Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    ilk türk bayrağını kim dikmiştir

    1 ziyaretçi

    ilk türk bayrağını kim dikmiştir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Ulubatlı Hasan

    Ulubatlı Hasan

    Ulubatlı Hasan (Ulubat, Karacabey, Bursa; d. 1390 - ö. 29 Mayıs 1453; İstanbul), İstanbul'un fethi sırasında Doğu Roma (Bizans) surlarına ilk sancağı diken Sekbanbaşı.

    Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Hakkında çok fazla bilgiye sahip olunmayan Ulubatlı Hasan'ın gerçekliği bile bir dönem tartışma konusu olmuş[1], ancak son yapılan araştırmalar neticesinde hayatına dair yeni bilgilere ulaşılmıştır[2]. Babasının ismi Abdullah olup, doğum tarihi de 1390 yılı civarlarıdır.[2]

    Ulubatlı Alemdar Baba Hasan olarak bilinen Ulubatlı Hasan, Bursa'da Ulubat Gölü'nün birkaç kilometre doğusunda yer alan "Kızılcıklu" ya da şimdiki adıyla "Hasanağa" köyü ile eski başkent Edirne'de "Sığırlıca-Mûsâ" köyünde vakıflar kurmuştur. Rebiulevvel 828 (Şubat 1425)'de düzenlenen vakfiyeye göre kendisi, İstanbul'un fethinden 28 sene önce "Nâsıbu livâ'i'l-İslâm" yani "İslam Sancağının Dikicisi" unvanıyla anılmakta ve Fatih Sultan Mehmed'in babası II. Murad zamanında da resmi bir Alemdar olarak görev yapmaktadır.[2]

    Aynı vakfiyede Resmî sancaktarlığının yanında “Melikü’l-ümerâ’i’l-‘izâm” ve “Ekâbir” tâzim ifadeleriyle bir arada anılıp, Sultan II. Murad dönemi devlet adamlarının en büyük ve en önde gelenleri arasında gösterilmiştir. Mehmed Süreyya’nın Sicill-i ‘Osmânî’de “Hasan Ağa” hakkında: “Sultân Murâd Hân-ı sânî (II. Murad Han) Hazretleri’nün ‘asrında Sekbânbaşı olup, 857 (=1453)’de İstanbûl fethinde şehîd oldu.” şeklinde verdiği önemli bilgi, onun resmî statüsünün “Alemdarlık”la sınırlı kalmayıp, bu dönemde uzun bir süre Sekbanbaşılık da yapmış olduğunu göstermektedir.[2]

    Alemdar Baba Hasan bu dönemde vakıf köyü Kızılcıklu’da camii, mescid, zâviye, mektep ve hamam gibi hayır eserlerinin yanı sıra saltanat yurdu Edirne’de, resmî vazifesine atfen “Alemdar Mahallesi” diye anılan bölgede de bir mescit ve kendisi için bir türbe yaptırmıştı.[2]

    İstanbul'un fethi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ulubatlı Hasan’ın günümüze kadar sancağı rastgele eline alıp burca dikmeyi başarmış çok genç bir yeniçeri olduğu yönünde hayal ürünü bir karakter kurgulanmıştır. Bu da onun şimdiye dek açıkça tespit edilemeyen gerçek statüsünü tamamen gölgede bırakmıştır. Halbuki İstanbul kara surlarının en stratejik noktası olan Hagios Romanos (Topkapı) burcuna çıkıp sancak dikmek gibi üstesinden gelinmesi çok zor ve özel yetenek gerektiren bir görevi başarmak ancak emektar ve yüksek tecrübe sahibi bir sancaktarın işi olabilirdi.[2]

    İmparator muhâfızlarının başı Yorgios Sfrancis’in Chronicon Maius adlı ayrıntılı eserinde Ulubatlı Hasan'dan bir görgü tanığı olarak şöyle bahsetmektedir:

    Kabrinin yeri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ulubatlı Hasan’ın tarihî yarımadanın merkezinde bulunan kabri, 2019 yılında Tarihçi Hakan Yılmaz tarafından bölgede yapılan geniş çaplı bir araştırma sonucu ortaya çıkmıştır. Fatih İskenderpaşa Mahallesi yakınlarında, Horhor’dan Büyükşehir Belediyesi’nin arka hizasına doğru uzanan yol üzerinde, Kırma Tulumba Sokak'la Girdap Sokak'ın kesiştiği köşede yer alan Fatih’in şehit sancaktârı “Alemdâr Baba Hasan”ın kabri, İstanbul’daki tüm fetih şehitlerinin kabirleri arasında apayrı bir öneme sahiptir. Bu ilginç şehit kabri, İstanbul’un yüzyıllar boyu süregelen kadim tarihî görüntüsünü değiştiren 1956 İmar Planı uygulanırken, sebepsiz yere ortadan kaldırılan yarı kârgir, kısa minareli küçük mescidinin yakınında, beş yüz yıl boyunca Osmanlılar tarafından fethin en büyük şehidinin yattığı yer olarak biliniyor ve halk tarafından ziyaret ediliyordu.

    Alemdar Baba Hasan’ın Sultan III. Selim’in saltanatının son zamanlarında, 1221/1806 İstanbul depreminde yıkılan mescid ve kabrinin onarımı sırasında kabrin hacet penceresi üzerine yerleştirildiği, ancak daha sonra köşe duvarına nakledildiği anlaşılan manzum bir kitabesi ve üzerinde “Sıdkî” mahlaslı şaire ait beş beyitlik bir “târîh” manzumesinin içeriği aynı zamanda, kuşatmanın son anında Fatih’in sancağını burca diken Alemdar Hasan’ın “Ulubatlı Hasan”ın ta kendisi olduğunun kanıtıdır. Bugün kitabenin varlığına dair elimizde 1930’larda Süheyl Ünver, 1940 sonlarında Vakıflar Umum Müdürlüğü tarafından çekilmiş iki fotoğraf bulunmaktadır.

    Sıdkî’nin Hasan’ın dilinden yazdığı manzumenin ilk üç beytinde; onun elinde “tîğ-ı âteş-tâb” yani “düşmana ateş saçan kılıç” ve dilinde tekbir “nazm”ı olduğu halde surların üzerine çıktığı, kahır pençesiyle destansı bir kudretle düşmana karşı savaştığı, Fatih’in sancağını göz kamaştırıcı bir şekilde burcun üstünde dalgalandırdığı, sonunda kanlar içinde kalarak yalnız gâzîlerin değil “Şehîdler”in de “Serdâr”lığına ulaştığı nazmedilmiştir.

    Manzumenin dördüncü beytinde bugüne kadar duyulmamış ilginç bir ayrıntıdan söz edilerek, Hasan’ın bedeninin burçtan düştükten sonra bir süre sur dibinde ceset ve taş yığınları altında kaldığına, ne Han (Fatih) ne de başka biri naaşının yerini bulamazken, rüyada gösterilen bir işaret üzerine çıkarılıp şimdiki kabir alanına taşındığına işaret edilmiştir. Şiirin son beytinde “menkût” (noktalı) harfle “târîh” düşürüldüğü belirtilen: “Zehi devlet Hasan Baba ki heşt-seddin (sekiz burcun) ‘alemdârı” dizesi ise, yine çağdaş tarihî verilere uygun olarak; on iki kara burcu içinde ikinci sancağın dikildiği dokuzuncu burç olan Porta Pighi/Silivrikapı’dan önce, buraya kadarki sekiz burç arasında ilk Osmanlı sancağını Alemdar Hasan’ın diktiğini netleştirerek, onun “Ulubatlı Hasan” olduğunu kanıtlamaktadır.[2]

    Gerçekten yaşayıp yaşamadığına dair tartışmalar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ulubatlı Hasan'ın gerçekte var olmayıp ve bir fetih efsanesi olduğuna dair çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddiaların temelinde Ulubatlı Hasan'dan bahseden yabancı kaynaklardan biri olan İmparator muhâfızlarının başı Yorgios Sfrancis’in Chronicon Maius adlı ayrıntılı eserini, 1930’lardan itibaren Metropolit Makarios Melissinos’a atfeden birkaç Yunan ve Romen tarihçinin tezleridir. Tarihçi Hakan Yılmaz bu iddiaları çürüttüğünü iddia etmektedir.[2]

    Ulubatlı Hasan'ın var olmadığına dair iddia sahipleri tezlerini İstanbul'un fethi sırasında bizzat bulunan Bizanslı tarihçi Francis'in orijinal eserinde Ulubatlı Hasan'ın ismi geçmemesi ve daha sonraki tarihlerde Francis'in eserine Melissinos tarafından ilave yapıldığı ve Melissinos'un eklemelerini hangi kaynaktan aldığının bilinmediği gerekçesini savunur. Bazı tarihçilerin dayanağı ise ise şehrin fethedilişi sırasında o kargaşada surlara bayrağı ilk diken kişinin isminin sağlıklı bir şekilde zikredilmesinin mümkün olmayacağıdır.[1]

    Gerçekliği tartışmalı iken bile, İstanbul'un Türkler tarafından fethedilişinin simgesi olan ve Türk mitolojisinin bir parçası haline gelen Ulubatlı Hasan'ın son araştırmalar neticesinde gün yüzüne çıkan kabri ve yeni arşiv belgelerine göre gerçek bir kişi olduğu kanıtlanmıştır[3].

    Popüler kültürde[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ulubatlı Hasan pek çok roman[4], çizgi film[5], dergi ve sinema gibi medyatik öğelerde yer almıştır. Genellikle genç bir Yeniçeri ya da sipahi olarak kurgulanmıştır. 1951 yapımı İstanbulun Fethi filminde Turan Seyfioğlu tarafından canlandırılmış, 1972 yapımı Kara Murat Fatih'in Fedaisi filminde de Ulubatlı Hasan karakterine yer verilmiştir. Fetih 1453'te ise Ulubatlı Hasan'ı İbrahim Çelikkol canlandırmıştır.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    �lk T�rk bayra��n� kim dikmi�tir? bilmecesinin cevab�

    Arama

    E�itim Sitesi

    Bilmece Sitesi

    Oyun Sitesi

    Yazı kaynağı : www.bilmecelerimiz.com

    Türk bayrağı

    Türk bayrağı

    Türk bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal ve resmî bayrağı.[1] Al renkli zemin üzerinde beyaz hilâl ve yıldız ile oluşmuş bayrak ilk olarak 1844 yılında Abdülmecit dönemindeki Tanzimat sürecinde kabul edilmiş, Cumhuriyet döneminde 29 Mayıs 1936'da 2994 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayrağı olarak kanunlaşmıştır. 22 Eylül 1983'te 2893 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile bayrak ölçütleri belirlenmiş ve bayrak son hâlini almıştır.

    Efsaneye göre bayraktaki al, kan kırmızısıdır ve şehitlerin dökülen kanlarını temsil eder. Gece yarısı bu kanların üzerine yansıyan hilâl biçimindeki ay ve bir yıldızla beraber Türk bayrağının görüntüsü oluşur. Bu efsanenin 1389 yılında meydana gelen I. Kosova Muharebesi'nde gerçekleştiği söylenmektedir.[2]

    Ayrıca İstiklâl Marşı'nın birinci, ikinci ve onuncu kıtalarında Türk bayrağından bahsedilir.

    Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

    Osmanlı İmparatorluğu'ndan önceki Anadolu Türk devletlerinde kullanılan bayrak renk ve sembolleri hakkında yeterli bir bilgi yoktur. Türk bayrağı ilk olarak Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Mesud tarafından Osman Bey'e gönderilen beyaz renkli sancak olarak görülür.[3]

    15. yüzyıldan sonra al bayrak I. Selim dönemindeki Çaldıran Muharebesi'nde ise yeşil bayrak kullanılmaya başlanmıştır. Türk bayrağına en yakın şekle ise III. Selim döneminde rastlanır. Bu bayrakta hilal ile birlikte sekiz köşeli yıldız kullanılmıştır. Sekiz köşeli yıldız şekil bilimine göre zafer anlamı taşımaktadır. 1844 yılında Abdülmecid dönemindeki Tanzimat sürecinde bayraktaki yıldız beş köşeli şeklini almıştır. Beş köşeli yıldız insanı sembolize etmektedir.

    Saltanatın kaldırılması üzerine 29 Mayıs 1936 tarihinde bayrağın şekli kesin bir şekilde tayin edilmiştir. 28 Temmuz 1937 tarihli, 27175 sayılı "Türk Bayrağı Nizamnamesi Kararnamesi" ile de Türk bayrağının kullanılışı düzenlenmiştir.

    Yapısı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun, 25 Ocak 1985 tarih ve 85/9034 numaralı "Türk Bayrağı Tüzüğü" kararının 4. maddesinde, bayrağın boyutları belirlenmiştir.

    Kanuna göre, Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmî yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara, kürsülere örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya üniforma şeklinde giyilemez. Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz. Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz.[4]

    Renk kodları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kullanımı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kamu kurumları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Türk bayrağı, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında sürekli göklerde ve makamların masalarında yer almaktadır.

    Üniformalar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Askeri üniformalarda bayrak ya sağ omuzda ya da üniformanın önünde yama şeklinde bulunur. Aynı şekilde kasklarda da önde veya arkada Türk bayrağı bulunmaktadır.

    Sosyal hayatta kullanımı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Millî bayramlar, anma günleri vb. etkinliklerde bayrak halk tarafından bayrakçılar tarafından temin edip kullanılmaktadır. Millî bayramlarda evlere, işletmelere, gökdelenlere vb. yerlere Türk bayrağı asılır. Ayrıca millî bayramlarda Türkiye'deki televizyon kanalları da ekranın sağ veya sol üst köşesine Türk bayrağı ve Mustafa Kemal Atatürk portresi koyarlar.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını kaybettiği 10 Kasım günü ulusal yas sebebiyle ülke genelinde bayraklar yarıya çekilir. Yas ilan edilmesi sebebiyle bayrakların yarıya çekileceği diğer günler Cumhurbaşkanlığı tarafından belirlenir.[5] Ayrıca Türk bayrağının milli ve manevî değerini korumak için çeşitli yasalar uygulamaya koyulmuştur.

    Cenazeler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bayrak devlet ve askerî cenaze törenlerinde hayatını kaybeden kişinin tabutunun üzerine konur.

    Galeri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Benzer ve ilişkili bayraklar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Benzer ay-yıldız içeren bayrak ve forslar;

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    İstanbul surlarına bayrağı ilk kim dikti

    İstanbul surlarına bayrağı ilk kim dikti

    İstanbul surlarına bayrağı ilk kim dikti

    ENSONHABER.COM DETAY HABER

    İstanbul'un fethinin 560. yılını kutlamaya hazırlanırken Fetih ile ilgili bazı bilinmezlikler hala aydınlatılmış değil. Özellikle yakın zamanda tarihçilerin hem fikir olamadığı konu; surlara bayrağı ilk kimin diktiği konusu. Resmi tarih kitaplarında surlara sancağı ilk dikenin Ulubatlı Hasan olduğu geçmektedir. Osmanlı tarihi konusunda Türkiye'de en büyük otoritelerden biri olan Feridun Emecen yaptığı araştırmada surlara ilk çıkan, bayrak diken kişinin Süleyman Bey olduğunu söylemektedir.

    Tarihçi Erhan Afyoncu ise surlara ilk bayrak diken kişinin Balaban çavuş olduğunu iddia etmektedir.

    İşte o görüşler;

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u 29 Mayıs 1453'te fethetti etmesine, ama ne fetih, ne de Fatih tartışmaları bitmek bilmiyor. Öte yandan Derin Tarih Dergisi'nin dosyasında, Prof. Dr. Feridun M. Emecen'in söylemine göre tarihi veriler, İstanbul surlarına kadar çıkmayı başaran ilk askerin Ulubatlı Hasan olmadığını söylüyor.

    Uzun yıllar ders kitaplarından akademik nitelikte eserlere kadar pek çok yerde İstanbul kuşatmasında surlara sancağı diken ilk kişinin Ulubatlı Hasan olduğu yazılıyord. Prof. Dr. Feridun M. Emecen ise yakın bir zamanda yayınlanan 'Menkıbe-tarih ilişkisinin çarpıcı bir örneği: İstanbul'un Fethinde surlara ilk çıkanın kimliği meselesi' başlıklı makalesiyle bu konuya yeni bir boyut kazandırdı. Prof. Emecen, Osmanlı kaynakları esas alınacak olursa surlara sancağı ilk diken kişinin Ulubatlı Hasan değil, Karıştıran Süleyman Bey olarak araştırmacıların karşısına çıktığını söyledi. Emecen'in iddiasına göre bir Osmanlı kaynağında adı geçen tek bir asker-subay var: Karıştıran Süleyman.

    Bu isme ilk defa, oğlu Bihiştî Ahmed Sinan (ö. 1511-12?) tarafından kaleme alınan ve yazma olarak British Museum'da bulunan Tevârih-i Âl-i Osman adlı eserde yer verildiğini belirten Emecen, Bihiştî'nin İstanbul'un fethini anlattığı satırlarında Rumeli beylerinden olan babasının şehre ilk giren askerlerin başında geldiğini şöyle anlattığını kaydediyor: 'Evvelâ hisar-ı âli-mikdâra çıkan merhûm ve mağfûr babam Süleyman Bey idi. Sancağı eline alıp evc-i âsumâna (göklere) çıkarmış, onu gözleyen sâir beyler dahi ikdâm ve ihtimâm eyleyip surlara çıkdılar.' Emecen, bu son derece açık ve net bilginin doğrudan bir Osmanlı kaynağında geçmesinin yanında, doğrulanabilir özellikler taşıması açısından da kayda değer olduğunu belirtiyor.

    Öte yandan Tâcizâde Cafer Çelebi'nin Mahrûse-i İstanbul Fetihnâmesi'ne göre Sultan II. Mehmed, son hücum öncesi askerine bazı vaatlerde bulunurken, surlardan içeri girecek ilk askere şehrin idaresini vereceğini bildirdiği de ifade ediliyor. Netice olarak da Fetihten sonra Karıştıran Süleyman Bey'in İstanbul'un Subaşısı, bir bakıma Valisi olarak görüldüğü de hatırlatılıyor. Feridun Emecen bu bilginin bazı çağdaş Osmanlı kaynaklarıyla da desteklendiğini söylerken 'Fatih'in tarihçisi' olarak nitelendirebilecek olan Tursun Bey Târih-i Ebu'l-Feth adlı eserinde Karıştıran Süleyman Bey'in fetih sonrasında şehrin ilk idarecisi olduğunu açıkça yazmaktadır' diyor.

    Feridun Emecen'in araştırmasının sonunda vardığı hüküm şöyle: 'Bihiştî'nin, babası Süleyman'ı şehre ilk giren kumandan olarak takdim etmesi, dönemin kaynaklarında çeşitli yönlerden de teyid bulan daha inandırıcı bir özellik taşır. Aslında kuşatmaya şahit olmuş ve o döneme yakın eserini kaleme almış tarihçilerin ortak fikri, surlara ilk çıkanların ve bayrak dikerek artık şehrin düştüğünü gösterenlerin bir grup askerden ibaret olduğu yolundadır. Bununla beraber eğer kaynakların tahlili bir değerlendirmesi yapılırsa, o vakit surlara ilk çıkan grubun Süleyman Bey'in komutasındaki askerler olma ihtimali ağır basar.'

    Erhan Afyoncu'nun Truva'nın İntikamı isimli kitabında (Yeditepe Yayınları, s. 86-90) Ulubatlı Hasan'ın olmadığı, surlara ilk bayrağı dikenin Balaban Çavuş olduğu anlatılıyor.İstanbul surlarına ilk bayrağı dikenin Ulubatlı Hasan olduğu kabul edilir ve onun surlara tırmanışı, bayrağı dikişi tarih kitaplarında bir destan havasında anlatılır. Bu hadisenin kaynağı İstanbul'un fethi sırasında, bizzat orada bulunan Bizanslı tarihçi Francis'tir. Francis bu sahneyi şu şekilde anlatır; "... İşte o sıralarda Hasan adlı bir yeniçeri (memleketi Ulubat olup, koca bir vücuda sahipti), sol eli ile başının üstüne kalkanı tutup, sağ eli ile kılıcını çekti ve bizimkilerin şaşkınlık içinde geri çekildikleri o bölgede surun tepesine doğru atıldı. Onunla aynı cesareti göstermek isteyen otuz kadar diğeri de kendisini takip etti. Bizimkilerden hâlâ surlarda kalanlar ise, üzerlerine kayaları yuvarlıyorlardı ve onlardan on sekizini aşağı yuvarladılar. Ne var ki, Hasan kendisine özgü şiddeti ile surun üstüne çıkmayı ve bizimkileri kaçırmayı başardı. Bu başarı ile birlikte diğerleri de onu takip ederek surlara tırmanma fırsatını buldular. Bizimkiler, sayılarının pek az olması nedeni ile sura tırmananlara mani olamadılar; düşmanın sayısı fazla idi; buna rağmen yukarıya çıkanlara saldırdılar ve onlardan birçoğunu öldürdüler. Bu savaş sırasında bir taş Hasan'a isabet etti ve onu yere yıktı. Kendisini yere yıkılmış görünce, bizimkiler de üstüne her taraftan taş fırlatmaya başladılar. O ise dizleri üstüne kalkmış kendini savunmaya çalışıyordu; ancak almış olduğu pek çok yaradan sağ kolu işlemez oldu ve oklarla kaplandı. Pek çok kişi daha öldü."-

    Ancak bu bilgi Francis'in eserinin orijinalinde yoktur. Sahte Francis olarak anılan ve daha sonraki tarihlerde Francis'in eserine geniş ilaveler yapan Melissinos'un yazdığı kitapta yer almaktadır.

    Francis, İstanbul'un fethi sırasında hadiseleri canlı olarak yaşamış ve şehir Osmanlılar'ın eline geçince kaçmayı başarmıştı. Daha sonra 1477'de, 1401-1477 yılları arasındaki hadiseleri anlatan bir kitap kaleme aldı. Bu eser 1573-1575 yılları arasında Monemvasia Metropoliti Makarios Melissinos tarafından ilaveler yapılarak yeniden yazıldı. Melissinos, Francis'in eserine yaklaşık dört misli daha ilave yapmıştır. Melissinos'un yazdığı bu kitap "Sahte (Pseud o) Francis" olarak bilinir. Gerçek Francis'in 1966 yılındaki yayınında İstanbul'un fethi ile ilgili kısım 2 sayfa iken, sahte Francis'te ise 80 sayfadır. Melissinos, İstanbul'un fethine çok geniş ilaveler yapmıştır. Bunlardan birisi de İstanbul surlarına ilk çıkanın yeniçeri Ulubatlı (Lupadionlu) Hasan olduğudur. Ulubatlı Hasan'la ilgili yukarda bahsettiğimiz bilgiyi bir tarafa bırakın, ismi dahi Francis'in eserinin orijinalinde yoktur. Melissinos tarafından sonradan ilave edilmiştir. Ancak bu bilginin nereden alındığı hususu şimdilik karanlık bir noktadır. Muhtemelen Melissinos eseri renklendirmek için böyle bir ilave yapmıştır

    Melissinos, Francis'i eserini yer yer inanılmayacak derecede tahrif etmiştir. Örneğin Francis oğlunun Fatih'e suikast yaptığı gerekçesiyle öldürüldüğünü anlatırken, Melissinos aynı hadiseyi Francis'in oğlunun Fatih'in cinsel isteklerine cevap vermediği için öldürüldüğü şeklinde zikretmektedir.

    Ulubatlı Hasan'la ilgili bu bilgi başka hiçbir yerde yoktur. Gerek Türk kaynaklarında, gerekse İstanbul'un fethinde bulunmuş yabancı tarihçilerin eserlerinde Ulubatlı Hasan'dan bahsedilmez. Melissinos, Francis'in eserine ilave yaparken şimdi elimizde olmayan bazı kaynakları kullanmıştır. Eğer böyle bir kaynaktan bu bilgiyi almamışsa, Ulubatlı Hasan diye bir tarihî şahsiyet hiç mevcut olmamış olabilir. Belki de Melissinos, tarafından tarih kitabını renklendirmek için böyle bir bilgi ilave edilmiştir. Zaten şehirde kuşatma altında bulunan birisinin, o kargaşa esnasında surlara çıkan ilk kişiyi sağlıklı bir biçimde zikretmesi de pek mümkün değildir. Bunlardan dolayı Ulubatlı Hasan diye bir tarihî şahsiyetin olabileceği kanaatinde değiliz.

    Türk ve Batılı yazarların eserlerinde İstanbul'a ilk giren kişi ile ilgili farklı rivayetler vardır. Tarihçi Bihiştî şehre ilk giren kişinin babası Karışdıran Süleyman Bey olduğunu belirtir. Bir Romen kaynağında ise İstanbul surlarına ilk çıkanların korkunç görünüşlü beş Türk olduğu ve dev cüsseli Mustafa Bey'in emrindeki askerlerle içeriye girdiği anlatılmaktadır.

    Fatih dönemi kaynaklarında surlara ilk çıkan kişilerden biri olarak zikredilen Arnavut devşirme Balaban Bey, Osmanlı dönemi kutlamalarında öne çıkarılırdı. Nitekim II. Meşrutiyet dönemi İstanbul'un fetih kutlamalarında şehre ilk girenin Balaban Çavuş olarak gösterilmiştir.

    Yazı kaynağı : www.ensonhaber.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap