Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    kulak kelimesi ile ilgili deyimler

    1 ziyaretçi

    kulak kelimesi ile ilgili deyimler bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Türkçede Kulak Sözcüğü

    Türkçede Kulak Sözcüğü

    Türkçede Kulak Sözcüğü

    ağzı kulaklarına varmak(deyim):
    çok sevinmek: ‘Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.’ -R. N. Güntekin.

    baş ağır gerek, kulak sağır (atasözü):
    kişi ağırbaşlı olmalı ve dedikoduları dinlememelidir.

    (bir şeye) kulak (kulaklarını) tıkamak (deyim):
    bir şeyi duymazlıktan gelmek: ‘Vücudu içinden duyduğu çöküntülere kulaklarını tıkar, gözlerini yumar.’ -A. Ş. Hisar.

    (bir şeye) kulak vermek (deyim):
    değer vermek, önemsemek: ‘Usa ve gerçeğe uygun anlatışlara kulak verenin olmadığı görüldü.’ -Halikarnas Balıkçısı.

    boynuz isterken kulaktan olmak (deyim):
    daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek.

    boynuz kulaktan sonra çıkar, ama kulağı geçer (atasözü):
    bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır.

    deve boynuz ararken kulaktan olmuş (atasözü)
    elindekiyle yetinmeyip daha çoğunu arayan, elindekinden de olur.

    devede kulak (kulak gibi) kalmak (deyim):
    1) çok az önemi olmak, söz etmeye değer bulmamak: ‘Kitaptan öğrendikleri, hayattan gözlediklerinin yanında devede kulak kalır.’ -S. Birsel.

    2) yetersiz, çok küçük veya az olmak: ‘Tekaüt aylıkları günün ihtiyaçları karşısında devede kulak gibi kalıyordu.’ -R. N. Güntekin.

    ense kulak yerinde olmak (deyim):
    tkz. 1) iri yarı olmak; 2) kelli felli olmak.

    göz kulak olmak (deyim):
    1) görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak;

    2) mec. gözetmek, korumak, bakmak: ‘Öbürü göğsünden ağır yaralı iki erin geriye alınmalarına göz kulak oluyordu.’ -A. İlhan.

    iki kulak bir dil için (atasözü):
    çok dinleyip az söylemeli.

    kabakulak olmak (deyim):
    kabakulak hastalığına yakalanmak: Ahmet kabakulak oldu, üç hafta evden dışarıya çıkamadı.

    kardeşten karın yakın (kulaktan burun yakın) (atasözü):
    insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

    kelle kulak yerinde (deyim):
    1) kanlı canlı ve iri yapılı olan;

    2) gösterişli, itibarlı sayılan: ‘Aralarında yaşlı başlı, kelle kulak yerinde, efendiden adamlar da var.’ -R. N. Güntekin.

    kös dinleyen, davula kulak vermez (atasözü):
    başından büyük olaylar geçmiş kişi küçük dertleri sorun etmez.

    kulağı (kulakları) çınlasın (deyim):
    konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz: Kulağı çınlasın, bizim arkadaş öyle derdi.

    kulak arkası (ardı) etmek (deyim):
    dikkate almamak, göz önünde tutmamak: ‘Bazıları hava kirlenmesinde olduğu gibi bu eleştirileri kulak ardı ediyorlar.’ -H. Taner.

    kulak asmak (deyim):
    önem vermek, dinlemek: ‘Bunların sözlerine ne diye kulak asıyor, ona göre yapacağın işi kestiriyorsun?’ -M. Ş. Esendal.

    kulak kabartmak (deyim):
    belli etmemeye çalışarak dinlemek: ‘Karanlıkta, uyuyup uyumadığını anlayabilmek için tüm seslere kulak kabartarak yanına uzandım.’ -E. Şafak.

    kulak kesilmek (deyim):
    büyük bir dikkatle dinlemek: ‘Çok kızgın bir fikir çarpışmasının üzerine gelmişim, kulak kesildim.’ -İ. H. Baltacıoğlu.

    kulak kıvırmak (deyim):
    domatesin olgunlaşmasını sağlamak için işlem yapmak.

    kulak (kulağını) tırmalamak (deyim):
    kulağı rahatsız etmek: ‘Evde kimse yoktu sözü kulağını tırmaladı.’ -M. Ş. Esendal.

    kulak misafiri olmak (deyim):
    yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek: ‘Her önünden geçtiğim insanın söylediklerine kulak misafiri oluyorum.’ -O. V. Kanık.

    kulak tutmak (deyim):
    dinlemek, işitmek istemek.

    kulak vermek (deyim):
    merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak: ‘Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın / Bir vatan kalbinin attığı yerdir’ -N. H. Onan.

    kulakları dolmak (deyim):
    aynı şeyi dinlemekten usanmak.

    kulakları paslanmak (deyim):
    çoktan beri müzik dinlememiş olmak.

    kulakları patlatmak (deyim):
    Gürültüyle rahatsız etmek: ‘Kulakları patlatan bir ses bütün ormanı, bütün kuşları, bütün dünyayı susturdu.’ -M. Ş. Esendal.

    kulaklarına kadar kızarmak (deyim):
    çok utanmak.

    kulaklarını dikmek (deyim):
    (hayvan) dikkat kesilmek.

    kulaklarının pasını gidermek (deyim):
    çoktan beri dinlememişken müzik dinlemek.

    kulaktan burun yakın, kardeşten karın yakın (atasözü):
    insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

    sevincinden ağzı kulaklarına varmak (deyim):
    çok sevinmek.

    uzun kulaktan haber almak (deyim):
    uzaktan uzağa haber almak.

    yarım kulak dinlemek (deyim):
    umursamadan, önem vermeden dinlemek: ‘Dersleri yarım kulak dinliyor, etütlerde uzun uzun mektuplar yazıyordu.’ -Ç. Altan.


    kulağı (bir şeyde) olmak
    kulağı (veya kulakları) çınlasın
    kulağı ağır işitmek
    kulağı dikilmek
    kulağı duvar olmak
    kulağına çalınmak
    kulağına çarpmak
    kulağına fısıldamak
    kulağına gelmek
    kulağına girmemek
    kulağına gitmek
    kulağına inanmamak
    kulağına kar suyu kaçırmak
    kulağına kar suyu kaçmak
    kulağına koymak (veya sokmak)
    kulağına küpe olmak (veya etmek)
    kulağına söylemek
    kulağını açmak
    (birinin) kulağını bükmek
    (birinin) kulağını çekmek
    kulağını doldurmak
    kulağının üzerine yatmak
    (birinin) kulağının zarı patlamak
    kulağını sağır etmek
    kulağı okşamak
    kulağı olmamak
    kulağı ters taraftan göstermek
    kulak (veya kulağını) tırmalamak
    kulak (veya kulaklarını) tıkamak
    kulak arkası (veya ardı) etmek
    kulak asmak
    kulak kabartmak
    kulak kesilmek
    kulak kıvırmak
    kulakları dolmak
    kulaklarına kadar kızarmak
    kulaklarını dikmek
    kulaklarının pasını gidermek
    kulakları paslanmak
    kulakları patlatmak
    kulakları uğuldamak
    kulak tutmak
    kulak vermek
    (bir şeye) kulak vermek

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    kulak deyimleri | içinde kulak geçen deyimler | deyimler sözlüğü

    kulak deyimleri | içinde kulak geçen deyimler | deyimler sözlüğü

    Türkçe Deyimler Sözlüğü

    lgs öğrencileri


    Deyimler sözlüğümüzde bulunan, kulak ile ilgili, içinde kulak kelimesi geçen, kulak kavramını barındıran, sizler için seçilmiş ve hazırlanmış deyimlerin listesi aşağıdadır.

    Deyimlerin üzerine tıklayarak anlamlarını, detaylı açıklamalarını, kullanım örneklerini ve günlük hayatımıza yansımalarını inceleyebilirsiniz.

    Ve asla unutmuyoruz, dahi anlamındaki -de ve -da ayrı yazılır ;)

    » kulak sözcüğünün anlamı nedir?

    » kulak sözcüğünün ingilizce tercümesi

    » kulak kelimesi ne demek?

    Yazı kaynağı : kulak.deyimleri.com

    Kulak ile ilgili deyimler ve anlamları

    Kulak ile ilgili deyimler ve anlamları

    Kulak ile ilgili deyimler ve anlamları

    Ağzı kulaklarına varmak deyiminin anlamı
    Çok sevinmek, sevindiği her hâlinden belli olmak.
    Örnek: Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum. (R. N. Güntekin)
    Örnek 2: Takdirname eline verilince sevincinden ağzı kulaklarına vardı.

    Kulak tıkamak deyiminin anlamı
    Dinlemek istememek, bir şeyi duymazlıktan gelmek.
    Örnek: Vücudu içinden duyduğu çöküntülere kulaklarını tıkar, gözlerini yumar. (A. Ş. Hisar)
    Örnek 2: Konferansta bir süre daha kulak tıkayıp oturduk.
    Örnek 3: Söylediklerime sürekli kulak tıkadığın için, başın dertten kurtulmuyor.
    Örnek 4: Yapılan eleştirilere daha ne kadar kulak tıkayacaksın?

    Kulağının zarı patlamak deyiminin anlamı
    Gürültü yüzünden rahatsız olmak.
    Örnek: Bu ne ses, kulağımın zarı patlayacak!

    Kulak vermek deyiminin anlamı
    * Değer vermek, önemsemek.
    * İyice anlamak ereğiyle dinlemek, işitmeye çalışmak.
    * Dikkatli bir biçimde dinlemek.
    Örnek: Usa ve gerçeğe uygun anlatışlara kulak verenin olmadığı görüldü. (Halikarnas Balıkçısı)
    Örnek 2: Kulak verince, onun sesini tanımıştım.
    Örnek 3: Öğretmeninizin söylediklerine kulak verin.

    Kulağını bükmek deyiminin anlamı
    Bir sorun karşısında dikkatli davranması için uyarıda bulunmak.
    Örnek: Söz almadan konuştuğum için öğretmenim kulağımı büktü.

    Kulağını çınlatmak deyiminin anlamı
    * Birini anmak.
    * Orada bulunmayan bir kimsenin adını anmak.
    Örnek: Dün akşam senin kulağını epey çınlattık.

    Kulağını doldurmak deyiminin anlamı
    Bir kimseye başkasından bilgi almadan önce konu üzerinde bilgi verirken kendi düşüncesini aşılamak.
    Örnek: Belli ki annen, senin kulağını doldurmuş.

    Kulağını çekmek deyiminin anlamı
    * Ceza olarak kulağını tutup bükerek çekmek.
    * Uyarmak için hafif bir ceza vermek.
    Örnek: Yaramaz çocuk, babana söyleyeceğim de kulağını çeksin biraz.
    Örnek 2: Telefonu bozunca babası kulağını çekti.
    Örnek 3: Şimdi bana kulağınızı çektireceksiniz!

    Boynuz isterken kulaktan olmak deyiminin anlamı
    * Daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek.

    Devede kulak deyiminin anlamı
    * Çok az önemi olmak, söz etmeye değer bulmamak.
    * Yetersiz, çok küçük veya az olmak.
    * Büyük bir bütüne göre o bütünden ufacık bir parça, çok önemsiz ve küçük bir şey.
    Örnek: Kitaptan öğrendikleri, hayattan gözlediklerinin yanında devede kulak kalır. (S. Birsel)
    Örnek 2: Tekaüt aylıkları günün ihtiyaçları karşısında devede kulak gibi kalıyordu. (R. N. Güntekin)

    Ense kulak yerinde olmak deyiminin anlamı
    * İri yarı olmak.
    * Kelli felli olmak.

    Göz kulak olmak deyimi ne anlama
    * Görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak.
    * Gözetmek, korumak, bakmak.
    * Korunması, gözetilmesi gereken bir kimseyi ya da şeyi görüp gözetmek, korumak, ona bakmak.
    * Görme ve işitme yoluyla öğrenmeye, bilgi edinmeye çalışmak.
    Örnek: Öbürü göğsünden ağır yaralı iki erin geriye alınmalarına göz kulak oluyordu. (A. İlhan)
    Örnek 2: Yolda ona göz kulak ol da başına bir şey gelmesin.
    Örnek 3: Annem, kardeşime göz kulak olmamı istedi.
    Örnek 4: Göz kulak oldum ama pek bir şey anlayamadım.

    Kelle kulak yerinde deyiminin anlamı
    * Kanlı canlı ve iri yapılı olan.
    * Gösterişli, itibarlı sayılan.
    Örnek: Aralarında yaşlı başlı, kelle kulak yerinde, efendiden adamlar da var. (R. N. Güntekin)
    Örnek 2: Kelle kulak yerinde iki futbolcu almışlar.
    Örnek 3: Kelle kulak yerinde adamlardan oluşan bir derneğimiz vardı.

    Kulağı ağır işitmek deyiminin anlamı
    Kulağı iyi işitmemek.
    Örnek: Kulağı ağır işitiyor, biraz sesli konuş.

    Kulağı bir şeyde olmak deyiminin anlamı
    Dikkatini bir şeye vermek.
    Örnek: Bir saattir kulağım telefonda, önemli bir telefon bekliyorum.
    Örnek 2: Kulağım çocukta, her an uyanabilir.

    Kulağı dikilmek deyiminin anlamı
    Konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek.
    Örnek: Şimdi kulakları, seslerimize dikilmiş bir köpek gibi yatıyordu. (S. F. Abasıyanık)
    Örnek 2: Konuyu kapat, çocuk kulağı dikti, bizi dinliyor.

    Kulağı duvar olmak deyiminin anlamı
    Sağır olmak.
    Örnek: Kulakları duvar olan ihtiyarla avaz avaz ilişki kurmaya üşenmişler. (H. Taner)
    Örnek 2: Kulağı duvar olan dedemle, anlaşmakta zorlanıyoruz.

    Kulakları çınlasın deyiminin anlamı
    Konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz. Örnek: Kulağı çınlasın, bizim arkadaş öyle derdi.
    Örnek 2: Kulakları çınlasın, çok iyi bir insandır.

    Kulağı okşamak deyiminin anlamı
    Kulağa hoş gelmek.

    Kulağı ters taraftan göstermek deyiminin anlamı
    Kolay yolu varken bir işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak. Örnek: Tahkike mahkike, kulağı ters taraftan göstermeye ne lüzum var? (S. M. Alus)

    Kulağına çalınmak deyiminin anlamı
    Başkasına söylenirken kendisi de duymuş olmak.
    Örnek: Bu gürültüler arasında Vildan”ın bağırarak ve daha ziyade kıymet vererek telaffuz ettiği bazı kelimeler, cümleler kulağıma çalınıyordu. (P. Safa)

    Kulağına çarpmak deyiminin anlamı
    Duyulmak.
    Örnek: Barın kalabalığı, hareketliliği, çalgısı ve dumanı içinde ortaya atılan bu söz, tam bir isabetle geldi, Ahmet Samim”in kulağına çarptı. (Y. K. Karaosmanoğlu)

    Kulağına fısıldamak deyiminin anlamı
    Çok alçak ve hafif bir ses tonuyla kulağına eğilip bir şeyler söylemek. Örnek: Evet biliyorum, bunlar kulağına fısıldadılar değil mi? (A. Ağaoğlu)

    Kulağına gelmek deyiminin anlamı
    * Kulağına çalınmak.
    * Duymak.

    Kulağına girmemek deyiminin anlamı
    Söylenilen sözlere önem vermemek, söylenenleri anlamamak, benimsememek.

    Kulağına gitmek deyiminin anlamı
    Duymak.
    Örnek: Olup bitenler kulağına gitse onlardan önce çarkıma okur ya neyse. (M. Seyda)

    Kulağına inanmamak deyiminin anlamı
    Duyduklarının doğruluğundan şüphe etmek.
    Örnek: Kulaklarıma inanamıyordum, bu kadar narin, bu kadar nahif bir vücutta böyle bir ruh… (Ö. Seyfettin)

    Yarım kulak dinlemek deyiminin anlamı
    Umursamadan, önem vermeden dinlemek.
    Örnek: Dersleri yarım kulak dinliyor, etütlerde uzun uzun mektuplar yazıyordu. (Ç. Altan)
    Örnek 2: Dersi yarım kulak dinlemekle başarılı olamazsın.

    Uzun kulaktan haber almak deyiminin anlamı
    Uzaktan uzağa haber almak.

    Kulaklarının pasını gidermek deyiminin anlamı
    * Çoktan beri dinlememişken müzik dinlemek.
    * Uzun bir zamandan beri müzik dinlememişken müzik dinleyerek bu yoksunluğu gidermek.
    Örnek: Kulaklarımın pasını gidermek için, arabada iki saat müzik dinledim.
    Örnek 2: Radyoyu açın da kulaklarımızın pasını giderelim.
    Örnek 3: Çok kıymetli bir sanatçımız, konuklarımızın kulaklarının pasını giderdi.

    Kulaklarını dikmek deyiminin anlamı
    Hayvan dikkat kesilmek.
    Örnek: Eşek birden kulaklarını dikti.
    Örnek 2: Sevimli tavşan kulaklarını dikti ve zıplayarak gözden kayboldu.

    Kulaklarına kadar kızarmak deyiminin anlamı
    Çok utanmak, mahcup olmak.
    Örnek: Yaptığım hatayı anlayınca, kulaklarıma kadar kızardım.
    Örnek 2: Şu görüntüleri izleyen yetkililerin, kulaklarına kadar kızarması gerekir.
    Örnek 3: Sınıfta azarı işitince kulaklarına kadar kızardı.

    Kulakları patlatmak deyiminin anlamı
    Gürültüyle rahatsız etmek.
    Örnek: Kulakları patlatan bir ses bütün ormanı, bütün kuşları, bütün dünyayı susturdu. (M. Ş. Esendal)
    Örnek 2: Kulaklarımızı patlatan bir gök gürültüsüyle, yerimizden sıçradık.

    Kulağına kar suyu kaçırmak deyiminin anlamı
    * Dolaylı olarak duyurmak.
    * Rahatını bozan bir haber işitmek, sıkışık bir duruma düşmek.

    Kulağına kar suyu kaçmak deyiminin anlamı
    Bir duyum almak.

    Kulağına koymak (sokmak) deyiminin anlamı
    Bir duruma veya söze hazırlamak için önceden kısaca anlatmak, düşünce aşılamak, telkin etmek.
    Örnek: Bunu Bayram ağanın kulağına koydular. (H. E. Adıvar)

    Kulağına küpe olmak (etmek) deyiminin anlamı
    Başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak.
    Örnek: Bu sözümü kulağına küpe et kızım! (R. N. Güntekin)

    Kulağına söylemek deyiminin anlamı
    (birine bir şeyi) başkalarının işitemeyeceği bir biçimde söylemek, fısıldamak.
    Örnek: Küçük çocuk, annesinin kulağına bir şeyler söyledi.

    Kulağını açmak deyiminin anlamı
    Dikkatle dinlemek.

    Kulak ardı etmek deyiminin anlamı
    Dikkate almamak, göz önünde tutmamak.
    Örnek: Bazıları hava kirlenmesinde olduğu gibi bu eleştirileri kulak ardı ediyorlar. (H. Taner)

    Kulak asmak deyiminin anlamı
    Önem vermek, dinlemek.
    Örnek: Bunların sözlerine ne diye kulak asıyor, ona göre yapacağın işi kestiriyorsun? (M. Ş. Esendal)

    Kulak kabartmak deyiminin anlamı
    Belli etmemeye çalışarak dinlemek.
    Örnek: Karanlıkta, uyuyup uyumadığını anlayabilmek için tüm seslere kulak kabartarak yanına uzandım. (E. Şafak)

    Kulak kesilmek deyiminin anlamı
    Büyük bir dikkatle dinlemek.
    Örnek: Çok kızgın bir fikir çarpışmasının üzerine gelmişim, kulak kesildim. (İ. H. Baltacıoğlu)

    Kulak kıvırmak deyiminin anlamı
    Domatesin olgunlaşmasını sağlamak için işlem yapmak.

    Kulak (kulağını) tırmalamak deyiminin anlamı
    Kulağı rahatsız etmek.
    Örnek: Evde kimse yoktu sözü kulağını tırmaladı. (M. Ş. Esendal)

    Kulak misafiri olmak deyiminin anlamı
    Yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek.
    Örnek: Her önünden geçtiğim insanın söylediklerine kulak misafiri oluyorum. (O. V. Kanık)

    Kulak tutmak deyiminin anlamı
    Dinlemek, işitmek istemek.
    Örnek: Özel bir şey konuşuyoruz, neden kulak tutuyorsun?

    Kulak vermek deyiminin anlamı
    * Merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak.
    * İyice anlamak ereğiyle dinlemek, işitmeye çalışmak.
    Örnek: Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın / Bir vatan kalbinin attığı yerdir. (N. H. Onan)
    Örnek 2: Kulak verince, onun sesini tanımıştım.
    Örnek 3: Öğretmeninizin söylediklerine kulak verin.

    Kulakları dolmak deyiminin anlamı
    Aynı şeyi dinlemekten usanmak.
    Örnek: Yabancı müzik dinlemekten kulaklarım doldu.

    Kulakları paslanmak deyiminin anlamı
    Çoktan beri müzik dinlememiş olmak.
    Örnek: Ne güzel bir melodi bu! Kulaklarım paslanmıştı.

    Yazı kaynağı : www.huzursayfasi.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap