Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    kuranı kerimde biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık

    1 ziyaretçi

    kuranı kerimde biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık bilgi90'dan bulabilirsiniz

    "Biz insanı en güzel biçimde yarattık!"

    İşte o bölüm...

    ''Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık, [Tin, 95/4.] ''Allah size şekil verdi ve şeklinizi en güzel yaptı, [3Teğâbün, 64/3.] O Allah yarattığı her şeyi güzel yapandır, [Sâd, 32/7.] Sonra insanı şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrâk organları yarattı[Secde, 32/9.] ve Biz insana iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi? [Beled, 90/8-9.]'' anlamındaki âyetler Allah''ın insan-ları en güzel ve en mükemmel biçimde yarattığını ifade etmektedir.

    Kur''ân''da görme, işitme, konuşma, ortopedik ve zihin-sel engelliler ile hastalıktan söz edilmektedir (a''mâ (çoğulu umy), ekmeh, esam (çoğulu, sum), ebkem (çoğulu, bükm), a''rac, ebras, merîd, sefîh ve mecnun). Hastalık, işitme, görme, konuşma ve anlama engelliliği ile ilgili âyetlerin büyük ço-ğunluğu mecâzi anlamdadır.

    1. Görme Engelliler

    Görme engelliliği, Kur''ân''da 28 âyette geçmektedir. Bunlardan sadece 10''u fiziksel anlamda olup 6''sı dünya hayatı, 4''ü de âhiret hayatı ile ilgilidir.

    ENGELLİLERE KİŞİSEL BİLGİLER

    a) Dünya Bağlamında Görme Engelliler

    Dünya hayatındaki engellilik ile ilgili âyetlerin bir kısmı hakiki bir kısmı da mecâzî anlamdadır.

    1. Hakîki Anlamda Görme Engelliler

    Hakîki anlamda körlük, gözlerin görme özelliğini kay-betmesidir. Altı âyette hakiki anlamda görme engellilerden söz edilmektedir. Bunlardan biri Allah''ın insanların fizikî yapılarına engelli veya sağlıklı oluşlarına göre değil, Allah ve Peygambere, iman ve itaate yönelmelerine göre itibar etmesi bağlamında, biri benzetme bağlamında, ikisi en-gellilere dînî görevlerde ruhsat ve kolaylık bildirme bağ-lamında, ikisi de Hz. İsa''nın Allah''ın izniyle körleri iyileş-tirmesi bağlamında zikredilmiştir.

    1. Sorumluluk Bağlamında; İslam, insanları ancak güçleri nispetinde sorumlu tutar. [Bakara, 2/284.] Dolayı-sıyla görme özürlü insanlar dînî görevlerle ilgili olarak an-cak güçlerinin yettiği şeylerden sorumludurlar. Allah yo-lunda cihat yapma ve savaşa katılma ile ilgili olarak, ''Köre güçlük yoktur.'' [Nur, 24/61. Fetih, 48/17.] buyurulmakta-dır. Bu âyet, ortopedik özürlülerin savaşa katılma zorun-luluğunun olmadığını ifade etmektedir.

    2. Benzetme Bağlamında; Bir olgu olarak gören ile görmeyen bir değildir. A''mâ, evrendeki varlıkları göremez-ken, gözleri sağlıklı olan insan görebilmektedir. Bu açıdan aralarında fark vardır. İşte Allah, inkâr edip isyan edenler ile iman edip sâlih amel işleyenleri kör ve sağır ile işiten ve gören insanlara benzetmektedir: Bu iki zümrenin durumu kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz? [Hûd, 11/24.] Bu âyette, sadece bir durum tespiti ve benzetme yapılmaktadır, yoksa görme ve işitme engel-liler yerilip aşağılanmamaktadır. Böyle bir şeyi Allah hak-kında düşünmek bile mümkün değildir.

    3. Değer Verme Bağlamında; Allah''a ve Peygambere yönelen görme özürlü insan, inkâr edip isyan eden zengin ve itibarlı insandan daha değerlidir. Bu husus, Abese sure-sinin ilk on iki âyetinde açıkça bildirilmektedir. Âlemlere rahmet, bütün insanlara peygamber, örnek, uyarıcı ve müj-deci olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.) Mekke''nin ileri gelenlerini dine davet ile meşgul olması se-bebiyle bir a''ma ile ilgilenmediği için uyarılmıştır: Kendi-sine o a''mâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü, yüz çevirdi. (Ey Peygamberim!) Ne bilirsin belki o a''ma temizlenip arınacak; yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek, kendisini muhtaç hissetmeyene gelince sen ona yöneliyor, onun sesine kulak veriyorsun, (istemiyorsa) onun temizlenmesinden sana ne, ama sana Allah''a derin bir saygı ile korku içinde koşarak geleni bıra-kıp ondan gaflet ediyorsun; hayır böyle yapma, çünkü bu (Kur''ân sureleri) bir öğüttür, dileyen ondan öğüt alır. Pey-gamber efendimiz (a.s.), Mekke''nin zengin ve ileri gelen-lerinden Ebu Cehil (Amr ibn Hişâm), Ümeyye ibn Ebî Ha-lef, Abbâs İbn Abdülmuttalib ve Utbe ibn Ebî Rebî''a ile özel bir görüşme yapar, bunları İslam''a davet eder. İslam''ın güç-lenmesi açısından bu kimselerin Müslüman olmalarını çok arzu eder. Peygamberimiz Ümeyye ibn Halef ile konuşur-ken Fihr oğullarından Abdullah ibn Ümmi Mektum adında görme özürlü biri gelir ve Peygamberimizden kendisine Kur''ân''dan bir âyet okumasını ister. ''Ey Allah''ın Peygam-beri! Allah''ın sana öğrettiklerinden bana öğret'' der. Peygam-berimiz (a.s.), sözünün kesilmesinden hoşlanmaz, yüzünü ekşitir, ondan yüz çevirir ve diğerlerine döner. Peygamberi-miz sözünü bitirip kalkacağı sırada vahiy gelir, Abese sure-sinin konu ile ilgili âyetleri iner. Peygamber efendimiz (a.s.), bu olaydan sonra Abdullah ibn Ümmi Mektum''a ikram et-miş, onunla konuşmuş, hatırını ve bir ihtiyacının olup ol-madığını sorarak onunla ilgilenmiştir. Âtike b. Abdullah''tan doğan Abdullah ibn Ümmi Mektum, Peygamberimizin (a.s.) eşi Hz. Hatice''nin dayısının oğludur. Medine''ye ilk hicret edenlerden biridir. Peygamberimiz ile birlikte iki savaşa katılmıştır. Peygamberimiz çeşitli vesilelerle kendisini 13 defa Medine''de yerine vekil bırakmıştır. Cemaate imam-lık yapmıştır. Peygamberimizin (a.s.) müezzinlerinden bi-ridir. Enes b. Malik kendisini Kadisiye Savaşında elinde si-yah bir bayrak ve zırhlı olarak gördüğünü söylemiştir. Bu savaşta şehit olduğu rivayeti vardır. [Taberî, Abdullah ibn Cerîr. Câmiu''l-Beyân An Te''vîli Âyi''l-Kur''ân, XV, 30/50-52. Beyrut, 1988. Yazır, VIII, 5570-5571.]

    4. Tedavi Bağlamında; Kur''ân''da iki âyette Hz. İsa''nın Allah''ın izni ile doğuştan körleri (ekmeh) iyileştir-diği ve Yakub (a.s.)''ın kör olan gözlerinin iyileştiği bildiril-mektedir.

    ''Körü ve alacayı iyileştiririm. [Al-i İmrân] Yine be-nim iznimle sen doğuştan körü ve alacayı iyileştiriyordun. [Mâide, 5/110]

    Yakup (a.s.), oğlu Yusuf için döktüğü göz yaşlarından dolayı gözlerini kaybetmiş, Yusuf''un gömleğini yüzüne sür-mek suretiyle gözleri açılmıştır. Bu olay Kur''an''da şöyle an-latılmaktadır: ''Üzüntüden iki gözüne ak düştü, acısını içinde saklıyordu'', [Yusuf, 12/84.] ''(Yusuf kardeşlerine) bu göm-

    leğimi götürün, babamın yüzüne koyun ki gözleri açılsın dedi… '', [Yusuf, 13/93.] ''Müjdeci gelip gömleği Yakub''un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi''[Yusuf, 12/96.]

    2. Mecâzî Anlamda Görme Engelliler

    Mecâzî anlamda körlük, gözlerin varlıkları görememesi değil, insanın gerçekleri görememesi yani ''kalp körlüğü''dür. Yüce Allah, kalbi/aklı/zihni, gözleri, kulakları ve dili sadece eşyayı değil aynı zamanda gerçekleri anlasın, görsün, duy-sun ve konuşsun diye yaratmıştır. Allah sizi annelerinizin ka-rınlarından hiçbir şey bilmezken çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi, [Nahl, 16/78.] Yer yü-zünde gezip dolaşmadılar mı ki düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Çünkü gerçekte (kafadaki) gözler değil, gö-ğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur[Hac, 22/46.] an-lamındaki âyetler bu gerçeği ifade etmektedir.

    Yüce Allah, gerçekleri anlamayan kalp, gerçekleri gör-meyen göz ve gerçekleri işitmeyen kulak sahiplerini sapık ve cehennemlik insanlar olarak nitelemektedir: Yemin ol-sun ki cinler ve insanlardan kalpleri olup da bunlarla anla-mayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen bir çok insanı cehennem için var et-tik. İşte bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdadır-lar, işte bunlar gafillerin ta kendileridir [A''râf, 7/179] anla-mındaki âyet bunun delilidir.

    Yüce Allah bu anlamda gözleri olduğu halde gerçekleri göremeyenleri ''hakiki körler'' olarak nitelendirmesi oldukça anlamlıdır. Kur''ân''a baktığımız zaman bu anlamda kafir, müşrik ve münafıklara a''ma denildiğini görmekteyiz.

    1. Kâfir: Hiç gören ile görmeyen bir olur mu?, [En''âm, 6/50.] ''Kör ile gören bir olmaz, [Fâtır, 35/19-20.] Kör ile gö-ren, İman edip sâlih amel işleyenler ile kötü amel işleyenler bir değildir[Mümin, 40/58.] anlamındaki âyetlerde geçen kör ile gören mecazi anlamda olup bununla kastedilen, kâfir ile mümin veya cahil ile âlim veya Allah ile put veya gâfil ile gerçeği gören insandır. [Beydâvî, V,.]

    ''İnkâr edenleri İmana çağıran (Peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duy-mayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların du-rumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bun-dan dolayı anlamazlar. [Bakara, 2/171.]

    2. Müşrik: Kör ile gören bir olur? [Ra''d, 13/16.] an-lamındaki âyette geçen kör ile görenden maksat Allah''a or-tak koşan müşrik ile Allah''ı bir tek ilah kabul eden mümin-dir. [Beydâvî, III, 482.]

    3. Münâfık: Münâfıklar, sağırdırlar, kördürler, dil-sizdirler. [Bakara, 2/18.]

    Gerçeklere gözlerini kapamış olan kâfir, müşrik ve mü-nafıklar, gözlerini ve gönlünü Allah''a ve peygambere aç-madıkça ilâhî hakîkatleri anlayıp göremezler. Yüce Allah, Peygamberine şöyle seslenmektedir: Sen körleri sapık-lıklarından vazgeçirip yola getiremezsin, [Neml, 27/81. Rum, 30/53.] Körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa sen mi doğru yolu göstereceksin?, [Yunus, 10/43] Körleri ve apa-çık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola iletecek-sin?. [Zuhruf, 43/40, ]

    ''Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar'' [Ra''d, 13/19. bk. Neml 27/66; A''râf, 7/64.] anlamındaki âyette geçen kör kelimesi, âlemlerin Rabbinden indirilen Kur''ân''ın hak olduğunu bilen kimsenin zıddı ola-rak kullanılmıştır. Kur''ân''ın hak olduğunu bilenler, kafirler gibi kör, sağır ve dilsiz olmazlar. O Rahman''ın kulları, ken-dilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman onlara kör ve sağır kesilmezler. [Fürkân, 25/73]

    ''Kim bu dünyada kör olursa o âhirette de kördür, yo-lunu daha da şaşırmıştır [İsrâ, 17/72.] anlamındaki âyette geçen kör'' (a''mâ) kelimesi de mecâzî anlamda olup kalp gözü kör olan, dünyada Allah''ın gücünü, nimetlerini, varlı-ğına işaret eden delileri ve doğru yolu göremeyen, Allah''a ve Peygamberine iman etmeyen kimse anlamındadır. [Taberî, IX, 10/128; Kurtubî. , Muhammed b. Ahmed, el-Câmi'' Li Ahkâmi''l-Kur''ân, , X, 298. Beyrut, 1967 Beydâvî, IV, 56. Ya-zır, V, 3192.] Kurana göre inanan bir a''ma mümin inanma-yan ama gözleri gören kafirden daha üstündür!

    Görüldüğü gibi âyetlerdeki a''mâ kelimeleri çoğunlukla mecâzî anlamdaki körlüğü yani kalp körlüğünü ifade etmek-tedir. Bu kelimenin kök anlamında bu mana vardır. [Raüğıb el-Isfehânî, el-Müfredat fî Garîbi''l-Kur''ân, a-m-y maddesi. Mısır, tarihsiz.] Kur''ân''da fiil şekli de bu anlamda kullanıl-mıştır: Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller gel-miştir. Kim gerçeği görürse (ebsara) kendi yararına, kim de gerçeği görmezse (''amiye) kendi zararınadır'' [En''âm, 6/104. bk. Mâide, 5/71; Hûd, 11/28; Kasas, 28/66; Hac, 22/46; Fussilet, 41/17; Muhammed, 47/23.] anlamındaki âyeti örnek olarak zikredebiliriz.

    Kur''ân''da sapıklık anlamında a''mâ, doğru yolu bulma anlamında hüdâ kavramının zıddı olarak da kullanılmıştır. [Fussilet, 41/44.] Peygamberi yalanlayıp inkâr eden Nuh kavmine[A''râf, 7/64.] ve âhireti inkâr eden Mekkeli müş-

    riklere [Neml 27/66.] körler (''amûn) denilmiştir.

    Kafirler niçin gerçekleri göremezler? Göremezler çünkü imana yanaşmazlar, inkarda diretirler, bu yüzden gözleri mühürlenmiş, gözlerinin üzerine perde çekilmiştir: Kafir-ler, Allah''ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği (tabe''a) kimselerdir, [Nahl, 16/108.] Kafirlerin gözleri üze-rinde de bir perde (ğışâve) vardır, [Bakara, 2/7.] Münafık-lar, Allah''ın kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler-dir [Muhammed, 47/23]. Kur''ân, inanmayanlara karşı bir körlüktür (''ama). [Fussilet, 41/44.] Onlar, Kur''ân''ın güzel-liklerini, hikmetlerini ve inceliklerini göremezler.

    b) Âhiret Bağlamında Görme Engelliler

    Kur''ân''da 4 âyette âhirette görme engellilerden söz edilmektedir.

    ''Kim bu dünyada kör olursa o âhirette de kördür[İsrâ, 17/72.] anlamındaki âyette geçen âhirette körlük; cen-net nimetlerini görememek [Kurtubî, X, 298. Fîrûzâbâdî, Mecdü''ddîn Muhammed b. Ya''kûb,, Tenvîru''l-Mikbâs Min Tefsîrî İbn Abbas (Memûatün Mine''t-Tefâsîr), IV, 56. Bey-rut, tarihsiz.] ve kurtuluş yolunu bulamamaktır. [Beydâvî, IV, 56]

    ''Kim benim zikrimden (Kur''ân''dan) yüz çevirirse mut-laka ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz. O, Rabbim! Dünyada ben gören bir kimse idim, beni niçin kör olarak haşrettin'' der, [Tâhâ, 20/124-12.] Allah kimi doğru yola iletirse işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de sapıtırsa böyleleri için O''nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü, körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüz üstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir[İsrâ, 17/97.] anlamındaki âyetlerde geçen âhirette körlüğün hakiki mi mecazi mi olduğu konusunda Kur''ân yorumcuları ihtilaf etmişlerdir. Mecazi anlamda ol-duğunu söyleyenlere göre[Kehf, 18/53 âyetinde mücrim-lerin cehennemi, Fürkân, 25/12 ve Mülk 67/7 âyetlerinde cehennem ateşinin müthiş kaynamasını ve korkunç uğul-tusunu işitecekleri bildirilmektedir.] körlükten maksat; kendilerini sevindirecek şeyleri görememeleridir. Körlü-ğün hakiki anlamda olduğunu söyleyenlere göre ise kafir-ler, Mü''minûn suresinin 108. âyetindeki talimattan sonra kör sağır ve dilsiz olacaklardır. [Hâzin, IV, 73.]

    2. İşitme Engelliler

    Kur''ân''da işitme engelliler ile ilgili âyetlerin sayısı, görme engellilere göre daha azdır. İsim şekli (summ) 11 ayette geç-mektedir. Bu âyetlerden 10''u dünyada sağırlık, biri âhirette sağırlık ile ilgilidir. Dünyada sağırlık ile ilgili âyetlerin sa-dece biri hakiki, diğerleri mecazi anlamdadır.

    1. Hâkîki Anlamdaki Sağırlık; benzetme bağla-mında geçmektedir. Bir olgu olarak işiten ile işitmeyen bir değildir. Sağır insan sesleri duyamazken kulakları sağlıklı insan sesleri duyabilmektedir. Bu açıdan aralarında fark vardır. İşte Allah, inkâr edip isyan edenler ile iman edip sâlih amel işleyenleri kör ve sağır ile işiten ve gören insan-lara benzetmektedir: Bu iki zümrenin durumu kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz? [Hûd, 11/24.] Âyette, sadece bir durum tespiti ve benzetme ya-pılmaktadır, yoksa görme ve işitme engelliler yerilip aşa-ğılanmamaktadır.

    2. Mecâzî Anlamdaki Sağırlık; Allah ve peygam-berin çağrısını duymazlıktan gelmek, ilâhî gerçeklere ku-lak tıkamaktır. Kâfir, müşrik ve münafıklar, Kur''ân''da sağır olarak nite-lendirilmektedir: (Münafıklar), sağırdırlar, dilsizdirler, kör-dürler. Artık onlar hakka dönmezler. [Bakara, 2/18.] Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bundan dolayı anlamaz-lar, [Bakara, 2/171] Âyetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içerisindeki sağırlar ve dilsizlerdir. [En''âm, 6/39.]

    Görüldüğü gibi âyetlerde münafıklar ve âyetleri yalan-layan kâfirler, yerilme bağlamında körler ve sağırlar olarak nitelenmektedir. Hatta Allah bu tür insanların, canlıların en kötüleri olduğunu bildirmektedir: Şüphesiz yer yüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüleri akıllarını kul-lanmayan sağırlar, dilsizlerdir. [Enfâl, 8/22.]

    Kâfirler ilâhî gerçekleri duymazlar, çünkü inanmayan-ların kulaklarında bir ağırlık vardır, [Fussilet, 41/44.] in-karda diretmeleri sebebiyle Allah, onların kalplerini ve ku-laklarını mühürlemiştir. [Bakara, 2/7. bk. Nahl, 16/108.] Münafıklar, Allah''ın kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir. [Muhammed, 47/23.] Artık bu kimselerin kulaklarına hak söz girmez, Peygamber de onlara gerçeği duyuramaz, çünkü bunlar, akıllarını da kullanmazlar: Sa-ğırlara hele akıllarını da kullanmıyorlarsa gerçeği sen mi duyuracaksın?, [Yunus, 10/42. Zuhruf, 43/40.] Sen ölülere (hakkı) duyuramazsın, arkalarını dönüp kaçarlarken sağır-lara da çağrıyı (ilâhî daveti) duyuramazsın, [Neml, 27/80; Rum, 30/52] çünkü, sağırlar, uyarıldıkları vakit çağrıyı işit-mezler. [Enbiya, 21/45] Sen ancak âyetlerimize iman edip Müslüman olanlara duyurabilirsin[Neml, 27/81.] ve Onlar, kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler. [Fürkân, 25/73.]

    3. Ahirette sağırlık; Kur''ân''da bir âyette kâfirlerin âhirette sağır olarak haşredileceği bildirilmektedir: Onları kıyamet günü, körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüz üstü haşredeceğiz, varacakları yer cehennemdir. [İsrâ, 17/97.] Kur''ân''da kafirlerin kulaklarının duyması ile ilgili âyet bu-lunması [Mesela bk. Mülk, 67/7.] sebebiyle müfessirler, kâfirlerin ilk haşrolundukları andan kıyamet mevkiine ge-linceye kadar sağır olacakları veya kendilerini sevindi-recek sözleri işitemeyecekleri şeklinde sağırlığın hakiki veya mecâzî anlamda olabileceği görüşünü serdetmişler-dir. [Taberî, IX, 15/155-156.]

    3. Konuşma Engelliler

    Kur''ân''da beş âyette konuşma özürlülüğünden söz edil-mektedir. Bunlardan dördü dünya hayatı, biri âhiret hayatı ile ilgilidir. Dünya hayatı ile ilgili olan âyetlerden bir hâkîkî anlamda, diğerleri mecâzî anlamdadır.

    1. Hakîkî anlamda dilsizlik; benzetme bağlamında geçmektedir: Allah, (şöyle) iki adamı misal verdi: Onlar-dan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sa-dece bir yüktür. Nereye göndersen olumlu bir sonuç ala-maz. Bu, adalet ile emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu? [Nahl, 16/76.]

    2. Mecâzî anlamda dilsizlik; gerçekleri konuş-mayan, hak sözü söylemeyen kimsedir. Allah Kur''ân''da kâfir, müşrik ve münafık kimseleri dilsiz olarak nitele-mektedir: (Münafıklar), sağırdırlar, dilsizdirler, kördür-ler. Artık onlar hakka dönmezler'', [Bakara, 2/18] ''(İnkâr edenler), sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bundan do-layı anlamazlar, [Bakara, 2/171] Âyetlerimizi yalanla-yanlar karanlıklar içerisindeki sağırlar ve dilsizlerdir.

    [En''âm, 6/39.]

    3. Ahirette Dilsizlik; Kur''ân''da bir âyette kâfirlerin âhirette sağır olarak haşredileceği bildirilmektedir: Onları kıyamet günü, körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüz üstü haşredeceğiz, varacakları yer cehennemdir. [İsrâ, 17/97.]

    Yasin suresinin 65. âyetinde kıyamet günü Allah''ın kâfirlerin ağızlarını mühürleneceği, ellerinin konuşup ayak-larının şahitlik edeceği bildirilmektedir.

    İbn Abbâs, âhiret körlüğünü, kâfirlerin kendilerini se-vindirecek şeyleri görememeleri; dilsizliği, delil ile konuşa-mamaları; sağırlığı, kendilerini sevindirecek şeyleri duya-mamaları şeklinde yorumlamıştır. [Taberî, IX, 15/168.]

    4. Ortopedik Engelliler

    Kur''ân''da iki âyette ortopedik engellilerden söz edil-mektedir. Bu âyetler, yürüme engeli olan insanlara Allah yolunda cihada ve savaşa katılmamaları ile ilgilidir: Topala güçlük yoktur. [Nur, 24/61. Fetih, 48/17.]

    5. Zihinsel Engelliler

    İnsanın sahip olduğu en değerli nimet, akıl ve muha-keme nimetidir. Bu nimetin yitirilmesi en büyük kayıp ve en büyük engelliliktir. Kur''ân''da zihinsel engellilik fiziksel ve mecâzî anlamda kullanılmış, mecnûn ve sefîh kelime-leri ile ifade edilmiştir.

    Fiziksel Anlamda

    Kur''ân''da hakiki anlamda zihinsel engellilik iftira ve koruma bağlamında geçmektedir.

    a) İftira bağlamında. Mekkeli müşriklerin Peygam-ber efendimize, Firavun''un Mûsâ (a.s.)''a, Nuh kavminin

    Nuh (a.s.)''a ve diğer kavimlerin peygamberlerine deli di-yerek iftira etmeleri bağlamında geçmektedir:

    (Mekke müşrikleri), ''ey kendisine zikir (Kurân) indiri-len kimse! Sen mutlaka delisin'' dediler (Hıcr, 6. bk. Duhân, 15; Kalem, 51)

    ''Firavun, ''bu size gönderilen peygamberiniz, şüphe-siz delidir'' dedi (Şuarâ, 27. bk. Zâriyât, 39)

    ''(Nuh kavmi) kulumuzu yalanlayıp ''bu bir delidir'' de-diler'' (Kamer, 9. bk. Kalem, 2)

    ''Kavminin ileri gelenlerinden inkâr edenler, (Hud''a) şüphesiz biz seni zihinsel özürlü / akılsız olarak (sefâhet) görüyoruz. Biz senin yalancılardan biri olduğuna inanı-yoruz dediler. Hûd da onlar, ''ey kavmim! Bende akıl nok-sanlığı yok, fakat ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim'' dedi (A''râf, 66-67).

    ''İşte böyle, onlardan öncekilere hiçbir peygamber gel-memişti ki, ''o, bir büyücüdür'' veya ''o, bir delidir'' demiş olmasınlar'' (Zâriyât, 52).

    Peygamberlerin deli ve zihinsel özürlü olmaları müm-kün değildir, bu itham onlar için bir iftiradır. Nitekim yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.) için;

    '' (Ey Muhammed!) Sen, öğüt ver, Rabbinin nimeti sa-yesinde sen bir kahinsin ne de bir deli'' (Tûr, 29).

    '' (Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir (Tekvir, 22) anlamındaki âyetlerle bunu red-detmiştir.

    Kur''ân''da zihinsel özürlülüğün ifade edildiği sefîh kav-ramı; dînî ve dünyevî işlerde akıl noksanlığından kaynakla-nan görüş ve muhakeme zayıflığı demektir. [Yazır, Hamdi,

    Hak Dîni Kur''ân Dili, I, 234.] Sefîh kimse zihinsel özürlülük nedeniyle aklın ve dînîn gereğinin aksine hareket eder. Bu-nun sebebi budalalık veya akıl noksanlığıdır.

    b) Koruma Bağlamında. Zihinsel özürlü kimse, özel-likle ticârî ve medenî iş ve işlemlerde yararına hareket ede-meyeceği için velinin onu koruyup kollaması emredilmek-tedir. Konu ile ilgili iki âyet vardır.

    Belli bir süreye kadar borçlananların, borçlanmayı yaz-malarıyla ilgili olarak; Eğer borçlu aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise yada yazdıramıyorsa velisi adaletle yazdırsın (Bakara, 282) denilmektedir.

    ''Allah''ın sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermeyenlere (süfehâ'') vermeyin (Nisa, 5) Bu âyette aklı ermeyenler (süfehâ'') ile maksat mallarını saçıp savu-ran, gereği gibi harcayamayan kimselerdir. [Nesefî, II, 10.] Bunlar, rüştüne ermeyen ve muhakeme gücü gelişmemiş olan çocuklar olabileceği gibi kısıtlı, bunamış, depresyona ve bunalıma girmiş, doğuştan veya sonradan aklî meleke-sini yitirmiş zihinsel özürlü kimselerdir.

    Ayet, malını akıllıca kullanamayan zihinsel özürlüleri yerme bağlamında değil, akıllarının yetersizliği, yararlı ve zararlı olanı ayırt edebilme yetersizliği, malını muhafazada zayıflığı sebebiyle onları koruyup kollama bağlamında zik-redilmiştir.

    Mecâzî Anlamda

    Mecâzî anlamda zihinsel özürlülük, aklın ilâhî gerçek-leri anlamada kullanmamasıdır. Bu anlamda kâfir, müş-rik ve münafıklar, Kur''ân''da gerçekleri anlamayan insan-lar olarak nitelenmişlerdir. Cehennemlikler için, Onların kalpleri vardır fakat onlar kalpleriyle (gerçeği) anlamazlar (A''râf, 179) buyurulmuştur. Yüce Allah, kâfirlerin, hakkı anlamamaları, inkârda diretmeleri (Nisâ, 155; A''râf, 101; Yunus, 74) ve büyüklenmeleri (Mümin, 35) sebebiyle kalplerini mühürlemiştir, [108] bu yüzden gerçekleri an-lamaz ve bilemez (Tevbe, 87, 93, 127) hale gelmişlerdir. İnkâr, isyan ve günahları kalplerinin paslanıp kararma-sına (Mutaffifîn, 14) hastalıklı olmasına (Mâide, 52) ve katılaşmasına (Hac, 53. Mâide, 13) sebep olmuştur. Akıl-larını kullanmadıkları (Enfâl, 22) için zihinsel özürlü du-rumuna düşmüşlerdir.

    Kur''ân''da; kâfir, müşrik ve münafıklar (Bakara, 130, 142), buzağıya tapan Yahudiler (A''râf, 155) Allah''a ortak koşan cinler (Cîn 4), çocuklarını öldüren insanlar (En''âm, 140) zihinsel özürlüler ve akıllarını hayırda kullanmayan-lar (süfehâ'') olarak nitelenmişlerdir.

    Musa (a.s.), buzağıya tapanları kastederek yüce Allah''a şöyle dua etmiştir: Şimdi içimizden bir kısım akılsızların (süfehâ) işledikleri günahlar sebebiyle bizi helâk mı ede-ceksin?...'' (A''râf, 155).

    Engelliler Kuran''nın mesajını doğru an-laması önemlidir. Manevi iç dünyası za-

    yıf engellilere misyoner faaliyetleri ekseninde Kuran-ı Kerim''in mesajları saptırılarak yanlış anlatılmaya çalı-şılmaktadır. Bu tuzağa düşmemek adına ayrıca Allah''u Teala''nın mesajlarını almak için Kuran''ı Kerim meali bol bol okunmalıdır.

    Yazı kaynağı : www.yenisafak.com

    Kuran-ı Kerim'de 'Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık' ayetinin yer aldığı sure hangisidir?

    Kuran-ı Kerim'de 'Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık' ayetinin yer aldığı sure hangisidir?

    Ekranların en sevilen yarışma programlarından Kim Milyoner Olmak İster yarışmasında 'Kuran'ı Kerimde Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık ayetinin yer aldığı sure hangisidir?,' sorusu soruldu. Geçen hafta yarışmanın sunucusu Selçuk Yöntem tarafından üzücü bir duruma maruz kalan Selin Ünver adlı yarışmacı büyük bir başarı elde ederek 1 milyon lirayı almaya çok yaklaştı.

    Öte yandan bir anda herkesin merak ettiği bu 'Kuran'ı Kerimde biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık ayetinin yer aldığı sure hangisidir?' ve Kuran'ı Kerimde biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık ayetinin yer aldığı sure hangisidir?' sorusu kaçıncı soruda soruldu? işte yanıtları ve diğer ayrıntılar haber7.com'da..

    İŞTE CEVABI

    Kuran-ı Kerim’de “Biz Gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık Ayetinin Yer Aldığı” Sure Tin Suresidir.

    KAÇINCI SORUDA SORULDU?

    Kim Milyoner Olmak İster yarışmasında 'Kuran'ı Kerimde Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık ayetinin yer aldığı sure hangisidir?,' sorusu 11. soruda soruldu. Yani yarışmacı Selin Ünver bu soruyuda bilirse 1 Milyonluk soruya erişmiş olacak.

    Tin Suresi, Kur’an’ın 95. suresidir. Surenin Mekke’de indirildiğine inanılmaktadır ve 8 ayettir. “Tin”; Arapça’da incir ağacı demektir ki sure, incire ve zeytine yemin edilerek başladığı için bu ismi almıştır.

    TİN SURESİNİN OKUNUŞU

    Bismillahirrahmânirrahîm.
    1- Vettiyni vezzeytuni
    2- Ve turi siyniyne
    3- Ve hazelbeledil’emiyni
    4- Lekad halaknel’insane fiy ahseni takviymin
    5- Sümme redednahü esfele safiliyne
    6- İllelleziyne amenu ve amilussalihati felehum ecrun gayru memnuun
    7- Fema yukezzibuke ba’du biddiin
    8- Eleysallahu bi ahkemil hakimiyn

    TİN SURESİNİN ANLAMI

    Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
    1- Andolsun o incire, o zeytine,
    2- Sinin (Sina) dağına
    3- ve bu güvenli beldeye ki,
    4- Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
    5- Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık.
    6- Ancak iman edip yararlı işler yapan kimseler başka; onlar için kesilmez bir mükafat vardır.
    7- O halde artık sana dini ne yalanlatabilir?
    8- Allah hakimlerin hakimi değil mi?

    Yazı kaynağı : www.haber7.com

    Tîn Suresi 1-4. Ayet Tefsiri - Diyanet İşleri BaşKanlığı

    Yüce Allah kendisinin ilim, sanat ve kudret sıfatlarını gösteren dört önemli varlığa yani insanın maddî gıdalarından olan incire, zeytine, mânevî gıdası olan vahyin indiği Sînâ dağına ve “emin belde”ye (Mekke), insanların muhtaç oldukları maddî ve mânevî ikramların mükemmel örneklerine yemin ederek insanı en güzel biçimde yarattığını, hem bedenen hem de ruhen yükümlülük alabilecek yeteneklerle donattığını ifade buyurmuştur (insanın seçkin yaratılışı ve üstünlüğü hakkında ayrıca bk. İsrâ 17/70).

    Bir görüşe göre incir ve zeytin, mecaz olarak bu ağaçların çokça bulunduğu toprakları, yani Akdeniz’in doğusunda bulunan Filistin ve Suriye’yi simgelemektedir. Kur’an’da adı geçen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşadıkları ve tebliğde bulundukları için bu iki ağaç cinsi bu peygamberlerin dile getirdiği dinî öğretilerin hayır ve bereketlerinin sembolü olarak kabul edilmektedir. Kezâ “tîn” ve “zeytûn” kelimeleri hakkında, ilkiyle Mekke’deki Mescid-i Haram’ın, ikincisiyle Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’nın kastedildiği gibi daha başka sembolik izahlar yapılmıştır. Ancak Şevkânî’nin de haklı olarak belirttiği gibi bu tür yorumların aklî ve naklî dayanağı yoktur (V, 545-546).

    Âyette Sînâ dağı için kullanılan sînîn kelimesinin Habeşçe veya Nabatça olduğu ve “verimli, bereketli, bol ağaçlı” veya “mübarek” anlamına geldiği belirtilir (Râzî, XXXII, 10; İbn Âşûr, XXX, 421). Mekke’nin “güvenli belde” olarak anılmasının sebebi ise gerek İslâm’dan önce gerekse İslâmî dönemde buranın bir barış kenti olarak tanınması ve orada her türlü kan dökmenin yasaklanması , hatta şehre ticaret amacıyla gelen yabancıların mal veya can güvenliğini sağlamak üzere kabileler arasında anlaşmalar yapılıp uygulanmasıdır.

    “En güzel biçim” diye çevirdiğimiz ahsen-i takvîm tamlaması bu bağlamda insana Allah tarafından verilen en güzel ve en mükemmel biçim ve yapıyı, bu sayede insanın, yeryüzü varlıkları içinde gerek fizyolojik gerekse ruhsal ve zihinsel yetenekler bakımdan en mükemmel ve en seçkin canlı olarak yaratılmış olmasını ifade eder. Yaratılmışların en mükemmeli olan insanda bulunan –âyetteki deyimiyle– bu güzelliğin kaynağı, Allah’ın onu kendi eliyle yaratıp ruhundan üflemesi (bk. Sâd 38/72, 75), “kendi sûreti üzere” (kendi sıfatlarından ona –insanlık düzeyinde olmak üzere– lütufta bulunarak) yaratması (bk. Buhârî, “İsti’zân”, 1; Müslim, “Birr”, 115), onu yeryüzünde halife kılması (bk. Bakara 2/30; bilgi için bk. Süleyman Uludağ, “Ahsen-i Takvîm”, DİA, II, 178) vb. lütuf ve inayetleridir. Müfessirler Allah’ın insandan daha güzel mahlûku olmadığı kanaatindedirler. Zira Allah insanı canlı, bilen, irade sahibi, konuşan, işiten, dinleyen, gören, düşünüp tedbir alan, hikmetle hareket eden ve bütün bu özellikleri sayesinde fizik bakımdan kendisinden daha güçlü varlıklar üzerinde bile hâkimiyet kurabilen , kültürler ve medeniyetler geliştirebilen bir varlık olarak yaratmıştır ki bütün bu vb. sıfatlar aynı zamanda ilâhî sıfatların bir kısmının ondaki yansımaları, tecellileridir (krş. Şevkânî, V, 546).

    Yazı kaynağı : kuran.diyanet.gov.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap