yer arasında çekildiği takdirde; düzenlenme günü, ödeme yerindeki takvimin onu karşılayan gününe dönüştürülür.

    3. Takas odası

    MADDE 798 (1) Çekin bir takas odasına ibrazı ödeme için ibraz yerine geçer.

    IV – Çekten cayma

    1. Genel olarak

    MADDE 799 (1) Çekten cayma ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder.

    (2) Çekten cayılmamışsa, muhatap, ibraz süresinin geçmesinden sonra da çeki ödeyebilir.

    2. Özel hâller

    MADDE 800 (1) Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medenî haklarını kullanma ehliyetini kaybetmesi veya iflası çekin geçerliliğini etkilemez.

    V – Ciroların incelenmesi

    MADDE 801 (1) Cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, cirolar arasında düzenli bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.

    VI – Yabancı ülke parasıyla ödenecek çek

    MADDE 802 (1) Çekin ödeme yerinde rayici olmayan bir para ile ödenmesi şart koşulmuş ise, bedeli, çekin ibraz günündeki değerine göre o ülke parası ile ödenebilir. İbraz edilmesine rağmen ödenmediği takdirde hamil, çek bedelinin dilerse ibraz dilerse ödeme günlerindeki rayiç değerine göre ülke parasıyla ödenmesini isteyebilir.

    (2) Yabancı ülke parasının değeri, ödeme yerindeki ticari teamüllere göre belirlenir. Bununla beraber düzenleyen, ödenecek tutarın çekte yazılı belirli bir kura göre hesap olunmasını şart koşabilir.

    (3) Düzenleyen, ödemenin belirli bir para ile yapılmasını (aynen ödemeyi) şart koşmuş ise birinci ve ikinci fıkra hükümleri uygulanmaz.

    (4) Çek bedeli, düzenlenme ve ödeme ülkelerinde aynı adı taşıyan ve fakat değerleri birbirinden farklı olan para ile gösterildiği takdirde, ödeme yerindeki para kastedilmiş sayılır.

    VII – Çizgili çek

    1. Şekil ve şartları

    MADDE 803 (1) Bir çekin düzenleyeni veya hamili onu, 804 üncü maddede gösterilen sonuçları doğurmak üzere çizebilir.

    (2) Çekin çizilmesi, çekin ön yüzüne birbirine paralel iki çizgi çekilerek yapılır. Çek, genel veya özel olarak çizilebilir.

    (3) İki çizgi arasına hiçbir ibare konmamış veya “banka” kelimesi veya buna benzer bir ibare konmuş ise çek, genel olarak çizilmiş demektir.

    (4) İki çizgi arasına belirli bir bankanın ticaret unvanı yazılmış ise çek, özel olarak çizilmiş demektir.

    (5) Genel çizgi özel çizgiye dönüştürülebilir; özel çizgi genel çizgiye dönüştürülemez.

    (6) Çizgilerin veya zikredilen bankanın ticaret unvanının silinmesi hükümsüz sayılır.

    2. Hükümleri

    MADDE 804 (1) Genel olarak çizilen bir çek, muhatap tarafından ancak bir bankaya veya muhatabın bir müşterisine ödenebilir.

    (2) Özel olarak çizilen bir çek, muhatap tarafından ancak ticaret unvanı gösterilen bankaya veya bu banka muhatap ise onun müşterisine ödenebilir. Ticaret unvanı gösterilen banka, bedelin tahsili işini diğer bir bankaya bırakabilir.

    (3) Bir banka, çizgili çeki, ancak müşterilerinden veya diğer bir bankadan iktisap edebilir. Aynı şekilde onu, sözü geçen kişilerden başkaları hesabına tahsil edemez.

    (4) Çek, birden fazla özel olarak çizilmiş ise, muhatabın bu çeki ödeyebilmesi için çekin ikiden fazla çizilmemiş olması ve çizgilerden birinin, çekin bir takas odası tarafından tahsil edilebilmesi amacı ile yapılmış olması şarttır.

    (5) Birinci ilâ dördüncü fıkralara aykırı hareket eden muhatap veya banka, çek bedelini aşmamak üzere, oluşan zarardan sorumludur.

    VIII – Hesaba geçirilmek üzere düzenlenen çek

    1. Genel olarak

    MADDE 805 (1) Bir çekin düzenleyeni veya hamili çekin ön yüzüne “hesaba geçirilecektir” kaydını veya buna benzer bir ibareyi yazarak çekin nakden ödenmesini önleyebilir. Bu takdirde çek, muhatap tarafından ancak hesaba alacak kaydı, takas, hesap nakli suretiyle kayden ödenebilir. Bu kayıtlar ödeme yerine geçer.

    (2) “hesaba geçirilecektir” kaydının çizilmesi geçersizdir.

    (3) Birinci ve ikinci fıkralara aykırı hareket eden muhatap, çekin bedelini aşmamak üzere, zarardan sorumludur.

    2. Hamilin hakları

    a) İflas hâlinde

    MADDE 806 (1) Hesaba geçirilmek üzere düzenlenen bir çekin hamili, muhatap iflas etmiş veya bir ilamla ispatlanmamış olsa bile ödemelerini tatil etmiş ya da aleyhine yapılan herhangi bir icra takibi semeresiz kalmışsa, çek bedelinin nakden ödenmesini muhataptan isteyebileceği gibi, ödememe hâlinde başvurma hakkını da kullanabilir.

    b) Hesaba geçirilmeme hâlinde

    MADDE 807 (1) Hesaba geçirilmek üzere düzenlenen bir çekin hamili; muhatabın, çek bedelini kayıtsız ve şartsız bir alacak olarak hesaba geçirmekten kaçındığını veya ödeme yerindeki takas odasının, bu çekin, hamilin borçlarına mahsup edilmek kabiliyetini haiz olmadığını beyan etmiş bulunduğunu ispat ederse, başvurma haklarını kullanabilir.

    B) Ödememe

    I – Hamilin başvurma hakları

    MADDE 808 (1) Zamanında ibraz edilmiş olan çekin ödenmemiş olduğu ve ödememe hâli;

    a) Resmî bir belge, “protesto” ile,

    b) Muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle, çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla,

    c) Bir takas odasının, çek zamanında teslim edildiği hâlde ödenmediğini tespit eden tarihli bir beyanıyla,

    sabit bulunduğu takdirde hamil; cirantalar, düzenleyen ve diğer çek borçlularına karşı başvurma haklarını kullanabilir.

    II – Protesto

    MADDE 809 (1) Protesto veya buna denk olan belirleme, ibraz süresinin geçmesinden önce yapılmalıdır.

    (2) İbraz, sürenin son gününde yapılırsa, protesto veya buna denk belirleme, izleyen iş gününde de yapılabilir.

    III – Başvurma hakkının kapsamı

    MADDE 810 (1) Hamil, başvurma yolu ile;

    a) Çekin ödenmemiş olan bedelini,

    b) İbraz gününden itibaren bu tutarın faizini,

    c) Protestonun veya buna denk olan belirlemenin ve gönderilen ihbarnamelerin giderleri ile diğer giderleri ve

    d) Çek bedelinin binde üçünü aşmamak üzere komisyon ücretini,

    isteyebilir.

    IV – Mücbir sebepler

    MADDE 811 (1) Kanunen belirli olan süreler içinde çekin ibrazı veya protesto edilmesi veya buna denk bir belirlemenin yapılması, bir devletin mevzuatı veya herhangi bir mücbir sebep gibi aşılması imkânsız bir engel nedeniyle gerçekleştirilememişse, bu işlemler için belirli olan süreler uzar.

    (2) Hamil, mücbir sebebi gecikmeksizin kendi cirantasına ihbar etmeye ve bu ihbarı çeke veya alonja kaydedip, bunun altına, yerini ve tarihini yazarak imzalamakla zorunludur. 723 üncü madde hükümleri burada da uygulanır.

    (3) Mücbir sebebin ortadan kalkmasından sonra hamil, çeki gecikmeksizin ödeme amacıyla ibraz etmek ve gereğinde protesto veya buna eş değerde bir belirlemeyi yaptırmak zorundadır.

    (4) Mücbir sebep, ibraz süresinin bitiminden önce olmak şartıyla, hamilin bu sebebi kendinden önce gelen borçluya ihbar ettiği günden itibaren onbeş günden fazla devam ederse, çekin ibrazına ve protesto çekilmesine veya buna eş değerde bir belirlemeye gerek kalmaksızın başvurma hakkı kullanılabilir.

    (5) Hamilin veya çeki ibraz etmekle, protesto çekmekle ya da aynı nitelikte bir belirlemeyi yaptırmakla görevlendirdiği kişinin, sadece kendileriyle ilgili olgular mücbir sebep sayılmaz.

    DÖRDÜNCÜ AYIRIM

    Çeşitli Hükümler

    A) Sahte veya tahrif edilmiş çek

    MADDE 812 (1) Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğerki, senette düzenleyen olarak gösterilen kişiye, kendisine verilen çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun yüklenmesi mümkün olsun.

    B) Çekin birden fazla nüsha olarak düzenlenmesi

    MADDE 813 (1) Hamiline yazılı çekler hariç olmak üzere; bir ülkede düzenlenip de diğer bir ülkede veya aynı ülkenin denizaşırı bir kısmında ödenmesi şart olan ve aksine, bir ülkenin denizaşırı bir kısmında düzenlenip o ülkede ödenmesi şart olan ya da aynı ülkenin denizaşırı olan aynı kısmında yahut çeşitli kısımlarında düzenlenip ödenmesi şart olan her çek, birbirinin aynı olarak çeşitli nüshalar hâlinde düzenlenebilir. Bu nüshalar senet metninde teselsül eden sıra numaraları ile gösterilir. Aksi takdirde her nüsha ayrı bir çek sayılır.

    C) Zamanaşımı

    MADDE 814 (1) Hamilin, cirantalarla düzenleyene ve diğer çek borçlularına karşı sahip olduğu başvurma hakları, ibraz süresinin bitiminden itibaren altı ay geçmekle zamanaşımına uğrar.

    (2) Çek borçlularından birinin diğerine karşı sahip olduğu başvurma hakları, bu çek borçlusunun çeki ödediği veya çekin  dava yolu ile kendisine karşı ileri sürüldüğü tarihten itibaren altı ay geçmekle zamanaşımına uğrar.

    D) Bankanın tanımı

    MADDE 815– (1) Bu Kısımda geçen “banka”dan  amaç, Bankacılık Kanununa tabi olan kuruluşlardır. Ancak, ödeme yeri Türkiye dışında olan çekler hakkında “banka” teriminden hangi kuruluşların anlaşılacağı ödeme yeri hukukuna göre belirlenir.

    E) Süreler

    I – Tatil günleri

    MADDE 816 (1) Bir çekin ibrazı ve protestosu, ancak bir iş gününde yapılabilir.

    (2) Çeke ilişkin işlemler ve özellikle ibraz ve protesto veya buna eş değer belirleme işlemlerinin yapılması için kanunla belirli sürenin son günü, pazara veya diğer bir tatil gününe rastladığı takdirde, bu süre onu izleyen ilk iş gününü kapsayacak kadar uzar. Aradaki tatil günleri süre hesabına dâhildir.

    II – Sürelerin hesabı

    MADDE 817 (1) Kanunun bu Kısmında gösterilen süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmaz.

    F) Uygulanacak hükümler

    MADDE 818 (1) Poliçeye ait aşağıdaki hükümler çek hakkında da uygulanır:

    a) Düzenleyenin bizzat kendi emrine, kendi üzerine ve üçüncü kişi hesabına düzenlediği poliçeler hakkındaki 673 üncü madde.

    b) Poliçede gösterilen bedeller arasındaki farklara ilişkin 676 ncı madde.

    c) Borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasına, yetkisiz imzaya, düzenleyenin sorumluluğuna ve açık poliçeye ait 677 ilâ 680 inci maddeler.

    d) Ciro hakkındaki 683 ilâ 685 inci maddeler.

    e) Poliçeye ait def’ilere ilişkin 687 nci madde.

    f) Vekâleten yapılan cirodan doğan haklara dair 688 inci madde.

    g) Avalin şekil ve hükümleri hakkındaki 701 ve 702 nci maddeler.

    h) Makbuz istemek hakkına ve kısmen ödemeye dair 709 uncu madde.

    ı) Protestoya ait 715 ilâ 717 nci ve 719 ilâ 721 inci maddeler.

    i) “Protestosuz” kaydına dair 722 nci madde.

    j) İhbar hakkındaki 723 üncü madde.

    k) Poliçe borçlularının müteselsil sorumluluğuna dair 724 üncü madde.

    l) Poliçenin ödenmesi hâlinde başvurma hakkına ve poliçenin, protestonun ve  makbuzun kendisine verilmesini istemek hakkına dair 726 ve 727 nci maddeler.

    m) Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklara dair 732 nci madde.

    n) Poliçe karşılığının devrine dair 733 üncü madde.

    o) Poliçe nüshaları arasındaki ilişkiye ait 744 üncü madde.

    ö) Değişiklikler hakkındaki 748 inci madde.

    p) Zamanaşımının kesilmesine dair 750 ve 751 inci maddeler.

    r) Atıfet sürelerinin kabul olunamayacağına, poliçeye ilişkin işlemlerin yapılması gereken yer ile elle imzaya dair 754 ilâ 756 ncı maddeler.

    s) İptal hakkındaki 757 ilâ 763 üncü maddelerle 764 üncü maddenin birinci fıkrası.

    ş) Ehliyete, poliçe ve bonolara ilişkin hakların korunması ile başvurma hakkının kullanılması için gerekli işlemlere ilişkin kanun ihtilaflarına dair 766, 768 ve 769 uncu maddeler.

    (2) 722 nci maddenin birinci ve üçüncü fıkralarıyla 723 üncü maddenin birinci fıkrası ve 727 nci madde hükümlerinin çeklere uygulanmasında, protesto yerine 808 inci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri gereğince belirleme yapılması da geçerlidir.

    BEŞİNCİ AYIRIM

    Kanunlar İhtilafı

    A) Muhatap olma ehliyeti

    MADDE 819 (1) Bir çekin kimin üzerine  düzenlenebileceğini, çekin ödeneceği ülkenin hukuku belirler. Bu hukuka göre çek, muhatabın şahsı bakımından geçersiz sayılıyorsa, hukuklarının böyle bir nedenden dolayı geçersizliği öngörmediği ülkelerde, çek üzerine atılan imzalardan doğan borçlanmalar geçerlidir.

    B) Şekil ve süreler

    MADDE 820 (1) Çeke ait borçlanmaların şekli, bu borçlanmaların imza edilmiş olduğu ülkenin hukukuna göre belirlenir. Bununla beraber, ödeme yeri hukukunun öngördüğü şekle uyulması yeterlidir.

    (2) 767 nci maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları da uygulanır.

    C) Borçlanmaların hükümleri

    I – Düzenlenme yeri kanunu

    MADDE 821 (1) Çekten doğan borçlanmaların sonuçları, bu borçlanmaların yapıldığı ülke hukukuna göre belirlenir.

    II – Ödeme yeri hukuku

    MADDE 822 (1) Aşağıda yazılı hususlar çekin ödeneceği ülke hukukuna göre belirlenir:

    a) Çekin mutlaka görüldüğünde mi ödenmesi gerektiği yoksa görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şartıyla da düzenlenip düzenlenemeyeceği ve gerçek düzenlenme gününden sonraki bir günün çeke yazılmasının ne gibi sonuçlar doğuracağı.

    b) İbraz süresi.

    c) Çekin; kabul, teyit, tasdik veya vize edilip edilmeyeceği ve bu kayıtların ne gibi sonuçlar doğuracağı.

    d) Hamilin kısmen ödemeyi isteyebilip isteyemeyeceği ve böyle bir ödemeyi kabule zorunlu olup olmadığı.

    e) Çekin çizilip çizilemeyeceği veya “hesaba geçirilecektir” kaydını veya buna eşit bir ibareyi içerip içermeyeceği ve bu çizginin ya da bu kaydın yahut ona eşit olan ibarenin ne gibi sonuçlar doğuracağı.

    f) Çekin karşılığı üzerinde hamilin özel hakları bulunup bulunmadığı ve bu hakların niteliğinin ne olduğu.

    g) Düzenleyenin çekten cayabilip cayamayacağı veya çekin ödenmesine itiraz edebilip edemeyeceği.

    h) Çekin kaybedilmesi veya çalınması hâlinde alınacak tedbirler.

    i) Cirantalara, düzenleyene ve diğer çek borçlularına karşı başvurma haklarının korunması için bir protesto veya buna eş değer bir belirleme yapmanın gerekli olup olmadığı.

    III – Yerleşim yeri hukuku

    MADDE 823 (1) Muhatap ve yerleşim yerli çeki ödeyecek olan üçüncü kişi aleyhine sebepsiz zenginleşmeden doğan istemler, bu kişilerin yerleşim yerlerinin bulunduğu ülkenin hukukuna göre belirlenir.

    BEŞİNCİ KISIM

    Kambiyo Senetlerine Benzeyen Senetler ve Diğer Emre Yazılı Senetler

    A) Emre yazılı senet

    I – Tanımı

    MADDE 824 (1) Emre yazılı olan veya kanunen böyle sayılan kıymetli evrak, emre yazılı senetlerdendir.

    II – Borçlunun def’ileri

    MADDE 825 (1) Borçlu, emre yazılı bir senetten doğan alacağa karşı ancak senedin geçersizliğine ilişkin veya senet metninden anlaşılan def’ilerle alacaklı kim ise ona karşı, şahsen haiz bulunduğu def’ileri ileri sürebilir.

    (2) Borçlu ile önceki hamillerden biri veya senedi düzenleyen kişi arasında doğrudan doğruya varolan ilişkilere dayanan def’ilerin ileri sürülmesi, ancak senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinde caizdir.

    B) Kambiyo senetlerine benzeyen senetler

    I – Emre yazılı havaleler

    1. Genel olarak

    MADDE 826 (1) Senet metninde poliçe olarak gösterilmemekle beraber, açıkça emre yazılı olarak düzenlenen ve diğer hususlarda da poliçede aranılan unsurları içeren havaleler poliçe hükmündedir.

    2. Kabul zorunluluğunun bulunmaması

    MADDE 827 (1) Emre yazılı havale kabul için ibraz edilemez.

    (2) Buna rağmen ibraz edilir ve kabulden de kaçınılırsa hamilin bu sebepten dolayı başvurma hakkı yoktur.

    3. Kabulün hükümleri

    MADDE 828 (1) Emre yazılı bir havalenin, havale olunan tarafından isteğe bağlı olarak kabulü poliçenin kabulü hükmündedir. Bununla beraber, hamil, havale olunan kişi iflas etmiş veya bir ilamla ispatlanmamış olsa bile ödemelerini tatil etmiş veya aleyhine yapılan takip semeresiz kalmışsa, vadenin gelmesinden önce başvurma hakkını kullanamaz.

    (2) Bunun gibi, havale edenin iflası hâlinde vadenin gelmesinden önce hamil başvurma hakkını kullanamaz.

    4. İcrada uygulanmayacak hükümler

    MADDE 829 (1) İcra ve İflas Kanununun, çekler, poliçeler ve emre yazılı senetlerden bonoların takibine ilişkin hükümleri emre yazılı havaleye uygulanamaz.

    II – Emre yazılı ödeme vaatleri

    MADDE 830– (1) Senet metninde bono olarak gösterilmemekle beraber, açıkça emre yazılı olarak düzenlenmiş olan ve bonoda aranılan diğer unsurları da içeren ödeme vaatleri, bono hükmündedir. Ancak, emre yazılı olarak düzenlenmiş olan ödeme vaatleri hakkında, araya girerek ödemeye ilişkin hükümler uygulanmaz.

    (2) İcra ve İflas Kanununun, çekler, poliçeler ve emre yazılı senetlerden bonoların takibine ilişkin hükümleri, emre yazılı olarak düzenlenmiş bulunan ödeme vaatlerine uygulanmaz.

    C) Cirosu kabil olan diğer senetler

    MADDE 831 (1) İmza edenin, yer, zaman ve tutar bakımlarından belirli nakdî ödemelerde bulunmayı ve belirli miktarda misli şeyler teslim etmeyi borçlandığı senetler, açıkça emre yazılı oldukları takdirde ciro ile devredilebilirler.

    (2) Bu senetler ve makbuz senetleri, varant ve konişmento gibi cirosu kabil olan senetler hakkında, cironun şekli, hamilin hak sahipliği ve senedi elinde bulunduranın onu geri vermekle yükümlü olması hususlarında, poliçelere ilişkin hükümler geçerlidir. İptal konusunda, varant ve makbuz senedi dışındaki emre yazılı senetlere poliçelere ilişkin hükümler uygulanır.

    (3) Kambiyo senetlerindeki başvurmaya ilişkin hükümler kanunda açık hüküm olmadıkça, birinci fıkrada yazılı senetler hakkında uygulanmaz.

    ALTINCI KISIM

    Makbuz Senedi ve Varant

    A) Umumi mağazalar

    I – Genel olarak

    MADDE 832 (1) Makbuz senedi ve varant verme karşılığında serbest veya gümrüklenmemiş mal ve hububatı, saklama sözleşmesi uyarınca kabul etmek ve tevdi edenlere de bu senetlerle tevdi olunan mal ve hububatı satabilmek veya rehnedebilmek imkânı vermek amacıyla kurulan mağazalara “umumi mağaza” denir. Umumi mağazalar işlemleri bu Kısım hükümlerine tabidir.

    (2) Umumi mağazalar Sanayi ve Ticaret Bakanlığının izniyle kurulur. İzin almadan umumi mağaza açarak makbuz senedi veya varant düzenleyenler, üç aydan altı aya kadar hapis ve doksan günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

    (3) Umumi mağazaların kuruluş usul ve esasları, bunlara kabul edilecek mal ve hububat cinsleri ve umumi mağazaların henüz gümrüklenmemiş olan malları kabul etmeye yetkili sayılmaları için gereken şartlar ve gümrük denetimi özel kanununda düzenlenir.

    II  – İstisnalar

    MADDE 833 (1) 832 nci maddede yazılı senetleri vermeksizin, yalnız mal ve hububatı saklama sözleşmesiyle kabul etmek üzere açılan diğer kurumlar ve yerler hakkında umumi mağazalara ait hükümler geçerli olmaz. Bu hususta Türk Borçlar Kanununun saklama sözleşmesi hakkındaki hükümleri uygulanır.

    (2) Tevdi edilmiş şeyler karşılığında verilen ancak, kanunun aradığı şekil şartlarına uymayan senetlerle, bu şekil şartlarına uygun olup da izin almamış olan kurumlar tarafından verilen senetler, kıymetli evrak olmayıp teslim alma makbuzları veya ispat belgeleri hükmündedir.

    B) Makbuz senedi ve varant

    I – Şekil

    1. Makbuz senedi

    MADDE 834 (1) Umumi mağazalara tevdi edilen mal ve hububat karşılığında verilen makbuz senedinin aşağıda yazılı kayıtları içermesi gereklidir:

    a) Tevdi edenin adı, mesleği, yerleşim yeri.

    b) Tevdinin yapıldığı umumi mağazanın ticaret unvanı ile merkezi.

    c) Tevdi olunan malların cins ve miktarı ile nitelik ve değerinin bilinmesi için açıklanması gereken hususlar.

    d) Tevdi olunan malların tabi olması gereken, resim, harç ve vergilerin ödenip ödenmediği ve sigorta edilip edilmediği.

    e) Ödenmiş veya ödenecek ücretler, giderler.

    f) Senedin kimin adına veya emrine düzenleneceğini gösteren bir ibare.

    g) Umumi mağaza sahibinin imzası.

    2. Varant

    MADDE 835 (1) Varantın da 834 üncü maddede yazılı kayıtları aynen içermesi ve makbuz senedine bağlı olması gerekir.

    3. Defter

    MADDE 836 (1) Makbuz senedi ve varanttan oluşan belgenin dip koçanlı bir defterden koparılmış olması ve defterin umumi mağazaya ait belgeler arasında saklanması gereklidir.

    4. Kısmi senet

    MADDE 837 (1) Makbuz senedi ve varantın hamili, giderleri kendisine ait olmak üzere önceden tevdi olunan malların kısımlara ayrılmasını ve her kısım için ayrı ayrı senet verilmesini isteyebilir. Bu takdirde eski senet geri verilir ve iptal olunur.

    II – Ciro

    1. Genel olarak

    MADDE 838 (1) Makbuz senediyle varant emre yazılı olmasa bile ayrı ayrı veya birlikte teslim ve ciro yoluyla devredilebilir. Ciro, yapıldığı günün tarihini de taşır.

    (2) Varant ile makbuz senedi birlikte beyaz ciro ile de devredilebilir. Bu türlü ciro, her iki senet teslim edildiği takdirde cirantanın haklarını hamile devreder.

    2. Hükümleri

    MADDE 839 (1) Senedin teslimi şartıyla, ciro aşağıda yazılı hükümleri doğurur:

    a) Makbuz senedi ve varantın birlikte cirosu, tevdi olunan malların mülkiyetini devreder.

    b) Yalnız varantın cirosu, varantın devredildiği kişiye, tevdi olunan mallar üzerinde rehin hakkı sağlar.

    c) Yalnız makbuz senedinin cirosu, varant hamilinin hakkı saklı kalmak şartıyla, tevdi olunan malların mülkiyetini devreder.

    3. Varantın cirosu

    MADDE 840 (1) Varantın ilk cirosu, hangi borcun teminat altına alınması için yapılmışsa onu, faiz oranını ve vadeyi içerir.

    (2) Varantın cirosunda yazılı kayıtlar aynen makbuz senedinin üzerine de yazılarak, varantın ciro edildiği kişi tarafından imza edilir.

    C) Mallar üzerinde tasarruflar

    I – Yapılamayacak işlemler

    MADDE 841 (1) Varant ile makbuz senedinin zıyaından, mirastan veya iflastan kaynaklanan uyuşmazlıklar hariç olmak üzere, umumi mağazalara tevdi olunan şeyler üzerinde haciz, el koyma veya rehin yapılamaz.

    II – Malın geri alınması

    1. Genel olarak

    MADDE 842 (1) Varanttan ayrılmış bir makbuz senedinin hamili, varant ile teminat altına alınmış olan borcun ana parası ile vade gününe kadar olan faizlerini umumi mağazaya yatırarak, vade gününden önce de malları çekebilir.

    (2) Yatırılan para varantın geri verilmesi karşılığında hamiline ödenir.

    2. Kısmen geri alma

    MADDE 843 (1) Varanttan ayrılmış makbuz senedinin hamili, umumi mağazaya tevdi olunan misli eşyadan bir kısmını çekmek istediği takdirde mağazanın sorumluluğu altında, hem çekeceği kısım ve hem de varant ile teminat altına alınmış borç ile orantılı bir miktar parayı umumi mağazaya yatırmak zorundadır.

    III – Sattırma hakkı

    1. Şartlar

    MADDE 844 (1) Vade gününde alacağı ödenmemiş varant hamili, poliçe hamili gibi, protesto çektikten on gün sonra rehin hükümlerine göre tevdi edilen malları sattırabilir.

    (2) 841 inci maddede yazılı hâller satışa engel değildir.

    2. Satış bedeli

    MADDE 845 (1) Gümrük resmi ve diğer resim, harç ve vergilerle tevdi olunan mallar için umumi mağaza tarafından yapılan giderler ve mağazanın ücreti satış bedelinden, öncelikle ödenir.

    (2) Birinci fıkrada yazılı paralar ve teminat altına alınan borç ödendikten sonra bakiye, makbuz senedi hamiline ödenmek üzere mağaza sahibine verilir.

    3. Başvurma hakkı

    MADDE 846 (1) Bir varant hamilinin, sadece sattırdığı tevdi olunan malların alacağına yetmemesi hâlinde, borçlunun veya cirantaların mallarına başvurma hakkı vardır.

    (2) Protesto çekmemiş veya kanuni süresi içinde tevdi olunan malları sattırmaya teşebbüs etmemiş olan varant hamili, cirantalarına karşı bütün haklarını kaybederse de borçluya karşı başvurma hakkı geçerliliğini sürdürür.

    4. Sigorta

    MADDE 847 (1) Varantın hamili, sigorta edilen malın zıya veya hasarı hâlinde sigorta bedelinden alacağını tahsil eder.

    D) Zamanaşımı

    MADDE 848 (1) Makbuz senedi ve varanttan doğan istem hakları, poliçeler hakkındaki zamanaşımı sürelerine tabidir. Cirantalara karşı başvurma için zamanaşımının başlangıcı, eşyanın satış günüdür.

    E) Senetlerin zıyaı

    MADDE 849 (1) Makbuz senedi veya varantı kaybeden hamil, bu senetlere malik olduğunu ispat etmek ve teminat vermek suretiyle, mağazanın bulunduğu yerdeki mahkemeden alacağı izin üzerine, durumun kararda gösterilen o yer gazetelerinde ilanından ve itiraz için verilecek sürenin geçmesinden sonra ikinci bir nüsha alabilir. Kaybolan varantın süresi geçmişse, hamilin istemi üzerine mahkeme aynı şekilde borcun ödenmesine izin verebilir. İzin, mağazaya ve varanta ilişkin ise, hem mağazaya hem de ilk borçluya tebliğ olunur. Alacaklının, mağazanın bulunduğu yerde bir de yerleşim yeri göstermesi gerekir. Mağaza sahibi ve borçlu izin kararına itiraz edebilirler. İtiraz üzerine mahkeme derhâl hükmünü verir. Hüküm alacaklı lehine ise, icranın geri bırakılmasına karar verilemez. Ancak, ilgililerin istemi üzerine, icra mahkemesi hüküm kesinleşinceye kadar tevdi olunan eşyanın satışından elde edilecek paranın icra veznesinde saklanmasına karar verebilir.

    Yazı kaynağı : www.ticaretkanunu.net

    BONODA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

    BONODA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

    Zamanaşımı, bir hakkın varlığını ortadan kaldırmamakla birlikte, aradan belli bir süre geçmesi sebebiyle artık talep edilememesi anlamına gelmemektedir. Hak düşürücü süreden farklı olarak hakim tarafından resen dikkate alınamayacaktır. Borçlu tarafından iler sürülmesi gereken bir def’idir. Poliçe, bono ve çekten oluşan kambiyo senetleri için de TTK’da zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. Bu yazımızda, kambiyo senetlerinden sadece bonoyu ele alarak bonoyla ilgili zamanaşımı sürelerinden bahsedeceğiz.

    Zamanaşımı Süreleri (TTK m.749)

    Bonoda 3 türlü zamanaşımı süresi vardır.

    Düzenleyene Karşı İleri Sürülecek Talepler Yönünden:

    Vadesi gelmiş fakat ödenmeyen bir bononun hamili, düzenleyene karşı kambiyo senetlerine mahsus icra yoluyla takip talebinde bulunabilir. Hamilin düzenleyene(asıl borçlu) karşı ileri süreceği talepler yönünden zamanaşımı süresi 3 yıldır. Düzenleyen için zamanaşımı süresi vadeden itibaren işlemeye başlar. Örneğin; vadesi 01.01.2019 olan bir bono sebebiyle bono alacaklısı, 01.01.2022 tarihine dek (01.01.2022 günü dahil) talepte bulunabilecektir. Aksi halde zamanaşımı geçmiş olur. .(TTK m.749/1)

    YARGITAY 12. Hukuk Dairesi’nin 18.06.2013 tarihli kararında ;

    …Bononun vade tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 Sayılı TTK'nun 690. maddesi uyarınca poliçedeki zamanaşımına ait TTK' nun 661 ve 663. madde hükümleri bonolar hakkında da geçerlidir. TTK'nun 661/1. maddesi; "Poliçeyi kabul edene karşı açılacak davalar, vadenin geldiği tarihten itibaren 3 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar" şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre poliçeyi kabul eden muhataba (bonoyu düzenleyen keşideciye) karşı yapılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren 3 yıldır. İcra takip dosyasının incelenmesinde, alacaklı tarafından 04.01.2007 tarihli borçlunun ev, iş yeri ve kimlik bilgilerinin vergi dairesinden sorulması talebinden, 23.02.2011 tarihli yenileme talebi arasında takip dosyasında zamanaşımını kesen bir işlem yapılmadığı, dolayısıyla bonolar için yasada öngörülen 3 yıllık zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. (E: 2013/13276  K: 2013/22909)

    Hamilin Kendisinden Önce Gelen Müracaat Borçlularına Karşı İleri Süreceği Talepler Yönünden:

    Vadesi geçmiş bir bononun hamili, elindeki bonoya dayanarak kendisinden önce gelen müracaat borçlularına başvurabilir. Bu başvuru için zamanaşımı süresi 1 yıldır. Hamilin müracaat borçlularına karşı ileri süreceği talepler yönünden zamanaşımı protesto tarihinden itibaren işlemeye başlar. Örneğin; protesto tarihi 01.01.2019 olan bir bono sebebiyle bono alacaklısı, 01.01.2020 tarihine dek (01.01.2020 günü dahil) talepte bulunabilecektir. Aksi halde zamanaşımı geçmiş olur.(TTK m.749/2)

    Ödeyen Müracaat Borçlusunun, Kendinden Önce Gelen Müracaat Borçlularına Karşı İleri Süreceği Talepler Yönünden:

    Bir bonoyu ödeyen müracaat borçlusu, kendinden önce gelen müracaat borçlularına rücu edebilir. Ancak kanun, bu ihtimaldeki zamanaşımı süresini diğer ihtimallere göre daha kısa tutmuştur. Buna göre, bono bedelini ödeyen müracaat borçlusunun, kendinden önce gelen müracaat borçlularına karşı ileri sürebileceği talepler yönünden zamanaşımı süresi, ödeme tarihinden itibaren 6 aydır.(TTK m.749/3) Örneğin; ödeme tarihi 01.01.2019 olan bir bono sebebiyle bono alacaklısı, 01.07.2019 tarihine dek (01.07.2019 günü dahil) talepte bulunabilecektir. Aksi halde zamanaşımı geçmiş olur.

    Zamanaşımı sürelerinin hesabında genel kuraldan ayrılmayı gerektirir bir durum yoktur. Örneğin vadesi 21.03.2014 olan bir bononun düzenleyene karşı ileri sürülecek talepler yönünden zamanaşımı 21.03.2017 tarihinde dolar.

    Zamanaşımının Kesilme Nedenleri

    TTK’nın 750. maddesi zamanaşımının kesilme hallerini düzenlemiş.

    TTK m.750

    Maddeye göre aşağıda yazılı hallerde, bonoyla ilgili düzenlenen zamanaşımı süreleri kesilmiş olur. Zamanaşımı süresinin kesilmesiyle kesilen zamanaşımı süresi, yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımının durmasında olduğu gibi kaldığı yerden devam etmez.

    a) Davanın açılması

    b) İcra takibinin yapılması

    c) Davanın ihbarı

    d) Alacağın iflas masasına bildirilmesi

    Zamanaşımına uğramış bir bonoyla ilgili bono alacaklısı takibe girişse dahi, borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürerek ödemeden kaçınabilir. Bu durumda, alacaklı TTK m.732 hükmüne dayanarak düzenleyene karşı, bononun zamanaşımına uğradığı tarihten itibaren 1 yıl içinde, sebepsiz zenginleşme davası açabilecektir.

    TBK m.146

    Alacaklının, 1 yıl içinde sebepsiz zenginleşmeye dayanarak dava açmaması veya bu süreyi kaçırması halinde, artık sadece var olan temel ilişkiye dayanarak alacağını isteme hakkına sahiptir. Örneğin, bono, bir sözleşmeye istinaden verilmiş ise, sözleşmeden kaynaklanan 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde, dava açarak alacağını düzenleyenden talep edebilecektir.

    .

    Stj. Av. Ahmet GÜLLÜK

    Av. Selçuk ENER

    Yazı kaynağı : www.hukukihaber.net

    ZAMANAŞIMINA UĞRAYAN KAMBİYO SENEDİ VASFINDAKİ BONO TEMERRÜDE ESAS ALINABİLİR Mİ?

    Konu: Zamanaşımına uğrayan ve kambiyo senedi vasfım kaybederek delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihi tarihin temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınamayacağı hususuna ilişkindir.

    Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 2019/1 Esas ve 2019/8 Karar numaralı 25.12.2019 tarihli dosyası ile zamanaşımı nedeni ile kambiyo senedi vasfını kaybeden bir bononun temerrüt ihtarın gerek olmadan temerrüt tarihi olarak kabul edilmesinin hakkaniyet uygun olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Bu konuda farklı hukuk dairesi kararlarının mevcudiyetinin bulunmasından dolayı ise; farklı dairelerden çıkan kararların sonuçlarının ortadan kaldırılması için büyük genel kurul tarafından içtihat birleştirilmiştir.

    Özet: Zamanaşımına uğrayan ve delil başlangıcı olma dışında hukuken hiçbir sonuç bağlanmayan hatta asıl alacağın varlığının ispatında bile tek başına delil kabul edilmeyen bir belgede yazılı vadenin, temerrüt ihtarına gerek olmaksızın temerrüt tarihi olarak kabul edilmesi hakkaniyete de aykırı olacaktır. Aksi hâlde zamanaşımına uğrayan bononun hamili, kambiyo senedinden doğan haklarım korumak için zamanaşımı süresi içinde Kanunim kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemesine rağmen, temel ilişkiye dayalı olarak yapacağı takip ya da açılan davada vade tarihinden itibaren faize hükmedilmesi yükümlülüklerini verine getirmeyen hamilin hiçbir kayba uğramayacağı sonucunu doğurur ki, hukuk sisteminin buna cevaz vermesi mümkün değildir. Hâl böyle olunca, zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfım kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınamayacağına karar verilmesi gerekmiştir.

    İçtihatları Birleştirme Başvurusu

    Av. A. K. 26.02.2018 havale tarihli dilekçesi ile imzası inkâr edilmeyen ancak zamanaşımına uğrayan bononun takibe konulması hâlinde faizin bonodaki vade tarihinden itibaren mi yoksa takip tarihinden itibaren mi işlemesi gerektiği, borçluya ayrıca temerrüt ihtarı gerekip gerekmediği konusunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 13. 15. ve 19. Hukuk Daireleri kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğunu belirterek içtihatların birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

    İçtihatları Birleştirmenin Konusu

    Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 12.11.2019 tarihli ve 354 sayılı kararı ile; İçtihadı Birleştirme Hukuk Genci Kurulu dosyasının konusu her ne kadar “Temel ilişkiye dayalı alacak istemleri ile ilgili olarak düzenlenen ve zamanaşımına uğramış kambiyo senedine dayanarak açılan dava veya girişilen icra takiplerinde temerrüt tarihi olarak zamanaşımına uğrayan senette belirtilen vade tarihinin mi, yoksa genel hükümlere göre belirlenen temerrüt tarihinin mi esas alınacağı” olarak belirlenmiş olsa da; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2019 tarihli ve 35613334-2019/978 sayılı yazısı ile konunun ”Zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınıp alınamayacağı” olarak değiştirilmesinin ihtiyacı daha iyi karşılayacağı hususu belirtilmiş olduğundan İçtihadı Birleştirme konusunun bu şekilde değiştirilmesine karar verilmiştir.

     Farklı Dairelerin Görüş Özetleri

    İçtihatların birleştirilmesi talebinin ön değerlendirmesi safhasında kararları arasında İçtihat aykırılığı bulunan Özel Dairelerin görüşlerine başvurulmuştur.

    1. Zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınacağına dair 11. Hukuk Dairesinin görüşü;

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi görüş yazısında; zamanaşımına uğramış olan bonodaki imzanın borçluya aidiyetinin ikrar edilmesi veya ispat edilmesi hâlinde bu senedin (yazılı) delil başlangıcı sayılacağı ve davacının esas akdi ilişki konusundaki diğer delillerinin toplanıp tanıklarının dinlenebileceği, bononun zamanaşımına uğramasıyla kambiyo senedi niteliğini yitireceği ve hamilin sadece kambiyo hukukuna dayalı hakkını kaybetmiş olacağı, ancak bu belgeye (yazılı) delil başlangıcı olarak dayanmak suretiyle diğer deliller ve tanıkla alacağım ispat imkânının hâlen mevcut olduğu, (yazılı) delil başlangıcı sayılan belgede yazılı alacağın diğer delillerle akdi ilişki kanıtlandığında sabit olacağı, taraflar arasındaki bu belgede belirtilen vade tarihinin ise aksi diğer delillerle belirlenmediği takdirde borçlunun temerrüde düştüğü tarih sayılacağı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 15. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesinin aksi yöndeki kararları istikrar kazanmış ise içtihatların Dairelerinin görüşü doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

    2. Zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınamayacağına dair 13. Hukuk Dairesi, 15. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesinin görüşleri;

    Yargıtay 13. Hukuk Dairesi görüş yazısında: Yargıtay uygulamalarında zamanaşımına uğramış kambiyo senetlerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) anlamında kambiyo senedi niteliğini kaybederek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumun (HMK) 202. maddesi anlamında (yazılı) delil başlangıcı niteliği kazandığının istikrarlı olarak benimsendiği, bu nedenle zamanaşımına uğramış senedin senetle ispat durumunun da ortadan kalkacağı ve ispat kuralları genişletilerek her türlü delille ispatlanabileceği, ayrıca (yazılı) delil başlangıcındaki vadenin de tartışmalı hâle geldiği ve bu vadenin tarafları bağlayıcı niteliğinin de kalmadığı, bu itibarla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunumun (TBK) 117/1 maddesi gereğince “muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı” ile temerrüde düşeceğinden karşı tarafa temerrüt İhtarnamesi gönderilmesi gerektiği, (yazılı) delil başlangıcı olan belgelerde belirtilmiş vade tarihlerinin muaccel olan borçlar için temerrüt tarihi kabul edilmeyeceği. İstikrar kazanan daire kararları arasında İçtihat farklılığı bulunduğundan içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesi gerektiği,

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesi görüş yazısında; zamanaşımına uğramış olan bononun kambiyo niteliğini kaybederek (yazılı) delil başlangıcı niteliğini kazanacağı, HMK’de (yazılı) delil başlangıcı niteliğindeki belgeye senet değeri verilmediği, ancak diğer delillerle desteklenmesi hâlinde iddianın ispatı bakımından kullanılabilir bir belge hâline geleceği, bu yönüyle (yazılı) delil başlangıcı niteliğinde bulunan bir belgedeki vadenin, kesin vade olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle Dairelerinin yerleşik uygulamalarına göre TBK’nin 117. maddesi gereğince borçluya temerrüt ihtarnamesinin çekilmesi gerektiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin aksi yöndeki kararları istikrar kazanmış İse içtihatlara Daireleri ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesi kararlan doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği,

    Yargıtay 19. Hukuk Dairesi görüş yazısında: zamanaşımına uğrayan kambiyo senetlerinde (poliçe, bono ve çek) kambiyo hukukundan kaynaklanan haklar yitirilir ise de taraflar arasında temel İlişki bulunması hâlinde, bu senetlere (yazılı) delil başlangıcı olarak dayanılabileceği, bu hâlde senetten dolayı alacağı bulunduğunu iddia eden alacaklının hakkım (yazılı) delil başlangıcına ek olarak tanık dâhil her türlü delille ispat edebileceği, zamanaşımına uğramış bonoda kambiyo hukukundan kaynaklanan haklar yitirildiği için artık senedin vade tarihinden itibaren temerrüt faizi talep edilemeyeceği, temerrüt faizi talep edilebilmesi için borçlunun temerrüdünü düzenleyen TBK’nin 117/1 maddesi gereğince ayrıca temerrüt ihtarı çekilmesinin gerektiği, aksi hâlde temerrüt faizinin takip veya dava tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, içtihatların Daireleri ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ve 15. Hukuk Dairesi kararları doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği, belirtilmiştir.

    İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KONUSU İLE İLGİLİ KAVRAM, KURUM VE YASAL DÜZENLEMELER

    A.1- Bono

    TTK’nin 645. maddesi kıymetli evrakı şöyle tanımlamaktadır; “Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki bunların içerdikleri hak, senetten am olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez.” Bu tanıma göre, bir hak kıymetli evraka bağlanmışsa, senetsiz hakkın ileri sürülmesi mümkün değildir. Kıymetli evraka bağlanan hakkın senetten ayrı ileri sürülebilmesi için ya senedin kıymetli evrak vasfını kaybetmesi ya da senedin zayi edilmesi nedeniyle mahkemeden “zayi nedeniyle iptal davası” açılarak bu hususta iptal kararı alınması veyahut senedin borçluya İade edilmesi gerekir.

    Kambiyo kelimesi, İtalyanca kökenli olup, kambiyo işlemleri, paranın yerine kullanılan senetlerin alım satımına veya senetlerin bir elden başka bir ele geçirilmesine ilişkin muameleleri ifade eder (Kendigelen, Abuzer/Kırca. İsmail: Kıymetli Evrak Hukuku Genel Esaslar Kambiyo Senetleri, İstanbul, 2019, s. 123). Kambiyo senetleri, TTK’de kıymetli evrakın en önemli kısırımı oluşturmakta olup, sınırlı şekilde poliçe, bono ve çek olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte TTK’de kambiyo senetlerinin tanımı yapılmamış, bu tür senetlerde bulunması zorunlu şekil şartları ve ortak özellikler belirlenmiştir.

    A.2- Bononun Hukuki Niteliği

    Hukuki niteliği itibariyle bono, diğer kambiyo senetlerine (poliçe, çek) benzememektedir. Zira diğer kambiyo senetlerinin temelinde bir havale ilişkisi bulunurken, bono sadece bir ödeme vaadidir (Bozer, Ali/Göte, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku. Ankara, 2017. s, 170). Nitekim TTK’nin 776/1-b maddesinde bononun; “kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini” içermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu yönüyle bono, ayni zamanda TBK’nın 18.maddesi gereğince düzenleyenin soyut bir borç tanımasını (ikrarını) da içermektedir, Ancak bono. Özel şekil şartlarına ve kurallara tabi kılındığı için nitelikli bir borç ikrarıdır. Başka bir deyişle bonoyu düzenleyen kişi, lehine bono düzenlenen lehtara ya da bonoyu ondan devralan hamile, bonoda belirtilen meblağı herhangi bir kayda ve şarta bağlı olmaksızın ödemeyi vaat etmektedir (Kendigelen/Kırca. s. 161).

    A.3- Bonoda Vade

    Kambiyo senetlerinden olan bono, TTK’nin 776 ila 779. maddeleri arasında düzenlenmiştir. TTK’nin 776 ve 777. maddelerinde bononun unsurları düzenlenirken. TTK’nin 778. maddesinde bononun niteliğine aykırı düşmedikçe bono hakkında da uygulanacak poliçe hükümlerine geniş bir üste hâlinde yollama yapılmıştır (Kendigelen/ Kırca, s. 158).

    TTK’nin 776/1-c maddesinde vade, bonoda bulunması gereken unsurlar arasında sayılmış, TTK’nin 778/1-b maddesinin yollamasıyla vadeye ilişkin olarak poliçelere ait TTK’nin 703 ilâ 707. maddelerinin bonolara da uygulanacağı belirtilmiştir. Buna göre poliçeye konulabilecek dört tür vadenin her birinin bonoda da öngörülebileceği açıktır. O hâlde bir bono, belirli bir günde; düzenleme gününden belirli bir süre sonra; görüldüğünde; ve nihayet görüldükten belirli bir süre sonra ödenmek üzere düzenlenebilir (Kendigelen/Kırca, s. 168).

    Vade, poliçede olduğu gibi bonoda da zorunlu unsur değildir; zira TTK’nin 777/2 maddesi gereğince vadesi açıkça gösterilmemiş bono, görüldüğünde Ödenmesi şart olan bir bono sayılır (Bozer/Göle, s. 199). Dolayısıyla bonoda vadeye yönelik herhangi bir kayda yer verilmemiş olması, bononun geçersizliği sonucunu doğurmayacak; bono kanunen görüldüğünde vadeli bir bono olarak kabul edilecektir, Bu düzenleme karşısında TTK’nin 776/1-c maddesinde belirtilen vadenin, geçerlilik açısından mutlaka senedin içermesi gereken zorunlu bir unsuru olmadığı, aksine ihtiyari bir unsur niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

    A.4- Bonoda Zamanaşımı

    Bonoda zamanaşımı konusunda özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte TTK’nin 778/1-h maddesi ile poliçedeki zamanaşımına dair TTK’nin 749 ilâ 751. maddelerine yollama yapılmaktadır.

    Ancak poliçede zamanaşımının kesilmesini düzenleyen TTK’nin 750 ve 751. maddeleri bonoya doğrudan uygulanabilir ise de poliçede zamanaşımı sürelerini düzenleyen TTK’nin 749. maddesi bononun niteliğine aykırı düşmeyecek şekilde uygulanacaktır.

    TTK’nin 749. maddesi şu şekildedir.

    “(1) Poliçeyi kabul edene karşı ileri sürülecek poliçeden doğan istemler, vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.

    (2) Hamilin, cirantalarla düzenleyene karşı ileri süreceği istemler, süresinde çekilen protesto tarihinden veya semtte “gidersiz iade olunacaktır” kaydı varsa vadenin dolduğu tarihten itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

    (2) Bir cirantanın başka cirantalarla düzenleyen aleyhine ileri süreceği istemler, cirantanın poliçeyi ödediği veya poliçenin dava yolu ile kendisine karşı ileri sürüldüğü tarihten itibaren ahi ay geçmekte zamanaşımına uğrar.”

    Buna göre TTK’nin 779/1 maddesi gereğince bonoda düzenleyen, tıpkı poliçede kabul eden muhatap gibi sorumlu olduğundan ona karşı ileri sürülebilecek bonoya dayalı talep haklan da vadeden itibaren üç yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

    Hamilin düzenleyen dışındaki başvuru borçlularına karşı talep haklan ise süresinde çekilen ödememe protestosu tarihinden, bono üzerinde protestodan muafiyete yönelik bir kayıt varsa bu kez vadenin dolduğu tarihten itibaren bir yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

    Nihayet başvuru borçlusu sıfatıyla ödeme yapan bir cirantanın kendisinden önce gelen başvuru borçlularına ileri sürebileceği talepler ise, bonoyu ödediği veya bono dava yoluyla kendisine karşı ileri sürüldüğü tarihten itibaren altı aylık zamanaşımı süresine tabidir.

    Ancak zamanaşımı süresine dair TTK’nin 749. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının uygulanabilmesi için öncelikle hamilin başvurma hakkını kaybetmemiş olması gerekir. Dolayısıyla bononun, mücbir sebeplere ilişkin TTK’nin 731/1 maddesi saklı kalmak kaydıyla süresinde ibraz edilmemiş olması ya da ibraza rağmen ödenmeme durumunun süresinde düzenlenen bir protesto ile tespit ettirilmemiş olması hâlinde bonoya özgü başvurma hakkı da kaybedileceğinden, artık bir yıllık ve altı aylık zamanaşımı sürelerinin uygulanması da söz konusu olmayacaktır.

    A.5- Zamanaşımına Uğrayan Bononun Hukuki Niteliği

    Bono Kanun’da belirtilen zamanaşımı süresinin geçmesi ile birlikte kendiliğinden kambiyo senedi vasfını kaybetmez. Ancak borçlunun zamanaşımı definde bulunması hâlinde bono, kambiyo senedi vasfını kaybeder.

    Borçlu süresi içerinde zamanaşımı definde bulunmaz ise bono kambiyo senedi vasfım kaybetmeyeceği için hamil, bonoya davalı olarak icra takibi yapabilir veya alacak davası açabilir. Ayrıca zamanaşımı bir defi olduğundan hâkim tarafından resen dikkate alınamaz, mutlaka ilgili kişinin bu defiyi ileri sürmesi gerekir (Poroy, Reha/Tekînalp. Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları. İstanbul, 2018, s, 272; Kendigelen/Kırca, s. 264).

    Borçlunun zamanaşımı defini süresi içerisinde ya dava sırasında ya da icra takibi sırasında ileri sürmesi gerekir. Bununla birlikte kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte zamanaşımının ileri sürülmesi borca itiraz şeklinde icra mahkemesine yapılması gerekmektedir (İİK, m. 168/1). İcra mahkemesi borçlunun zamanaşımı defini, öncelikle ve alacaklının ibraz ettiği bonodaki vade tarihine göre inceler.

    Borçlunun zamanaşımı definde bulunması üzerine bononun hamili, kambiyo hukukundan kaynaklanan haklarım kaybeder. Görüldüğü üzere burada bononun kambiyo senedi vasfını kazanmasından sonra zamanaşımı definin kaybettirici etkisi söz konusudur. Bu itibarla zamanaşımı definin kaybettirici etkisi nedeniyle zamanaşımına uğrayan bono alacağının, adi borca dönüşmesine imkân bulunmadığı gibi zamanaşımına uğrayan bononun da adi senede dönüşmesi mümkün değildir (Öztan, Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 1997, s. 878: Kendigelen/Kırca, s, 264).

    Zamanaşımına uğrayarak kambiyo senedi vasfım kaybeden bono adi senede dönüşmemekle birlikte bu bonodan HMK.nin 202. maddesi kapsamında (yazılı) delil başlangıcı olarak yararlanılabilecektir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü C, II. İstanbul 2001. s. 2302). Nitekim doktrin ve uygulamada zamanaşımına uğrayan ve imzası inkâr edilmeyen bir bononun adi senede dönüşmeyeceği ancak temel borç ilişkisi bakımından (yazılı) delil başlangıcı teşkil edeceği noktasında tam bir görüş birliği bulunmaktadır.

    Bununla birlikte zamanaşımına uğramış bononun (yazılı) delil başlangıcı teşkil etmesi için de, iddia eden kişi ile karşı taraf arasında bir temel ilişkinin bulunması gerekmektedir. Böyle bir temel ilişkinin bulunmadığı durumlarda, iddia eden kişi yönünden zamanaşımına uğramış bono (yazılı) delil başlangıcı dahi teşkil etmeyecektir.

    B- Delil Başlangıcı

    HMK’de tanımı yapılmamakla birlikte: hukuki bir muameleyi veya olayı belgelemek amacıyla resmî makam ya da borç altına giren kişi tarafından düzenlenmiş veya onaylanmış belgeye senet denilmektedir. Buna göre resmî makam tarafından düzenlenen veya onaylanan belgeye resmî senet: sadece borç altına giren kişi tarafından düzenlenen ve/veya imzalanan belgeye ise adi veya özet senet denir. Senet bir hakkın doğumu için gerekli olmasa da, ispatı İçin gerekli olabilir.

    Senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında delil başlangıcı varsa o hukuki işlem tanık dinlenerek de ispatlanabilir (HMK. m. 202/1). Delil başlangıcının varlığı hâlinde hâkim, hem delil başlangıcı hem de dinlenen tanık ve diğer takdirî delilleri serbestçe değerlendirerek bir karar verecektir (Erdönmez, Güray: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2017. s. 1841).

    HMK’nin 202/2 maddesi; “delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” şeklindedir.

    Buna göre bir belgenin, delil başlangıcı olabilmesi için üç şartın birlikte bulunması gerekir.

    Delil başlangıcından bahsedebilmek için ilk olarak bir “belge” bulunmalıdır. Belgenin tanımı HMK’nin 199. maddesinde yapılmıştır. Anılan madde: “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanıma göre belgedir.” şeklindedir. Buna göre, delil başlangıcı olarak başvurulabilecek belgeler arasında vazıh veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları sayılabilir. Kanun’da belge tanımına giren unsurlar sınırlayıcı biçimde sayılmadığı için belge olduğu iddia ve ispat edilen her türlü unsura delil başlangıcı olarak, dayanmak mümkündür. Belge kavramının Kanun’daki tanımına bakınca ayrıca HMK’nin 200. maddesi anlamındaki her senedin bir belge olduğu, ancak her belgenin senet olmadığı da anlaşılmaktadır. Bir belge senet olabilir, ancak belge senedin şartlarını gerçekleştirmiyorsa, o zaman belgenin delil başlangıcı olma ihtimali ortaya çıkmaktadır. Buna göre senet ve belge kavramlarım mutlak surette birbirinden ayırmak gerekir. Belge kavramı kesinlikle üst bir kavramdır, zira senet niteliğini haiz her belge aynı zamanda bir senet teşkil etmektedir (Erdönmez, s, 1771), Eğer bir belge, senet vasfını haiz değilse, o zaman HMK’nin 202. maddesindeki şartlan yerine getirmesi hâlinde delil başlangıcı olma ihtimali bulunmaktadır.

    İkinci olarak, belge, kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş olmalıdır. Bununla birlikte yazılı delil başlangıcı olan belgenin mutlaka karşı tarafa yöneltilmiş bir İrade açıklamasını taşıyan bir belge olması gerekli değildir (Kuru. s. 2291).

    Üçüncü olarak, delil başlangıcı, iddia edilen hukuki işlemi tam olarak ispat edememekle birlikte o işlemi muhtemel göstermelidir. Delil başlangıcı senetten farklı olarak ispatı istenen hukuki işlemin varlığı hakkında tam bir kanaat edinilmesine elverişli olmasa da iddia edilen işlem hakkında az da olsa yeterli bilgi içermelidir.

    C- Borçlunun Temerrüdü

    Borçlunun temerrüdü TBK’nin 117. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde;

    “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.

    Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak sureliyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşelim iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır. ” şeklindedir.

    Buna göre, borçlu temerrüdünden söz edebilmek için öncelikle borcun muaccel olması gerekmektedir. Henüz muaccel olmamış borç hakkında temerrütten söz edilmesi mümkün olmayacaktır. Zira henüz vadesi gelmemiş borç ifa alacaklısı tarafından talep ve dava edilemeyecektir. Başka bir deyişle muaccel olmayan borç için ifa yükümlülüğü doğmayacaktır. Borcun muaccel olması, alacaklının önceden bazı hazırlık çalışmaları yapmasını gerektiriyor ise alacaklı bu fiilleri yerine getirmediği sürece borç muaccel olmayacaktır.

    TBK’nin 117/1 maddesinde; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.” denilmek suretiyle, temerrüdün muacceliyetten itibaren değil de, kural olarak alacaklının ihtarından itibaren gerçekleşeceği kabul edilmiştir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 1121).

    İhtar, alacak hakkının sağladığı ifayı talep yetkisinin olağan kullanma yöntemidir. Alacaklı ihtarla, borcun yerine getirilmesini istediğini borçluya bildirerek onu itaya davet eder. İhtar, ifa zamanının belirsiz olduğu veya borçlu tarafından bilinmediği hâllerde doğabilecek olumsuz neticelerden borçlunun korunmasını sağlar. Borçlu, ihtar anından itibaren ifada gecikmenin borca aykırılık teşkil edeceğini ve ciddi sonuçlar doğurabileceğini anlamış olur. Burada borçlunun korunmasının sebebi alacaklıya karşı zayıf’ konumda olması değil, hukuki durumun açıklık kazanmasını bilmeye hakki olmasıdır.

    İhtarın borçluyu koruyucu işlevine rağmen, kanun koyucu TBK’nin 117/2 maddesinde belirtilen hâllerde temerrüdün oluşumu için ihtara gerek görmemiştir.

    Temerrüt için ihtara gerek olmayan ilk durumda, tarafların anlaşmasıyla borcun ifa edileceği gün belirlenmiş ise o gün ödeme yapılmaması hâlinde borçlu mütemerrit olmuş sayılacaktır. Borcun ifa edileceği süre taraflarca belirlenmişse, bu sürenin dolmasıyla ifada geciken borçlu mütemerrit duruma düşer. Ancak, ifa zamanı veya süresinin kanun ile düzenlendiği hâllerde, borçlunun temerrüde düştüğünün kabulü için alacaklının İhtarda bulunması gerekir. İfa günü açık ve belirli bir gün olarak kararlaştırılmalıdır, aksi hâlde temerrüt için ihtar zorunlu sayılacaktır (Oğuzman. M, Kemal/ Öz, Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler C. I. İstanbul. 2017. s. 462).

    Temerrüt için ihtara gerek olmayan diğer bir durum da, sözleşmede taraftardan birine ifa gününü belirleme yetkisi tanınmış ise, bildirilen ifa tarihinde edimin yerine getirilmemesi hâlinde borçlu mütemerrit sayılacaktır. Borcun ifa edileceği günün bildirilmesi geçerliliği şekle bağlanmamış bir hukuki işlemdir. Zira yapılan bu irade açıklaması borçlunun temerrüde düşmesi sonucunu doğuracaktır.

    Haksız fiilden doğan tazminatlarda da ihtar çekilmesine gerek kalmaksızın, haksız filin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş sayılacaktır. Borçlunun temerrüdü için ayrıca ihtar şartının aranması durumunda, olay tarihi ile temerrüt tarihi (ihtar tarihi) arasında, faizin işlememesi şeklinde haksız fiilin faili lehine sonuç doğuracaktır. Bunu önlemek amacıyla haksız filden doğan tazminatlarda ihtar çekilmesine gerek kalmadan filin gerçekleştiği tarih temerrüt tarihi sayılmıştır (Oğuzman/öz. s. 465)

    Sebepsiz zenginleşme hâlinde de, zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu mütemerrit sayılır. Ancak zenginleşmenin iyiniyetli olması hâlinde temerrüt için bildirim gereklidir.

    Bununla birlikte borçlu borç muaccel olmadan önce alacaklıya borcu ifa etmeyeceğini açık olarak bildirmişse, bu durumda da ihtara gerek yoktur. Borçlu bu beyanla mütemerrit olur. Zira bu beyanla borçlu borcu ita etmeme iradesini önceden kesin olarak açıklamış olduğundan yapılacak ihtarın artık hiçbir yararı bulunmamaktadır (Bren, s. 1125,).

    III-GEREKÇE

    İçtihadı birleştirmenin konusu; zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınıp alınamayacağına ilişkindir.

    Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından kambiyo senetlerinde yer alan bak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandım işlem vardır. Böyle bir borçlandım işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle ikinci bir borç ilişkisi doğar. İşte kambiyo ilişkisi diye adlandırılan bu durum, temel borç ilişkisinden bağımsızdır (Kendigelen/Kırca, s. 112). Bu sebepte kambiyo senedinin düzenlenmesine sebep olan temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan deriler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo İlişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.

    Bir kambiyo senedi düzenleyip veren veya elindeki kambiyo senedini devreden ve bu senedi devralan herkesin bütün bu işlemleri yapmalarının sebebi temel borç ilişkisinden doğan amaca ulaşmaktır. Bu sebeple senet “mevcut bir borcu ifa yerine” veya “mevcut bir borcu ifa uğruna” verilir. Kambiyo senedi ifa yerine verilirse, temel borç ilişkisinden doğan borç yenilenmiş olur. Bu durumda temel borç ilişkisinden doğan borç ve ona bağlanan ayni ve şahsi teminatlar sona erer. Onların yerine kambiyo senedinden doğan borç geçer. Bununla birlikte tarafların yenileme konusunda anlaştıkları kesin bir şekilde belli değilse veya şüpheli bir durum varsa veyahut da bu hususta herhangi bir anlaşma ve iddia yoksa TBK’nin 133/2 maddesi gereğince kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğunun kabulü gerekir (Poroy/Tekinalp, s. 147). Bu durumda temel borç ilişkisi varlığını korumaya devam edecek ve temel borç ilişkisinden doğan talep hakkına paralel ve onunla yarışan bir kambiyo talep hakkı doğacaktır. Fakat bu hâlde temel borç ilişkisinden doğan talep hakkı, kambiyo senedinden doğan talep hakkının kullanılmasına kadar donmuş durumdadır (Poroy/Tekinaip, s. 147).

    Kambiyo senedi niteliğindeki bonodan doğan alacak muaccel olunca, temel borç ilişkisinden doğan alacak da muaccel hâle gelir. Başka bir deyişle temel İlişkiden doğan borcun muacceliyet tarihi bononun vadesine kadar ertelenmiş olur. Dolayısıyla temel ilişkiden doğan borcun tabi olduğu zamanaşımı süresi, borcun muacceliyet tarihi olan bononun vadesinden itibaren İşlemeye başlayacaktır (Susuz, Kağan; Kambiyo Senetlerinde Zamanaşımı. İstanbul, 2008. s. 164). Bu durumda alacaklı vadeden itibaren isterse temel borç ilişkisinden doğan talep hakkını, isterse bonodan kaynaklanan talep hakkım kullanabilecektir.

    Bonodan doğan borç tam olarak ifa edilince, temel borç ilişkisinden doğan borç da sona erer, Buna karşılık bononun zamanaşımına uğraması sebebiyle kambiyo hukukuna dayalı talep hakkının kaybedilmesi hâlinde temel borç İlişkisinden doğan talep hakkı varlığını sürdürmeye devam eder. Bu durumda hamil, uğradığı zararın tazmini amacıyla TTK’nin 732. maddesi gereğince sebepsiz zenginleşme davasından yararlanabileceği gibi kendi cirantası ile arasındaki temel borç ilişkisine de dayanabilmektedir.

    Temel borç ilişkisine dayalı olarak talebin ileri sürülmesi sadece doğrudan doğruya ilişkide bulunanlar arasında mümkün olduğu için temel borç ilişkisine dayalı olarak düzenleyene talepte bulunabilecek tek kişinin lehtar olduğunu belirtmek gerekir. Buna karşılık lehtar dışındaki bono hamilleri düzenleyen ile temel ilişkiye taraf olmadıkları için bu kapsamda talep hakkına sahip değildir (Öztan. s. 903). Zira ciro ile temel borç ilişkisi ciro edilene geçmemektedir. Başka bir deyişle zamanaşımına uğrayan bir bonoya ciro yoluyla hamil olan bir kimse düzenleyene karşı temel borç ilişkisine dayanarak talepte bulunamaz. Fakat bono, her ciro edildiğinde yeni bir kambiyo taahhüdü ve bu kambiyo taahhüdüne ilişkin yeni bir borç ilişkisi söz konusudur. Bu nedenle her hamil ancak kendi temel borç ilişkisine dayanabilir.

    Temel borç ilişkisi kambiyo hukukunun dışında kalan bir husustur. Bu sebeple kambiyo senetlerine mahsus zamanaşımı hükümleri temel borç ilişkisine uygulanmaz. Temel borç ilişkisine dayanılabilecek hâllerde o ilişkinin tabi olduğu zamanaşımı süresi uygulanır. Başka bir deyişle temel ilişkiye dayanıldığı durumlarda bonoya dayalı bir kambiyo talep hakkının ileri sürülmesi söz konusu olmadığından, zamanaşımı hakkında da TTK.nin 749. maddesi değil, temel borç ilişkisinin tabi olduğu zamanaşımı süreleri uygulama alanı bulacaktır (Öztan, s. 903).

    Hemen belirtilmelidir ki, bonoya ilişkin zamanaşımı süresinin geçmesi ile birlikte bonoya dayalı talep hakkı kendiliğinden sona ermemektedir (Öztan, s. 879; Kendigelen/Kırca. s. 264). Bu itibarla hamil, bonoya ilişkin zamanaşımı süresinin geçmesi hâlinde dahi, bonoya dayanarak borçluya karşı takip yapabilir veya genel mahkemelerde alacak davası açabilir. Ancak borçlunun zamanaşımı definde bulunması hâlinde, alacaklı kambiyo hukukundan kaynaklanan haklarını yitirecektir. Bu durum, bonoya ilişkin zamanaşımı süresinin geçmesi ile değil, borçlunun zamanaşımı definde bulunması ile ortaya çıkmaktadır. Borçlu süresi İçinde zamanaşımı definde bulunmazsa söz konusu bono, hamile, zamanaşımına uğramamış bir bononun sağladığı tüm imkânları sağlayacaktır.

    Zamanaşımına uğrayan bir bono kambiyo senedi vasfım kaybettiği için kambiyo hukukunun tanıdığı özel imkânlardan yararlanamayacak ve hatta adi senede dahi dönüşemeyecektir (Öztan, s. 878; Kendigelen/Kirca. s. 264). Zira zamanaşımına uğrayan bono fiziki olarak ortada olsa bile maddi hukuk anlamında artık hiçbir şey ifade etmemekte sadece ispat hukuku alanında delil başlangıcı olarak kabul edilmektedir (Öztan, s. 878; Kendigelen/K irca, s. 264). Bu itibarla zamanaşımına uğrayan bono adi senede dönüşmeyeceği için, alacağın ispatı açısından tek başına yeterli olmayacak, bununla birlikte sadece HMK’nin 202. maddesi kapsamında bir (yazılı) delil başlangıcı olarak kullanılabilecektir.

    HMK’nin 202/2 maddesine göre iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge, delil başlangıcı sayılır. Zamanaşımına uğrayan bono, delil başlangıcında bulunması gereken tüm unsurları taşımaktadır. Bu nedenle zamanaşımı nedeniyle kambiyo vasfım kaybeden bonoya dayanma imkânı olmayan hamil, temel ilişkiye dayanarak açılan davalarda, zamanaşımına uğrayan bonodan delil başlangıcı olarak yararlanabilir ve senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında iddiasını tanık dinleterek veya başka delillerle ispat etme imkânına sahip olur. Temel ilişkiden doğan borcun muacceliyet tarihi bononun vadesine kadar ertelenmiş olduğundan, delil başlangıcı niteliğindeki bonoya konu alacağın ispat edilmesi hâlinde, temel ilişkiden doğan borcun muacceliyet tarihi, delil başlangıcı niteliğindeki bonoda yer alan vade tarihi olacaktır.

    Kambiyo senedi niteliğindeki bononun ödenmemesi hâlinde başvurma hakkının kapsamına dair TTK’nin 778/1-d maddesinin atfıyla TTK’nin 725. maddesi uygulanacaktır. Başvuru hakkının kapsamı, müracaat alacaklısının başvuru borçlusundan talep edebileceği miktara ilişkin olup, müracaat alacaklısının neler talep edebileceği TTK’nin 725/1 maddesinde sınırlayıcı bir biçimde gösterilmiştir, Bunlar arasında vadenin gelmesinden itibaren işleyecek faiz de yer almaktadır (TTK. m. 725/i-b). Buna göre bir bonoda hamilin vadeden itibaren temerrüt faizi talep edebilmesi için bononun kambiyo senedi vasfını kaybetmemiş olması şarttır. Zamanaşımına uğramış bir bono kambiyo senedi vasfını kaybettiği için vade tarihi sadece temel ilişkinin muacceliyet tarihi olarak dikkate alınabilecek, borçlu temerrüde düşürülmeden faiz talep edilebilmesi de mümkün olmayacaktır.

    Borçlunun temerrüde düşürülebilmesi için sadece borcun muaccel olması yetmemekte kural olarak alacaklının, borcu muaccel olan borçlusuna borcunu ifa etmesi hususunda ihtar göndermesi gerekir. Bu itibarla zamanaşımına uğrayan ve kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihi temel ilişkiden doğan borcun ınuacceliyet tarihi olacağı için, TBK.nin 117/1 maddesinde belirtildiği üzere borçlunun temerrüde düşürülmesi için ayrıca alacaklı tarafından borçluya ihtar gönderilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte borcun ifası için borçluya ayrıca ihtar gönderilmese dahi alacaklı tarafından dava açılması ya da icra takibine başvurulması ihtar niteliği taşımaktadır. Çünkü dava açmakla ya da icra takibine başvurmakla birlikte alacaklının borcun ifasını isteyen beyanı ortaya çıkmaktadır (Oğuzman/Öz. s, 461).

    Kural olarak borçlunun temerrüde düşürülebilmesi için ihtar gerekmekle birlikte TBK’nin 117/2 maddesinde ihtar koşulunun istisnaları düzenlenmiştir. Buna göre TBK’nin 117/2 maddesi gereğince borcun ifa edileceği gün; birlikte tespit edilmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlenmişse ayrıca ihtara gerek olmadan borçlu temerrüde düşmüş olur. Başka bir deyişle borçlu ifayı belirli bir vadede yapmakla yükümlüyse temerrüt için ihtarda bulunmaya gerek bulunmamaktadır. Zira bir borç ilişkisinde belirli vadeyi taraflar ya birlikte tespit ederler ya da taraflardan biri kendisine tanınmış olan ihbarda bulunmak suretiyle belirler (Eren, s. 1124). Bununla birlikte borçlu, borç muaccel olmadan önce alacaklıya borcu ifa etmeyeceğini açık olarak bildirmişse, bu durumda da ihtara gerek yoktur. Borçlu bu beyanla mütemerrit olur (Eren. s. 1125.).

    Yukarıda bahsedildiği üzere, temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir bono düzenleyip lehtara vermesiyle taraflar arasında kambiyo hukukuna dayalı ikinci bir borç ilişkisi doğar. İşte bono üzerinde yer alan ve TTK’nin 746. maddesi ile düzenlenen vade, taraflar arasındaki temel borç ilişkisinin vadesi değil, kambiyo hukukuna dayalı borç ilişkisinin vadesidir. Zira zamanaşımına uğrayarak kambiyo senedi vasfı kaybedildikten sonra bonodaki vade tarihinin, taraflar arasındaki temel ilişki kapsamında birlikte tespit edildiğinden veya taraflardan biri tarafından kendisine tanınmış olan ihbarda bulunmak suretiyle belirlendiğinden bahsedilemeyecektir.

    O hâlde temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfım kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihi, TBK nin 117/2 maddesi ile belirlenen temerrüt için ihtara gerek olmayan durumlar kapsamında olmadığından, borçlunun temerrüde düşürülmesi için TBK’nin 117/1 maddesi gereğince ihtar gereklidir.

    Zamanaşımına uğrayan ve delil başlangıcı olma dışında hukuken hiçbir sonuç bağlanmayan hatta asıl alacağın varlığının ispatında bile tek başına delil kabul edilmeyen bir belgede yazılı vadenin, temerrüt ihtarına gerek olmaksızın temerrüt tarihi olarak kabul edilmesi hakkaniyete de aykırı olacaktır. Aksi hâlde zamanaşımına uğrayan bononun hamili, kambiyo senedinden doğan haklarım korumak için zamanaşımı süresi içinde Kanunim kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemesine rağmen, temel ilişkiye dayalı olarak yapacağı takip ya da açılan davada vade tarihinden itibaren faize hükmedilmesi yükümlülüklerini verine getirmeyen hamilin hiçbir kayba uğramayacağı sonucunu doğurur ki, hukuk sisteminin buna cevaz vermesi mümkün değildir.

    Hâl böyle olunca, zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfım kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınamayacağına karar verilmesi gerekmiştir.

    IV- SONUÇ

    Zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfım kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınamayacağına dair 25.12.2019 tarihinde yapılan ikinci oturumda üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar verilmiştir.

    KARŞI OY

    İçtihadı birleştirme görüşmelerine esas konu, sınırlandırılmış başlığından da anlaşılacağı üzere, temelde, delil başlangıcı niteliğindeki bir belgenin İspat gücüne, bunun kapsamına ve geniş çerçevede ispat hukukuna ilişkindir. Hal böyle olmakla, tartışmanın, senetle ispat zorunluluğunu düzenleyen HMK’nın 200. maddesi ile delil başlangıcı başlığını taşımakla birlikte aynı zamanda senetle ispat zorunluluğunun bir istisnası olarak düzenlenmiş bulunan aynı kanunun 202. maddesi çerçevesinde cereyan etmesi, yoğunlaşması gerekir(di). Çünkü konuyla İlgili yapılan müzakereler esnasında, konunun bu yalın ve sınırlı çerçevesinden yer yer uzaklaşılarak ispat hukukuna dahil olmayan, konuyla ilişiği ve bu anlamda belirleyici niteliği bulunmayan kimi kural ve kavramlar üzerinden sonuca varılmaya çalışılmıştır.

    İçtihat uyuşmazlığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yukarda açıklanan konuya ilişkin kararlan ile gerekçeleri kısmen farklılık gösterse de sonuçta aksi yönde oluşturulan Yargıtay 15. ve 19. Hukuk Dairelerinin öteden beri verdikleri kararlar ve son dönemde bu iki Daire görüşlerine benzer görüşe vardığı anlaşılan Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin konuya ilişkin kararları arasında ortaya çıkmış bulunmaktadır. Ancak hemen vurgulamak gerekir ki, yukarda sayılan Dairelerin kararları arasında, zamanaşımına uğramış bononun (yazılı) delil başlangıcı niteliğinde belge olarak kabul edilmesi hususunda herhangi bir içtihat aykırılığı bulunmamaktadır. İçtihat uyuşmazlığı, bu nitelikteki bir belgede yer alan takvim esasına göre “’belirir nitelikteki bir ödeme gününün, borçlunun, üzerine düşen para borcunun ifasında temerrüde düştüğünün kabulüne elverişli olup olmadığı, elverişli olmasının yahut aksini kabulün hukuksal dayanaklarının ne olması gerektiği noktasındadır. Konu bu çerçeve ile sınırlıdır ve içtihadı birleştirme kararlarının mahiyeti gereği bu sınırlı konu dairesinde bir sonuca bağlanması gerekmektedir.

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin konuya ilişkin yaklaşımı, özünde ispat hukukuna dahil kurallar ile maddi hukuk bakımından TBK’nin 117/2. maddesinde düzenlenen temerrüt kavramı üzerinden geliştirilmiş olup tarafımızdan da ittifakla benimsenmektedir. Kısaca söylemek gerekirse, bono olarak düzenlenmekle birlikte zamanaşımına uğradığı için delil başlangıcı sayılan yazılı belgedeki “belirli bir günü” içeren vadenin, aksi ispatlanmadığı ve HMK’nın 202. maddesi hükmünün doğal bir sonucu olarak diğer takdiri deliller ve bu arada tanık beyanı ile de doğrulanması halinde, TBK’nın 117/2. maddesindeki “borcun ifa gününün birlikte belirlenmesi” kavramına dayalı olarak borçlunun temerrüdüne esas alınması gerektiğini düşünmekteyiz ve bu nedenle çoğunluğun aksi yöndeki görüşlerine katılamıyoruz.

    Bu bağlamda öncelikle, konumuzla sınırlı olarak para borçlarında temerrüt kavramının tamını üzerinde durulması gerekir. Bilindiği üzere, para borçlarında temerrüt kavramı, borca aykırılığın özel bir çeşidi niteliğinde olup muaccel olmuş, ifası istenebilen ve bu anlamda ifası gereken bir para borcunun ihtara rağmen yahut kanunda belirtilen hallerde ihtar gerekmeksizin yani muaccel olduğu tarihte yerine getirilmemesi halidir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, temerrüdün oluşması için borcun muaccel bulunması, ifasının olanaklı olması, kural olarak borçluya ihtar gönderilmesi ya da kanunda düzenlenmek koşuluyla ihtar yerine geçen hallerin gerçekleşmesi gerekir.

    Bu anlamda, temerrüt için gereken muacceliyet ve borcun ifasının gerekli ve olanaklı olması koşullarının, içtihadı birleştirme görüşmelerinde tartışılmasının sonuca etkisinin bulunmaması beklenirdi. Çünkü, içtihatların birleştirilmesi gereken konu sınırlıdır, Daire kararları ortadadır, kararlar arasındaki farklılık sadece temerrüt tarihinin belirlenmesine yahut bu tarihin ne şekilde belirleneceğine ilişkindir. Bir diğer söyleyişle, yukarıda zikredilen ve incelenen Daire kararlarının hemen tümünde, HMK’nın 202. maddesi çerçevesinde, konumuz olan delil başlangıcı niteliğindeki belgeye ve ikame edilen takdiri nitelikteki delillerin birlikte ve tümüyle değerlendirilmesine göre, taraflar arasında borç doğuran bir sözleşme ilişkisinin (temel borç ilişkisi) var olduğunun, bu sözleşmeye dayalı olarak ilişkinin taraflarından biri (somutlaştırırsak davalı) açısından dava veya takip konusu yapılan bir para borcu doğduğunun, para borcunun miktarının, borcun muaccel hale geldiğinin ve ödenmediğinin ispatlandığı kabul edilmiş, tüm bu safhalardan sonra iş, kurulacak tahsil hükmü bakımından, temerrüdün hangi tarihte gerçekleştiğinin değerlendirilmesi aşamasına gelmiştir.

    Ancak işin müzakeresi sırasında, konu. Yargıtay Kanununun 45. maddesine ve konuyla ilgili ilke kararlarına aykırı olacak şekilde, sınırlı ve asıl bağlamından kopartılarak “bir sözleşme ilişkisinde borçluya düşen para borcunun ifasının gerekip gerekmediği, borcun muaccel olup olmadığı” vb. gibi içtihat farklılığında ve bunun giderilmesinde hiçbir etkisi bulunmayan yahut bulunmaması gereken kimi görüşler ortaya atılmak suretiyle oluşturulan zemin üzerinden tartışılmış ve vardan sonuçta, kanımızca, mevzuata aykırı bulduğumuz bu tartışma yöntemi de etkili olmuştur.

    Konumuza dönecek olursak, bilindiği ve uygulama ve doktrinin de benimsediği üzere temerrüt kavramı, bir hukuki işlem niteliğindedir. Doktrinde temerrüt ihtarının gönderilmesi, genel olarak, “hukuki işlem benzeri hukuki fiil” olarak tanımlanmış, sözlü olarak da gerçekleştirilebileceği, ispat İçin HMK’nın 199. maddesi anlamında bir “belge’nin ibrazı gerektiği ancak temerrüt için ihtar gerektirmeyen TBK’nın 117/2. maddesindeki hallerin İse hukukî işlem niteliğinde olmakla ancak HMK.nın 200, 201 ve 202. maddelerinde belirtilen şekilde ispatlanabileceği belirtilmiştir. Konumuzun sınırlı oluşu nedeniyle hukuki işlem ve bunun ispatına ilişkin hükümlerin değerlendirilmesi gerekli olduğundan, bu tartışmanın varılacak sonuca doğrudan bir etkisi yoktur.

    Şu halde borçlunun para borcunu ödemekte temerrüde düştüğünün ispatı, TTK’nın tacirlere ilişkin 18/3. maddesindeki hüküm bir tarafa bırakılacak, olursa, herhangi bir biçim koşuluna bağlı kılınmadığından, açıklanan bu hukuki niteliği itibariyle, HMK’daki genel ispat kurallarına göre ve kural olarak, HMK’nın 200. maddesinde belirtildiği şekliyle senetle mümkündür.

    Ancak, HMK’nın 202/2. maddesinde açıklıkla belirtildiği üzere, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte onu muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse tarafından verilmiş bir belgenin varlığı halinde tanık dinlenebilecektir. Bu anlamda, temerrüdün gerçekleştiğinin, bunu muhtemel gösterecek nitelikte ve delil başlangıcı niteliğindeki bir belge ve bu belgeye bağlı ve bu belge ile birlikte sunulacak sair takdiri delillerin ikamesi suretiyle de İspatlanacağının kabulünde duraksanmamalıdır.

    Hemen belirtmek ve bir parantez açarak söylemek gerekirse, müzakereler sırasında, “delil başlangıcının, hukuki işlemler bakımından tanık dinlenmesinin yolunu açan bir anahtar (maymuncuk) niteliğinde olduğu, işlevini yerine getirdikten sonra artık buna itibar edilemeyeceği” biçiminde özetlenebilecek bir takım görüşler dile getirilmiş ise de, HMK’nın ispat için öngördüğü hükümlere, kanun sistematiğine ve yerleşik uygulamanın benimsediği ve bu arada çoğunluk görüşünü oluşturan Daire kararlarına dahî yansıyan ilkelere tümüyle aykırı bu görüşe itibar etmek mümkün değildir.

    Hukuk yargılamasında, delillerin topluca ve serbestçe değerlendirilmesi kanun hükmü olup söz konusu görüşün, herhalde, kanun koyucunun “delil başlangıcı” ibaresini kullanmasının belgeyi delil olmaktan çıkarmak amacına matuf olduğuna dayalı hatalı bir kabulden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Halbuki, HMK’nın 199. maddesi çerçevesinde belge bizatihi bir delil olup senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde tanık delili ile birlikte senet yerine ikame olunacak biçimde varlığı ileri sürülen hukuki işlemlerin ispatına elverişli kılındığı açıktır.

    Keza, yine müzakereler esnasında, delil başlangıcı niteliğindeki belgenin öncesinin bono olması, zamanaşımına uğraması nedeniyle kambiyo vasfını yitirmesine bağlı olarak, Daire kararlarına da yansıdığı üzere, ispat hukuku bakımından artık zayıf bir belge olduğu yolunda kimi görüşler ileri sürülmüş, hatta belgenin bono vasfını yitirmesi nedeniyle kambiyo hukukuna ilişkin kavramlara yer verilmek suretiyle komi ile ilgili bir sonuç çıkarılmaya çalışılmıştır. Özellikle Yargıtay 19. HD’nin kararlarında gözlendiği üzere, belgenin bono vasfını yitirmesi nedeniyle 6102 sayılı TTK’nin 808. maddesi çerçevesinde vadeden itibaren faiz talep hakkının da yitirildiğine bağlı olarak geliştirildiği anlaşılan bu yaklaşım, yukarda tekraren açıklandığı üzere, temelde ispat hukuku ile ilgili somut konumuza tümüyle yabancı nitelikte kanun maddelerinin olaya uygulanması suretiyle sonuç çıkarmaya matuf olup benimsenemez. Genel kurul önüne gelen ve tanışılan konu, temel borç ilişkisi çerçevesinde borçlunun bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşüp düşmediği ile ilgili olup, delil başlangıcı niteliğindeki belgenin öncesindeki vasfının yitirilmesine dayalı olarak bu vasıflara bağlı olarak öngörülmüş kuralların mefhumu muhalifinden hareketle sonuç çıkarmaya çalışmak, metodolojiye, hukuk tekniğine tümüyle aykırı bir bakış açısıdır. Söz konusu yanlış bakış açısına egemen olan ve hukuksallığı oldukça tartışmalı olan bu mantık, genel kurula sunulan raporda da kendini göstermektedir. Raporun sonuç ve değerlendirme bölümünde alacaklının kambiyo senedi ile temerrüt faizi bakımından elde edebileceği hasılayı, temel borç ilişkisi çerçevesinde ve delil başlangıcına dayalı olarak elde edebilecek olmasının “hukuk düzeni” açısından kabul edilemez olduğu, aksini kabulün “yaman bir çelişki” olacağı şeklinde açıklamalara ver verilmiştir. Bu bakış açısının, temel borç ilişkisi çerçevesinde açılmış bir davayı, ispat hukukuna dayalı olarak savunduğumuz görüşe de yanlış atıflarda bulunmak suretiyle, kambiyo senedinden kaynaklanan borcun tahsili davası görme gibi bir yanılgıya dayalı olduğunu düşünmekteyiz. Kambiyo senedi hamilinin müracaat hakları yahut bu hakkın yitirilmesi konusu ile temel borç ilişkisi çerçevesinde bir borcun tahsili ve buna bağlı olarak tartışılacak temerrüt kavramının ilgisi bulunmamaktadır. Üstelik, hukuk düzenimizin, vasfım yitiren bonoya delil başlangıcı olarak bir fonksiyon izafe etmiş olduğunu, senetle ispatı zorunlu kılınan haller bakımından istisnai ve kanımızca oldukça kuvvetli bir değer atfettiğini gözden kaçırmamak gerekmekte olup, bu anlamda belgenin söz konusu ispat fonksiyonu ile kaim bir değeri bulunmakla “zayıf’ olarak nitelendirilmesi yerinde olmayacaktır. Saniyen, hukuk düzenimizin, temel borç ilişkisi çerçevesinde tahsil isteminde bulunan bir alacaklıyı, TBK’nın 117/2. maddesinde yazılı temerrüt koşullarının varlığına rağmen, temerrüt için behemahal ihtar göndermeye mecbur etmek gibi bir amacı da olamaz.

    Konuya ilişkin görüşlerimizin açıklanmasına dönecek olursak; karşı oy sahipleri olarak, borçlunun hangi tarihte temerrüde düşmüş olduğunu değerlendirirken, sadece genel kuralın değil TBK’nın 117/2. maddesinde zikredilen ”borcun ifa edileceği günün birlikte belirlenmiş olması” halinin de delil başlangıcı belge ve buna bağlı olarak ikame edilecek tanık ve diğer takdiri delillerin topluca değerlendirilmesi suretiyle ispatlanabileceği kanısındayız. Esasen bu husus, HMK’nın 202. maddesinde açıkça belirtilmiş olup belgedeki belirli vade tarihinin; belgenin düzenlendiği tarih itibariyle bir senet anlaşmasına davalı olduğu ve bono vasfının sonradan yitirilmesinin sadece kambiyo senetlerine mahsus müracaat haklarının kullanımını engelleyen bir olgu olup senet anlaşmasının hiç yapılmamış yahut sonradan geçersiz hale gelmiş sayılmasını gerektirmeyeceği, buna bağlı olarak temel borç ilişkisinden kaynaklanan para borcunun ita gününün, ifa uğruna düzenlenen senet üzerine dercedilmek suretiyle borç ilişkisinin taraflarınca birlikte kararlaştırıldığının kabulünü muhtemel kıldığı düşünüldüğünde, tanıklarca da doğrulanması halinde, borçlunun ayrıca ihtar çekilmesini gerektirmeyecek biçimde temerrüde düştüğü tarih olarak kabulü gerekir.

    Müzakereler sırasında, belge üzerindeki belirli vade tarihinin borçlunun tek yanlı hukuki tasarrufu niteliğinde bulunduğu ileri sürülmüş olup bir an İçin bu görüşün kabulü halinde dahi, bu biçimde düzenlenmiş belgenin alacaklıya tevdii ve alacaklının da bu vade tarihini benimsemesi suretiyle. TBK’nın 1 ila 11. maddeleri arasında yer verilen genel hükümler çerçevesinde bir öneri ve kabulün birleştiği, bu suretle borcun ifa gününün birlikte ve kesin olarak belirlendiğinde duraksanmamalıdır.

    Tüm bu açıklamalar ışığında. HMK’nın ispat ve deliller başlığı altında sıraladığı kurallara rağmen çoğunluğun vardığı sonuca katılmak mümkün değildir. Kanaatimizce, çoğunluk tarafından benimsenen bu sonuç, korkarız ki, uygulamada da büyük güçlüklere yol açacak, temel borç ilişkisi, borcun varlığı ve miktarı bakımından delil başlangıcı ve buna bağlı olarak sunulan diğer delillerle ispat edilmiş bir atacak davasında, ikinci derecedeki bir nokta kabul edilebilecek temerrüt tarihi açısından ilave delillerin ve hatta HMK’nın 200. maddesi anlamında, sadece bu konuya ilişkin olarak bir senet ibrazı istenmesi gibi bir çelişkiye, sorunsalın ortaya çıkmasına neden olacaktır. Sözgelimi, somut bir alacak davasında, temel borç ilişkisinin inkarı halinde, kambiyo vasfını yitirmiş ve içtihaden delil başlangıcı niteliğine dönüştüğü ittifakla kabul gören belgeye dayalı olarak tanık ikame edilmesi halinde, tanığın taraflar arasındaki borç ilişkisini ortaya koyan açıklamalarından sonra, bu ilişkiden doğan para borcunun miktarının ve ifa gününün taraflar arasında yapılan anlaşma ile düzenlenen kambiyo senedine dercedildiğini söylemesi durumunda, HGK’nın konuyla ilgili 20.2.2008 gün ve 3- 159/158 sayılı kararında isabetle ortaya konulan değerlendirmeler ışığında bir sonuca varılması yerine, çoğunluk görüşü doğrultusunda inşa edilen içtihadı birleştirme kararma dayalı olarak, tanığın bu yöndeki ifadesine herhangi bir kıymet izafe edilemeyecek, tanıkların senet üzerine yazılan vade tarihini birebir telaffuz etmesi gerektiği gibi bir halin varlığı aranacaktır ki, bunun ispat hukuku kuralları bakımından bir kara delik yaratması kaçınılmazdır.

    Açıklanan nedenlerle, içtihatların, yukarda açıklanan ispat hukukuna ve maddi hukuka ilişkin kurallarla ve hukukun genel ilkeleriyle uyumlu bulunan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin kararları çerçevesinde birleştirilmesi gerektiği inancında olmakla çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyoruz.

    KARŞI OY

    2019/1 E. Sayılı İçtihadı Birleştirme kararına konu olay: zamanaşımına uğramış bonolar nedeniyle temel ilişkiye dayalı alacak davasında, bono üzerinde yer alan vade tarihinin temerrüt tarihi sayılıp sayılmayacağı hususuna ilişkindir.

    Bilindiği üzere, elinde bono bulunan meşru hamil, kıymetli evraklar yönünden geçerli soyutluk ilkesi gereği borcun asıl sebebine girmeden, vadesi geldikten sonra bonoya dayalı olarak takip veya dava açabileceği gibi, temel ilişki çerçevesinde de bonoya delil olarak dayanarak alacak davası da açabilecektir. Özellikle senedin talili halinde, alacağın ispatı için hem temel ilişkinin ispatı, hem de bonoya dayanılmasında yasal bir engel bulunmamaktadır.

    Bonolarda zamanaşımı süresi 6102 savdı TTK’nın 749.maddesinde, düzenleyene (tanzim eden) karşı vade tarihinden itibaren 3 yıl. cirantalara karşı protesto tarihinden itibaren 1 yıl, cirantanın bono bedelini hamile ödemesi halinde, kendisinden önce gelen cirantalara karşı ödeme tarihinden itibaren 6 ay içerisinde zamanaşımına uğrayacaktır, Bunun dışında, sadece düzenleyenin TTK 732.maddesi uyarınca, bononun zamanaşımına uğramasından itibaren sebepsiz zenginleşmeden doğan sorumluluğu bulunmaktadır. Sebepsiz zenginleşmeden doğan sorumluluk ise, bononun zamanaşımına uğradığı tarihten itibaren 1 yıllık zamanaşımına tabidir.

    Kambiyo zamanaşımına uğramış ve sebepsiz zenginleşmeden doğan dava hakkı da zamanaşımına uğramış olan bononun, tekrar kambiyo takibine veya sebepsiz zenginleşme davasına konu edilmesine yasal bir engel yoktur. Borçlu zamanaşımı definde bulunmadığı takdirde anılan takip ve davalar yoluyla alacağın tahsili meşru ve mümkündür. Bununla birlikte zamanaşımı definin ileri sürülmesi halinde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilecektir. Ancak, alacaklının temel İlişkiye davalı olarak dava açması ve bonoya da delil olarak dayanması halinde zamanaşımı süresi, o temel ilişki için TBK’nın 146 veya 147.maddelerindeki sözleşme tiplerindeki zamanaşımı (10 ve 5 yıllık gibi) sürelerine tabi olacaktır. Böyle bir durumda öncelikle alacaklının temel ilişkiyi ispat etmesi gerekir. Dolayasıyla, zamanaşımına uğramış bononun kambiyo vasfını tamamen kaybedeceği, hiçbir hukuki kıymetinin kalmayacağına ilişkin çoğunluk görüşüne hukuken itibar edilmesi mümkün görülmemektedir.

    Alacaklının temel ilişkinin ispatında, taraflar arasında konuya ilişkin olarak düzenlenen bononun, bu davada HMK 202.maddesi uyarınca “delil başlangıcı” niteliğinde olduğu, bu niteliği itibariyle, zamanaşımına uğramış bononun temel ilişkinin ispatında kullanılacağı ve hatta bu belgeye dayalı olarak hukuki ilişkinin ispatı yönünden tanık dahi dinlenebileceği konusunda bir görüş ayrılığı yoktur, Ancak çoğunluğun görüşüne göre, borçlunun, üzerinde ödeme günü bulunan bono üzerindeki taahhüdünün bir önemi bulunmamakta, mutlaka borçlunun ayrıca ihtarname ile temerrüde düşürülmesi gerekmektedir.

    TBK’nın 117.maddesinde yer alan ‘”(l) Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. (2) Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle: haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyi niyetli olduğu hallerde temerrüt için bildirim şarttır” şeklindeki düzenleme uyarınca, muaccel (istenebilir) hale gelmiş bir borç yönünden borçlunun temerrüde düşürülebilmesi için kural olarak borçluya ihtarname göndermek gerekir. Ancak, alacaklı ve borçlu borcun ifâ edileceği gün konusunda anlaşmışlar ise o günün geçmesiyle kendiliğinden borçlu temerrüde düşecektir. Çoğunluk görüşünün savunucusu 19.Hukuk Dairesi sayın daire sözcüsü ve görüş bildiren bir kısım üyeler, davadan önce temerrüt için mutlaka vade konusunda her iki tarafın imzaladığı vazıh bir belgenin varlığına veya alacaklının gönderdiği ihtarnameye ihtiyaç olduğunu savunmakladırlar. Oysa muaccel hale gelmiş borçlar yönünden bu görüş hukuki açıdan isabetli değildir. Zira Kanunda açıkça ‘”borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmişse” tabirini kullanmaktadır. Zamanaşımına uğramış bono “delil başlangıcı’’ niteliğinde yasal bir delil olduğuna ve bu belgenin remel ilişki kapsamında borçlu tarafından imzalanarak davacıya verilen bir belge olduğuna göre, borçlunun ödeme tarihi konusunda açık taahhüdü ve alacaklının da bu belgeyi alıp kabul etmesi nedeniyle Kanunda aranan “İFA GÜNÜNÜN BİRLİKTE BELİRLENMESİ” koşulunun oluştuğu ve o günün geçmesiyle borçlunun kendiliğinden temerrüde düştüğünün kabulü gerekir.

    Çoğunluk görüşünü savunan 19.Hukuk Dairesi’nin esasen bu kabulüyle, yine bizzat anılan daire tarafından verilen diğer kararlar arasında çelişki bulunmaktadır. Söz gelimi Dairenin, sadece bir yıl önce verdiği, 17.10.2018 tarih ve 2016/20267 E. – 2018/5053 K. sayılı ilamında, zamanaşımına uğramış bono nedeniyle temel ilişkiye dayalı olarak açılan itirazın iptali davasında, “Davacı ile davalı arasında temel ilişki bulunmaktadır. Zamanaşımına uğramış bono yazılı delil başlangıcı niteliğinde olup, temel ilişki her türlü delille ispatlanabilir, Davalı, davacı ile aralarında temel ilişki bulunduğunu, mal aldığını ancak bono bedeli kadar mal almadığını aldığı malların bedelinin ödediğini savunmuş olup, bu durumda taraflar arasındaki temel ilişkinin varlığı tartışmasız, uyuşmazlık konusu bono bedeli kadar mal alınmadığının anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ispat yükümlülüğü davalıya aittir” demek suretiyle, esasen zamanaşımına uğramış bono üzerindeki “alacaklı adı, borçlu adı. tanzim tarihi, borç miktarı” gibi diğer bilgilerin tamamını karineten doğru saymakta ve borçluya aksini ispat yükümü yüklemekte, ancak “Ödeme günü (vade)” hususundaki bilgiyi yok saymak suretiyle kanımca açık bir çelişkiye düşmektedir. Oysa 11.Hukuk Dairesinin yaklaşımı, tutarlı ve isabetli bir şekilde, vade tarihi de dahil bono üzerindeki tüm bilgilerin karineten doğru sayılması gerektiği yönündedir.

    Müzakereler sırasında çoğunluk görüşünü savunan bir kısım Daire sözcüsü konuşmacılar tarafından, alacaklının yıllarca bonoya dayalı alacağını takip etmeyerek keyfi dayanarak bonoyu zamanaşımına uğrattığı, 5-6 yıl sonra gelerek borçludan alacağını dava edip bir de bono üzerinde yer alan vade tarihinden itibaren faiz talep etmesinin hakkaniyete uygun düşmediği savunulmuş ise de bu görüşte de hukuki bir temel bulunmamaktadır. Öte yandan, hakkaniyet yönünden de tam tersi, borçlunun mağduriyetinden söz edilemeyecektir. Zira çeşitli sebeplerle yıllarca borcunu ödememiş borçlunun, sabit bir ödeme gününün varlığına rağmen, bir de faiz yükünden kurtarılmasının, alacaklının da bu kanuni hakkından mahrum bırakılmasının hakkaniyetle bağdaşır yönü bulunmamaktadır.

    İçtihadı birleştirmeye konu görüşler, daha çok 6762 sayılı TTK zamanında yaşanan ihtilaflarla ilgili olup, çoğunluk görüşüne göre ulaşılan sonuç, 6102 sayılı TTK döneminde getirilen yeni temerrüt hükümlerinin gelecekteki uygulamasını da olumsuz etkileyecek niteliktedir. Şöyle ki;

    6102 sayılı TTK’nın 530.maddesinde yer alan “(4) Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır: a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda” şeklindeki düzenleme uyarınca, temel ilişkinin tedarik sözleşmesi olduğu durumlarda, bono üzerindeki tarih sabit ödeme günü olarak kabul edilmediğinde, faturanın tebliğinden itibaren 30 günün geçmesiyle temerrüt gerçekleşmiş sayılacaktır, Bu durumda İBK ile ulaşılan sonuç karşısında, faturadan çok daha ileri tarih taşıyan bono üzerindeki ödeme gününe, keza borcun asıl miktarına itibar edilemeyecek, bononun delil başlangıcı niteliğindeki delil değeri dahi kalmayacak, kısaca borçlunun daha da aleyhine bir hüküm ve sonuç doğuracaktır. Oysa, vade tarihi de dahil bonodaki bilgilerin tamamına değer ve Önem verilseydi, faturada ne yazarsa yazsın, tebliğ edilmiş olsun veya olmasın, vadenin faturanın tebliğinden 30 gün sonra değil, zamanaşımına uğramış bonoda yer alan ileri tarihte temerrüdün gerçekleştiği kabul edilecekti. Ancak İBK ile ulaşılan sonuç karşısında, bono üzerindeki ileri tarihli vadeye değer verilmeyeceğine göre, faturadan 30 günden sonra temerrüdü başlatacak, böylelikle bir yerde İBK. TTK 1530/4.maddesin i değiştirecek bir sonuç doğurabilecektir.

    Yargıtay 15.Hukuk Dairesi adına görüş bildiren bazı üyelerin de tüm kaygısının, dairenin görev alanına giren eser sözleşmeleri yönünden, özellikle ayıplı ve eksik eser teslimi hallerine ilişkin olarak, bono üzerindeki tarihin kabulü halinde haksız sonuçların doğacağına ilişkindir. Oysa 6098 sayılı TBK yönünden, temerrütten bahsedebilmek için bir borcun muaccel olması ön koşuldur. Dolayısıyla, temel ilişki kapsamında alacaklının karşı edimi isteyebilmesi için kendi edimini yerine getirmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, bir eser meydana getirmek üzere anlaşılan müteahhite verilen bononun temel ilişki kapsamında tahsilinin talep edilebilmesi için, müteahhidin eseri eksiksiz ve ayıpsız şekilde teslim ettiğini kanıtlaması gerekir. Aksi takdirde, sırf bononun üzerinde tarih var denilerek o tarihten itibaren temerrüdün gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir. Kanımca 15. Hukuk Dairesinin yaklaşımı isabetli değildir. Zira, temel ilişki kapsamında bonoda yer alan alacak dava veya takipten önce ayrıca ihtarname ile istenmiş olsa bile, şayet müteahhit eksik veya ayıplı teslimde bulunmuş ise, bu ihtarname ile dahi borçlunun (iş sahibinin) temerrüde düştüğünden söz edilemez.

    O nedenle, 11. Hukuk Dairesi TBK 117 doğrultusunda, muaccel (istenebilir) hale gelmiş alacaklar yönünden, bono üzerindeki tarihîn kesin vade tarihi olduğunu kabul etmektedir. Oysa, 15.Hukuk Dairesi, mütehhidin tamamen ayıpsız ve eksiksiz eseri teslimi, iş sahibinin ise bonodaki vade tarihinde borcunu ödememesi ve sürekli borcu ertelemesi sonucu zamanaşımına uğrayan bononun varlığı halinde alacaklının mağduriyetini önleyecek bir çözüm sunmamaktadır.

    Anılan nedenlerle, 11.Hukuk Dairesinin görüşleri doğrultusunda, vadeden önce muaccel olmuş borçlar yönünden, zamanaşımına uğramış bono üzerindeki vade tarihinin temel ilişkiye dayalı alacak davalarında da aksi ispat edilinceye kadar ve karineten kesin vade tarihi olduğu, bu günün geçmesiyle borçlunun kendiliğinden temerrüde düşmüş savılması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu sayın çoğunluğunun, temerrüt için ayrıca ihtar şartı arayan düşüncesine katılmıyorum.

    KARŞI OY

    İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu önüne gelen içtihat uyuşmazlığının konusu özetle, zamanaşımına uğrayan bono senedinde yazılı vade tarihînden itibaren ayrıca ihtar gönderilmesine veya takip yapılmasına gerek olmaksızın temerrüt faizi istenip istenmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dolayısıyla içtihadı birleştirmenin konusu poliçe ve çek gibi diğer kambiyo senetlerini kapsamadığından emre yazılı senet bir başka deyişle bono esas alınarak konunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk Ticaret Kanununun 776. maddesinde bono tanımlanmış ve 778. maddesinde bononun niteliğine aykırı düşmedikçe poliçe hakkında yapılan düzenlemelerden bono hakkında uygulanacak hükümler de atıf yoluyla belirlenmiştir.

    Kambiyo senetlerinin bazı temel özellikleri vardır. Bu özellikleri kısaca belirtmek gerekirse:

    – Kayıtsız şartsız borç ikrarını havidir. Bir miktar paranın ödenmesi kaydını içerir.

    – İbraz senetleridir. Ödeyecek kişiye ibrazı zorunludur.

    – Tedavül kabiliyeti vardır. Ciroyla yoluyla kolayca el değiştirir.

    – Mücerretlik ilkesi geçerlidir. Temel ilişkiden bağımsız olarak alacak ileri sürülebilir.

    – TTK’da sıkı şekil şartlarına bağlıdır.

    – Kanunen emre yazılı senetlerdir.

    – İmzaların bağımsızlığı ilkesi vardır.

    – Kamu güvenine mazhar sebeplerdir.

    – Türkiye’nin de katıldığı Cenevre Konvansiyonu anlaşmaları çerçevesinde uluslararası niteliktedir.

    – Özel takip usulleri vardır. İcra İflas Kanunumda kambiyo senetlerine dayalı haciz veya iflas yoluyla icra ve iflas takibi yapılması mümkün olduğu gibi adi takiplerden farklı olarak icra takibine itiraz ile takibin durması söz konusu olmadığı gibi adi takipten farklı olarak özel nitelikli borcun ödenmesi ve itiraza ilişkin özel düzenlenmiş süreler söz konusudur. Bir kambiyo senedinin düzenlendiği durumda taraflar arasında iki ayrı borç ilişkisi meydana gelir. Bunlarda ilki, senedin düzenlenmesine neden olan bir başka deyişle senedin İhdas nedeni olarak gösterilen ve borç doğuran belirli bir sebebe davalı asıl borç ilişkisi, İkincisi İse kambiyo hukukundan kaynaklanan ve asıl sebepten mücerret olan senetle birlikte ileri sürülebilen kambiyo hukuku ilişkisidir. (Prof. Dr. Fırat Öztan Kıymetli Evrak Hukuku 2, Bası sf. 376 ve devamı) Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “(1) Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. (2) Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme savılmaz.” hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre mevcut bir borcun ödenmesi kapsamında bir kambiyo senedi düzenlenerek alacaklıya verildiği takdirde eski borç varlığım korumakta ama kambiyo senedinden kaynaklı yeni bir borç ilişkisi doğmaktadır. Mevcut bir borç için kambiyo senedi düzenlenmiş olması ödeme yerine geçmemekte, bir başka deyişle ifa yerine kaim olarak verilmektedir. Bu şekilde temel ilişkiden kaynaklanan borç ile kambiyo ilişkisinden kaynaklanan talep hakları arasında birbirine paralel ve aynı yönde olmaları nedeniyle hakların yarışmasından söz etmek mümkündür. Bu kapsamda alacaklı dilerse kambiyo senedi ilişkisine dayalı olarak, dilerse temel ilişkiye dayalı olarak alacağını talep etme olanağına sahiptir. Ancak borçlu borcu bir kez ödemekle borcundan kurtulacaktır. Kambiyo senetlerinin sıkı şekil şartlarına bağlı olması yanında bu senetlerden doğan hakların talep edilmesi bakımından da sıkı şekil şartlan söz konusudur. Uyuşmazlık konusu olan bonolar bakımından TTK nın 778. maddesi atfıyla bonolarda da uygulanması gereken TTK’nın 749 ve 751. maddeleri gereğince bono vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Zamanaşımına uğrayan bono kambiyo senedi niteliklerini ve kambiyo hukukundan kaynaklı ayrıcalıklı ve özel takip usulleri ve kambiyo hukuku özelliklerinden kaynaklı haklan yitirir.

    Ancak kambiyo senedi özelliklerinin yitirilmesi senedin temel ilişkiye dayalı talep halinde senet ve belge olarak değerini yitirmesi sonucunu doğurmaz, Bir belgenin delil olması bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 22.02.1971 tarih 1970/12331 Esas, 1971/l572 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere “Delillerin zaman geçmekle ispat güçlerini yitirmeleri diye bir durum yasalarda söz konusu olmadığından kambiyo senedinden asıl borç ilişkisinin ispatı konusunda her zaman yararlanılabileceği tabiidir, içtihadı birleştirme konusu olan uyuşmazlıkta Yargıtay daireleri arasında bononun zamanaşımına uğraması nedeniyle kambiyo hukukundan kaynaklanan talep haklarının yitirildiği konusunda bir uyuşmazlık söz konusu değildir, Kaldı ki, zamanaşımına uğrayan bononun yazılı delil başlangıcı olarak kabul edileceği ve zamanaşımına uğrayan bonoya yazdı delil başlangıcı olarak dayanmak suretiyle tanıkta dahil her türlü delille temel ilişkinin ispatı suretiyle alacağın tahsil edilebileceği konusunda bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Uyuşmazlığın temel konusu bonolarda yazılı vade tarihinin 6098 sayılı TBK’nın 117/1. maddesi gereğince kesin bir vade kabul edilmeyerek temerrüt faizi isteyebilmek için alacaklının borçluya ihtar göndermesinin zorunlu olup olmadığı veya aynı yasanın 117/2. maddesi gereğince bonoda yazılı vadenin taraflarca borcun ifa edileceği günün birlikte kararlaştırılması sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Dolayısıyla içtihadı birleştirme konusu uyuşmazlıkta zamanaşımına uğrayan senedin kambiyo senedi niteliğini yitirdiği konusunda herhangi bir görüş ayrılığı bulunmadığından, içtihat konusu uyuşmazlığın çözümünde artık 6102 Türk Ticaret Kanunu hükümleri bir yana bırakılarak temel ilişki bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, ispat hukuku bakımından da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri esas alınarak değerlendirme yapılması gerekecektir, Yukarıda belirtildiği üzere kambiyo senedine dayanılması halinde kambiyo hukukundan kaynaklanan mücerret borç ilişkisi yanında belirli bir sebebe bağlı temel borç ilişkisine dayalı talepte bulunulabileceği, bu durumda hakların telahuku (yarışması) söz konusu olduğu, kambiyo senedi zamanaşımına uğramış olsa dahi buna delil olarak dayanılabileceği delillerin zamanaşımına uğraması diye bir durumun yasalarımızda mevcut olmadığı belirtilmişti. Bu kapsamda zamanaşımına uğrayan bononun temel ilişki bakımından ve ispat hukuku açısından delil değeri üzerinde durulması gerekmekledir. Bu belgenin delil değeri değerlendirildikten sonra temel ilişki bakımından Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen temerrüt hükümlerinin uygulanmasında bu belgeden nasıl yararlanılabileceği açıklanmaya çalışılacaktır. 6100 sayılı HMK’nın 199. maddesinde belge tanımına yer verilmiştir. Bu tanıma göre uyuşmazlık konusu vakaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kavdı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” Belge tanımının yapılmış olmasına karşılık HMK’nın 200 ve 201. maddeleri ile 205. maddelerinde senetle ilgili düzenlemeler yapılmış ancak senedin açık bir tanımına yer verilmemiştir. Buna karşılık HMK’nın 202/2. maddesinde delil başlangıcı tanımlanmıştır. Bu tanıma göre delil başlangıcı ‘iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” Bu tanımlardan yararlanılmak suretiyle doktrinde senet kısaca bir kimsenin bir hukuki işlemin ispatı İçin kendi aleyhine hazırladığı veya sonuç doğuran yazdı bir belge olarak tanımlanmıştır. Hatta senetteki beyanın mutlaka aleyhe delil oluşturma amacıyla yapılmasının gerekli olmadığı, senet olarak yazılması düşünülmeyen örneğin imzalı bir mektuptaki bir beyanın da o mektubu yazan kişi aleyhine senet olarak kabul edilebileceği belirtildikten sonra senedin dört temel unsuru olduğu bunların

    – senedin bir cisim üzerinde olması (Tahta, bez, kağıt vs.)

    -Yazı ile yazılmış olması,

    – Bir irade beyanı (hukuki işlem) içermesi,

    -Düzenleyenin kişiye aidiyet bakımından imzasının bulunması olarak sayılabilecektir. (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, Cilt 2, Sayfa 177) ve devamı)Bu kapsamda aralarında temel ilişki bulunan keşideci ve lehtar arasındaki bono zamanaşımına uğramış olsa dahi yukarıda yer verilen tanıma ve senedin unsurlarına göre HMK’nın 200. 201 ve 205. maddelerinde yer alan adi senedin tüm unsurlarım taşımaktadır.

    HMK’nın 205/1. maddesi gereğince imzası ikrar edilen adi senetler aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılır. Zamanaşımına uğrayan bonoda kambiyo hukukundan kaynaklanan talep hakları yitirilmiş ise de aralarında temel ilişki bulunan keşideci ve lehtar bakımından senette hem imza hem de “ödeyeceğim” şeklinde bir irade açıklamasının varlığı, bu irade açıklamasının bir kağıt üzerinde olması ve yazılı olması gibi tüm unsurlar bulunmaktadır. Bu durumda bu belgenin HMK anlamında adi senette bulunması gereken tüm unsurları taşıması nedeniyle adi senet olarak kabul edilmemesi hukuken savunulabilecek bir düşünce değildir. Yasanın açıkça adi senet olarak kabul ettiği tüm unsurları taşıyan bir belgenin yargısal kararlarla senet sayılmaması düşünülemez. Türk Ticaret Kanunumda zamanaşımına uğrayan senedin adi senet dahi sayılmayacağına ilişkin her hangi bir yasal düzenleme yoktur. Kaldı ki adi senet haline dönüşen bu belge Türk Ticaret Kanunu’nun düzenlediği kambiyo senedi alanından çıkmış HMK’da düzenlenen adî senet haline dönüşmüştür. Dolayısıyla alacaklının zamanaşımına uğrayan bonoda yukarıda açıklandığı üzere hakların yarışması kapsamında temel ilişkiye dayalı olarak bu senede delil olarak dayanması suretiyle hakkım İspat etmesi mümkündür. Zira adi senet yasa gereği aksi ispatlanıncaya kadar kesin delildir. Diğer yandan, kamın koyucu zamanaşımına uğrayan bonolarda zamanaşımına uğramış olmasına rağmen bu bonoya bir değer atfederek TTK’nın 818. maddesi atfıyla TTK’nın 732. maddesinin bonolarda da uygulanacağını kabul etmiş bu maddeye göre zamanaşımı sebebiyle bonodan kaynaklanan kambiyo hukukundan kaynaklı haklar düşmüş bir başka deyişle yitirilmiş olsa dahi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hamilin keşideciye karşı başvurabileceği kabul edilmiştir. Bu düzenlemenin sebebi hamil ile keşideci arasında Türk Borçlar Kanunu anlamında ileri sürülebilecek ve ispat edilebilecek bir temel ilişkinin bulunmamasıdır. Aslında kanun kendi sistematiği İçerisinde aralarında temel ilişki bulunan keşideci ve lehtar ile ciro silsilesinden birbirini takip eden cirolar yapan cirantalar yönünden temel ilişkiye dayalı alacak talebi saklı tutulmuş ancak diğer yandan temel ilişki bulunmayan hamili korumak amacıyla TTK’nın 732. maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerinden yararlanma olanağı getirilmiştir. Zira hamilin kendinden önceki ciranta ile temel ilişki olmasına karşılık senedi düzenleyen keşideci ile arasında hukuken dayanabileceği temel bir borç İlişkisi bulunmadığından kanun koyucu hamilin haklarını korumak ve keşidecinin sebepsiz zenginleşmesini ve ödeme borcundan sebepsiz yere kurtulmasını önlemek amacıyla TTK’nın 732. maddesindeki yasal imkanı getirmek suretiyle zamanaşımına uğrayan senette keşideciye başvurma olanağı getirmiştir. Ancak yukarıda belirtildiği üzere kambiyo senetleri ciro ve tedavül kabiliyeti olan senetlerdir. Aralarında temel ilişki bulunmayan hamil ile hamilden önceki cirantalar ve lehtar arasında senedin ciro edilmesi sırasında gerek tam ciro gerekse beyaz ciro suretiyle senedin devri mümkün ve bir irade açıklaması mevcut ise de bu irade açıklamasının senedin lehtarı ve keşidecisi arasındaki irade açıklamasıyla aynı mahiyette olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Senedin önyüzünde TL’yi… tarihinde ödeyeceğim…” şeklindeki İrade beyanına karşılık, senedin arkayüzünde ödeyiniz” şeklinde irade açıklaması veya beyaz ciroda olduğu gibi sadece imza bulunmaktadır. Ancak senedin önyüzü ile arka yüzünü birbirinden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. Özellikle senedin devredildiğini gösteren cirolar senedin arka yüzünün yeterli gelmemesi halinde senede ekli alonj üzerine yapılır. Senede ekli alonj senet ile bir bütün olarak değerlendirilir. Bu senet kambiyo senedi niteliğini kaybederek senet metnindeki hukuki ilişkilere kambiyo hukuku İlkeleri uygulanmak kabiliyetini kaybetmiş olsa dahî senet arkasındaki ciro isim ve İmzalarının HMK’nin 199 ve 202. maddeleri kapsamında belge ve delil başlangıcı olarak ispat hukuku açısından değerini yitirdiği ve hiç bir anlamı olmadığı düşünülemez. Senet üzerindeki vade tarihi ve bedel esas alınmak suretiyle senette İsmi bulunanlar yine kendi aralarındaki temel ilişkiye dayalı olarak bir borcun ifası veya ifa yerine kaim olmak üzere senedi ciro etmektedirler. Bu nedenle örneğin, ayrı bir irade açıklaması olmadığı sürece senedin önyüzünde 10.000.00 TL yazılı İken senedin başka bir bedelle devredildiği ileri sürülemeyecektir. Cironun hukukî niteliği konusunda havale teorisi, icap teorisi, şart teorisi gibi klasik teoriler mevcut ise de son dönemde daha çok savunulan modem görüşlerde; ciro tıpkı temlik ve teslimde olduğu gibi senedin verildiği şahsın bir şarta bağlı olmayan iktisabına imkan vermektedir.

    Ciro, ciro edenin haklarının ciro olunana geçmesini sağlamaktadır, Kambiyo senedi niteliğinin yitirilmesi nedeniyle senetteki cirolar kambiyo hukuku ilkelerine sahip olmasa da Türk Borçlar Kanunu’ndaki alacağın temliki hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanması mümkündür. Nitekim TTK.nın 690. maddesindeki “Ödememe protestosundan veya protestonun düzenlenmesi için öngörülen sürenin geçmesinden sonra yapılan cironun alacağın temliki hükümleri sonucunu doğuracağı” hükmü kıyasen uygulanarak bu belgenin adi senet olarak kabulü durumunda cirolar alacağın temliki hükümleri gereğince alacak konusu adi senedin kimden kimlere ne şekilde devredildiğini gösterir niteliktedir. Dolayısıyla aslında devredilen senedin önyüzündeki miktar ve vadeyi de içeren hakkın da devredilmiş olduğunun kabulü gerekir. Ebetteki bu devir kambiyo senedindeki gibi herkese karşı ileri sürülebilecek kamu güvenini haiz kambiyo hukuku ilkelerinin uygulandığı bir devir değildir, Bu devrin kambiyo hukuku gereğince yapılan devirden farkı alacağın temliki hükümlerinin uygulanması halinde kişisel deflerin temlik alana karşı ileri sürülebilmesidir. Dolayısıyla bu devri geçersiz saymak mümkün olmadığı gibi alacağın temliki hükümlerine göre yapılan devir, alacaklı ve borçlu arasında kişisel defilerin ileri sürülmesi olanağını tanır. Bu nedenle zamanaşımına uğrayan senedin Yargıtay içtihadı birleştirme görüşmelerine konu daire kararlarında olduğu üzere hamil ile diğer cirantalar ve keşideci arasında yanı temel ilişki bulunmayan hallerde delil başlangıcı olarak kabulü söz konusu olacaktır, HMK’nın 202/2. maddesinde belirtildiği ve senedin önyüzünde yer aldığı üzere bir hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse tarafından imzalanmış ve verilmiş bir belge söz konusudur. Zira bu durumda tanık dahil her türlü delil ile senedi elinde bulunduran kişi bu senede, HMK’nın 202. maddesi gereğince delil başlangıcı olarak dayanmak suretiyle diğer delillerle alacağını ispat olanağına sahip olacaktır. Zamanaşımına uğrayan bonoya delil başlangıcı olarak dayanılması durumunda Yargıtay daire kararlarında belirtildiği üzere zamanaşımına uğrayan bonodaki miktar, temel ilişkinin ispatı halinde geçerli kabul edilmektedir. Senette yazılı miktarın temel ilişkinin ispatı halinde benimsenmesi ve geçerliliği kabul edilirken, vadenin geçersiz olarak kabul edilmesinin hukuki açıdan yasal bir dayanağı olmadığı gibi mantıklı bir izahı da yoktur. Dolayısıyla konunun Türk Borçlar Kanunu’ndaki temel borç ilişkisine ilişkin kurallar ve HMK’daki ispat hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir. Bu noktada kambiyo senedi ile adi senedi aynı hükümlere tabii tuttuğumuz sonucu çıkarılmamalıdır. Zira kambiyo senedinde senedi elinde bulunduran bu senedin alacaklısı sayılır ve kambiyo senedinin ödenmesinde uygulanacak kurallar bakımından TTK’nın 709. maddesinde açık düzenleme yapılmıştır. “‘(1) Muhatap, poliçeyi öderken hamil tarafından bir ibra şerhi yazılarak poliçenin kendisine verilmesini isteyebilir. (2) Hamil kısmi ödemeyi reddedemez. (3) Kısmi ödeme hâlinde muhatap bu ödemenin poliçe üzerine yazılmasını ve kendisine bir makbuz verilmesini isteyebilir.” bu hükme göre senedi elinde bulunduran alacaklı olarak kabul edilecek ve bu alacağını müracaat borçlarının tamamına karşı ileri sürebilecektir hatta keşideci kısmi ödeme yapmış ve TTK’nın 709, maddesi gereğince kısmi ödemeyle ilgili senet üzerine her hangi bir ibare yazılmamış ise bu iyi niyetli hamile karşı ileri sürülemeyecektir. Halbuki adi senetler bakımından alacağın varlığı ancak temel ilişki bulunan kişiler arasında ve her türlü kişisel defi de ileri sürülmek suretiyle tartışılacaktır. Senet ile sözleşme kavramını birbiri ile karıştırmamak gerekir. Senet 6100 sayılı HMK’da düzenlenen bir ispat aracı olan ve unsurları HMK hükümlerine göre belirlenen, karşı tarafın imzasını içermesi gerekmeyen sadece imzalayanın aleyhine sonuç doğuran belge iken. Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesine göre; sözleşme tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirlerine uygun olarak açıklamalarıyla kurulan bir hukuki ilişkidir. Dolayısıyla TBK.nın 3. maddesi gereğince taraflardan birinin Önerisi ve bu Önerinin diğer tarafça kabulü ile oluşur. Senette senet alacaklısının imzası gerekmediğinden senedi düzenleyen senedi üzerinde yazılı vade tarihinde ödeyeceğini kabul etmekte senedin lehdarı da senette yazılı vade tarihinde borcun ödeneceği konusunda ki alacaklı kabulünü benimsemektedir Yine senedi ciro yoluyla devralanlar senetteki miktar ve vade tarihinde ödeneceği konusunda karşı tarafa imzalayarak senedi vermekle senedin önyüzündeki vade ve miktarı da benimsemiş ve kabul etmiş sayılmalıdır.

    Türk Borçlar Kanunu’nun 117/2. maddesinde borcun ifa edileceği günün taraflarca birlikte belirlenmesi halinde belirlenen günün geçmesi ile temerrüdün oluşacağı kabul edilmiştir. Zamanaşımına uğrayan bono gerek senet aralarında temel ilişki ve irade açıklaması bulunan keşideci ve lehtar arasındaki davada delil olarak sunulmuş olması nedeniyle HMK hükümlerine göre kesin delil niteliğinde adi senet sayılmış olsun, gerekse delil başlangıcı olarak kabul edilerek, temel ilişki diğer delillerle ispatlanmış olsun üzerinde yazılı vade tarihi, Türk Borçlar Kanunumun 117/2. maddesi gereğince senet borçlusu ile senet alacaklısı arasında kararlaştırılmış ve temliklerle sonraki halefleri de ve bu belgeye dayalı hak iddia edenleri de etkileyen, onların da yararlanabileceği kesin bir vadeyi içerdiğinden borçlunun ayrıca ihtar ile temerrüde düşürülmesine gerek olmaksızın üzerinde yazılı vade tarihinden itibaren temerrüt faizi istenebilecektir. Bu nedenlerle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşlerine katılmıyorum. 

    Yazı kaynağı : www.solmazlaw.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap