Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    john locke hangi felsefi akımın kurucusudur

    1 ziyaretçi

    john locke hangi felsefi akımın kurucusudur bilgi90'dan bulabilirsiniz

    John Locke

    John Locke

    John Locke (29 Ağustos 1632(1632-08-29) – 28 Ekim 1704), İngiliz klasik liberalizm[2][3][4] düşüncesinin öncüsü İngiliz filozof. Meşruti demokrasinin temel fikirlerini tutarlı bir şekilde toparlayabilen ilk yazardır.

    17. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biridir. Düşünce özgürlüğünü, insan eylemlerini akla göre düzenlemek anlayışını en geniş ölçüde yayan ilk düşünür olduğu için Avrupa'daki aydınlanma ve Akıl Çağı'nın gerçek kurucusu olarak kabul edilir. John Locke'a göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır (tabula rasa). Daha sonra bu zihin deneyimle (tecrübe) birlikte dolar.[5]

    Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

    John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington'da doğdu. Kumaş ticareti ile uğraşan bir aileden gelmektedir. Babası ticaretle uğraşmak yerine noterliği tercih etmiştir, ibadetle sadelik isteyen Püriten mezhebinin koyu bir taraftarıydı. Locke'un daha sonra öne sürdüğü öğrenim kuramlarında babasının büyük etkisi sezilir. Locke yükseköğrenimini Oxford Üniversitesi'nde yaptı, en çok tabiat bilimleriyle tıp okudu. Hayata atıldıktan sonra hem yazar hem de siyaset adamı olarak çalıştı. Önce Brendenburg Dükalığı'nda İngiliz elçiliği katibi olarak bulundu, daha sonra İngiltere'ye dönünce 8 yıl boyunca Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratının yanında özel hekimlik yaptı. 1683'te Shaftsbury'nin Hollanda'ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke da İngiltere'den ayrıldı. Ancak 1689'da İkinci İngiliz Devrimi başarı kazanınca İngiltere'ye dönebildi. Ancak daha sonra tekrar Fransa'ya iltica etmek zorunda kaldı.

    Kabullenmeye dayalı hükûmet[değiştir | kaynağı değiştir]

    Locke, bütün eserlerinde gelenek ve otoritenin her çeşidinden kurtulmak gerektiğini, insan hayatına ancak aklın kılavuzluk edebileceğini ileri sürer. Bu düşünceleriyle Liberalizm'in, tabii bir din anlayışının, Rasyonel Pedagoji'nin öncüsü olmuştur. Mutlakiyet yönetimlerini ilk sarsan kişi olarak tarihe geçmiştir, mutlakiyet yönetimine açtığı sarsıntılar sonucunda zamanla derin yarıklar oluşmuştur ve üç büyük devrimin temelleri oluşmuştur. İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin temelini oluşturan filozof olarak akıllara yer etmiştir. Doğal hukuk doktrinini savunanlardan biridir (Diğerleri: Jean Jacques Rousseau ve Thomas Hobbes).

    Locke için dünya ile ilişiği kesmek ve deneyim sayesinde kişi bir şeyler öğrenebilir. İnsan sezgisel herhangi bir bilgiye sahip değildir. Dünyevi, deneye dayanan ve sistemli bir düşünce biçimini benimsemiştir. Dini dogmaların bu düşünce sisteminde yeri yoktur. İnsanın bu noktada görevi onun içinde yaşadığı dünya ile sınırlıdır. Sadece insanda bulunan kendini sevme duygusu ve aklın işleyişi ahlakın doğuşunu beraberinde getirmiştir. kabul etme bu felsefi temellerle vardır. Bir yönetici, otoritesini yönettiği insanların rızasına borçludur. Hükûmetler niçin vardır? Bu sorunun cevabı Locke'a göre doğa durumu ile açıklanabilir. Doğa durumu, yeryüzünde hiçbir siyasi topluluğun olmadığı bir duruma karşılık gelmektedir. Üstünlüklerin ve karışıklıkların artması yaşamı olumsuz etkiler ve insanlar bir araya gelerek siyasi toplulukları oluştururlar. Hükümdarlara ve güçlü siyasi yöneticilere bu durumda itibar edilir. İtimat bu noktada önemlidir. Yöneticinin otoritesi mutlak değildir ve karşılıklı itimat ile toplumsal sözleşme oluşturulmuştur. İktidar, kaynağını buna ve bu sürece borçludur. İnsanın hürriyeti ulusun kabullenişi ile kurulmuştur. Yasalarla, bu güven kayıt altına alınır. Bu benimseme aynı zamanda bu güvene ihanet eden yöneticiyi görevden uzaklaştırma hakkını da içerir.[6]

    İnsan hakları Locke'a göre yaşam, hürriyet ve mülkiyet olarak özetlenebilir. Bu hakların uygulanması, korunması hem yasalarla hem de kurumlarla sağlanır. Bağımsız bir yargı sistemi de bunların tümünü kapsar.[6]

    Hürriyet ile ilgili olarak ise, bir insanın özgürlüğü, başka bir insanın özgürlüğüne zarar gelebilecek noktada sona erer. Siyasi bir toplumsa özgürlük yasaların hükmüne bağlıdır. Mutlak değil, sınırları çizilmiş bir özgürlüktür.[6]

    İlk kitaplarını siyasi nedenlerden ötürü isimsiz yayınlamış ve hiçbir zaman bu eserlerin kendisine ait olduğunu kabul etmemiştir. Descartes'tan etkilenmesine rağmen ona hiçbir zaman benzememiş; zihnin özünün düşünme ve maddenin özünün yer kaplama olduğu biçimindeki iki temel ilkesine karşı çıkmıştır.

    Gassendi'nin görüşleri ile Deneme'nin birçok bölümü arasındaki benzerlikler salt rastlantı olamayacak kadar büyüktür, öyle ki Leibniz, Locke için Gassendici demiştir. İnsan zihninin başlangıçta bir Tabula Rasa oluşu, Locke'taki "bütün niteliklerden yoksun ak kâğıt" ya da "boş oda" önermelerinin aynıdır.

    John Locke'un Yönetim Sistemi anlayışı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yargılama ve cezalandırma hakkını kendi iradesiyle yargıçlara yani yargı erkine bırakan toplum üyeleri, uygulanacak olan yasaların hazırlanması ve yürürlüğe konması görevini de bir başka güce; parlamentoya vermiştir. Ancak bu da yeterli değildir, bir de yürütme erkine ihtiyaç vardır; yasamanın koyduğu pozitif yasaları uygulayacak, ayrıca anlaşmaları yapacak, savaşa, barışa karar verecektir.

    Locke'un toplumsal sözleşme hakkındaki görüşleri birçok konuda Thomas Hobbes'unkilere benziyor olsa da aslında farklılıkları çoktur. Locke'un var saydığı toplum sözleşmesi, Hobbes'unkinden çok farklıdır. Locke'a göre doğa durumunda mülkiyet hakkı yeterince korunmuyordur. Bunun üzerine toplumsal sözleşmeyle devlet kurulacaktır.

    Locke, insanların doğa durumundan gelen hakları olduğunu ve hiçbir imparatorun bu hakları kaldırmaması gerektiğini savunur. Doğa durumunda insanlar tam bir özgürlük içinde yaşamaktadırlar. Aynı zamanda da eşitlik hakimdir. Çünkü doğa durumunda kimse bir diğerinin iktidarı halinde bulunmaz. Locke'un benimsediği mülkiyet kuramı bugün de varlığını sürdürmektedir. Locke'un amacı "Mülkiyet eşitsizliğini nasıl açıklayabilirim?" olmuştur. Bunu kısaca şu şekilde yapmaktadır; "Mülkiyet sahibi Tanrıdır. Bir şeyin mülkiyetini kazanabilmek için emek vermek gerekmektedir. Emek vermediğim bir şeyin mülkiyeti bende olamaz." Bunun için bir takım kurallar olduğunu söyler. Biriktirme yasağı ve herkesin ihtiyacını bırakma zorunluluğu bu bahsi geçen kurallardır. Bu kurallar paranın icadına kadar geçerli olmuştur. Sonra ise emek, satın alınmaya başlanmıştır.

    Locke'a göre mülkiyetin kaynağı her zaman "emek" olmuştur. Locke, devlet iktidarını sınırlandırmanın bir yolu olarak kuvvetler ayrılığını görmektedir. Locke, devlet içerisinde yasama, yürütme ve konfederatif güç ismini verdiği üç ana gücün varlığından söz eder. Yasama gücünün kanunları yaptığını, yürütme gücünün bu kanunları uyguladığını, konfederatif gücün ise diğer devletlerle olan ilişkileri sağladığını söyler. Üstün olanın yasama gücü olduğunu, diğer iki gücün de ona tabi olduğunu vurgular.[7]

    Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Türkçede John Locke konulu kitaplar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    John Locke hangi felsefi akımın kurucusudur?

    Yazı kaynağı : cevapo.gen.tr

    John Locke felsefesi: "İnsan zihni boş bir levhadır" - Uplifers

    John Locke felsefesi:

    “Hiçbir insanın bilgisi, edindiği tecrübenin ötesine geçemez.”

    Bu cümlenin sahibi olan ve 1632 yılında İngiltere’de doğan John Locke, düşünce özgürlüğü ve insanların deneyimlerinden bilgi edinebilme becerisini ortaya koyarak felsefe tarihinin kırılma noktalarından birini yarattı ve böylece Avrupa’nın aydınlanması ve Akıl Çağı’nın gerçek kurucusu olarak kabul edildi.

    Kumaş ticareti yapan bir ailede doğan John Locke’un babası, geleneği kırarak noterlik yapmaya karar vermiş ve aynı zamanda dini ibadetlerde sadeliği savunmuştur. Locke’un babasından bir hayli etkilendiği eserlerinde ve savunduğu düşüncelerde fark edilmiştir. Tabiat ve özellikle tıp alanında eğitim gören Locke, ileriki dönemlerde insan doğasına dair edindiği bilgileri siyaset ile birleştirecek ve yeni bir akımı başlatacaktır.

    Rene Descartes’ın savunduğuakıl yoluyla erişilebilecek bilgi deneyiminin karşında duran John Locke, insanın deneyim yoluyla öğrenen bir doğaya sahip olduğunu öne sürerek Empirist akımı başlatan filozof olmuştur.

    John Locke felsefesi

    John Locke’un bilgi anlayışına göre, gerçek bilgi ancak ve ancak deneyim ile mümkün olabilir. Deneyim karanlık bir odada açılan ışık misali zihinde yeni ideler oluşmasını sağlayacak ve önceden oluşmuş idelerle birleşerek karmaşık yapıları zihinde inşa etmemizi sağlayacaktır. Deneyimleri edinmenin yegane kaynağı olarak duyuları işaret eden John Locke için, insanın doğmadan önce herhangi bir bilgiye sahip olması mümkün değildir. “İnsan zihni doğduğu an boş bir levha gibidir” diyerek zihinde doğuştan gelen hiçbir bilgi olmadığını öne sürmüştür. Böylece kendinden önceki filozofların savı olan “a priori” terimini ortadan kaldırmış ve zihni tertemiz bir sayfa olarak, teknik deyimle “tabula rasa” olarak nitelendirmiştir.

    John Locke’a göre evrensel bilgiye ulaşmanın yolu

    Tüm bilgileri deneyimlerimize göre edindiğimizi öne sürmesinden dolayı evrensel bir bilgi elde etmenin de Locke’un felsefesine göre imkansız olduğu görülmektedir. Locke’a göre beyaz bir duvara bakıyorsanız, beyaz bir duvara bakıyorsunuzdur. Bu duvarı kaldırmak ya da duvarı siyah görmek deneyimsel açıdan mümkün değildir. Ancak duvarın beyaz olduğunu söyleten “beyaz renk” tanımı deneyimler yoluyla kazanılmıştır. Bir kişinin beyaz rengin tanımını doğuştan bilmesi söz konusu değildir. İnsan duyularıyla aldığı deneyimler sırasında edilgendir. Diğer bir deyişle beş duyumuzla aldığımız herhangi bir bilgiyi kontrol edebilme ya da algılamamayı seçme gibi bir imkanımız yoktur.

    İkinci kaynak olarak duyulardan edindiğimiz bilgiler iç duyum sürecinden geçer. İç duyum sırasında, duyu ile edinilen bilgiler işlenir, önceki girdiler ile karşılaştırılır, benzer ve farklı yönler bulunarak kaydedilir. İnsan zihni kompleks ideler olarak nitelendirilen bu süreç sonrasında asıl bilgiye ulaşmaktadır. “Hiçbir insanın bilgisi, edindiği tecrübenin ötesine geçemez” diyen John Locke insanın mutlak bilgiye erişiminin duyulardan edinilen girdilerin yorumlanmasıyla olduğunu savunmuştur.

    Empirist akımın kurucusu olan Locke’un, bilginin kaynağını adreslerken kendisinden yıllar önce yaşamış olan İbn-i Sina ile aynı fikri savunması dikkat çekicidir. Duyusal zihni savunan İbn-i Sina da insan zihninin dünyayı algılaması ve bilgiye erişme yolculuğunun duyulardan geçtiğini savunmuştur.

    Locke’un insan zihnine dair bu görüşleri siyasi felsefesini de etkilemiş, insanların herhangi bir otorite altında kalmamasını ve rehber olarak aklı kabul etmemiz gerektiğini savunarak dönemine göre oldukça aykırı bir tavır sergilemiştir. John Locke’un boş levha görüşü Aristokratlar tarafından hiç hoş karşılanmamış ve hatta tepki toplamıştır. Bunun sebebi eğer Locke’un iddiaları doğruysa, üst kesimin aristokrasiye doğuştan layık olmamaları gereğidir. Toplumsal sınıflandırmanın altını oyan teorileriyle liberalizmin kuruculuğunu yapan John Locke için devlet sadece mülkiyeti korumak ve kollamak için vardır ve güçler ayrılığı ilkesi toplumun mutluluğu için mecburidir. Günümüzde Locke’un siyasi felsefesi üzerinde çok durulmasa da şu anda yürürlükte olan tüm siyaset teorilerinin Locke’un felsefesine bir karşı çıkış veya ekleme olduğu unutulmamalıdır.

    Liberal Locke’un boş levha savı, yıllar sonrasında Harvard Üniversitesi Psikoloji profesörü olan Steven Pinker tarafından tekrar çalışılmıştır. Pinker’in “Zihin boş bir sayfa olamaz, çünkü boş sayfalar hiçbir şey yapmaz” diyerek karşı çıktığı tabula rasa teorisinin doğru olmadığını şu an içinde yaşadığımız yılda biliyoruz. Fakat insan deneyimini vurgulayarak tarihte önemli bir kırılma yaratan John Locke felsefesini okumadan yapılan siyasi ve felsefi yorumlamaların modern döneme geçişte kopukluk yaratacağı ve bilimin en önemli uğrak noktalarından biri olduğu yadsınamayacak bir gerçektir.

    İlginizi çekebilir:

    René Descartes yapay zekanın kurucusu mudur?
    Zihnin akışı ve bütünselliği: Hegel’e göre zihin nasıl ele alınmalıdır?
    “İnanıyorum, öyleyse varım”: Spinoza ve sağ beyne övgü” 

    Yazı kaynağı : www.uplifers.com

    John Locke Kimdir?

    John Locke Kimdir?

    John Locke 29 Ağustos 1632 — 28 Ekim 1704 yılları arasında yaşamış İngiliz filozoftur. John Locke 18. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biridir. Locke düşünce özgürlüğünü, eylemlerimizi akla göre düzenlemek anlayışını en geniş ölçüde savunan ilk filozof olduğu için Avrupa’daki Aydınlanma ve Akıl Çağı’nın gerçek kurucusu olarak kabul edilir.

    John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington’da doğmuştur. Kumaş ticareti ile uğraşan bir aileden gelmektedir. Babası ticaretle uğraşmak yerine noterliği tercih etmiş ve ibadette sadelik isteyen Püriten mezhebinin koyu bir destekçisi ve üyesi olmuştur. Locke’un daha sonra öne sürdüğü öğrenim kuramlarında babasının büyük etkisi sezilmektedir.

    Locke yüksek öğrenimini Oxford Üniversitesinde yapmış, burada doğa bilimleriyle tıp okumuştur.

    Hayata atıldıktan sonra hem yazar hem de siyaset adamı olarak çalışan Locke önce Brendenbur Dükalığı’nda İngiliz elçiliği katibi olarak bulundu, ardından İngiltere’ye döndükten sonra da 8 yıl Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratın yanında özel hekimlik yaptı.

    1683’te Shaftsbury’nin Hollanda’ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke da İngiltere’den ayrıldı. Ancak 1689’da İkinci İngiliz Devrimi başarı kazanınca İngiltere’ye dönebildi.

    Locke, bütün eserlerinde gelenek ve otoritenin her çeşidinden kurtulmak gerektiğini, insan hayatına ancak aklın kılavuzluk edebileceğini ileri sürer. Bu düşünceleriyle liberalizm’in, tabii bir din anlayışının, rasyonel pedagojinin öncüsü olmuştur.

    Locke mutlakıyet yönetimlerini sarsan ilk kişi olarak tarihe geçmiştir. Mutlakıyet yönetimine açtığı sarsıntılar sonucunda zamanla derin yarıklar oluşmuştur ve İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin temelleri oluşmuştur. Locke bu devrimlerin temelini oluşturan filozof olarak akıllara yer etmiştir.

    Locke ve Empirizm

    Empirizm’in kurucusu sayılan Locke, doğuştan gelen ideler fikrine karşı çıkmış, zihnimizdeki her tür idenin duyu verilerinden türediğini savunmuştur.

    İnsan zihni başlangıçta boş bir kâğıt gibidir (tabula rasa). Bu kâğıt dış cisimlerden edinilen duyu verileriyle dolmaya başlar ve böylece duyumun basit ve ideleri ortaya çıkar. Zihin bu basit ideleri çeşitli şekillerde işleyip bir araya getirerek karmaşık idelere ulaşır. Ayrıca duyumdan edinilenler üzerine yapılan içsel duyum ve işlemler, düşünümün ideleri dediğimiz şeyleri doğurur.

    Cisim idesi de böyle karmaşık bir idedir. Bu ideyi meydana getiren ideler cismin nitelikleri olurlar ki bunlar da birincil ve ikincil diye ikiye ayrılır. Töz idesi ise tüm bu özelliklerin taşıyıcısı olarak kabul edilen idedir. Cisimsel tözler dışında, zihinsel idelerin taşıyıcısı olan bir tinsel tözü de kabul eder.

    Tanrı da böyle karmaşık bir idedir. Bilgi de bu ideler arasındaki ilişkilerden doğar ve ideler arası uyuşumun ya da uyuşmazlığın algılanma biçimine göre üç dereceye ayrılır; sezgisel, tanıtlamalı ve duyusal.

    Locke’a göre ahlak da matematik gibi tanıtlamaya elverişlidir çünkü ahlaksal yargıların karşılık geldikleri cisimlerin özleri bilinebilir. İyi ve kötü, haz ve acıdan ya da bizde haz ve acıya yol açan şeyden ve istençli eylemlerimizin etik yasalarla uyuşup uyuşmamasından başkası değildir. Üç çeşit yasa vardır:

    İnsanın doğal durumu herkesin herkese karşı savaşı değil, özgürlük durumudur ama bu durumu yöneten bir doğa yasası vardır. Bu yasa aklın yasasıdır; insana eşit ve bağımsız olduğunu öğretir.

    İnsanların doğuştan sahip oldukları doğal haklar, kendini koruma ve yaşamını savunma hakkı, özgür olma hakkı ve mülkiyet hakkıdır.

    İnsanlar doğal olarak özgür oldukları için kimse öz onayı olmaksızın başkasının politik gücüne uyruk edilemez. Fakat insanlar haklarından daha güvenli bir ortam kurmak için vazgeçer ve bazı hak ve yetkilerini toplumun çoğunluğuna devredecek biçimde sözleşirler.

    Böylece doğa durumundan çıkarak yurttaş toplumuna geçmek için bireysel istençlerini toplumun istencine bağlarlar. Bu şekilde kurulan hükümet toplumunun hak ve özgürlüklerini korumak, refahı için çalışmak zorundadır. Çıkarılan yasaları uygulamak yürütme erkine ve anlaşmazlıkları gidermek yargı erkine düşer.

    İlgili konular:

    Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

    Yazı kaynağı : www.felsefe.gen.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap