Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    kitle taramalarında birden fazla hastalığın alınmasına ne ad verilir

    1 ziyaretçi

    kitle taramalarında birden fazla hastalığın alınmasına ne ad verilir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Meme Hastalıkları Tanı ve Tedavi Ünitesi | Yeditepe Üniversitesi Hastanesi

    Meme Kanseri Hakkında

    Meme kanseri kadınlarda en fazla görülen kanserdir. Meme kanseri, hücrelerin kanser niteliği kazanması (sınırsız ve kontrolsüz çoğalma, büyümeye başlaması) sonucu oluşur.
    Dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanseri her 8-10 kadından birinde yaşam boyunca oluşmaktadır. Fakat, çok az kişi bunun önemini anlamakta veya risk altında olduğunun farkına varmaktadır.
    Yeni tedavi seçenekleri giderek artmakla birlikte, meme kanserinde başarı erken tanıdan geçmektedir. Meme kanserine erken tanı konulursa hastalıktan kurtulma şansı yüzde 96’dır. Bu sebeple erken tarama tetkiklerini yaptırmak ve sizi erkenden uyaracak ve doktora başvurmanızı sağlayacak belirtileri iyi bilmek gerekmektedir.

    Risk altında mısınız?
    Meme kanseri riski, kadınlarda salgılanan östrojen isimli hormona maruziyet süresine bağlı olarak artmaktadır. Meme kanseri riskini artıran unsurlar:

    Yaş: Yaş ilerledikçe (özellikle 50 yaşından sonra) meme kanseri riski artmaktadır. 25 yaşındaki her 20.000 kadından birinde meme kanseri görülürken, 80 yaşına ulaşan kadınlarda bu risk her 8 kadında bire çıkmaktadır. 

    Aile öyküsü: Ailesinde, özellikle birinci derece yakınlarında, meme kanseri ve/veya over kanseri olanlarda risk artmaktadır.

    Adet başlangıç ve menapoz yaşı: Erken yaşta adet görmeye başlayanlar (12 yaş öncesi) ve geç menapoza girenlerde (50 yaşından sonra), meme dokusu daha uzun östrojen hormonu etkisinde kaldığı için meme kanseri riski artmaktadır.

    Doğum ve emzirme: Hiç doğum yapmamak, geç doğum yapmak (30 yaş sonrası), emzirmemek riski artırmaktadır.

    Hormon tedavileri: Menapoz sonrası kontrolsüz kullanılan hormon tedavileri riski artırmaktadır.

    Kilo: Aşırı kilolu olmak, yağlı beslenmek riski artırmaktadır.

    Genetik: Meme kanserlerinin yanlız yüzde 5-10’u genetik bir bozukluğa bağlıdır. Ailesinde erken yaşta meme kanseri görülen birden fazla yakını olan, meme kanseri ve over kanseri birlikte görülen yakını olan, çift taraflı meme kanseri veya erkek akrabasında meme kanseri öyküsü olan kişilere genetik testlerin yapılması önerilmektedir.

    Doğum kontrol hapı: Riski artırdığı gösterilmemiştir.

    Diyet: Hayvansal gıdalardan sakınmak, yağlı gıdalardan kaçınmak, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak riski azaltmaktadır.

    Fizik aktivite: Kilo artışını önlemekte ve riski azaltmaktadır.

    Alkol: Düzenli kullanım riski artırmaktadır.

    Belirtiler nelerdir?
    Meme kanserinin en sık belirtisi memede ağrısız bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların yüzde 10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek görülen belirtileri göğüste oluşan geçici olmayan değişimler (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş ya da bozulmalar), akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzere göğüs ucu belirtileridir. Tedavisi en kolay olan erken evredeki meme kanserleri tipik olarak hiçbir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir. Meme kanserine erken evrede tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır.

    Erken tanı için tarama tetkikleri nelerdir?
    Erken tanı için temelde önerilen birbirlerini tamamlayıcı üç yöntem vardır:

    Kişisel (Kendi kendine yapılan) meme muayenesi: 16 yaş sonrası, adetin 7-10. günleri arasında ayda bir kez yapılması önerilir. Kendi kendine meme muayenesinin nasıl yapıldığı konusunda Resim 1-4’e bakınız.

    Klinik (Doktor tarafından yapılan) meme muayenesi: 20-40 yaş arası 1-3 yılda bir, 40 yaşından itibaren ise yıllık olarak doktor tarafından meme muayenesi yapılması önerilir.

    Mamografi: Standart düzeyde riski olan kadınlarda 40 yaşından itibaren yıllık mamografi yapılması meme kanserinin erken evrede yakalanmasını sağlamaktadır.

    Aylık kendi meme muayenesi ve yıllık mammografisi düzenli yapılanlarda meme kanseri 0.7 cm çapında yakalanırken, kendi muayenesini zaman zaman yapan ve düzensiz mammografi yapılanlarda tümör yakalandığında çapı 1.4 cm olmaktadır. Kendi meme muayenesini yapmayan ve düzensiz mammografi yaptıranlarda tümör yakalanma boyutu 2.3 cm ve bu muayene ve mammografileri hiç yaptırmayanlarda tümör yakalama çapı 3.8 cm olmaktadır. Bu veriler düzenli aylık kendi kendine muayene ve düzenli mammografi yaptıranlarda meme kanserinin çok erken evrede yakalanabildiğini göstermektedir.

    Meme kanseri riski nasıl azaltılabilir?
    Meme kanseri riski günlük yaşamda yapılacak bazı değişikliklerle azaltılabilir. Kilo almamaya dikkat etmek, spor yapmak, yağ içeriği yüksek gıdalar yememek, sigara ve alkol kullanmamak ve menapoz sonrası hormon replasman tedavileri almamak yoluyla risk azaltılabilir. Ailede öyküsü ile genetik geçişli meme kanseri riski yüksek olanlarda yapılacak olan genetik analizler sonucunda genetik bir bozukluk saptanan hastalarda ise, her iki memenin cerrahi olarak çıkarılması ve yerine protez konması, yumurtalıkların (over) alınması veya ilaç tedavisi gibi yöntemlerden birisi uygulanabilir.

    Tanı nasıl konur?
    Meme kanseri tanısı görüntüleme birimleri ve klinik muayene bulguları ile konur. Görüntülemenin temel direği yıllık mammografidir. Memenin yapısal özelliklerine ve bulgulara göre mammografiye meme ultrasonu eklenebilir. Eskiden analog cihazlarla çekilen mammografiler günümüzde dijital cihazlarla yapılmaktadır. Mammografi ve meme ultrasonunun bu konuda uzmanlaşmış bir meme radyoloğu tarafından ve en az 20 dakika süre ayrılarak yapılması gerekmektedir.

    Ameliyatsız doku tanısı konulabilir mi?
    Günümüz görüntüleme olanakları memedeki 1 milimetrelik bir kist veya kitlenin, ultrason eşliğinde doku tanısının konulmasına olanak tanımaktadır.
    İnce iğne aspirasyon biyopsisi en kısa sürede tanı koyduran, en kolay uygulanan ve hasta için riski en az olan yöntemlerden biridir. Radyolojik açıdan şüpheli görünen en küçük odakladan (1 mm gibi), Radyolog tarafından ultrason eşliğinde cerrrahi girişim olmaksızın iğneyle örnek alınmakta, alınan materyal patologlar tarafından anında değerlendirerek, alınan dokunun yeterliliği saptamakta ve en kısa sürede hastanın tanısı konulmaktadır.

    Meme kanseri tanısında alınan parçaların (biopsi) patolojik incelemesinin önemi nedir? Bu incelemenin nerede yapıldığının önemi var mıdır?
    Meme kanserinde alınan hücre ve doku örneklerinin incelenmesi sonucunda hastaya tanı konulabilmektedir. Hasta için en doğru ve hızlı sonucu vermede uygulanan laboratuar teknikleri çok önemlidir. Hastanemizde ince iğne aspirasyon biyopsilerinde elde edilen hücrelerin teknik açıdan hazırlanması, radyoloji ve patoloji ekibimizin birlikte çalışmasına bağlıdır. Hastadan cerrahi girişim veya ultrason altında alınan biyopsi doku örnekleri en kısa sürede işleme alınmakta, aynı gün akşam veya ertesi gün hastaya raporu teslim edimektedir. Hastanemizin çok geniş bir immuno-histokimya çalışma paneli vardır. Meme kanseri olan hastalarda hastalığın tedavisini ve gidişini belirlemek için gerekli belirteçler immunohistokimyasal olarak araştırılır ve rapor edilir.

    Biyopsi yapılmasının hastalığın ilerlemesine olumsuz etkisi var mıdır?
    Kanserin kesin tanısına ancak biyopsi örneklerinin patoloji kliniğinde incelenmesi sonucunda ulaşılır. Biopsi olmadan sadece fizik muayene ve filmlere bakılarak kanserden şüphelenilebilir, ancak kesin kanser tanısı konulamaz ve tedavi başlanamaz. Halk arasında bazen başka kişiler örnek gösterilerek “Biyopsi yaptılar bir daha da iyileşemedi”, “Hastalığı daha kötü oldu” gibi söylentiler olmaktadır. Bunlar çok yanlış yorumlardır ve birçok hastanın gereksiz yere korkmasına, teşhisin gecikmesine ve bu sebeple varolan tedavi şanslarını da kaybetmelerine yol açabilmektedir. Biyopsi işleminin hastalığa olumsuz bir etkisi yoktur. Bu işlem sadece tanıyı koydurur.

    Hastalık aşamaları nelerdir (Evreleme)?
    Kanser tanısı konduktan sonra hekiminiz öncelikle hastalığın yaygınlığını veya bir başka deyişle hangi aşamada olduğunu (evresini) saptayacaktır. Bu evreleme, uygulanacak tedavi yöntemlerine ve sıralamasına karar vermede gereklidir. Meme kanseri 4 ana evrede olabilir. Doğru evreyi saptamak için karına yönelik ultrasonografi veya tomografi, akciğer veya beyine yönelik bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme, kemik taraması (tüm vücut kemik sintigrafisi), PET gibi tetkikler gerekebilir.

    Meme kanseri nasıl tedavi edilir?
    Hastalığın evresi, patolojik inceleme sonrası saptanan tümör özelliklerine göre cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormonal tedavi, ve biolojik tedaviler tek başlarına veya bir arada kullanılarak tedavi yapılmaktadır.

    Meme kanserinde cerrahi tedavinin yeri nedir?
    Meme kanserinin erken evresinde en etkin tedavi cerrahidir. Halk arasındaki yanlış inanışlar sebebiyle, hastalar cerrahi önerildiği zaman tedaviyi reddedebilmektedir. Meme kanserinde cerrahi tedavi önerilenler, hastalıkları erken evrelerde olan ve ameliyatla kanserli doku tam olarak çıkartılabildiğinde yaşam şansı en yüksek hasta grubunu oluşturmaktadır.

    Meme kanseri tanısı alan herkesin tüm memesinin çıkarılması gerekir mi?
    Hayır. Tümörün büyüklüğü, yeri ve mamografideki görünüm ameliyatın boyutunu belirlemektedir. Tümör küçük ve başlangıç evresinde ise memenin sadece küçük bir bölümünün alınması yeterli olabilmektedir. Aynı durumda ikinci bir seçenek daha vardır. Bu da memenin cildi ve meme başı korunarak içinin boşaltılması ve aynı seansta yeni meme yapılmasıdır.

    Meme kanserinde ne tür cerrahi tedaviler uygulanmaktadır?
    Meme kanseri cerrahisi meme koruyucu cerrahi ve diğer cerrahi yöntemler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Meme koruyucu cerrahi memenin tümü yerine bir kısmı alınarak uygulanan bir tedavidir. Bu teknikte koltuk altı lenflerin biyopsisi ve ameliyat sonrası radyasyon tedavisi gerekebilir. Diğer cerrahi yöntemler ise memenin tümünün alınmasıdır. Memenin tümü alınırken uygun olanlarda meme başı ve derisi korunup içi tamamamen boşaltılabilir. Bu son seçenekte yeni meme yapılır. Bu yöntemde gerekiyorsa koltuk altı lenfleri biyopsisi yapılabilir.

    Meme kanseri olan her hastanın koltukaltı lenf bezlerinin tamamı çıkarılmalı mıdır? Bunun yan etkileri nelerdir?
    Hayır. Günümüzde sentinal lenf nodu biopsisi yöntemi ile koltuk altı lenf bezlerinden örnekler alınmakta, tümör saptanmazsa, koltuk altındaki lenf bezeleri çıkarılmamaktadır. Bu sayede gereksiz cerrahi girişim yapılması önlenmekte, koltuk altı lenf bezlerinin çıkartılmasına bağlı ileride kolda gelişebilecek ödemin önüne geçilmektedir.

    Meme ameliyatı sonrası memenin plastik cerrahi ile tekrar oluşturulması için ne kadar süre gerekir?
    Memenin tekrar oluşturulması iki şekilde yapılmaktadır:

    Aynı Seansta Yeni Meme Yapılması: Memenin alındığı ameliyatın devamı olarak ve daha hasta uyanmadan yeni memesi yapılmasıdır. Bu son yıllarda en sık kullanılan yöntemdir.

    Sonradan Yeni Meme Yapılması: Çok ilerlemiş ve koltuk altı lenf bezlerine ulaşmış bazı hastalarda uygulanır. Bu hastalarda eğer radyoterapi uygulanacaksa tedavinin bitiminden 6 ay sonra yeni meme yapılır.


    Yeditepe Üniversitesi Hastanesi'nde uygulanan farklı cerrahi teknikler var mı?
    Hastanemizde meme kanserinde uygulanan ameliyat teknikleri hastalığın evresine, tümörün yerleştiği bölgeye göre değişiklik göstermektedir. Bu teknikler her bir hasta için tek tek ele alınmaktadır ve bunlar titizlikle uygulanmaktadır. Örneğin, meme kanseri nedeniyle memenin bir bölümü derisi ile alınsa da geriye kalan sağlam kansersiz kısmından yeni ve estetik olarak kabul edilir yeni bir meme yapılmaktadır.

    Herkese radyoterapi verilir mi?
    Hayır. Ameliyat sonrası tümör dokusunun patolojik incelemesinde saptanan tümör boyutu ve tutulan lenf nodu sayısına bakılarak radyoterapi kararı alınmaktadır. Memesinin tamamı alınmayan (meme koruyucu cerrahi yapılan) hastaların hepsine ameliyat sonrası radyoterapi verilmesi gerekmektedir.

    Herkese kemoterapi verilir mi?
    Ameliyat sonrası tümör dokusunun patolojik incelemesinde saptanan tümör özelliklerine bakılarak kemoterapi kararı alınmaktadır. Cerrahi yapılan hastalarda gözle görünen kanserli doku çıkarılmaktadır. Bu hastalarda kemoterapi, radyolojik yöntemlerle saptanamayan mikroskopik düzeyde kalmış olabilecek kanser hücrelerinin yok edilerek hastalığın nüks etmesini önlemek amacı ile verilmektedir. Cerrahi yapılamayan hastalarda ise hastalığın ilerlemesinin durdurulması, tümörün küçültülmesi ve tümöre bağlı şikayetlerin azaltılması, yaşam süresi ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla kemoterapi verilmektedir. Sanılanın aksine uzun dönemde kemoterapi yaşam kalitesini kötüleştirmez, iyileştirir. Kemoterapinin yan etkileri kısa süreli ve geri dönüşlüdür.

    Kemoterapi nedir?
    Kanser hücrelerini tahrip eden, büyüme ve çoğalmasını engelleyen kanser ilaçları kullanılarak yapılan tedaviye kemoterapi denir. Kemoterapi, kanser tedavisinde, tek başına veya cerrahi işlemle ve/veya radyoterapi ile birlikte, kanserin tipi ve evresine göre değişen sıralamalarla kullanılabilir.

    Kemoterapinin kim tarafından ve nerede verildiğinin önemi var mıdır?
    Çok sayıdaki kemoterapi ilacının, özelliklerini, kullanma şekillerini ve yan tesirlerini bilerek, doğru ve yerinde kullanmak, etkili dozlarda, fakat hastayı yan etkilerden koruyarak verilebilmek için tedavinin bu konuda uzmanlaşmış olan Medikal Onkolog tarafından verilmesi gerekmektedir. Kemoterapi uygulamalarında en önemli nokta kemoterapi sonrası yakın izlem ve yan etkilere erken müdahale edilmesidir. Bu sebeple, doktorunuza 24 saat ulaşabileceğiniz bir merkezde tedavi olmak önem taşımaktadır.

    Hormon tedavisi kimlere verilir?
    Tümör dokusunun patolojik incelemesinde hormona duyarlı olduğu saptanan tüm hastalara hormon tedavisi verilmektedir. Bu tedavi ile östrojen ve progesteron hormonlarının vücuttaki düzeyinin azaltılmakta veya tümörün bu hormonlara cevap vererek büyümesi engellenmektedir. Hormon tedavisi ile cerrahi yapılmış olan hastalarda hastalığın nüks etmesi (tekrarlaması) riski azalmakta, cerrrahi yapılmamış hastalarda ise tümör küçülmektedir.

    Multidisipliner yaklaşım nedir? Neden gereklidir?
    Meme kanserinde her hastanın durumu birbirinden farklıdır. Hastalığın ve hastanın durumuna göre farklı tedavi seçeneklerinin tek başına veya birlikte kullanılması, farklı bölümlerden bu konuda uzmanlaşmış çok sayıda doktorun ortak çalışması ve hasta için en doğru tedavinin ortak kararla belirlenmesi gerekmektedir. Bu şekilde en doğru ve güncel tedaviler gecikmeksizin uygulanabilir. Multidisipliner yaklaşımda medikal onkoloji, genel cerrahi, radyasyon onkolojisi, patoloji, radyoloji, nükleer tıp, plastik cerrahi uzmanlarının ortak görüşü alınmakta; gerekli durumlarda diyetisyen, psikiatri ve ağrı tedavi uzmanının yardımı istenmektedir.

    Meme kanseri nasıl tedavi edilir?
    YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ meme kanseri şüphesi olan hastalarda en ileri teknoloji ile tetkik yapma imkanlarına sahip olan bir merkezdir. Başvuran hastaların gereken tüm tetkikleri bir kaç gün içerisinde tamamlanabilmektedir. Biyopsi örneklerinin patolojik incelemesi de 1-2 gün içerisinde tamamlanıp kesin tanıya ulaşıldığında hastanın durumu MEME KANSERİ KONSEYİNDE tartışılmakta ve tedavileri belirlenmektedir. Bu konseyde medikal onkoloji, genel cerrahi, plastik cerrahi, patoloji, radyoloji, nükleer tıp uzmanları bulunmaktadır. Hastanemiz bünyesinde PET/BT cihazının bulunması hastalığın evrelenmesinde büyük avantaj sağlamaktadır. Her hasta tedavi kararı öncesinde genel durumu, tedaviye uygunluğu, akciğer kapasitesi, kalp fonksiyonları ve diğer sistemlere ait sorunları yönünden detaylı olarak değerlendirilmekte ve hasta için en uygun yöntem titizlikle kararlaştırılmaktadır. Hastalar bir sorunları olduğunda doktorlarına 365 gün 24 saat ulaşabilmektedirler. Meme Hastalıkları Merkezinde çalışan doktorlar olarak amacımız hastalarımıza en az sıkıntı verecek yöntemlerle, kısa sürede tanı koymak, tedavi etmek, estetik sonuca ulaşmak, en uzun ve en kaliteli yaşam imkanını sunmaktır.

    UNUTMAYIN:

    Kendi kendine meme muayenenizi her ay düzenli olarak yapınız. Yeni bir şişlik veya yara ile karşılaşırsanız hemen merkezimize başvurunuz.
    Kırk yaş sonrasında mutlaka yılda bir kez mammografi yaptırınız.
    Erken tanı hayat kurtarır.
    Düzenli takiplerinizi yaptırınız. Meme kanseri belirtileri ve risklerini öğreniniz. Bunlardan birisi veya birkaçı siz veya yakınlarınızda varsa, hemen doktorunuza başvurunuz.
    Memeniz olmadan yaşamak zorunda değilsiniz. Memenizin tümör ameliyatı esnasında tekrar yapılabilmesi seçeneğini doktorunuzla mutlaka tartışınız.
    Memenizin hepsi veya bir kısmının alınması seçeneklerini ayrı ayrı konuşup her bir yöntemin farkını ve avantajlarını öğreniniz.


    Evde meme muayenesi nasıl yapılmalıdır?

    Resim 1

    Her banyodan sonra adetin 7. ila 10. gününde yapılmalıdır.
    Ayna karşısında eller belde olacak şekilde durulur.
    Bu sırada memenin rengine, boyutuna, şekline bakılır.
    Her iki memenin eşit olması gerekmektedir.
    Eğer meme derisinde çöküntü, kızarıklık, şişlik, meme başında içeri çökme veya meme başının diğer meme başına göre farklı yöne bakması meme problemi lehine bulgulardır

    Resim 2

    Kollar yukarı kaldırılarak yukarıda sayılan değişiklikler tekrar aranır.

    Resim 3
    Yatar posizyonda her iki meme parmak uçları yardımı ile muayene edilir

    Resim 4
    Benzer şekilde meme muayenesi ayakta yapılabilir. Hastaların bir kısmı meme muayenesini banyoda daha rahat yaptıklarnı bildirmişlerdir. Muayene esnasında tüm memenin hissedilmesi gerekmektedir.

    Yazı kaynağı : www.yeditepehastanesi.com.tr

    Meme Kanseri erken teşhis ile tedavi edilebilir.

    Meme Kanseri erken teşhis ile tedavi edilebilir.

    Meme Kanseri Nedir?

    Meme kanseri, süt bezleri veya sütü memebaşına taşıyan kanalları döşeyen hücrelerden gelişiyor. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonu meme kanseri riskini artırıyor.

    Meme kanseri, memenin süt bezlerinde ve üretilen sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücreler arasında, çeşitli etkenler sonucu kontrolsüz şekilde çoğalan ve başka organlara yayılma potansiyeli taşıyan hücrelerden meydana gelen tümöral oluşumdur.

    Meme kanserine hangi etkenlerin neden olduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak günümüze kadar yapılan çalışmalarda, yüksek olasılık gösteren bazı faktörler belirlenmiş bulunuyor. Bazı kadınlarda genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonları (genlerde kansere eğilim yaratan bozukluklar) meme kanseri riskini artırırken, diğerleri kadın olmak dışında bir risk faktörü taşımıyor.

    En büyük risk Kuzey Avrupalı kadınlarda

    Meme kanserinden ölüm oranlarının en yüksek olduğu ülkeler Kuzey Avrupa'da bulunuyor. Bu ülkelerde oran, 100 binde 22.6. Çin ve Japon kadınların meme kanserinden ölüm oranları, Kuzey Avrupalı kadınların tam aksine, en düşük seviyede. Bu oran Çin’de 100 binde 5.6 iken Japonya’da 8.3.

    ABD'de tüm yaşamı boyunca her 8 kadından biri, meme kanserine yakalanıyor. 2008 yılında ABD'de 182 binden fazla kadına meme kanseri teşhisi kondu. 40 bin civarı kadın da meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Ancak bütün bu üzücü istatistiklerin yanı sıra, yüz güldüren sonuçlar da var.

    Bugün ABD'de 2.5 milyon yaşayan, tedavi uygulanmış sağlıklı meme kanserli hasta bulunuyor. 40 yaş üzeri kadınlarda mamografik tarama programlarının artmasının ve menopozdaki kadınlara önerilen hormon replasman tedavilerinin gittikçe azalmasının, meme kanseri tedavisindeki başarıyı artırdığı düşünülüyor.

    Meme Kanseri Belirtileri Nelerdir?

    Meme içinde kanserleşen bir hücrenin, bir tümör oluşturması ve bir uzmanın muayene sırasında anlamasına ya da radyolojik incelemede belli olmasına kadar hayli uzun zaman geçmesi gerekiyor. Kadınlar genellikle en az 1 cm. büyüklüğüne ulaşmış bir kitleyi, elle kontrol yöntemi sayesinde fark edebiliyorlar.

    Günümüzde meme kanseri belirtilerinin çoğu kişinin kendisi tarafından bulunuyor. Kanserli kitleler nispeten sert, düzensiz kenarlı, yüzeyi pürtüklü görünüyor ve meme dokusu içinde rahatça oynatılamıyor. Kanser uzak organlara metastaz (yayılım) yapmışsa bu yayılımlar, nadiren meme kanserinin ilk bulgusunu oluşturuyor. Meme kanserinin sıkça yayılma gösterdiği bölgeler ise kalça ve omurga kemikleri ile akciğer ve karaciğer.

    Ancak bazı hastalarda meme kanseri belirtilerinin hiçbirisi olmuyor ve kanser yalnızca, mamografi incelemesiyle tespit edilebiliyor. Aşağıdaki belirtilerden en az biri varsa, vakit geçirmeden uzmana başvurulması gerekiyor.

    Tüm kanser türlerine bağlı ölümler arasında, meme kanserine bağlı ölümler, ikinci sırada yer alıyor. İlk sırada, akciğer kanseri bulunuyor. Türk İstatistik Kurumu (TUİK) 2007 verilerine göre, 70 milyonu aşan ülkemizde, 100 bin kadından 22’si meme kanserine yakalanıyor. Meme kanserinden ölüm oranı 100 bin kadında yaklaşık 10 kişi olarak belirtiliyor.

    Meme Kanseri Evreleri

    Meme kanserinin evreleri memedeki tümörün boyutları, koltukaltındaki lenf bezlerine yayılımı ya da uzak organlardaki metastazlarına göre belirlenir. Evre 0’da kanserin yayılma riskinin olmadığı “in-situ” denilen dönemdir. Sonraki Evre 1’de tümör boyutları 2 cm’den küçüktür, lenf benzlerine atlamamıştır. Evre 2’de tömür boyutu 2 cm’den küçük ya da büyük olup lenf bezine atlama ihtimali vardır. Evre 3’ünde boyutlar büyümüştür ve koltukaltı lenf noduna atlamıştır. Evre 4’te ise meme, koltuk altı, kalp, akciğer, karaciğer, beyin gibi uzak organlarda kanserin yayılması söz konudur.

    Meme kanserinin evreleri hakkında daha fazla bilgi almak için tıklayınız.

    Meme Kanseri Tedavisi

    Meme kanseri tedavisinin başarı şansı, kanser tanısının ne kadar erken evrede konduğu ile ilişkili. Meme kanseri tedavisinin en önemli bölümünü cerrahi tedavi oluşturuyor. Cerrahi dışındaki tedavi yöntemleri (kemoterapi, hormonoterapi, radyoterapi) tümörün tekrarlamasını veya başka organlara yayılmasını önlemeye yönelik uygulanıyor.

    Meme Kanseri Nasıl Anlaşılır?

    Meme kanseri bazı hastalarda herhangi bir belirti vermezken, bazı hastalarda ise genellikle kendini belli eden sert kitlelerin ele gelmesi ile fark edilir. Meme kanseri çoğunlukla kadınların kendi kendini muayene etmesi ya da mamografi ve ultrasonografi taramalarında ortaya çıkar. Meme kanserinde en çok şikayet edilen ve fark edilen memede kitle oluşumudur.

    Peki, meme kanseri nasıl anlaşılır? Meme kanseri, meme başında kanlı akıntı, içeri çekilme ya da meme cildinde çöküntü, çekilme ve portakal görünümü alması meme kanserinin başlıca habercilerindendir. Ayrıca aniden gelişebilen kızarıklıklar, şişlikler ve asimetrik şekilde büyümeler görülmesi de mümkündür. Yine, en önemli belirtilerinden biri olan meme başının kabuklanması ve egzama tarzı bir görünüme sahip olmasıdır.

    Meme kanseri, genellikle herhangi bir ağrıya yol açmaz. Kadınlar yukarıdaki durumları kendi kendine muayene sonucunda fark edebilirler. Fakat bazı durumlarda memelere yakın bir noktadan ağrı hissi ile doktora başvuru yapabiliyorlar. Bu gibi durumlarda hekiminiz tarafından size mamografi taraması önerebilir.

    Dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen gün yaygınlaşan meme kanserine, her sekiz kadından biri yakalanıyor. Fakat teknoloji ile birlikte gelişen tıp dünyasında, son yıllarda hastalıkla mücadelede yeni tedavi yöntemleri de geliştiriliyor. Meme kanseri olan bir kadın erken tanı ve doğru tedavi yöntemleriyle hastalığı tamamen yenebiliyor. Bu yüzden kadınların adet dönemlerinden bir hafta sonra kendilerini muayene etmeleri önemlidir.

    Meme Kanseri Risk Faktörleri

    Meme kanseri en sık kadınlarda görülüyor. Erkeklerde görülme oranı, yüzde 1’den daha az.

    Meme kanseri çoğunlukla 50 yaş ve üzerinde görülüyor. 35 yaş ve altında rastlanma sıklığı daha az. 2000-2004 yılları arasındaki Amerikalı kadınlardaki meme kanseri insidansı 30-34 yaş grubunda 100 binde 25 iken, 45-49 yaş grubunda 100 binde 190'a ve 70-74 yaş grubunda ise 100 binde 455'e yükseliyor.

    Herediter (kalıtsal) meme kanseri veya genetik bozukluklar nedeniyle oluşmuş meme kanserleri genç yaşlardaki kadınlarda daha sık görülüyor.

    Özellikle anne tarafından 1. derece akrabasında (anne, teyze, anneanne, kızı) meme kanseri hikayesi olması önemli bir risk faktörü kabul ediliyor. Bu akrabaların meme kanserine menopoz öncesi yakalanmaları ve/veya çift taraflı meme kanseri olmaları, riski daha da artıyor.

    Bir kadın ilk adetini ne kadar erken görürse (örneğin 12 yaştan önce) ve menopoza ne kadar geç girerse (örneğin 55 yaş), meme kanserine yakalanma riski o kadar artıyor. Doğum kontrol hapı kullanmanın da, çok düşük oranda olsa bile meme kanseri riskini artırdığı düşünülüyor.

    Menopoz dönemindeki, sıcak basması gibi sorunların önlenmesi amacıyla kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca uzun süreli reçete edilen (5 yıl veya daha fazla süreyle) östrojen ve medroksiprogesteron asetat içeren kombine hormon ilaçları, meme kanseri riskini sadece östrojen içeren hormon ilaçlarına kıyasla daha çok artırıyor.

    Meme biyopsilerinde saptanan orta dereceli hiperplaziler meme kanseri riskini 1, 5-2 kat (hafif derecede), atipik duktal hiperplazi 3-5 kat (orta derecede) ve lobüler karsinoma in situ (yayılma göstermeyen) veya aile hikayesi ile beraber atipik duktal hiperplazi ya da lobüler hiperplazi varlığı riski 8-10 kat (yüksek derecede) artırıyor.

    Bir kadının bir memesinde daha önce kanser gelişmiş olması, ileride diğer memesinde de kanser gelişmesi riskini yaklaşık 2 kat artırıyor.

    Çocukluk çağında başka kanserler nedeniyle (lenf kanseri vb.) göğüs ışınlaması geçirenlerde, meme kanseri görülme sıklığı artıyor.

    Yağ bakımından zengin beslenme şekli ve kilo alma, özellikle menopozdaki kadınlarda meme kanseri riskini artırıyor. Alkol kullanımı (günde bir kadehten fazla) yine riski artırırken, sigaranın etkisi hala tartışılıyor. Düzenli egzersiz ve fiziksel aktiviteninse meme kanseri riskini azalttığı biliniyor.

    Herediter (kalıtsal) meme kanseri genleri (BRCA1 ve BRCA2) tüm meme kanserlerinin yüzde 5-10'unu oluşturuyor.

    Kişinin ailesinde meme kanseri öyküsü yoksa kanser riski yoktur.

    Meme kanseri olan kadınların yüzde 75’inin ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmuyor. ‘Kadın’ olmak tek başına meme kanseri riski taşımak anlamına geliyor.

    Meme Kanseri Türleri Nelerdir?

    Meme kanserinin çeşitli tipleri var. Ancak temel olarak iki ana gruba ayrılıyor; birincisi, noninvaziv ya da başka bir deyişle in situ (yayılma göstermeyen) ve ikincisi invaziv (yayılma potansiyeli olan) grup.

    Noninvaziv Kanserler

    Yayılma göstermeyen (in situ) kanserler de kendi arasında ‘duktal karsinoma in situ’ ve ‘lobüler karsinoma in situ’ olmak üzere yine iki gruba ayrılıyor. Özellikle 1980'li yıllardan sonra tarama mamografilerinin ön plana çıkmasıyla, yayılma göstermeyen (in situ) kanserlerin, tüm meme biyopsileri içindeki görülme sıklığının yüzde 1.4'ten yüzde 10'lara, tüm meme kanserleri içindeki oranlarının da yüzde 5'ten yüzde 15'lere yükselmesi dikkat çekiyor.

    Eğer meme kanseri, tek odaklı bir durumda ise etrafında yeterli temiz doku bırakılıyor. Geri kalan meme dokusuna radyoterapi (RT) uygulandığı zaman hastalık, klinik olarak iyi bir seyir gösteriyor.

    Eğer memede yaygın olarak bulunuyorsa, tüm meme dokusunun çıkarılması (basit mastektomi) gerekiyor ve bu durumda yüzde 100'e varan oranla tam iyileşme görülüyor. Saf İSKD'de koltukaltı lenf bezlerinin tutulumuna nadir olarak yüzde 1-3 oranında rastlanıyor. Bu nedenle tüm memenin çıkarılacağı hastaların; daha kötü özellikler gösteren (yüksek gradlı vs.) bazı tiplerinde, koltukaltı lenf bezlerinde kanser hücrelerini tutması en muhtemel bekçi lenf bezlerini çıkarmak (sentinel lenf nodu biyopsisi) gerekebiliyor.

    İnvaziv Kanserler

    Sütü memebaşından dışarı taşıyan meme kanallarını döşeyen hücrelerde gelişen duktal karsinom en sık rastlanan meme kanseri tipi. Bu da yayılma özelliğine göre ayrılıyor: Duktal karsinomun yayılma özelliği yoksa in situ formda, yayılma potansiyeli varsa invaziv formda olduğu biliniyor.

    Süt üreten bezlerden (lobül) gelişen kanser lobüler karsinom olarak adlandırılıyor. Lobüler karsinom da yayılma özelliğine göre ikiye ayrılıyor. Yayılma özelliği yoksa in situ formda yayılma potansiyeli varsa invaziv formda oluyor.

    Kalıtsal Meme Kanserleri

    Herediter (kalıtsal ya da ailevi) meme kanseri sendromları, meme kanserli hastaların yaklaşık yüzde 5-10'unda görülen bir durum. Kalıtsal meme kanserlerinin yüzde 80’inden sorumlu iki gen var: BRCA-1 ve BRCA-2. BRCA-1 geninde bozukluk (mutasyon) olan kadınlarda 70 yaşına dek meme kanseri gelişme riski yüzde 85, over (yumurtalık) kanseri riski ise yüzde 45. BRCA-2 gen mutasyonu taşıyıcılarındaysa, 70 yaşına dek meme kanseri riski yüzde 84 ve yumurtalık kanseri riski yüzde 76.

    BRCA-1 ve BRCA-2 için tanı, genetik test yapılarak konuyor. Bu gruptaki kişilere, 18 yaşından itibaren meme muayenesi, 25-35 yaşında mamografi, 25-35 yaşından itibaren 6 ayda bir veya yıllık klinik meme muayenesi ve yıllık meme MR’ı öneriliyor. Ayrıca bu kişilerin, 30-35 yaşından itibaren 6 ayda bir yumurtalık kanseri için tetkiklerini aksatmamaları gerekiyor.

    Bu kişilere uygulanabilecek risk azaltıcı metotların başında; östrojeni baskılayan ilaçların kullanımı veya risk azaltıcı koruyucu cerrahi girişimler geliyor. Bu cerrahi girişimlerse, çift taraflı yumurtalıkların ve memelerin çıkarılması (bilateral salfingo-ooferektomi ve proflaktik bilateral mastektomi) olarak sıralanıyor. Koruyucu amaçla yumurtalıkların çıkarılması bu hastalarda meme kanseri riskini yüzde 50, proflaktik mastektomi ise meme kanseri riskini yüzde 90 azaltabiliyor.

    Özellikle kalıtsal kanserlerin sık görüldüğü Doğu ve Orta Avrupa kökenli Aşkenazi Yahudisi kadınların, birinci derece, bir veya birden fazla genç yaşta veya çift taraflı meme kanserli akrabası olan kadınların mutlaka genetik danışmanlık alması gerekiyor. Genetik danışmanlar, bu riskleri taşıyan kişileri BRCA-1 ve BRCA-2 gen mutasyon tarama testlerinin onlar için gerekli olup olmadığını, tıbbi ve psikososyal açıdan değerlendirerek kişiyi bilgilendiriyor.

    Kimler Risk Altında?

    Ailede bir veya birden fazla, birinci ya da ikinci derece akrabasında meme kanseri bulunması kalıtsal meme kanserini düşündürüyor. Bununla birlikte meme kanserinin 20-30 gibi çok genç yaşlarda özellikle yumurtalık kanseri ile birlikte görülmesi de kalıtsal meme kanserini akla getiriyor. Annede veya kız kardeşte meme kanseri bulunması ciddi bir risk faktörü kabul ediliyor.

    Gebelikte Meme Kanseri

    Gebe ve emziren kadında en sık görülen kanser, meme kanseridir. Araştırmalar her bin gebeliğin 2-4’ünde meme kanserinin geliştiğini gösteriyor. Bu hastaların teşhisinde gebelikten kaynaklanan bir gecikme olabiliyor. Çünkü memedeki fizyolojik değişiklikler, hastayı ve hekimi yanıltabiliyor. Bu nedenle tanı konulduğunda koltukaltı lenf bezlerine kanser daha fazla yayılmış bulunuyor.

    Ultrasonografi, şüpheli muayene bulgusu durumunda ilk başvurulacak tanı aracı. Tanıda kalın iğne biyopsisinin tercih edilmesi gerekiyor.

    Gebeliğin 14-36. haftalarında hastalar güvenilir olarak anestezi alabileceğinden cerrahi operasyonlar uygulanabiliyor. Ancak gebeliğin bitimine 3-4 hafta kalmışsa doğum beklenebiliyor veya 1-2 hafta doğum erkene çekilebiliyor.

    Muayene sırasında koltukaltı lenf bezinde kanser yayılımı saptanmayan hastalarda sentinel lenf nodu biyopsisi çalışmalarında mavi boya kullanılması gebelikte önerilmiyor.

    Az sayıda hastada düşük doz radyoaktif madde enjeksiyonu ile yapılan gamma prob yardımlı sentinel lenf nodu biyopsisi çalışmalarının gebelerde güvenilir olduğu düşünülmesine rağmen hamileliğin 30. haftasından önce uygulanması önerilmiyor. Bu uygulamalarda, yan etkileri ile ilgili daha çok veri elde edilinceye kadar kaçınılması daha doğru kabul ediliyor.

    Gebelerde Meme Kanseri Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Gebelikte çoğunlukla standart cerrahi yöntem olan koltukaltı lenf bezlerinin çoğunun temizlenmesiyle beraber tüm memenin alınması (modifiye radikal mastektomi) tercih ediliyor.

    Gebelikte göğüs duvarına veya memeye radyoterapi verilmiyor. Bu nedenle meme koruyucu cerrahi, radyoterapiyi geciktirmemek için ancak gebeliğin son dönemlerinde uygulanabiliyor ve radyoterapi doğum sonrasına erteleniyor.

    İlk 13 haftadaysa, kemoterapinin cenin üzerine toksik etkisi ve düşüklere neden olması nedeniyle, gebeliğin sonlandırılması ön plana çıkıyor.

    14. haftadan itibaren ise kemoterapinin cenin üzerindeki anomalilere yol açma riski yüzde 1, 3. Bu oranın kemoterapiye maruz kalmayan cenindekilere eşit olması antrasiklin (doksorubisin) gibi bazı kemoterapötiklerin gebelerde güvenle uygulanabileceği sonucunu doğuruyor.

    Genel olarak 35. haftaya kadar kemoterapi verilebileceği ancak doğuma 3 hafta kala annenin kan tablosunu olumsuz etkileyebileceğinden bununla ilgili gelişebilecek problemleri önlemek için kesilmesi gerektiği kabul ediliyor.

    Gebelikte tamoksifen alımı da önerilmiyor ve gebelik sonrasına erteleniyor.

    Alınan tüm kemoterapötik ilaçların veya tamoksifenin sütten bebeğe geçmemesi için doğum sonrası verilen ilaçlarla annenin sütünün kesilmesi sağlanıyor.

    Meme kanserli bir kadının yeniden gebe kalması konusunda doktoru ile görüşmesi öneriliyor. Genelde evre II-III’te olan kanserliler için 5 yıl yeni bir gebeliğe izin verilmiyor. Evre I’deki hastanın ise tamoksifen kullanmayacaksa en az iki yıl beklemesi gerekiyor.

    Erkeklerde Meme Kanseri

    En sık kadınlarda görülen meme kanseri, küçük bir grubu oluştursa da erkeklerin de sorunu. Çünkü tüm meme kanserlerinin yüzde 1'inden azı erkeklerde gelişiyor. Erkek hastaların yüzde 30'unda ailede meme kanseri bulunması, dikkat çekici bir durum olarak kabul ediliyor. Bir kısım erkekte meme kanserleri gelişiminin BRCA-2 geniyle ilişkili olduğu düşünülüyor.

    Bu kanserlerin çoğunluğu 60 yaş ve sonrasında ortaya çıkıyor. İnmemiş testis, testis travması, testisin cerrahi yolla çıkarılmış olması (orşiektomi) ve östrojen hormonu kullanımı risk faktörleri olarak kabul ediliyor. Bu hastaların tümörleri incelendiğinde en az yüzde 75'inde östrojen ve progesteron reseptörü bulunuyor ancak c-erbB-2 proteini varlığına daha az rastlanıyor.

    Hastaların hemen hemen tümünde görülen yakınma, memebaşı ve areola arkasındaki kitle oluyor. Sert, ağrısız, düzensiz kenarlı, jinekomastinin aksine areola dairesinin sadece bir kısmında yer alan bu kitle ile birlikte meme başından şeffaf-kanlı akıntı hastaların yüzde 80'inde görülüyor.

    Günümüzde bu hastalara sıklıkla modifiye radikal mastektomi uygulanıyor. Meme koruyucu geniş tümör kitlelerinin çıkarılması şeklindeki ameliyatlar kabul görmezken, sentinel lenf nodu uygulamaları için hasta sayısındaki yetersizlik nedeniyle daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.

    Tedavide koltukaltı lenf bezlerine kanser yayılma derecesine göre göğüs duvarı ışınlanıyor, östrojen reseptörü pozitif ise tamoksifen ve kemoterapi olarak koltukaltı lenf bezi tutulum durumuna göre taksan ve/veya antrasiklin içerikli kemoterapi protokolleri uygulanabiliyor.

    İnflamatuvar Meme Kanseri

    İnflamatuvar meme kanseri, meme kanserinin en kötü ve hızlı seyreden tipi olarak kabul ediliyor. Memeyi tamamen saran memenin iltihabi hastalıklarıyla karışabiliyor. Kitle belirtisi vermeden yaygın kızarıklık ve sertlikle seyrediyor. Antibiyotik tedavisine rağmen iyileşmeyen memenin iltihabi hastalıklarında mutlaka meme kanserinin akla getirilmesi ve biyopsi alınması gerekiyor.

    Yazı kaynağı : www.acibadem.com.tr

    Kanser Tarama Testleri

    Kanser Tarama Testleri

    Genel Tanıtım


    Kanserin erken evrede teşhisi, kanser tedavisinin başarısını artırıyor. Kanserin erken teşhisi için kişinin herhangi bir yakınması olmasa dahi rahim ağzı, meme, kalın bağırsak ve prostat kanserleri için kanser tarama testleri yaptırması önem taşıyor.

    Rahim ağzı kanserinin erken teşhisinde kadınların düzenli olarak Pap smear testi ya da ışıklı tarama testi yaptırması; meme kanserinin erken teşhisi için 40 yaş öncesi kendi kendine meme muayenesi ve klinik meme muayenesi ile 40 yaş sonrası mamografi; hem kadın hem erkekler için kalın bağırsak kanserinin erken tanısında dışkıda gizli kan testi, kan testleri, kolonoskopi ve kolon röntgeni; prostat kanserinin erken tanısı için erkeklerde PSA ve rektal muayene yaptırılması öneriliyor.

    Risk grubundaki kişiler için tiroid, deri, lenf bezleri, ağız içi ve akciğer bölgeleri için düzenli muayeneler önem taşıyor. İdrar yolu, böbrek ve mesanede meydana gelebilecek kanser türlerinin tespiti için, hekiminiz tarafından istenen "idrar sitolojisi" ile idrar incelemesi yapılabiliyor.

    Ayrıca hekiminiz kanserden şüpheleniyorsa kan testi isteyerek kan hücrelerinin sayıları ve büyüklüklerine bakabiliyor. Bu test ile kan kanseri genellikle tespit edilebiliyor. Test sonrası kesin tanı için kemik iliği biyopsisi yapılıyor.

    Prostat kanseri, yumurtalık kanseri, tiroid kanseri, karaciğer ve testis kanserinde kan testleri tanı yöntemi olarak kullanılıyor. Ancak kan kanseri (lösemi) dışında hiçbir zaman kan testleri ile kanser tanısı konmuyor, hekim tarafından diğer tanı yöntemlerine başvuruluyor.

    Aile üyelerinde kanser öyküsü varsa, meme, yumurtalık (over) ve bağırsak kanserleri ve bazı diğer kanser türlerinde uygulanabilen genetik testler, kişinin yaşamının herhangi bir döneminde kanser geçirme olasılığının belirlenmesinde kullanılıyor.

    Genetik testler ile aralarında bazı kanser türlerinin de bulunduğu belirli hastalıklara olan yatkınlık, çocuklara geçebilecek genler, bireylerin ilaçlara farklı yanıt vermesinden ve bazı yan etkilerden sorumlu genetik faktörler tespit edilebiliyor.

    Ailesel tümör riski bulunan kişiler Tüm Vücut MR incelemesi yaptırabiliyor. Meme, prostat ve gastrointestinal (sindirim sistemi) tümörlerinin erken evrede saptanabilmesi için klasik tarama yöntemleri ile birlikte yapılabiliyor.

    Kanser tarama testlerinin yanı sıra kişide genetik yatkınlık olması ya da kanserin belirtisi olabilecek çeşitli şikayetlerle hekime başvurulması durumunda, hekimin belirleyeceği kanser tanı yöntemleri ile kanserin erken evrede teşhisi yapılıyor.

    Kanserde Erken Teşhis İçin Yapılan Testler

    Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinin başında gelen meme kanserinin erken teşhisi için 20 yaşından itibaren tüm kadınların kendi kendine meme muayenesi yapması önem taşıyor.

    Memeleriyle ilgili hiçbir şikayeti olmasa da her kadının 20-40 yaş arası 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise yılda bir kez klinik meme muayenesi için bir genel cerraha muayene olması gerekiyor. Meme kanseri riski taşımayan tüm kadınların ise 40 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak mamografik takiplerinin yapılması gerekiyor.

    Ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınlarınsa 25 yaşından itibaren doktor kontrolünde olmaları büyük önem taşıyor. Meme kanserinde genetik yatkınlığın araştırılması için çeşitli genetik testler de uygulanabiliyor.

    Meme kanserinin tanısı için kullanılan yöntemler, mamografi, dijital mamografi, ultrasonografi, MR görüntüleme (Klasik MR ya da Tüm Vücut MR), biyopsi yöntemleri, Duktoskopi ve PET-CT.

    Rahim ağzı kanserinin erken teşhisi için tüm kadınların, cinsel yaşamları başladığı andan itibaren düzenli olarak PAP smear testi yaptırması öneriliyor. Yılda bir kez jinekolojik muayene yapılması, erken teşhis açısından hayati bir öneme sahip. 30 yaş üzerinde üç yıl ardışık PAP smear testi normal geldiyse, tarama sıklığı hekim tarafından azaltılabiliyor.

    Eğer PAP smear sonuçlarında anormal bir yapı saptanıyorsa, kolposkopi ve gerekirse biyopsi alınarak değerlendirilme yapılıyor.

    Rahim ağzı kanserinin tanısında başka bir yöntem ise; ışıklı tarama. Son yıllarda kullanılmaya başlayan ışıklı tarama testi ile rahim ağzı kanserinin ve öncü lezyonların PAP smear testine göre 2 yıla kadar erken tanısı sağlanabiliyor. Işıklı tarama yönteminde jinekolojik muayene sırasında özel bir alet ile rahim ağzına bakılıyor ve hekim tarafından hemen sonuç veriliyor.

    Böylece tanı konulması durumunda hemen biyopsi basamağına geçilebiliyor. Tüm Vücut MR yöntemi ile yapılan taramada ise rahim ve yumurtalıklar taranarak erken tümör bulguları da saptanabiliyor.

    Rahim ağzı kanserinden korunmak için cinsel olarak aktif olmayan yani HPV virüsü almış olma ihtimali bulunmayan genç kadınların HPV aşısı yaptırması büyük önem taşıyor. HPV aşısı 55 yaşına kadar her yaştan kadına da yapılabiliyor.

    HPV aşısı yapılsa dahi rahim ağzı kanseri tarama testi olan PAP smear testinin yapılmaya devam edilmesi önem taşıyor. HPV aşısı ayrıca erkeklerde de bu virüse ve neden olabilecek kanserlere (anüs, penis, ağız-boğaz bölgesi oluşabilecek kanserler) karşı koruma sağlayabiliyor.

    Kalınbağırsak ya da diğer adıyla kolon ve rektum kanserine karşı herhangi bir risk faktörü ya da yakınması olmasa dahi 40 yaşından itibaren rutin olarak yapılacak dışkıda gizli kan testi, erken teşhisi için önem taşıyor. 50 yaşından itibaren ise öncü lezyonlar olan poliplerin saptanması için hem kadın hem de erkeklerde kolonoskopi yaptırılması öneriliyor. Polip ya da kanser yoksa 5 yılda bir tekrarlanabiliyor. Eğer polip saptanmışsa 3 yılı geçmeden, tercihen yılda 1 kolonoskopi tekrarlanmalı.

    Ayrıca kan testleri (CA 19-9, Gama Glutamil Transferaz (GGT)), rektal muayene, sigmoidoskopi, çift kontrastlı baryumlu kolon grafisi de kolon kanseri taraması yöntemi olarak kullanılıyor. Kolon kanseri erken teşhis edildiğinde ilk 5 yılda hayatta kalma oranının yüzde 90 olduğunu ama geç kalındığında bu oranın çok düştüğünü unutmamak gerekiyor.

    Kolon kanserini düşündüren bulgular varsa hekim tarafından akciğer filmi (kanserin akciğerlere yayılma olasılığı nedeniyle), tüm karın bilgisayarlı tomografisi – BT (sanal kolonoskopi), ultrasonografi (US), manyetik rezonans görüntüleme (MR), endorektal ultrasonografi (ERUS), pozitron emisyon tomografisi (PET-CT) hastanın ve tümörün özelliğine göre istenen incelemeler. Bu değerlendirme sonucunda hastalığın evresi belirleniyor ve tedavi planlanıyor. Kesin tanı için endoskopik tetkikler (rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi) ve biyopsi (görülen lezyondan parça alınması) yapılıyor.

    Erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında ikinci sırada yer alan prostat kanserine karşı her erkeğin 40 yaşında PSA testi (kan testiyle bakılır) yaptırması önemli. PSA seviyesi 1’in altındaysa, testin 45 ve 50 yaşında tekrarlanması yeterli oluyor.

    Ancak seviye 1’in üzerindeyse, daha sık aralıklarla PSA testi yaptırmak gerekiyor. Çünkü bir kan belirteciyle teşhis konulabilen tek tümör prostat kanserleri.

    Ancak prostat kanseri erken tanısında sadece PSA baktırmak yeterli olmadığından ve rektal muayene gerektiğinden, 50 yaşından itibaren düzenli doktor muayenesinin ihmal edilmemesi gerekiyor.

    Tüm Vücut MR yöntemiyle yapılan tarama da, prostat kanserinde erken dönem bulguların saptanması için diğer tarama yöntemleriyle birlikte kullanılabiliyor.

    Erken tanı için yapılan düzenli PSA, yaşa göre eşik değerlerin üstünde olduğunda veya parmakla muayenede bir anormallik saptandığında, biyopsi yapılması gerekiyor.

    MR Ultrason ve Füzyon ve Biyopsi Sistemi’nde, biyopsi almak için kullanılan iğnenin sapma olmadan kanserli bölgeye denk gelmesi sağlanıyor. Bu sistem ile elde edilen görüntülerde özellikle agresif kanser odakları tespit edilebiliyor.

    Diğer Kanser Türlerinde Kanser Tarama Testleri Hangileridir?

    Özellikle çok açık bir ten rengine sahip olanlar ve vücudunda fazla ben bulunanlar cilt kanseri konusunda daha yüksek risk altında olduğundan, hekim tarafından dermatoskopi yöntemi ile ben takibinin yapılması önem taşıyor.

    Yapısal özellikleri bu şekilde olanların, düzenli olarak benlerini bir dermatoloji uzmanlarına inceletmeleri cilt kanserinin erken teşhisi açısından önemli. Deri kanserinin kesin tanısı ise cerrahi olarak çıkarılan dokunun patolojik incelemesi ile konulabiliyor.

    Akciğer kanseri taramalarında standart bir yaş bulunmuyor. Ancak özellikle risk grubunda olanların bu noktada dikkatli olmaları gerekiyor. 30 yıldır sigara içen, 55-74 yaş arası bireylerin yılda bir defa düşük doz tomografi ile taramalarını yaptırmaları erken teşhiste büyük önem taşıyor. Bu tarama testi sayesinde akciğer kanserinden ölüm oranlarını yüzde 20 oranında azaldığı gösteriliyor.

    Tiroid kanseri teşhisinin ilk aşaması, boynun orta alt kısmındaki şişlik şikayeti ile hastanın hekime başvurması ile başlıyor. Muayene ile birlikte kanda T3, T4, TSH seviyelerine bakılabiliyor. Nodülü olan hastalarda ayrıca tiroid sintigrafisi çekilebiliyor.

    Tiroid bölgesindeki bir nodülden şüpheleniyorsa, radyologların yapacağı ultrasonografik inceleme ile var olan bir nodülün varlığı ve boyutu değerlendirilebiliyor. Bir sonraki aşamada ultrason eşliğinde ince iğne biyopsisi tanı konulabiliyor. Tiroid kanserinin varlığı ya da kanserin türü konusunda kesin teşhis, şişliğin cerrahi yolla çıkarılması ve patolojik yolla incelenmesi ile konuluyor. Tiroid kanserlerinde PET/CT, klasik tanı yöntemleri arasında olmamasına rağmen, şüphede kalınan lezyonların incelenmesinde yarar sağlıyor.

    Sigara ve alkol kullanan kişilerde sıklıkla karşılaşılan ağız ve dil bölgesi kanserlerinin erken teşhisi için düzenli diş hekimi muayenesi önem taşıyor. Ağız içinde yaralar, kanama gibi belirtiler ile hekime başvurulduğunda ilk olarak gözle muayene yapılıyor.

    Hekim kanserden şüphelenirse hastalığın yaygınlığını anlamak için tomografi, MR ve ultrason gibi tetkiklere başvuruluyor, kesin teşhis için ağızdan alınan parça patolojiye gönderiliyor. Böylece kanser teşhis edilebiliyor ve kanserin türü anlaşılmış oluyor.

    Boyunda, koltuk altında ya da kasıklardaki lenf bezlerinde oluşan şişlikler, çoğunlukla ağrı vermiyor ve kişinin kanser olduğu anlamına gelmiyor. Enfeksiyonlar nedeniyle olabilecek bu şişliklerin iki haftadan fazla geçmemesi ve nedeni bilinmeyen ateş, açıklanamayan kilo kaybı gibi belirtiler halinde doktora başvurmak gerekiyor. Lenfomanın teşhisinde fiziki muayene, kan testleri, akciğer filmi ve biyopsiden yararlanılıyor.

    Yazı kaynağı : www.acibadem.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap