Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    nurettin topçu mehmet akif kompozisyon

    1 ziyaretçi

    nurettin topçu mehmet akif kompozisyon bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Nurettin Topçu’nun kaleminden Mehmet Akif Ersoy…

    Nurettin Topçu’nun kaleminden Mehmet Akif Ersoy…

    Kitapta, Mehmet Akif’in yaşamındaki olay örgüsünden çok, onun kimliği, nasıl bir insan olduğu ve fikir dünyası hakkında detaylar yer alıyor. Akif, şiirlerinden örneklerle tanıtılmaya, bugünkü nesle hakkıyla anlatmaya çalışılmış.

    Mehmet Akif kimdir?

    Mehmet Akif’in yaşam felsefesi nedir?

    Safahat hangi fikri öğeleri ihtiva ediyor?

    Mehmet Akif’in ideali ne idi?

    Mehmet Akif hangi fikrin tohumlarını taşıyor, onu gelecek nesillere aktarmanın hayalini kuruyordu? sorularının cevapları ile hürriyet, isyan, muhafazakârlık kavramları üzerine derinlemesine bilgiler bulunuyor. Okurken yeni bakış açıları geliştirecek, Akif’in düşünce dünyasını yakından tanıyacaksınız. Mehmet Akif’in aslında ne büyük, ne cesur ve ne kadar derin bir insan olduğunu kavrayacağınız bu eser sayesinde, bugün ile geçmişin analizini yapabilir, arada köprüler kurabilirsiniz.

    Akif’e Dair

    İnsanlar, gaflet uykusunda zirvededir. Bugün duygusuz, kör, sağır, geleneksiz, kuvvetsiz, idraksiz bir nesil bulunmaktadır. Bu, karanlıkta kalmış, ancak karanlıkta olduğundan bihaber bir nesildir. Kültür ve ahlak davaları, üniversiteli genç nesil elinde kurtarılmaktan ve yüceltilmekten uzaktır. Devrin ahvali, gidişatı gün geçtikçe millileşmekten ayrı düşmekte, Batı’yı taklit gittikçe artmaktadır. Bu vahim ahval içinde Akif’in milletini uyarmaya gayret eden çırpınışları, şiirlerinde adeta vücut bulmakta, neslin sefalet içindeki halinden duyduğu kederi mısralarına çarpıcı biçimde yansıtmaktadır.

     Akif, bu asil dava adamı, gaflet ve sefalet içindeki halkın arasında acı çekmekte, halkı uyandırabilmek adına elinden geleni fazlasıyla göstermektedir.

    “Âlemde ziya kalmasa, halk etmelisin, halk!

    Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!” satırları bunu anlatan en iyi örneklerdendir. Kur’an düsturunu benimsemiş, eserlerini de bu minval üzere kaleme almış vatan şairinin ruhi dünyası, daima bir arayış ve kurtuluş yolu bulma ümidindedir. Milletini bu gaflet ve dalaletten uyandırmak, silkmek ve toparlanmasını sağlamak hülyasındadır.

    Gerçek Hak aşığı Akif’in satırları arasına gizlenen hissi terennümler; iman dolu bir kalp, ateşli bir ideal ve ümittir. 20. asrın Ömer’i Akif, zulme karşı kalkandır. Riyaya karşı tahammülsüz, zalime karşı haşin,  hedefinden tavizsiz bir dava adamıdır. Akif’i Akif yapan yaşanmışlıklar; İslam ile sanat arasında dokuduğu mekiktir. Sanat, insanın tamamıdır. Akif, gerçek bir sanatçıdır. Zira sanat, Akif’in bütün hayatını sarmıştır. Akif, bütün varlığı ile kendini sanatında kaybetmiş, sanat ile bütünleşmiş bir şairdir.  Akif’in hali yanan bir volkana benzer. Taş parçalarını etrafına fırlatan, ardından dumanıyla evreni siyaha boyayan ve son olarak da karanlıktan aydınlık ateşi doğuran volkan misali... Akif, hislerini okurlarının hayatına yayar, ardından bütün kâinat görüşü olan felsefeyi, insanın düşün dünyasını sarar, son olarak da düşünceler insanı harekete zorlayarak insanın iç dünyasını aşka boyar.

    Büyük adamların vasıfları yalnızlıktır. Akif de her büyük adam gibi bir parça yalnız ve münzevidir. İnsanların samimiyetsizliğini gören Akif, gittikçe hüsrana uğrayarak kendini toplum içinden sıyırmıştır. Sahibi olduğu ve savunduğu fikirler ona sefalet ve ıstırap vermesine rağmen, asla gerçek amacından sapmaz, bir an olsun Kur’an düsturu ve Peygamber ahlakını savunmaktan vazgeçmez. Vatan için pek çok fedakârlıklar yapan Akif’in bu yaptıkları belli kesimler tarafından maalesef göz ardı edilmiştir. Akif, milletinin salahiyeti için tüm gücüyle çabalamasına rağmen yine de eleştiriye maruz kalmaktan kaçamamıştır. Uğradığı haksız eleştirilere cevap niteliğinde kaleme aldığı şiir, eleştirenlere düstur öğreterek, kusur bulanlara karşı vakarla durmaktadır.

    Akif’in Şairliği

    Sanat, yaşamak ihtirasıdır ve sanatçı, hayatı büyük yaşayan, ihtirasla yaşayandır.  Sanatçılar normal insanlardan bir şekilde ayrılmaktadır. Sanatkâr iki şekilde gruplandırılabilir; onlar ya hayata koşarlar ya da hayattan koparlar. Her iki sanatçı çeşidine örnek vermek mümkündür. Örneğin, Nedim ve Yahya Kemal hayatla hem demdirler. Hayattan kaçanların yaşadıkları yegâne yer ise kendi sanatlarıdır. Buna en güzel örnek ise hayatın darlığından, çirkefliğinden kaçarak sanatının naifliğine sığınan Fuzuli’dir.

    Sanatçının dertlerine deva olacak tek şifa kaynağı sanattır. Sanatkâr ile sıradan insanları birbirinden ayıran his, işte bu sıradanlıktan ve dünyanın darlığından kaçmaktır. Hayattan kaçıp sanata sığınanların bir bölümü sanatı sadece bir deva ve kaçıp sığınılacak bir limandan daha fazlası haline getirmişlerdir. Böyle sanatçılar kendi sanatını sonsuzluğa ulaşmada aracı işlevi olarak kullanır. Ruhu selamete erdiren bu varış, sanatçıyı sonsuzluğa yani Allah’a ulaştırmaktadır. Sonsuzluğa ulaşabilmek kabiliyeti ise ancak büyük sanatçılara bahşedilmiş bir armağandır. İlham gemisine binerek sonsuzluğa yelken açan sanatçıların gayesi salt üretmek, sanat icra etmek değil, gayri ihtiyari bir ihtiyaç ve hayatın bütünü haline gelmiş olan sanatın vücut bulmasıdır. Sanatçıların içlerinde kopan fırtınalarla yaptıkları yolculuklar farklı da olsa da, kendini sonsuzluğa adayacak cesareti gösteren her sanatkâr büyüktür. Yunus’tan Beethoven’e, Nietzche’den Namık Kemal’e, Micheangel’den Akif’e pek çok sanatçıdaki, sonsuzluk terennümleri kendi sanat alanlarında farklı yansımalar bulmuştur.

    Dışarıdan başlayarak içe inen ve büyük bir coşkuyla kazarak derinlere indikçe iştiyakla daha da iç dünyalara dalma hevesine dönüşen sanat, Allah’a ulaştırır. Safahat’ın Akif’teki içsel yolculuğu işte bu yolculuğun terennümüdür. Tıpkı Mimar Sinan’ın eserleri çıraklık, kalfalık, ustalık dönemlerine ayrıldığı gibi, Akif’in safahatları da ustalık, kalfalık ve çıraklık dönemlerine ayrılır. İlk iki Safahat’ı çıraklık, sonraki 5 Safahatı kalfalık, “Asım” ve “Gölgeler” adındaki son iki Safahat’ı ise onun ustalık dönemidir. Akif, bir zevk şairi değil, halkın derdiyle dertlenmiş, ıstırap ve çile adamıdır. Akif’in davası İslam’dır ve Akif, gerçek bir dava adamıdır. O, bazı sanatçılar gibi gerçek hayattan kopuk, hayalperest bir şair değil; halkın derdiyle dertlenen bir şairdir. O, konularını insan yaşamının ta içinden alan şiirlerin sahibidir. Bütün bunlarla birlikte Akif, tabiat şairi de değildir. Pek çok sanatkâr tabiatı taklit etmesine rağmen, tabiat sanat konusu olamaz. Sanatkâr, insan ruhundaki halleri yansıtacak eserler vermelidir. Denizin, dalganın, çiçeğin sanatı olamaz; hüznün, neşenin, matemin sanatı olur.

    Sanat eserindeki üslup, sanatkârın sesidir. Üslubun iki unsuru bulunur: Vücut hali ve sanatkârın yaşam tarihi. Her iki unsur, sanatkâr sanatını icra ederken, üretirken, mutlak surette üretimine etki eder. Hal duyusu ve sanatkârın yaşam tarihi, sanatkâr eseri üretirken içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi etkiler. Böylece üslup ya duyguların yahut geçmişin izlerini taşır.

    Akif İdealizmi

    İdeal, düşünceyi gerçeklerin üzerinde konumlandırarak yüksek bir tatmin düzeyi sunar. İdeal bir duygu ne olursa olsun sanata konu olabilir. Her sanat eserinin gerçek sanat değeri taşıması için bir ideal uğruna yapılmış olma özelliği taşıması gerekir. Sadece bir fikri savunmak ya da körü körüne propaganda yapmak için meydana getirilen eserler, sanat değerinden yoksundur.

    Akif’in din ve ahlak ideali uğruna adadığı ömründe vücut bulan eserleri, büsbütün sanat fışkıran birer abidedir. İdeali uğruna her türlü adımı atmaktan çekinmeyen Akif’in idealizmi, hem milliyet hem inkılap hem de din şuuru taşıyan, çok yönlü bir idealizmdir. Mehmet Akif’in idealizmi çok yönlüdür ancak  Akif’i anlamak için de öncelikle bu kavramların için doğru doldurmak gerekir. Milliyetçiliğin, inkılapçılığın, din ve mistisizmin birbirine dâhil olduğu Akif idealizminde, hem bir yenilikçilik anlayışı hem de ayrılmaz bir İslam şuuru vardır.

    Milliyet, ortak tarih, toprak ve ortak bilinçtir. Nesilden nesle aktarılan birikimdir. Yüzlerce yıllık ruhtur. Millet, tarih içindeki sahnelerden yoğrulmuş, yaşadığı olaylarla evirilerek, birleşmiş varlıktır. Akif, bünyesinde bulunan şu iki unsur yüzünden milliyetçi ruha sahiptir; bütün benliğini kaplayan ecdat duygusu ve toplumda çöken ahlâki yapının savunulmaya duyduğu ihtiyaç. Toplum içinde şekilden şekle giren çöküş ve bu çöküşe duyarsız insanlara karşın Akif, damarlarında bir isyan dalgası hissetmekte ve gittikçe kötüye giden nesli kurtarmak için kendini mesul saymaktadır. Bu hâl ise onu, koyu bir milliyetçi yapmakla kalmaz; aynı zamanda inkılapçı da yapmaktadır.

    Mehmet Akif’in ne denli milliyetçi olduğuna dair safahatlarından manzum örnekleri görmek mümkündür. Dinin ve milliyetçiliğin kusursuz biçimde birleştirildiği bu manzumlar, Akif’in idealizmini ve milliyetçiliğini pekala ortaya koymaktadır. Bugün pek çok fikre göre, milliyetçi denildiğinde akla gelen, dine karşı olan; dinci denince akla gelen ise beyni hurafelerle dolu vatan, millet şuuru olmayan insandır.  Fakat gerçekte bu, asla böyle değildir. Gerçek din ve millet şuurunda İslam ve milliyetçilik birbirini kucaklar. 20. asırda dini ve milliyetçiliği aynı sinede kucaklayan ve ikisini birleştiren ve neredeyse yıkılmak üzere olan milliyetçiliğin ipinden tutan isim yine Mehmet Akif’tir.

     Safahat

    Mehmet Akif’e ait 7 Safahat, onun fikri ve ruhi değişimlerinin de gösterir niteliktedir. Akif’in Safahatları, bu eserleri kaleme alırken içinde bulunduğu ruh ve düşün dünyasına dair ipuçları vermektedir. Akif’in iç dünyasını yansıtan ve onun eserlerini hangi geçmiş izleriyle, hangi fikir dairesi içinde yazdığını ortaya koyan şiirleri, üslubunu yani sesini de açıkça belli etmektedir.

    Akif’in nasıl bir insan olduğunu, onun yaşam felsefesini, uğrunda canhıraş emek verdiği idealinin Safahat’taki yansımalarını görmek mümkündür. Akif’in devrine isyanı, sitemi, her şeye rağmen milletine dair olan umudu, düzeltme gayreti ve ateş dolu yüreği de Safahat’ın satırlarına işlenmiştir. Bugün hala gerçek anlamda anlaşılamamış olan bu şaire, ne edebiyatçılar ne realistler ne dindarlar kendilerince kusurlar isnat etmişlerdir.

    Akif’in dikkat çeken bir yönü de realist oluşudur. Akif’in realizmden mistisizme giden yoldaki değişimlerini eserlerinde açıkça görmek, bu geçişi izlemek mümkündür. İlk Safahat’ında realist ve dindar biri olan şair, ilerleyen yıllarda – özellikle Mısır yıllarından sonra- dinin mistik yönünde gezinmeye başlamış ve bu ruhu son eserlerine yansıtmayı başarmıştır.

    Mehmet Akif Ersoy’un hayatına, ideallerine, felsefesine ve Safahatlarına dair geniş malumatlar bulabileceğiniz eserde, özellikle onun fikri yönlerine dikkat çekiliyor. Akif’in bir dava adamı olduğu ve bu uğurda gösterdiği mücadele anlatılırken; yazar okuruna, onun ve davasının kutsiyetini aktarmayı da ihmal etmiyor. Mehmet Akif’e ait 7 Safahat’ın sıklıkla ele alındığı ve şiirlerinden parçaların paylaşıldığı eserde, Akif’in bu eserleri kaleme alırken içinde bulunduğu ruh ve düşün dünyasına dair ipuçları paylaşılıyor. Akif’in iç dünyasına ve onun eserlerini hangi geçmiş izleriyle, hangi fikir dairesi içinde yazdığına dair malumatlar bulunuyor.

    Akif’i ve yazdıklarını Nurettin Topçu perspektifinden daha iyi irdeleyip anlayabileceğiniz kitapta, hürriyet, isyan, idealizm, milliyetçilik, inkılapçılık, muhafazakârlık gibi birçok olguya dair farklı bakış açıları da kazanabileceksiniz. Nurettin Topçu’nun Mehmet Akif Ersoy’a övgülerini sıraladığı satırlar, okuru Safahat eserlerine karşı daha farkı bir bakış açısı kazanmaya sevk ediyor.

    Yazı kaynağı : www.dunyabizim.com

    Mehmet Akif - Nurettin Topçu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

    Mehmet Akif - Nurettin Topçu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

    Mehmet Akif kimin eseri? Mehmet Akif kitabının yazarı kimdir? Mehmet Akif konusu ve anafikri nedir? Mehmet Akif kitabı ne anlatıyor? Mehmet Akif kitabının yazarı Nurettin Topçu kimdir? İşte Mehmet Akif kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

    Kitap Künyesi

    Yazar: Nurettin Topçu

    Yayın Evi: Dergah Yayınları

    İSBN: 9789759952655

    Sayfa Sayısı: 110

    Mehmet Akif Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

    Büyük adam, eseriyle hayatını birleştiren adamdır. Biz onda şu vasıfları arıyoruz: Önce ömründe ayni kanaatin, ayni imanın sahibi olan adamdır. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre değişmez, muhitine uymaz; muhiti kendine uydurur, uydurmazsa çarpışır. Cemiyetten daha kuvvetlidir; cemiyeti sürükleyicidir. Bu karaktere sahip insanların, yani değer yaratıcısı olanların bir kısmı zekasıyla, bir kısmı kalbi ve hisleriyle, bir kısmı da iradesiyle başka insanlara ve cemiyete üstündür, yaratıcıdır, sahiptir veya velidir. Bu üstün insanlar arasında ise bazıları her bakımdan, hem zeka, hem duygu, hem de irade kuvveleriyle cemiyetin insanlarına üstün durumdadırlar. Böylelerine muvazeneli karakter sahipleri denir. Filhakika zeka, duygu ve irade fonksiyonlarından yalnız bir kısmında üstünlüğe sahip olanlarda, alelade olan ruh sahasına doğru açılmış bir yara halinde anormallikler, ruh ve karakter sarsıntıları göze çarpmaktadır. Ancak muvazeneli karakter sahipleri, bu sarsıntılardan korunmuş sağlam ruhlu insanlardır. Bu üç türlü fonksiyonların da ayni seviyede yüksek ve keskin oluşu, insanoğlunu hilkatin harikulade bir eseri yapabiliyor. İşte Akif yaradılışın bu lutfuna uğramıştı. Ancak onu, iradesinin ateşli tazyikiyle diğer sahalarda muvazenesizlikten koruyan pek mühim bir sebebin var olduğu da unutulmamalıdır: Bu sebep, demirden bir iradeyi ahenkdar bir ray üzerinde yürüten İslam terbiyesi ve Allah'a imanıydı. Büyük adamların başka bir vasfı da münzevi oluşlarıdır. Onlar kalabalığın içinde yalnız yaşarlar. Üçüncü bir vasıf olarak, büyük adamların devlet ve ikbal mevkilerinden uzak durduklarını görüyoruz.

    Mehmet Akif Alıntıları - Sözleri

    Mehmet Akif İncelemesi - Şahsi Yorumlar

    Akif bir duruş, bir şahsiyet, bir isyan ve bir nizamdır.: "Bütün büyükler gibi o da zaman ve asırlar geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır." Mehmet Akif, İstiklal Marşı şaiirimiz ve safahat'ın şairi tamam da.. Akif'in dünyasından haberimiz var mı? Akif'in dünyası bizim şu mazi dediğimiz tam da 100 yıl evvelimiz.. Her şeyi yerine koymak lazımdır. Akif'in yerini anlama ve kıymetini bilme anlamında olduğu gibi bu güzel eser yeni Akiflerin yetişmesine imkan hazırlayacak yahut derdini sinelere bırakacaktır. (Furkan Yardım)

    Mehmet Akif: Yılın ilk kitabı. Bu kadar az sayfada hem M.Âkif'i anlatmak hem de bir çok şeye değinmek...Nurettin Topçu M.Âkif'in büyüklüğnü anlatıyor biz kendi büyüklüğünü de görüyoruz yazılarında. Bakış açısı, yazış biçimi her okuduğum kitabında hayran bırakıyor beni. Normal bir biyografi zannetmeyin. M.Âkif'i anlamak gayesinde olanlar mutlaka okumalı. "Büyük adam, eseriyle hayatını birleştiren adamdır." diyor ve M.Âkif'i eserleriyle altı başlıkta inceliyor. Onun hayattaki içsel yolculuğunu 1.Safahat'tan başlayıp 7.Safahat'a kadar inceliyor ve çok güzel bir şekilde yorumluyor. Son olarak Âkifname'den bahsediyor ki onu da okuma listemize hemen ekleyelim. (Elif)

    Kitabın Yazarı Nurettin Topçu Kimdir?

    Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Osman Nuri Topçu’dur. Nurettin Topçu’nun babası Topçuzâde Ahmet Efendi Erzurumlu, annesi Fatma hanım ise Eğinlilidir. (Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı) Topçu ailesi Topçuzâdeler diye tanınmaktadır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk yapmıştır, bu lâkap da oradan gelmektedir.

    Eğitimi

    Nurettin Topçu, öğrenim hayatına altı yaşında Bezmiâlem Velide Sultan Mektebi’nin ana kısmında başladı. İlkokulu Büyük Reşid Paşa Numûne Mektebi’nde okudu.İlkokuldan sonra Vefa İdadisi’nde öğrenimini sürdüren Nurettin Topçu, birinci sınıfta iken babasını kaybetmiştir. Lise tahsilini İstanbul Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nde pekiyi derece ile tamamlamıştır. (1927-28) Mehmet Akif’in medeniyet telakkisini kavramış ve ilmini almak için Akif’in oğlu Asım’ı niçin Batı’ya göndermiş olduğunu idrak etmiş olan Nurettin Topçu, daha iyi bir eğitim alabilmek için Avrupa’da tahsil görmek gerektiğinin farkında olarak liseyi bitirdikten sonra kendi imkanlarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Fransa’nın Türkiye’deki liselerin denkliğini kabul etmemesinden dolayı Topçu buradaki eğitimine Paris’teki Bordeaux Lisesi’nde başlamıştır. İki sene sonra Strazbourg’a giden (1930) Topçu, burada üniversite tahsiline başlamış; psikoloji ve güzel sanatlar, genel felsefe ve mantık, çağdaş sanat tarihi, sosyoloji ve ahlak, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dersleri almıştır. Strazbourg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Ünivesitesi’nde vermiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan ilk Türk öğrenci olmuştur. Çalışması Sorbone Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:

    - Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu?

    Hangisini tercih edecekseniz onu alacaksınız veya o ülkeye ziyarete gideceksiniz!

    Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:

    - Hiçbiri değil!

    - O zaman ne istiyorsunuz?

    - Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!

    - Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir!

    Nurettin Topçu kendine yapılan teklife verdiği cevabı duyan herkes hayret ve hayranlık içinde kalmıştır. Vatan ve bayrak sevgisinin gurbet illerde okuyan bir öğrencinin yüreğinde böylesine yüceldiği az görülmüştür. Ayrıca bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini yansıtan önemli bir ayrıntıdır.

    Öğretmenliği

    Avrupa’dan döndükten sonra 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmenliğine başladı. Topçu İzmir’de öğretmenliğinin henüz daha dördüncü yılında, Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan “Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi”ni yayınlamaya başlar. (1939)

    Denizli’den sonra İstanbul’a tayin edilen Topçu, Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Robert Koleji, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Lisesi’nde öğretmen iken yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, Bergson’dan hareketle hazırlamış olduğu Sezgiciliğin Değeri isimli çalışmasıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent ünvanı almıştır.

    Milletimizin son dönemde yetiştirmiş olduğu önemli fikir ve aksiyon adamlarından biri olan Nurettin Topçu’nun hayatını, sık sık idealize ettiği mesuliyet duygusunun yoğun baskısı altında Anadolu’da Türk Milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak, münevver bir zümre meydana getirmeye çalışmıştır. Bu münevver kadroyla aklın saltanatını yönetimde, eğitimde, sanatta ve bilimde hâkim kılacak bir “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirme çabası içerisinde olmuştur. Hayatı, bunun mücadelesi ile geçmiştir. Ahlâk alanında doktora yapmış olan Topçu, imanlı, ahlâklı debdebeden ve gösterişten uzak hayatı, doğru bildiğini söylemekten ve yaşamaktan çekinmeyen tavizsiz karakteri ile örnek bir şahsiyettir. Ömrünü her an büyük mahkemenin huzurundaymış gibi hesap vermeye hazır, hiçbir otoritenin etkisinde kalmaksızın milletinin meseleleriyle ve ahlâk dersi vermekle geçmiştir. Sınıfta, öğretmenler odasında, sokakta, camide, evde, konferans salonunda, kısacası hayatın her alanında ve her aşamasında… Kendisine maddenin ve servetin fethini değil, ruhların fethini gaye ettiği gibi, insanlara da onu hedef olarak göstermiştir. Felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan Topçu, hem Batı’yı çok iyi tahlil eden, gözlemleyen ve Batı düşüncesini bilen hem de ailesi ve muhiti dolayısıyla geleneksel yapı ve değerleri tanıyan, bilen ender düşünürlerden biridir. Birçok kaynaktan etkilenmiş olan Topçu’nun eserlerinde bu etkilerin izlerini görmek mümkündür.

    Başlıca Eserleri

    Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmet Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Devlet ve Demokrasi, Sosyoloji

    Nurettin Topçu Kitapları - Eserleri

    Nurettin Topçu Alıntıları - Sözleri

    Yazı kaynağı : www.mardinlife.com

    Muhammed Muhsin Aksoy

    Muhammed Muhsin Aksoy

    N. Topçu’nun “Mehmet Akif” Kitabına Dair
    Muhammed Muhsin AKSOY (8 Eylül 2014)

    Yükselen Gençlik Akademisi tarafından organize edilen kitap okuma projesi kapsamında bu ayki konu Mehmet Akif Ersoy’u anlamak olarak belirlenmişti. Bununla ilgili olarak kitap listesi de paylaşılmıştı. Ben de Nurettin Topçu’nun kaleminden Mehmet Akif Ersoy’u anlatmış olduğu kitabı okudum. Kitap hakkında gözlemlerimi ve ilgimi çeken konuları kısa bir şekilde sizlere aktarmaya çalışacağım.

    Kitaba genel olarak bakacak olursak, Nurettin Topçu kitabında Akif’i farklı yönleriyle ele almış. Akif’in şahsiyeti, sanatı, idealizmi, milliyetçiliği, inkılâpçılığı, din ve mistizmi, hürriyet anlayışı, Safahat’ın felsefesi ve isyanı şeklinde gözlemlerini bizlere aktarmış. Kitabın son bölümünde ise Âkifnâme’ye dair değerlendirmelerini bizimle paylaşmış.

    Şimdi de bu bölümlerde dikkatimi çeken yerleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Nurettin Topçu’nun Akif’in şahsiyeti ile ilgili bilgiler aktardığı bölümde büyük adamın tarifini yaptığı satırlar en çok beğendiğim bölüm olduğunu söyleyebilirim. Bahsettiğim bölümden bir kısmı sizlerle paylaşmak istiyorum.

    “Büyük adam, eseriyle hayatını birleştiren adamdır. Biz onda şu vasıfları arıyoruz: Önce bütün ömründe ayni kanaatin, ayni imanın sahibi olan adamdır. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre değişmez, muhitine uymaz; muhiti kendine uydurur, uyduramazsa çarpışır. Cemiyetten daha kuvvetlidir; cemiyeti sürükleyicidir.”

    Şartlara göre ve ortama göre hareket etme mantığının yaygın olduğu günümüzde bu sözler gerçekten herkesin kulağına küpe olacak nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

    Sanatıyla ilgili olarak ise “onda dış âlemden kendi ruhuna, oradan da Allah’tan başka bir şey olmayan sonsuğluğa götüren yolculuğun izlerini görüyoruz.” şeklinde Akif’i yorumluyor. Ayrıca yazmış olduğu Safahat’larının her birinde farklı bir duyguyu yaşadığını bizlere aktarıyor. Bununla birlikte Akif’in sanatını değerlendirirken dönemin sanatsal faaliyetlerini incelemek gerektiğini ifade ediyor.

    İdealizmini açıklarken, din ve ahlak ideallerinin dünyasına cesurca ayak bastığını dile getiriyor. Ayrıca, Kur’an’la dolan ruhunu sonsuzluğa çevirerek büyük sanatın renklerine daldığını ifade ediyor.

    Milliyetçiliğini ise iki bölümde değerlendirirken birincisini tarih bilgisi ve ecdad sevgisinden geldiğini ifade ediyor. İkincisini ise ahlaki yaşantıdaki çöküşün tamiri için verilmesi gereken mücadele azminden geldiğini anlatıyor. İnkılâpçılığı ile ilgili ise kitapta paylaşılan Akif’in şu dizesini sizlere aktarabilirim.

    Geçti mâzi denen o devr-i melâl,
    Haydi fethet; senindir istikbâl.

    Kitabın devamında Safahat’in felsefesi ve Akif’in hürriyet anlayışına değiniyor. Yazıyı fazla uzun tutmadan toparlamak istiyorum. Bu yüzden sadece Safahat’in felsefesi bölümünde bulunan Asım’ın neslinden maksadının ne olduğunu kısaca açıklamak istiyorum.

    Akif’in Asım’ın nesli derken anlatmak istediği neslin aslında, şahsının madden ve manen belli bir olgunluğa eriştiği yaşlarında o özelliklere küçük yaşlarda sahip gençlerin yetişmesi hayalini anlattığını söyleyebiliriz. Hatta kendisinin genç yaşlarında bu olgunluğa sahip bir genç olma hayali ve olamadığı için hüznü diye de kişisel bir yorum katabilirim.

    Kitabın geneline bakacak olursak kitabın yarısının Nurettin Topçu’nun kendi fikir ve tanımlamalarından oluştuğunu da söyleyebilirim.

    Kitabın içeriği noktasının dışına çıkarak kitap inceleme yazısının normal bir köşe yazısına nazaran insanı dört kat daha fazla yorduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden bu alanda çok da fazla ter dökme niyetinde değilim. Yine de arada farklılık olması hasebiyle olası olumlu tepkileri de göz önünde bulundurarak bu tarz yazılar yazabilirim.

    Sevgi ve muhabbetler sunarım…

    Yazı kaynağı : muhsinaksoy.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap