Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    mutluluk zenginlikte değil bilgeliktir sözü ne anlama gelmektedir

    1 ziyaretçi

    mutluluk zenginlikte değil bilgeliktir sözü ne anlama gelmektedir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    mutluluk zenginlikte değil, bilgeliktedir sözü ne anlama gelmektedir?​ - Eodev.com

    mutluluk zenginlikte değil, bilgeliktedir sözü ne anlama gelmektedir?​ - Eodev.com

    hayatta para bir yere kadardır.

    bilgi sahibi olmak daha sonsuz bir kavramdır.

    başarilar diliyorum

    Yazı kaynağı : eodev.com

    Mutluluk, sahip olmakla değil farkında olmakla mümkündür

    Mutluluk, sahip olmakla değil farkında olmakla mümkündür

    İnsan; mutluluğun bir baht, bir kısmet işi olduğuna inanır, bir şeye sahip olunca mutlu olacağını düşünür. Oysa mutluluk bir fark ediş halidir” diyorsunuz. Kendimizi mutlu hissetmek için tam olarak neyi fark etmemiz gerekiyor?

    - Öncelikle aynı şeyi konuşmamız lazım ki anlayış mümkün olsun; ‘mutluluk’ derken ben gerçek mutluluğu kastediyorum. Bu mutluluk sebepsizdir, durduk yerdedir. ‘Sürekli huzurlu, dingin ve mutlu oluş’tur. En yanlış bilinen kavramlardan biridir mutluluk. İnsan, mutluluğu daima arzularına ulaşmakta yaşamıştır. Bu, kısa süreli, geçici bir sevinme, neşelenme halidir. Bilgelikte kastedilen mutluluk; bu geçici sevinmeler değil, ‘bilgelik bilinci’nin insana getirdiği ‘yaşamın hakikatinin keşfedilmesi’yle başlayan ve esasta insanın yaradılışındaki sebepsiz mutluluk olan özünü (varlığını) yaşamasıdır. Bu bir fark ediş, hissediştir. Bir daha asla kaybedilmeyen mutluluktur. Tarihte yaşamış tüm doruk varlıklar, yüce veliler, aydınlanmış üstatlar, daima bu mutluluğa ulaşmış varlıklardır.

    MUTSUZLUK EN BÜYÜK LOKOMOTİF GÜÇTÜR

    Diyelim ki; bir kişi oldukça sağlıklı. İşinde, evinde her şey yolunda. Parasal sıkıntısı yok. Sevdikleriyle birlikte. Yine de bir türlü tam olarak mutlu olamıyor. Günümüzde böyle çok insan var. Nedir burada sorun?

    - ‘Bilgelik öğretisi’ bunun için vardır. Mutluluk, insanın sahip olduklarıyla değil, farkında olduklarıyla mümkündür. İnsan, bilincinde ne varsa onu yaşar. Genelde insanoğlu, dünya yaşamının anlamını bilmeden, hele kendi gerçeğinden hiç haberdar olmadan yaşıyor. Oysa yaşam, farkında olunmadan yaşanabilecek bir gerçeklik değildir. Bahsettiğiniz bu ‘doyumsuz oluş’, somut değerlerin insanı doyurmasının oluşundandır. Dünya genelinde insan; mutsuz, kederli, sıkıntılı bir yaşam sürüyor. Bu durumun onun cahil ya da eğitimli, varlıksız ya da varlıklı oluşuyla hiç ilgisi yok. Saydığınız şartların hiçbirine sahip olmasa da bir bilge mutludur. Bilgelik, insanlık tarihi kadar eski bir öğretidir ancak insanoğluna yaşamın anlamını sorgulamaya başlamadan önce cevapların verilmesi imkânsızdır. İnsan olmak, mutsuz olmak demektir! Mutsuzluk, insanın kendi yüce gerçeğini fark etmesi için en büyük lokomotif güçtür. Mutsuz insan, yaşamı sorgulamaya mecburdur ve bu sorgulayışıyla ‘bilgelik sürekli mutluluğu’na ulaşabilecektir. ‘Bilgelik’te bir deyiş vardır: “İnsan hazır olduğunda, öğretmen çıkar gelir”. Bilgelik; yaşam çilesini, ‘varoluş sevincine dönüştürebilme sanatı’dır. Tesadüfen mutlu olamazsınız!

    Kitapta üzüntüden kurtulmak için o kadar da acele edilmemesi gerektiğine yönelik bir tavsiyeniz var. Neden üzüntüyü de ‘dibine kadar’ yaşamalı insan?

    - Çünkü insanın bilgelik farkındalığı olmadan üzüntüden kurtulmak için yapacağı hiçbir şey işe yaramayacaktır. Hastalık, doğru teşhis edilmezse tedavisi mümkün değildir. “Üzüntüyü dibine kadar yaşamalı” demiyoruz ama “Yaşamı sorgulamalı” diyoruz. Yaşam, sorgulayan insanı mucizevi bir şekilde cevabı bulacağı yere ulaştırır. Bu Tanrısal bir kuraldır. Zaten ‘ilahi plan’, onu bulduracağı için sorgulatmaya başlatmıştır. Aramak esastır. İnsanı, -neyi aradığını dahi bilmeden- ihtiyacı olan farkındalığa ulaştıran, sadece arayıştır.

    ‘İLAHİ PLAN’ HERKESİ İHTİYACI OLAN YERE YÖNLENDİRECEK

    Spiritüel konuların son yıllarda çok popüler olmasını neye bağlıyorsunuz? Geleneksel dinler günümüz insanının ihtiyaçlarını karşılamıyor mu?

    - İnsanlık ‘ilahi plan’ tarafından, son 30 yıldır özel, yoğun bir ruhsallık eğitimi içine alınmıştır. Buna tüm dünyada ‘yeni çağ’ adı verilmektedir. Öğreti küreseldir; din ayrımı olmaksızın yaşamın hakikatini aktarmaktadır, insan mutluluğunun ırkı, dini ve milliyeti zaten olamaz. Yalnız, ‘spiritüel’ diye isimlendirilen ruhsal bilgilerin çokça edinilmesi, bolca kitap okunması ve zihinsel donanım asla ‘bilgelik yolu’ değildir, bilgelik yolu çok özel bir fark ediş yoludur. Bilgi edinme yolu değildir.

    Bu konuların popülerleşmesi belli kesimlerin, arayışta olan insanları maddi-manevi sömürmelerine de ortam hazırladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu alandaki çalışmaları takip ederken kendimizi istismarcılardan nasıl koruruz?

    - Maalesef, hızlanan zamanın insana vermiş olduğu stresle insan bugün geçmiş dönemlerden çok daha fazla oranda sıkıntılı hastalıklara -başta kanser olmak üzere- maruz kalıyor. Ve ‘ruhsallık çağı’, her alanda olduğu gibi bir sektöre dönüştürülmüş durumda. Her sektörde olduğu gibi sahtesi, fırsatçısı hakiki ve ehil olandan çok daha yaygın. Ancak biz, ‘ilahi plan’ın herkesi ihtiyacı olan yere yönlendireceğine güveniyoruz.

    ‘BİLİNÇ SIÇRATICI’ VE DÖNÜŞTÜRÜCÜ BİR EĞİTİM

    Mutluluğun, insanlık tarihi kadar eski bir eğitimi olduğunu söylüyorsunuz. Nasıl ve kimden alınır bu eğitim?

    - Bilgeliğin ne olduğu aslında halk tarafından bilinmiyor. Bilgelik demek; mutluluktan çok öte değerleri, getirileri olan bir gerçekliktir. Nasıl ve nereden bulunur kısmı çok önemli! Tüm insanlık tarihinde bu öğreti, gizli yol olarak bilinmiş ve sorgulama olgunluğuna gelebilmiş kişilere aktarılmıştır. Ancak çok nadir oluşunun yanında yana yakıla arayana mutlaka nasip olan bir ilahi lütuftur. Çünkü, bilgeliğin ilk farkındalığı şudur: “Yaşamda tesadüf yoktur, yaşam mutlak bilinçlidir, aratan da odur, nasip kılan da odur. Yaşam muhteşem bir ‘ilahi plan’dır.” Bu öğreti 1989’dan bu yana, 27 yıldır, Türkiye’de tarafımızdan aktarılıyor. Son üç yıldır en yüksek dönüştürücü farkındalığa ulaştırılmıştır ve yüzlerce kişinin yaşamına dokunulmuştur. Haberdar olan ve ulaşabilen herkese açık olan ‘bilinç sıçratıcı’ ve dönüştürücü bu eğitim haftada bir defadan 34 defa yapılan (sekiz ay) bir çalışmadır. Halihazırda İstanbul Avrupa ve Anadolu yakasında, İzmir ve Bodrum’da sürdürülmektedir. www.bilgelikbilinci.com adresinden daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

    Bilgelik okulu eğitimlerinde neler anlatılıyor? Bu eğitimleri siz mi veriyorsunuz?

    34 başlık altında çalışma yapıyoruz. İlk 20’sine ‘Temel Bilgelik Eğitimi’ adını veriyoruz. Bu 20 dersi eksiksiz alan, sonraki 14 çalışmaya devam edebiliyor; bu kısma da ‘Sırlar Okulu’ diyoruz. Sırlar Okulu’nda; bilgi bulunmuyor, tamamen çalışmanın enerjisiyle aktarılan fark edişler yer alıyor. Eğitimin asıl bilinç sıçratıcı ve dönüştürücü bölümü burası.

    Eğitim denildiğinde daima öğrenim ve bilinenler kastedilir. İnsanın bilgisi arttıkça kendisine ve topluma daha yararlı bir kişi olur. Ama sadece bilgilidir, aynı kalır. Oysa ‘bilgelik eğitimi’, bilgi edinme eğitimi değil, bilinç yükselmesi ve değişim-dönüşüm eğitimidir. Bu eğitimi alan insan o eski kendisi değildir. Biz bunu tırtılın kelebeğe dönüşmesi olarak örnekliyoruz. Ve evet, Işık Yazan olarak tüm eğitimleri ben veriyorum.

    Siz aslında mühendissiniz, spiritüel konulara ilgi duymaya nasıl başladınız?

    Bu, başlangıcı çocukluğa kadar giden bir hikâye ve bir ömrün keyifle, heyecanla bu yola adanmasının macerası. Bana mesleğim sorulduğunda mühendis olduğumu değil, bilgelik eğitimcisi olduğumu söylemek daha doğru geliyor. Dünyadaki en değerli bilginin, insana faydalı olabilme yolunun bilgelik bilinci aktarımı olduğuna inanıyorum.

    En lezzetli yemek tarifleri burada

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Gerçek Zenginlik

    Gerçek Zenginlik

    “55 milyon TL! Yani 55 trilyon! Piyango! Yarın çekiliyor! Şansım yok demeyin. 55 milyon TL! yani 55 trilyon!” Milli Piyango’da şansınızı denediniz mi? Zengin olmak istemez misiniz?

    Gerçek Zenginlik Nedir?

    İnsanoğlu neredeyse, orada para sevgisi de vardır. Türkiye’deki ekonomik sıkıntılardan dolayı bu zengin olma tutkusu çoğalmaktadır. Enflasyon halkı eziyor. Fakir ile zengin arasındaki fark büyüyor. Yoksulların hırsızlık dışında gördükleri tek çare piyango kazanmaktır. Onların aklı fikri büyük kazançtadır. Ya sizin? “Bir kere bana çıksa! Bir kazansam. Neler neler yapacağım!” diye hiç düşünmediniz mi?

    Zenginlik, eşittir mutluluk mu? Tabii ki hayır! Zenginlik gerçek mutluluk getirmez. Atalarımızın söylediği gibi, “Para ile saadet olmaz”. Mutsuz zenginler her yerde. Öyleyse, kendimizden daha zengin kişileri neden kıskanıyoruz? Niçin para, mal mülk arzusu içerisindeyiz? Yoksulun para kaygısı doğal olmakla birlikte, paraya muhtaç olmayanlar niçin zengin olmak ister?

    Eğer para ile saadet olmazsa, ne ile olur? İsa Mesih Luka 12:15’te “Dikkatli olun! Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı, malının çokluğundan ibaret değildir” dedi ve bu gerçeği düşündürücü bir benzetmeyle açıkladı:

    “Zengin bir adamın toprakları bol ürün vermiş. Adam kendi kendine, ‘Ne yapmalıyım? Ürünlerimi koyacak yerim yok’ diye düşünmüş. Sonra, ‘Şöyle yapacağım’ demiş. ‘Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım. Ve kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar birikmiş bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.’

    Ama Tanrı ona, ‘Behey akılsız!’ demiş. ‘Bu gece canın senden istenecek. Hazırladığın bu şeyler kime kalacak?’ Kendisi için servet biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur.” (Luka 12:16-21)

    Tanrı katında zengin olup olmadığınızı hiç düşündünüz mü? Yoksa zengin budala gibi, kendi ölmez canınızla ilgilenmeksizin kendinize bir servet biriktirmeye mi çalışıyorsunuz? Ne aptallık! Çünkü “İnsan bütün dünyayı kazanıp da cananı yitirir ve canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir?” (Matta 16:26). Tanrı bu ciddi gerçeği Tevrat’ta şöyle açıklıyor: “Gazap gününde mal işe yaramaz” (Süleyman’ın Özdeyişleri 11:4).

    Gerçek Zenginlik ve Gerçek Yoksulluk

    Dünyamız gittikçe materyalist bir dünya haline geliyor. Her şey maddi değerlerle ölçülüyor. Fakirin değeri yok, parası olan değerlidir. Aslında çoğumuz gerçek zenginliğin ne olduğunu bilmiyoruz.

    “Zengin” kelimesinin sözlük anlamı, “parası çok olan”dır. Bu doğru ise, İsa Mesih’in bahsettiği adam zengin sayılır. Ama Tanrı katında zengin miydi? Hayır! Bu, “zengin budala” gerçekten züğürttü. Çünkü İsa’nın anlattığı gibi, iki tür, “zenginlik” var; biri insana diğeri de Tanrı’ya göredir. Luka 16:11’de, İsa şu soruyu soruyor, “Dünyanın aldatıcı serveti konusunda güvenilir değilseniz, gerçek serveti size kim emanet eder?” Burada da iki ayrı, “servet” söz konusudur.

    Dünyasal Servet

    “Dünyasal servet” kimi nasıl aldatıyor? Aldatılan, zengin olmakla mutlu olacağını düşünendir. “Çünkü dünyaya ne bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz. Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanları çöküşe ve yıkıma götüren birçok anlamsız ve zararlı arzulara kapılırlar. Çünkü her türlü kötülüğün bir kökü para sevgisidir” (1.Timoteos 6:9-10).

    Dünyasal servetin ne kadar geçici ve aldatıcı olduğunu anlayan Süleyman peygamber şöyle demişti: “Zengin olmak için kendini yorma; Bu aklıdan vazgeç. Olmayan şeye göz diker misin? Çünkü zenginlik mutlaka kanatlanır, kartal gibi göklere uçar” (Süleyman’ın Özdeyişleri 23:4-5).

    Ne yazık ki insanların çoğu kendi durumunu göremiyor, görmek de istemiyor. Bazı insanlar parasına, malına, mülküne güveniyor. Diğerleri zekalarına, yeteneklerine bel bağlıyorlar ya da kendi iyiliklerine veya dindarlığına güveniyorlar. Ama Tanrı’nın onları nasıl değerlendirdiğini hiç göremiyorlar. İncil’de bunu anlatan ilginç bir örnek bulunmaktadır. Ölümden dirilmiş ve gökte yaşayan İsa Mesih, Anadolu’da bulunan iki ayrı inanlılar topluluğuna sesleniyor.

    Laodikya’daki topluluğa: “Amin, sadık ve gerçek tanık, Tanrı yaradılışının öz kaynağı (İsa Mesih’in kendisi) şöyle diyor: ‘Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye ihtiyacım yok diyorsun ama, zavallı ve acınacak halde, yoksul, kör, çıplak olduğunu bilmiyorsun. Bunun için zengin olasın diye Benden ateşle arıtılmış altın, giyinip çıplaklığının ayıbını örtesin diye beyaz giysiler, göresin diye de gözlerine sürmek üzere merhem satın almanı salık veriyorum’” dedi (Vahiy 3:17-18).

    İzmir topluluğu ağır sıkıntılarına rağmen, gerçek durumun farklıydı: “Ölmüş ve yaşama dönmüş, ilk ve son olan (İsa Mesih) şöyle diyor: ‘Senin sıkıntılarını ve yoksulluğunu biliyorum. Oysa zenginsin!… Ölüm pahasına da sadık kal, ben sana yaşam tacını vereceğim’” (Vahiy 2:8-9).

    İzmir’deki inanlılar gibi parası olmayan, sıkıntı içinde bulunan bir kişinin gerçekten, “zengin” olabilmesi dikkatinizi çekti mi? Ve Laodikyalılar gibi rahat, parası bol olanın gerçekten, “yoksul” olabileceğini fark ettiniz mi? Laodikyalıların dış zenginliği ve iç yoksulluğu varken İzmirlilerin dış yoksulluğu ve iç zenginliği vardı! Sizin durumunuz hangisi? Tanrı katında zengin misiniz yoksa yoksul musunuz? Yoksulsanız, zengin olmayı arzuluyor musunuz? Gerçek zenginliğe giden yol, düşündüğünüzden farklı olabilir!

    Ülkemizde şöyle bir düşünce hakimdir: “Zenginin iki dünyası da mamurdur” (bayındır, güzeldir). Yani, varlıklı kişi hem bu dünyada rahat yaşar hem de yoksullara, hayır işlerine yardım etmekle öbür dünyada rahatını sağlar. Fakat Tanrı’nın sözü ne diyor? “Tanrı, bu dünyada yoksul olanları imanda zengin olmak ve kendisi sevenlere vaat ettiği egemenliğin mirasçıları olmak üzere seçmedi mi?” (Yakup 2:5).

    Gerçek zengin, imanda zengin olandır. “İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek imkansızdır. Tanrı’ya yaklaşan, O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir” (İbraniler 11:6). Tanrı’yı seven ve iman yoluyla O’nu hoşnut eden kişinin göksel mirası olacak. Dünya böyle bir kişinin zenginliğinin farkında olmayabilir. Tanrı’nın sözü ise bu göksel mirası şöyle tarif eder:

    “Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babasına övgüler olsun. Çünkü O, kendi büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir ümide, çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras bizim için göklerde saklıdır. Zaman sona ererken açığa çıkarılmaya hazır olan kurtuluşa kavuşasınız diye iman sayesinde Tanrı’nın gücüyle korunuyorsunuz. Bu nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu elem çekmemiz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktayız. Böylelikle içtenliği kanıtlanmış imanımız, İsa Mesih göründüğü zaman size övgü, yücelik ve onur kazandıracak. Bu imanımız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir” (1.Petrus 1:3-9).

    Sizin böyle bir ümidiniz var mı? Öldükten sonra nereye gideceğinizi biliyor musunuz? Ruhsal zenginliğe kavuşmanın üç vazgeçilmez aşaması vardır:

    1. Ruhsal yoksulluğumuzu itiraf etmek,
    2. İsa Mesih’in uğrumuza yoksul olduğunu anlamak
    3. Tanrı’nın armağanını kabul etmek

    1. Ruhsal Yolculuğumuzu İtiraf Etmek

    Gerçek zenginliğe kavuşabilmek için kendi yoksulluğumuzu görmemiz gerekir. Kutsal Kitap “herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” diyor (Romalılar 3:23).

    Hepimiz günaha eğilimliyiz: “Yürek her şeyden ziyade aldatıcıdır, ve çok çürüktür; onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9).

    “İnsan nedir ki, temiz olsun? Ve kadının doğurduğu nedir ki, salih olsun? İşte, Allah mukaddeslerine emniyet etmiyor, Gökler bile onun gözünde temiz değil; Nerede kaldı ki, mekruh olan bozuk insan, O insan ki, haksızlığı su gibi içmektedir?” (Eyüp 15:14-16).

    Tanrı kusursuz, pak ve günahsızdır. Huzurunda tek bir günah bile bulunamaz. Sözde, “iyi işlerimizi” O’nun kutsal huzuruna getirdiğimizde, içindeki günah hemen belli olur. “Bak, ben kaç kez fukaraya sadaka verdim” ya da “Ramazanda oruç tuttum” diyerek iyi işlerimizi Tanrı’nın önüne sersek, O hemen bu işin içindeki gizli gösterişi, bencilliğimizi veya bu işi kendi vicdanımızı susturmak için yaptığımızı görüp bizi yargılar.

    “Bizim iyi işlerimiz hep boşa mı çıkacak?” sorusunu yanıtlayan Yeşaya peygamber, Kutsal Ruh’un esiniyle şöyle yazdı: “Hepimiz bir murdar gibi olduk; bütün salah işlerimiz kirli esvap gibidir; hepimiz yaprak gibi soluyoruz; ve bizi fesatlarımız yel gibi alıp götürüyor” (Yeşaya 64:6). Hepimiz günaha bulaşmış olduğumuz için kusurluyuz. Kendi doğruluğumuzu kuşandığımızda kirli paçavralarla kuşanmış gibi oluruz.

    En iyi işlerimiz bile günah bulaştı. Tertemiz giysileriyle çamura düşen bir çocuk gibiyiz. Çocuğun üstü başı çamura bulaşmış. Ufaklık çamur içinden kalkmış, gözlerinden yaşlar dökülerek çamurlu elleriyle giysisini temizlemeyi çalışmış. Tabii ellerini giysisine sürdükçe daha da kirletir. İşte bizim iyi işlerimiz de böyledir. İyi işlerimizle günahımızı temizleyemeyiz. En iyi, en dinsel işimizle bir tek günahımızı bile silemeyiz.

    Bir gün hepimiz Yaradan Tanrı’ya hesap vereceğiz. Ama borcumuzu ödeyemediğimiz için Tanrı’nın gazabına uğrayıp cehenneme mahkumuz. Canlarımızın kurtulması için Tanrı’ya sunabilecek bir şeyimiz yok. Çok yoksuluz…

    Durumumuzu iyice düşünüp itiraf ettikten sonra tövbe etmemiz gerekir. Tanrı’nın kabul edeceği tövbe ise, yalnız bu ya da şu işlediğimiz günah için af dilemek değildir. Gerçek tövbe; bütün günahlı, perişan halimizden dolayı acı duymak, ondan kurtulmak istemektir. Tövbe, düşünce ve davranışın kökten değişmesi, günah ve bencillikten dönüp Tanrı’ya yönelmektir.

    İsa “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara, Göklerin Egemenliği onlarındır” dedi (Matta 5:3). Ruhsal bakımdan yoksul kişi artık kendi benliğine güvenmeyen, bir kurtarıcıya muhtaç olduğunu bilendir. Gerçek tövbe, çaresizliğimizi bilmek ve Tanrı’nın kurtuluş müjdesini işitmeye hazır olmaktır.

    2. İsa Mesih’in Uğrumuzda Yoksul Olduğunu Anlamak

    “Bugün Allah için ne yaptın?” diye soran yazıyı görmüşsünüzdür. İyi bir soru bu. “Allah bizim için ne yaptı?” sorusu ise daha esaslıdır; çünkü her şeyin kaynağı O’dur. Tanrı’nın sizin için ne yaptığının farkında mısınız? Gönderdiği kurtarıcı İsa Mesih’in gerçek ruhsal zenginliğe kavuşma yolunu açtığını biliyor musunuz? “Rabbimiz İsa Mesih’in lütfunu bilirsiniz. Onun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.” (2.Korintliler 8:9)

    Kutsal Kitap’a göre, İsa yalnız bir peygamber olmayıp insan biçimine bürünmüş olan Tanrı’nın ezeli ve ebedi Sözü’dür. Evren O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratılmıştır. Her şeyin mirasçısı O’dur. Melekler O’nu durmadan övüyorlar. O akıl ermez yüceliğe ve zenginliğe sahiptir.

    Bu Yüce Olan bizi öyle sevdi ki, uğrumuza yüceliğinden soyunarak yoksul oldu. Perişan halimize acıyarak kurtuluşumuzu sağlayabilmek için yüceliğini hiçe saydı. İncil bu mucizeyi şöyle açıklar: “Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı. Bunun için de Tanrı O’nu pek çok yükseltti ve O’na her adın üstünde olan adı bağışladı” (Filipililer 2:6-9).

    İsa Mesih bir sarayda değil, bir ahırda doğdu. Annesi onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Bir marangozun oğlu olarak tanınmaya razı oldu. Halka yardım ediyor, onlara öğretiyordu. Yaşamının amacını anlatırken, “İnsanoğlu (kendisi) hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları uğruna fidye olarak vermeye geldi” (Markos 10:45) demişti. Çarmıha gerildiği zaman sırtındaki elbiseden başka bir şeyi yoktu. Hiç günah işlemediği halde, her alanda bizim gibi denenmiş, zayıflıklarımıza ve yoksulluğumuza duygusal yönden ortak olan bir Kurtarıcımız var.

    İsa Mesih çarmıhta cehennemin, yani gerçek ruhsal yoksulluğun dibine indi. Orada günahın ücreti olan ölüme boyun eğip günahlı Ademoğlunun uğraması gereken Tanrı’nın gazabına uğradı. Günahı bilmeyen Kurtarıcımız, hepimizin günahlarını yüklenerek günahın korkunç ücretini ödedi. Peygamberlerin yazılarına uyarak, kendine ait olmayan bir mezarda gömüldü. Üç gün sonra Tanrı O’nu ölümden diriltti.

    Mesih bizi zenginleştirmek amacıyla yoksul oldu. Ölümüyle ruhsal zenginlik yolunu açtı. Tanrı, inanlının günah cezasını İsa’ya yüklüyor ve bizi “suçsuz” olarak kabul ediyor. Rab, tüm günahlarımızı bağışlayıp bizi pak, kusursuz saymakta ve kendi Kutsal Ruh’unu vermektedir. “Ruh’un kendisi, bizim ruhumuzla birlikte, Tanrı’nın çocukları olduğumuza tanıklık eder. Eğer Tanrı’nın çocuklarıysak, aynı zamanda mirasçıyız. Mesih’le birlikte yüceltilmek üzere Mesih’le birlikte elem çekiyorsak, Tanrı’nın mirasçıları ve Mesih’in ortak mirasçılarıyız” (Romalılar 8:16-17). İşte ruhsal zenginlik budur.

    “Bir kişi bir başkasının günahları için nasıl ölebilir” düşüncesine aklımız ermeyebilir; bütün bunlar insana saçmalık gelebilir bile. Ama bu mükemmel sevgi karşısında bir yorum yapmadan önce derin düşünmenizi rica ederim. “Çarmıhla ilgili bildiri mahvolanlar için saçmalık, ama kurtulmakta olan bizler için Tanrı’nın gücü ve bilgeliğidir” (1.Korintliler 1:18). Peygamberlerin betimlediği duruma düşmeyin: “Bakın, siz alay edenler, şaşkına dönüp yok olun! Ben sizin gününüzde bir iş yapıyorum, öyle bir iş ki, biri size anlatsa inanmazsınız.” (Elçilerin İşleri 13:41).

    3. Tanrı’nın Armağanını Kabul Etmek

    İsa, “Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar” (Matta 6:19-21) dedi. Peki, gerçek zenginlik olan gökte hazineler nasıl biriktirebiliriz? Sevap işlemekle mi? Dinsel işler yapmakla mı?

    Gerçek zenginlik sadece imanla elde edilir. Tanrı katındaki ruhsal fakirliğinizi itiraf ettikten sonra İsa Mesih’in fidye olarak günahlarınıza karşılık çarmıhta öldüğüne inanmalısınız. İmanla Tanrı’nın ücretsiz sonsuz yaşam armağanını kabul edip diri Rab Mesih’te bulunan gerçek zenginliklere kavuşabilirsiniz. Bunu bir benzetme ile açıklayayım:

    Bir gün Nasrettin Hoca birkaç arkadaşıyla birlikte kırlara gezmeye çıkmış. Bir derenin kenarından geçerken nasıl olmuşsa aralarından birinin ayağı kayıp dereye yuvarlanmış. Suya düşen adam yüzme bilmiyormuş ve düştüğü derin suya batıp çıkıyormuş. Başı su üzerine çıktığında gargara yapıyormuş gibi sesler çıkarmış. Ha boğuldu ha boğulacakmış. Hoca’nın arkadaşları kenara yüzü koyun yatarak ellerini boğulmakta olan arkadaşlarına uzatıp, “Ver elini. Elini versene! Ver elini!” diye bağırmışlar. Fakat adam inat ederek kimseye elini vermemiş, sularda çabalamış. Neredeyse boğulup gidecekmiş adamcağız.

    Hoca olanları ilgiyle izliyormuş. Birdenbire kolunu sıvamış, kenara uzanıp elini adama uzatmış. “Al elimi!” diye bağırmış. Sulara batıp çıkmakta olan adam hemen eline sarılmış ve Hoca onu sudan çıkarabilmiş. Hocanın arkadaşları buna şaşarak, “Hocam, niçin hiçbirimizin eline sarılmadı da senin eline sarıldı?” diye sormuşlar. Hoca gülümseyerek, “Onu benim kadar iyi tanımıyorsunuz” demiş. “Bu adam cimrinin biridir. Onun için ‘Ver elini’ demenize aldırmadı. Onun bu huyunu bildiğim için, ‘Al elimi’ dedim. Gördüğünüz gibi o da yapışıverdi elime.”

    Bu öykü, önemli bir gerçeği vurguluyor. Bazı insanlar almaktan başka bir şey bilmezler. Oysa vermek, çok mutluluk verici bir şeydir. Hele hiç karşılık beklemeden vermeyi öğrenebilirsek, çok daha mutluluk vericidir. Neden? Çünkü bu Tanrı’nın bir özelliğidir. Tanrı öyle cömert ki, hiç karşılık beklemeden verir. Bizi de kendi benzeyişinde yarattığı için, karşılık beklemeden bir şey verdiğimiz zaman mutlu oluruz.

    Oysa insan genellikle bunun tersini yapar. Karşılık beklemeden para verene, yardım edene az rastlanır! İnsanlar hep kendi çıkarlarını düşünürler. Buna öyle alışmışız ki, karşılık beklemeden yardım edenden şüphelenip, “Acaba bu işte onun çıkarı ne” diye düşünürüz. Hatta Tanrı’nın bile karşılıksız bir şey vermeyeceğine inanıyoruz!

    Bu yüzden Tanrı’nın bize sonsuz yaşamı armağan olarak vereceğine inanmıyoruz. Sonsuz yaşamın ancak kendi gayretimizle elde edilebileceğini sanırız. Oysa sonsuz yaşam Tanrı’nın bize sunduğu en büyük armağandır! Bu armağanı kabul etmekten başka bir şey yapamayız. Ama insan kuşkulu olduğu için, “Bu işin içinde bir kurt var” diye düşünüp başka yollardan Tanrı’yı ve sonsuz yaşamı elde etmeyi tasarlar.

    Şeriat kurallarını tutmakla sonsuz yaşamı elde edeceğini sanır. Ne var ki Tanrı, sözünde açıkça diyor ki, “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimse övünmesin diye iyi işlerin sonucu değildir… Günah’ın ücreti ölüm, oysa Tanrı’nın karşılıksız armağanı Rab’bimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır” (Efesliler 2:8-9; Romalılar 6:23).

    “Ey sizler, susayan ve parası olmayan, sulara gelin; gelin satın alın, ve yiyin; gelin de, parasız ve bedelsiz şarap ve süt alın. Niçin parayı ekmek olmayan şeye, ve emeğinizi doyurmayan şeye veriyorsunuz? Beni iyi dinleyin, ve iyi olan şeyi yiyin, ve semiz şey ile canınız lezzet bulsun. Kulağınızı iğin ve bana gelin; işitin ve canınız yaşayacak; ve Davut’a olan emin merhametleri (Mesih’le ilgili kurtuluşun merhametlerini), ebedi ahdi sizinle keseceğim” (Yeşaya 55:1-3).

    Gerçekten Rab’bimizin “Kendisine yakaranların hepsine karşı eli açıktır” (Romalılar 10:12).

    Tanrı, ruhta yoksul olanların, doğruluğa acıkıp susayanların hepsini görkemli bir şölene davet ediyor. İçten tövbe edip yüce Kurtarıcıya güvenecek misiniz? Bu sonsuz yaşam zenginliğini ihmal etmeyin! “Sözle anlatılamayan armağanı için Tanrı’ya şükürler olsun!” (2.Korintliler.9:15)

    Mesih’te Zenginin Yeni Yaşam Tarzı

    Doğru yolda yürüyebilmesi için Mesih’e inanan kişiye gereken her şey verilmiştir. Tanrı, kendisini her yönden hoşnut etmek isteyene gereken gücü ve iradeyi verir. Öyle ki, inanlının hayat amacı Tanrı’yı yüce bir dost olarak daha iyi tanımak olsun. İnanlı kişi; doğruluğu, imanı, sevgiyi, sabrı arzuluyor. Tanrı, kendi Kutsal Ruh’unun meyvesi olan sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk, ve özdenetimi, Mesih inanlısının yaşantısında gerçekleştirecektir (Galatyalılar 5:22-23).

    Gerçek inanlılar kendilerini iyi işlere adamaya özen gösterir. “Çünkü biz, Tanrı’nın önceden hazırladığı iyi işlerin yolunda yürüyelim diye Mesih İsa’da yaratılmış olarak Tanrı’nın eseriyiz!” (Efesliler 2:10).

    İnanlı, kurtulmak için değil; kurtulduğu için iyilikte zengin olmaya çalışır. “Eldekiyle yetinerek Tanrı yolunda yürümek büyük kazançtır” diye düşünerek para hakkında pek kaygılanmaz (1.Timoteos 6:6).

    Ekonomik açıdan cömerttir. Çalışkan olup emek vererek güçsüzlere yardım eder. Mesih inanlıları, İsa’nın “vermek almaktan daha üstündür” sözünü yürekten benimser (Elçilerin İşleri 20:35).

    Onların yaşam şekli lüksten, konfordan, gösterişten uzak; basit ve sadedir. Mesih’in elçisi Tarsuslu Pavlus, hedefini şöyle anlattır, “Yoksuluz, ama birçoklarını zenginleştiriyoruz. Hiçbir şeyimiz yoksa da her şeye sahibiz” (2.Korintililer 6:10).

    Gerçek inanlılar başkalarının iyiliğini gözeterek onları zenginleştirmek amacıyla yaşıyor ve başkalarına en iyi, en zenginleştirici şey, Tanrı’nın lütfunu açıklayan müjdeyi duyurmaktır. Bunun için bu müjdeyi tüm uluslara ulaştırmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken, “Mesih’in akıl ermez zenginliğine” kavuşmuş inanlı, bu dünyada bir yabancı ve konuk olacaktır. Büyük bir ihtimalle inancından dolayı “gavur” olarak damgalanıp zulmedilecektir. Ama Musa gibi olacak, “Mesih uğruna aşağılanmayı, Mısır’ın hazinelerinden daha büyük bir zenginlik saydı. Çünkü alacağı ödüle bakıyordu” (İbraniler 11:26). Aynı şekilde biz de Mesih’teki ebedi zenginlikleri elde edebilmek için bu dünyanın geçici, sözde zenginliklerini red edelim. İsa’nın şu sözleriyle noktalayalım:

    “Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Göklerin Egemenliği onlarındır. Benden ötürü insanlar size sövüp zulmettikleri zaman, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür.” (Matta 5:10-12)

    Esen Kalın

    Yazı kaynağı : www.kutsalkitap.org

    Batı'da Siyasal Düşünceler: Sokrates'ten Jakobenlere

    Mutluluk Projesi

    Mutluluk Peşinde

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap