Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    osmanlıda ilk darülhadis medresesi hangi padişah döneminde açılmıştır

    1 ziyaretçi

    osmanlıda ilk darülhadis medresesi hangi padişah döneminde açılmıştır bilgi90'dan bulabilirsiniz

    DÂRÜLHADİS

    DÂRÜLHADİS

    “Yer, mekân, ev” gibi anlamlara gelen dâr ile hadîs kelimesinden oluşan dârü’l-hadîs “hadis okutulan yer” demektir. Bu müesseselere “dârü’s-sünne”, “dârü’s-sünneti’n-nebeviyye” veya “dârü’s-sünneti’l-Muhammediyye” adı da verilmiştir.

    Hz. Peygamber’in Mekke döneminde ilk dersleri verdiği Erkam b. Ebü’l-Erkam’ın evi sonraki yıllarda da öğretim için bir müddet kullanılmıştır. Mahreme b. Nevfel’in Mescid-i Nebevî yanında bulunan evine “dârülkurrâ” denilmesi ve “kurrâ” kelimesinin genel olarak Kur’an ve Sünnet’i bilen ilim ehlini ifade etmesi (Aynî, XX, 208), hicretten sonra da bazı evlerin birer mektep gibi kullanıldığını göstermektedir. Ebü’l-Hasan el-Huzâî’ye göre bu ev medreselerin doğmasına öncülük etmiştir (Taḫrîcü’d-delâlâti’s-semʿiyye, s. 80). Daha sonraki dönemlerde bazı hadis âlimleri evlerinde oluşturdukları meclislerde hadis öğrenimini sürdürmüşlerdir. Medreselerin kurulmasından önce eğitim ve öğretim için en çok kullanılan mekânlar mescidlerdi. Hz. Peygamber’in kadın erkek herkese ders verdiği Mescid-i Nebevî, dâimî talebeleri olan ehl-i Suffe ile âdeta bir medrese hüviyetini taşıyordu. Mescidler zaman içinde bilhassa hadis öğrenimi için çok önemli görevler yüklendiler (bk. CAMİ). Mescidlerde değişik ilimlerin okutulduğu meclisler kurulurdu. Genel olarak hadislerin müzakere edilip yazdırıldığı meclislere “meclisü’l-ilm” ve “meclisü’l-imlâ” denirdi. Bu meclislere, talebelerin hocanın etrafında toplanması sebebiyle Hz. Peygamber döneminden başlayarak “halka” da denilmiştir. Ders veren hocanın şöhretine göre halkalar büyür, verilen dersin daha iyi duyulabilmesi ve metinlerin doğru bir şekilde yazılması için hocanın sözlerini tekrarlayan ve kendilerine “müstemlî” denilen yardımcılar tayin edilirdi (bk. İMLÂ).

    Mescidlerde o şehrin muhaddisleri ders verdiği gibi buralar, ilmî seyahatleri dolayısıyla şehre gelen meşhur muhaddislerin hadis derslerine de tahsis edilirdi. İmam Buhârî, III. (IX.) yüzyılın başlarında Basra’ya geldiğinde mescidde binlerce talebenin iştirak ettiği ilim meclislerinde hadis okuttu (Hatîb, II, 16-17). Kendi alanında otorite olan ilim ehlinin ders vermesi serbest olmakla beraber genellikle siyasî otoriteden de izin alınırdı. Hatîb el-Bağdâdî Mansûr Camii’nde ders vermek için bizzat halifeye başvurmuş, halife de hocanın farklı görüşlerine gösterilecek muhtemel tepkilere karşı güvenliğin sağlanması için nakîbü’n-nükabâya (nakîbü’l-Hâşimiyyîn) gerekenin yapılmasını emretmişti (G. Makdisi, s. 14-15).

    Ders halkalarının ve onlara iştirak eden öğrencilerin çoğalması sebebiyle camiler dışında yeni müesseselere ihtiyaç duyuldu. Önceleri dârüssünne diye anılan bu medreselerin doğmasında Nîşâbur’un öncülük ettiği anlaşılmaktadır. Müftü ve muhaddis Ebû Bekir Ahmed b. İshak es-Sıbgī’nin (ö. 342/954), kendisine ait olan dârüssünnenin işlerini yürütmesi ve vakıflarını yönetmesi için talebesi Hâkim en-Nîsâbûrî’ye vasiyette bulunması (Sübkî, IV, 159), Nîşâbur’da IV. (X.) yüzyılın ilk yarısında dârüssünnenin kurulmuş olduğunu ortaya koymaktadır. Dârüssünneye birtakım vakıfların tahsis edilmesi bu müessesenin geniş ve teşkilâtlı olduğunu, her bir mecliste “bin mürekkep hokkası sayılabilmesi” de (a.g.e., III, 149; Safedî, II, 373) hadis derslerine devam eden öğrencilerin çokluğunu göstermektedir.

    Nîşâbur’da tesis edilen dârüssünnelerden farklı olmamakla birlikte dârülhadis adıyla müstakil bir öğretim müessesesi ilk defa Dımaşk’ta (Şam) kurulmuştur. Kurucusu olan Atabeg Nûreddin Mahmud Zengî’ye (1146-1174) nisbetle Dârü’l-hadîsi’n-Nûriyye diye adlandırılan bu müessese, büyük muhaddis ve tarihçi İbn Asâkir (ö. 571/1175) adına yaptırılmıştır (Ebû Şâme, I, 23; Makrîzî, II, 375; Nuaymî, I, 98-100). Dârülhadisin Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin zevcesi İsmet Hatun tarafından inşa ettirildiği görüşü tarihî gerçeklere uymamakla birlikte muhtemelen onun da bu müesseseye bazı hizmetleri olmuştur. Binanın kitâbesi mevcut olmadığı için yapılış tarihi belli değildir. Nûreddin Mahmud Zengî’ye ait tarihî binalar üzerine bir çalışma yapan Fransız müsteşriki Nikita Elisséeff’e göre dârülhadis 566 (1170) tarihinde inşa edilmiştir (Bulletin [1949-1951], s. 25). İbnü’l-Esîr, Nûreddin Mahmud Zengî’nin bu dârülhadis ve ayrıca hadisle meşgul olanlar için büyük vakıflar tesis ettiğini söyler (et-Târîḫu’l-bâhir, s. 172). 16,30 × 17,20 m. ebadında bir bina olan Dârü’l-hadîsi’n-Nûriyye, 1893’te geçirdiği yangın sonucunda kuzey ve güney cephesindeki birkaç duvar dışında tamamen harap olmuştur.

    Eyyûbîler ve Memlükler devrinde Dımaşk’ta yeni dârülhadisler kuruldu. Bunlar arasında, Vezir Kādî el-Fâzıl tarafından tesis edilen Fâzıliyye (593/1196 civarı), Emeviyye Camii bünyesinde yer alan Urviyye (617/1220), el-Melikü’l-Eşref Mûsâ tarafından kurulan el-Eşrefiyyetü’l-Cevvâniyye (630/1232) ve el-Eşrefiyyetü’l-Berrâniyye (634/1236), Dımaşk beytülmâlinde görevli Cemâleddin b. Kürûs’un tesis ettiği Kürûsiyye (641/1243), el-Melikü’n-Nâsır II. Selâhaddîn tarafından kurulan Nâsıriyye (654/1256), İbn Şükayşika tarafından tesis edilen Şükayşakiyye (657/1259), Sultan Baybars tarafından yenilenen Sükkeriyye (674/1275), Nefîs İsmâil el-Harrânî’nin kurduğu Nefîsiyye (696/1297), Seyfeddin es-Sâmerrî’nin kurduğu Sâmerriyye (696/1297) ve Alemüddin Sencer’in kurduğu Devâdâriyye (698/1299) dârülhadisleri zikredilebilir.

    Bunların bir kısmı dârülhadis olarak vakfedilmiş zengin konaklarıydı. Dımaşk’ın tarihî evlerinden bazıları, genellikle ortada havuzlu bir avlu etrafında dizilen odalar şeklindeki planlarıyla Nûriyye Dârülhadisi’ni andırmaktadır. Nuaymî, Dımaşk’ta kurulan on altı dârülhadisin adını vermektedir. Onun medreseler arasında saydığı Ziyâiyye’yi Şemseddin İbn Tolun dârülhadis olarak zikrettiğine göre bu rakamı ihtiyatla karşılamak gerekir (Nuaymî, II, 89-98; İbn Tolun, I, 130-140). Dımaşk’ta kurulan dârülhadisler içinde el-Melikü’l-Eşref Mûsâ’nın yaptırdığı Eşrefiyye dârülhadislerinin ayrı bir önemi vardır. Bunlardan Cevvâniyye 15 Şâban 630’da (27 Mayıs 1233) öğrenime açılmış, meşihatına tayin edilen büyük muhaddis İbnü’s-Salâh, sultanın da hazır bulunduğu mecliste hadis dersi takrir etmiştir. Kısa zamanda büyük üne kavuşan dârülhadisin hocaları arasında İbnü’s-Salâh’tan başka İbn Rezîn, Yahyâ b. Şeref en-Nevevî, İbn Hallikân, Ebû Şâme el-Makdisî ve İbn Hacer el-Askalânî gibi meşhur âlimler de bulunuyordu.

    Nûriyye Dârülhadisi’nin ardından Suriye ve Mısır’da bu müesseselerin sayısı artmaya başladı. el-Melikü’l-Kâmil Nâsırüddin, Nûriyye Dârülhadisi’nden esinlenerek Kahire’de bir dârülhadis yaptırdı. Kurucusuna nisbetle Dârü’l-hadîsi’l-Kâmiliyye adıyla anılan ve 621’de (1224) tamamlanan bu müessesenin başına Ebü’l-Hattâb b. Dihye getirilmişti. Ondan sonra birçok meşhur âlim burada hocalık yaptı (Süyûtî, Ḥüsnü’l-muḥâḍara, II, 262).

    VIII. (XIV.) yüzyılın sonlarında Kahire’de bulunan yetmiş üç medresenin ikisi dârülhadisti. Kudüs’te de bir dârülhadis vardı. Bunların sayısının daha sonraki asırlarda arttığı muhakkaktır. Evliya Çelebi Mısır’da 860, sadece Ezher Camii etrafında ise kırk dârülhadisten söz eder (Seyahatnâme, X, 232-233). Mübalağalı gibi görünen bu rakama camilerdeki hadis meclisleri de dahil edilmiş olmalıdır. Nitekim Evliya Çelebi İstanbul’dan söz ederken bütün selâtin camilerinde Buhârî, Müslim ve Meşârıḳ’taki (Meşâriḳu’l-envâr) hadislerin okutulduğunu söyler ve medrese dışında kaydıyla üç dârülhadisin adını verir (Seyahatnâme, I, 318).

    Dârülhadisler ya müstakil veya dârülkur’ânla müşterek olarak faaliyet gösteriyordu; bazıları ise bir medrese bünyesinde bulunuyordu. Abdüllatîf el-Bağdâdî’nin (ö. 629/1231) Musul’da İbn Muhâcir Medresesi’nin alt katında açtığı dârülhadis medrese bünyesindeki dârülhadislere bir örnek teşkil eder. Bağdat’ta kurulan ünlü Müstansıriyye Medresesi’nin ayrı bir bölümü de dârülhadis olarak planlanmıştır. Medreseye tayin edilen dört müderristen biri “şeyhü’l-hadîs” idi (Zehebî, s. 6; İbn Kesîr, XIII, 139, 159).

    Günümüze ulaşan vakıf belgeleri dârülhadislerin idaresi hakkında genel bir fikir vermektedir. Dârü’l-hadîsi’l-Eşrefiyyeti’l-Cevvâniyye’de çalışanların başında, İmam Sübkî’nin naklettiği vakfiyesine göre (Fetâvâ, II, 108-115) nâzır adı verilen bir görevli bulunmaktaydı. Nâzırın müesseseyi idare etmek, vakfedilen mülklerin gelirlerini toplayıp gereken yerlere harcamak, dersleri kontrol etmek, maaşları dağıtmak gibi görevleri vardı. Dârülhadisin imarı, tefrişi, temizliği, aydınlanması ve diğer ihtiyaçlarının temini, bunun yanında vakıf gayri menkullerinde çalışanların geçiminin sağlanması da nâzırın görevleri arasındadır.

    Öğretim üyeliği derecelerinin en yükseği olan dârülhadis meşihatına bilhassa hadis ilminde en üst seviyede olanlar, rivayet ve dirayet ilmini en iyi bilenler tayin edilirdi. Bunların aldığı maaş (aylık 90 dirhem) diğer müderrislerin maaşından fazla idi.

    Dârülhadis mescidinde namaz kıldırmak ve şartlarını haiz ise kırâat-i seb‘a okutmak üzere bir imam tayin edilirdi. Bazan bu görevi “mukrî” denilen kıraat hocası da yapabilirdi. Bu takdirde onun maaşı aylık 60 dirhem olurdu. İmamlık ve mukrîlik için ayrı kişilerin görevlendirilmesi halinde bu para aralarında taksim edilirdi. Mescidde 20 dirhem maaş alan bir de müezzin vardı. Dârülhadiste ayrıca hadis kārii bulunurdu ki kendisine 24 dirhem maaş ödenirdi.

    Suriye bölgesi dışından “âlî isnad” elde etmek için gelen şeyhler dârülhadiste misafir edilir ve kendilerine her gün için 2 dirhem verilirdi. Ayrıca hadis alma işini tamamladıklarında da 30 dinar alırlardı. Suriye bölgesinden veya Dımaşk’ın içinden olanlara ise daha az ücret ödenirdi.

    Hadis öğrencilerinin aylık 8 dirhem olan bursları gayretleri oranında arttırılır, hadis kitaplarından birini ezberleyecek kadar çalışkan olanlar nâzır tarafından ödüllendirilirdi. Hadis dinleyenlere de teşvik için ayda 3-4 dirhem verilmekle beraber kabiliyetlerine göre bu miktar 8 dirheme kadar çıkabilirdi. Buna karşılık vakfiyelerde sayıları onla sınırlandırılmış olan kırâat-i seb‘a öğrencilerine aylık 10 dirhem burs verilirdi.

    Dârülhadis kütüphanesindeki kitapları muhafaza etmek, bunları okuyuculara çıkarmak, eserlerin tamiri ve yeni kitap sağlanması için nâzıra bilgi vermek gibi görevleri olan memurun (hâzin) maaşı 18 dirhemdi. Dârülhadiste ayrıca 18’er dirhem maaş alan mürettip ve nakîb denilen görevlilerle 15’er dirhem maaşı olan kapıcı ve iki müstahdem görev yapmaktaydı.

    Dımaşk dârülhadislerinde Ṣaḥîḥayn, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî’nin sünenleri, Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’i gibi meşhur hadis kitapları yanında fıkıh, tefsir ve kırâat-i seb‘a da okutulurdu. Buralarda okuyan öğrencilerin arasına girebilmek için genel eğitim veren medreselerde belli bir seviyeye kadar çıkmak gerekiyordu.

    Yazı kaynağı : islamansiklopedisi.org.tr

    İznik Medresesi

    ANADOLUDA KURULAN İLK DÂRUL-HADİS

    ANADOLUDA KURULAN İLK DÂRUL-HADİS

    Taşmescid'de Hadis Dersleri

     Şam’da Atabek Nureddin Mahmud İbn Zengi (541-569/1146-1174) tarafından Dârü'l-hadîs’in-Nuriyye kurulmasından yaklaşık 70 yıl sonra Anadolu’da ilk Dârü'l-hadîs kurulmuştur. Anadolu’da kurulan ilk dârülhadis,   öteden beri iddia edildiği şekliyle Konya İnce Minare Darülhadisi olmayıp ondan 35 yıl önce kurulan “Çankırı Dârülhadisi”dir. Günümüzde   Taşmescid diye anılan bu müessese Anadolu Selçuklu döneminin en eski Dârülhadis müessesesidir. Orijinal kitâbesi ile günümüze kadar gelebilen bu dârülhadis, Selçuklu atabeglerinden Cemaleddin Ferruh b. Abdullah tarafından 640/1242 yılında yapılmıştır.  
                Osmanlı Devletinde Dârü'l-hadîs'ler en yüksek medreseler olduğu için müderrisleri hem en yüksek yevmiye alıyorlar, (Dârülhadis müderrislerinin yevmiyesi yüz akçe, diğerlerinin ise altmışar akçe idi.) hem de törenlerde öteki müderrislerin önünde bulunuyorlar ve onlara başkanlık ediyorlardı.
              Dârü'l-hadîs'lerde, usûl-i hadîs ile birlikte Kütüb-i Sitte okutulurdu. Bunlardan Buhârî ve Müslîm üzerinde bilhassa durulur, hadis kritiğine oldukça önem verilirdi.   İslam tarihinde bazı hadis kitapları için de hatim merasimleri yapılmıştır. Sevap kazanma yanında maddî ve manevî sıkıntılardan, hastalık ve belâlardan, düşman istilâsından kurtulma ve her türlü murada nail olma amacıyla en fazla okunup hatmedilen hadis kitabının Sahîh-i Buhârî olduğu bilinmektedir. Türkiye'de Birinci Büyük Millet Meclisi açılacağı zaman ülkenin her yerinde Sahih-i Buhârî hatimleri yapıldığı bilinmektedir.
            Tarihi önemi ve misyonu sebebiyle Anadolu’da kurulan bu ilk Dârülhadis de Sahihi Buhârî dersleri Cezaevi Vaizi Ömer Faruk Ünal tarafından devam ettirilmektedir.

    Yazı kaynağı : dingorder18.org

    Eski Eserler

    Darul Hadis Medresesi

    "Yer, mekân, ev" gibi anlamlara gelen "dâr" ile "hadis" kelimelerinden meydana gelen "Dâru'l-hadis", Hz. Peygamber'in söz fiil ve takrirlerinden ibaret olan hadis tedris ve tedkiklerinin yapildigi yer demektir.

    Bunun içindir ki bu müesseselere "dâru's-sünne", "dâru's-sünneti'n-nebeviye" veya "dâru's-sünneti'l-Muhammediye" gibi isimler de verilmistir.

    Hz. Peygamber'in, vahyin ilk yillarinda Mekke'de ilk dersleri verdigi Erkam b. Ebu'l-Erkam'in evi, "ilk dâru'l-kurra" olarak kabul edilebilecegi gibi, ilk "dâru'l-hadis" olarak da kabul edilebilir.

    Islâm tarihi boyunca mescidlerde degisik ilimlerin okutuldugu meclislerin kuruldugu bilinmektedir.Fakat zamanla bilhassa hadis ögrenimi için mescidler çok önemli görevler yüklendiler.

    Genel olarak hadislerin müzakere edilip yazdirildigi meclislere "meclisü'l-ilm" veya "meclisü'l-imlâ" denirdi.

    Bu meclislere, talebenin hocanin etrafinda toplanmasindan dolayi Hz. Peygamber döneminden itibaren "halaka" da denilmistir.

    Dâru'l-hadis adi ile ilk defa müstakil bir ögretim müessesesi, Haleb Atabeklerinden Nureddin Mahmud b. Zengi (541-569 / 1146-1174) tarafindan Sam (Dimask)'da açilmistir. Bu dâru'l-hadis, kurucusuna nisbetle "en-Nuriye" diye adlandirilmistir. Bu müessese, büyük muhaddis ve tarihçi Ibn Asakir (öl. 571 / 1175) adina yaptirilmistir.

    Bunlarin ikincisi Musul'da açilmis olup, bunlari takiben Eyyubîler'den el-Melikü'l-Kâmil, "el-Medresetu'l-Kâmiliyye" (622/1225)'yi,

    el-Melikü'l-Esref de Sam'da "el-Medresetu'l-Esrefiyye'yi tesis ettiler.

    Yine bu siralarda Seyfeddin Mahmud b. Urve (öl. 620/1223) adina "Dâru'l-Hadis-i Urviyye"nin Sam'da (Dimask) Ümeyye Câmii dâhilinde açildigini ögrenmekteyiz.

    Bu ilk dönemden sonra pek çok yerde benzer isimle ögretim müesseselerinin açildigi görülmektedir. Nitekim Osmanli öncesi Anadolu sehirlerinde de bu gaye ile kurulmus ihtisas medreselerine tesadüf edilmektedir.

    Anadolu Selçuklu Devleti'nin meshur veziri Sâhib Atâ, Konya'da Ince Minare Dâru'l-hadisi'ni, Ilhanli veziri Semseddin Cüveynî, Sivas'ta Çifte Minare Dâru'l-Hadisi (670/1271-72)'ni kurmuslardi.

    Öyle anlasiliyor ki, Osmanli öncesinde de Dâru'l-hadis hocaliginin payesi en yüksek payelerden biridir. Burada hocalik yapabilecek olanlarin hadis ilminde en üst seviyede bir bilgiye sahip olmasi gerektigi gibi rivayet ve dirayet ilmini en iyi bilenlerden olmalidir.

    Dâru'l-hadis gelenegini devam ettiren Osmanlilar da hadis ilminin egitim ve ögretimi için ayni isimle müstakil eserler kurdular.

    Osmanlilar döneminde ilk dâru'l-hadisin Sultan I. Murad döneminde Çandarli Hayreddin Pasa tarafindan iznik'te yaptirildigi bilinmektedir. Ancak bu eserden günümüze hiç bir iz kalmamistir.

    Bundan baska Bursa'da Kale içinde Yerkapi yakinindaki dâru'l-hadis sahasindan bahsedilmis olmasi, bu bölgede de daha devletin kurulus döneminde bir dâru'l-hadis yapildigini düsünmemize imkân vermektedir.

    Bununla beraber ilk devir Osmanli dâru'l-hadislerinin en meshuru, Sultan II. Murad tarafindan Edirne'de Tunca nehrinin kenarinda 1435 senesi Nisan'inda yaptirilan dâru'l-hadistir. Bu dâru'l-hadis, Osmanli medrese teskilâtinda bir dönüm noktasi olarak görülmektedir. Bugün, binasindan hiçbir iz kalmayan bu dâru'l-hadisin ilk müderrisi Fahreddin-i Acemî'dir. Tabakat kitaplarinin verdigi bilgiler isiginda bu medresenin baslangicindan XVIII. yüzyila kadar olan müderris kadrosunu tesbit etmek mümkündür.

    Fâtih Sultan Mehmed'in Istanbul'u fethinden sonra burada yaptirilan Fatih külliyesi bünyesinde dâru'l-hadis bulunmadigina daha önce temas edilmisti. Muhtemelen Fâtih, babasi Sultan II. Murad'in Edirne'de yaptirip ve yüksek bir pâye verdigi Dâru'l-Hadis Medresesi'ni ikinci plana düsürmemek için Istanbul'da kurdugu külliyesinde dâru'l-hadise yer vermemistir.

    Nitekim bu devirde Edirne Dâru'l-hadisi ile Fatih Semâniye Medreseleri'nin müderrisleri ayni pâyeye sahip olup her ikisi de günde (yevmiye) 50 akça aliyordu. Gerçekten Fâtih Sultan Mehmed, daha sonra kendisine hoca ve vezir edinecegi Sinan Pasa'yi Edirne Dâru'l-hadisi'ne müderris tayin etmisti.

    Bundan sonra gerek bizzat Fâtih, gerekse ondan sonra gelen Osmanli Padisahlari'nin zamanlarinda birçok Dâru'l-hadis yaptirilmistir. Böylece sayilarinda büyük bir artis görülen dâru'l-hadisler, bânilerinin isimleri ile zikredilmeye baslanir.

    Nitekim Istanbul'daki ilk dâru'l-hadisin Kanunî tarafindan açilmis olmasindan dolayi "Süleymaniye Dâru'l-hadisi" adini aldigini biliyoruz. Dâru'l-hadislerin bu artisi, Osmanli ülkesinin her tarafina yayilmis bulunuyordu.

    Sadece Istanbul'da hicrî 1300 (miladî 1882) senesinde yapilan nüfus sayimi için bastirilan istatistige göre Istanbul'da bulunan dâru'l-hadislerin isim ve sayilarini ögrenebiliyoruz.

    Buna göre belirtilen senede Istanbul'da mevcud olan ve faaliyetlerine devam eden dâru'l-hadisler sunlardir:

    Haci Besir Aga (Eyyup'te Baba Haydar),

    Izzet Efendi (Sultan Selim'de Çiragi Hamza),

    Misli Ali Efendi (Otlukçu Yokusu),

    Hulusi Efendi (Otlukçu Yokusu),

    Bosnevî (Horhor),

    Baba Mahmud Bekir Aga (Sehzâdebasi),

    Papaz-zâde (Koska),

    Damad Ibrahim Pasa (Sehzâdebasi),

    Hasan Aga (Kalender-hâne),

    Süleymaniye (Tiryaki Çarsisi) ve

    Süleymaniye (Dökmeciler).

    Burada hemen sunu de belirtelim ki, Istanbul medreseleri arasinda, baslangiçta dâru'l-hadis iken sonradan terk edilenler bulundugu gibi, baslangiçta dâru'l-hadis olmayip sonradan dâru'l-hadis haline getirilenler de vardir.

    Osmanli dâru'l-hadislerinde hadis ve ilimlerinden baska tefsir gibi diger Islâmî ilimlerin de okutuldugu anlasilmaktadir. Hadisten Buharî, Müslim, Mesarik gibi muteber eser ve serhleri okutulurdu. Bu medreselerde ders okutan müderrislere "Muhaddis" denirdi. Buralara ögrenci olarak girebilmek için genel egitim veren medreseleri ikmâl etmek gerekirdi.

    Dâru'l-hadisler de kendi aralarinda çesitli seviye ve kademelere ayrilirlardi.

    Burada sunu da belirtmek gerekir ki Osmanli dâru'l-hadislerinde okutulan hadis, baska bir ifadeyle ders kitaplari meselesi kesin olarak açikliga kavusturulmus degildir. Biraz önce ders kitaplarindan bahs ederken, okutulduklarini söyledigimiz kitaplar, daha ziyade Süleymaniye Külliyesi Vakfiyesi'nin dâru'l-hadisle ilgili bölümünde müderrisin vasiflari sayilirken bazi kelimelerin birer sifat mi, yoksa bu isimleri tasiyan Mesabih ve Mesarik gibi hadis kitaplarinin isimlerini tasiyan eserlere mi ait oldugu kesin olarak anlasilamamaktadir.

    Biraz önce temas edilen Buharî ve Müslim bir tarafa birakilacak olursa herhalde hadisten okunacak kitaplar vakif sahibi tarafindan degil, müderrisin kendi arzusu istikametinde olmustur.

    Mimarî yönden genel medreselerden farkli olmayan dâru'l-hadisler, halkin egitilmesinde, birlik ve beraberligin saglanmasinda hizmet veren egitim müesseselerinden biri olmuslardir. Gerek kurulus döneminde, gerekse duraklama ve gerileme dönemlerinde büyük hizmetler görmüslerdi.

    Yazı kaynağı : www.eskieserler.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap