Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    kesinleşmeden icraya konulamayan kararlar

    1 ziyaretçi

    kesinleşmeden icraya konulamayan kararlar bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Kesinleşmeden İcraya Konulamayan İlamlar Nelerdir?

    Mahkeme ilamının icraya konulabilmesi için kesinleşme, kural olarak şart değildir. Ancak bu kuralın bazı istisnaları bulunmaktadır.

    Aşağıda belirtilen bu istisnai durumlarda, kararın kesinleşmeden icraya konulması mümkün değildir. Kararın kesinleşmesi ile kastedilen, Yargıtay denetiminden geçmesi veya kanunda öngörülen süreler içerisinde kararın taraflarca temyiz edilmemiş olmasıdır.

    Karar düzeltme yolu, bir kısım kararlar için açık olup, eğer mahkemece verilen hüküm için karar düzeltme yolu açık ise, karar düzeltme yoluna başvurma süresi dolmadıkça veya bu yola başvurulmuş ise karar düzeltme talebi sonuçlanmadıkça, hükmün kesinleştiğinden bahsetmek mümkün olamayacaktır.

    Gerek yargıtay denetiminden geçerek, gerekse temyiz yoluna başvurulmayarak kesinleşen kararın arkasına, hangi tarihte ve ne surette kesinleştiği hususu, kalem müdürü tarafından şerh edilir ve bu şerh, hakim tarafından imzalanır. Buna “kesinleşme şerhi” adı verilmektedir.

    HMK 305 ve 306. maddesinde düzenlenen tavzih yolu ise kesinleşmeyi etkilemez. Yani temyiz ve (açık ise) karar düzeltme yollarının tükenmesi nedeniyle kesinleşen bir hükmün tavzihi talep edilse dahi, tavzih talebinin sonuçlanması beklenmeksizin kararın icraya konulması mümkündür.

    Kesinleşmeden icraya konulamayan ilamlardaki yargılama giderleri, tazminat, faiz gibi eklentiler de, hüküm kesinleşmeden icraya konulamaz . Takibe konulabilmesi için kesinleşmesi aranan bir kararın, takibe konulduğu tarihte kesinleşmiş olması gerekir. Takip tarihinde kesinleşmemiş ilam için, sonradan kesinleşmiş olsa dahi, şikayet yolu ile takibin iptaline gidilebilir. elbette ki bu durum, karar kesinleştikten sonra ilamın yeniden icraya konulmasına engel teşkil etmeyecektir.

    İlamın, kesinleşmeden icraya konulup konulamayacağı hususunu icra müdürünün denetlemesi gerekmektedir. İcraya konulabilmesi için kesinleşme şartı aranan bir ilamın, kesinleşmeden icraya konulması halinde, icra mahkemesine süresiz şikayet yolu ile ilamlı takibin iptali için müracaat edilebilir.

    İcraya konulabilmesi için kesinleşmesi şart olan ilamları;

    1-Gayrimenkulün aynına ilişkin ilamlar

    2-Aile ve kişiler hukukuna ilişkin ilamlar,

    3-Yabancı mahkeme veya hakem kararlarının tenfizine ilişkin verilen ilamlar,

    4-Menfi tespit veya istirdat (geri alım) davalarında verilen ilamlar,

    5-Sayıştay ilamları,

    6-İstihkak davasının kabulüne ilişkin karardaki yargılama gideri (Davanın reddi halinde ise kesinleşme gerekmemektedir.)

    7-Bayrağına ve sicil kaydı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemilere ve bunlarla ilgili ayni haklara ilişkin ilamlar şeklinde sıralayabiliriz.

    Uygulamada, bir kararın, gayrimenkulün aynına ilişkin olup olmadığının tespitinde yorum hataları yapıldığına rastlanmaktadır.

    Eğer mahkeme sonucu verilecek hüküm, mülkiyet hakkı değişikliği gibi bir sonuç doğuracaksa, davanın, gayrimenkulün aynına ilişkin olduğuna şüphe yoktur.

    Tapu iptali ve tescil davaları, şufa (önalım) davaları buna örnek olarak gösterilebilir. Müdahalenin meni davalarında ise, mülkiyet hakkı iddiası olup olmamasına göre durum değişmektedir. Eğer dava, mülkiyet hakkı nedeniyle açılan müdahalenin meni davası ise, kararın kesinleşmesi aranacaktır.

    Ancak, davalı tarafın herhangi bir mülkiyet iddiası sözkonusu değil ise, ortada mülkiyetin kime ait olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığından, bu tür müdahalenin meni davalarında kesinleşme aranmayacaktır. Örneğin kiracının, kira sözleşmesine aykırı olarak fazladan işgal ettiği – kullandığı kısımlar söz konusu ise ve bu kısımlar için müdahalenin meni talep edilmişse, ortada mülkiyet hakkı ile ilgili herhangi bir uyuşmazlık söz konusu olmadığından, bu tür kararların infazı için kesinleşme aranmayacaktır.

    Tapu kütüğünde yer alan şerhin kaldırılması talepli bir davada, davaya konu şerh, mülkiyet hakkı niteliğinde ise, dava yine gayrimenkulün aynına ilişkin sayılacağından, hükmün infazının istenebilmesi için kesinleşmesi gerekecektir.

    Gayrimenkulün aynına ilişkin ilamlarda, ilamın eki niteliğinde yer alan hükümler de kesinleşmeden icraya konulamaz. Örneğin tapu iptali ve tescil davasında, hükmün tapu iptali kısmının kesinleşmesi beklenip, eklenti niteliğinde olan yargılama giderleri ve vekalet ücretinin icraya konulması mümkün değildir. Kira tespit davaları ile verilen hüküm, gayrimenkulün aynına ilişkin değil ise de, Yargıtay’a göre kesinleşmeden icraya konulamayacak ilamlardandır. Aile ve kişiler hukukuna (MK m.8-494) ilişkin hükümler, kesinleşmeden icraya konulamaz.

    Buradan anlaşılması gereken, isim tashihi, soyisim tashihi, yaş tashihi, velayetin nez’i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun eki niteliğindeki hükümler gibi kişinin doğrudan şahsı ya da ailevi yapısıyla ilgili hukuki durumunda değişiklik yaratan ilamlar ile bu ilamların eki niteliğindeki hükümlerdir. Tüzel kişiler de kişi kavramı içinde kabul edilmektedir. Çocuk teslimine ve çocukla şahsi münasebet tesisine ilişkin ilamlar  da, kesinleşmeden icraya konulamazlar. Fikri ve sınai haklar (hukuk) mahkemesinin ürün benzerliği yoluyla tescili tasarımına haksız müdahalenin önlenmesine yönelik olarak oluşan hüküm,  şahsın hukukuna ilişkin tescilli hakka tecavüz niteliğinde olduğundan, bu nitelikteki ilamlar da kesinleşmeden infaz edilemezler. Boşanmayla birlikte verilen maddi ve manevi tazminatın tahsili için takibe konu olan ilamın boşanmaya ilişkin bölümünün kesinleşmesi gerekir. İlamın bu bölümü kesinleşmeden eklentileri niteliğinde olan tazminat ve faizleri istenilemez.

    Ancak nafakada durum biraz daha farklıdır. Şöyle ki; Tedbir nafakasında,  nafaka verilmesine ilişkin bir hükmün temyiz edilmesi, ilamın icrasını durdurmaz. Hatta nafaka alacağında, teminat karşılığı dahi ilamın icrasının durdurulması (Tehir-i icra) mümkün değildir. Ancak Yargıtay’a göre, yoksulluk ve iştirak nafakası için, maddi manevi tazminatta olduğu gibi, icra takibi için kesinleşme aranmaktadır. Yoksulluk nafakası hususu tartışılabilir ise de, iştirak nafakası, müşterek çocuk için ödenen katkı niteliğinde olduğundan ve karar temyiz aşamasındayken, müşterek çocuk / çocuklar, velayet kendisinde bırakılan tarafta olacağından, velayet kendisine bırakılan tarafın, küçüklerin geçimi için ihtiyaç duyacağı bu iştirak nafakasından, karar kesinleşinceye kadar mahrum bırakılması anlamına gelir ki bize göre bu durum pek hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.

    Bilindiği üzere, yargılama devam ederken mahkemece eş için hükmedilen  nafaka, yoksulluk nafakası değil, tedbir nafakasıdır ve tedbiren hükmedilen bu nafakanın talep edilebilmesi için kesinleşme aramak, tedbirin ruhuna aykırı olacaktır. Ancak boşanmadan sonraki dönem için hüküm altına alınan ve eşe ödenmesine karar verilen nafaka, artık tedbir değil, yoksulluk nafakası olup, bu hüküm kesinleşmeden icraya konulamayacağı gibi, anılan nafakanın kaldırılmasına dair verilecek mahkeme kararı da aynı şekilde kesinleşmeden infaz edilemeyecektir.

    Boşanma ilamında, nafakanın kesilmesine karar verilir ise, boşanma hükmü kesinleşmeden icra olunamayacağından, nafakanın kesilmesi hakkındaki kısım da ilam kesinleşmedikçe icra olunamayacak yani, boşanma ilamı kesinleşinceye kadar nafaka ödenmesi gerekecektir. Aile hukukunda yer almakta ise de, katkı payına ilişkin davalar, boşanma ilamının eki niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu yüzden katkı payı alacağına ilişkin ilamların icraya konulması için kesinleşme gerekmemektedir. Aynı şekilde, boşanma kararında hükmedilen ziynet eşyası bedeli, boşanma kararının eki niteliğinde olmayıp, boşanma davasından bağımsız bir dava olduğundan kesinleşmeden takibe konulabilecek ilamlardandır.

    Kaynak: hukukitavsiyeler.com

    BOŞANMA DAVALARINDA KESİNLEŞMEDEN İCRAYA KONULACAK KARARLAR TEDBİR NAFAKASINA İLİŞKİNDİR. YOKSULLUK VE İŞTİRAK NAFAKASININ KESİNLEŞMESİ GEREKİR.

    YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

    ESAS: 2013/18343

    KARAR: 2014/7453

    Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire´ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

    Takibe dayanak …4. Aile Mahkemesi´nin 2012/583 E. 2013/171 K. sayılı ilamında Mahkemece, tarafların boşanmasına, ortak çocuk için dava tarihinden itibaren 150 TL. tedbir nafakasına (kararın kesinleşmesinden sonra iştirak nafakası olarak devamına), davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş olup takip dosyasından takip talebinde birikmiş nafaka alacağı, maddi ve manevi tazminat alacakları yargılama gideri ve vekalet ücretinin takibe konulduğu anlaşılmıştır. Borçlu İcra Mahkemesi´ne başvurusunda, maddi ve manevi tazminatın boşanmanın eklentisi olması nedeniyle boşanma ilamı kesinleşmeden icraya konulamayacağını belirterek takibin iptalini talep etmiştir.

    Mahkemece HMK.nun 367/2. maddesi gereğince boşanma ilamının kesinleşmesi gerektiği bildirilerek takibin iptaline karar verilmiş, karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    6217 sayılı Kanun´un 30. Maddesi ile 6100 sayılı Kanuna eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanması gereken HUMK´nun 443/4 (HMK.nun 367/2.) maddesi gereğince aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemezler. Ayrıca, boşanma kararının eklentisi olan tazminat, vekalet ücreti ve yargılama giderine yönelik hükümleri de aynı kurala tabidirler. Ancak, boşanma ilamı kesinleştiği takdirde, tazminat, vekalet ücreti ve yargılama gideri isteklerinin takibe konulabilmesi için nitelikleri gözetilerek kesinleşmeleri gerekli değildir (HGK. 28.2.2001 tarih 2001/12-206 E. 2001/217 K. ).

    Anılan yasal düzenleme gereğince; yoksulluk ve iştirak nafakasının talep edilebilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi zorunlu ise de tedbir nafakası yönünden ilamın kesinleşmesi gerekmez. Bu durumda, takipte talep edilen birikmiş nafaka alacağı yönünden boşanma ilamının kesinleşmesinin aranmayacağı dikkate alınarak Mahkemece bu kısım yönünden şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken takibin tümden iptali isabetsizdir.

    SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.nun 366. ve 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK´nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve İİK´nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 17.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    T.C.

    YARGITAY

    12.HUKUK DAİRESİ

    ESAS NO: 2005/6009

    KARAR NO: 2005/9100

    KARAR TARİHİ: 28.04.2005

    ÖZET: Somut olayda boşanma ile ilgili hüküm bölümü daha önce onanmış ve bozma kapsamı dışında kalmıştır. Bu durumda, sonradan hükmedilen ihtilaf konusu tazminat bölümlerinin takibe konulması için kararın kesinleşmesine gerek yoktur.

    (1086 S. K. m. 443/4)

    Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

    Karar: HUMK. nun 443/4. maddesi gereğince aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemezler. Ayrıca, boşanma kararının eklentisi olan tazminat hükümleri de aynı kurala tabidirler. Ancak, boşanma ilamı kesinleştiği takdirde tazminat isteklerinin takibe konulabilmesi için nitelikleri gözetilerek kesinleşmeleri gerekli değildir. (HGK. 28.2.2001 tarih 2001/12-206E. 2001/217 K.)

    Somut olayda boşanma ile ilgili hüküm bölümü daha önce onanmış ve bozma kapsamı dışında kalmıştır. Bu durumda, sonradan hükmedilen ihtilaf konusu tazminat bölümlerinin takibe konulması için kararın kesinleşmesine gerek yoktur. (HGK. 23.10.2002 tarih 2002/11-633 E. 2002/847 K. sayılı kararı)

    O halde şikayetin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

    SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 28.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

    Yazı kaynağı : tuncayilcim.av.tr

    Kesinleşmeden İcraya Konulamayan İlamlar | DT Hukuk Bürosu - Av. Doğan Turan

    Kesinleşmeden İcraya Konulamayan İlamlar | DT Hukuk Bürosu - Av. Doğan Turan

    Türk hukukunda, mahkemelerce verilen ilamlar, verildikleri andan itibaren icra etkisine sahiptir; dolayısıyla mahkeme kararlarının kesinleşmemiş olması kararın yerine getirilmesini önlemez. Ancak bu durumun bazı istisnaları bulunmaktadır. Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra İflas Kanunu ve bazı özel kanun hükümleriyle, ilamın icraya konulabilmesi, kararın kesinleşmesi şartına bağlanmıştır. Kararın kesinleşmesi ile, ilk derece mahkemesi kararının kanun yolu denetimden geçerek veya kanunda öngörülen süreler içerisinde taraflarca kanun yoluna başvurulmamış olması nedeniyle kesinleşmesi ifade edilmektedir. Bu kapsamda, kesinleşmeden icraya konu edilemeyecek ilamlar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

    1-Taşınmaz mala ve taşınmaz mal üzerindeki ayni haklara ilişkin ilamlar, kesinleşmedikçe icraya konu edilemeyecektir. Örneğin, tescil davası, istihkak davası, irtifak haklarına ilişkin davalar, yolsuz tescilin silinmesi veya düzeltilmesi davası, ipoteğin kaldırılması gibi davalar sonunda verilen ilamlar kesinleşmeden icraya konulamazlar.

    Mülkiyet hakkı değişikliği şeklinde sonuç doğuran hükümler, gayrimenkulün aynına ilişkin olarak değerlendirilir. Ancak müdahalenin meni gibi taleplerde, mülkiyet hakkı iddiasının olup olmadığına dikkat edilmelidir; zira mülkiyetin kime ait olduğuna ilişkin bir uyuşmazlık söz konusu değilse, bu tür müdahalenin meni davalarında kesinleşme aranmayacaktır. Yine gayrimenkulün aynına ilişkin ilamlarda, ilamın eklentisi niteliğindeki hükümler de kesinleşmeden icraya konu edilemezler.

    2-Aile ve kişiler hukukuna ilişkin ilamlar, kesinleşmedikçe icra edilemezler. Örneğin boşanma, babalık davası, çocuk teslimi veya çocukla şahsî ilişki kurulmasına ilişkin ilâmların icraya konulabilmesi için kesinleşmeleri şarttır. Keza boşanma kararının eklentisi niteliğinde olan çocukla şahsî münasebet tesisine ilişkin ilâmlar da kesinleşmeksizin icra edilemezler. Yine boşanmayla birlikte verilen maddi ve manevi tazminatın tahsiline ilişkin ilamların icraya konulması noktasında da ilamın boşanmaya ilişkin kısmının kesinleşmesi gerekir. Keza yoksulluk ve iştirak nafakasının ödenmesine ya da kaldırılmasına ilişkin mahkeme ilamları da kesinleşmeden icra edilemezler. Ancak yargılama sırasında hükmedilen tedbir nafakası için kesinleşme aranmamaktadır.

    3-Yabancı mahkeme veya hakem kararlarının tenfizine ilişkin verilen ilamlar,

    4-Menfi tespit davalarında verilen ilamlar,

    5-Sayıştay ilamları

    6-Ceza mahkumiyeti hükümleri, kesinleşmedikçe infaz olunamayacağından, bu kararların eklentisi olarak hükmedilen tazminat, yargılama giderleri ve avukatlık ücretine ilişkin hükümlerin icrası için de ilamın kesinleşmesi gerekmektedir.

    6-İstihkak davasının kabulüne ilişkin karardaki yargılama gideri

    7-Bayrağına ve sicil kaydı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemilere ve bunlarla ilgili ayni haklara ilişkin ilamların icrası için de kesinleşme zaruridir. Görüleceği üzere, gemilerle ilgili tüm ilâmların icrası için kesinleşme şartı aranmış olup sadece gemilerle ilgili aynî haklar hakkındaki hükümlerle sınırlı tutulmamıştır. Örneğin, kiracı tarafından geminin teslimi için kira sözleşmesi dayanak gösterilerek kiralayana karşı dava açılmışsa, dava sonunda gemiyle ilgili şahsî hakka ilişkin ilâmın da kesinleşmesi gerekecektir.

    Diğer taraftan, İcra Mahkemesi’nin İcra İflas Kanunu’nun 363. Maddesine istinaden kesin olarak verdiği kararlar dışındaki kararlarının icrası için kesinleşmesi gerektiğine ilişkin genel bir hükme yer verilmemiştir. Yani özel bir düzenleme yoksa icra mahkemesi kararlarının icrası için kesinleşmesi şart değildir.  

    Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 2011/24669 K. 2011/30913 T. 27.12.2011 kararı da “İİK. nun 363 ve sonraki maddelerinde, icra mahkemesince verilecek kararlardan temyizi kabil olanlar belirlenmiş, bunların infaz edilebilmesi için kesinleşmesi gerektiğine dair bir hükme yer verilmemiştir. Bir başka deyişle, icra mahkemesi kararlarının infazı için kesinleşmesi zorunlu bulunmamaktadır. Somut olayda Diyarbakır 2. İcra Mahkemesi’nin 06.09.2011 tarih ve 2011/98-300 Sayılı kararı ile takibin iptaline karar verildiğine göre, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” hükmünü içermektedir.

    Bu kapsamda, alacaklının takip talebi icra müdürlüğünce detaylı bir şekilde incelenmelidir; dolayısıyla takip talebinin dayanağı olarak sunulan ilamın kesinleşip kesinleşmediği, kesinleşmesi zorunlu ilamlardan olup olmadığı icra müdürünce denetlenmelidir. Keza bu ilama, ilamı veren mahkemece kesinleşme şerhinin yazılıp yazılmadığı gözetilmelidir.

    Alacaklının takip dayanağı olan ilam, kesinleşmeksizin icraya konu edilemeyecek ilamlardan ise ve kesinleşme şerhine sahip değilse, icra müdürünce reddedilmek durumundadır; zira bu ilam icra etkisine sahip değildir.

    Kesinleşmeksizin icra edilemeyecek bir ilam, kesinleşmeden icraya konu edilmişse icra emrini tebellüğ eden borçlu, süresiz şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurabilecek ve söz konusu takibin iptalini talep edebilecektir; zira böyle bir durumda kamu düzenine uyarlılık bulunmamaktadır. Son bir husus olarak, sonradan kesinleşmiş olsa dahi, kesinleşmeden icraya konulan ilamlar için takibin iptali talep edilebilir.

    Yazı kaynağı : www.doganturan.av.tr

    Kesinleşmeden İcraya Konulamayan İlamlar Nelerdir ?

    13 Ağu Kesinleşmeden İcraya Konulamayan İlamlar Nelerdir ?

    Mahkeme ilamının icraya konulabilmesi için kesinleşme, kural olarak şart değildir. Ancak bu kuralın bazı istisnaları bulunmaktadır. Aşağıda belirtilen bu istisnai durumlarda, kararın kesinleşmeden icraya konulması mümkün değildir. Kararın kesinleşmesi ile kastedilen, Yargıtay denetiminden geçmesi veya kanunda öngörülen süreler içerisinde kararın taraflarca temyiz edilmemiş olmasıdır. Karar düzeltme yolu, bir kısım kararlar için açık olup, eğer mahkemece verilen hüküm için karar düzeltme yolu açık ise, karar düzeltme yoluna başvurma süresi dolmadıkça veya bu yola başvurulmuş ise karar düzeltme talebi sonuçlanmadıkça, hükmün kesinleştiğinden bahsetmek mümkün olamayacaktır. Gerek yargıtay denetiminden geçerek, gerekse temyiz yoluna başvurulmayarak kesinleşen kararın arkasına, hangi tarihte ve ne surette kesinleştiği hususu, kalem müdürü tarafından şerh edilir ve bu şerh, hakim tarafından imzalanır. Buna “kesinleşme şerhi” adı verilmektedir. HMK 305 ve 306. maddesinde düzenlenen tavzih yolu ise kesinleşmeyi etkilemez. Yani temyiz ve (açık ise) karar düzeltme yollarının tükenmesi nedeniyle kesinleşen bir hükmün tavzihi talep edilse dahi, tavzih talebinin sonuçlanması beklenmeksizin kararın icraya konulması mümkündür. Kesinleşmeden icraya konulamayan ilamlardaki yargılama giderleri, tazminat, faiz gibi eklentiler de, hüküm kesinleşmeden icraya konulamaz . Takibe konulabilmesi için kesinleşmesi aranan bir kararın, takibe konulduğu tarihte kesinleşmiş olması gerekir. Takip tarihinde kesinleşmemiş ilam için, sonradan kesinleşmiş olsa dahi, şikayet yolu ile takibin iptaline gidilebilir. elbette ki bu durum, karar kesinleştikten sonra ilamın yeniden icraya konulmasına engel teşkil etmeyecektir. İlamın, kesinleşmeden icraya konulup konulamayacağı hususunu icra müdürünün denetlemesi gerekmektedir. İcraya konulabilmesi için kesinleşme şartı aranan bir ilamın, kesinleşmeden icraya konulması halinde, icra mahkemesine süresiz şikayet yolu ile ilamlı takibin iptali için müracaat edilebilir. İcraya konulabilmesi için kesinleşmesi şart olan ilamları;

    1-Gayrimenkulün aynına ilişkin ilamlar

    2-Aile ve kişiler hukukuna ilişkin ilamlar,

    3-Yabancı mahkeme veya hakem kararlarının tenfizine ilişkin verilen ilamlar,

    4-Menfi tespit veya istirdat (geri alım) davalarında verilen ilamlar,

    5-Sayıştay ilamları,

    6-İstihkak davasının kabulüne ilişkin karardaki yargılama gideri (Davanın reddi halinde ise kesinleşme gerekmemektedir.)

    7-Bayrağına ve sicil kaydı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemilere ve bunlarla ilgili ayni haklara ilişkin ilamlar şeklinde sıralayabiliriz.

    Uygulamada, bir kararın, gayrimenkulün aynına ilişkin olup olmadığının tespitinde yorum hataları yapıldığına rastlanmaktadır. Eğer mahkeme sonucu verilecek hüküm, mülkiyet hakkı değişikliği gibi bir sonuç doğuracaksa, davanın, gayrimenkulün aynına ilişkin olduğuna şüphe yoktur. Tapu iptali ve tescil davaları, şufa (önalım) davaları buna örnek olarak gösterilebilir. Müdahalenin meni davalarında ise, mülkiyet hakkı iddiası olup olmamasına göre durum değişmektedir. Eğer dava, mülkiyet hakkı nedeniyle açılan müdahalenin meni davası ise, kararın kesinleşmesi aranacaktır. Ancak, davalı tarafın herhangi bir mülkiyet iddiası sözkonusu değil ise, ortada mülkiyetin kime ait olduğu  konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığından, bu tür müdahalenin meni davalarında kesinleşme aranmayacaktır. Örneğin kiracının, kira sözleşmesine aykırı olarak fazladan işgal ettiği – kullandığı kısımlar söz konusu ise ve bu kısımlar için müdahalenin meni talep edilmişse, ortada mülkiyet hakkı ile ilgili herhangi bir uyuşmazlık söz konusu olmadığından, bu tür kararların infazı için kesinleşme aranmayacaktır. Tapu kütüğünde yer alan şerhin kaldırılması talepli bir davada, davaya konu şerh, mülkiyet hakkı niteliğinde ise, dava yine gayrimenkulün aynına ilişkin sayılacağından, hükmün infazının istenebilmesi için kesinleşmesi gerekecektir. Gayrimenkulün aynına ilişkin ilamlarda, ilamın eki niteliğinde yer alan hükümler de kesinleşmeden icraya konulamaz. Örneğin tapu iptali ve tescil davasında, hükmün tapu iptali kısmının kesinleşmesi beklenip, eklenti niteliğinde olan yargılama giderleri ve vekalet ücretinin icraya konulması mümkün değildir. Kira tespit davaları ile verilen hüküm, gayrimenkulün aynına ilişkin değil ise de, Yargıtay’a göre kesinleşmeden icraya konulamayacak ilamlardandır. Aile ve kişiler hukukuna (MK m.8-494) ilişkin hükümler, kesinleşmeden icraya konulamaz. Buradan anlaşılması gereken, isim tashihi, soyisim tashihi, yaş tashihi, velayetin nez’i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun eki niteliğindeki hükümler gibi kişinin doğrudan şahsı ya da ailevi yapısıyla ilgili hukuki durumunda değişiklik yaratan ilamlar ile bu ilamların eki niteliğindeki hükümlerdir. Tüzel kişiler de kişi kavramı içinde kabul edilmektedir. Çocuk teslimine ve çocukla şahsi münasebet tesisine ilişkin ilamlar  da, kesinleşmeden icraya konulamazlar. Fikri ve sınai haklar (hukuk) mahkemesinin ürün benzerliği yoluyla tescili tasarımına haksız müdahalenin önlenmesine yönelik olarak oluşan hüküm,  şahsın hukukuna ilişkin tescilli hakka tecavüz niteliğinde olduğundan, bu nitelikteki ilamlar da kesinleşmeden infaz edilemezler. Boşanmayla birlikte verilen maddi ve manevi tazminatın tahsili için takibe konu olan ilamın boşanmaya ilişkin bölümünün kesinleşmesi gerekir. İlamın bu bölümü kesinleşmeden eklentileri niteliğinde olan tazminat ve faizleri istenilemez. Ancak nafakada durum biraz daha farklıdır. Şöyle ki; Tedbir nafakasında,  nafaka verilmesine ilişkin bir hükmün temyiz edilmesi, ilamın icrasını durdurmaz. Hatta nafaka alacağında, teminat karşılığı dahi ilamın icrasının durdurulması (Tehir-i icra) mümkün değildir. Ancak Yargıtay’a göre, yoksulluk ve iştirak nafakası için, maddi manevi tazminatta olduğu gibi, icra takibi için kesinleşme aranmaktadır. Yoksulluk nafakası hususu tartışılabilir ise de, iştirak nafakası, müşterek çocuk için ödenen katkı niteliğinde olduğundan ve karar temyiz aşamasındayken, müşterek çocuk / çocuklar, velayet kendisinde bırakılan tarafta olacağından, velayet kendisine bırakılan tarafın, küçüklerin geçimi için ihtiyaç duyacağı bu iştirak nafakasından, karar kesinleşinceye kadar mahrum bırakılması anlamına gelir ki bize göre bu durum pek hakkaniyetle bağdaşmamaktadır. Bilindiği üzere, yargılama devam ederken mahkemece eş için hükmedilen  nafaka, yoksulluk nafakası değil, tedbir nafakasıdır ve tedbiren hükmedilen bu nafakanın talep edilebilmesi için kesinleşme aramak, tedbirin ruhuna aykırı olacaktır. Ancak boşanmadan sonraki dönem için hüküm altına alınan ve eşe ödenmesine karar verilen nafaka, artık tedbir değil, yoksulluk nafakası olup, bu hüküm kesinleşmeden icraya konulamayacağı gibi, anılan nafakanın kaldırılmasına dair verilecek mahkeme kararı da aynı şekilde kesinleşmeden infaz edilemeyecektir. Boşanma ilamında, nafakanın kesilmesine karar verilir ise, boşanma hükmü kesinleşmeden icra olunamayacağından, nafakanın kesilmesi hakkındaki kısım da ilam kesinleşmedikçe icra olunamayacak yani, boşanma ilamı kesinleşinceye kadar nafaka ödenmesi gerekecektir. Aile hukukunda yer almakta ise de, katkı payına ilişkin davalar, boşanma ilamının eki niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu yüzden katkı payı alacağına ilişkin ilamların icraya konulması için kesinleşme gerekmemektedir. Aynı şekilde, boşanma kararında hükmedilen ziynet eşyası bedeli, boşanma kararının eki niteliğinde olmayıp, boşanma davasından bağımsız bir dava olduğundan kesinleşmeden takibe konulabilecek ilamlardandır.

    Yazı kaynağı : asikogluhukukburosu.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap