Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    ingilizce nasreddin hoca fıkrası

    1 ziyaretçi

    ingilizce nasreddin hoca fıkrası bilgi90'dan bulabilirsiniz

    İngilizce Nasreddin Hoca Fıkraları

    İngilizce Nasreddin Hoca Fıkraları

    Nasreddin Hoca söylenilene göre 1208’de Sivrihisar’a yakın Horto köyünde doğmuştur. Kendisi Türkiye’nin – hatta belki de İslam Dünyası’nın- en bilinen “şakacısıdır”. 1237 yılında Akşehir’e taşınan Nasreddin Hoca Hicri Talvim’e göre 683 yılında burada vefat etmiştir. İsmine atfedilen neredeyse 350 anektod bulunmaktadır ki bunlar da en bilinenler olarak görülmektedir. Hoca kelimesi öğretmen anlamına gelmektedir. Nasreddin isminin birçok farklı yazım şekli mevcuttur. Nasreddin, Nasrettin, Nasrudin, Nasr-id-deen, Nasr Eddin, Nasr-eddin, Nasirud-din, Nasr-ud-Din, Nasr-Eddin, ve Nasr-Ed-Dine bunlardan bazıları. İngilizce’deki hodja kelimesinin de birçok farklı yazımı bulunmaktadır. Hodja, Hodscha, Hoca, Chotza, Cogia, Khodja, ve Khoja da bunlara örnek verilebilir. Haydi şimdi beraber Nasreddin Hoca’nın en bilinen beş fıkrasının İngilizcesine bir göz atalım. 

    İngilizce

    One day Nasrettin Hodja wanted to go to the market. 

    All of the children in the village ran to him and shouted: “Please, buy us whistles from the market!”. The Hodja told them, “Don’t shout so much, I can’t think. All right, I promise. I’m going to buy them.” 

    One of the children, Ali, said, “Please take this money, Hodja. Don’t forget to buy me a whistle.” The Hodja took the money and put it into his pocket. Then he went to the market. In the late afternoon, the children waited in the street for the Hodja. When they saw him they ran to him and shouted together, “Hodja! Where are our whistles? Have you got our whistles?” The Hodja took one whistle from his pocket. He gave it to Ali and he 

    said to the others, “Who paid for the whistle, can blow the whistle!” 

    Türkçe

    Nasreddin Hoca bir gün pazara gitmek istemiş. Köydeki tüm çocuklar ona doğru koşmuş ve şöyle bağırmış: “Lütfen, pazardan bize düdük al!”. 

    Hocanın cevabı ise şu olmuş: “Fazla bağırmayın, düşünemiyorum. Tamam, söz veriyorum. Düdükleri alacağım.” Çocuklardan biri, Ali, Hoca’ya şunları söylemiş: – Lütfen bu parayı al Hoca. Bana düdük getirmeyi unutma. Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Nasrettin Hoca’nın etrafını sararak düdüklerini istemişler. Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış. Ötekileri bağırmaya başlamışlar: – Ya bizim düdükler nerede? Nasreddin Hoca aldığı tek düdüğü çantasından çıkarmış, Ali’ye vermiş ve diğer çocuklara şöyle söylemiş: – Parayı veren düdüğü çalar. 

    İngilizce

    The Hodja was invited to a banquet. He wore his everyday clothes because he did not want to be pretentious, and only to discover that everyone ignored him, including the host. So he went back home and put on his fanciest coat, and then returned to the banquet. Now he was greeted cordially by everyone and invited to sit down and eat and drink. 

    When the soup was served to him he dunked the sleeve of his coat into the bowl and said, “Eat, my coat, eat!”

    The startled host asked the Hodja to explain his strange behavior.

    “When I arrived here wearing my other clothes,” explained the Hodja, “no one offered me anything to eat or drink. But when I returned wearing this fine coat, I was immediately offered the best of everything, so I can only assume that it was the coat and not myself who was invited to your banquet.” 

    Türkçe

    Hoca bir yemeğe davet edilmiş. Gösterişçi görünmek istemediği için davete günlük 

    kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama davet sahibi dahil ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. 

    Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az 

    evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler, oturup yiyip içmesi için 

    ısrar etmişler. 

    Çorba servis edildiğinde hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da 

    “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış. 

    Bu hareket ile irkilen davet sahibi hocaya garip davranışının nedenini sormuş. 

    Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş: 

    – Buraya diğer kıyafetlerimle geldiğimde kimse bana yiyip içmek için bir şey teklif etmedi, 

    fakat bu kıyafetle geri geldiğimde her şeyin en iyisi sunuldu. Kürksüz adamdan sayılmadık… 

    İtibarı o gördü, yemeği de o yesin. 

    İngilizce

    Nasreddin Hodja, having a need for a large cooking container, borrowed his neighbor’s copper cauldron, then returned it in a timely manner.

    “What is this?” asked his neighbor upon examining the returned cauldron. “There is a small pot inside my cauldron.” 

    “Oh,” responded the Hodja. “While it was in my care your cauldron gave birth to a little one. Because you are the owner of the mother cauldron, it is only right that you should keep its baby. And in any event, it would not be right to separate the child from its mother at such a young age.” 

    The neighbor, thinking that the Hodja had gone quite mad, did not argue. Whatever had caused the crazy man to come up with this explanation, the neighbor had a nice little pot, and it had cost him nothing. 

    Sometime later the Hodja asked to borrow the cauldron again. 

    “Why not?” thought the neighbor to himself. “Perhaps there will be another little pot inside when he returns it.” 

    But this time the Hodja did not return the cauldron. After many days had passed, the neighbor went to the Hodja and asked for the return of the borrowed cauldron. 

    “My dear friend,” replied the Hodja. “I have bad news. Your cauldron has died, and is now in her grave.” 

    “What are you saying?” shouted the neighbor. A cauldron does not live, and it cannot die. Return it to me at once!” 

    “One moment!” answered the Hodja. “This is the same cauldron that but a short time ago gave birth to a child, a child that is still in your possession. If a cauldron can give birth to a child, then it also can die.” 

    And the neighbor never again saw his cauldron.

    Türkçe

    Nasreddin Hoca bir gün büyük bir kazana ihtiyaç duymuş, komşusundan ödünç almış ve kısa zamanda kazanı kendisine iade etmiş. 

    Komşusu kazanın içinde ufak bir kap görünce hocaya bu nedir diye sormuş. “Kazanın içinde ufak bir kap var.” 

    Hoca, kazanın kendisinde bulunduğu sürede doğurduğunu ve komşusunun anne kazanın asıl sahibi olması sebebiyle bebeğini de alması gerektiğini söylemiş ve eklemiş: 

    “Zaten hiçbir durumda anne ve çocuğu bu kadar erken yaşta birbirinden ayırmak doğru olmayacaktır.” 

    Komşusu hocanın biraz delirdiğini düşünse de onunla tartışmamış. Bu deli adama bu açıklamayı yaptıran neden ne olursa olsun, kendisinin artık ufak bir kabı vardı ve bunun için bir ücret ödememişti. 

    Bir süre sonra hoca kazanı tekrar ödünç almak istemiş. 

    “Neden olmasın?” diye düşünmüş komşusu da. “Belki de geri verdiğinde içinde yine başka bir küçük kap olacak.” 

    Ama bu kez hoca kazanı geri vermemiş. Epey gün sonra, komşu hocaya gitmiş ve kazanını geri vermesini istemiş. 

    “Sevgili dostum,” demiş hoca “Sana kötü haberlerim var. Senin kazan öldü ve şimdi mezarda.” 

    “Ne diyorsun be!” diye bağırmış komşu. Kazan yaşamaz ve ölmez, kazanımı geri ver. 

    “Bir dakika!” diye yanıtlamış hoca. “Bu kısa süre önce doğuran o aynı kazan, ki o doğan çocuk senin himayende şu anda. Eğer bir kazan doğurabiliyorsa elbette ki ölebilir.” 

    Ve komşu kazanını bir daha hiç görememiş. 

    İngilizce

    One day Hodja was washing his yogurt pot and pouring yogurt remained in it into the lake. Some people wanted to make fun of him when they saw him, 

    – Hodja, what are you doing?” One of them asked. 

    – I am turning the lake into yogurt” Hodja replied. 

    – Can a little bit of yeast ferment the great lake? The man asked while others laughed at Hodja. 

    – You never know perhaps it might, Hodja replied, but what if it should! 

    Türkçe

    Hoca bir gün yoğurt kabını yıkıyormuş ve yoğurdu gölle mayalamaya çalışıyormuş. 

    Bazıları onu gördüğünde onunla alay etmek istemiş, 

    -Hoca, ne yapıyorsun? diye sormuş içlerinden biri. 

    – Gölden yoğurt yapıyorum diye cevap vermiş hoca. 

    – Koca göl küçücük mayayla maya tutar mı hiç demiş adamlardan biri diğerleri hocaya 

    gülerken. 

    – Asla bilemezsin, belki olabilir diye yanıtlamış hoca, ama ya tutarsa! 

    İngilizce

    One day Nasreddin Hodja takes his donkey to the bazaar for sale. Unfortunately, his donkey has a temper, kicking the ones checking its tail and biting the ones checking its teeth. 

    The crier says: 

    -“Hodja, take your donkey back; nobody will buy such a cranky donkey.” 

    Hodja answers with a victorious smile: 

    -“Well, anyway, I brought it here not to sell it but to let people know how I suffer” 

    Türkçe

    Bir gün Nasreddin Hoca, eşeğini pazara götürüp satılığa çıkartmış. Maalesef eşek pek 

    huysuzlanmış. Kuyruğunu elleyeni tepmiş, dişine bakanı ısırmış. 

    Tellal demiş ki: 

    – Hoca, bu huysuz eşeği kimse almaz, geri götür, demiş. 

    Hoca bir zafer kazanmışcasına gülümseyerek şöyle söylemiş: 

    – Zaten satmak için değil, bu eşekten neler çektiğimi herkes anlasın diye getirmiştim pazara. 

    Bu yazılar da ilginizi çekebilir:

    Gülmekten Sandalyeden Düşürecek Komik İngilizce Fıkralar

    Yazı kaynağı : blog.konusarakogren.com

    WHAT İNGİLİZCE: NASREDDİN HOCA FIKRALARI İNGİLİZCE TÜRKÇE

    Nasrettin Hoca'dan 10 İngilizce Fıkra |

     nasrettin-hoca

    Nasreddin Hodja approached to a crowd gathered around a man in the market of Aksehir. The man was trying to sell his own bird and its

    price was too high, 50 Akce (Akce=old Turkish gold coin). On the other side, one chicken was for 5 Akce. The Hodja couldn’t get the much difference in the prices and asks;

    -My fellow countryman, what kind of bird is it

    you want 50 Akce?

    -Hodja Effendi, this one is not a kind of bird that you know, this has special property.

    -What is its speciality?

    -My Hodja, this bird is called parrot and speaks.

    The Hodja suddenly runs home, takes his turkey from the coop, and comes back to the market. He stays near the man selling the parrot and loudly;

    -This bird you see is only for 100 Akce, come, comeee!

    The most surprised man in the crowd was the seller of the parrot and he asks;

    -My Hodja, isn’t 100 Akce too high for a turkey?

    -But you are selling yours for 50 Akce, replies Hodja.

    -But mine speaks as I said before

    -So what, mine thinks!

    nasrettin-hoca-fikralari

    One day, Great Tamerlane goes to the Aksehir Central Hamam (hamam=Turkish bath). In hamam, after undressed and wrapped ‘pestamals’ (large bath towel) around, they enter into hot room. They sit on ‘gobek tasi’ (large very hot marble). While sweating, they chat.

    Then Tamerlane asks the Hodja:

    -Hodja, you are very learned one! You know to appraise properly. Tell me what is my worth, my value?

    -10 ‘Akce’ (old Turkish gold coin), replied the Hodja.

    Tamerlane flies into a rage about the so low appraisal value for himself.

    -You, idiot! says Tamerlane, how can yo say me my value is ten Akces, just this pestamal alone is worth 10 Akce!

    Nasreddin Hoja replies by nodding,

    -I included that when I gave you my estimate!

    An Iranian gave Hodja a letter he had received from a friend back home and asked Hodja to read it to him. Hodja looked at the letter. It was in Persian and the handwriting was terrible so he told the man “Have somebody else read it. “The man insisted. “Listen” said Hodja “I don’t know Persian. Even if it were in Turkish, the writing is so bad that I still wouldn’t be able to read it!” The Iranian got mad, “You are wearing a huge robe and a turban but can’t read even a simple letter. You should be ashamed of yourself!” Hodja took off the turban and the robe and gave them to the Iranian saying “If one can do everything by wearing a robe and a turban then here you can wear them and read the letter yourself!”

    Hodja had two wives and, because they were jealous of each other they used to fight quite often. To put an end to the fighting Hodja gave each one a blue bead and said “Now don’t tell the other one that I have given you this bead which is a symbol of my love for you.” One day they were fighting again. They asked Hodja whom he loved the best. He answered calmly “I love the one who has the blue bead.” Each wife then thought Hodja loved her the best and they never bothered him again.

    Hodja lost his saddlebag in the town where he had stopped to spend the night. “You either find my saddlebag or I’ll know what to do” he said to the peasants in town. The peasants were alarmed and they looked for it everywhere They finally found Hodja`s saddlebag and returned it to him. Just before Hodja left the town, the peasants asked “What would you have done if we hadn’t found it?” Hodja shrugged his shoulders and said “I have an old kilim at home. I was going to cut it up and make another saddlebag with it.”

    Hadja had lost his donkey. While he was looking for it, he kept repeating, “Thank God!”

    “Hodja, why are you thanking God all the time?” people asked.

    “I am grateful that I was not on the donkey, otherwise I would be lost too.” he answered.

    One night, Hodja was waken up by his wife while their baby was crying in his cradle. .

    -Hodja, swing the cradle! This baby is not only mine but the half is yours.

    Hodja with sleepy eyes,

    -Ok, do it for the half of yours, let the half part of mine cry!.

    Nasreddin Hodja was very fond of liver. But every time he brought some home, his wife would seize the opportunity and give a party to her friends. Come evening and the Hodja would again be fed some soup or rice.

    The excuse was always the same: “Ah Effendi, that good-for-nothing cat of yours stole the liver and ate the lot!”

    On one such night the Hodja could contain himself no longer. He sprang up, fetched the steelyard and tying a handkerchief around the cat’s middle, weighed it carefully. Then turning to his wife:

    – I thought so!, he said. The liver i brought home today weighed exactly one kilo. This cat here weighs one kilo too. Well, women, if this be the liver where is my cat?

    The Hodja had lost his donkey and was going about searching for it, at the same time singing gaily.

    Someone couldn’t help asking:

    -It looks funny to hear you sing, Hodja Effendi, when everyone knows you have lost your donkey. One would expect to see you wailing and lamenting your loss!

    -My one last hope is that the dump creature may be behind that hill, yonder, my friend. Wait and hear the wailing and the lamenting, if that shouldn’t be the case!

    Someones asked the Hodja:

    -Effendi, Have you ever invented anything?

    -I did, replied the Hodja.

    -What did you invented?

    -to eat the bread with snow… I invented it myself but I, my own too, didn’t approve…

    *

    Lilay Koradan

    [email protected]

    www.ingilizcedelisi.com

    Bir önceki yazımız olan İngilizce Öğrenmenin Önündeki 10 Mit başlıklı makalemizde ingilizce öğrenme, ingilizce öğrenme yolları ve ingilizce öğrenmeyi engelleyen mitler hakkında bilgiler verilmektedir.

    Yazı kaynağı : hepsi10numara.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap