Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    mariana çukuru ismini nereden almıştır

    1 ziyaretçi

    mariana çukuru ismini nereden almıştır bilgi90'dan bulabilirsiniz

    derin » MARIANA ÇUKURU

    challenger-deep

    Dünya üzerinde bilinen en derin nokta olan Mariana Çukuru, Pasifik Okyanusu’nda Japonya ve Endonezya arasında, Guam Adası ve Mariana adalarının güneybatısında yer alıyor. Adını Mariana adalarından alan Mariana Çukuru’nun uzunluğu 2.550 km, genişliği ise 69 km. Mariana Çukuru’nun en derin noktası olan Challenger Deep çukurun güney ucunda bulunuyor. Derinliği 10.994m. Bu derinlik bugüne kadar ölçülmüş Dünya üzerindeki en derin nokta. Gözünüzde daha somut bir şekilde canlanması için: 10.000 m neredeyse troposferin sonu ve uçakların uçtuğu yükseklik. Ya da; Dünya’nın en yüksek dağı olan Everest Dağı (8.848 m) bu çukurun dibinden başlasaydı zirvesinin üzerinde 2,1 km daha su kütlesi olurdu! Ama ilginç bir nokta: Challenger Deep yine de Dünya’nın merkezine en yakın nokta değil, çünkü ekvatora yakın.

    Nasıl oluşmuş?

    Mariana Çukuru, levha hareketleri sonucu Pasifik ve Filipin levhalarının çarpıştığı yerde Pasifik Levhası’nın Filipin Levhası’nın altına girmesiyle oluşmuş. Bu iki levha da kuzeybatıya doğru hareket ediyor, ama Pasifik Levhası Filipin Levhası’ndan daha hızlı hareket ettiği için Filipin Levhası’nın altına girerek sürekli bir basınç oluşturuyor ve bu basınç bölgede sık sık depremlerin olmasına neden oluyor.

    Mariana Çukuru’nun Keşfi ve Devamındaki İnişler

    challenger expedition

    Mariana Çukuru, 1872-1876 yılları arasında yapılan Challenger seferi ile keşfediliyor. Challenger seferinin tarihte önemli bir yeri var, çünkü modern okyanus bilimi bu sefer ile başlıyor. Bu keşif gezisi okyanusların özellikleri, okyanus suyunun kimyası, akıntılar, okyanusta yaşayan canlılar ve okyanus jeolojisi hakkında bilgi toplamak için yapılan ilk sefer. İçinde laboratuvar ve çeşitli bilimsel ekipmanlar bulunduran HMS Challenger isimli İngiliz gemisi ile 4 yıl boyunca 70.000 mil yol kateden bilim insanları ve araştırmacılar ilk okyanus derinlik haritalarını, akıntı ve sıcaklık haritalarını oluşturuyorlar ve yaklaşık 4.000 yeni canlı türü keşfediyorlar. Challenger seferinin en önemli sonuçlarından biri de; yeryüzünün en derin noktası olduğu düşünülen Mariana Çukuru keşfedilmesi. Çukurun derinliğinin yaklaşık 8.200 m olduğu düşünülüyor.

    Mariana Çukuru’nun keşfinin ardından, 1900’lerin başında derinlik ölçmek için I.Dünya Savaşı’nda denizaltıların yerini belirlemek amacı ile kullanılan sonar (SOund NAvigation and Ranging) teknolojisi kullanılıyor. Bu yöntemde, suya ses dalgaları gönderiliyor. Bir yüzeye çarpan ses dalgaları yansıyor ve geri dönüyor. Böylece ses dalgalarının gönderilmesi ve geri gelmesi arasında geçen süreye bakıp sesin yansıdığı yüzeyin derinliği hesaplanabiliyor.

    1951’de ise Mariana Çukuru’nun en derin noktası olan Challenger Deep keşfedildi. HMS Challenger II isimli gemi echo-sounder ile Mariana Çukuru’nda yaklaşık 11 km’lik derinlik ölçtü. Geminin adına ithafen bu noktaya Challenger Deep adı verilmiş.

    Yeryüzünün en derin noktasına ilk insanlı iniş ise 1960 yılında Jacques Piccard ve Don Walsh tarafından Trieste isimli batiskaf ile yapılıyor. Yaklaşık 11 km’deki basınca dayanabilmesi için özel olarak tasarlanan bu batiskaf ile yapılan iniş 5 saat sürüyor, fakat dış camlardan birinde yüksek basınç yüzünden oluşan bir çatlak nedeniyle dipte yalnızca 20 dakika kalabiliyorlar. Neyse ki iç cam basınca dayanıyor, yoksa Challenger Deep’e ilk insanlı iniş denemesi bir felaketle sonuçlanabilirdi. Bu 20 dakikalık sürede de maalesef dipteki kumun kalkıp toz bulutu oluşturması sebebiyle hiç fotoğraf çekemiyorlar ama pisi balığı olduğunu düşündükleri bir balık görüyorlar ve böylece o güne kadar gizemini koruyan “O derinlikte canlılık olabilir mi?” sorusu bir cevap bulmuş oluyor.

    Bu keşfin ardından uzun bir süre Mariana Çukuru’na yapılan keşif dalışlarına ara verildi. 90’lı yıllardan itibaren ise çukurun dibindeki yaşama dair bilim adamlarının merakının tekrar canlanmasıyla insansız dalışlar yapılarak jeolojik ve biyolojik örnekler toplandı. 2010 yılında ses titreşimleri gönderilerek yapılan araştırmada Challenger Deep’in derinliğinin 10.994 m olduğu belirlendi ve bu, dünya üzerinde bugüne kadar ölçülen en büyük derinlik.

    2012 yılında ise Mariana Çukuru, James Cameron aracılığıyla gündemde yerini aldı. Çocukluğundan beri okyanus bilimine ve dalışa meraklı olan ünlü yönetmen 3.800m’deki Titanic batığına da film için araştırma yapmak ve görüntü almak için kendi inmiş.

    James Cameron Challenger Deep’e o meşhur inişini kendi tasarladığı Deepsea Challenger isimli aracıyla yaptı. Deepsea Challenger’ın içinde tek başına 10.898 m’ye inen ve bu derinlikte 3 saat kalan Cameron, su, toprak ve canlı örnekleri ve Deepsea Challenge belgeseli için çektiği birçok görüntüyle döndü. İnişten sonra yapılan bir röportajda Cameron, ilginç canlılar görmeyi umduğunu fakat sadece 2,5 cm’den daha küçük karides benzeri canlılar gördüğünü ifade ediyor.

    Meraklısı için bu sansasyonel dalıştan ilginç bir detay: Rolex sponsorluğunda gerçekleşen bu dalış için bir Rolex saat aracın robotik kollarından birine suyla temas edecek şekilde takılmış ve dalış boyunca normal bir şekilde çalışmış.

    Mariana Çukuru’nda Yaşam

    Peki Mariana Çukuru’nda yaklaşık 11 km derinlikteki basıncı hayal edebiliyor musunuz? Tamı tamına 1.086 bar! Hayal etmek biraz zor. Peki bu kadar yüksek basınçta canlı yaşayabilir mi? Yıllarca bilim insanlarının aklını kurcalayan bu soru, 1960’ta Trieste isimli batiskaf ile Challenger Deep’e inen J. Piccard ve D. Walsh’ın pisi balığı benzeri bir canlı gördüklerini açıklamalarıyla biraz olsun aydınlanmıştı. Görüntü elde edememişlerdi ama artık Challenger Deep’te canlı yaşadığı biliniyordu. Peki bu kadar yüksek basınçta bu nasıl mümkün oluyor? 1.086 bar basınç altında kalsiyum sadece çözünmüş halde bulunabildiği için omurgalı bir canlının kemikleri çökerdi. Bu nedenle Mariana Çukuru’nda yalnızca bu yüksek basınca adapte olabilmiş ve tam anlamıyla omurgalı olmayan canlılar yaşayabiliyor. En derinde yaşadığı bilinen balık, bir snailfish türü olan Pseudoliparis amblystomopsis. 7.700 m’lerde yaşayan ve 8.145 m’de de görülen bu balıklar gruplar halinde dolaşıyorlar. Ayrıca Mariana Çukuru’na yapılan inişlerde 5.000 m civarında yaşayan rat tail türü, 10 cm’yi geçen boyutlarda tek hücreli xenophyophore’lar, 6.000 m civarında da yaklaşık 20 cm boyunda dev amfipotlar (karides benzeri kabuklular) bulunmuş – ki normalde amfipotlar yaklaşık 2,5 cm boyutunda. James Cameron’ın seferinde ve son yıllardaki diğer inişlerde yeni bir deniz hıyarı türü ve çoğu bakteri, bir kısmı da amfipot olmak üzere 68’in üstünde yeni canlı türü keşfedildi. Levha sınırında olduğu için mineral açısından zengin olan bölgede bu canlıların o noktada yaşama adapte olmuş olabileceği bilim insanlarınca yapılan yorumlar arasında.

    Yeryüzünün bu en derin noktası ile ilgili araştırmalarda çok yol katedildiği bir gerçek, ancak Mariana Çukuru ve içinde barındırdıkları bilim insanlarının merak konusu olmaya devam edecek gibi duruyor.

    Yazı kaynağı : www.derin.boun.edu.tr

    Mariana Çukuru

    Mariana Çukuru

    Mariana Çukuru (Challenger Çukuru),[1] Dünya üzerinde bilinen en derin noktadır. Büyük Okyanus'ta, Guam Adası'nın güney batısında, Japonya ve Endonezya arasında, iki ülkeye de aşağı yukarı eşit uzaklıkta yer alır. Yapılan son ölçümlere göre en derin noktası yaklaşık 10.994 metredir.[2] Uzunluğu 2.542 metre, genişliği ise 69 metredir.

    Okyanusal nitelikte iki plakanın çarpıştığı sınırda derin çukurlar oluşabilir. Mariana çukuru da, Pasifik Plaka ile Mariana Plakası'nın çarpışması sonucu oluşmuş bir çukurdur ve iki plaka sınırındadır.

    Suyun içine atılan 1 kilogram kütleli metalin tabana ulaşması, yaklaşık olarak 1 saat sürer. Ancak, suyun yoğunluğu ve metalin özkütlesi de hesaba katıldığında, tabana ulaşma süresi artıp azalabilir. Dip noktasındaki basınç ise yeryüzündeki basınca göre yaklaşık 1000 kat daha fazladır.

    Mariana Çukuru'nda hayat belirtileri vardır. Yapılan araştırmalar, aşırı basınçlı ve soğuk ortamda yaşayabilen birçok mikroorganizma, balık ve yengeç türünü ortaya çıkarmıştır. Buradaki yaşamın temel dayanağı, 300 dereceye ulaşan volkanik püskürmeler ve buradan çıkan sülfürü metabolize edebilen bakterilerdir. Bu kadar derinde yaşayan balık türlerinin hayatları yüzlerce yılı bulabilmektedir. Buradaki canlıların, çok eski prehistorik dönemlerden bu yana aynı kaldığı düşünülmektedir.

    23 Ocak 1960'ta, İsviçreli bilim insanı Jacques Piccard ile Amerika Birleşik Devletleri Donanması'ndan Teğmen Donald Walsh, Trieste Batiskapı içinde Mariana Çukuru'na inebilmeyi başaran ilk insanlar olmuşlardır. İlk anda 11.521 metre (37,799 feet)'lik bir derinliğe inildiği hesaplanmış, ancak 1995 yılında yapılan ölçümlerde doğru derinliğin 10.916 metre (35,814 feet) olduğu anlaşılmıştır. Derin noktaya iniş yaklaşık 3 saat 15 dakika sürmüş, burada 20 dakikalık bir sürenin ardından tekrar yüzeye çıkılmasıyla toplamda 5 saatlik bir sürede dalış ve yüzeye çıkış tamamlanmıştır.[3]

    25 Mart 2012'de, Kanadalı yönetmen James Cameron “Dikey Torpil (Deepsea Challenger)” adlı özel denizaltısıyla Mariana Çukuru’na tek başına inmeyi başardı. 156 dakikada dünyanın tabanına inen, 3 saat incelemelerde bulunan Cameron, beklenenden daha kısa sürede, 70 dakikada yüzeye çıktı. Cameron tarafından bizzat tasarlanıp Avustralyalı mühendislerce inşa edilen denizaltı, Çukur’da bulunan metrekare başına 7.250 tonun üzerindeki basınca dayanıklıdır.[4]

    13 Mayıs 2019'da Amerikalı deniz altı kâşifi Victor Vescovo, Pasifik Okyanusu'nda yer alan Mariana Çukuru'na daldı. Dipteki yüksek basınca dayanacak şekilde üretilen dalış aracıyla 10 bin 927 metre derine inen ve çukurun dibinde 4 saat kalan Vescovo, incelemeleri sırasında deniz canlıları ile renkli kayalık yapıların yanı sıra plastik poşet ve şeker ambalajları buldu.[5]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Dünyanın en derin yeri Mariana çukuru nasıl oluştu?

    Dünyanın en derin yeri Mariana çukuru nasıl oluştu?

    Dünyanın en derin yeri Mariana çukuru nasıl oluştu?

    Dünyanın en dip noktası tam olarak 10.994 metre derinliği olan Mariana Çukuru (Challenger Çukuru), 2542 km bir yatay uzunluğu , 69 km’de genişliğe sahiptir. Büyük Okyanusta bulunan bu devasa çukur nasıl oluştu? Dünyaya gelen bir astreoit mi bunu yaptı? Bilim bu konuda neler söylüyor?

    Sizi bu araştırmaların en başına götüreceğiz. Mariana Çukurunun nasıl bulunduğunu ve bulunduktan sonra yapılan bilimsel çalışmalardan söz edeceğiz. Yanlış anlaşılan bir konuya önce bir açıklık getirelim Mariana sanki bir kuyu gibi algılanıyor. Halbuki devasa büyük bir çukur tıpkı hendek gibi düşünün. Fotoğrafların çoğunda yanlış bir izlenim var. Aşağıdaki fotoğrafta Mariana Çukurundaki Mariana Adasının fotoğrafıdır.

    Yukarıdaki fotoğraf Mariana Çukur değil, Orta Amerika’nın Belize’de yer alan doğal deniz çukuru, 146 m derinliğinde ve 305 m çapındaki Büyük Mavi Çukur’dur.

    Mariana Çukuru Nasıl bulundu?

    Tarih 1872. HMS Challenger adında İngiliz su altı araştırma gemisi okyanusları diplerini incelemek için yola çıkar. Bu gemi okyanus biliminin öncüsüdür. 100 bin km yol alan ve 4 binden fazla yeni canlı bulmuşlardır. O zamanlar kurşundan yapılmış ağır kürelerle deniz altında indir çıkart yöntemleri ile çok zordu.

    Challenger gemisi Batı Pasifik tarafına geldiğinde bu bölgenin diğer yerlere göre daha derin olduğunu gördü. Japonya ile Endenozya arasında kalan Guam Adası’nın güney batı tarafında derinlik ölçmek için ipi saldılar. Fakat durum karışıktı. 8 km uzunluğundaki ip yetmemişti. Bilim insanı ilk defa su altının da düz olmadığı kuralını böylece çökertmiş oldu.

    1876 yılına kadar yaptıkları tüm çalışmaları yayınlayan araştırmacılar, bilim dünyasında heyecan uyandırdı.

    1940’lı yıllarda Sonar teknolojisi bulundu.Artık deniz altındaki ölçümler eski ve ağır yöntemlerle yapılmayacaktı. Sonar, gemi altından sinyal gönderiyor ve sert bir kütle gördüğünde geri geliyor. Müttefiklerin, Alman denizaltılardan korunmak için gelişen yöntem artık bilim için kullanılacaktı.

    1951 yılında İngiliz askeri donanmasına ait su altı araştırma gemisi Challenger, bölgeye gitti. Sonar teknoloji ile 11 bin 33 km olduğu görüldü. Fakat yatay olarak ilginç bir keşif gerçekleştirildi. 2542 km x 69 km lik kocaman bir alana sahip dev bir çukurdu. Dip noktası ise bu çukurun bir parçasıydı. Yani doğudan batıya Türkiye’nin Iğdır ilinden Polanya’ya kadar bir genişlikten bahsediyoruz.

    Bu araştırmayı yapan geminin adı Challenger olduğundan bu başarı için onun ismini yani Challenger Çukuru adını verdiler.

    Challenger Çukuru’na (Mariana) dalışlar başlıyor!

    Peki bu kadar derinlikte acaba ne vardı? Bu derinlik nasıl oluşmuştu? Bilim adamlarını cezbediyordu bu sorular. Fakat bir sorun vardı. Derinliğe indikçe basınç yükseliyordu. İnsan bu basınca dayanamazdı. O zamanki teknoloji 11 km’lik bir dalışa karşı  çaresizdi. Hesaplamalara göre dip noktada 1000 kat daha çok basınç vardı. Önce bu sorunu halletmek gerekiyordu.

    1953 yılında Auguste Piccard adında İsviçreli bir bilim adamı, basınca dayanıklı bir Triest batiskafını yaptı. Tam 7 yıl boyunca bu cihaz test edildi ve hataları giderildi. (Batiskaf çok yüksek basınçlara dayanabilen , kurşun, demir, çelik gibi sağlam metallerden oluşan denizaltı aracı)

    1960 yılında herşey hazırdı. Amerikan deniz subayı Teğmen Don Walsh ve Auguste Piccard’ın oğlu Jacques Piccard bu dalışı gerçekleştirecek iki isimdi. 23 Ocak 1960’da Challenger sonrasında ismi Mariana olarak değiştirilen bu çukura tam 4 saatte iniş yaptı. İnerken Triest batiskafının görüş camlarından bir camı kırılmasına rağmen çift cam kullandıkları için, sağlam bir şekilde inişi yaptılar.

    Dipte bir çok canlı türü vardı. Fakat Triest batiskafının hareketi ile yoğun toz bulutundan sebep, görüş sağlanamıyordu. Çaresiz kalan ekip 5 saat süren bir çıkış yolculuğu yaptılar. Üzgünlerdi ama ilk dalış rekoru da onlara aitti.

    1960 yılından sonra, dalışlar devam etti. Ama Mariana Çukurunun neden oluştuğu hala bulunmamıştı.

    Mariana Çukurunu bilim adamları incelemeye başladı

    Yer bilimciler bir grup oluşturdular ve tüm sismik değerleri incelemeye aldılar. Aslında devasa büyüklüğünde bir kanyon olduğunu farkettiler. Dünyayı kuşatan büyük bir kanyonun diğer yüzeyinde de dev su altı dağları devam ediyordu.

    65 km uzunluğunda dünyanın etrafında dönen bir birbirini tamamlayan şeritlerle devam ediyordu. Peki oluşan bu devasa çukurlarla sıralı dağların ne alakası vardı? Bölgede oluşan depremlerin bunla ilgili bir ilgisi olabilir miydi?

    Depremleri incelediklerinde, derinliklerde meydana gelen sürtünmelerden birbirlerine iten tabakalar sonucu depremler oluşuyordu. Bu tabakalar ise hendek ve tepeler kaymalar sonucu oluşuyordu.

    Daha sonraları ise Doğu pasifik okyanusu ile Atlas okyanusunun orta kısmından geçen metal şeritli tabakalar keşfedildi.

    Birbirini iten tabakalar zamanla birbirlerine geçe geçe arada böyle vadiler ve çukurlar oluşturabiliyordu. Dünyada Mariana Çukuru gibi daha bir çok derin çukurlar da bulunmakta. Çukurlar sanki Dünya’nın kara tabakasını dengeleyen oluşumun emniyet subapları gibi duruyor. Fakat Mariana Çukurundaki dip noktası Dünyanın yaşının milyonlarca senede oluştuğunu gösteriyor.

    James Cameron Mariana Çukuruna dalıyor!

    25 Mart 2012 tarihinde, dalış rekoru artık tarihe karışıyordu. Meşhur Titanik, Terminatör ve Avatar filmlerinin yönetmeni James Cameron, Avustralyalı mühendislerce son teknolojik bir batiskafla Mariana Çukuru’na dalış yaptı. 2,5 saatte inen Cameron, 1 saat 10 dakikalık çıkışla macerasını tamamladı.

    Kanadalı yönetmen James Cameron “Dikey Torpil (Deepsea Challenger.)” adlı özel denizaltısıyla tam 3 saat Mariana çukurunda gezdi.

    Hesaplamalara göre tasarladığı batiskaf, Mariana Çukurunda bulunan metrekare başına 7.250 tonun üzerindeki basınca dayanıklıydı.

    Yazı kaynağı : www.gelgez.net

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap