Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    latin harfleri ne zaman kabul edildi

    1 ziyaretçi

    latin harfleri ne zaman kabul edildi bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Harf Devrimi

    Harf Devrimi

    Harf Devrimi, Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı "Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun"un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi sürecine genel olarak verilen isimdir. Kanun, 3 Kasım 1928 günü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın kabulüyle o güne kadar kullanılan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesinin resmiyeti son buldu ve Latin harflerini esas alan Türk alfabesi yürürlüğe kondu.

    Türk alfabesinin içeriği, Latin harflerini yazı sistemlerinde kullanan diğer ülkelerin alfabeleriyle birebir aynı olmayıp Türk dilinin seslerini karşılamaları amacıyla türetilmiş harfleri bulundurmaktadır (Ç, Ş, Ğ, I, İ, Ö, Ü). Bunun yanı sıra Türk alfabesindeki harflerin okunuşları Batı dillerindeki harflerin okunuşlarından farklıdır. Örneğin C harfinin okunuşu Türk alfabesinde /d͡ʒ/ iken İngilizce alfabede /ˈsiː/'dir.[1]

    Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

    Türkler 10. yüzyıldan itibaren İslam dini ile birlikte (eskiden İslam kültürünün vazgeçilmez ögesi sayılan) Arap alfabesini de Türkçe ses sistemine uyarlayarak benimsemişlerdi. Bunu izleyen 900 yıl boyunca Türkçenin gerek Batı (Osmanlı) gerek Doğu lehçeleri, Arap alfabesinin Türkçeye uyarlanmış bir biçimi ile yazıldı.

    1 Harf Devrimi gerçekleşmeden 1 yıl önce yapılan nüfus sayımları

    2 Yeni Türk harfleri ile 7 eğitim dönemi sonrası

    Türkiye'de alfabe reformu önerileri 19. yüzyıl ortalarından itibaren duyulmaya başladı. Öneriler ikiye ayrılıyordu:

    Yazı devriminin gerekçeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Harf devriminin en önemli sebeplerinden biri Arap harflerinin Türkçeye uygun olmadığı düşüncesidir.[5][6] Osmanlı yazısının düzeltilmesini isteyenlerin başlıca gerekçesi, bu yazının Türkçenin ünlü seslerini ifade etmekte yetersiz kalmasıydı. Arap alfabesinin Türkçeye uygun olmadığına ilişkin görüşler tarih boyunca pek çok kişi tarafından dile getirilmiş ve alfabede en azından bir revizyon yapılması gerektiği dile getirilmiştir. Arap alfabesinin yetersizliğini ilk dile getirenlerden biri Katip Çelebi'dir.[7] Tanzimat döneminde ise Ahmet Cevdet Paşa, Arap harfleriyle gösterilemeyen sesler için yeni bir yazım yolu aranması gerektiğini belirtir.[8] 1851'de Münif Paşa Arap harfleri ile okuyup yazmanın zor olduğunu, halkın eğitiminin yapılamadığını bu nedenle alfabenin düzeltilmesi gerektiğini söylemiştir.[8] Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi, Yenişehirli Avni, Ziya Gökalp, Şemsettin Sami, Ebüzziya Tevfik, Feraizcizade Mehmet Şakir, Ispartalı Hakkı Bey gibi aydınlar da alfabenin sorunları hakkında görüşlerini dile getirmişlerdir. Enver Paşa gibi siyasi isimlerin de alfabe konusunda girişimleri (Enveriye) olması ortada bir sorun olduğuna ve bir çözüm arayışı içinde olunduğuna bir kanıttır. Latin alfabesi ya da başka bir alfabenin getirilmesi mi yoksa var olan alfabede bir revizyon yapılması mı gerektiği konusunda farklı fikirler olsa da Arap alfabesinin Türkçeye olan uyumsuzluğu ve sorunları olduğu konusunda çoğu kişi ortak görüşe sahipti. Bu görüşler Cumhuriyetten sonra da devam etmiş ve harf devrimine temel olmuştur.

    Bu sorundan doğan imla kargaşası, yazılı basının ve resmi okul kitaplarının yaygınlaşması ile daha çok hissedildi. 1870'lerden itibaren Türkçenin standart bir sözlüğünü oluşturma çalışmaları da imla konusunu gündeme getirdi.

    Bir diğer gerekçe bu alfabenin sorunları nedeniyle halkın eğitimine sekte vurduğu ve halkı cahil bıraktığı düşüncesidir. Nitekim Milaslı İsmail Hakkı Bey Latin alfabesine tamamen karşı olmasına rağmen, yazımız ıslah edilmedikçe bu asra göre terakkimizin mümkün olamayacağını, ıslah halinde Japonlar gibi ilerleme kaydedileceğini söylemiştir. Yine Celal Nuri, "Bu harfleri ve bunlarla yazılmış ibarâtı avâm sühûletle öğrenemiyor." demiştir.[9] Hüseyin Cahit Yalçın ise "Biz ülkede ümmîliği (okuyup yazması olmayan) azaltamıyoruz. Çünkü harflerimiz buna engeldir." demiştir.[10]

    Latin harflerini benimseme gerekçeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    İlk reform önerileri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Latin alfabesinin Türkçeye uyarlanması görüşü ilk kez 1860'lı yıllarda Azerbaycanlı Feth Ali Ahundzade tarafından ortaya atıldı. Ahundzade ayrıca Kiril alfabesi kökenli bir de alfabe hazırlamıştı.[13]

    1908-1911 döneminde Latin esaslı yeni Arnavut alfabesinin benimsenmesi, Türk aydınları arasında da yoğun tartışmalara neden oldu. 1911'de Elbasan'da hocaların Latin harflerinin şeriata aykırı olduğuna dair fetvasına karşı sert bir polemiğe giren Hüseyin Cahit, Latin esaslı Arnavut alfabesini savunmakla yetinmeyip Türklerin de aynısını uygulamalarını önerdi.[14] 1911'de İttihat ve Terakki Cemiyetinin Arnavut kolu, Latin esaslı alfabeyi kabul etti.

    1914 yılında Kılıçzade Hakkı'nın yayınladığı Hürriyet-i Fikriye adlı dergide çıkan beş imzasız makale, Latin harflerinin yavaş yavaş kullanılmalarını öneriyor ve bu değişikliğin kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyordu. Ancak dergi, bu makaleler nedeniyle İttihat ve Terakki iktidarı tarafından yasaklandı.[15]

    1911 yılında Manastır-Bitola'da Latin harfleriyle basılan ilk Türkçe gazete yayımlandı. Zekeriya Sami Efendi'nin neşrettiği, adı Eças olup Fransızca imla ile "esas" diye okunan ve cumartesi günleri yayınlanan bu gazetenin ancak birkaç sayısı günümüze ulaşmıştır.

    Atatürk ve Harf Reformu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mustafa Kemal de bu konuyla 1905-1907 tarihleri arasında Suriye'deyken ilgilenmeye başladı.[16] 1922 yılında Atatürk Halide Edib Adıvar'la yine bu konu hakkında konuşmuş ve böylesi bir değişikliğin sert önlemler gerektireceğini söylemişti.[17]

    Eylül 1922'de Hüseyin Cahit'in İstanbul basın yayın üyelerinin katıldığı bir toplantıda Atatürk'e sorduğu "Neden Latin harflerini kabul etmiyoruz?" sorusuna, Atatürk "Henüz zamanı değil." yanıtını vermişti. 1923'teki İzmir İktisat Kongresi'nde de aynı yolda bir öneri sunulmuş, ancak öneri kongre başkanı Kâzım Karabekir tarafından "İslam'ın bütünlüğüne zarar vereceği" gerekçesiyle reddedilmişti. Ancak tartışma basında geniş yer bulmuştu.[18]

    28 Mayıs 1928'de TBMM, 1 Haziran'dan itibaren resmî daire ve kuruluşlarda uluslararası rakamların kullanılmasına yönelik bir yasa çıkarttı. Yasaya önemli bir tepki gelmedi. Yaklaşık olarak bu yasayla aynı zamanda da harf reformu için bir komisyon kuruldu.

    Komisyonun tartıştığı konulardan biri eski yazıdaki kaf ve kef harflerinin yeni Türkçe alfabede q ve k harfleriyle karşılanması önerisiydi. Ancak bu öneri Atatürk tarafından reddedildi ve q harfi alfabeden çıkartıldı. Yeni alfabenin hayata geçirilmesi için 5 ila 15 senelik geçiş süreçleri öngören komisyonda bulunan Falih Rıfkı Atay'ın aktardığına göre Atatürk, "Bu ya üç ayda olur ya da hiç olmaz." diyerek zaman kaybedilmemesini istedi.[19] Alfabe tamamlandıktan sonra 9 Ağustos 1928'de Atatürk, harfleri Cumhuriyet Halk Partisinin Gülhane'deki galasına katılanlara tanıttı.[20] 11 Ağustos'ta Cumhurbaşkanlığı hizmetlileri ve milletvekillerine, 15 Ağustos'ta da üniversite öğretim üyeleri ve edebiyatçılara yeni alfabe tanıtıldı. Ağustos ve eylül aylarında da Atatürk farklı illerde yeni alfabeyi halka tanıttı. Bu sürecin sonunda komisyonun önerileriyle, kimi ekleri ana sözcüğe birleştirme amaçlı kullanılan kısa çizginin atılması ve düzeltme işaretinin eklenmesi gibi değişiklikler yapıldı.

    8-25 Ekim tarihleri arasında resmî görevlilerin hepsi yeni harflerin kullanımı ile ilgili bir sınavdan geçirildi.

    Eleştiriler[değiştir | kaynağı değiştir]

    2019'da 12. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mustafa Kemal Atatürk'ü anma programında yaptığı konuşma sırasında, Osmanlı'daki tarihi okuma yazma oranının toplumun yarısından yüksek olduğunu, bu oranın dönemin Rusya, İtalya gibi ülkelerinin üzerinde yer aldığını, Harf İnkılabı'nın okuryazarlıkta düşüşe yol açtığını ve "Harf Devrimi ile her şeyin sıfırlandığını" iddia etmiştir.[21] Bu ifadeler çeşitli akademisyenler ve medya kuruluşlarınca doğru olmadığı sebep gösterilerek eleştirilmiştir.[22][23] "Bir gecede cahil bırakıldık!" söz öbeği, Harf Devrimi'ni eleştirenler tarafından kullanılan bir söylem hâline gelmiştir.[21]

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Okuma[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Latin alfabesi

    Harf Devrimi nedir? Harf Devrimi ne zaman kabul edildi?

    Harf Devrimi nedir? Harf Devrimi ne zaman kabul edildi?

    Harf Devrimi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 5'inci yıl dönümünün ardından 1 Kasım 1928 tarihinde Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkındaki teklif edilen kanunun kabul edilmesi ve yeni Türk Alfabesi'nin geliştirilip benimsenmesi sürecidir.

    Harf Devrimi'ni başlatan yasanın kabulü ile Osmanlı Alfabesi adı verilen ve Arap harfleri kullanılarak oluşturulan alfabenin kullanımı sona erdi ve yerine Latin Alfabesi temel alınan Türk Alfabesi kullanılmaya başlandı.

    Latin Alfabesi'nin Türkçe'de yer alan ş,ı,i,ğ,ç gibi harfleri tam olarak karşılayamaması sebebiyle Türk Alfabesi'nde bu harflere yer verilmiştir.

    10'uncu yüzyılda İslamiyeti kabul eden Türkler yazı dili olarak Arap Alfabesi'ni almış ve Türk dilinin özelliklerine göre düzenlemişlerdi.

    19'uncu yüzyıl ile beraber yeni bir alfabe düzenlemesi istekleri arttı. Yeni bir alfabe isteyenler 2 öneriyi dile getiriyordu. Bunlar Osmanlı Alfabesi'nin güncellenmesi ve Latin Alfabesi'nin kabulü olarak ikiye ayrılıyordu.

    Osmanlı Alfabesi'nin güncellenmesini talep edenler, bu alfabenin Türkçe'deki ünlü sesleri ifade etmede yetersiz kaldığını söylüyordu. Bu sebeple kaynaklanan yazım sorunlarıyla basılan kitapların artmasıyla beraber daha çok karşılaşıldı. 1870'li yıllarda başlayan Türkçe Sözlük çalışmaları da bu konuları daha çok tartışılır hale getirdi.

    Latin harflerinin kullanılmasını isteyenlerin temeli Batı kültürü hayranlığı ve Avrupa'nın üstünlüğü fikrine dayanıyordu. 1850'li yıllardan sonra hemen hemen bütün Türk aydınları Fransızca diline hakimdi ve aralarındaki yazışmaları dahi Fransızca olarak yürütüyordu. Yaygınlaşan telgraf sistemi ile beraber Latin Alfabesi ve Fransız yazı sistemi harflerini kullananların sayısı gün geçtikçe artış gösteriyordu. Bazı kent ve semtlerdeki dükkanlar artık Osmanlıca harfler yerine Latin harfleri kullanmaya başlamıştı.

    (Ramiz Gökçe'nin 13 Ağustos 1928 tarihli Akbaba dergisinde yayımlanan, devrim dönemine ait karikatürü)

    İkinci Meşrutiyet Dönemi ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti aydınları Türk kimliğini İslamiyet'ten ayırmaya çalışıyordu. Buna göre Arap Alfabesi, İslam kültürü ile özdeşmiş bir yazın sistemiydi ve Türk kimliğinin ortaya çıkması ve laik temel kazanması için Türkçe'nin bu alfabe ile kullanılmaması gerekiyordu.

    19'uncu yüzyılla beraber İstanbul ve Anadolu'da çok sayıda Rum ev Ermeni harfleri ile basılan gazeteler ortaya çıktı ve bu da Türkçe'nin Arap Alfabesi dışında başka bi alfabe kullanılarak da yazılabileceği fikrini geliştirdi.

    1922 yılında Azerbaycan'ın Latin Alfabesi'ne geçişi Türkiye'nin dikkatini çekti.

    Sovyetler Birliği'ne üye olan Türk devletleri de Latin harflerini kullanıyordu. Türkiye Cumhuriyeti de bunun üzerine ortak bir alfabeyi kullanarak Türk devletleri ile olan iletişimi artırma adına Latin Alfabesi'ne geçme kararı aldı. Sovyetler Birliği ise Stalin döneminde Türk devletlerinin Türkiye ile olan bağını koparmak amacıyla tüm Türk devletlerini Kiril Alfabesi kullanmak zorunda bırakmıştır.

    Ayrıca Arap Alfabesi'ndeki harflerin Türkçe'yi net ifade edememesi de Harf Devrimi'nin temellerini hazırlayan bir başka etkendi.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Başöğretmen ve Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk alfabe değişikliği ile Suriye'de bulunduğu 1905 ila 1907 yılları arası kafa yormaya başladı. Mustafa Kemal Atatürk'ün 1922'de Halide Edib Adıvar ile alfabe değişikliği konusunda konuşmuş ve bu konuda ciddi önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çekmiştir.

    Hüseyin Cahit, Mustafa Kemal Atatürk'e Eylül 1922'de ''Neden Latin harflerini kabul etmiyoruz?'' diye bir soru yöneltmiş, Atatürk de ''Henüz zamanı değil'' diye yanıtlamıştır.

    1923 yılında İzmir İktisat Kongresi'nde yine latin harflerine geçme teklifi gündeme getirilmiş fakat kongre başkanı Kazım Karabekir böyle bir değişikliğin İslamiyet'in bütünlüğüne zarar vereceğini gerekçe göstererek bu öneriyi kabul etmemiştir.

    28 Mayıs 1928 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi aynı yılın 1 Haziran tarihi itibari ile resmi daire ve kuruluşlarda uluslararası rakamların (1,2,3 gibi) kullanılmasını belirten bir yasayı yürürlüğe sokmuştur. Bu yasa ile beraber Harf Devrimi için de bir komisyon kurulması kararlaştırılmıştı.

    Bu komisyon böylesine ciddi bir değişimin 5 ila 15 yıllık bir süreçte hayata geçebileceği ihtimali üzerinde dursa da Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Bu ya üç ayda olur ya da hiç olmaz'' dediği söylenir.

    Komisyon tamamladığı yeni alfabe çalışmaları 9 Ağustos 1928 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Gülhane'de düzenlenen galaya katılanlara taktim edildi.

    Mustafa Kemal Atatürk yeni alfabeyi Ağustos ve Eylül 1928'de birçok ilde halka tanıttı. Bu esnada bazı yeni eklentiler de alfabeye eklendi.

    8 - 25 Eim 1928 tarihlerinde tüm resmi görevliler yeni Türk Alfabesi sınavına tabi tutuldu.

    1 Kasım 1928 tarihinde yeni Türk Alfabesi kabul edildi ve Harf Devrimi gerçekleşmiş oldu.

    Instagram.com/mehmetcankmrc
    twitter.com/mehmetcankmrc
    YouTube.com/mehmetcankomurcu

    Yazı kaynağı : www.milliyet.com.tr

    Harf Devrimi - Atatürk Ansiklopedisi

    1928 yılında Türkiye’de harf devrimi yapıldı. Yaklaşık bin yıldan beri kullanılmakta olan Arap harfleri bırakıldı. Yerine Lâtin harfleri alındı. Daha doğrusu, Latin alfabesine dayanan Türk harfleri. Türk Harf Devrimi, her büyük olay gibi çeşitli açılardan ele alınabilir. Tarih açısından bakınca görülen şudur: Daha Tanzimat döneminde alfabe ya da yazı konusunda bir uyanış başlamış. Arap harflerinin Türk diline uymadığı, öğrenilmesi ve kullanılmasının zor olduğu anlaşılmıştır. Arap yazısının düzeltilmesi ya da değiştirilmesi gerektiğini düşünenler çıkmış. Osmanlı aydınları arasında yazı tartışmaları başlamış. Tartışmaya Mirza Fethali Ahundzade gibi bazı Azerbaycanlı aydınlar da katılmış. Arap harflerinin hepten bırakılıp Latin harflerinin alınmasını savunanlar bile çıkmıştır. Çağdaş yaşam, yazı konusunu da gündeme getirmiştir. Tanzimat döneminde Rüştiye mektepleri gibi yeni okullar açılmış. Kitlelere okuyup yazma öğretip çağdaş eğitim verilmesi amaçlanmıştır. İşte o zaman, Türk çocuklarına Arap alfabesini öğretmenin ne kadar çetin bir iş olduğu anlaşılmıştır. Eğtimciler ister istemez alfabe veya yazı işine kafa yormuşlardır. Yine o dönemde Türk gazeteciliği gelişmeye başlamıştı. Gazete çıkarmak, zamanla yarışmayı, okuyucuya sıcağı sıcağına haber yetiştirmeyi gerektiriyordu. Ama pek karmaşık olan Arap alfabesi, dizgi işlerini çok yavaşlatıyor, gazete çıkarmayı zorlaştırıyordu. Gazeteci aydınlar da alfabe zorluğunu nasıl aşmalı diye düşünmeye başlamışlardır. Kırım Savaşı sırasında, 1855 yılında telgraf telleri Avrupa’dan İstanbul’a ulaşmıştı. Ama Arap harfleriyle Türkiye’den yurt dışına Türkçe telgraf çekilemiyor, yurt dışından Türkçe telgraf alınamıyordu. Çünkü telgraf alfabesi veya Mors alfabesi Latin alfabesi temeline dayanıyordu. Dış dünya ile telgraf yazışması yapabilmek için, ister istemez, Latin harflerini kullanmak gerekiyordu. 1850’lerden yeni Türk harflerinin kabul edildiği 1928 yılına kadar geçen 78 yıl boyunca Osmanlı Dış İşleri teşkilâtı bütün telgraf yazışmalarını Latin harfleriyle yürütmek durumunda kalmıştır. Harf Devriminden önceki yıllarda Atatürk’ün kendisi de dış ülkelere Latin harfleriyle telgraflar göndermişti. Çağdaş yaşam, Latin alfabesini bir dünya alfabesi durumuna getirmişti. Latin alfabesi beş kıtaya yayılmış, küresel bir alfabe olmuştu. Arap alfabesi, Kiril alfabesi ve öteki alfabeler yerel, bölgesel birer alfabe durumunda idiler. Osmanlı Türkleri çağdaş dünyaya ayak uydurmaya çalışırken, Latin alfabesini de azar azar kullanmak durumunda kalıyorlardı. Latin yazısı dünya ticaret yazısı idi. Dış dünya ile ticaret yaparken bu yazı Osmanlı ülkesine de giriyordu. Osmanlı kâğıt paralarının üzerinde iki alfabe kullanılıyordu: hem Arap alfabesiyle Türkçe, hem Latin alfabesiyle Fransızca yazı okunuyordu. Uluslararası ulaşımda, demir yollarında ve deniz yollarında Latin yazısı geçerliydi. Bu yollar Osmanlı ülkesine ulaşınca Latin yazısını da beraberinde getiriyordu. Daha 19. yüzyılda Osmanlı demir yolu istasyonlarının adları Latin alfabesiyle de yazılıyordu. Kısacası, Tanzimat’tan sonra Latin harfleri çeşitli yollarla Osmanlı ülkesine sızmış ve Türk aydınlarının dikkatlerini üzerine çekmişti.

    İkinci Meşrutiyet döneminde Türkiye’de alfabe tartışmaları arttı. Teorik tartışmalardan öteye, alfabeyi kolaylaştırmak amacıyla pratik bazı denemelere de başlandı. Arap alfabesini Türk diline uydurabilmek için, pratik bazı çalışmalar yapıldı. Çeşitli “ıslahat” projeleri ortaya atıldı. Bu arada Enver Paşa da Arap alfabesini ıslah edip Türk diline uyarlamaya çalıştı. Ama bütün bu çalışmalar başarısız denemelerden öteye geçemedi. Alfabe sorununa köklü bir çözüm getiremedi. Türk Harf Devrimi’ni gerçekleştirmek, Atatürk’ün öncülüğünde Cumhuriyet rejimine nasip oldu. Burada şunu da belirtmek gerekir: Azerbaycan’da, Türkiye’den daha önce Latin harflerine geçiş çalışmaları yapıldı. Türkiye’de Kurtuluş Savaşı devam ederken, Mayıs 1922’de, Azerbaycan’ın başkenti Baku’da, “Yeni Türk Elifba Komitesi” adlı bir komite kuruldu. Bu komite, Türk dili için Latin alfabesine dayanan yeni bir Türk alfabesi hazırladı. Vakit geçirmeden bu yeni alfabeyi uygulamaya başladı. Bu alfabe ile Eylül 1922’de Baku’da “Yeni Yol” adlı bir gazete çıkarıldı ve Azerbaycan’da bazı okullarda yeni alfabeyle öğretime başlandı. 1926 yılında Baku’da bir Uluslararası Türkoloji Kongresi toplandı. Türkiye’den Fuat Köprülü de kongreye katıldı. Bu kongre, Azerbaycan’da kullanılmaya başlanan Yeni Türk Alfabesi’ni, öteki Sovyet Türklerine de tavsiye etti. Yani yerli ve yabancı Türkologlar, Türk dili için Latin harflerini uygun gördüler. Ondan sonra Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan gibi Sovyet Türk Cumhuriyetlerinde resmen Latin alfabesine geçildi. Ama bunun arkası gelmedi. Bu cumhuriyetler çok geçmeden Kiril (Rus) alfabesini almak zorunda bırakıldılar. Rus Sovyet İmparatorluğu dağıldıktan ve bu cumhuriyetler yeniden bağımsızlığa kavuştuktan sonra tekrar Latin alfabesine dönmeye yöneldiler.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında alfabe sorunu güncelliğini korudu. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Latin alfabesi taraftarları çoğaldı. Tartışmalar arttı. Atatürk ise, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, beş yıl boyunca alfabe konusunda hiç konuşmadı. Ancak 1928 yılında alfabe konusuna eğildi. Ondan sonra Türk Hükümeti, adım adım Latin alfabesini almaya doğru gitti. Önce uluslararası rakamlar alındı, Arap rakamları bırakıldı. Ardından bir Dil Encümeni kuruldu ve Latin harflerine dayanan yeni bir Türk alfabesi hazırladı. Ondan sonra Atatürk’ten son işaret beklendi. Atatürk, Türk Harf Devrimi’nin gerçek önderi ve mimarıdır. Yıllarca sustuktan ve zamanlamayı iyi yaptıktan sonra, 1928 yazında harekete geçti. 10 Ağustos 1928 gecesi, İstanbul’da Gülhane Parkı’nda, Türk Harf Devrimi’ni halka haber verdi: “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz” dedi. Buyurmakla da kalmadı, kendisi de bizzat işe koyuldu, bir “Baş Öğretmen” olarak başa geçti ve yeni harfleri halka benimsetinceye kadar, kitleleri arkasında sürükledi. Atatürk’ün Gülhane konuşmasının ardından yeni harfler şaşırtıcı bir hızla gelişti. Atatürk, önce İstanbul’u ve İstanbul’a yakın illeri harekete geçirdi. Yeni harfler için mebusları, ileri gelen gazetecileri, aydınları birkaç kez Dolmabahçe Sarayı’ na toplayıp ortamı olgunlaştırdı. İstanbul’dan sonra Tekirdağ, Bursa’ya, sonra Anadolu’ya geçti. Yeni alfabe meş’alesini ilden ile, şehirden şehre taşıdı. Sinop, Samsun, Amasya, Tokat, Sivas, Kayseri yoluyla Ankara’ya döndü. Her uğradığı yerde, elde tebeşir, kara tahta önüne geçip halka yeni Türk harflerini öğretti. Bütün vatandaşların yeni yazıyı tez öğrenmelerini istedi. 1928 yılında ve son baharında Atatürk’ün hemen hemen tek düşüncesi, tek tutkusu yeni Türk Harfleri oldu. Sarayda, konakta, köşkte, arabada,i sokakta, çarşıda, gece gündüz hep Yeni Harfleri düşündü, yeni Harfleri konuştu. Büyük önderin bu tutkusu, yakın çevresinden yurt düzeyine dalga dalga yayıldı. Yeni yazı heyecanı bütün yurdu sardı. 1 Kasım 1928 günü “Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkındaki Kanun” TBMM’den geçerken, yolun yarısı zaten aşılmış ve Türkiye yarı yarıya yeni yazıya geçmiş bulunuyordu. Yasanın çıkmasını beklemeden yeni yazı ülkeye yayılmış, uygulanmaya başlanmıştı. Hemen her bakanlıkta, her kasabada yeni yazı kursları açılmış ve devlet memurlarına, öğretmenlere yeni harfler öğretilmişti. Devlet dairelerinde Yeni Yazıya geçilmişti. Yeni ders yılında okullarda yeni harflerle öğretime başlanmıştı. Yasa bu durumu hukuki temele oturtup pekiştirdi. Yasa, bir iki ay gibi kısa bir süre içinde yeni yazıyı kullanma zorunluluğu getirdi. Basın 1 Aralık 1928 tarihinde, devlet daireleri ise 1 Ocak 1929 tarihinde tamamen Yeni Yazıya geçtiler. Yasa 3 Kasım 1928’de Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

    Adı geçen yasaya göre: Madde 1- Arap harfleri yerine Lâtin esasından alınan Türk Harfleri Kabul edilmiştir.

    Madde 2- Kanunun yayın tarihinden itibaren devletin bütün daire ve müesseselerinde ve bütün şirket cemiyet ve hususi müesseselerde Türk harfleriyle yazılmış olan yazıların muameleye konulması mecburidir.

    Madde 3- Devlet dairelerinin her birinde Türk harflerinin uygulanma tarihi 1929 Ocak ayının birinci gününü geçemez. Tahkik evrakı ve fezlekesi ve ilâmlar ve matbu muamelât cetvel defterleri, kayıtları ve senetleri, nüfus evlenme cüzdanları ve kayıtları, askerî kimlik ve cüzdanları 1929 Haziran başından itibaren Türk harfleri ile yazılacaktır.

    Madde 4- Eski harflerle yapılan halk başvurularının kabulü 1929 Haziran’ının birinci gününe kadar yapılabilir. 1928 Aralık başından itibaren Türkçe her türlü özel veya resmî levha, tabela, ilâm ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe özel veya resmi her türlü gazete, risale ve mecmuaların Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.

    Madde 5- 1929 Ocak başından itibaren Türkçe basılacak kitapların Türk harfleriyle basılması mecburidir.

    Madde 6- Resmî ve özel bütün tutanaklarda, 1930 Haziran başına kadar, eski Arap harfleri stenografi gibi kullanılabilir. Devletin bütün daire ve müesseselerinde kullanılan kitap, kanun talimatname, defter, cetvel kayıt sicil gibi matbualar 1930 Haziran başına kadar kullanılabilir.

    Madde 7- Para ve hisse senetleri ve bonolar ve çekler ve tahviller ve pul ve sair kıymetli evrak ile hukukî mahiyeti haiz bütün eski vesikalar değiştirilmedikleri müddetçe geçerlidirler.

    Madde 8- Bütün bankalar, imtiyazlı ve imtiyazsız şirketler, cemiyetler ve müesseselerin bütün Türkçe muamelelerine uygulanması 1929 Ocak ayının birinci gününü geçemez… Bunlar ellerinde mevcut eski Arap harfleriyle basılmış matbuaları 1930 Haziran başına kadar kullanılabilirler.

    Madde 9- Bütün mekteplerin öğretiminde Türk harfleri kullanılır. Eski harflerle basılmış kitaplarla öğretim yapılması yasaktır.

    Böylece Türk Harf Devrimi tamamlanmış oldu. Arap yazısı, Türkiye’de birkaç ay içinde tarihe karıştı. Yeni Türk Harfleri Türkiye’ye egemen oldu. Yeni Türk alfabesini geniş kitlelere yaymak için 1 Ocak 1929 günü Millet Mektepleri açıldı. Hem eski yazıyı bilenlere yeni alfabeyi öğretmek, hem de hiç okuma yazma bilmeyenleri yeni harflerle okuma yazma öğretmek için bir eğitim seferberliği başlatıldı. Bütün yurtta bir alfabe coşkusu yaratıldı. Beş yılda, yani 1929 başından Cumhuriyetin onuncu yıl dönümüne (1933) kadar 3 milyon insana okuma yazma öğretildi. Harf Devriminden önce Türkiye’de okuma yazma bilenlerin sayısı 1 milyon 100 bin kadardı. Yeni alfabeye geçince bu miktar üçe katlandı. Bu, çok büyük bir atılım demekti. Olağanüstü bir başarıydı. Coşkulu bir atılımla adete bir çırpıda ülke nüfusunun önemli bir kesimine okuma yazma öğretildi. Türk Harf Devrimi, dünyayı şaşırttı, hayranlık içinde bıraktı. Dış basın, Türk Harf Devrimi’ni, Atatürk devrimlerinin en önemlisi, en yücesi, en ihtilâlcisi olarak gördü. Bir yabancı gazete, Türk Harf Devrimi “dünya tarihinde eşi emsali bulunmayan bir yenilik” diye yazdı. Türk Harf Devrimi, gerçekten çağdaş uygarlık yolunda çok yürekli bir atılımdır. Türkiye Latin alfabesini benimsemekle, dünya ile bütünleşiyordu. Yeni alfabe Türk milletine dünya kültür mirasından daha geniş olarak yararlanma, çağdaş uygarlığa tam olarak katılma yolunu açtı. Türkiye’de Harf Devrimi yapıldığı günlerde yabancı basın, Türkiye’nin, öteki Asya ve Afrika ülkelerine örnek olacağını, o ülkelerde de zamanla Lâtin harflerinin benimseneceğini yazdı. Özellikle Batılı yazarlar, Lâtin harflerinin Türkiye’den Japonya’ya kadar yayılacağını umuyorlardı. Onların bu umutları bugüne kadar tam olarak gerçekleşmemiştir. İtalyan Ettore Rossi gibi bazı Türkologlar daha gerçekçi tahminlerde bulunmuşlardı. Yeni Türk Harflerinin, Türkiye’den sonra eski Osmanlı topraklarına da yayılacağını yazmışlardı. Bu tahmin doğru çıkmıştır. Gerçekten çok geçmeden Hatay, Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya gibi ülkelerde yaşayan Türkler, Türkiye’yi izlemişler, yeni Türk harflerini benimsemişlerdir. Kimi Orta Doğu Arap ülkelerinde yaşayan Türk azınlıkları, Arap alfabesinin etkisinden kendilerini büsbütün kurtaramamış olmakla birlikte, denilebilir ki, Türk harfleri, yalnız Türkiye Türklerinin değil, genel olarak eski Osmanlı coğrafyasında yaşayan bütün Türklerin ortak alfabesi olmuştur. Kıbrıs ve Balkan Türkleri de ana vatan Türkiye’nin Harf Devrimini benimsemişlerdir.

    1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yeniden bağımsızlıklarına kavuşan Azerbaycan ve Orta Asya Cumhuriyetleri ve Moldova’daki Gagauz Türkleri ve Kırım Türkleri, Kiril alfabesini bırakıp yeniden Latin alfabesine geçmektedirler. Endonezya, Malezya gibi Arap olmayan bazı Müslüman ülkelerinin de Latin alfabesi konusunda Türkiye’yi örnek aldıkları anlaşılıyor. 200 küsur milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük Müslüman ülkesi olan Endonezya’nın Sukarno gibi milliyetçi liderleri 1920’lerde üniversite öğrencisiydiler. Türk Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye’deki devrimci atılımları ilgiyle izlemiş, bunlardan esinlenmişlerdir. Türkiye’de yapıldığı gibi o Müslüman ülkeler de Arap alfabesini bırakmış, Latin alfabesi temeline dayanan birer ulusal alfabe benimsemişlerdir. Türk Harf Devrimi üzerine Japonya ve Çin’de de Latin alfabesine geçmek için bazı çalışmalar yapılmış, alfabe komiteleri kurulmuş. Ama onlar Türkiye’deki gibi bir Harf Devrimi yapamamışlardır. Türkiye’de de Tanzimat’tan beri düşünülmüş olan Harf Devrimi ancak Cumhuriyet’te gerçekleşmiştir. Türk Harf Devriminin başarısı, dünyanın gözünde Türkiye’nin saygınlığını yükseltmiştir. O günlerde yabancı basın, Harf Devrimi’nde Atatürk’ün tarihi rolünü vurguluyor ve bir yabancı gazete haklı olarak soruyordu: “Bir köy meydanına dikilmiş kara tahta önünde, elinde tebeşirle, bakkala ve kasaba dilinin nasıl yazılacağını öğreten bir başka Devlet Başkanı var mıdır? ”

    Bilâl N. ŞİMŞİR

    KAYNAKÇA

    ŞİMŞİR, Bilâl N., Türk Harf Devrimi Üzerine İncelemeler, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara  2006.

    ŞİMŞİR, Bilâl N., Türk Yazı Devrimi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1992.

    ÜLKÜTAŞIR, M. Şakir, Atatürk ve Harf Devrimi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1973.


    Yazı kaynağı : ataturkansiklopedisi.gov.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap