Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    necip fazıl kısakürek kaldırımlar şiiri

    1 ziyaretçi

    necip fazıl kısakürek kaldırımlar şiiri bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Kaldırımlar Şiiri - Necip Fazıl Kısakürek

    Kaldırımlar Şiiri - Necip Fazıl Kısakürek

    Necip Fazıl Kısakürek'in "Kaldırımlar şairi" olarak anılmasına kapı aralayan "Kaldırımlar" şiiri, şairin hayranlarının en sevdiği şiirlerin başında geliyor.

    KALDIRIMLAR

    I

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

    II

    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

    Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

    Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

    III

    Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

    Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...

    NECİP FAZIL KISAKÜREK

    Yazı kaynağı : www.milliyet.com.tr

    Kaldırımlar / Necip Fazıl Kısakürek | Epigraf: Online Türkçe Edebiyat Arşivi

    Kaldırımlar / Necip Fazıl Kısakürek

    Necip Fazıl Kısakürek
    Net

    Yazı kaynağı : epigraf.fisek.com.tr

    Necip Fazıl Kısakürek kaldırımlar şiiri sözleri

    Necip Fazıl Kısakürek kaldırımlar şiiri sözleri ve videosu

    I
    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

    II
    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

    Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

    Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur…
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları…

    III
    Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

    Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan…
    © Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

    Necip Fazıl Kısakürek kaldırımlar şiiri dinle

    Necip Fazıl Kısakürek hayatı
    Ünlü Türk Edebiyatı’nın Muhafazakarlar’ından, şair, hikaye ve piyes yazarı, gazeteci ve düşünür Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1905 yılında İstanbul’da dünyaya geldi.

    Türkiye’nin en önde gelen fikir adamlarından Üstad Necip Fazıl Kısakürek, çocukluğunu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının, İstanbul Çemberlitaş’taki konağında geçiren ve kayıtlı bir secereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislam Mevlâna Bektût’a dayanan ve Dulkadiroğulları’na bağlı “Kısakürekler” soyunun mensubu olan Kısakürek, okuyup yazmayı henüz 5 – 6 yaşlarındayken dedesi, Mehmet Hilmi Efendi’den öğrendi ve 1916 senesine kadar, Büyükdere’de Emin Efendi isimli, sarıklı bir hocanın işlettiği mahalle mektebinden başlayarak çeşitli okullara devam etti.

    İlk ve orta öğrenimini, Fransız Papaz ve Kumkapı’daki Amerikan Koleji’nde tamamlamasının ardından, Serasker Rıza Paşa Yalısı’ndaki, Askeri Deniz Lisesi’nde eğitimini tamamladı.

    Şiir yazmaya, on yedi yaşındayken, annesiilk şiirleri, 1922 senesinde, Ziya Gökalp’in kurduğu ve Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı, Yeni Mecmua’da, yayınlanan Kısakürek, Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle adını duyurdu.

    Lisedeki hocaları arasında, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi, İbrahim Aşkı gibi dönemin ünlü isimleri yer alan, Kısakürek, 1924’te, İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten sonra 20 yaşında, Maarif Vekaleti’nin Avrupa’ya okumaya gönderilecek, ilk talebe grubu için açtığı sınavda gösterği başarıyla gönderilmeye hak kazandığı Fransa’da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.

    1925’te basılan ilk kitabı Örümcek Ağı ve 1928’de yayınlanan Kaldırımlar gibi eserleriyle, kendini çok genç yaşta, çağdaş şairlerin önüne çıkararak, edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı.

    Paris’te geçirdiği dönemin ardından, Osmanlı Bankası’nın Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalıştı.

    5 Ağustos 1929’da Ankara’ya giden ve 9 yıl boyunca, İş Bankası’nda müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalışan Kısakürek, döndükten sonra, 1939 – 1943 seneleri arasında, bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi okullarda öğretmen olarak görev aldı.

    Şiirleri Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarında okutulan Kısakürek’in, askerliği bittikten sonra Ankara’ya dönmesinin ardından, 1932 senesinde, henüz otuz yaşına basmamışken yayımlanan ve kendisini şöhrete taşıyan, üçüncü şiir kitabı, Ben ve Ötesi, başarısının devamının geleceğinin sinyallerini vermekteydi.

    Şöhret basamaklarını hızla tırmanırken, felsefi arayışlarını sürdüren Kısakürek için, 1934 yılı bir dönüm noktası niteliğini taşıdı. Bohem hayatını en yoğun yaşadığı dönemde, Kısakürek’in, Beyoğlu Ağa Camii’nde vaiz olan, Abdülhakim Arvasi ile tanışması, neredeyse bütün tiyatro eserlerinde karşımıza çıkan, üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu dönemin temelini oluşturdu.

    Büyük ilgi gören, Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri arasında, Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun hatırı sayılır oyunlarındandır.

    Necip Fazıl’ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar, çıka dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadele de yazarı Türk Edebiyatı’nın önemli isimleri arasına sokmuştur.

    1936’da yayımlanmaya başlanan 17 sayılık, haftalık Ağaç Dergisi, dönemin ünlü edebiyatçılarının birleştiği bir okul haline geldi.

    Büyük Doğu Dergisi’nde çıkan yazılarıyla, İsmet Paşa ve tek parti döneminde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimine karşı sürdürdüğü muhalefet sonucunda, hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istenen Kısakürek, 163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve zaman zaman çeşitli gerekçeledan yayımladığı, Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anılarına yer verdi.

    Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu’nun çıkmadığı dönemlerde, günlük fıkra ve çeşitli yazıları Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman Gazeteleri’nde yayımlanan ve Büyük Doğu’da çıkan yazılarında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi imzalar altında yazılaryazan Kısakürek’in, 1962 yılından itibaren, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde verdiği konferanslar da dikkat çekti ve büyük ilgi gördü.

    1980’de, Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü ve Türk Edebiyatı Vakfı tarafından verilen beratla Sultan-üş Şuara ünvanını kazanan Kısakürek, 1981’de İman ve İslam Atlası adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı’nın sahibi olurken, 1982’de de, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından verilen, Üstün Hizmet Ödülü’nü kazandı.

    Üstad Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983 yılında İstanbul’da hayata veda edip, Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedildi.

    Yazı kaynağı : www.huzurdini.com

    Kaldırımlar Şiiri,Necip Fazıl Kısakürek'in Kaldırımlar Şiiri - Siiredebiyati.com

    Kaldırımlar Şiiri,Necip Fazıl Kısakürek'in Kaldırımlar Şiiri - Siiredebiyati.com

    Kaldırımlar şiiri bölümümüzde siz değerli okurlarımıza, Necip Fazıl Kısakürek’in Kaldırımlar adlı şiirini sunduk. Necip Fazıl’ın yalnızlığa dair yazmış olduğu Kaldırımlar şiiri, günümüzde de oldukça ilgi görmektedir. Necip Fazıl, Kaldırımlar şiiri için oldukça geniş bir kitleye hitap etmiştir.

    Kaldırımlar – Necip Fazıl Kısakürek

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    YoIumun karanIığa sapIanan noktasında,
    Sanki beni bekIeyen bir hayaI görüyorum.

    Kara gökIer küI rengi buIutIarIa kapanık;
    EvIerin bacasını koIIuyor yıIdırımIar.
    İn cin uykuda, yaInız iki yoIdaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaIdırımIar.

    İçimde damIa damIa bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devIer…
    Üstüme camIarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne miI çekiImiş bir âmâ gibi evIer.

    KaIdırımIar, çiIekeş yaInızIarın annesi;
    KaIdırımIar, içimde yaşamış bir insandır.
    KaIdırımIar, duyuIur, ses kesiIince sesi;
    KaIdırımIar, içimde kıvrıIan bir Iisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaIdırımIarın emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah oImasın, bu karanIık sokakta;
    Bu karanIık sokakta bitmesin yoIcuIuğum!

    Ben gideyim, yoI gitsin, ben gideyim, yoI gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir seI gibi fenerIer.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekIer işitsin;
    YoIumun zafer tâkı, göIgeden taş kemerIer.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    GündüzIer size kaIsın, verin karanIıkIarı!
    IsIak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanIıkIarı.

    Uzanıverse gövdem, taşIara boydan boya;
    AIsa buz gibi taşIar aInımdan bu ateşi.
    DaIıp, sokakIar kadar esrarIı bir uykuya,
    ÖIse, kaIdırımIarın kara sevdaIı eşi…

    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    EtinIe, kemiğinIe, sokakIarın maIısın!
    KuruIup şiItesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafeIerin üstünden aşmaIısın!
    Fahişe yatakIardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhIarınız bir derdin potasında.
    Senin göIgeni içmiş, onun gözbebekIeri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığIık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar oIsa götürürsünüz.

    Yağız atIı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yoIun kıvrımIarı.
    Ne kaIdırımIar kadar seni anIayan oIur…
    Ne senin anIadığın kadar, kaIdırımIarı…

    Bir esmer kadındır ki, kaIdırımIarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayaIini sürükIer.
    Simsiyah gözIerine, bir ân, gözüm değince,
    YoIumu bekIeyen genç, haydi düş peşime der.

    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme aIıp.
    Bir türIü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kaIıp.

    Arkamdan bir kahkaha duysam yaraIanırım;
    Onu bir başkasına râm oIuyor sanırım,
    Görsem pencereIerde soyunan bir karaItı.

    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin aItı,
    BiIirim, kaIkmayacak, bir yâr gibi başımdan…

    Kaldırımlar şiirini paylaştığımız bu kısımda sona geldik. NFK’ya ait daha fazla şiire ulaşmak isterseniz, Necip Fazıl şiirleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz.

    Yazı kaynağı : www.siiredebiyati.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap