Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    nizamiye medresesinin açılmasını sağlayan kişi

    1 ziyaretçi

    nizamiye medresesinin açılmasını sağlayan kişi bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Nizamiye medresesi

    Nizamiye Medreseleri, Büyük Selçuklular zamanında kurulan ve vezir Nizamülmülk'ün adıyla anılan medreselerdir.

    Merkezi ve en büyüğü, Bağdat'taki Nizamiye Medresesi olup Amul, Basra, Belh, Herat, İsfahan, Musul ve Nişabur'da benzerleri vardı.

    Bağdat Nizamiye Medreselerinin kurulmasında Alpaslan ve Nizamülmülk'ün ilgi ve çabaları etken olmuştur. Bağdat Nizamiye Medreseleri yükseköğretim kurumlarıdır. Öteki medreseler, müderrislerin düzeyine göre orta ya da yükseköğretim sayılmışlardır. Nizamiye medreselerinde esas olarak din, hukuk ve dil öğretimi yapılmıştır. Felsefeye ilgili bilimler çok geçmeden programdan kaldırılmıştır. Felsefeye ilk ciddi tepkinin Bağdat Nizamiye Medresesinde 1091-1095 yılları arasında rektörlük ve müderrislik yapan Gazali'den geldigi ileri sürülmektedir. Medreselerin gelir kaynakları esas olarak vakıflardan sağlanırdı. Nizamiye medreseleri devlet parasıyla yaptırılmıştır. Bağdat Nizamiye medreselerindeki müderrislerin Şafiî mezhebinden olması şarttır.[1]

    Fikrî etkileri: Nizamiye medreseleri İslâm dünyasının her tarafından, hatta Endülüs'ten gelen pek çok öğrenciyi Sünnî inançlara göre yetiştirerek Şiî propagandaları ve faaliyetlerin önlenmesinde, Sünni mezhepler arasında dayanışma sağlanmasında, toplumda ortak düşünce ve emellerin güçlenmesinde, Selçuklu devlet görevlisi yetiştirilmesinde önemli katkıları olmuştur.[2]

    Kurumsal etkileri: Nizamiye medreseleri İlhanlı ve Osmanlı medreseleri ve diğer birçok İslâm ülkesi medreselerine örnek olmuştur.

    Medreseler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Meşhur talebeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    NİZÂMİYE MEDRESESİ

    NİZÂMİYE MEDRESESİ

    Nizâmülmülk, Şiî Fâtımîler’in Sünnî Abbâsîler’i ve Selçuklular’ı yıpratmak amacıyla siyasî ve askerî faaliyetlerin yanı sıra ilmî açıdan da yoğun bir propagandaya giriştikleri dönemde Ehl-i sünnet akîdesini güçlendirmek ve devletin ihtiyaç duyduğu görevlileri yetiştirmek için ülkenin her tarafında medreseler açmaya karar verdi. Bu konuda Sultan Alparslan’dan izin alan Nizâmülmülk onun devrinde ve daha sonra Sultan Melikşah zamanında Irâk-ı Arab, Irâk-ı Acem, Horasan, Mâverâünnehir, Suriye ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde medreseler kurdu. Bunların bir kısmı onun ölümünden sonra açılmakla birlikte Bağdat Nizâmiye Medresesi örnek alındığı için hepsi bu adla anılmıştır. Bazı tarihçiler (meselâ bk. İbn Hallikân, II, 129; Sübkî, V, 314; Süyûtî, II, 255-256), Nizâmiye medreselerinin İslâm tarihinde ilk medreseler olduğunu iddia ederlerse de bu doğru değildir (bk. MEDRESE).

    Bağdat Nizâmiye Medresesi. Nizâmiye medreseleri içinde en meşhuru ve en muhteşemi olmakla beraber kuruluş tarihi itibariyle en eskisi değildir. “Dünyada eşi benzeri olmayacak” ve adını kıyamete kadar yaşatacak büyük bir medrese yaptırmaya karar veren Nizâmülmülk, Bağdat Amîdi Ebû Sa‘d el-Kāşî’yi inşaat işlerini yürütmekle görevlendirdi. Ebû Sa‘d el-Kāşî medrese için Dicle nehrinin doğu yakasında uygun bir yer seçti. Bu arada bazı binalar yıktırılarak enkazları inşaatta kullanıldı (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VIII, 238); halka ait bazı evler de istimlâk edildi. Zilhicce 457’de (Kasım 1065) inşaatına başlanan medrese (İbnü’l-Esîr, X, 49) 10 Zilkade 459 (22 Eylül 1067) tarihinde tamamlanarak hizmete açıldı (a.g.e., X, 55). Medrese hoca ve öğrencilere mahsus odalar, dershaneler, mescid, kütüphane, yatakhane, yemekhane, hamam gibi bölümlerden oluşan bir külliye niteliğindeydi.

    Nizâmülmülk’ün katılamadığı Bağdat Nizâmiye Medresesi’nin açılış törenini Ebû Sa‘d el-Kāşî idare etti. Devlet erkânı, ulemâ ve her tabakadan halkın iştirak ettiği törene Nizâmülmülk’ün medreseyi adına inşa ettirdiği, yönetim ve müderrisliğini kendisine tevdi ettiği Ebû İshak eş-Şîrâzî’nin açılış dersini vermeyi taahhüt etmesine rağmen gelmediği görüldü ve şehrin her tarafında arandığı halde bulunamadı. Bunun üzerine Ebû Sa‘d el-Kāşî açılış dersini İbnü’s-Sabbâğ’ın vermesini rica etti. İbnü’s-Sabbâğ, muhtemelen Nizâmülmülk’ten veya Ebû İshak eş-Şîrâzî’den çekindiği için bu görevden affını istediyse de şehrin zengin tüccarlarından Ebû Mansûr b. Yûsuf’un kendisine kefil olması üzerine medresede ilk dersi verdi. Kendisine medresenin gasbedilmiş arazi üzerinde yaptırıldığı söylendiği için açılışa katılmadığı anlaşılan Ebû İshak eş-Şîrâzî, Nizâmülmülk ve öğrencilerin ısrarı, nihayet halifenin ricası üzerine orada ders vermeyi kabul edince yirmi gün sonra İbnü’s-Sabbâğ’ın yerine Nizâmiye Medresesi müderrisliğine getirildi.

    Nizâmülmülk medresenin her türlü ihtiyacını karşılamak için vakıflar kurdu. Medresenin yakınında yaptırdığı çarşı ile birlikte arazi, hamam ve dükkânların gelirlerini müderris ve öğrencilere tahsis etti. Medresenin vakfiyesi Irak Amîdi Ebû Nasr’ın düzenlediği bir törende okundu, bu törende halifenin veziri Fahrüddevle İbn Cehîr’in oğlu Ebü’l-Kāsım, Hâşimîler’le Ali evlâdının nakibleri, eşraf ve kādılkudât hazır bulundu (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VIII, 256). Vakfiyede medresenin Şâfiîler için yaptırıldığı, medreseye vakfedilen arazi, çarşı ve dükkânlardan elde edilen gelirlerin onlara tahsis edildiği, medreseye Şâfiî bir müderris, bir vâiz, bir hâzinü’l-kütüb, bir mukrî, Arap dili ve gramerini öğretecek bir hoca tayin edileceği (a.g.e., IX, 66) ferrâş ve kapıcıların da Şâfiî olması gerektiği belirtilmiş, ayrıca nâib, mütevelli, muîd, vâiz, müftü, nâzırü’l-vakf, hâzinü’l-kütüb, hattat, müstensih ve hâdimlerden oluşan personele de vakıf gelirlerinden tahsisat ayrılacağı ve vakfın yönetiminin Nizâmülmülk ve evlâdına ait olduğu kaydedilmiştir.

    Nizâmiye müderrisleri ilk zamanlarda seçkin âlimler arasından bizzat Nizâmülmülk tarafından seçilip görevlendirilmiştir. Nitekim 483’te (1090) Ebû Abdullah et-Taberî ile Ebû Muhammed Abdülvehhâb eş-Şîrâzî ve 484’te (1091) Gazzâlî’nin Nizâmülmülk’ün menşuruyla Nizâmiye Medresesi’ne müderris tayin edildiği bildirilmektedir (İbnü’l-Esîr, X, 185; İbn Hallikân, IV, 217). Daha sonra bir süre Nizâmülmülk’ün soyundan gelenlerin yanında vezirler, sultanlar ve halifeler tarafından da müderris görevlendirildiği görülmektedir. Babasının sağlığında ona vekâleten medresenin işleriyle ilgilenen Nizâmülmülk’ün oğlu Müeyyidülmülk, Ebû Sa‘d Abdurrahman b. Me’mûn el-Mütevellî’yi müderris tayin etmişse de babası bunu kabul etmeyip yerine Ebû Nasr İbnü’s-Sabbâğ’ı getirmiştir (İbnü’l-Esîr, X, 132; İbn Hallikân, III, 133). 513’te (1119) İbnü’t-Taberî, Sultan Mahmûd b. Muhammed Tapar ve 614’te (1217) Ebû Abdullah Yahyâ b. Fadlân halife tarafından müderrisliğe getirilmiştir.

    Nizâmiye Medresesi’nin mütevellisi olduğu bilinen Süleyman b. Nizâmülmülk’ün 637’de (1240) ölümünden sonra müderrisler halifeler tarafından tayin edilmeye başlanmıştır. 712’de (1312) Nizâmiye ve Müstansıriyye medreselerinin idaresi Nakîbü’n-nükabâ Şerif İzzeddin Ebü’l-Fazl el-Hâşimî’ye verilmiştir. Nizâmiye müderrisleri süresiz olarak göreve getirilirdi. Meselâ Ebû İshak eş-Şîrâzî vefatına kadar on yedi yıl müderrislik yapmış ve 476’da (1083) ölümü üzerine hâtırasına hürmeten medrese bir yıl kapalı tutulmuştur. Nizâmiye Medresesi’ne genelde sadece bir müderris tayin edilirdi, ancak iki müderrisin görevlendirildiği de görülmektedir. Böyle durumlarda müderrisler, Ebû Abdullah et-Taberî ile Ebû Muhammed Abdülvehhâb eş-Şîrâzî örneğinde olduğu gibi nöbetleşe ders vermiştir (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, IX, 53; İbnü’l-Esîr, X, 185; Bündârî, s. 81). Nizâmiye Medresesi’ne müderris tayin edilen âlimlere siyah cübbe giydirilir, sarık ve şal hediye edilirdi. Görevinden ayrılan müderris cübbe ve sarığını iade etmek zorundaydı (Ali Mazaheri, s. 166).

    İslâm dünyasında eriştiği şöhretten dolayı bazı âlimlerin Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde ders verebilmek için birbirleriyle yarıştıkları ve bu isteklerini her vesileyle dile getirdikleri (İbn Hallikân III, 361), hatta bu uğurda mezheplerini bile değiştirdikleri kaydedilmektedir. Ahmed b. Ebü’l-Feth Ali ve Vecîh b. Dehhân gibi Hanbelî âlimleri bunlar arasında sayılabilir. İbnü’s-Sabbâğ, Ebû İshak eş-Şîrâzî, Ebû Sa‘d Abdurrahman b. Me’mûn el-Mütevellî, Şerîf Ebü’l-Kāsım ed-Debûsî, Ebû Abdullah Hüseyin b. Ali et-Taberî, Ebû Muhammed Abdülvehhâb eş-Şîrâzî, Kiyâ el-Herrâsî, Gazzâlî, Ebû Bekir Muhammed b. Ali eş-Şâşî, Hatîb et-Tebrîzî ve İbn Berhân, bu medresede görev yapan ünlü müderrisler arasında zikredilebilir.

    Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde ve muhtemelen diğer medreselerde okutulan başlıca dersler şunlardır: Kur’ân-ı Kerîm ve Kur’an ilimleri, hadis, Şâfiî fıkhı ve usulü, Eş‘arî kelâmı, Arap dili ve edebiyatı, riyâziye ve ferâiz. Ders saatleri mevsimlere, dersin niteliğine, müderrislerin ilmî mertebesine göre değişirdi. Dersler hafta boyunca öğleden önce başlar, öğle, ikindi ve yatsı namazlarından sonra da devam ederdi. Ahmed b. Muhammed b. Berhân’ın bazan gün boyu, bazan da gece seher vaktine kadar ders verdiği kaydedilmektedir. Cuma günü öğleden sonraki saatler hadis imlâsı, vaaz ve hitabete ayrılmıştı. Yaşı yirmiyi geçmiş olan öğrencilerin kabul edildiği medresede öğretim süresi dört yıldı. Medresenin yanı başında yaptırılan kütüphane oldukça zengin kitap koleksiyonuna sahip olduğundan müderris ve öğrenciler diğer şehirlere gitmek zorunda kalmazlardı. Kütüphane inşaatı tamamlanınca Ebû Zekeriyyâ Hatîb et-Tebrîzî’yi hâzinü dâri’l-kütüb tayin eden Nizâmülmülk kütüphaneyi zenginleştirmek için büyük gayret göstermiş ve kendisine hediye edilen kitapları medreseye vakfetmiştir (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VIII, 60). Kütüphanede yaklaşık 6000 cilt kitabın bulunduğu rivayet edilir. 510 (1116) yılında çıkan yangında kütüphane binası yanarken, kitaplar öğrencilerin büyük fedakârlıklarıyla kurtarılmıştır (İbnü’l-Esîr, X, 523). Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh 589’da (1193) kütüphaneyi yeniden inşa etmiş ve sarayındaki binlerce cilt kitabı bağışlayarak burasını İslâm dünyasının en değerli koleksiyonlarına sahip bir kütüphane haline getirmiştir (a.g.e., XII, 104). İbnü’n-Neccâr el-Bağdâdî 643’te (1245) kitaplarını bu kütüphaneye bağışlamıştır. Bağdat Nizâmiye Medresesi’nin Moğol istilâsı sırasında (656/1258) zarar görmediği söylenirse de (Erünsal, XIV, 245) zengin kütüphanesinden günümüze hiçbir eser intikal etmemiştir (a.g.e., a.y.). Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde öğrenim gören meşhur şahsiyetlerden bazıları şöylece sıralanabilir: İbn Tûmert, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, İbn Ebû Rendeka et-Turtûşî, Ebü’l-Kāsım İbn Asâkir, İbn Ebü’l-Hadîd, Abdüllatîf el-Bağdâdî, İmâdüddin el-İsfahânî (geniş bilgi için bk. M. Asad Talas, s. 97-102; Saîd-i Nefîsî, IX/1-2 [1967], s. 89-91). İbnü’l-Kalânisî, Nizâmülmülk’ün ilimle meşgul olan 12.000 kişiye maddî yardımda bulunduğunu kaydeder (Târîḫu Dımaşḳ, s. 200). Nizâmülmülk’ün rakip ve düşmanlarının Sultan Melikşah’a onun her yıl medreseye ve ribâtlara 300.000 (veya 600.000) dinar harcadığını, bu meblağın kendilerine verilmesi halinde İstanbul’u bile fethedebileceklerini söyledikleri, sultanın Nizâmülmülk’ten bu konuda bilgi aldıktan sonra onu haklı bulup bütün hazinenin emrinde olduğunu ifade ettiği kaydedilir (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 46). Beytülmâlin onda birini teşkil eden bu meblağ Nizâmülmülk’ün emrine tahsis edilen paradan sağlanmıştır (Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, s. 412).

    504 (1110) ve 607 (1210) yıllarında onarım geçiren Bağdat Nizâmiye Medresesi 580’de (1184) İbn Cübeyr, 727’de (1327) İbn Battûta tarafından ziyaret edilmiştir. İbn Cübeyr bu medresenin Bağdat’ın en büyük ve en meşhur medresesi olduğunu söyler (er-Riḥle, s. 205). İbn Battûta ise medresenin güzelliğinin darbımesel haline geldiğini belirtir (er-Riḥle, s. 225). Yaygın kanaate göre Nizâmiye Medresesi’nin yıldızı bizzat halifenin himayesindeki Müstansıriyye Medresesi’nin açılmasının ardından (631/1234) sönmeye başlamıştır. 641 (1243), 646 (1248) ve 652 (1254) yıllarında Dicle nehrinin taşması sebebiyle üç defa tahribata mâruz kalan Nizâmiye Medresesi’nin -farklı görüşler bulunmakla birlikte- Moğol istilâsı sırasında büyük ölçüde zarar gördüğü ve bu tarihten itibaren gerileme dönemine girdiği söylenebilir. Medresede ilmî hayat İlhanlılar ve Celâyirliler devrinde bir süre daha devam ettiyse de Sünnîliğin bölgede güç kaybetmesi ve Arapça’nın hâkim dil olmaktan çıkması yüzünden giderek eski itibarını kaybetmiştir. 672 (1273-74) yılında medresenin çarşısı yandığında Alâeddin Atâ Melik el-Cüveynî vakfın gelirleriyle çarşıyı tamir ettirmiştir. Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde eğitim öğretim faaliyetlerinin ne zaman sona erdiği tesbit edilememektedir. İbnü’l-Âkūlî’nin (ö. 797/1394) burada müderris olduğu, Fîrûzâbâdî’nin de 1345-1353 yıllarında Bağdat kadısı ve Nizâmiye Medresesi müderrisi Abdullah b. Bektaş’ın yanında muîd olarak görev yaptığı bilindiğine göre (İbnü’l-İmâd, VI, 351; DİA, XIII, 143) VIII. (XIV.) yüzyılda faaliyetini sürdürmekteydi.

    Nîşâbur Nizâmiye Medresesi. İnşa tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. İlk Nizâmiye medreselerinden biri olan bu medreseyi Nizâmülmülk’ün İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî adına yaptırdığı, Cüveynî’nin burada yirmi yıldan fazla ders verdiği rivayet edilir. Cüveynî’nin, Sultan Alparslan’ın saltanatının ilk yıllarında kurulduğu anlaşılan (İbn Hallikân, III, 167) Nîşâbur Medresesi’ndeki derslerine 300-400 öğrencinin devam ettiği kaydedilmektedir (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, IX, 249). Gazzâlî, Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin oğlu Ebû Nasr Abdürrahîm el-Kuşeyrî ve Muhammed b. Ahmed el-Mervezî, Cüveynî’den sonraki müderrisler arasında zikredilebilir.

    İsfahan Nizâmiye Medresesi. Nizâmülmülk bu şehirde Mescid-i Cum‘a’nın yanında güzel bir medrese yaptırmış, masraflarını karşılamak üzere zengin vakıflar tahsis etmiş, müderrisliğine Merv’de vaazını dinleyip etkilendiği Ebû Bekir Sadreddin Muhammed b. Sâbit el-Hucendî’yi tayin etmiştir. Hucendî müderrisliğin yanı sıra vakfın mütevellisi olarak da görev yapıyordu. Hucendî ailesinin çoğu Sadreddin lakabıyla anıldığı için bu medrese Sadriyye ismiyle de tanınmıştır. Aynı aileden Fahreddin Ebü’l-Meâlî ile Ebû Saîd b. Ebû Bekir de burada müderris olarak görev yapmıştır. Muhtemelen Bağdat Nizâmiye Medresesi’yle aynı tarihlerde inşa edilen bu medresenin büyük bir kütüphanesi bulunduğu ve VIII. (XIV.) yüzyılda faal olduğu belirtilmektedir.

    Belh Nizâmiye Medresesi. Yine Nizâmülmülk’ün yaptırıp Ebü’l-Kāsım Abdullah b. Tâhir’i müderris tayin ettiği bu medrese 548’de (1153) Oğuz istilâsı sırasında tahrip edilmiştir. Edip ve şair Reşîdüddin Vatvât bu medresede okumuştur.

    Musul Nizâmiye Medresesi. Musul Nizâmiyye Medresesi ile Cezîre-i İbn Ömer Medresesi’nin aynı medrese olması muhtemeldir. Ebû Şâme, Cizre’deki (Cezîre-i İbn Ömer) medresenin güzel bir medrese olduğunu ve Nizâmülmülk’ün “Radıyyü emîri’l-mü’minîn” lakabından dolayı Radıyyüddin Medresesi adıyla anıldığını kaydeder (Kitâbü’r-Ravżateyn, I, 98). Kadı Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed el-Mevsılî eş-Şehrezûrî 586’da (1190) vefatına kadar burada müderrislik yapmış, Kadı Ebû Bekir Muhammed b. Ali el-Hâlidî es-Sedîd ile Ebü’l-Abbas Ahmed b. Nasr el-Enbârî ed-Dünbelî de burada ders vermiştir (Nûrullah Kisâî, s. 245 vd.). Medresenin mermer mihrabı günümüze intikal etmiştir (Saîd ed-Dîvecî, s. 344).

    Basra Nizâmiye Medresesi. Ne zaman yapıldığı ve hocalarının kimler olduğu bilinmemektedir. Hille Arap Emîri Sadaka b. Mansûr 499’da (1105) Basra’yı ele geçirince Abbâsîler bu medreseye sığınmıştır (İbnü’l-Esîr, X, 404). Bağdat Nizâmiye Medresesi’nden daha geniş olduğu kaydedilen bu medrese Halife Müsta‘sım-Billâh’ın (1242-1258) son günlerine kadar ayakta kalmış, enkazı Basra’da yine Nizâmiye adıyla anılan başka bir medresenin inşaatında kullanılmıştır (Saîd-i Nefîsî, s. 70). Ebü’l-Fazl Muhammed b. Kennân b. Hâmid b. Tîb el-Enbârî medresenin bilinen yegâne müderrisidir (Nâcî Ma‘rûf, ʿUlemâʾü’n-Niẓâmiyyât, s. 72).

    Herat Nizâmiye Medresesi. 478’de (1085) faal olduğu bilinmektedir. Ebû Saîd Muhyiddin en-Nîsâbûrî’nin müderrisliği sırasında Şâfiîler’le Hanbelîler arasında olaylar çıkması üzerine Nizâmülmülk duruma el koyup olayları bastırmış, ardından Ebû Bekir Muhammed b. Ali eş-Şâşî’yi Gazne’den Herat’a çağırıp Herat Nizâmiye Medresesi’nde görevlendirmiş ve Şâşî ölümüne kadar (485/1092) bu görevini sürdürmüştür. Medrese Hüseyin Baykara zamanında yeniden inşa edilmiştir (Nûrullah Kisâî, s. 248).

    Merv Nizâmiye Medresesi. Nizâmülmülk, Mervüşşâhicân’da yaptırdığı bu medreseye Hanefî iken Şâfiî mezhebine geçen Ebü’l-Muzaffer es-Sem‘ânî’yi müderris tayin etmiş (468/1075-76), Ebü’l-Feth Es‘ad el-Mehînî de ona vekâleten bu medresede ders vermiştir (diğer hocaları için bk. a.g.e., s. 241 vd.). Medresenin zengin bir kütüphanesi olduğu belirtilmektedir.

    Âmül Nizâmiye Medresesi. Taberistan’ın Âmül şehrinde kurulan medresede Abdülvâhid b. İsmâil er-Rûyânî, Ebü’l-Fevâris Hibetullah b. Sa‘d ve Abdülkerîm eş-Şâlûsî müderrislik yapmıştır (İbn İsfendiyâr, s. 123; Nûrullah Kisâî, s. 229-230).

    Ayrıca Hargird (Harcird-Kuhistan) Rey, Bûsenc (Fûsenc, Herat yakınlarında), Zâhir (Kafkasya’da Gence yakınlarında), Kudüs, Halep, Dımaşk, Konya ve Hârizm bölgesinde de Nizâmiye medreselerinin bulunduğu rivayet edilirse de haklarında yeterli bilgi yoktur. Bunların bir kısmının Nizâmülmülk’ün ölümünden sonra kurulduğu ve Nizâmiye medreseleri örnek alınarak yapıldığı için bu adla anıldığı söylenebilir (Köymen, III, 358-359; Nûrullah Kisâî, s. 229-252).

    Nizâmiye medreselerinin devrin siyasî, ilmî ve dinî hayatı üzerinde büyük tesiri olmuş, birçok sultan, halife ve devlet adamı Nizâmülmülk’ün yolunu izleyerek kendi adlarına medreseler inşa ettirmiştir. Nizâmiye medreseleri dinî ilimlerin ve özellikle Şâfiî fıkhının gelişmesine önderlik etmiş, hilâf, cedel, usul ve kelâm ilimlerinde büyük gelişmeler sağlanmış, bu konularla ilgili çok sayıda kitap telif edilmiştir. Şâfiî mezhebi yaygınlık kazanmış, Şiî-İsmâilî düşünceye set çekilmiştir.

    Bu medreseler plan, teşkilât ve müfredatlarıyla tarihte bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Daha önceki medreseler özel kuruluşlar olduğu halde Nizâmiye medreseleri devlet himayesinde ortaya çıkmıştır. Diğer medreselerin dinî eğitimin dışında özel bir hedefi bulunmazken Nizâmiye medreseleri aynı zamanda siyasî amaçlarla kurulmuş, bilhassa Şiî-Bâtınî düşüncenin sağlam delillerle bertaraf edilmesi, ve topluma Eş‘arî-Şâfiî düşüncenin benimsetilmesi amaçlanmıştır. Kuzey Afrika ve Endülüs’te her çeşit yeniliğe karşı çıkan eğitim kurumları bu medreselerden etkilenmiş, Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde okuyan İbn Tûmert, Mağrib’e döndükten sonra Sünnî medreselerin müfredatı üzerinde büyük değişiklikler gerçekleştirmiştir. Salerno, Paris ve Oxford gibi Batı’da kurulan üniversitelerin de Nizâmiye medreselerinden etkilendiği ileri sürülmektedir (Hitti, II, 631; Sayılı, s. 34-39).

    Nizâmiye medreseleri bazı yönlerden eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin bir kısmı şöylece sıralanabilir: Eğitim öğretim Şâfiî mezhebiyle sınırlı kalmış, bu durum diğer Sünnî mezheplere ilginin azalmasına ve onların dışlanmasına sebep olmuş, bu mezheplere mensup ulemâ ve fukahadan yeterince istifade edilememiştir. Felsefe derslerinin okutulmaması hür düşüncenin gelişmesini engellemiştir. Özellikle Mâverâünnehir ulemâsı, müderris ve öğrencilere maaş ve burs verilmesini ilmin itibarını düşüren bir davranış olarak değerlendirmiş, ilmin para karşılığında öğretilmesini doğru bulmadıklarını belirtmişlerdir. Nizâmiye medreseleriyle birlikte siyaset adamlarının ilmî hayata müdahale yolu açılmış, âlimlerin ve şairlerin siyaset ve devlet adamlarını övmeleri ilmin ve şiirin aleyhine olmuştur.

    Yazı kaynağı : islamansiklopedisi.org.tr

    Nizamiye Medreseleri

    Nizamiye Medreseleri

    Nizamiye Medreseleri

    Nizamiye Medreseleri, Büyük Selçuklular  zamanında kurulan vezir Nizamülmülk’ün 'ün adıyla anılan medreseler. En büyüğü, Bağdat 'taki Nizamiye Medresesi olup, İsfahan, Nişapur, Belh, Herat, Basra, Musul ve Amul'da benzerleri vardı.

    Nizam-ül Mülk’ün kurduğu medreselerde güçlü bir din eğitiminin yanında, İslam hukuku anlayışına uygun eğitilmiş güvenilir ve yetenekli yöneticileri yetiştirmektir. Dini sahada izlediği hoşgörülü ve birleştirici siyaseti, ülkeyi terk eden Kuşeyri ve Cuveyni gibi ünlü bilim adamlarının yurtlarına geri dönmelerini sağlamıştır. Bu hoşgörülü siyaseti, kendini medreselerde de göstermiştir. Çünkü, kurduğu Nizamiye medreseleri çeşitli düşüncelerin barınabildiği ilmi ve idari muhtariyete sahip üniversite karakteri taşıyordu. Nizamülmülk Bağdat, Musul, Basra, Nişabur, Belh, Herat, İsfahan, Merv, Amul, Rey ve Tuş gibi büyük kentlerde çok sayıda bu tip medreseler kurdu.

    Bu medreseler Sünnî İslam dünyasıadına ciddi tehlike oluşturan Râfızî-Bâtınî düşünceyle siyasi ve askeri alanda olduğu gibiilmi sahada da mücadele etmek ve devletin ihtiyaç duyduğu kadı, muhtesib, müstevfi, müftü,hatip, vaiz, katip vb. görevlileri yetiştirmek amacıyla kurulmuş kurumlardı. Ayrıca okumayaimkanı olmayan fakir öğrencilerin de okumalarını sağlamayı amaçlıyorlardı.

    Büyük Selçuklu İmparatorluğu Veziri Nizamülmülk’ün 1068 de Bağdat’ta açmış olduğu “Nizamiye Medresesi” Türk yükseköğretim tarihinde yükseköğretim kurumu olarak önemli bir kurumdur. Gazali, Nişabur Medresesi’de öğrenim gördükten sonra Bağdat’ta açılan “Nizamiye Medresesi” nde 1091-1095 yılları arasında “müderrislik” yapmıştır. Bu medrese Nizamiye Medreseleri'nin en büyüğü olarak Dicle kıyısında, şimdiki Gümrük Çarşısı civarındadır. 1064–1066 yıllarında yapılan medrese Büyük Selçuklu Devletinin ilim ve öğretime verdiği önem kadar, Sünni İslam camiasının devlet himayesine alınması ve güçlendirilmesi amacıyla kurulmuştur. Devrin diğer Nizamiye medreselerinden daha ihtişamlı olan Bağdad Nizamiye Medresesi’nde ilk dersi ünlü fıkıh alimi Ebu İshak Şirazi vermiştir. Medresede, Şafi mezhebi fıkhı, tefsir, hadis, feraiz ve kelam dersleri okutulmuş, pek çok alim yetiştirilmiştir. Dört eyvanlı avlulu medreselerin öncülerinden olan yapı, talebe hücreleri, kütüphane, hamam, imaret ve hastane ek binalarıyla donatılmıştır. 1110 yılında esaslı bir tamir geçirmişse de, 1248’deki Dicle taşkınından zarar görmüştür. XV. yy.a kadar öğretime devam edilen medrese daha sonra terk edilmiştir. XIX. yy. başlarında çini süslemeli 2 eyvanı ve duvar parçaları bulunan medreseden bugün hiçbir iz yoktur. 

    Bağdat Nizamiye Medresesi’nde 6 bin, Nişabur Nizamiye Medresesi’nde ise 300-400 öğrencinin eğitim gördüğü rivayet edilir. Bağdat Nizamiye Medresesi’nde eğitim gören meşhur kişilerden bazıları şunlardır: İbn Tümert, Ebu Bekir Muhammed b. Velid, İbn Asakir, İmadüddin el-İsfahanî.

    Nizamiye Medreselerinin Başlıca Amaçları:

    1) Din adamı yetiştirmek,
    2) Yoksul ve yetenekli öğrencileri okutup topluma kazandırmak,
    3) İmparatorluğun yönetimi için memur yetiştirmek,
    4) Devlet adamlarını eğitmek,
    5) Bilginleri bir görev ve maaşla medreselere bağlayıp denetim altında tutmaktır. 

    Nizamiye medreseleri, "eğitimde şans ve fırsat eşitliği" gerçekleştirmeye çalışmıştır. Devlet, medreseleri "yatılı ve burslu" bir eğitim kuruluşu haline getirmekle öğretimde imkan ve fırsat eşitliğini sağlama çalışmalarına girişmiş oluyordu. Ayrıca “öğrenci statüsü”nde bazı yenilikler getirmiştir. Bu yenilikler, medrese öğrencilerinin büyük bir kısmının yatılı olması ve medrese vakfından burs alabilmeleridir.

    Bu okulların bir benzerleri Anadolu Selçukluları tarafından Konya, Kayseri, Sivas ve Erzurum'da açılmıştı. Bir dönemin bilim merkezi olarak toplumu aydınlatan Nizamiye Medreseleri Osmanlı, medreselerine de örneklik etmiştir. İmam-ı Gazali gibi büyük bir şahsiyet Nizamiye medresesinde baş müderrislik görevinde bulunmuş, alim ve fazıl biri olarak onlarca talebe yetiştirmişti. Aslında medreseler Selçuklulardan önce kurulmuştur. Ancak bunlar özel medrese niteliğindeydi. Oysa, Nizamiye medreseleri devletin teftiş ve himayesi altında faaliyet gösteren resmi ve muntazam öğretim kurumları idi. Nizamülmülk'ün yaptırdığı medreseler ile Karahanlı medreseleri arasında çeşitli benzerlikler vardır. Selçuklu medreseleri de Karahanlı medreseleri gibi Budist manastırlarına benziyorlardı. Bundan dolayı ünlü müsteşrik Wilhelm Barthold (1869-1930), Selçuklu medreseleri için, Budist viharalarından örnek alındığını iddia etmiştir. 

    Nizamiye Medreselerinin Türk ve İslam Eğitim Tarihindeki Yeri ve Önemi
    Eğitim ve Öğretimin Programı

    Medresede okutulan başlıca dersler şunlardı: Kur’an ve Kur’an ilimleri, Hadis, Şafiî fıkhı ve Şafiî fıkıh usulü (İslam Hukuku Metodolojisi), Eşari Kelamı, Arap edebiyatı, Arapça grameri, Vaaz, Riyaziye ve Ferâiz (İslam miras hukuku). Hocalar derslerini öğrencilerin bulunduğu yerden daha yüksek bir kürsüde verirlerdi. Ders saatleri, mevsimlere, dersin niteliğine ve hocaların ilmi mertebesine göre değişirdi. Dersler hafta boyunca öğleden önce başlar öğle, ikindi ve yatsı namazlarından sonra da devam ederdi. Eğitim dili Arapça idi. Yirmi yaşını aşkın öğrencilerin girebildiği medresede eğitim süresi dört yıldı.

    Nizamiye Medresesi, yüksekokul olmasından dolayı öğretimde takip edilen metodu olduğu söylenemez. Hiçbir metod hocaya telkin edilmiyordu; Muhtemelen her hocanın kendine özgü metodu vardı.

     

    Nizâmülmülk medreseyi Bağdat’ta kurduğu zaman, bizzat kendisi ve kendisinden sonra ailesinden gelenler bu kuruluşun şeref idarecileri olarak seçildi. Medreseler, Nizâmülmülk zamanında ve ölümünden sonra halefleri tarafından atanan yüksek bir memur “Nâib” tarafında idare edilirdi. Medresede Nâib, hocalar ve yardımcı hocalardan başka, muhasebeciler, kütüphane müdürleri ve bir de namaz kıldıran imam vardır. Vakıf hesap defteri iyi matematik bilen uzman bir memur tarafından tutuluyordu.

    Nizamiye Medreselerinin bazı özellikleri aşağıdadır:

    1) Medreseler ile camiler: Medreseler, mimari açıdan camiden tamamen ayrı bir plana sahiptirler. Bu yapılarıyla medreselerin, okul mimarisinin veya üniversite kampüsünün ilk örneğini teşkil ettikleri görülür.

    2) Medreseler, ilk önce Türkistan'da Karahanlılar tarafından kurulup, Gazneliler ve Samanoğulları tarafından da geliştirilmekle beraber, medreselerin devlet ve toplum tarafından büyük bir ilgi ve destek görmesi sonucunda yaygınlaşmaları ve bir üniversite kimliği kazanmaları Nizamiye medreseleriyle gerçekleşmiştir.

    3) Nizamiye medreselerinde genellikle din, hukuk ve dil öğretimi yapılırdı. Felsefeye karşı ilk tepki Bağdat Nizamiye medresesinde müderrislik yapan Gazali'den gelmekle beraber, Nizamiye medreselerinde Felsefe ve Mantık dersleri de okutulmuştur.

    4) Nizamiye medreselerinde kullanılan öğretim metodu, İslam dünyasındaki medreselerde kullanılan geleneksel öğretim metodu haline gelmiştir. Bilhassa şerh ve haşiye metodunun İslam dünyasında kullanılan geleneksel öğretim metodu haline gelmesinde Nizamiye medreseleri etkili rol oynamışlardır.

    5) Arapça'nın İslam dünyasının ortak öğretim dili olarak yaygınlaşması Nizamiye medreseleriyle gerçekleşmiştir. Türkçe'nin şerh ve haşiye dili olarak kullanılması ve Farsça'nın da Türk medreselerinde okutulmasının öncülüğünü Nizamiye medreseleri yapmıştır.

    6) Nizamiye medreseleri, Türk ve İran halkı ve kültürünün yakınlaşması ve kaynaşmasında aktif rol oynadığı gibi, ortak bir İslam kültürü ve müslüman kardeşliğinin doğmasında da etkili olmuşlardır.

    7) Bugün orta ve yüksek öğretim kurumlarında uygulanan "ders geçme ve kredi sistemi"nin başlangıcını teşkil eden, medreselerdeki "ders geçme sistemi", Nizamiye medreseleriyle kurumlaşmış ve yaygınlaşmıştır.

    8) Bugün çağdaş dünyada yüksek öğretim kurumlarında uygulanan burs, kredi ve yatılılık sistemi, Nizamiye medreseleriyle kurumlaşmış ve yaygınlaşmıştır.

    9) Medreselere daimi statüde öğretim elemanı yetiştirme ve bunlar arasında bir mertebeleşme sistemi oluşturma, yine Nizamiye medreseleriyle kurumlaşmıştır.

    10) Medreselerden mezun olanlara "icazetname" verme uygulamasının ilk örnekleri, Nizamiye medreselerinde görülmektedir.

    Büyük Selçuklu yönetimini örnek almış olan Anadolu Selçukluları, medreselerde talebelerine daha geniş imkanlar sağlamıştır. Bu dönemde medreseler, devletin önde gelen kişileri tarafından vakıf olarak kurulmuştur. Selçuklulara baktığımızda medreselerin yaygın olduğunu görmekteyiz. Bunun sebeplerini inceleyecek olursak;

    1) Genişleyen Selçuklu İmparatorluğu’nun yönetimi için memur yetiştirme ihtiyacı,
    2) İslamiyet'i yeni benimsemiş Oğuz topluluklarının yeni inançlarının pekiştirilme, eskilerinin silinme gereğinin duyulması,
    3) Din adamı yetiştirme ihtiyacı,
    4) Yeni ele geçirilen ülkelerin manen de fethini sağlamak için gerekli insanları yetiştirme düşüncesi,
    5) Yoksul veya yetenekli öğrencileri okutup topluma kazandırma düşüncesi,
    6) Bilginleri bir görev ve maaşla medreselere bağlayıp denetim altında tutmak ve böylece devlete karşı gizli hareketlere katılmaları ihtimalini ortadan kaldırmak,
    7) Devlet adamlarının eğitim ve bilim severliği. İlk medreseler camilere ve mescitlere bağlı, onların yanında ya da içinde öğretime ayrılmış özel yerlerdi. Daha sonra Selçuklu sultanları kendi adlarına olduğu kadar eşlerinin adına da -çoğu tıp alanında öğrenim veren- medreseler inşa ettirdiler.

    XII. yüzyıldan itibaren görülen Anadolu Selçuklu Medreseleri, açık ya da kapalı avluludur. Açık avlulu medrese tipi ise en yaygın olanıdır. Bunlarda tek, çift, üç ve dört eyvanın yanı sıra iki katlı olanları da bulunmaktadır. Bunun yanı sıra avlu yerine, büyük bir kubbeyle örtülü merkezi bir mekanın bulunduğu medreseler de ikinci temel tipi oluşturmaktadır. 

    NİZAM ÜL-MÜLK

    Ebu Ali el-Hasan el-Tusi Nizam al-Mülk, (1018 - 14 Ekim 1092) Selçuklu Türklerinin ünlü veziri. Nizamülmülk adı zamanın halifesi tarafından verilmiştir. İran'ın Tus kasabasında doğmuştur. Devlet hizmetindeki hayatı, babası ile beraber Gazne Devletinin Horasan valisi Ebü’l-Fazıl Es-Suri’nin hizmetinde bulunmakla başladı. 

    Devlet hizmetindeki hayatı, babası ile beraber Gazne Devletinin  Horasan valisi Ebü’l-Fazıl Es-Suri’nin hizmetinde bulunmakla başladı. 1040  yılındaki Dandanakan Savaşından  bir süre sonra Alp Arslan ’ın Belh valisi Ali bin Şadan’ın maiyetine girerek, vilayet işlerinin yürütülmesiyle vazifelendirildi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin vefatı ile Alp Arslan ve kardeşi Süleyman Bey arasındaki taht mücadelesi sırasında yerinde görüş ve tedbirleriyle dikkatleri çekti ve 1063  yılında Alp Arslan’ın yanında hizmete başladı. Alp Arslan Sultan olunca 1064 yılında Büyük Selçuklu Devletine  vezir tayin edildi. Zamanın halifesi Kaim bi Emrillah tarafından Nizamülmülk ünvanı ile taltif edildi. Bu ünvanıyla tanındı.

    Nizamülmülk, vezir olduğu 1064’ten, şehit edildiği  1092  senesine kadar aralıksız yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devletine, tam bir dirayet ve adaletle hizmet etti. Vazifeli olduğu için katılamadığı Malazgirt Meydan Muharebesi hariç, bütün Selçuklu fütuhatında bulundu. Sultan Alp Arslan’ın vefatıyla veliaht Melikşah’ın tahta geçmesini sağlayıp, nizam ve asayişin korunmasında muvaffak oldu. 

    Sultan Melikşah’a muhalefet eden veya başkaldıran Selçuklu prenslerinin itaat altına alınmasında büyük hizmeti geçti. Sultan Melikşah, devletin idaresinde ona çok büyük ve geniş yetkiler verdi. Nizamülmülk’ün akıllı, tedbirli ve adaletli idaresi sayesinde de, Melikşah’ın saltanatı, aynı zamanda Büyük Selçuklu Devletinin de en parlak ve en şanlı devri olmuştur. 

    Nizamülmülk, alim, edip ve kadirşinas bir zat olduğu için meclisi; ilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yer haline gelirdi. Abbasi halifesi de kendisine pekçok hürmet eder, meclisinde bulunurdu. Âlimlere, şairlere, sanatkarlara karşı çok ikram, ihsan ve iltifat ederdi. Birçok cami, mescit, vakıf eserleri yaptırdı.


    Büyük Selçuklu Devletine; idari, adli, askeri, mali, sosyal ve kültürel sahada pekçok yenilikler ve değişiklikler getirdi. Sarayı, merkezi hükümet teşkilatını, İslam esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini sağlam esaslar üzerine yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler bazı değişikliklerle beraber bütün Türk-İslam devletlerince devam ettirildi. 

    10. yüzyılda Ehl-i sünnete muhalif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle İslam dünyasında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde Nizamiye Medreselerinin çok büyük hizmeti geçti. Bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, Bağdat’taki Nizamiye Medresesi olup, asrın büyük alimlerinden birisi olan Ebu İshak-ı Şirazi burada ders vermekle vazifeli idi. 

    Nizamülmülk’ün Selçuklu Devletindeki bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddi bir şekilde tetkik eden, devlet idaresinde kendi görüşlerini, icraatını ve bunların gerekçelerini gelecek nesillere intikal ettirmek maksadıyla Farisi olarak yazdığı Siyasetname  isimli eseri, bugün siyaset ilmiyle uğraşanların el kitapları arasında sayılmaktadır. Siyasetname’de Türk-İslam devletlerinin idari, mali, siyasi, askeri, sosyal ve kültürel yönlerini incelemektedir. Tam doğru metin ve ilavesiz nüshası, İstanbul’da Süleymaniye Kütüphanesi , Molla Çelebi kısmında 114 numarada mevcuttur. Siyasetname, birçok dillere tercüme edilerek, yayınlanmıştır.

      

    Yukarıdaki metin http://www.turkcebilgi.com/nizamiye_medreseleri den alınmıştır. Ayrıca http://tarihvemedeniyet.org/2013/03/selcuklularin-egitim-kurumlari-nizamiye-medreseleri.html den alınan bilgilerle de kısmen desteklenmiştir.

    Yazı kaynağı : www.kirmizilar.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap