Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    milli mücadelede güney cephesinde kimlerle savaşıldı

    1 ziyaretçi

    milli mücadelede güney cephesinde kimlerle savaşıldı bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Türk Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi

    Türk Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi

    Güney Cephesi (Cenup Cephesi), Fransız Cephesi veya Kilikya Cephesi (Fransızca: La campagne de Cilicie), I. Dünya Savaşı'nın ardından Fransız kuvvetleri ve beraberindeki Ermeni Lejyonu ile TBMM idaresindeki Kuvâ-yi Milliye arasında gerçekleşen muharebelerden meydana gelen cephedir. Fransa, Sykes-Picot Anlaşması ve ardından Ermeniler ile imzalanan antlaşma ile kendisine düşen topraklara yönelmiştir. 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile cephe kapanmıştır.[2]

    Geçmiş[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mondros'tan sonra İngiliz orduları Maraş, Antep, Urfa, Adana ve civarını işgal etti. 1916 yılında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması Projesi gereği ile Maraş, Antep, Urfa ve Musul Fransızlara bırakılmalıydı. Fakat bu proje, Rusya'da devrim olduğu için ve Wilson prensipleri gereği yürürlüğe hiçbir zaman giremedi. Bununla birlikte Suriye'de Fransa ve İngiltere arasında büyük bir antlaşmazlık ortaya çıktı. İngilizler, Fransızları bölgeden çıkarmak için Suriye'nin bağımsız olmasını istemişlerdi. Fransızları kızdıran bu gelişme sonrası nihayet Büyük Britanya Musul'daki petrol kaynakları için Fransa ile 15 Eylül 1919'da Suriye İtilafnamesini kabul etti. Buna göre:

    İngiliz döneminde pek de önemli bir olay yaşanmadı. Asıl olaylar Fransızlar döneminde yaşandı. Fransızlar, kendileri aleyhindeki propagandayı İngilizlerin yaptıklarından fazlasıyla emindiler.[8]

    Maraş[değiştir | kaynağı değiştir]

    Maraş'taki ilk direniş, Sütçü İmam'ın, hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık eden Ermeni askerlere saldırması ile başlamıştır. Maraş, halkının Kurtuluş Savaşı sırasında kazandığı bu zafer nedeniyle 7 Şubat 1973'te TBMM tarafından "Kahraman" unvanıyla ödüllendirildi.

    Antep[değiştir | kaynağı değiştir]

    Fransızlar 1 Nisan 1919'da Antep'i işgal ettiler. 1920 yılının nisan ayı başında Türk milli kuvvetleri kentte bir ayaklanma başlatarak Fransızlara karşı direnişe geçmiştir. On ay kadar süren direniş esnasında Fransızların kente 70.000 mermi attığı ve Türk tarafında 6317 kişinin öldüğü anlatılır. Fransızlar, kenti yoğun olarak top ateşine tutmuş, Suriye'de bulunan birliklerinden destek almışlar fakat Antep'e girme konusunda askerî bir başarı gösterememişlerdir.

    30 Mayıs 1920'de Fransızlarla bir ateşkes imzalanmış ise de 17 Haziran'da çatışmalar tekrar başlamış ve aralıklarla 1920 sonuna dek sürmüştür.

    1914 yılında, I. Dünya Savaşı başladığı zaman Gaziantep 83 bin nüfuslu bir liva merkezi idi. 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak amacıyla harekete geçerken, 17 Aralık 1918'de İngilizler Antep'e girmiştir. Bir yıl süren bu işgale Fransızlar tepki göstermiş, 1918 eylülünde İngilizlerin Musul üzerindeki “nezaret hakkı”ndan vazgeçmeleri ile önce Suriye daha sonra Antep, Urfa ve Maraş boşaltılmıştır. Bunun ardından Fransızlar 29 Ekim 1919'da Kilis'i, 5 Kasım 1919'da Antep'i işgal ettiler.

    1920 yılının başında ise ünlü Antep Savunması başlamış oldu. 1 Nisan 1920'de başlayan Antep savunması 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona ermiştir. Savunma süresince Fransızlar şehre 70.000 mermi atmış, 6.000 Antepli ölmüştür. Konstantin'in Kasım 1920'de Yunan tahtına dönüşü ile Fransa, Türkiye'yi destekleme ve barış yaparak bölgeden çekilme kararı almıştır. Bölgedeki savunma sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihli toplantısında Antep'e "Gazi" unvanını vermiştir. Türk ve Fransız tarafları bunun üzerine mutabakata varmak üzere pazarlık yapmaya koyulmuş ve 9 Mart 1921'de Bekir Sami-Briand Anlaşması hazırlanmıştır. Ancak bu anlaşmanın TBMM tarafından imzalanmaması üzerine 15 Mart 1921 tarihinde Londra'da Türk Dışişleri Bakanı ve Fransız delegasyonu Antep, Adana ve çevrelerinin Türklere geri verilmesi hususunda yeni bir mutabakat sağlamıştır. Nitekim bu antlaşma 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile son şeklini almış ve 25 Aralık 1921'de son Fransız askerî Antep'ten ayrılmıştır.

    Ankara Antlaşmasını imzalayan Henry Franklin-Bouillon: "Biz Türklerle antlaşma yaparken onlar özellikle İngilizlerle ve İtalyanlarla da benzer bir anlaşma yapma sürecindeydiler. Fransa'yı tercih etmeleri, bize duydukları aşk için değil, bizim daha uzlaşmacı davranmamız sebebiyle oldu. Böylece Fransa'nın ahlaki ve ekonomik etkisi, belirli bir bölgeye uygulanmak yerine tüm ülkeye yayılacaktır. Ve eğer bugün Ankara'da bir tehlike varsa, onu yaratan sizsiniz(Müttefikler/İtilâf). Bu sadece Yunanların İzmir'e gönderilmeleriyle veya Müttefiklerin (İngilizlerin) Anadolu'da son derece kararsız ve zayıf bir politika takip etmeleriyle değil, aynı zamanda Müttefiklerin, Rusların ve Amerikan şirketlerinin doğudaki çıkarlarını uyumlu hale getirmenin imkansızlığı içinde Kemalistlere verdikleri maddi ve manevi yardımlarla onlara gerçek bir güç olma fırsatı sağlamalarıyla oldu." Franklin Boullion'a göre, Türkiye, Enver ve Talat'ın işlediği suçlardan sorumlu değildi. Türk halkı istemeden savaşa girmişti. Asıl suçlu Türkleri Almanya ile birlikte ittifak yapmaya zorlayan Müttefikler yani İngilizlerdi.[9] Öte yandan Fransa, baş düşmanı olan kral Konstantin'in Kasım 1920 seçimleri sonucu Yunan tahtına geri dönmesiyle Yunanistan'a yapılan tüm kredileri ve desteği durdurmuş, Türkiye'ye karşı politikasını değiştirmiş ve Yunanistan'a karşı Türkiye'yi destekleme kararı almış, ayrıca Mart 1921 Londra Konferansı'nda da Trakya ve İzmir'in Türklere verilmesi gerektiğini savunmuş, milli mücadele yanlısı bir tutum sergilemiştir.[10][11][12][13][14][15][16]

    Dışişleri Bakanı, Yusuf Kemal Tengirşenk:

    Urfa[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ali Saip Bey'in Jandarma komutanı olarak Urfa'ya atanmasından sonra halkın örgütlenmesi daha da süratlendi. Üç bin kişilik bir askerî güç oluşturuldu. 12'ler olarak adlandırılan ve Urfa'nın önde gelen 12 vatanseverinden oluşan Kuvâ-yi Milliye hareketi, önderleri Hacı Mustafa Hacıkamiloğlu vasıtasıyla 7 Şubat 1920'de Fransız komutanlığına şehrin boşaltılmasını isteyen bir ültimatom verdiler. 9 Şubat'ta şehrin yarısı geri alındı ve 10 Nisan'da Fransızlar çekildiler.

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Kurtuluş Savaşı Cepheleri - Kurtuluş Savaşı Doğu, Güney ve Batı Cephesinde Kimlerle Savaştık, Komutanları Kimler?

    Kurtuluş Savaşı Cepheleri - Kurtuluş Savaşı Doğu, Güney ve Batı Cephesinde Kimlerle Savaştık, Komutanları Kimler?

    Kurtuluş Savaşı, üç temel cepheden oluşmuştur. Bu cepheler, Doğu Cephesi, Güney Cephesi ve Batı Cephesidir. Her cephenin farklı bir önemi bulunmaktadır. Üç cephede de Türk ordusu ve Kuva-i Milliye birlikleri büyük zaferler elde etmiştir.

    KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELERİ

    Kurtuluş Savaşı temelde 3 tane cepheden oluşmaktadır. Kurtuluş Savaşı cepheleri; Doğu Cephesi, Güney Cephesi ve Batı cephesinden oluşmaktadır. Peki Kurtuluş Savaşı'nda kimlerle savaştık? Bu soruyu detaylıca açıklamadan önce, kısaca cevaplamakta fayda vardır. Kurtuluş Savaşı'nda, Doğu cephesinde Ermeniler ile; Güney cephesinde Fransızlar ve Ermeniler ile; Batı cephesinde ise Yunanlılar ile savaşılmıştır. Milli Mücadele cepheleri aşağıda detaylıca açıklanacaktır.

    DOĞU CEPHESİ

    Doğu Cephesinde, İngilizlerin destek verdiği Ermeniler ile savaşılmıştır. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti ile Ermeniler arasındaki sorun 1878 Berlin Antlaşması'ndan itibaren devam etmiş ve büyümüştür. Lakin zaman içinde doğuda Ermeni saldırıları hızla artmış ve boyutları da şiddetlenmiştir. 24 Eylül 1920 tarihine gelindiğinde ise Ermenilerin saldırıları bir taarruz boyutuna gelmiştir. Vaziyet böyle olunca da Türk ordusu, Ermenilere karşı taarruza geçmek durumunda kalmıştır. Doğu cephesinin başında komutan olarak Kazım Karabekir yer almıştır. Kazım Karabekir önderliğinde gerçekleşen savaş başarı ile sonuçlanmıştır. Türk ordusu, doğu cephesinde Misak-ı Milli sınırlarına ulaşınca da, ilerleyişini durdurmuştur. Bu başarının neticesinde ise Ermeniler barış istemek zorunda kalmıştır. Böylece 3 Aralık 1920 tarihinde Ermeniler ile Gümrü Antlaşması imzalanmıştır.

    Gümrü Antlaşması, yeni kurulmuş olan bu Türk Devleti'nin uluslararası alanda elde ettiği ilk siyasi başarı konumundadır. Zira Ermenistan, TBMM'nin siyasi varlığını bu antlaşma ile kabul etmiş ve onu tanımıştır. Ayrıca belirtmekte fayda vardır ki Ermenistan, TBMM'nin siyasi varlığını kabul ederek, onunla antlaşama yapan ilk devlettir. Doğu cephesinde başarıya ulaşılması ve Gümrü Antlaşması'nın imzalanması neticesinde Misak-ı Milli'nin bir kısmı gerçekleşmiştir. Ermenistan'da bu antlaşma ile Türk topraklarındaki hak iddialarından vazgeçerek, Sevr Antlaşması'nı tanımadıklarını belirtmişlerdir. Böylece Ermenistan ile sınır olarak Çıldır Gölü ile Aras nehri belirlenmiştir.

    Doğu cephesinin kapanması ile birlikte burada bulunan düzenli ordu, Batı cephesine kaydırılmıştır.

    GÜNEY CEPHESİ

    Güney Cephesinde mücadele, Fransızlara ve Ermenilere karşı yapılmıştır. Mondros Ateşkes Antlaşması neticesinde güney bölgesi başta İngilizlere, daha sonra ise Fransızlara bırakılmıştır. Lakin Fransızların bölgede bulunan halka kötü muamelelerde bulunması, ayrımcılık yapması ve Ermeniler ile olan işbirliği neticesinde güney cephesi kurulmak zorunda kalmıştır. Güney bölgesinde yaşayan halkın direnişleri neticesinde önce 11 Şubat 1920 tarihinde Maraş, 10 Nisan 1920'de ise Urfa şehirleri Fransız işgalinden kurtarılmıştır. Güney cephesinde ise ayrıca Antep şehri büyük bir direniş göstermiştir. 9 Şubat 1921 tarihinde Antep ili de yaklaşık 6000 kişiyi ve Üsteğmen Mehmed Said Bey'i de şehit vererek, düşman işgalinden kurtulmuştur. Zira bu yüzden günümüzde bu iller Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Gaziantep olarak bilinmektedir. Bu başarıların ardından ise Sakarya zaferi ile birlikte 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlar ile Ankara Antlaşması imzalanmıştır.

    Ankara Antlaşması ile Hatay ve İskenderun dışında kalan güney illerinden Fransızlar çekilmiştir. Böylece güney cephesi de kapanmıştır. Ankara Antlaşması, İtilaf Devletleri üyelerinden biri ile yapılan ilk antlaşmadır. Bu nedenle de oldukça önemli bir role sahiptir. Zira bu antlaşma ile birlikte Fransa, Misak-ı Milli'yi ve TBMM'yi tanıyan ilk İtilaf Devleti olmuştur. Böylece İtilaf Devletleri bloğu iilk defa parçalanmıştır.

    Güney cephesinin en önemli özelliği, bu cephenin yöre halkının seferberliği neticesinde kazanılmış olmasıdır. Zira güney cephesi, diğer cephelerin aksine, düzenli ordunun katkısı olmadan kazanılmıştır. Yani güney cephesi Kuva-i Milliye'nin en etkili olduğu cephedir. Güney cephesinin kapanması ile birlikte, buradaki birlikler de batıya kaydırılmıştır.

    BATI CEPHESİ

    Batı cephesi ise 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir'in işgal edilmesi ile başlamıştır. Batı cephesinin açılmasının nedeni Türk ordusunun güçlenmesini engellemek ve Sevr Antlaşması'nı zorla kabul ettirmektir. Başta İzmir olmak üzere çevre illerde de Yunan işgali başlayınca, bu işgale direniş için bölge halkı tarafından Kuva-i Milliye birlikleri oluşturulmuştur. Böylece Batı cephesi; Akhisar, Aydın, Ayvalık, Bergama, Nazilli, Salihli ve Soma bölgelerinde başlamıştır.

    Batı cephesi Türk ordusunun büyük kahramanlık gösterdiği ve tarihe adını yazdırdığı belki de en önemli cephe olarak karşımıza çıkmıştır. Zira Batı cephesi, yeni kurulan düzenli ordunun ilk zaferidir. Batı cephesinin başında İsmet Paşa yer almıştır. Kuva-i Milliye birlikleri ve düzenli ordunun ortak zaferi olan Batı cephesinin kazanılması neticesinde halkın düzenli orduya duyduğu güven artmıştır.

    KURTULUŞ SAVAŞI'NDA DÜZENLİ ORDU HANGİ CEPHEDE SAVAŞMIŞTIR?

    Mondros Ateşkes Antlaşması, Türk milletinin düzenli ordusunu dağıtmıştır. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı'nı Kuva-i Milliye birlikleri başlatmıştır. Zira bu dönemde elde kalan tek düzenli ordu; Doğu Anadolu'da bulunan 15. Kolordu olmuştur. Bu kolordunun başında ise Kazım Karabekir yer almıştır. Düzenli ordudan geriye kalan bu kolordu ise Doğu cephesinde kahramanca savaşmış ve bu savaşı başarı ile kazanmıştır. Yani Doğu cephesinde, düzenli ordu savaşmıştır.

    Güney cephesi ise, düzenli ordunun desteği olmadan kazanılmış tek cephedir. Bu cephe tamamen bölge halkının üstün direnişi ve Kuva-i Milliye birliklerinin azmi sayesinde kazanılmıştır.

    Batı cephesinde ise ilk başta Kuva-i Milliye birlikleri direnmiştir. Lakin Kuva-i Milliye birlikleri bu bölgede yeterli olamamıştır. Bu nedenle düzenli ordunun kurulması kararı alınmıştır. Bu hususta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk şöyle demiştir; "Para vardır veya yoktur. Ama ordu mutlaka olacaktır." Böylece düzenli ordu Batı cephesinde savaşa dahil olmuştur. Ordunun komutanlığına İsmet İnönü atanmıştır.

    KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELERİ KOMUTANLARI

    Düzenli ordu kurulduktan sonra, her cepheye birer komutan atanmıştır. İşte bu komutanlar Kurtuluş Savaşı cepheleri komutanları olarak tarihe isimlerini yazdırmıştır. Doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir'dir. Güney cephesi komutanlığına Refet Bele atanmıştır. Batı cephesine ise İsmet İnönü komutanlık etmiştir.

    Yazı kaynağı : www.sabah.com.tr

    kurtuluş savaşında hangi cephelerde kimlerle savaştık

    Milli Mücadele Döneminde Güney Cephesinde Kimlerle Savaşıldı?

    Milli Mücadele Döneminde Kadınlar

    GÜNEY CEPHESİNDEKİ ÇARPIŞMALAR

    Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesini bahane eden İngilizler, 1919 yılının başlarından itibaren Adana, Antep, Urfa ve Maraş’ı işgal etmişlerdi.

    Bu işgal nedeniyle bölge halkı protestolarda bulundu ve örgütlenmeye başladı. Ancak İngilizler girdikleri yerlerde yönetime müdahale etmedikleri ve halkın onuruna dokunacak hareketleri yapmaktan kaçındıkları için silahlı bir direniş ile karşılaşmadılar. Bu durum İngilizlerin geçmiş yıllardaki emperyal işgallerdeki tecrübelerinden gelmekteydi.

    Daha sonra, İngilizlerle Fransızlar arasında yapılan anlaşma gereği bu yöre Fransızlara terk edildi. Fransızlar girdikleri yerlerde Ermenilerle işbirliği içine girerek yöre halkına baskı yapmaya başladılar. Bunun üzerine Güney ve Güneydogu’da Fransızlara karşı cepheler oluşmaya başladı.

    Sivas Kongresinde, güneyde Kuva-i Milliye direnişinin örgütlenmesine karar verildi.

    Güneydeki Kuva-i Milliye, Batı Cephesi’ndekinden oldukça farklıydı. Çünkü burada halkın tamamı, Temsil Kurulu’nun burada görevlendirdiği subaylarla tamamen kaynaşmış, top yekün bir savaşa başlamıştı.

    Adana Cephesi’nde Fransızların asıl amacı Kilikya diye adlandırdıkları Adana ve yöresini sömürge haline getirmekti. Bu amaçla Ermeni azınlığa dayanarak bölge halkına baskı ve zulüm yapmaya başladılar.

    Bölge halkı, Fransız birliklerine karşı mücadeleye girişti. Dar imkânlarla savaşan yurtseverler Fransızlara birçok kayıplar verdirttiler.

    Antep’te İngilizlerin kenti Fransızlara terketmeleri; halkta, işgalin geçici olmadığı düşüncesini doğurdu. Bunun üzerine mitingler düzenlenerek Fransız işgali protesto edildi ve direniş kararı alındı. Fransızlar, halkın güçlü direnişi karşısında ancak bir yıl sonra Antep’e girebildiler. Ancak tahmin edemeyecekleri büyük bir direniş ile karşılaştılar.

    Halkın yoğun direnişine karşı koyamayan Fransızlar Maraş (11 Şubat 1920) ve Urfa’yı (11 Nisan 1920) terketmek zorunda kaldılar.

    Güneybatıda; İtalyanların işgal ettikleri yerlerde herhangi bir çatışma olmadı.

    Düzenli ordunun kurulup, askeri başarıların elde edilmesi üzerine İtalyanlar işgal ettikleri yerlerde kalamayacaklarını anlamış, bir süre sonra yurdumuzu terk etmişlerdir.

    Yazı kaynağı : www.nkfu.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap