Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    peygamber efendimizin hayvanlarla ilgili hadisleri

    1 ziyaretçi

    peygamber efendimizin hayvanlarla ilgili hadisleri bilgi90'dan bulabilirsiniz

    “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkunuz.”

    “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkunuz.”

    Din psikologları Mekke'de nâzil olan ayetlerin bir dökümünü çıkarmış ve ilk inen 294 ayetin yarıya yakını olan 146 ayetin, insan tipolojilerinden bahsettiğini belirlemişlerdir. Bu 146 ayetin sadece 20'si insanın "olumlu" özelliklerinden söz ederken geriye kalan 126'sı ise insanın "olumsuz" yönlerini, insana ve insanlığa tanıtan bilgiler taşımaktadır. Bu ayetlerden sadece birini zikretmenin örnek olarak yeteceği kanaatindeyiz:

    "İnsan, çok zâlim ve çok câhildir." (Ahzâb, 72)

    Zulüm, üzerinde çok konuşulacak bir kavramdır elbette… Ancak en kısa tanımıyla "adalet"in zıddı olarak bildiğimiz bu kelimenin kavram olarak karşılığı, "bir şeyi olması gereken yere koymamak"tır.

    İşte insan "elindeki nimetlerin kadrini bilmeyen" bir câhil olması yanında, elinin altındakilere zulmedecek bir fıtratın da sahibidir. Bu özelliklerinin farkında olmaz ve bunları kontrol altına almaz ise yaşadığı çağ Asr-ı Saadet bile olsa yanında ve yöresindeki canlılara göstermesi gereken şefkat ve merhametin zıddı olan kötü davranışları ve zulmü pervasız bir şekilde işleyebilir. Sevgili Peygamberimizin (sav) yaşadığı şehirde ve onunla birlikte yapılan yolculuklarda rastlanan bu gibi olaylar, insanların hayvanlara karşı davranışları hususunda mütemadiyen bilgilendirilme ve uyarılmaya her zaman muhtaç bir varlık olduğunu anlatmaktadır bizlere…

    ŞEFKATİ, CAN TAŞIYAN HER VARLIĞA…

    Allah Teâlâ'nın kendisini "âlemlere rahmet" olarak gönderdiği Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) tüm insanlık için olduğu gibi "hayvanlar âlemi" için de bir rahmet vesilesi ve şefkat kaynağıdır. Hayatı incelendiğinde görülecektir ki, Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz de diğer peygamberler gibi koyun gütmüş, bu koyunların ve keçilerinin sütlerini bizzat kendisi sağdığı zamanlar olmuştu.

    Bakımlarını bazen bizzat kendisi yaparak örnek olurken süt sağan kimselerin tırnaklarını kesmeleri hususunda uyarıda bulunarak onlarla ilgilenme hususunda ne kadar hassas olmanın ölçüsünü de gösterirdi.

    Deveyi sahibine "güç kazandıran" bir varlık; koyunu/keçiyi ise "bereket" kaynağı olarak nitelendirmişti. Atları da çok seven Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, at yetiştirilmesine teşvikte bulunmuş ve onları "hayra vesile olacak" hayvanlar olarak nitelendirmiştir. Onun, insanlarla birlikte yaşadığı için kediyi "ev halkından" biri saymış olması da dikkat çekicidir.

    Binek hayvanlarına gösterdiği şefkat ve sevgi; onları önemsemesi ve isimler vermesinden de anlaşılabilirdi. Mürteciz isminde bir atı ve Ufeyr isminde bir merkebi; Düldül, Şehbâ ve Beydâ isimlerinde katırları vardı Efendimizin… Hatırlanacağı üzere, meşhur devesi Kasvâ, Hicret ettiği Medine'de konaklayacağı yeri belirleyen bineği olmuştu O'nun…

    Kendisi böyle iken, ashabının da hayvanlara ilgisini takdir ederdi. Ünlü hadis râvisi Abdurrahman b. Sahr, küçük kedileri kucağında taşıyarak besleyen biri olduğu için Peygamberimiz ona "Kediciklerin Babası" anlamına gelen Ebû Hüreyre lakabını vermiş ve bu değerli sahabi, ismiyle değil, lakabıyla şöhret bulmuştu…

    Enes b. Mâlik, küçük kardeşi Ebû Umeyr'i her gördüğünde Peygamberimizin ona kafiyeli bir şekilde "Yâ Ebâ Umeyr! Mâ feale'n-Nuğayr!" dediğini ve bu şekilde onunla şakalaştığını, kardeşinin beslediği bu küçük serçeyi (Nuğayr) de önemsediğini onun da hatırını sorduğunu aktarmaktadır.

    Bu örnek davranışları yanında Sevgili Peygamberimiz, (sav) Cahiliye Dönemi'nden kalan fakat toplumdaki tesirleri bir çırpıda temizlenmesi ve yok olması mümkün olmayan bazı alışkanlıkların da kaldırılması hususunda özel bir çaba göstermekteydi. Sözgelimi, şiire meraklı olan insanların Câhiliye Dönemi'nde saatlerce develer üzerinde şiir yarışmaları yapması gibi uygulamaları tenkit ederek, hayvanların maruz kaldığı bu tür eziyetleri yasaklamış ve şöyle buyurmuştu:

    "Sakın ola ki bineklerinizin sırtlarını kendinize minber edinmeyin! Çünkü Allah onları, zorlukla varabileceğiniz yerlere sizi (kolaylıkla) götürmeleri için bahşetti. Yeryüzünü de sizin için yarattı. Bu yüzden ihtiyaçlarınızı yerde karşılayınız."

    Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, semâdan rahmet olarak inen "yağmurun bir sebebinin de hayvanlar olduğunu" belirtmesi (Bkz. İbn Mâce, Fiten, 22) onların Allah katındaki değerini ortaya koyarken, her biri can taşıyan bu varlıkların "yaşama hakkı" başta olmak üzere beslenme, barınma ve korunma gibi haklarını da insanlara anlatmış, bilgilendirmiş ve uyarmıştır, yaşadığı sürece…

    Peygamberimizin, sebepsiz yere öldürülen serçe gibi hayvanların mahşer gününde davacı olacağını bildirdiği bir hadisi yanında şu uyarısı son derece mânidardır:

    "Küçük bir serçeyi veya ondan büyük her hangi bir canlıyı haksız yere öldüren kimseden Allah Teâlâ bunun hesabını mutlaka soracaktır!"

    Bir başka hadis-i şerif bize hayvanların beslenme haklarına da saygı gösterme adına Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin son derece hassas olduğunu ortaya koymaktadır. Sehl b. Hanzaliyye (ra) adlı sahabi, açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deveyi gören Peygamberimizin şu uyarıda bulunduğunu aktarmaktadır:

    "Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah'tan korkunuz."

    Birçok hadisinde insanlara, hayvanların beslenmelerine özen göstermek; güçleri yetmeyecek ağır yüklerin yüklenmemesine dikkat etmek gibi hususlarda uyarılarda bulunan Efendimizin (sav) terbiyesinde yetişen Enes b. Malik'in verdiği şu bilgi anlamlıdır:

    "Yolculuk esnasında mola verdiğimizde hayvanlarımızın üzerindeki yükleri yere indirmeden, namazlarımızı bile kılmazdık."

    Hayvanlara muamele hususunda aktarılabilecek daha birçok bilgi hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bunların bir kısmı uyarı bir kısmı da güzel ve olumlu davranışlar için müjde niteliklidir. Yazımızı bir hadis-i şerifle tamamlamak istiyoruz.

    "Merhametli kimselere (merhameti sınırsız) Rahman da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhametle davranın ki Gökte olan da (Allah) size merhamet etsin."

    Sağlıcakla kalınız efendim.

    Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

    Yazı kaynağı : www.fikriyat.com

    Peygamber Efendimizin Hayvan Sevgisi

    Peygamber Efendimizin Hayvan Sevgisi

    İslam’da hayvan hakları nelerdir? Hayvan sevgisi ve hayvan hakları ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Peygamber (s.a.s.) Efendimizin hayvan sevgisi nasıldı? İşte Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayvan sevgisi.

    İnsanoğlu hayatını idame ettirebilmek için birçok şeye muhtaçtır. Bunların en önemlilerinden biri de hayvanlardır. Nitekim gıda, giyim, nakil gibi zaruri ihtiyaçların giderilmesinden tezyin malzemelerine, hatta estetik zevklere hitap etmeye kadar hayvanlar, insan için yaratılmıştır.

    İSLAM’DA HAYVANLARIN YERİ VE ÖNEMİ

    Kur’ân-ı Kerîm’de bu duruma şöyle dikkat çekilir:

    “Hayvanları da Allah yaratmıştır. Sizin için onlarda ısıtıcı şeyler (yün) ve birçok faydalar vardır. Hem onların kendisinden (ve gelirinden) yersiniz. Akşamleyin getirirken, sabahleyin de salıverirken onlarda sizin için bir (zevk ve) güzellik vardır. (en-Nahl 16/5-6)

    Atları, katırları ve eşekleri de onlara binmeniz için ve (dünya hayatında) bir zînet olsun diye yarattı. Ve (Allah Teâlâ) daha sizin bilmeyeceğiniz nice şeyler yaratır. (en-Nahl 16/8)

    Bir âyet-i kerîmede ise insanlar için sağmal hayvanlarda ibretler bulunduğu ifade edilerek bunların bir sanat hârikası olduğu şöyle beyan buyrulmaktadır:

    “Muhakkak sizin için sağmal hayvanlarda bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz.” (en-Nahl 16/66)

    Kur’ân-ı Kerîm’de bazı sûreler çeşitli hayvan isimleriyle isimlendirilmiş,[1] bunun yanında hayvanlar, insanlar gibi bir ümmet olarak vasıflandırılmıştır:

    “Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasın. Biz kitapta (levh-i mahfuzda) hiçbir şeyi eksik bırakmadık, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanacaklardır.” (el-Enâm 6/38)

    İslâmî gelenek ve literatürde önemli bir yeri olan “ümmet” kavramının hayvanlar için de kullanılması gerçekten dikkat çekicidir. Zira hayvanlar, ekolojik düzen ve dengenin sağlanmasında oldukça mühim bir yere sahiptirler. Ayrıca hayattaki her nimet gibi hayvanlar da insanoğlunun hizmetine takdim edilmiş emanetlerdir. Dolayısıyla bu emanetlerden istifade ederken hiyanet içinde olmamak, onlara karşı daima güzel muamelede bulunmak gerekir.

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYVAN SEVGİSİ NASILDI?

    Hayvanlara muamelenin en mükemmel örneklerini âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’in tavsiye, emir ve uygulamalarında açıkça görmekteyiz. Mesela o, belli başlı zararlılar hariç, (Bûhârî, Bed’u’l-halk, 16; Müslim, Hacc, 66-67) hayvanların faydasız ve keyfî bir şekilde öldürülmesini yasaklamıştır. Bir keresinde ashabına:

    “– Haksız yere bir serçeyi öldürenden Allah Teâlâ kıyâmet gününde hesap soracaktır” buyurmuştu. Ashap:

    – Serçenin hakkı nedir, diye sordu. Peygamberimiz de:

    “– Onun kesilmesi ve sonra da yenilmesidir” buyurdu. (Dârimî, Edâhî, 16)

    Benzer bir hadîs-i şerifte Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:

    “Kim bir serçeyi boş yere sırf eğlence olsun diye öldürürse, kıyamet günü o serçe feryât ederek Allah’a şöyle seslenir:

    – Ey Rabbim! Falan beni gereksiz yere öldürdü, herhangi bir fayda için öldürmedi.” (Nesâî, Dahâyâ, 42)

    Bu hadislerden anlaşıldığı üzere dinimizde faydalanmak niyetiyle değil de sırf zevk ve eğlence olsun diye hayvanların avlanması ve öldürülmesi uygun görülmemiş, bu durum onların hayat haklarına tecavüz olarak değerlendirilmiştir. Hatta Peygamberimiz bizleri, Allah’ı tesbih eden bir ümmet olarak vasıfladığı karıncaların bile hayat hakkına riayet etmeye çağırmaktadır. (Bûhârî, Cihâd, 152; Müslim, Selâm, 148)[2]

    Fahr-i Kâinât insanları, gerek hayvanlara gerekse onların yavrularına karşı daimî bir şefkat ve merhamete davet etmiştir. Abdullah bin Mesût der ki:

    Biz bir yolculukta Resûlullah ile beraber idik. Efendimiz bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. Biz yavrularını aldık, kuş ise aşağı yukarı çıkıp inerek çırpınmaya başladı.

    Neticede Resûl-i Ekrem geldi ve şöyle buyurdu:

    “– Kim bu zavallının yavrusunu alarak ona eziyet etti, çabuk yavrusunu geri verin!” (Ebü Dâvûd, Cihâd, 112, Edeb, 163-164)

    Amir’den nakledildiğine göre Resûlullah bir gün ashabıyla birlikte otururken elinde üzeri sarılı bir şey bulunan bir adam gelir ve Efendimiz’e şöyle der:

    – Ey Allah’ın Resûlü seni görünce buraya geldim. Gelirken bir ağaç kümesinin yanına uğradım. Orada bir kuşun yavrularının seslerini işittim de hemen onları alıp elbisemin arasına sardım. Derken anneleri gelip başımın üzerinde dönmeye başladı. Neticede ben yavrularının üzerini açtım, anne kuş gelip onların üzerine kondu. Ben tekrar üzerlerini örttüm. Şimdi onlar işte burada benimle beraberdir. Nebiyy-i Muhterem:

    “– Onları hemen bırak” diye emretti. Adam da bıraktı. Ama anneleri yavrularını terk etmedi. Bunun üzerine Fahr-i Kâinât ashabına sordu:

    “– Şu annenin yavrularına şefkatine hayret ediyorsunuz değil mi?” Ashap:

    – Evet, yâ Resûlallah, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz:

    “– Beni hak ile gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, Allah’ın kullarına karşı rahmeti, şu anne kuşun yavrularına karşı taşıdığı şefkatten daha fazladır. Onları götür, aldığın yere koy, anneleri de beraber olsun” buyurdu. Adam da onları tekrar geri götürdü. (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 1)

    Hadisimiz çerçevesinde mesele ele alındığında tabiatta hür bir şekilde yaşamak üzere yaratılan hayvanların kafeslere hapsedilmesi acaba ne kadar doğrudur?

    Resûlullâh Mekke’ye gitmek üzere ihramlı olarak Medine’den çıktı. Üsâye nâm mevkîye geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan gördü. Resûlullâh bir şahsa, herkes geçinceye kadar ceylanın yanında bekleyip kimseye hayvanı tedirgin ve rahatsız ettirmemesini emretti. (Muvatta’, Hacc, 79; Nesâî, Hacc, 78)

    Mekke Fethi’ne doğru gidilirken hayvanlara muâmele husûsunda muhteşem bir tablo sergilendi. Bu tavır, Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzının bir netîcesiydi. Âlemlerin Efendisi on bin kişilik muhteşem ordusuyla Arc mevkiinden hareket edip Talûb’a doğru giderken, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek gördü. Hemen ashâbından Cuayl bin Sürâka’yı yanına çağırarak onu bu kelb ve yavrularının başına nöbetçi dikti. Anne kelbin ve yavrularının İslâm ordusu tarafından ürkütülmemesi husûsunda tembihte bulundu. (Vâkıdî, II, 804)

    Bir keresinde Hz. Aişe annemiz hırçın bir deveye binmişti. Hayvanı sakinleştirmek için onu sert bir şekilde ileri geri götürmeye başladı. Nebiyy-i Muhterem Hz. Âişe’ye:

    “– Hayvana yumuşak davran! Çünkü yumuşaklık nerede bulunursa orayı güzelleştirir. Yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir” buyurdu. (Müslim, Birr, 78, 79).

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYVANLARA MERHAMETİ

    Efendimiz hayvanlara gösterilen şefkat ve merhametin veya merhametsizliğin insanın ebedi mutluluk veya hüsran vasıtası olabileceğini değişik vesilelerle dile getirmiştir:

    Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu, içine indi su içti ve dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine:

    – Bu köpek de tıpkı benim gibi pek susamış, deyip hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu, onu ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Adamın bu hareketinden Allah Teâlâ hoşnut oldu ve onu bağışladı.” Sahâbîler:

    – Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı? dediler. Resûl-i Ekrem:

    “– Her canlı sebebiyle sevap vardır” buyurdu. (Buhârî, Şürb, 9; Müslim, Selâm 153)

    Peygamber Efendimiz’in burada verdiği örnek karşısında, sahâbîlerden bazılarının, “hayvanlara iyilikten dolayı da sevap kazanabilir miyiz?” diye sormaları normaldir. Çünkü bu tür bir davranış o günkü toplumda mevcut değildi. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Nebiyy-i Muhterem bu soruyu soranları ve onlar gibi düşünen bütün insanları, verdiği cevapla ikaz ve irşad etmiştir. Böylece hayvan da olsa mahlûkata yapılacak her iyiliğin Allah’ın rızasına ve mağfiretine vesîle olacağını anlamaktayız. Bağışlanma ise saâdet vesilesidir.

    Dikkat çekici bir diğer hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmuştur:

    “Bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azâba uğradı ve bu sebeple cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona bir şey yedirmemiş, içirmemiş, yerdeki haşereleri yemesine bile izin ve imkân vermemişti.” (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Selâm, 151)

    Bazen, hırçın hayvanları sırf terbiye etmek için belli kısıtlamalara tabi tutmak gerekebilir. Ancak burada aşırıya kaçmamaya dikkat edilmelidir. Savunmasızdır diye hayvana eziyet edilmesi İslâm’ın ruhuna aykırı bir davranıştır. Bu zulmün, dünyada veya âhirette hesabı mutlaka sorulur.

    Mâliki olduğumuz hayvanların iyi beslenmesi, taşıyabilecekleri kadar yük vurulması, istirahatlerine gerekli önemin verilmesi de Peygamberimiz’in üzerinde özenle durduğu hususlardandır. Bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

    “Otu bol yerlerde yolculuk yaptığınız zaman, otlardan istifade etmeleri için develere imkân verin. Çorak ve otsuz yerlerde yolculuk ederseniz, takattan düşmeden gidilecek yere varmaları için develeri süratlice sürün. Gece mola verip yatacağınız zaman yoldan ayrılıp bir kenara çekilin. Zira yol, hayvanların geçeceği ve böceklerin geceleyeceği yerdir.” (Müslim, İmâre, 178)[3]

    Resûllullah Ensar’dan bir kimsenin bahçesine uğramış, orada bir deve görmüştü. Deve, Hz. Peygamber’i görünce inledi ve gözleri yaşardı. Efendimiz devenin yanına gitti, kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve sakinleşti. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

    “– Bu devenin sahibi kimdir? Bu deve kimindir?” diye sordu. Medinelilerden bir delikanlı çıkageldi ve:

    – Bu deve benimdir, Ey Allah’ın Resûlü, dedi. Fahr-i Kâinât:

    “– Seni sahip kıldığı şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? O, senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

    Bu hadîs-i şerifte, insanların şikâyet ve müşkillerini dinleyip çözümler getiren Resûlullah’ın aynı zamanda hayvanlara da aynı muamelede bulunmasının bir örneğini görmekteyiz.

    Hayvanların haklarına gösterilen ihtimamın bir başka örneğini Hz. Peygamber’in terbiyesinde büyümüş Enes bin Mâlik hazretlerinin dilinden şöyle dinliyoruz:

    “Biz bir yerde konakladığımız zaman develerin yüklerini çözüp onları rahatlatmadan Allah’ı tesbih ve ibadete koyulmazdık.”[4] (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2551)

    Efendimiz hayvanlara binmiş oldukları halde onlar üzerinde hareketsiz bir şekilde uzun müddet konuşma yapan kimseleri de şöyle uyarmıştır:

    “Hayvanlarınızın sırtını minberler olarak kullanmaktan sakının. Zira tek başınıza güçlükle gidebileceğiniz bir yere sizi götürmeleri için Allah onları sizlere musahhar kıldı (emrinize verdi). Arzı da sizin (durma yeriniz) kıldı, öyleyse ihtiyaçlarınızı arz üzerinde görün.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 55)

    Sehl bin Amr el-Ensârî diyor ki:

    Resûlullah karnı sırtına yapışmış (böğürleri çökmüş) bir devenin yanından geçti ve:

    “– Konuşamayan bu hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Besili olarak binin, besili olarak kesip yiyin!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

    Hadisimizdeki “konuşamayan, ağzı, dili olmayan” nitelemesi, hayvanların merhamete ve şefkate ne kadar muhtaç olduklarını çok etkili bir biçimde ifade etmektedir.

    HAYVAN NASIL KESİLMELİ?

    Hayvanları keserken de onlara iyi muamelede bulunmak, boğazlama işini elden geldiğince çabuk yaparak eziyet vermemek gerekir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

    “Allah Teâlâ her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürmeniz gerektiğinde, bu işi (ona eziyet vermeden) güzel bir şekilde yapın. Bir hayvanı boğazlayacağınız zaman, (yine ona eziyet vermeden) güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse bıçağını iyice bilesin, hayvana acı çektirmesin.” (Müslim, Sayd, 57; Tirmizî, Diyât, 14)

    İbn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre, Peygamber Efendimiz koyun kesen bir adam görmüştü. Adam, kesmek üzere koyunu yere yatırdıktan sonra bıçağını bilemeye çalışıyordu. Bu katı ve duygusuz davranış karşısında Resûl-i Ekrem adama şöyle çıkıştı:

    “– Hayvanı defalarca mı öldürmek istiyorsun? Onu yere yatırmadan bıçağını bilesen olmaz mıydı?” (Hâkim, IV, 257, 260)

    HAYVAN DÖVÜŞTÜRMEK CAİZ Mİ?

    Peygamberimiz hayvanları dövüştürmek maksadıyla onları tahrik etmeyi yasaklamıştır. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 51; Tirmizî, Cihâd, 30) Binaenaleyh günümüzde yapılan horoz dövüşleri, deve ve boğa güreşleri gibi müsabakalar Sünnet-i Seniyye’nin kesinlikle müsaade etmediği âdetlerdir. Zira bu tür âdetler Allah’ın mahlûkâtına zulümden başka bir şey değildir.

    ZEVK İÇİN HAYVAN ÖLDÜRMENİN HÜKMÜ

    Efendimiz ashabını canlı hayvanların atış hedefi yapılmasından da şiddetle sakındırmıştır. İbn-i Ömer’den rivayet edildiğine göre kendisi bir gün, bir kuşu hedef olarak dikip ona ok atan Kureyşli gençlerin yanına uğramıştı. Hedefe isabet etmeyen her ok için kuş sahibine bir ödeme yapıyorlardı. Gençler, İbn-i Ömer’in geldiğini görünce etrafa dağıldılar. İbn-i Ömer arkalarından şöyle seslendi:

    – Bunu yapan kim? Allah ona lânet etsin. Nitekim Resûllullah da canlı bir hayvanı hedef olarak dikip ona atış yapana lânet okumuştu. (Buhârî, Zebâih, 25; Müslim, Sayd, 59)

    HAYVANA İŞKENCE ETMENİN HÜKMÜ

    Peygamberimiz hayvanların yüzünün dağlanarak tabiî görünümlerinin bozulmasını da yasaklamıştır. İbn-i Abbâs’tan rivayet edildiğine göre Nebî, yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine:

    “– Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lânet etsin!” buyurdu. (Müslim, Libâs, 107)

    Gerek canlı hayvanlara işkence yapmak, gerekse onların güzel sıfatlarının toplandığı yüzlerini damgalayarak değiştirmek, Allah Teâla’nın razı olmadığı bir durumdur. Dolayısıyla Resûlullah işin ne kadar ciddî olduğunu ve haramlığının kesinliğini belirtmek amacıyla “lanet” ifadesini kullanmıştır. Aslında bu gibi kullanımlar Efendimiz’in mübarek sözlerinde pek nadir geçmektedir. Zira o, insanlar bir tarafa hayvanlara bile gelişi güzel lanet etmek, kötü söz söylemek veya sövmekten ümmetini sakındırmıştır. Bu yasağa uymayan bazı kimseleri herkese örnek teşkil edecek bir tarzda tedib etmiştir.

    HAYVANA LANET ETMEK DOĞRU MU?

    İmrân bin Husayn diyor ki:

    Bir yolculuk esnasında Resûlullah ile birlikte bulunuyorduk. Medineli bir hanım, bindiği devesinden sıkılarak ona lânet etti. Resûlullah kadının sözünü duyunca:

    “– Üzerindekileri alın, deveyi salın gitsin. Çünkü o deve lânetlenmiştir” buyurdu. İmrân der ki:

    “O deve hâlâ gözümün önündedir, insanların arasında gezinirdi de kimse ona ilişmezdi.” (Müslim, Birr, 80)

    HOROZ NEDEN ÖTER?

    Konumuzla ilgili diğer nebevî ifadeler ise şöyledir:

    “Horoza sövmeyiniz. Çünkü o namaz için uyandırır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 105, 106)

    “Horozun öttüğünü işittiğiniz vakit, Allah’tan lütfunu ihsan etmesini isteyiniz; çünkü o, bir melek görmüştür. Eşeğin anırmasını işittiğiniz vakit de şeytandan Allah’a sığınınız; çünkü o, bir şeytan görmüştür.” (Buhârî, Bedü’l-halk 15; Müslim, Zikr, 82)

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN AT SEVGİSİ

    Efendimiz o günün vazgeçilmez seyahat ve savaş vasıtalarından olan atların beslenmesine ve bakımına ayrı bir önem vermiştir. Şöyle buyurmuştur:

    “Atın alnındaki tüyleri kesmeyin, yeleleri de kesmeyin, kuyruğundaki tüyleri de. Çünkü kuyruğu sinekleri vs. kovalar, yeleleri onu ısıtan elbisesidir, alnı ise orada hayır bağlıdır.” (Ebü Dâvûd, Cihâd, 41)

    Hz. Cerîr anlatıyor:

    Resûlullah’ı atın alnındaki tüyleri parmaklarıyla bükerken gördüm. Büküyor ve şöyle diyordu:

    “Atın alnına kıyâmet gününe kadar hayır bağlanmıştır. Bu hayır, cihad sevabı ve ganimettir.” (Müslim, İmâre, 97; Nesâî, Hayl, 7)

    Bir gün Resûlullah’ın ridası ile atının alnını okşadığı görüldü. Bunun sebebi sorulunca:

    “– Ben bu gece at mevzuunda azarlandım” diye mukabelede bulundu. (Muvatta’, Cihâd, 47)

    EVDE KÖPEK BESLEMEK CAİZ Mİ?

    Öte yandan Peygamberimiz’in ikaz ve beyanlarından, ihtiyaç olmadığı halde evde köpek beslemenin uygun olmadığını anlamaktayız. Hâdis-i şerîflerde ziraat, hayvancılık, avcılık ve ev bekleme gibi bir sebep olmaksızın[5] köpek besleyen kimsenin sevabından her gün bir miktar eksileceği bildirilmiş, (Buhârî, Hars, 3, Zebâih, 6) içinde köpek bulunan eve meleklerin girmeyeceği ifade edilmiştir. (Buhârî, Bedu’l-halk, 7, 17; Müslim, Libâs, 84)

    Dolayısıyla lüzumsuz yere zevk için köpek besleyenler hadis-i şerifteki uyarıların muhatabı olmaktadırlar. Zira köpeğin kuduz hastalığına yakalanma ve onu bulaştırma açısından hayvanlar arasında ilk sırayı aldığı, tüyü, salyası ve dışkısıyla birçok hastalığın yayılmasında etkin rol oynadığı göz önünde bulundurulduğunda, dinimizin ihtiyaç olmaksızın zevk ve süs için evde köpek beslemeyi yasaklamasının hikmeti daha iyi anlaşılacaktır. Bu yasağın diğer bir sebebi de köpeğin gelip geçeni korkutması, hatta bazen de zarar vermesidir. Mamâfih, bütün mahlûkâta merhamet ve şefkâti emreden İslâm bu tavrıyla, köpeklere kötü muâmele edilmesini istemiş de değildir.

    EVDE KEDİ BESLEMEK CAİZ Mİ?

    Buna karşılık hadislerde kedi, âdeta evin aile fertleri gibi telâkkî edilmiş ve onun necis olmadığı bildirilmiştir. Bu durum şu rivayetten açıkça anlaşılmaktadır. Sahâbeden Ebû Katâde’nin gelini Kebşe hanım bir gün ona abdest suyu getirmişti. Bu esnada susamış bir kedi geldi. Ebû Katâde, su kabını eğerek kediye su içirdi.

    Kebşe diyor ki, benim kendisine baktığımı görünce Ebû Katâde:

    – Ey kardeşimin kızı bu senin tuhafına gitti değil mi? dedi. Ben de:

    – Evet, dedim. Bunun üzerine o, şöyle söyledi:

    – Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    “Kedi pis değildir. O, devamlı olarak etrafınızda dönüp dolaşan hayvanlardandır.” (Ebû Dâvûd, Tahâre, 38; Tirmizî, Tahâre, 69)

    Hâsılı insanlar gibi hayvanların da belli başlı hakları olduğu, bunlara karşı muamelede Resûlullah’ın sünnetine uymanın gerekliliği ortadadır. Zira bu hususta onun sünneti, hayat bahşeden güzel prensipler takdim ettiği gibi insanın her türlü tasarrufundan hesaba çekileceğinin şuurunu da vermektedir. İş gücünden, etinden ve sütünden istifade edilen hayvanların bakımlarını gereği gibi yerine getirmek, onları sağlıklı ve semiz bir şekilde barındırmak sahiplerinin vazifesidir. Rabbimizin tabiatta her birini bir hikmete mebni olarak yarattığı diğer tüm hayvanlara da merhamet ve şefkatle muamele ayrı bir mesuliyettir. Bütün bu sorumlulukları yerine getirmeyenleri ikaz etmek de Müslümanların görevidir. Çünkü İslâm toplumu, rahmet toplumudur.

    Dipnotlar:

    [1] Mesela, Bakara (İnek), Nahl (Arı), Ankebut (Örümcek), Neml (Karınca) sûreleri gibi. [2] Bu husula ilgili çok ibretli ve hissiyat dolu bir hikâye anlatılır: Bir gün Ba­ye­zid-i Bis­tâ­mî, se­ya­hat eder­ken bir ağaç al­tın­da du­rur ve ye­mek yer. Ye­me­ği­ni bi­tirip yo­lu­na de­vâm eden büyük velî, hayli yol aldıktan sonra tor­ba­sı­nın üze­rin­de bir ka­rın­ca gö­rür. Haz­ret: “– Al­lâh’ın bu mah­lû­ku­nu va­tanından ayırdım” di­ye­rek ge­ri dö­nüp ka­rın­ca­yı tek­rar o ağa­cın al­tı­na bı­ra­kır. (Bkz. Kuşeyrî, er-Risâle, Kâhire, Dâru’l-Maârif, s. 229; Sâdî, Bostan, s. 78) [3] Hadîs-i şerîf seyahatlerin hayvanlarla yapıldığı dönemlerdeki bir duruma dikkat çekmektedir. Zira o dönemlerde yırtıcı hayvanlar ve bir takım haşarat geceleyin yol boyu yürürler, geçen kafilelerden düşen yiyecek kırıntılarını toplayıp karınlarını doyururlardı. Hem onlara mani olmamak ve hem de onlardan bir zarar görmemek için yoldan uzak bir mekânda istirahat tavsiye edilmiştir. Bunun yanında Efendimiz zararlı hayvanlarla birlikte bütün şerirlerin şerrinden korunmak maksadıyla bizlere şu tavsiyede bulunmuştur: Kim bir yerde konaklar da sonra ‘Eûzu bi kelimâtillâhi’t-tâmmeti min şerri mâ halak (Yarattıklarının şerrinden Allah’ın mükemmel kelimelerine sığınırım)’ derse, konakladığı yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermez.” (Müslim, Zikir, 54, 55) [4] Bu rivayette geçen “tesbîh etmezdik” ifadesinin “nafile namazı kılmazdık” veya “kuşluk namazına durmazdık” anlamına geldiği söylenmektedir. (Sehârenfûrî, XII, 49) [5] Bugün eğitilmiş köpeklerin bir işaret üzerine enkaz altındaki ölü veya canlı insanların bulunduğu yeri göstermesi yahut kaçakçıların uyuşturucu maddeleri sakladıkları gizli bölmeleri bulup çıkarması, onların müspet anlamda istifade edildiği alanlardır.

    Kaynak: Üsve-i Hasene 2, Erkam Yayınları

    Yazı kaynağı : www.islamveihsan.com

    Hayvanlarla ilgili bütün hadisleri yazar mısınız?

    Değerli kardeşimiz,

    Hayvanlardan bahseden hadisler pek çoktur, bunların tamamını buraya almak mümkün değildir.

    Kur'an-ı Kerim’de ve hadislerde, Allah’ın insanoğluna verdiği imkan ve nimetlerin hatırlatılması ve süregelen bazı yanlış inançların düzeltilmesi amacıyla veya hayatın ve beşerî ilişkilerin tabii bir unsuru olarak yahut ibadetler ve hukukî işlemler bağlamında etlerinin ve kendilerinden faydalanmanın helal ya da haram oluşu gibi dinî-fıkhî hükümlerin açıklanması için birçok hayvandan grup, cins ve tür isimleriyle sıkça söz edildiği görülür.

    Kura'n’da; iyi ve temiz şeylerin helal, pis şeylerin haram kılındığı (Mâide 5/5; Arâf 7/157)açıkça yasaklananlar dışında yeryüzündeki yenilebilir maddelerin, bu arada hayvan etlerinin kural olarak helal (Maide 5/1; Enam 6/145; Nahl 16/115-116), meyte, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen (Bakara 2/173; el-Enam 6/145; Nahl 16/115), kendiliğinden ölen, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, uçuruma yuvarlanıp ölmüş veya boynuzlanıp öldürülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından öldürülüp bırakılmış, kutsanan taşlar üzerine kesilip kurban edilmiş hayvanların haram kılındığı, eğitilmiş avcı hayvanların yakaladığı / öldürdüğü hayvanların helâl olduğu (Mâide 5/3-4), Allah’a büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kurban edilmesi (Hac 22/28, 34, 36; Kevser 108/2), üzerine Allah adı anılmadan kesilen hayvanların yenilmemesi gerektiği (Enam 6/121) ve deniz hayvanlarının yine kural olarak helal sayılması (Mâide 5/96) gibi fıkhî hükümler bulunmaktadır. Yahudilere de tırnaklı hayvanların, sığır ve davarın iç yağlarının haram kılındığı bildirilmiştir. (Enam 6/146)

    Hadislerde ise, ayetlerde zikredilen hususların açıklanmasından başka, hayvanlara şefkat ve merhametle davranmaktan şer‘î kesim usullerine, salya ve artıklarının temizliğinden verdikleri zararların tazminine kadar birçok konuda ayrıntılı hüküm ve tavsiyelerin yer aldığı görülür.

    Gerek ayet ve hadislerle çeşitli hayvan grup ve türlerine dair birtakım dinî-hukukî hükümlerin getirilmesi, gerekse hayvanların insan hayatının ve hukukî işlemlerin tabii bir parçasını teşkil etmesi sebebiyle onların korunması ve hakları, hangi cins ve türlerinin yeneceği yahut yenmeyeceği, kesilmeleri, mal olarak statü ve zekâtları, avlanma ve avcılıkta kullanılmaları, beslenmeleri, yol açtıkları veya onlara verilen zararın tazmini ve akde konu edilmeleri gibi birçok mesele, İslam alimleri tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş ve haklarında çeşitli tartışma örneklerinin sergilendiği zengin bir literatür oluşturulmuştur.

    Hayvanlara şefkatli olmak ve evde beslemek konusuyla ilgili bazı konulara temas etmekle yetinelim:

    1. Hayvanlara Karşı Şefkatli ve Merhametli Olmak (Hayvan Hakları)

    Hayvanları insanların hizmetine veren ve çeşitli şekillerde onlardan faydalanılmasını helal kılan Allah Teâlâ, buna karşılık hayvanlara merhamet ve şefkat gösterilmesini emreder.

    Hz. Peygamber (asm) Efendimizin “Merhamet edene Allah da merhamet eder; yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 58) mealindeki hadisiyle insanları hayvanlara karşı iyi davranmaya yönlendirdiği ve aç veya susuz bırakılmaları, dövülmeleri, yavrularının alınması, yarışma düzenlenerek dövüştürülmeleri, güçlerini aşan ölçüde yük taşıtılması gibi kötü muamele yapılmasına şahit olunca müdahalede bulunarak ilgilileri uyardığı görülmektedir.

    Zaman zaman geçmiş ümmetlerin iyi ve kötü davranışlarından örnekler anlatan Resûl-i Ekrem;

    - Günahkâr bir kişinin çok susamış bir köpeğe zor şartlar altında su temin ettiği için Allah tarafından bağışlandığını (Buhârî, Şirb, 9; Müslim, Selam,, 153, 154, 155),
    - Bir kediyi hapsederek açlıktan ve susuzluktan ölmesine yol açan bir kadının da bu yüzden cehennemlik olduğunu (Buhari, Bedü’l-halḳ, 16; Müslim, Selam, 151-152)
    haber vermektedir.

    Yine Resûlullah (asm);

    - Bir deveye binen Hz. Aişe’ye, hayvana şefkat ve merhametle davranmasını tavsiye etmiş (Müslim, Birr, 79),
    - Kendisini görünce inleyen bir devenin yanına gidip başını okşadıktan sonra sahibini, “Senin eline verdiği bu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Hayvan bana, senin onu aç bıraktığından ve çok yorduğundan şikâyet etti.” diyerek azarlamış (Ebû Davud, Cihad, 44),
    - Açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deve görünce de “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun.” buyurmuş (Ebû Davud, Cihad, 44),
    - Sağım sırasında koyunların memelerinin incinmemesi ve çizilmemesi için sağıcıların tırnaklarını kesmelerini istemiştir. (Abdülhay el-Kettani, et-Teratib, 2/369)

    Ayrıca Hz. Peygamber’in (asm);

    - Yavruları alındığı için ıstırap içinde kanat çırpan bir kuşu görünce, bunu yapanları uyardığı ve yavruların geri verilmesini emrettiği (Ebû Dâvûd, Cihâd, 112),
    - Canlı hayvanın bağlanıp hedef haline getirilmesini ve ona atış yapılmasını yasakladığı, hatta bazı rivayetlere göre böyle yapanları lânetlediği (Buhârî, Ẕebâiḥ, 25; Müslim, Sayd, 58-60),
    - Bindiği deveye bedduada bulunan bir kadının hayvandan aşağı indirilmesini istediği (Müslim, Birr, 80),
    - Ve böylece hayvanlara hakaret edilmesini dahi hoş karşılamadığı, onların özellikle başlarına vurularak dövülmelerini, yüzlerine damga basılmasını (Müslim, Libâs, 106-112),
    - Hayvanlar arasında güreş ve dövüş tertiplenmesini (Ebû Dâvûd, Cihâd, 51; Tirmizî, “Cihâd”, 30),
    - Etlerini yeme niyeti olmaksızın sırf zevk için avlanmalarını (Nesâî, Eḍâḥî, 42; İbn Hibbân, VII, 557)
    yasakladığı bilinmektedir.

    2. Hayvanların Evde Beslenmesi

    Sahih hadis mecmualarında, sahabeden Ebû Umeyr’in çocuk yaşta iken evinde serçe veya kanarya cinsinden küçük bir kuş (nugayr) beslediği ve bu kuşun ölmesi üzerine Hz. Peygamber’in (asm) onun gönlünü aldığı rivayetine yer verilmektedir. (Buhârî, Edeb, 81, 112; Müslim, Edeb, 30)

    Fakihler bu rivayetten hareketle eziyet etmemek, aç ve susuz bırakmamak şartıyla kafeste kuş beslenmesini câiz görmüşlerdir.

    Yine Resûl-i Ekrem’in (asm), evinde vahşi bir hayvan beslediği, yalnızlıktan yakınan bir sahabîye de güvercin veya horoz beslemesini tavsiye ettiği rivayet edilir. (Müsned, 6/112; Heysemî, 4/67; Abdülhay el-Kettânî, 2/371)

    Ayrıca o dönemde evlerde kedi beslendiği ve ünlü sahâbî Ebû Hüreyre’ye “kedicik babası” anlamına gelen bu künyenin, koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını eteğine koyup onlarla oynadığı için verildiği bilinmektedir. (Tirmizî, Menâḳıb, 14; Hâkim, 3/506)

    Bu sebeple domuz veya köpek gibi hakkında özel bir yasaklama bulunmadıkça veya hayvan için eziyet, çevre için kirlilik ve rahatsızlık teşkil etmedikçe, evde hayvan beslemenin kural olarak câiz sayıldığı söylenebilir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Yazı kaynağı : sorularlaislamiyet.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap