Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    ismet inönü cumhurbaşkanlığı döneminde kurulan hükümetler

    1 ziyaretçi

    ismet inönü cumhurbaşkanlığı döneminde kurulan hükümetler bilgi90'dan bulabilirsiniz

    İsmet İnönü

    İsmet İnönü

    Mustafa İsmet İnönü (24 Eylül 1884, İzmir - 25 Aralık 1973, Ankara[2]), Osmanlı döneminde albay, Cumhuriyet döneminde orgeneral[1] ve eski Genelkurmay Başkanı[3] olan, cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye'nin ilk Başbakanı,[4] ikinci Cumhurbaşkanı,[5][6] İstiklal Madalyası sahibi Türk asker ve siyasetçidir. Cumhurbaşkanlığı görevini Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatından 1 gün sonra 11 Kasım 1938'den 22 Mayıs 1950 tarihine kadar sürdürmüştür.

    CHP Kurultayı tarafından kendisine "Millî Şef" unvanı verilmiştir. İnönü; Kurtuluş Savaşı'na katılmış, Lozan Antlaşması'nı imzalamış ve birçok defa başbakanlık görevini üstlenmiştir. 1925-1937 yılları arasında 12 yıllık kesintisiz başbakanlık süresi olmakla birlikte, toplam 17 yıl 11 ay ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en uzun süre başbakanlık yapmış kişisidir.[7]

    Erken hayatı ve Osmanlı dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    İsmet İnönü 24 Eylül 1884 tarihinde İzmir'de Reşit Efendi ile Cevriye Temelli Hanım'ın ikinci oğulları olarak doğmuştur. Reşit Efendi aslen Bitlis'in tanınmış Kürt[8][9][10][11] ailelerinden Kürümoğulları ailesindendir. Reşit'in babası Abdülfettah Efendi Malatya'ya yerleşmiştir. Annesi Cevriye (1867-1959) ise aslen Razgradlı (Bulgaristan) olup babası Razgrad ulemasından Müderris Hasan Efendi 1870'li yıllarda İstanbul'a göç etmiştir. Cevriye ile Reşit 1880'de İstanbul'da evlenmişlerdir. İlk çocukları Ahmet Mithat (1882-1960) ve ikincisi İsmet'in dışında Hasan Rıza (ö. 1972) ve Hayri Temelli adlı iki oğulları ve Seniha Okatan (ö. 1964) adlı bir kız çocukları olmuştur.[12]

    Öğrenim hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

    İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamladı. 1895 yılında Sivas Mülkiye İdadisi'ne kayıt yaptırdı ve 1896'da mezun oldu. Sonra, 1897 yılında İstanbul'daki Mühendishane İdadisi'ne gitti. 14 Şubat 1901'de Mühendishane-i Berr-i Hümâyun'a (topçu okulu) girip 1 Eylül 1903 tarihinde topçu teğmeni olarak mezun oldu. 26 Eylül 1906 tarihinde Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni birincilikle bitirerek kurmay yüzbaşı rütbesiyle Edirne'deki 2. Ordu'nun 8. Topçu Alayı'nda 3. Batarya Bölük komutanı olarak kurmay stajını yaptı.[13]

    Askerî hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Orduda ilk yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

    1908 yılında 2. Süvari Fırkası'nın kurmayı oldu ve 31 Mart İsyanı'nda Hareket Ordusu karargâhında görev aldı. 1910'da 4. Kolordu kurmaylığına getirildi ve 1911'de Yemen Kuvayi Mürettebe Komutanlığı kurmayı oldu. 26 Nisan 1912 tarihinde binbaşı rütbesine terfi etti ve Yemen Kuva-yi Umumîye Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevine atandı.

    1912-1913 yılları arasında Harbiye Nezareti'nde Başkomutanlık Karargâhı 1. Şubede bulundu ve İkinci Balkan Savaşı'nda Çatalca Ordusu Sağ Cenah Komutanlığı kurmaylığına getirildi. Savaştan sonra İstanbul Antlaşması'nın bağıtlanmasında Bulgarlar ile müzakere eden heyete askerî danışman olarak katıldı.

    1914 yılında Harbiye Nazırlığı ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği'ne atanan Enver Paşa'nın başlattığı ordunun yenileştirilmesi hareketinde etkin rol oynadı.

    I. Dünya Savaşı[değiştir | kaynağı değiştir]

    29 Kasım 1914 tarihinde kaymakam (yarbay) rütbesine terfi etti ve 2 Aralık 1914 tarihinde Genel Karargâh 1. Şube Müdürü olarak atandı. 9 Ekim 1915 tarihinde 2. Ordu Kurmay Başkanlığına getirildi ve 14 Aralık 1915 tarihinde miralay (albay) rütbesine terfi etti.[14]

    I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı olarak, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çalıştı. Bu sırada Mustafa Kemal bu ordunun 16. Kolordu Komutanlığı'na atandı. 1916 yılının yaz aylarında bir süre çarpışmaları yönetti. 2. Ordu Komutan Vekili Mustafa Kemal Paşa'nın önerisiyle, 12 Ocak 1917 tarihinde 4. Kolordu Komutanlığı'na atandı.

    Bir süre sonra İstanbul'a geri çağrıldı ve Halep’te 7. Ordu'nun oluşturulmasında görev aldı. 1 Mayıs 1917 tarihinde Filistin Cephesi'nde 20. Kolordu Komutanlığı'na, 20 Haziran'da 3. Kolordu Komutanlığı'na atandı. Bu sırada 7. Ordu'nun komutanlığını üstlenen Mustafa Kemal Paşa ile yeniden yakın ilişki içinde oldu. Ancak Megiddo Muharebesi sırasında yaralanınca İstanbul'a gönderildi.

    Kurtuluş Savaşı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından az önce Sina ve Filistin Cephesi'ndeki Yıldırım Orduları Grubu'nun General Edmund Allenby karşısında uğradığı Nablus Bozgunu sırasında yaralanarak İstanbul'a döndü. 24 Ekim 1918 tarihinde Harbiye Nezareti Müsteşarlığı'na atandı. 29 Aralık 1919 tarihinde Paris Barış Konferansı'na hazırlık için kurulan komisyonda askeri müşavir oldu. 4 Ağustos 1919 tarihinde yalnızca sekiz gün için Askeri Şûra Muamelat-ı Umumiye Müdürlüğü'ne, bir ara da jandarma ve polis örgütünün iyileştirilmesi için kurulan komisyona üye olarak atandı. Bütün bunlar genellikle birkaç günlük görevlerdi.

    İlk kez 8 Ocak 1920 tarihinde Ankara'ya gitti ve kısa bir süre Mustafa Kemal Paşa ile çalıştı. Yeni kurulan Ali Rıza Paşa hükûmetinde harbiye nazırı olan Fevzi Paşa'nın çağrısı üzerine şubat sonlarında İstanbul'a gitti. 9 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa'nın çağrısı üzerine tekrar Ankara'ya döndü ve İstanbul ile bütün resmî bağlarını kopardı.

    23 Nisan 1920 tarihinde açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Edirne milletvekili olarak katıldı. 6 Haziran 1920 tarihinde İstanbul'daki Divan-ı Harp tarafından gıyabında idam cezasına çarptırıldı.

    3 Mayıs 1920 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı görevine getirildi.[15] 10 Kasım 1920 tarihinde milletvekilliği ve vekillik görevi saklı kalmak üzere Garp Cephesi (Batı cephesi) Kuzey Kesimi Komutanlığı'na atandı. Çerkez Ethem ayaklanmasının ve iç isyanların bastırılmasında etkin rol oynadı. Batı Cephesi Kuzey Kısım Komutanı olarak, Ocak 1921 tarihinde Yunan ilerlemesini durdurunca 5 senedir bulunduğu Miralay rütbesinden Mirliva rütbesine terfi etti ve Paşa oldu. 4 Mayıs 1921 tarihinde Batı Cephesi Komutanlığına atandı. Ancak 17 Temmuz 1921 tarihinde Kütahya-Eskişehir Muharebeleri'nde aldığı mağlubiyet üzerine TBMM tarafından Genelkurmay Başkanlığı görevinden azledildi. Yerine 3 Ağustos 1921 tarihinde aynı zamanda Başvekil ve Millî Savunma Vekili de olan Fevzi Paşa getirildi.[kaynak belirtilmeli]

    Daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi sırasında TBMM tarafından Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutanlığa getirilmesi üzerine onun maiyetinde Mirliva rütbesi ile Batı Cephesi Komutanlığı görevinde bulundu. Büyük Taarruz'dan sonra başarılarından dolayı Ferik rütbesine terfi etti. İzmir'in geri alınmasından sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından ateşkes görüşmelerinde bulunmak üzere görevlendirilerek Mudanya'ya gönderildi.

    Siyasal hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cumhuriyet öncesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Millî Mücadele'nin sonunu belirleyen 3 Ekim - 11 Ekim 1922 tarihleri arasında gerçekleşen Mudanya Mütarekesi görüşmelerinde Türk tarafını temsil etti. 26 Ekim 1922 tarihinde TBMM tarafından Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) seçildi. Lozan görüşmelerinde murahhas heyetin başkanlığını yaptı; yeni devletin bağımsızlığını ve egemenliğini onaylayan, Sevr Antlaşması'nı ve Mondros Mütarekesini geçersiz kılan Lozan Antlaşması'nı imzaladı.

    Fethi Bey'in kurduğu V. İcra Vekilleri Heyeti'nde Hariciye Vekili olarak görev yaptı. 23 Ağustos 1923 tarihinde Lozan Antlaşması'nın TBMM tarafından kabul edilmesi, siyasal-diplomatik başarılarının en önemlisi oldu.

    Cumhuriyet ve başbakanlık yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

    29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin ilanı ile sonuçlanan süreçte, Mustafa Kemal ile yakın siyasal iş birliği içindeydi. 30 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk hükûmetini kurdu ve aynı zamanda Halk Fırkası (sonradan Cumhuriyet Halk Partisi, veya CHP) genel başkan vekilliğini üstlendi.

    İlk başbakanlık döneminde Cumhuriyetin ilk devrimleri yapılmaya başlandı. Öğretimin birleştirilmesi, halifeliğin kaldırılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması (3 Mart 1924) bu dönemde gerçekleşti. İki dönem başbakanlık yaptıktan sonra, muhalefet partisi olarak kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın Çankaya'ya olan aşırı muhalefetini hükûmet üzerinden yürütmesi üzerine Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in isteğiyle 8 Kasım 1924 tarihinde başbakanlıktan istifa etti. 21 Kasım 1924 tarihinde yeni hükûmeti Fethi Bey kurdu. Fethi Bey'in doğudaki Şeyh Said İsyanı'na müdahalede geç kalması ve istifa etmesi üzerine, 3 Mart 1925 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal tarafından yeniden hükûmeti kurmakla görevlendirildi. Ayaklanmanın bastırılmasında Başbakan olarak önemli rol oynadı. 6 Mart 1925 tarihinde Takrir-i Sükun Kanunu'nu yürürlüğe sokarak İstiklâl Mahkemeleri'nin tekrar kurulmasını gerçekleştirdi. Bu kanuna dayanarak tüm muhalefet partilerini ve muhalif gazeteleri kapattırdı. 1926 yılında Orgeneral rütbesine terfi etti. 1927 yılında kendi isteğiyle askerlikten emekli oldu. Bu tarihten sonra, yeni devletin oluşumunda Mustafa Kemal ile birlikte en önemli siyasal kişilik olarak belirdi.

    1932'de Sovyetler Birliği ile diplomatik yakınlaşma amacıyla Moskova'ya gitmiştir. 25 Nisan - 10 Mayıs 1932 tarihleri arasında birtakım görüşmeler yapmıştır. İnönü Moskova'ya gitme amacını şu şekilde izah etmektedir;[16]

    1934 yılında Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından İnönü soyadı verildi.[17] 1924 yılından 1937 yılına kadar başbakanlık görevini aralıksız sürdürdü. Bu dönemde ülkedeki bütün önemli siyasal gelişmelerde; devrimlerin duyurulmasında ve uygulanmasında, iktisat politikasında Devletçilik ilkesinin kabulünde ve uygulanmasında, yeni devletin kurulmasında çok önemli rolü oldu.

    1936 yılında faşizmi incelemek üzere İtalya'ya gönderilen CHP Genel Sekreteri (Katib-i Umumi) Recep Peker'in dönüşünde yazdığı TBMM üzerinde bir "Faşist Konsey" kurulmasını öngören raporu onaylayıp imzalaması üzerine[18] Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk "Başvekil hazretleri anlaşılan yorgunluktan, önüne gelen raporları okumadan imzalıyor!" dedi ve kararı reddetti.[19] Dersim İsyanı'nın bastırılması sırasında da düşünce ayrılıkları çıkınca Eylül 1937 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından başbakanlık ve CHP Genel Başkan Vekilliği görevlerinden alındı ve yerine Celâl Bayar atandı. Bu dönemde yalnızca TBMM'de Malatya milletvekili olarak görev yaptı.

    Cumhurbaşkanlığı (1938-1950)[değiştir | kaynağı değiştir]

    10 Kasım 1938 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümü üzerine, 11 Kasım 1938 tarihinde olağanüstü toplanan TBMM tarafından oy birliğiyle cumhurbaşkanlığına seçildi. 26 Aralık 1938 tarihinde toplanan CHP I. Olağanüstü Kurultayı'nda partinin "değişmez genel başkanı" seçildi ve kendine "Millî Şef" unvanı verildi.

    30 Aralık 1925 tarihli 701 sayılı yasa ve 16 Mart 1926 tarihli 3322 sayılı kararname ile 50, 100, 500 ve 1.000 liralık banknotların ön yüzlerinde cumhurbaşkanının resminin bulunması kararı alınmıştı. Buna dayanarak, para ve pulların üzerindeki Atatürk resimleri kaldırılıp yerine İsmet İnönü'nün portreleri kullanıldı.[20]

    Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra başlayan II. Dünya Savaşı döneminde, ülkeyi savaştan uzak tutmaya çalıştı. Savaş yıllarındaki ekonomik ve toplumsal sıkıntılar ise dönemin unutulmayan mirası olarak kaldı. Varlık Vergisi uygulaması hayata geçirildi. Yine bu dönemde Hasan Âli Yücel'in öncülüğündeki Köy Enstitüleri kuruldu.[21][22] Bu enstitüler yıllar sonra kapatılana kadar 20.000 öğrenci köy öğretmeni olarak eğitildi. Ayrıca cumhurbaşkanlığı döneminde müziğe özel yeteneği olan küçük yaştaki çocukların bu konuda iyi bir eğitim almasını sağlamak için çıkardığı Harika Çocuklar Yasası ile İdil Biret ve Suna Kan gibi sanatçıların yetişmesinde önemli rolü olmuştur.[23]

    II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. Savaşın galiplerinden olan Sovyetler Birliği'nin lideri Josef Stalin'in Türkiye'den Kars, Ardahan, Artvin ve Sarıkamış'ı istemesi,[24] Türkiye'yi, savaşın diğer galipleri ABD ve Birleşik Krallık ile daha yakın ilişkilere mecbur etti. Askeri ve ekonomik destek vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile öngördüğü yardımın karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini istedi.[25][26]

    1945 yılında kurulan Millî Kalkınma Partisi'nden sonra 1946 yılında kurulan Demokrat Parti (DP) ile çetin bir seçim yarışına girdi. 1946 yılında yapılan ilk çok partili seçimde "açık oy, gizli tasnif" metodu kullanıldı ve CHP bu seçimlerde iktidarını devam ettirdi. Ancak seçimlerde kullanılan sistem yüzünden seçimlerin bir şekilde şaibeli olduğu iddia edilmektedir.[kaynak belirtilmeli] Tek başına iktidarda bulunduğu 1938-1950 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık %1.8 oranında büyüdü. Bununla birlikte Türkiye'nin GSMH'si dünya toplamının binde 6.52'sinden binde 6.43'üne düştü.[27]

    Ana Muhalefet partisi liderliği (1950-1960)[değiştir | kaynağı değiştir]

    İlk defa gizli oy açık sayım ile gerçekleşen 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde CHP %40, DP ise %52 oy aldı. DP 416 Milletvekili çıkarırken CHP ise 69 Milletvekili çıkarmıştır. Bunun üzerine CHP iktidarı sorunsuz bir şekilde DP'ye bırakırken, İsmet İnönü'de TBMM'de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar 1. turda 387 oyla cumhurbaşkanlığına seçilmesi sonucu Cumhurbaşkanlığından ayrıldı ve ana muhalefet partisi genel başkanı olarak siyasal yaşamını sürdürdü. On yıllık muhalefet döneminde, 1954 seçimlerinde oy oranının ve kazanılan Milletvekili sayısının düşmesine karşın partisinin başında kaldı ve iktidarın siyasal baskılarına rağmen, CHP'nin yeniden güçlenmesine katkıda bulundu.

    1957 Seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    1958 yılında gerçekleşmesi gereken seçimler Demokrat Parti’nin isteğiyle bir yıl öne, 27 Ekim 1957’ye alındı. Seçim kampanyası sırasında muhalefet partileri Cumhuriyet Halk Partisi, Hürriyet Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi seçim ittifakı için görüşmelere başlamıştı. Fakat planlanan ittifak Bölükbaşı'nın hapise girmesi ve seçim kanununda yapılan değişiklikle siyasi partilerin ittifak kurmasını yasaklanması nedeniyle gerçekleşmedi. Oy verme işlemi sürerken devlet radyosundan DP’nin kazandığı ilan edilirken sandık hilesi iddiaları günlerce bitmedi. Birçok yerde oyların tekrar sayılmasıyla tamamlanan seçim sonunda, bir önceki seçimlere göre oy oranı %10 gerileyen Demokrat Parti 424 sandalye kazanarak yeniden iktidar oldu. Cumhuriyet Halk Partisi ise 178 sandalye kazandı.

    27 Mayıs Darbesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ana madde: 27 Mayıs Darbesi

    1960'lara gelindiğinde CHP ile DP arasındaki tartışmalar daha da arttı. Ayrıca İnönü başta olmak üzere CHP'nin ileri gelen üyelerine saldırılar düzenlendi. CHP'yi destekleyen gazeteler art arda kapatıldı, muhalif gazeteciler tutuklandı. Bunun üzerine Nisan 1960 tarihinde DP, basını soruşturmak amacıyla Tahkikat Komisyonu kurulmasını öneren kanun teklif etti. Bu kanunda komisyona gazete kapatma ve gazeteci tutuklama yetkisi tanınması öneriliyordu, bu yüzden CHP'li vekiller sert bir biçimde bu yasaya karşı çıktı. Görüşmeler süresince CHP'li vekillere bazı kısıtlamalar getirildi. İnönü'nün kendisine ise 12 oturumda katılım yasağı verildi. İnönü de DP'nin bu tavrı karşısında meclisteki tarihi konuşmasını yapmıştır: (27 Mayıs 1960 tarihinde sonra "sizi ben bile kurtaramam" olarak atıf yapılan ama eksik aktarılmasından ve eklenen 'bile' vurgusundan dolayı bağlamından farklı algılanan sözü bu oturumda söylendi.)

    İnönü, 27 Mayıs sabahı, Ankara'da pembe köşk'te “İhtilal oldu” haberiyle uyandırıldı. 28 Mayıs sabahı Orgeneral Cemal Gürsel, telefonla İnönü'yü aradı Aralarında şu diyalog geçti

    Üçüncü Başbakanlığı ve siyasetteki son yılları (1961-1973)[değiştir | kaynağı değiştir]

    DP, 1960 yılında 27 Mayıs Darbesiyle iktidardan uzaklaştırıp yeni anayasa kabul edildikten sonra, 15 Ekim 1961 genel seçimlerinden CHP tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamasa da, birinci parti olarak çıkınca, 24 yıl sonra yeniden başbakan olarak hükûmeti kurmakla görevlendirildi. Bu dönemde CHP-AP, CHP-YTP-CKMP ve CHP-Bağımsızlar koalisyon hükûmetlerine başkanlık etti. Yeni kurulan siyasal sistemin sağlıklı biçimde işlemesi için çaba gösterdi.

    27 Mayıs Darbesi'nin doğurduğu sorunlarla da uğraşarak 22 Şubat 1962 ayaklanması ve 20 Mayıs 1963 ayaklanması girişimlerinin önlenmesi çabalarında cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e, Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay ile birlikte yardımcı oldu. 1964 Kıbrıs olayları sırasında ABD'nin Türkiye'nin adaya müdahalesini engellemesi üzerine dış politikada çok yönlü arayışlara girdi. 21 Şubat 1964 tarihinde İsmet İnönü'ye Ankara'da suikast girişiminde bulunuldu. Suikastçı olay yerinde yakalandı ve İsmet İnönü bu olaydan yara almadan kurtuldu.[32]

    İlk Devlet Araştırma Kütüphanesi ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu'nun kurulması, planlı ekonomiye geçiş, 5 yıllık kalkınma planları, sendikalar, grev ve toplu sözleşme yasalarının çıkarılması, Ankara Anlaşması ve takip eden sene Ortak Pazar üyeliği, Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler kurulması, Millî İstihbarat Teşkilatı yasası ve düzenlemesi, Millî Güvenlik Kurulu'nun başlangıç ve geliştirilmesi, Türk Ordusu'nun modernizasyonu; İran ve Pakistan ile birlikte bölgesel kalkınma organizasyonunun kurulması, Avrupa ve Orta Asya memleketlerini bağlayan mikrodalga radyo iletişim ağı kurulması, Devlet İstatistik Enstitüsü ile Turizm Bakanlığı'nın kurulması, Güneydoğu Anadolu'nun kalkınma ve geliştirilmesi planları, Basın Yayın Yüksek Okulu'nun ilk kuruluşu başbakanlık yaptığı dönemde gerçekleştirildi.

    İnönü hükûmeti mecliste yapılan bütçe oylamasında ret oylarının kabul oylarından fazla çıkması üzerine istifa etti ve 20 Şubat 1965 tarihinde yerini Suat Hayri Ürgüplü hükûmetine bıraktı. 10 Ekim 1965 seçimlerinde partisinin seçimi kaybetmesi üzerine, parti içi görüş ayrılıkları derinleşti. İnönü'nün desteklediği "ortanın solu" politikasının CHP tarafından benimsenmesine rağmen parti 1969 yılında yapılan genel seçimleri de kaybetti.

    CHP'den ayrılması ve Cumhuriyet Senatosu (1973)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 12 Mart 1971 tarihindeki müdahalesinden sonra, CHP'nin tutumu konusunda parti içinde önemli görüş ayrılıkları belirdi ve CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit ile anlaşmazlığa düştü. Ecevit'e göre, müdahalenin amacı, CHP içinde egemen olan "ortanın solu" politikasına son vermek ve partinin iktidar olmasını önlemekti. İnönü ise müdahaleyi onaylamıyordu ve müdahaleden 2 gün sonra CHP grubunda çok sert bir konuşma yaptı; ancak yine de ortamın yumuşaması için yeni kabineye bakan vermeyi kabul etti. Yeni kurulacak hükûmete partinin üye verip vermeyeceği konusunda beliren anlaşmazlık sonucunda Ecevit istifa etti. Ecevit ile yoğun bir mücadeleye girdi. Mayıs 1972 tarihinde toplanan V. Olağanüstü Kurultay'da, politikasının partisince onaylanmaması durumunda istifa edeceğini açıkladı. Kurultayda parti meclisi Ecevit'in yanında yer alınca da 8 Mayıs 1972 tarihinde 34 yıldır görev yaptığı CHP genel başkanlığından istifa etti. Türk siyasal yaşamında parti içi mücadele sonucunda değişen ilk genel başkan oldu. 5 Kasım 1972 tarihinde de İsmet İnönü, 49 yıldır üyesi olduğu, 33 yılını genel başkan olarak geçirdiği Cumhuriyet Halk Partisinden istifa etti. 14 Kasım 1972 tarihinde de milletvekilliğinden istifa etti. Başvurusu üzerine Eski Cumhurbaşkanı sıfatıyla tabii senatör olarak Cumhuriyet Senatosu'nda görev aldı.[33]

    Ölümü ve devlet cenaze töreni[değiştir | kaynağı değiştir]

    17 Aralık 1973 Pazartesi günü uyandığında kendisini iyi hissetmediğini söyleyen İnönü için Pembe Köşk’e Prof. Dr. Zafer Paykoç çağırılmıştır. İncelemeler sonucunda ağır bir enfarktüs geçirdiği anlaşılan İnönü’nün hastaneye kaldırılmasına eşi Mevhibe İnönü karşı çıkmış, doktorlar da evde tedavi olmasını kabul etmişledir. Sonrasında İnönü’nün nefes darlığı ve aşırı yorgunluğu nedeniyle Köşke oksijen çadırı getirilmiştir. Daha sonra ise Prof. Dr. Paykoç’un isteği üzerine kalp hastalıkları uzmanlarından Prof. Dr. Bekir Berkol, Sabahat Kaymakçalan, Cavit Sökmen, Turhan Akyol ve Türkan Gürel konsültasyonda bulunmak üzere Pembe Köşke gelmişlerdir.

    17 Aralık’ta geçirdiği rahatsızlıktan sonra dokuz gün boyunca hayatta kalma mücadelesi veren Türkiye Cumhuriyetinin II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü son nefesini 25 Aralık 1973’te vermiştir.

    Vefat haberinin duyulması üzerine Bakanlar Kurulu da toplanarak ülkede cenaze töreninin bitimine kadar milli yas ilan etmiştir. Ayrıca hükûmet 26 Aralık 1973’te Anıtkabir’de yaptığı inceleme sonucu İsmet İnönü’nün Anıtkabir’e defnedilmesini kararlaştırmıştır. Bu konuda Bakanlar Kurulu 27 Aralık 1973 gün ve 7/7669 sayılı bir kararname çıkarmıştır. İnönü 28 Aralık 1973’te Anıtkabir’deki İsmet İnönü Mezar Odasına devlet töreni ile defnedilmiştir. 6 Kasım 1981 gün ve 2549 sayılı Devlet Mezarlığı hakkındaki kanunla, Atatürk için tesis edilen Anıtkabir’de Atatürk ve İsmet İnönü’nün kabrinin muhafaza edileceği Anıtkabir alanı içinde başka hiçbir kimsenin defnedilmeyeceği belirtilmiştir. İsmet İnönü’nün lahdi, 1993 yılında başlayan bir çalışmayla yeniden düzenlenmiş Ocak 1997’de bugünkü halini almıştır.[34]

    İsmet İnönü’nün mezar odası ve sergi salonuna, batı kolonlarının dış duvarından açılan kapıdan girilir. Kısa koridorun solunda, 1. kata çıkış merdivenleri ile kabul salonuna ulaşılır. Salon, derinlemesine dikdörtgen olup duvar ve tavanlar fibre betondur.

    Tavandaki masif meşe kafes duvarlara doğru eğimlidir. Zemin Anadolu ve Kapadokya renkli graniti ile kaplıdır. Bu bölümde ziyaretçilerin oturması için düşünülmüş meşe iskeletli deri koltuklar ve İnönü ailesinin ziyaretleri sırasında yazdıkları özel defterin konulduğu masif meşe kürsü bulunmaktadır. Kabul salonunun solunda sergi salonu sağında mezar odası yer almaktadır. Sergi salonu da kabul salonuna benzer şekilde dizayn edilmiştir.

    Yalnız bu bölümde duvarlarda, İsmet İnönü’nün hayatına ilişkin fotoğraflar ile sergileme amaçlı vitrinler bulunmaktadır. Aynı salonun ilerisinde İsmet İnönü’nün hayatını ve yaptıklarını konu alan belgeselin izlendiği sinevizyon bölümü yer almaktadır. Mezar odasına ahşap bir kapı ardından bronz bir kapı ile girilir. Mezar odası kare planlı olup, kesik piramidal tavanla örtülüdür. Batı duvarında kırmızı,mavi, beyaz, ve sarı renkli camlardan geometrik desenli vitral pencere ve kıble yönünde bir mihrabiye bulunmaktadır. Mihrabiye’nin kavsanası ve tavan, altın renkli mozaikle kaplanmıştır. Güney duvarında ve girişin iki yanında dikdörtgen sağır nişler içinde altın yaldızla yazılmış İsmet İnönü’nün veciz sözleri yer almaktadır. Beyaz renkli granit kaplı zemin üzerinde beyaz granit kaplama sanduka kıbleye dönük vaziyette yerleştirilmiştir. İsmet İnönü’nün naaşı bu sandukanın altındaki toprakla kaplı olan bölmeye İslami şartlara uygun olarak defnedilmiştir.[34]

    İsmet İnönü'nün dünyaya geldiği evdir. İzmir'in Konak ilçesi içerisinde yer alan ev günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. İzmir İnönü Evi salı, perşembe ve cumartesi günleri 10.00-17.30 arası ile resmi tatil günlerinde açıktır.

    Not[değiştir | kaynağı değiştir]

    1967 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiştir.[35]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    1938-1950 Arasında Yapılanlar – İnönü Vakfı, İsmet İnönü, İsmet İnönü Kimdir, İsmet İnönü Hayatı, İsmet İnönü Resimleri

    Atatürk’ün vefat ettiği 10 kasım 1938’den Demokrat Partinin iktidara geldiği 1950 yılına kadar İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlık döneminde yapılanlar aşağıda listelenmiştir.

    Bu dönemin ilk 6 yılı dünyayı kasıp kavuran ll.Dünya savaşının sürdüğü, Türkiye’nin bu uğurda 2 milyon Mehmetçiği  silah altında bulundurmak zorunda olduğu yıllardır.

    Bu dönemin son 5 yılı ise Stalin canavarının Türkiye’den toprak talep ettiği, tehdit ve  korku dolu yıllarıdır..

    Bu dönem, Türkiye’nin dış  borç alamadığı, fakat Osmanlı borçlarını son kuruşuna kadar ödediği yıllardır..

    Bu dönem, savaşa giren girmeyen hemen tüm gelişmiş ülkelerin yoksulları korumak için temel gıda maddelerini karneye bağladığı yıllardır.. Buna rağmen dünyada yüzbinlerce kişinin açlıktan öldüğü yıllardır..

    Türkiye bu zor yılları hasarsız atlatmış nadir ülkelerden biridir..

    1939 – Bursa Merinos Fabrikası üretime başladı.

    1939 – Ergani Bakır madenleri İşletmesi hizmete girdi.

    1939 – Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.

    1939 – İstanbul’da yabancıların işlettiği Tramvay ve Tünel tesisleri devralındı.

    1939 – Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.

    1939 – Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.

    1939 – Sivas’ta Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.

    1939 – Aydın’da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.

    1939 – İstanbul’da kent içi ulaşım, havagazı ve elektrik dağıtımı yapacak İETT kuruldu.

    1939 – Fransız askerleri Hatay’dan çıkartıldı, Hatay Türkiye’ye katıldı.

    1939 – Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.

    1939 – Ankara Güvercinlik havaalanı açıldı.

    1939  – Malatya iplik fabrikası hizmete girdi .

    1939 – Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.

    1939 – Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.

    1939 – Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.

    1939 – İlk Türk denizaltısı Atılay Haliç’te denize indirildi.

    1939 – Sivas – Erzurum demiryolu açıldı. 15 yılda yapılan demiryolu 3.000 km’ye ulaştı

    1939 – Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı.

    1939 –  TBMM binasının inşaatına başlandı.

    *

    1940 – Raman dağında Petrol bulundu..  Milli Türk Petrol Şirketi kuruldu.

    1940 – Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21’i bulan köy enstitüleri 1954 yılında kapatıldı)

    1940 – İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.

    1940 – Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu. Ereğli kömür ocakları devlete bağlandı.

    1940 – Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.

    1940 – Taksim Gezi Parkı İstanbul’da açıldı.

    1940 – Ankara’da Milli Halk Kütüphanesi açıldı.

    1940 – Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.

    1940 –  Antalya – Manavgat – Konya karayolu açıldı

    1940 – Şile enerji santralı hizmete açıldı

    *

    1941 –Anıtkabir’in temeli atıldı

    1941 – Gebere Barajı açıldı.

    1941 – Türkiye  ilk milli petrol şirketi Petrol Ofisi kuruldu.

    1941 – Türk Hava Kurumu Ankara Etimesgut’ta  uçak fabrikası kurdu.

    1941 – THY Yurtiçi uçuş merkezlerinin sayısı 11’e çıktı.

    *

    1942 – Ankara Etimesgut’ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.

    1942 – Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.

    1942 – İlköğretim seferberliği başladı.

    1942 – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.

    1942 – Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.

    1942 – Atatürk Devrim Müzesi açıldı.

    *

    1943 – Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.

    1943 – Zonguldak-Kozlu demiryolu hattı açıldı.

    1943 – İstanbul’da Atatürk Bulvarı açıldı.

    1943 – Ankara’da Gençlik Parkı açıldı.

    1943 – Diyarbakır – Batman Demiryolu açıldı.

    1943 – Seyhan barajı ve  Regülatörü faaliyete geçti.

    1943 – Sivas Çimento Fabrikası üretime başladı.

    1943 – İstanbul’da Yıldız Parkı açıldı.

    1943 – Ankara Fen Fakültesi açıldı.

    *

    1944 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.

    1944 – İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.

    1944 – İzmit Selüloz ve kağıt Fabrikaları işletmeye alındı.

    1944 – Ankara Etimesgut  uçak fabrikasında çeşitli tiplerde 200 özgün uçak üretildi.

    1944 – Anıtkabir’in temeli atıldı.

    1944 – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.

    1944 – Mersin Limanı hizmete açıldı.

    1944 – Gaziantep Havaalanı açıldı.

    1944 – Fevzipaşa – Malatya ve Diyarbakır – Kurtalan demiryolları hizmete girdi.

    1944 – Sakarya’da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı

    *

    1945  – Köy Enstitüleri ilk mezunlarını verdi.  1996 mezun öğretmenden 1878 inin ataması yapıldı

    1945 – Şirketi Hayriye (İst. Şehir Hatları vapur işl.) devlet tarafından satın alındı.

    1945 – Türkiye Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olarak katıldı.

    1945 – İskenderun Limanı hizmete girdi.

    1945 – Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.

    1945 – Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.

    1945 – Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.

    1945 – İstanbul – Londra ve İstanbul – Paris uçak seferleri başladı.

    1945 – İlk yerli uçak motoru fabrikasının temeli AOÇ’de atıldı..

    1945 – Etimesgut Uçak fabrikası bünyesinde oluşturulan ARGE –Etüd Bürosu 16 ayrı tipte özgün uçak projesi üretti

    *

    1946  – Türkiye çok partili sisteme geçti.  Demokrat parti kuruldu.

    1946 – İş ve İşçi Bulma Kurumu hizmete başladı.

    1946 – İşçi Sigortaları Kurumu kanunu yürürlüğe girdi.

    1946 – İstanbul – Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.

    1946 – Ankara Üniversitesi kuruldu.

    1946 – Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.

    1946 – Türkiye’nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.

    1946 –  İkinci Türk denizaltısı YILDIRAY hizmete alındı

    1946 – Raman-8 kuyusundan günde 450 varil petrol üretimine başlandı

    *

    1947 – İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.

    1947 – İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi. İşçi ve işverenlerin örgütlenmesinin önü açıldı..

    1947 – Palu-Genç demiryolu hizmete girdi.

    1947 – Rize Çay Fabrikası üretime başladı.

    1947 – Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.

    1947 – İstanbul’da İnönü Stadyumu açıldı.

    1947 – Etimesgut uçak fabrikasında üretilen uçakların aerodinamik testlerini yapacak Ankara Rüzgar tünelinin kurulmasına başlandı

    *

    1948 – Köprüağzı – Maraş demiryolu açıldı. Açılan son demiryolu hattı oldu; çünkü 1950’deki Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.

    1948 – Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.

    1948 – Milli Kütüphane hizmete girdi.

    1948 – Ankara Etimesgut’ta  kurulan ilk yerli Uçak Motor fabrikası hizmete girdi.

    1948 – Paris’te yapılan dünyanın en büyük havacılık fuarında Türk uçakları da sergilendi

    *

    1949 – Porsuk Barajı açıldı..

    1949 – Emekli Sandığı kuruldu.

    1949 – Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.

    1949 – Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.

    1949 – İstanbul’da Kartal- Yalova araba vapuru hizmete girdi..

    1949 – Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos’ta açıldı.

    1949 – Muş’ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.

    1949 – Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.

    1949 – Türkiye Avrupa Konseyi’ne kabul edildi.

    1949 –  Etimesgut uçak fabrikasında üretilen uçakların aerodinamik  testlerini yapacak Rüzgar tünelinin inşaat ve montajı bitirildi.

    (Bu yazı Mehmet Sağlam ve Mehmet Kurthan’ın çalışmalarından alınmıştır. 28/9/2018)

    Yazı kaynağı : www.ismetinonu.org.tr

    İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı Döneminde Yükseköğretimdeki Gelişmeler (1938-1950) – İnönü Vakfı, İsmet İnönü, İsmet İnönü Kimdir, İsmet İnönü Hayatı, İsmet İnönü Resimleri

    Yazan: Prof. Dr. Mahmut Adem

    Genelde İsmet İnönü’nün ulusal eğitime, özellikle yükseköğretime destek ve katkıları birkaç sayfalık bir yazıya sığdırılamayacak denli çok ve büyük boyutlardadır. Burada İsmet İnönü’nün yükseköğretim, özellikle üniversite politikasındaki belirleyici etkisine geçmeden önce, ulusal eğitimin diğer alanlarına desteğinin yalnızca satırbaşları üzerinde durulacaktır.

    Birinci Milli Eğitim şurası toplanmıştır (17-19/7/ 1939). Bu şurada, yükseköğretim, özellikle üniversite konusu da görüşülmüş, kimi önemli kararlar da alınmıştır.

    Şura kararında üniversitenin amacı şöyle belirlenmiştir: Üniversitenin amacı; iyi gözlem, iyi inceleme ve deney, doğru düşünme yeteneğini taşıyan ve bilimsel yöntemleri alışkanlık haline getirmiş bir zihniyetle donanmış, yüksek bir idealin heyecanına tabi olarak gelişme yolunda ileri atılan ahlaklı, düzeyi yüksek bilim, meslek ve sanat adamları yetiştirmeye çalışmaktır (1).

    Yine anılan şurada Prof. Dr. Vehbi Sarıdal, özerk üniversite özlemini şöyle dile getirmiştir: Devler ve üniversite. üniversite, devlet dediğimiz büyük sosyal uzvun bünyesine dahil değildir. Filhakika üniversiteyi kuran, yerini tayin eden, ona tahsisat veren, onun profesörünü atayan ve görev veren devlettir. Bununla beraber devlet kendisi , tesis edilmiş olan, yaratılmış olan üniversiteyi özgür ve bağımsız bir bilim kurumu olarak görmelidir… Üniversite, devlet üzerinde direkt bir surette müessir olmaz, onun tesiri dolayısıyladır. Devletin üniversite üzerinde olan tesiri de endirektir. Devlet, bizim görüş ve anlayışımıza göre üniversiteye belli bir ilmi istikamet veremez. Onun çalışmasında, ilmi takrirlerde, inceleme ve araştırma çalışmalarında şu tarzda hareket edeceksiniz, şu tarzda hareket etmeyeceksiniz, demez… Türkiye”in üniversite hakkındaki görüş tarzı böyle olmalıdır (2).

    Berlin ve Paris’ten sonra Londra’da da öğrenci müfettişliği açılmıştır (1939). Bu da, 1416 sayılı yasa uyarınca yurtdışına öğrenime gönderilecek öğrenciler yönünden çok önemli bir gelişmedir.

    Sonradan Kız Teknik Öğretmen Okulu adını alan, bugünkü Gazi üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi, Kız Meslek öğretmen Okulu adıyla 1934-1935 öğretim yılında açılmıştır.

    Aynı biçimde sonradan Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu olan ve bugünkü Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi, Erkek Meslek Öğretmen Okulu adıyla 1937-1938 öğretim yılında açılmıştır. Bu okullar, uzun yıllar kendi alanlarında mesleki-teknik ortaöğretim kurumlarına öğretmen yetiştiren tek eğitim kurumlarıdır.

    27.9.1941 tarihinde Rüştü Uzel, Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki Öğretim Müsteşarlığına atanmıştır.

    •Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü kurulmuştur (15.4.1942).
    •İkinci Milli Eğitim şurası toplanmıştır (15-21 şubat 1943).
    •Ankara Fen fakültesi kurulmuştur (17.9.1943).
    •İstanbul Teknik üniversitesi kurulmuştur ( 12.7.1944).
    •Ankara Tıp Fakültesi kurulmuştur (8.11.1945).
    •üniversiteler Kanunu kabul edilmiş (13.6.1946-4936) ve Ankara üniversitesi kurulmuştur ( 18.6.1946).
    •Üçüncü Milli Eğitim şurası toplanmıştır (2-10 Aralık 1946).
    •Dördüncü Milli Eğitim şurası toplanmıştır (22-31 Ağustos 1949).
    660 sayılı yasa uyarınca Suna Kan ve İdil Biret, müzik eğitimi için devlet hesabına yurtdışına gönderilmiştir.

    İlk özerk üniversitenin Kuruluşu

    Başta Mustafa Kemal ve İsmet Paşa olmak üzere Cumhuriyetin devrimci kadrosu eğitimi, Türk devriminin altyapısı olarak kabul ediyorlardı. Osmanlı’dan kalan tüm kurumlar çağdaş ölçütlere göre yeniden yapılanırken, İstanbul Darülfünununda da köklü yenilikler bekleniyordu.

    Bu bağlamda 1923 yılında Darülfünun hocalarının aylıklarına çok önemli bir artış yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde Darülfünunla ilgili ilk yasal düzenleme 1924 yılında 499 sayılı yasanın kabul edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu yasa ile Darülfünuna tüzel kişilik verilmiştir. Bu yasa uyarınca hazırlanan İstanbul Darülfünunu Talimatnamesi (Yönetmeliği) ile, “bilimsel” ve “yönetsel” özerklik verilmiş, medreselerin adı da fakülte olarak değiştirilmiştir. Ayrıca 1929 Dünya Ekonomik bunalımı sırasında tüm giderlerini kısan ve kamu görevlileri aylıklarında indirim yapan hükümet, Darülfünun öğretim elemanları aylıklarına dokunmamıştır.

    Tüm bu iyi niyet çabalarına karşın Darülfünun, Cumhuriyetin devrimci dinamik atılımlarına ayak uydurmada yetersiz kalmıştır. Bunun üzerine 6.6.1933 tarih ve 2252 sayılı yasa ile, İstanbul darülfünunu lağvedilmiş ve 31.7.1933 tarihinde İstanbul üniversitesi kurulmuştur.

    Yeni üniversite kurulurken Milli Eğitim Bakanlığı başlıca üç konu üzerinde önemle durmuştur. Birincisi, eğitim ile devrim arasında sıkı bir ilişki kurmak, ikincisi, üniversiteyi ülke sorunları konusunda çalışmaya yöneltmek, üçüncüsü, yeni üniversiteyi sıkı bir denetim altına almak. Daha açık bir deyişle üniversiteye yönetsel ve mali özerklik verilmemiştir. Bu yasaya göre üniversite rektörü, üniversite genel sekreteri, profesörler ve doçentler Milli Eğitim Bakanlığınca atanmakta ve görevden alınabilmektedir. Bu denetim, öğretim üyelerinden derse devam cetveli isteyecek denli ileri gitmiştir. Bu süreçte bilim, bilim insanı toplumda onarılmaz yaralar almış ve bu konuda yapılan yanlış uygulama giderek anlaşılmaya başlanmıştır.

    Üniversite öğretim üyeliği mesleğinin öteki mesleklerden farklı olduğu toplumda genel kabul görmeye başlamıştır. Üniversite öğretim elemanları, kendilerini, sürekli olarak bilimsel araştırmalara, yayınlara vermek, yalnızca bugünün bilimi ile değil geleceğin biliminin de yaratıcıları durumunda olmaları gerektiği kabul edilmeye başlamıştır. Bu anlamda öğretim üyeliğinin fidanlığı olan asistanların da, devlet memurlarına uygulanan yasalardan farklı yasalara tabi olmaları zorunlu görülmüştür.
    Hiç kuşkusuz bu nedenle 4936 sayılı üniversiteler Kanununda; üniversitelerde bilimsel araştırmayı ve bilimsel ve yönetsel özerkliği öne çıkarma, katılımcı ve demokratik yönetim biçimini yaşama geçirme, evrensel ölçülerde bilim anlayışı güçlü aydınlar yetiştirme temel amaç olmuştur.

    Hükümetin TBMM’ne sunduğu yasa önerisinde şu gerekçe dikkati çekmektedir:
    “Bugünkü üç yüksek bilim kurumumuzun (İstanbul, Ankara ve İstanbul Teknik Üniversiteleri) ve bundan sonra açacağımız benzerlerinin, demokrat bir cemiyetin gerektirdiği demokratik prensiplerle işleyebilmesi ve kendi varlığı içersinde doğrudan doğruya cemiyete karşı sorumlu olarak gelişebilmesi için şu iki bakımdan bünyesinde bazı yeni ilerleme imkanlarını kazandırıcı tedbirlerin alınması gerekli görülmüştür.

    a. Her türlü görevlerinde özerk olmak.

    b. Öğretim elemanlarının, belli kurallarla yetişip çalışmalarını sağlayacak biçimde görevlendirmek (3)

    4936 sayılı üniversiteler yasasının en temel özelliği, Cumhuriyet döneminde üniversitelere özerklik veren ilk yasa olmasıdır.

    İkinci Dünya Savaşı öncesi ve savaş süresince Avrupa’da faşist yönetimler varken, savaş sonrası demokrasiye geçilmiştir. İsmet İnönü’nün öncülüğünde Türkiye de çok partili demokratik düzene geçmiştir. Siyasetteki bu gelişmelere koşut olarak özgür ve özerk, katılımcı üniversite anlayışı da hızla Türk toplumunda gelişmiştir.
    1946 tarihli yasa ile, üniversitelere yönetsel ve bilimsel özerklik, tüzel kişilik verilmiş, üniversiteler katma bütçeli kurumlar olmuş, ama Milli Eğitim Bakanının üniversitelerin başı olma durumu önlenememiştir. Bunu TBMM’de yasa görüşmeleri sırasında Milli Eğitim Hasan Ali Yücel şöyle açıklamıştır:

    “Eğitim Bakanlarımızın üniversitelerimizin başı olması, üniversite işleriyle ilgili meselelerde yüksek huzurlarınıza bütçeleri gelecek bu kurumların sorumlu bir insanı ve sizin mümessiliniz sıfatıyla sizi yanıtlayabilmek içindir. Bu da üniversitenin içişlerine ve öğretimine asla ve kat’a bir müdahale değildir (4).

    4936 sayılı üniversiteler yasasının önemi, daha sonra kabul edilecek yasalara sağlam bir altyapı sağlaması ve öncülük etmesidir.

    Bu yasanın uygulandığı yıllarda hiçbir sıkıntı olmadı demek yanlış olur. örneğin 1947 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinden üç öğretim üyesinin işine son verilmiştir. Ama asıl olumsuz gelişmeler 1950’den sonra DP iktidarı döneminde yaşanmıştır. 1956 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, Milli Eğitim Bakanı Prof. Ahmet özel tarafından Bakanlık emrine alınmıştır. Daha sonra İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku profesörü Hüseyin Nail Kubalı’nın görevine son verilmiştir. Başbakan Menderes daha da ileri giderek 18 Mayıs 1960 tarihinde Turgutlu Mitinginde profesörlere “…Bunlar doçentlerin yetişmesini önleyen, yerlerini muhafaza için onlara baskı yapan kara cüppelilerdir” demiştir.
    DP-Üniversite kavgası sırasında muhalefet lideri İsmet İnönü, üniversite özerkliğini savunmuştur. DP iktidarınca üniversite özerkliğine müdahale konusunda şöyle demiştir:

    “Özerk üniversiteyi demokratik rejimin temel öğelerinden biri sayarız. ıktidar,özerk üniversiteyi dili olmayan, işe yaramayan bir unsur haline getirmek istiyor. Bu yanlıştır, zararlıdır” (5).

    27 Mayıs 1960 devriminin ürünü olan 1961 Anayasasının 120. maddesi üniversite ile ilgilidir. Bu madde çerçevesinde 28.10.1960 tarihinde Milli Birlik Komitesince kabul edilen 115 sayılı yasa ile, 4936 sayılı yasa ile tanınan özerklik daha da genişletilmiştir. Ancak aynı gün kabul edilen 114 sayılı yasa ile de, 147 öğretim üyesi üniversitedeki görevlerinden uzaklaştırılmışlardır. Bu büyük yanlış, İsmet İnönü’nün başbakanlığı döneminde , 18.4.1962 tarihinde çıkarılan bir başka yasa ile düzeltilmiş ve 147’ler yeniden eski görevlerine dönmüşlerdir.

    Benzer bir durum da 12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra yaşanmıştır. Bu dönemin başta Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç olmak üzere asker yöneticileri üniversite özerkliğini sınırlandırmak ya da tümüyle kaldırmak istemektedirler. Ancak CHP Genel Başkanı İsmet İnönü şu görüşle karşı çıkmıştır: “Üniversitedeki elemanlar Türkiye’nin en iyi eğitim görmüş, en iyi yetişmiş insanlarıdır. Onların kendilerini yönetemeyeceklerini nasıl kabul edebiliriz?” Bunu üzerine 12 Mart 1971 askeri yönetimi üniversite özerkliğini kaldıramaya cesaret edememiştir.

    Bu, bize şunu çağrıştırıyor : 1480 sayfa ve iki ciltlik “Dünya üniversiteleri ve Türkiye’deki üniversitelerin Gelişimi (1950) adlı kitabın yazarı Ord. Prof. Dr. Hirsch, YöK’ü gördükten sonra şöyle diyor: “Her general, Atatürk değildir!”. O zaman şu da bir gerçek: Her askeri darbeden sonra üniversite özerkliğini koruyacak bir İsmet İnönü bulunabilir mi?

    KAYNAKÇA

    1) Tahir Hatipoglu, Türkiye Üniversite Tarihi, 1845-1997, Selvi Yayinevi,Ankara, 1998,s:172-173.
    2) Aynı, s:173.
    3) Ernst E. Hirsch, Dünya Üniversiteleri ve Türkiye’de Üniversitelerin Gelişmesi, Cilt:2, S.815.
    4) Tahir Hatipoglu, Aynı, s:176.
    5) Tahir Hatipoglu, Aynı, s:182.

    Yazı kaynağı : www.ismetinonu.org.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap