Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    oksijen ve karbondioksit taşıyan kan hücresi

    1 ziyaretçi

    oksijen ve karbondioksit taşıyan kan hücresi bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Eritrosit

    Eritrosit

    İnsanlarda dolaşımda bulunan kanın %60’ı proteinler, vitamin ve minerallerden oluşan sarı-beyaz renkli kan plazmasından, %40’lık kısmı ise kan hücrelerinden oluşur. Kan hücreleri ise kırmızı kan hücreleri veya alyuvarlar olarak bilinen eritrositler, beyaz kan hücreleri veya akyuvarlar olarak bilinen lökositler ve kan pulcukları olarak da adlandırılan trombositlerden oluşur. Kan hücreleri arasında en baskın olanı ve tüm hücrelerin yaklaşık %99’luk kısmını oluşturan eritrositler, İngilizcede kırmızı kan hücreleri anlamına gelen “Red Blood Cells” teriminin kısa adı olan RBC kısaltması ile tam kan sayımı (hemogram) testlerinde yer alır. Rutin sağlık taramaları içerisinde mutlaka yer verilen kan parametrelerinden birini oluşturur. Çeşitli sağlık sorunlarına bağlı olarak eritrosit miktarı artıp azalabildiğinden belirgin RBC düşüklüğü veya yüksekliklerinde bu durumun nedeni mutlaka araştırılmalıdır.

    Eritrosit (RBC) Nedir?

    Kanda en fazla yer alan kan hücresi grubunu oluşturan eritrositler, vücutta oksijenin taşınmasında görevli olan hemoglobin adlı maddeyi içerir. Solunum yoluyla akciğerlere alınarak buradan kana geçen oksijen, eritrositlerde bulunan hemoglobin yardımıyla vücudun tüm dokularına iletilebilir. Vücutta her bir hücreye yeterli düzeyde oksijenin ulaşabilmesi, kandaki eritrosit sayısının ve işlevinin yeterli olmasına bağlıdır. Kırmızı renge sahip olan ve bu nedenle alyuvar olarak da adlandırılan eritrositler sahip oldukları bu rengi, hemoglobinin yapısında yer alan demir mineralinden alır. Eritrositlerin üretimi, vücuttaki endokrin bezlerden salgılanan eritropoietin hormonunun uyarısı ile kemik iliğinde gerçekleştirilir. Eritropoietin hormonunun çok büyük bir kısmı böbreklerin dış korteks tabakasında yer alan hücrelerde, az bir kısmı ise karaciğerde gerçekleştirilir. Sağlıklı bir insanın kemik iliğinde her bir saniyede 1,5 milyonu aşkın eritrositin üretimi gerçekleştirilir. Başlangıçta çekirdekli olarak üretilen alyuvarlar, bir hafta olgunlaştıktan sonra çekirdeklerini kaybeder ve sahip oldukları özel esnek yapı ile kan dolaşımında çok daha aktif şekilde rol alabilmeye başlar. Çekirdeği kaybolduktan sonra ortalama yaşam süresi 130 gün civarında olan eritrosit hücreleri, bu ömrü tamamladığında dalağa ulaştırılarak burada parçalanır. Elde edilen demir ise yeni kan hücrelerinin yapımında tekrar kullanılır. Oksijeni dokulara ulaştırmanın yanı sıra eritrositler, dokularda biriken karbondioksit moleküllerini de bağlayarak akciğerlere ulaştırır. Bu sayede solunum yoluyla karbondioksitin dışarı atılmasını sağlar. Bir diğer deyişle eritrositler, oksijen ve karbondioksit döngüsünün sağlanmasında görev alır. Kadın, erkek, çocuk ve yetişkin her birey için kanda bulunması gereken eritrosit sayısı, belirli referans aralıkları dahilindedir. Rutin kan testlerinde veya herhangi bir sağlık sorununa yönelik yapılan taramalarda, RBC testi olarak eritrosit sayımına mutlaka yer verilir.

    Eritrosit (RBC) Değeri Kaç Olmalı?

    Eritrosit sayısının ölçümü ile gerçekleştirilen RBC testi, genellikle tek başına yapılmaz ve hemogram (tam kan sayımı) olarak adlandırılan bir grup testin bir parçası olarak gerçekleştirilir. Yaşa, cinsiyete, sağlık durumuna ve gebelik durumuna bağlı olarak bir kişinin kanında bulunması gereken eritrosit miktarı değişkenlik gösterir. Tek bir tüp kan örneği alınarak tam kan sayımı yapıldığında RBC ölçümü rahatlıkla yapılabilir. Sonuçlar genellikle aynı gün veya ilgili laboratuvarın yoğunluğuna bağlı olarak bir sonraki gün alınabilir. Her laboratuvarın ölçüm teknikleri ve buna bağlı olarak referans değerleri değişkenlik gösterebileceğinden sonuçlar ilgili laboratuvarın referans aralıklarına göre yorumlanmalıdır. Ancak genel ortalamalara bakıldığında sağlıklı bireylerde bulunması gereken RBC referans değerleri şu şekildedir:

    Hamileler, kanser hastalıkları, böbrek ve karaciğer hastalıkları bulunanlar veya kan hücrelerini etkileyebilecek herhangi bir hastalığı ya da ilaç kullanımı söz konusu olan kişilerde, referans değerleri farklılık gösterebilir. Bu gibi durumlarda kan sonuçları, hastanın tıbbi öyküsüne uygun olarak hekim tarafından değerlendirilmeli ve yorumlanmalıdır.

    RBC Yüksekliği Nedenleri

    Kan testinde RBC değerinin referans aralıkların üzerinde olması, eritrosit sayısında bir artış olduğunu gösterir. Bu durum eritrositoz olarak adlandırılır ve kanın normalden daha yoğun bir kıvamda olmasına neden olarak, normal dışı kan pıhtılaşması riskini beraberinde getirebilir. Eritrosit yüksekliği oluşum nedenine göre birincil ve ikincil eritrositoz olarak iki grup altında incelenir.

    Birincil Eritrositoz

    Kemik iliğinde bulunan hücrelerin genetik nedenlerle normalden fazla miktarda eritrosit üretimi gerçekleştirmesine bağlı olarak gelişir. Genetik mutasyonla ilişkilendirilen ve kemik iliğinde aşırı kırmızı kan hücresi üretimine yol açan Polisitemi Vera adlı kalıtsal hastalık, birincil eritrositoza yol açan nadir bir hastalık türünü oluşturur.

    İkincil Eritrositoz

    Herhangi bir dış faktörün etkisiyle eritrosit sayısının normalin üzerine çıkması ile gelişen eritrositoz türüdür. Eritrosit sayısında artışa neden olabilecek herhangi bir ilacın kullanımı veya bazı hastalıklar, ikincil eritrositoza neden olabilir. Bu tür eritrosit artışına yol açabilen yaygın nedenler arasında şunlar yer alır:

    Özellikle kan kanserleri, kırmızı kan hücrelerinin sayısında sıra dışı ve belirgin artışlara neden olabilir. Kemik iliğinin trombosit ve eritrosit üretme yeteneğini bozan lösemi, bağışıklık sisteminde görevli beyaz hücreleri etkileyen lenfoma ve normal antikor üretimini bozan miyelom adlı kanser grupları, RBC sayısı üzerinde benzersiz etkileri beraberinde getirebilir. Bu nedenle eritrosit sayısındaki anormal yüksekliklerde mutlaka bu tür hastalıklara yönelik taramalara başvurulmalıdır.

    RBC Düşüklüğü Nedenleri

    RBC değerinin veya bir diğer deyişle eritrosit sayısının normalden düşük olması, anemi (kansızlık) göstergesidir. Söz konusu durum, kırmızı kan hücrelerinin üretimindeki bir aksamadan veya bu hücrelerin herhangi bir nedenle kaybından kaynaklı olabilir. RBC düşüklüğünde etkili olan en yaygın neden, yetersiz ve dengesiz beslenmedir. Besinler yoluyla demir, bakır, folik asit (B9 vitamini), B6 vitamini gibi mikro besin öğelerinin yeterince alınmadığı durumlarda kan hücrelerinin üretiminde görev alan bu mikro besin öğelerinin yetersizliği ortaya çıkar ve anemi tablosu gelişir. Bu besin öğelerinin kandaki miktarları, basit kan testleri yoluyla kolaylıkla öğrenilebilir ve eğer bunların eksikliğinden kaynaklı bir anemi söz konusu ise besin takviyeleri yoluyla kansızlık tedavi edilebilir. Böylelikle eritrosit sayısı da zamanla normal aralığa ulaşır. Nadir durumlarda, beslenme yetersizliği söz konusu olmadığında, RBC düşüklüğünün nedeni kemik iliği yetmezliği olabilir. Kemik iliğinin eritrosit üretimini bırakması veya azaltması, aplastik anemi olarak adlandırılır ve otoimmün bozukluklar, radyasyona maruz kalma, çeşitli ilaçlar veya enfeksiyonlardan kaynaklı olarak gelişebilir. Eritrosit üretiminin yetersiz olmasının haricinde, ikinci bir RBC düşüklüğü nedeni ise üretilen sağlıklı alyuvarların zarara uğrayarak yok edilmesidir. Hemoliz adı verilen bu durum, kan transfüzyonlarının ardından bir otoimmün reaksiyon olarak gelişebileceği gibi çeşitli enfeksiyonlar ya da orak hücreli anemi gibi genetik hastalıklar nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bunların haricinde gebelik durumu, karaciğer ve böbrek hastalıkları, sistemik hastalıklar, iç veya dış kanamalar, tiroit hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları ve kemoterapiler gibi pek çok durum, RBC düşüklüğünü beraberinde getirebilir. Bu nedenle eritrosit düşüklüğü görülen hastalarda tıbbi öykünün detaylı bir şekilde alınması, alınan normal dışı sonuçların doğru şekilde değerlendirilebilmesi açısından önem taşır.

    Siz de kan testinizde RBC değerinizin normal aralığın dışında olduğunu gördüyseniz hekiminize danışarak bu durumun nedeni hakkında bilgi alabilir, muayene ve tanı testlerinizi yaptırarak sağlığınızı koruyabilirsiniz.

    Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.

    Yazı kaynağı : www.medicalpark.com.tr

    Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi - Tanı ve Tedavi Birimlerimiz

    Kan damarlarımızda sürekli dolaşan yaşam için temel oluşturan canlı bir sıvıdır. Dolaşımda ki toplam kan hacminin normal değeri vücut ağırlığının % 8’idir.Bu değer 70 kg’lık bir insanda 5600 ml.’dir. Bunun yaklaşık %50-60'ı plazma adınıalan sıvıdan ve %40-50'si ise hücrelerden oluşur. Plazmanın büyük kısmı sudur. Bu su içinde besin maddeleri, proteinler ve diğer yaşamsal önemde kimyasal maddeler bulunur. lyuvar (eritrosit), Akyuvar (lökosit) ve kan pulcukları (trombositler) ise kan hücrelerini oluştururlar. 


    Görevleri: 
    3 önemli görevi vardır;
    1- Taşıma:

    2- Düzenleme:

    3- Koruma:

    Kan Hücreleri
    Erişkin bir insanda alyuvarlar(kırmızı kan hücreleri),trombositler(kan pulcukları) ve birçok akyuvarlar(beyaz kan hücreleri) kemik iliğinde üretilmektedir. Bir kısım akyuvar kemik iliği dışında üretilmektedir.
    Kan hücreleri 3’e ayrılır;

    1)  Alyuvarlar (eritrositler):
    http://3.bp.blogspot.com/_XX0Y6gcrRws/SSClqqaCxoI/AAAAAAAAALA/ypXUPCIpIlQ/s320/sel+darah.jpg
    Kana kırmızı rengi veren hücrelerdir. Yapılarında hemoglobin denilen ve eritrosit ağırlığını 1/3 ünü oluşturan bir protein içerirler. Bu proteinin görevi oksijen(O2 ) taşımaktır. Çekirdek ve organelleri olmadığı için bölünemezler ve yaşam süreleri kısıtlıdır(120 gün).1 mm3 kanda kadınlarda ortalama 4,8 milyon, erkeklerde 5,4 milyon alyuvar bulunmaktadır.

    2) Akyuvarlar (lökositler):
    akyuvarlar.jpg
    Beyaz kan hücreleri olarak da adlandırılan akyuvarlar, belirli şekilleri olmayan, çekirdekli kan hücreleridir. Vücudumuzun savunma sisteminin hareketli elemanları olan lökositler, organizmayı bakterilere, virüslere, parazitlere ve tümörlere karşı savunurlar. 1 mm3 kandaki sayıları 4.000 -10.000 arasında değişebilir. Lökositler kılcal damar duvarını aşarak çevre bağdokuya geçebilir ve burada bizzat savunma görevi üstlenebilirler.
     

    3) Kan pulcukları (trombositler):
    trombositler.jpg
    Trombositler, küçük, renksiz, çekirdek içermeyen küçük çaplı hücrelerdir. Yuvarlak veya oval bikonveks diskler şeklindedir. 1 mm3 kanda 150.000 - 350.000 trombosit bulunur. Ömürleri 5-7 gündür. En önemli özellikleri; biçimsel değişme ve yapışkanlık göstermeleridir. Kanın pıhtılaşmasını uyarıp, damarlardaki çatlakların onarılmasını sağlar ve kanın damar dışına çıkmasına engel olurlar. Trombositler damar yaralanmalarında, damarın iç yüzüne yapışarak yaralı bölgeyi tıkarlar. Salgıladıkları trombokinaz enzimiyle pıhtılaşmada rol oynarlar. Pıhtı meydana geldiğinde katılaşarak yaranın ağzını büzerler ve kanamayı durdururlar.

    Yazı kaynağı : ankara.baskenthastaneleri.com

    Alyuvar

    Alyuvar

    Alyuvar, kırmızı kan hücresi veya eritrosit, en yaygın kan hücresi türüdür. Çağdaş bilim insanları laboratuvarda alyuvar geliştirebilmeyi başarmışlardır.[1]

    Etimoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

    Alyuvar, Türkçede kanın rengi veya kızıl anlamındaki 'al' ile düz olmayan yuvarlak veya oval küçük cisim anlamındaki 'yuvar' kelimelerinden türetilmiştir.[2] Eritrosit, Grekçe kızıl kap anlamına gelen erythros ve modern kullanımda "hücre" anlamını karşılayan -cyte sözcüklerinin birleşimidir.[3]

    Görevleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Başlıca olarak omurgalıların , dokulara oksijen'i (O2) kan akışı yoluyla dolaşım sistemi aracılığıyla iletmesinin yoludur. [4] Alyuvarlar oksijeni akciğerlerde alır ve vücudun kılcal damarlarında sıkarak dokulara bırakır. Balıklarda ise akciğer olmadığından solungaçlardan alır. Alyuvarları olan çoğu canlıda oksijen taşımakta kullanılan molekül hemoglobin iken yumuşakçalar gibi bazı canlılarda bakır içeren hemosiyanin bulunur.

    Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kırmızı kan hücrelerini ilk tanımlayan kişi, 1658'de bir kurbağanın kanını incelemek için ilkel bir mikroskop kullanan genç Hollandalı biyolog Jan Swammerdam'dı. [5] Bu çalışmadan habersiz, Anton van Leeuwenhoek 1674'te "ince bir kum tanesinden 25.000 kat daha küçük" şeklinde boyutunu da belirterek daha kesin bir tanım daha yaptı.

    1740'larda Bologna'da Vincenzo Menghini, ısıtılmış kırmızı kan hücrelerinden kalan toz veya külün üzerinden , mıknatıslar geçirerek demirin varlığını kanıtladı.

    1901'de Karl Landsteiner, üç ana kan grubu olan A, B ve C'yi (daha sonra O olarak yeniden adlandırdı) keşfetmesini yayınladı. Landsteiner, serumla kırmızı kan hücrelerinin karışmasıyla ortaya çıkan, düzenli örüntüler gösteren reaksiyonları tanımladı. Böylece bu kan grupları arasındaki uyumlu ve uyumsuz kombinasyonları belirledi. Bir yıl sonra, Landsteiner'in iki meslektaşı Alfred von Decastello ve Adriano Sturli, dördüncü bir kan grubu olan AB'yi tanımladılar.

    1959'da,Dr. Max Perutz, X-ışını kristalografisini kullanarak, oksijen taşıyan kırmızı kan hücresi proteini olan hemoglobinin yapısını çözmeyi başardı. [6]

    Şimdiye kadar bulunan en eski bozulmamış alyuvarlar; Ötzi adlı , M.Ö 3255 civarında ölen bir insanın doğal bir mumyasında keşfedildi. Bu hücreler Mayıs 2012'de keşfedildi. [7]

    Yapısı[değiştir | kaynağı değiştir]

    İnsanlarda olgun kızıl kan hücreleri esnek ve oval bikonkav disklerdir . Hemoglobin en fazla boşluk alanı sağlamak için bir hücre çekirdeğinden ve çoğu organelden yoksundurlar , hücre zarı ile hemoglobin çuvalları olarak görülebilirler. Erişkin insanlarda saniyede yaklaşık 2.4 milyon yeni eritrosit üretilir. [8] Hücreler kemik iliğinde gelişir . Makrofajlar tarafından bileşenlerine geri dönüştürülmeden önce vücutta yaklaşık 100-120 gün dolaşırlar. Her dolaşım yaklaşık 60 saniye (bir dakika) sürer. [9] İnsan vücudundaki hücrelerin 20-30trilyonu yani yaklaşık %84'ü yani kırmızı kan hücresidir. [10] [11] [12] Kan hacminin ise yaklaşık yarısı ( %40 ila %45 ) kırmızı kan hücreleridir.

    Eritrositlerin sitoplazması, hücrelerin ve kanın kırmızı renginden sorumlu olan demir içeren, oksijeni bağlayabilen bir biyomolekül olan hemoglobin açısından zengindir. Her insan kırmızı kan hücresi yaklaşık 270 milyon hemoglobin molekülü içerir [13] . Hücre zarı protein ve lipidlerin bağlanmasıyla oluşur. Hücre zarı fizyolojik hücre işlevleri için kesin olarak gereken özellikleri sağlar . Örneğin dolaşım sistemini , özellikle de kılcal ağı geçerken gereken esneklik ve sağlamlık gibi.

    Omurgalılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Alyuvarlar büyük oranda hemoglobin içerirler. Hemoglobin moleküllerine akciğerler veya solungaçlarda oksijen bağlanır. Böylece içinde oksijen bağlı hemoglobin taşıyan alyuvarlar vücuttaki dokulara oksijeni ulaştırabilirler. Hemoglobin ayrıca karbondioksitin de az bir bölümünü taşır; örneğin insanlarda oksijenin %2'si ve karbondioksitin çoğu kan plazmasında çözünmüş olarak taşınır. Benzer bir protein olan miyoglobin ise kaslarda oksijen depolamaya yarar.

    Memeliler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Memeli alyuvarları bikonkav disk (iki yanından da basık yuvarlak) şeklindedir. Alyuvarların yapım yeri yassı kemiklerin iliğidir. İlikte üretilme aşamasında olan olgunlaşmamış alyuvarların çekirdeği (ve böylece de bölünme yetenekleri) vardır, hemoglobin içermezler. Fakat gelişme süresinde alyuvar çekirdeğini dışarı atar ve hemoglobin içerir duruma gelir. Gelişme sona erdiğinde alyuvar çekirdeğin yanı sıra tüm organellerini yitirmiştir. Çekirdekleri olmadığı için DNA da içermeyen alyuvarlar bölünemezler. Mitokondriye sahip olmadıkları için memeli alyuvarları, fermantasyon (mayalanma) yaparak, glikozun glikolize edilmesiyle (glikozu glikolitik fermentlerle parçalama) enerji üretirler. Bu tepkime sonucunda laktik asit oluşur. İki yandan basık yassı şekilleri (bikonkav disk) ve hiçbir organel içermemeleri onları en etkili şekilde oksijen taşımaya elverişli kılar, ve aynı nedenlerden dolayı kısa bir süre yaşayabilirler. Ortalama yaşam süreleri 120 gündür.

    İnsan[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ortalama bir insan alyuvarının çapı 6-8 µm'dir. Tek bir insan alyuvarı yaklaşık 270 milyon hemoglobin molekülü, ve her bir hemoglobin molekülü ise dört hem grubu içerir. Oksijeni bağlayan hem grubudur: her hem grubu bir oksijen molekülü bağlar, yani her hemoglobin molekülü dört adet oksijen molekülü bağlayabilir. Dört tane oksijen molekülü bağlayan hemoglobin bütünüyle doymuştur ve oksihemoglobin olarak adlandırılır. Oksihemoglobin parlak kırmızı renktedir. Oksihemoglobin bağladığı 4 oksijen molekülünden bir veya daha fazlasını yitirirse, deoksihemoglobin olarak adlandırılır. Deoksihemoglobin koyu kırmızı renktedir. Toplardamarlardaki kanda (venöz kan) daha çok deoksihemoglobin bulunur; bu nedenle toplardamalardaki kan, atardamarlardaki kandan (arteryel kan) daha koyu renktedir.

    Alyuvarların hücre zarı oligosakkarit yapıdadır. Bu proteinlerden dolayı insan kanları, ABO diye adlandırılan kan gruplarına ayrılır.

    Yaşam döngüsü[değiştir | kaynağı değiştir]

    İnsan eritrositleri , yaklaşık 7 gün içinde kök hücrelerden olgun kırmızı kan hücrelerine eritropoez denen bir süreçle üretilir. Olgunlaştıklarında, sağlıklı bir bireyde bu hücreler kan dolaşımında yaklaşık 100 ila 120 gün yaşarlar. (zamanında doğmuş bir yaşına kadar bebeklerde 80 ila 90 gün yaşarlar) [15] Ömürlerinin sonunda dolaşımdan çıkarılırlar. Birçok kronik hastalıkta kırmızı kan hücrelerinin ömrü azalır.

    Üretimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Eritropoez, yaklaşık 7 gün süren yeni kırmızı kan hücrelerinin üretildiği süreçtir; süreç boyunca, büyük kemiklerdeki kemik iliğinde sürekli olarak kırmızı kan hücreleri üretilir. (embriyoda ise karaciğer, kırmızı kan hücresi üretiminin ana bölgesidir.) Üretim, böbrek tarafından sentezlenen eritropoietin (EPO) hormonu tarafından uyarılabilir. Kemik iliğinden ayrılmadan hemen önce ve sonra gelişen hücreler retikülositler olarak bilinir; bunlar dolaşımdaki kırmızı kan hücrelerinin yaklaşık %1'ini oluşturur.

    Alyuvar çökme hızı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Eritrositik sedimentasyon hızı olarak da bilinir. Dikey olarak tutulan tüplerde uygulanan bu yöntem herhangi bir hastalık için patognomik olmayıp sadece genel sağlık durumunun değerlendirilmesinde kullanılır. Sedimentasyon hızı memelilerde oldukça farklılık gösterir. Örneğin atlarda oldukça hızlı iken, sığırlarda son derece yavaştır.

    Klinik önemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Hastalıklar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Alyuvar ile ilgisi bulunan kan hastalıklarından bazıları şunlardır:

    Vücutta yeterli alyuvar veya hemoglobin bulunmamasıdır. Alyuvarların ya da hemoglobinlerin gerek kalıtsal gerekse edinilmiş nedenlerden dolayı olağandışı olduğu durumlarda da kansızlık gelişebilir. Aneminin bazı türleri veya görüldüğü durumlar şunlardır: Anemiler düşük kırmızı hücre sayısı veya kırmızı kan hücrelerinin veya hemoglobinin bazı anormallikleri nedeniyle kanın düşük oksijen taşıma kapasitesi ile karakterizedir

    Kırmızı kan hücrelerinin fazlalığı ile karakterize edilen hastalıklardır. Kanın artan viskozitesi bir takım semptomlara neden olabilir.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]


    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap