Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    ilk defa tek başına iktidarda iken kendisine yönelik kapatılma davası açılan parti

    1 ziyaretçi

    ilk defa tek başına iktidarda iken kendisine yönelik kapatılma davası açılan parti bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Adalet ve Kalkınma Partisinin kapatılma davası

    Adalet ve Kalkınma Partisi kapatma davası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, AK Parti'nin "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle, partinin kapatılması ve ilgili dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianame Anayasa Mahkemesine 14 Mart 2008'de sunulmuş olup, Anayasa Mahkemesi iddianameyi 31 Mart 2008 günü kabul etmiştir. 16 Haziran günü Adalet ve Kalkınma Partisi esas hakkındaki savunmasını vermiştir.[2] 30 Temmuz 2008 tarihinde kamuoyuna yapılan açıklamada, partinin temelli kapatılmaması, fakat hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesi kararına varılmıştır.[3] 6 üye kapatılması, 5 üye kapatılmaması yönünde oy kullanmışken, hazine yardımının kesilmesi hakkındaki oylamada 11 üyenin 10'u kesilmesi yönünde oy kullanmıştır.[4]

    İddianame[değiştir | kaynağı değiştir]

    Siyasi partilerin demokratik siyasi yaşamın öğesi olarak devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle ilişki içinde bulunmaları dolayısıyla uyacakları esasların Anayasa’da yer aldığı, çalışmalarının anayasa ve yasalara uygunluğunun kanunlarla belirlenen şekillerde denetlendiği ve kanunen partilerin eylemlerinin yoğunluğu ve sosyal gereksinim göz önüne alınarak, demokrasi düşüncesiyle bağdaşmayan eylemlerin odağı olması durumunda partinin kapatılmasını istemek Cumhuriyet Savcılığının hizmet alanında olduğunu iletmiş.

    Adalet ve Kalkınma Partisi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Davalı AK Parti, 14.08.2001 tarihinde 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 8 inci maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır. Tüzel kişilik kazanmasından sonra 03 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel seçimleri sonucunda Parlamento çoğunluğunu elde ederek tek başına iktidar olmuştur.

    Laikliğe aykırı eylemler yüzünden kapatılma koşulları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna gelmek Anayasa'nın 69 ncu maddesinin altıncı fıkrası, yoluyla, 68. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenmiş bulunmaktadır. İddanamede laik düzen, devlet dinlere karşı tarafsız olup, davalı partinin söylemi olan devletin tarafsızlığı dinsel özgürlüklerin sınırsızlığı anlamında olmadığı, Anayasa'da lâiklik ilkesi ile devletin akla ve bilim kurallarına göre kurumsallaşması amaçlandığı belirtilmektedir. Dinî kurallar Devlet yönetim ve prensiplerinden tamamen ayrı olduğu belirtilmektedir.

    Eylemleriyle siyasi partinin kapatılmasına neden olan üyeler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Davalı partinin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi ile ilgili olarak eylem ve beyanları bulunan T.C. Başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'n laiklik ilkesine aykırı eylem ve demeçleri olduğu, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın laiklik ilkesine aykırı eylem ve demeçleri olduğu, T.C. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün laiklik ilkesine aykırı eylem ve demeçleri olduğu, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in laiklik ilkesine aykırı eylem ve demeçleri olduğu, ayrıca diğer milletvekillerinin laikliğe aykırı eylem ve demeçleri olduğu ve hükûmet faaliyetlerinde laiklik ilkesine aykırı diğer eylemleri olduğu, en son olarak yerel yöneticiler ile partinin il, ilçe ve belde teşkilatı yöneticilerinin laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri olduğu iddianame bulunmuştur.

    Eylemlerin değerlendirilmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    İddianamede altı çizilen bazı hususlar şu şekilde:[5]

    Dava öncesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Politik sistem üzerine[değiştir | kaynağı değiştir]

    Meclis'te hükûmet olan bir partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak istenmesinin politik sistem üzerine kuşku doğurduğu ortaya atılmış; AK Parti'nin yüzde 47 oy çoğunluğunu elde etmiş olmasının bir sorun olduğu[6][7]; partinin kapatılmasının sisteme ne kazandıracağının düşünülmesi gerektiği[8]; seçimle gelen seçimle gitmeli görüşü savunulmuş[9][10]; laiklik sebebiyle parti kapatmanın demokrasiye bir müdahale olup halk vicdanının istediğini gerçekleştirmesi gerektiği fikri ortaya atılmıştır.[11]

    AK Parti'nin yüzde 47'ye yakın oyunun anlamı ve ağırlığı bulunduğu ve demokrasilerde oy çokluğu ile yürütmeyi ele geçiren, yasaların yeniden yazılması üzerinde de ağırlığı olacağı, ama çoğulcu ve çağdaş demokrasilerde siyasi iktidarın gücünün, basit oy çoğunluğuna olmadığı iddia edilmiştir. Bir parti anayasal suç işlemişse, 47'ye yakın oyla bile olsa, Anayasa Başsavcısının görevini yerine getirmesinin lazım olduğu[12]; yargının demokrasinin bir ayağı olduğu ve hiçbir partinin yasaya uymama hakkı olmadığını belirterek, bu yüzden Anayasa sadece yönetilen değil, özellikle yönetenlerin, siyasetçilerin de uyma gereği bütün partileri bağlar denildi[13] AKP’nin 6 yılını yargılayan 170 sayfalık iddianamenin ciddi bir olgu olduğu. Parti ve suçlanan 70 kişi, bu belgeye çok ciddi cevaplar hazırlamasının asıl olduğu. İddianame tenkit edilebilir, ama iddianameyi, Mahkeme’yi ve anayasayı ciddiye almanın gerekliliği ortaya atılmıştır. Anayasa Mahkemesi üyelerinin önünde savunma yaparak, partinin temize çıkmasının önemli bir fırsat olduğu. Eğer AKP ‘Ben laikliğe karşı değilim, laiklik benim dönemimde tehlikeye girmeyecek’ diyorsa bunun fırsat olduğu Hüsamettin Cindoruk tarafından ortaya atılmıştır. Yargı süreci başladığından, sonucun saygı ile beklenmesi gerektiği ifade edilmiştir.[14]

    Ekonomi üzerine[değiştir | kaynağı değiştir]

    Türkiye AK Parti döneminde ekonomik alanda istikrarı sağlamıştır diyen Ertuğrul Günay, bu davanın istikrarı bozacak iddiası ortaya atmıştır.[15] Davanın açıldığı gün İMKB ulusal 100 endeksi %7,46 düşmüştür. 1,23 olan dolar-TL kuru 1,2720'ye 1,92 olan euro-TL kuru 2 liraya çıkmıştır.[16]

    Anayasa üzerine[değiştir | kaynağı değiştir]

    Başsavcının iddianamesinde davanın amacının ne olduğununu kapatma yaptırımı yasal bir amaca dayanmaktadır diyerek özetlemiştir. Prof. Dr. Ergun Özbudun dünyanın hiçbir yerinde böyle davalar açılmadığını savundu.[17] Onur Öymen parti kapatma girişimleri sadece uzak geçmişte kalan tarihi olaylar gibi görülemez; Almanya’da son parti kapatma girişiminin 1950’li yıllarda beri gerçekleşmediği ifadesinin eksik olduğunu ortaya atmıştır ve Almanya'dan örnekler vermiştir[18] Vural Savaş İspanya’da bulunan koşulları açıklamış ve sorunun kanunlardan çok ülkelerin özel koşullarında aranmasını öngörmüştür.[19]

    Başsavcının iddianamesinde yaptırım yasayla öngörülmüştür diyerek hangi koşullarda ve kanunlara bağlı kalarak hareket ettiğini belirtmiştir. Yetkili Cumhuriyet Başsavcısının gizli amacı olduğu, sekreterinin başının örtülü olduğu ve Cumhuriyet Başsavcısı yaptığı işle değil bireysel olarak halk önünde tartışılmış dır. Bülent Arınç iddianamenin Başsavcının elinde yeterli kanıt olmadan bir iddianame hazırladığı, ve "kin ve garez ürünü"; eski bir bakan ise "Askeri darbelerdeki tankların, silahların yerini artık savcılar, hakimler almaya başladı" dedi. Sami Selçuk SPK'nin halkın iradesini hiçe saydığını iddia etti ve savcıya kızmanın bir manası olmadığını çünkü o da, hukuku kurallarına uymak zorunda olduğunu söyledi[20]. SPK yerine hukukun gereğini yapmakla yükümlü Başsavcı'ya saldırmak, hedefte yanılgıdır/sapmadır fikri ortaya atıldı. Hikmet Sami Türk SPK'da kusur arama gereği olmadığını, asıl sorunun partiler ne yaparlarsa yapsınlar istediklerini söylesinler, isterse bölünmeyi savunsunlar, isterse şeriatın geri getirilmesini savunsunlar diyebilmekten geçtiğini önermiş, zamanın ve koşulların hazır olmadığı yargısında bulunmuştur[20]. Gelişmeler sonucu hukuk fakülteleri adına yapılan açıklamada, herkesin ve özellikle siyasi parti temsilcilerinin kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda yargı organlarını yıpratacak, hakim ve savcıları baskı altına alacak yaklaşımlardan özenle kaçınmaları ve kanuni görevleri üzerine hareket eden Cumhuriyet savcıları, açtıkları davalarda kişisel olarak taraf değillerdir demişlerdir[21].

    Başsavcının iddianamesinde davanın demokrasiyle olan ilişkisini kapatma yaptırımı demokratik toplum gereklerine uygun diyerek gerekçeleriyle incelemiştir. Açılan davanın siyaset kurumunu daraltma, hukuku siyasallaştırılmak, anayasa mahkemesinin böyle bir hakkı olmadığı ve siyasi partileri cezalandırma da, takdir etme de halkın egemenliğinde olduğu fikri Süleyman Soylu tarafından söylenmiştir.[22] Davanın baz aldığı Anayasa maddeleri tartışma konusu olmuştur. AKP'nin başörtüsünü savunduğu için kapatılmak istendiği buna dayanak olan Anayasanın 69. maddesinin değiştirilmesi gerekliliği Nazlı Ilıcak tarafından ortaya atıldı[23] 19 Mart 2008 tarihinde AK Partinin hukukçu kurmayları Cemil Çiçek, Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ, Burhan Kuzu Ahmet İyimaya, davanın gidişatını değiştirmek için farklı formüller öne sürmüşlerdir. Üç önemli düzenleme üzerinde durulmuş; birincisi siyasi partilere kapatma davasını açma yönteminde de değişiklik; ikincisi kişilerin işlediği suçların sorumluluğunu siyasi partilerin üzerine yüklememeyi ve üçüncü olarak ortak sonuç bulunamazsa referandum sandığı ortaya atılmış dır. Bu bağlamda tartışmaya açılan bir kavram ise siyasi partilerin ancak terör ve şiddete destek verdiğinde kapatılabilir fikri ortaya atılmıştır.[24]

    MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli, Başsavcı'nın kapatma davası açma yetkisini elinden alacak ve Anayasa Mahkemesi'nin TBMM'nin de üstüne çıkacak şekilde yanlış yorumlanan yetkilerinin, sınırlandırılmadığı takdirde rejimi tehlikeye atabilecek çok vahim bunalımlara davetiye çıkarma ihtimali olduğunu ve siyasi ve anayasal krize yol açabileceği fikrini belirtmiştir.[25] Anayasa değişikliklerinin teklif edilebilirlik açısından da denetlenmesi gerektiğini ileri sürenler, aksi takdirde Cumhuriyet'in ve onun temel niteliklerinin korumasız kalacağını söylemektedirler.

    Amerika'da yayımlanan Newsweek dergisindeki bir yazıda bu dava "millet iradesi"ne karşı yapılan bir "yargı darbesi" (judicial coup d'etat) olarak nitelendirmiştir.[26][27]

    Başsavcının iddianamesinde iddianamesinde "Odak olma" kavramını kapatma yaptırımına konu eylemler ve siyasi partiye isnat edilebilirliği başlığı altında açıklamıştır. Anayasal tartışmaları "Odak olma" tanımı üzerine yoğunlaşmıştır[20]. SPK'deki Odak olma tanımı Başsavcılığa hem Anayasa Mahkemesine geniş bir şekilde takdir hakkı verdiği iddia edilmiştir[20].

    Zafer Üskül başta olmak üzere AK Partililer bireysel başvuru yapmak için hazırlıkları Anayasa mahkemesinin aynı dönemde görülmekte olan DTP'nin kapatılma davası için 10 Nisan 2008 tarihinde aldığı kararın emsal oluşturmasına takılmıştır. Mahkeme kapatma davasının partinin tüzel kişiliğine açıldığını bu nedenle, bireysel savunma hakkı bulunmadığını hükmümdedir.

    Anayasa Mahkemesi bir önceki laiklik karşıtlığı üzerine açılan Fazilet Partisi davasında siyasi yasak getirilen dönemin milletvekili Nazlı Ilıcak'ın da bireysel savunma talebini reddetmişti. Ilıcak konuyu 2001'de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımış, AİHM, Türkiye'ye herhangi bir yaptırım kararı almamıştı.

    Ergenekon üzerine[değiştir | kaynağı değiştir]

    Başbakan Erdoğan davanın açılmasının Ergenekon çetesiyle ilişkilendirmiştir. Ertuğrul Günay "derin devletin" Ergenekon çetesi soruşturmasının gidebileceği yerler ve isimlerden rahatsız olarak Başsavcı'ya kapatma davası açtırdığı imasında bulunmuştur.

    Davanın Ergenekon çetesiyle ilişkisinin maddesel olarak kurulmadığı ayrıca dava süresi boyunca AK Parti'nin Ergenekon çeteleşmesinin üzerine gitmesine ve yargı karşısına çıkarmasına bu davanın engel olamayacağı ortaya atılmıştır.

    AB ve dış ilişkiler üzerine[değiştir | kaynağı değiştir]

    Parti kapatma davaları AB parlamentosuna gelmiştir. Türkiye faaliyetlerinde "AB katılım belgesi"nde anlaşmaya varılan "kanunen geçerli ve insan hakları ve temel özgürlüklerle uyumlu"[28] olduğuna dair açıklama durumunda kalmıştır. Türkiye Dışişleri, aynı zamanda AB sorumlu bakanı T.C. Devletini imzaladığı anlaşmalara uyduğuna karşı pozisyon belirler ve karşı kurumlarla bu konu da iletişime girer. Hükûmette olan ve dış ilişkilerini yönlendiren bir partinin kapatılma süreci boyunca faaliyetleri dış ülkelerle olan ilişkileri olumsuz etkileyeceği ortaya atılmış. Dış ilişkilerden sorumlu bakanın bu durum da devlet ve partisi arasında kalma ihtimali olduğu öne sürülmüştür[29].

    30 Mart 2008 Avrupa Birliği Slovenya'da yaptığı iki günlük gayri resmi dışişleri bakanları toplantısında, Türkiye-AB ilişkilerine etkisi üzerinde gelişmiştir. Açılan dava da partinin laiklik pozisyonunun hukuksal yönden irdelendiğinde Anayasada belirlenen formla bağdaşmadığı partinin öne sürdüğü kavramın "iktidara gelişinin henüz birinci yılından itibaren çerçevesi Anayasa ve Yüksek Mahkeme kararlarıyla belirlenmiş laiklik ilkesinin Anayasadaki tanımının yeterli olmadığı söylemiyle tartışmaya açarak aşındırmaya çalışılması" iddia edilmiştir[30]. AB üyesi ülkelerin bakanları da, Bakan Babacan'a dini kurallar ve devlet yönetim ile pozisyonu sorulmuş ve Babacan "Anlayışımıza göre laiklik, din ve devlet işlerinin kesin çizgilerle ayrılmasıdır. Laiklik, hiçbir dinî kuralın devlet yönetimine etkide bulunmamasıdır. AK Parti olarak çalışmalarımız bu çerçevede yapılmıştır. Son beş yılda yapılanlara bakılırsa, kadın-erkek eşitliği ile ilgili yapılan reformlar, yeni Medeni Kanun... Bütün bu adımlar, Türkiye'deki laiklik çerçevesini güçlendiren adımlardır; yıpratan adımlar değildir. diye partisini ve buna bağlı olarak Türkiye'yi savunmuştur. İddianamede temel kanıt olarak gösterilen üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğine Ali Babacan, söz konusu düzenlemenin "özgürlükler adına" yapıldığı fikrini iletmiştir[31]. Ali Babacan'ın ileri sürdüğü pozisyonun devletin resmi görüşü olup olmadığı belirlenmemiştir. AB ülkeleri dışişleri bakanları toplantı sonrasında Batı Balkanların entegrasyonuna devam etme söz verdiler, yukarıdaki tartışmalar toplantı açıklama belgesinde bulunmamaktadır[32].

    Olli Rehn davanın Türkiye Anayasası ve Hukukunda "systemic error (Sisteme bağlı hata)" olduğunu ve bunu Avrupa Parlamentosuna 2 Nisan (Çarşamba Günü) getireceğini ve Türk Anayasal düzenini Avrupa da tartışacağını belirtmiş[33]. Avrupa Parlamentosu Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili gerekçeli kararını inceleyecek ve pozisyon belirleycektir[34]. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, "Türkiye’de siyasi sürece yargı darbesi yapılıyor" argümanını ortaya atmış dır. AB parlamentosu bağımsızlığını tartışamadıkları Anayasa Mahkemesi’ne karşı söylemlerinde "systemic error" tanımı ve yargı darbesi tanımlamasını kullanması Avrupa birliğinin Türk hukukunu baskı altında tutma amacına hizmet ettiği ileri sürülmüştür[35].

    ABD'deki "Musa'nın on emri" yazılarının sınıflarda asılıp asılamayacağı davası demokrasilerin, bir anlamda yargı ve siyaset sınırlarının birbirini ihlal etiği iddiası üzerine kurulu büyük davalar üzerinde olgunlaşmaktadır. Bu dava ya yargının, ya siyasetin, ya da her ikisinin sınırlarının yeniden tanımlanması ihtiyacı olduğunu göstermektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı kapatılma davasını demokratik yapıya uymadığını ama Türk demokrasi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi (güçlü olduğunu gösterdiği) bu testi de atlatacaktır.[36]

    Protestolar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dava[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dava süreci[değiştir | kaynağı değiştir]

    AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan dava sürecinin resmen 17 Mart 2008 gününde başladı. İddianame üyelere 18 Mart 2008 verildi. Raportör olarak Doç. Dr. Osman Can görevlendirildi. Raportör dosya ile analizini 29 Mart 2008 günü tamamladı. İddianamede herhangi bir eksiklik tespit edilmedi ve dava 31 Mart 2008 günü kabul edilip AK Parti'ye gönderildi. AK Parti yasal olarak 1 ay içinde ön savunmasını hazırlayacak. Bu savunma Anayasa Mahkemesine verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü bildirecek. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşü AK Parti'ye gönderilecek. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AK Parti yetkilileri de sözlü savunma yapacaklar.

    Davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekse davalı AK Parti ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacaklar. AK Parti'nin savunma aşamalarında yasal sürenin dışında ek süre talebinde bulunması halinde Anayasa Mahkemesi bu istemleri de değerlendirecek.

    Anayasa'ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesinin 11 asıl üyesinin en az 7'sinin oyu gerekecek. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 69. maddesine göre, temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı da verebilecek.

    İnceleme raporu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can iddianame ile ilgili inceleme raporu 29 Mart de sunmuştur. 70 sayfalık ön inceleme raporunda iddianamenin iade ve kabul şartlarının bulunduğu seçenekleri sıraladı. Tarafsız olarak hazırlanan inceleme raporları bağlayıcı doküman olarak kabul edilmiyor.

    Ön inceleme raporunda Cumhuriyet Yüksek Mahkemesi'nin Kuruluş Kanunu'nu 33. maddesine mahkemenin görüş bildirebileceği ama önüne sunulan iddianamenin reddi müessesesinin bulunmadığını kaydetti. Cumhuriyet Yüksek Mahkemesi iddianameyi iade koşulu ancak iddianamede eksiklikler halinde olmakta, ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı mahkemenin işaret ettiği eksiklikleri gidererek yeniden iddianame düzenleme yetkisine sahip. Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nda CMK’ya değil CMUK’a atıfta bulunulduğu Anayasa mahkemesinin kararıyla ilk defa belirlenmiş olacak.

    Ön inceleme raporunda davalı Abdullah Gül'ün Dışişleri Bakanı olarak faaliyetlerinin Cumhurbaşkanı olması nedeniyle dava iddianamesinde olup olamayacağı (Şekil yönünden iade) veya iddianamenin iadesine etkisi yönünde bir analiz bulunmadığı. Anayasanın Cumhurbaşkanıyla ilgili hükümlerinin özellikle suçla ilgili kısımlarının 'vatana ihanet'le sınırlandırılması geçmiş suçların (hükûmette iken) bu makama taşınıp taşınamayacağı sorusu öne sürülmekteydi.

    İddianamenin kabulü[değiştir | kaynağı değiştir]

    Anayasa Mahkemesi Başkan Haşim Kılıç ve Başkanvekili Osman Alifeyyaz Paksüt üyeler Serdar Özgüldür, Sacit Adalı, Ferruh Kaleli 31 Mart 2008 gününde toplanmış, iddianame ve raportör raporu üzerin üyeler fikirlerini 4 saat süre ile belirtmişlerdir. İddianamenin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dışında kalan bölümü oy birliği ile kabul edilmiştir.

    Raportörün Gül'ün Cumhurbaşkanı olması nedeniyle şekil yönünden sorunlara kanuni yaklaşımı öne sunmadığı ve mahkeme üyeleri arasında bu konuda bireysel görüş ayrılığı oturumun ana konusunu oluşturmuştur. Gül bölümü ancak oy çokluğu (Haşim Kılıç, Serdar Özgüldür, Sacit Adalı ve Ferruh Kaleli'nin ret oylarıyla) kabul edildi. Anayasa Mahkemesinin bu kararına göre, Cumhurbaşkanları, cumhurbaşkanı seçilmeden önceki fiilleri nedeniyle yargılanabilirler. Bu konuda gerek akademik çevrelerde, gerek siyasi çevrelerdeki dava öncesi tartışmalara son verilmiştir. Yargı sonuçlarının, vatana ihanet olmadığı durumlarda, Cumhurbaşkanlarına uygulanması ise başka bir soru olarak kalmaktadır. Ceza hukukunda Cumhurbaşkanının vatana ihanet tanımı olmadığı halde Anayasa'ya böyle bir hüküm konulması davanın sonucunun Cumhurbaşkanı suçlu bulunduğunda ceza hukukunda yeni bir tanımın gelişmesine yol açacaktır.

    Ön savunma[değiştir | kaynağı değiştir]

    AK Parti yürütme kurulu mahkeme sürecinin nasıl yürütüleceği konusunda kanaatlerini ve savunma stratejisi 7 Nisan 2008'de belirlemiştir. Savunma sürecinde toplumda oluşan laiklikle ilgili kaygıların giderilmesi yönünde gereken düzenlemeler yapılması, bu kapsamda muhalefetle görüşmelerde ortak bir paydanın belirlenmesi AK Parti yürütme kurulunun ikincil kararını oluşturmaktadır. Erdoğan sürecin koordinasyonunu üstüne almıştır. Erdoğan'ın tayin edeceği çalışma gruplarınca mahkeme sürecinin yürütülmesi kararlaştırılmıştır.

    1 Mayıs 2008'de AK Parti ön savunmasını sundu.[37] 98 sayfa ve 35 Ek'ten oluşan 3 klasörlük ön savunmada Adalet ve Kalkınma Partisi adına yöneltilen suçlamalara karşı şu başlıklar altında cevap verildi:

    Esas savunma[değiştir | kaynağı değiştir]

    Adalet ve Kalkınma Partisi kendisine tanınan sürenin tamamını kullanmadan dava hakkındaki esas savunmasını 17 Haziran 2008'de Anayasa Mahkemesine verdi.[38]

    Sonuç[değiştir | kaynağı değiştir]

    30 Temmuz 2008 tarihinde saat 18.00'de başlayan basın toplantısında Başkan Haşim Kılıç, AK Parti'nin kapatılmamasına, ancak laiklik karşıtı eylemlere odak olmaktan, hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verildiğini açıkladı.[3][4]

    Temelli Kapatılma İsteminin Oylanması:

    Hazine Yardımının Kesilmesi Hakkında Oylama:

    Gerekçeli karar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kronoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

    1 Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)

    [45]

    2 Ahmet Türk (DTP Eş Başkanlarından)

    [45]

    Dipnotlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Türkiye’de hangi partilere kapatma davası açıldı?

    Türkiye’de hangi partilere kapatma davası açıldı?

    Türkiye’de hangi partilere kapatma davası açıldı?

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde (AYM) dava açtı. Bugüne kadar Türkiye'de kapatma davası açılan partileri ve devamında yaşanan gelişmeleri derledik.

    Türkiye'de parti kapatma yetkisi Anayasa Mahkemesi'nde. Başvuru sonrası davanın kabul edilip edilmemesi hakkında karar verecek olan AYM'nin tüm bu süreç için bir zaman kısıtlaması yok.

    Anayasa'ya göre Anayasa Mahkemesi tarafından "Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir." Anayasa Mahkemesi temelli kapatma yerine "Siyasî partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir."

    68. Maddenin dördüncü fıkrasına göre "Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez."

    Anayasa'ya göre bir diğer kapatma sebebi de siyasi partilerin "Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alması."

    Türkiye'de aktif olarak çok partili hayata geçilen 1945 sonrası "komünist eğilimli olduğu" veya "dini siyasete alet ettiği" gerekçesiyle kapatılan birkaç parti oldu.

    1961 Anayasası'na göre de benzer gerekçelerle kapatılan beş parti var. Bunlardan birisi, 1969 seçimlerinde Konya'dan bağımsız olarak parlamentoya giren Necmettin Erbakan ve 17 arkadaşı tarafından kurulan Milli Nizam Partisi'ydi. 1970'te kurulan parti, bir buçuk yıl bile yaşamadan 1971'de kapatıldı.

    1980 darbesi sonrası ise CHP ve MHP dahil birçok partinin faaliyetleri yasaklandı. Bu iki parti askeri yönetim dönemi sonrası yeniden kurulup zaman içinde eski isimlerini alırken, Milli Nizam Partisi yerine 1972'de kurulan ve oy oranını bir seçimde yüzde 12'ye kadar çıkararak üç kez iktidar ortağı da olan Milli Selamet Partisi'nin ardılı ise Refah Partisi olarak 1983'te kuruldu.

    1982 Anayasası'na göre Türkiye'de 21 siyasi parti kapatıldı. Bunlardan bir kısmı yüzde 10 seçim barajını geçen ya da yüzde beşin üzerinde oy alan İslami eğilimli partiler ile çoğunlukla Kürt nüfusun oy verdiği siyasi partilerdi.

    Refah Partisi - 1998

    Türkiye'de 28 Haziran 1996'da Refah Partisi (RP) ile Doğru Yol Partisi'nin (DYP) Necmettin Erbakan başbakanlığında kurduğu koalisyon hükümeti gerginliğin artmasına neden oldu.

    28 Şubat 1997'deki dokuz saat süren Milli Güvenlik Kurulu toplantının sonunda yayımlanan bildiride laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğu vurgulanırken, hükümetten aralarında sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi, tarikatlara bağlı okulların Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilmesi, Kuran kurslarının denetlenmesi ve kılık-kıyafet kanunun uyulmasını da içeren bir dizi eylemi hayata geçirmesi istendi.

    Bu toplantıdan birkaç ay sonra RP hakkında "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu" gerekçesiyle kapatma davası açıldı. Erbakan istifasını sunmuş olsa da 1998'de parti kapatıldı.

    O dönem Recep Tayyip Erdoğan da Refah Partisi'nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti.

    Fazilet Partisi - 2003

    Refah Partisi kapatılmaya yakın, devamı niteliğinde Fazilet Partisi kuruldu. Böylece Refah Partisi'nin kapatılmasıyla bağımsız kalan 150 kadar milletvekili Fazilet Partisi'ne geçti.

    18 Nisan 1999 seçimlerinde yüzde 15'in üzerinde oy alarak 111 milletvekili çıkaran Fazilet Partisi'nin İstanbul milletvekili Merve Kavakçı, TBMM'deki yemin töreni sırasında genel kurula başörtüsüyle çıkınca büyük tartışmalar yaşandı. Nihayetinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 7 Mayıs 1999'da partiye kapatma davası açtı.

    Fazilet Partisi 22 Haziran 2001'de kapatıldığında, parti içinde "gelenekçi" ve "yenilikçi" tartışması yaşanıyordu.

    Adalet ve Kalkınma Partisi - 2008

    Kendisini "gelenekçi" olarak tanımlayan ekip aynı yıl Saadet Partisi'ni kurarken "yenilikçi" olarak tanımlayan ekip de Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurdu. Parti, girdiği ilk seçimde 11 milyona yakın oy alarak yüzde 34,2 oy oranına ulaştı ve tek başına iktidara geldi. 19 yıldır da iktidarda.

    2008 yılında AKP'ye de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından "laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiği" gerekçesiyle kapatma davası açıldı. Birkaç ay içinde AYM kararı açıklandı. Buna göre 10 üyeden altısı kapatılması yönünde oy kullanmış; yeterli çoğunluğa ulaşılmamıştı. Nihayetinde partinin hazine gelirlerinin yarısının kesilmesine karar verildi.

    Bu tarihten sonra girdiği 2011 genel seçiminde parti, yüzde 49,8 oy alarak TBMM'de 327 sandalye kazandı.

    AKP'li isimlerden o dönemden sonra parti kapatmalarına karşı olduklarına dair çok sayıda açıklama yapıldı. 2010 ve 2015'te parti kapatmayı zorlaştıran bazı düzenlemeler de AKP'nin öncülüğünde getirildi.

    Halkın Emek Partisi - 1993

    Türkiye'de kapatma davalarından en fazla etkilenen siyasi çizgideki partiler ise 1990'da kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) ve devamında kurulanlar oldu.

    Aralarında Ahmet Türk'ün de olduğu siyasetçiler tarafından kurulan parti, 1991 seçimlerinde yüzde 10 seçim barajını aşamayacağını öngörerek Sosyal demokrat Halkçı Parti (SHP) listesinden 21 kişiyi TBMM'ye soktu. Ardından Hatip Dicle, Sedat Yurtdaş, Leyla Zana, Sırrı Sakık ve Orhan Doğan gibi isimlerin de aralarında bulunduğu bu 21 vekil, HEP'e geçti. Ancak Kasım 1991'de TBMM'deki yemin töreninde Leyla Zana'nın Kürtçe konuşması tartışmalara yol açtı.

    3 Temmuz 1992'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacını taşımak" ve "yasaya aykırı siyasi faaliyetlerin mihrakı olmak" gerekçesiyle kapatma davası açılan parti, 1993'te kapatıldı.

    Demokrasi Partisi - 1994

    Kürt siyasi hareketinin ilk partisi kabul edilen HEP'in ardından, bağımsız kalan ve yasaklanmayan 18 milletvekili, partinin kapatılma ihtimaline karşı kurulan Demokrasi Partisi'ne geçti.

    3 Mart 1994'de aralarında Leyla Zana, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Orhan Doğan'ın da bulunduğu çok sayıdaki Demokrasi Partisi (DEP) milletvekilinin Meclis'te dokunulmazlığı kaldırıldı ve 17 Mart 1994'te tutuklandılar.

    Aralarında Sırrı Sakık'ın da bulunduğu bazı milletvekilleri bir süre Meclis'te kalarak, direndi, ancak bir süre sonra Meclis'ten çıkarılarak tutuklandılar. 2007'de yaşamını yitiren Orhan Doğan'ın Meclis kapısı önünde başına bastırılarak polis aracına bindirilmesi ise yıllarca konuşulan görüntüler arasında yer aldı.

    Parti, bu olayların ardından Haziran 1994'te kapatıldı.

    Halkın Demokrasi Partisi - 2003

    Yine DEP'in kapatılması ihtimaline karşı 1994'te kurulan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) 1995 seçimlerinde 1 milyon 171 bin 623 oy aldı.

    1999 genel seçimlerinde ise parti 1 milyon 482 bin 196 oyla, toplam oyların yüzde 4,75'ini alarak seçim barajını geçemedi. Ancak Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan 11 ilde birinci parti çıktı. Aynı yıl yapılan yerel seçimde de yedisi il olmak üzere 37 belediye başkanlığı kazandı.

    Mart 2003'te "yasa dışı faaliyetlerin merkezi" olduğu gerekçesi ile kapatılan partinin 46 üyesine de beş yıl siyasi yasak getirildi.

    Henüz HADEP kapatılmadan kurulan Demokratik Halk Partisi'nde (DEHAP) siyasete devam eden partililer, 2002 seçimlerinde 2 milyona yakın oy alarak oy oranını yüzde 6,21'e yükseltti.

    Parti 2005'te kendisini feshederek aynı yıl kurulan Demokratik Toplum Partisi'ne katıldı.

    Demokratik Toplum Partisi - 2009

    Ahmet Türk, Leyla Zana, Orhan Doğan ve Aysel Tuğluk tarafından kurulan Demokratik Toplum Partisi (DTP), Türkiye'de ilk kez eş başkanlık sistemini uygulayan siyasi parti oldu. Avrupa Sosyalist Partisi'nde de gözlemci statüsündeydi.

    2007 genel seçimlerine yine barajı aşamama öngörüsüyle bağımsız aday olarak katılan 21 siyasetçi, TBMM'ye girdikten sonra DTP'ye katıldı ve partinin ilk kez meclis grubu oldu.

    2009'daki yerel seçimde bu kez sekiz il belediye başkanlığı alan DTP, 2 milyon 200 binin üzerinde oy aldı, oy oranı da yüzde 5,70 oldu.

    Ancak bu sırada kapatma davası sürüyordu.

    DTP Van İl Başkanı Veysi Dilekçi'nin 2007'de yaptığı bir konuşmada "PKK, bu ülkenin bir gerçeğidir, bunu kabul etmek zorundayız. Bizim PKK ile organik değil, duygusal bağımız var." ifadeleri sonrası aynı yıl kapatma davası açıldı.

    Parti 11 Aralık 2009'da kapatıldı. 37 kişiye beşer yıl siyasi yasak getirilirken Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekillikleri düşürüldü.

    DTP, Türkiye'de bugüne kadar kapatılan, TBMM'ye girmiş son parti oldu. Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan son üç parti Fazilet Partisi (2001), HADEP (2003) ve DTP oldu.

    DTP'nin yerine kurulan Barış ve Demokrasi Partisi üyeleri, 2011 genel seçimine bağımsız aday olarak girdi. Bu şekilde seçime giren ve toplam oyların yüzde 6,5'inden fazlasını alan, aralarında Hatip Dicle, Leyla Zana, Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak ve Ertuğrul Kürkçü'nün de olduğu 36 milletvekili, sonradan BDP'ye katıldı.

    Parti, 2014 yerel seçiminde de 10 il belediyesini kazandı. Ahmet Türk de, bağımsız olarak girdiği seçimde Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

    Halkların Demokratik Partisi - 2021

    2014'te Halkların Demokratik Partisi (HDP) adını alan parti, 2015 genel seçimlerine ilk kez parti olarak girdi ve oyların yüzde 13,1'ini alarak seçim barajını geçti; 80 milletvekili çıkardı.

    Partinin eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Kasım 2016'dan bu yana tutuklu.

    2018 genel seçimlerinde oy oranı yüzde 11,7'ye düşen ve 67 milletvekili çıkaran parti için, 17 Mart 2021'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kapatma davası açıldı. Dava için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulduğunda, istifa, milletvekilliği düşürülmesi ve ayrılmalar sonrası 55 milletvekili kalmıştı.

    2013-2015 yılları arası PKK ile süren çözüm sürecinin bitişi sonrası, partiye sıklıkla PKK ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle "terör örgütlerine yardım" suçlaması yapıldı.

    MHP lideri Devlet Bahçeli, bir süredir kapatma tartışmaları süren parti için Aralık 2020'de "HDP'nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır. Bu terör ve bölücülük yatağı kapatılmalıdır" açıklaması yaptığında Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu konuda en çok bizim ağzımız yandı. Parti kapatmayı AK Parti zorlaştırdı. Bu bizim kararımız zaten. Parti kapatmak yerine, kişiler üzerinden bir ceza verilecekse verilmelidir" demişti.

    Yazı kaynağı : www.cumhuriyet.com.tr

    AK Parti hakkında iki kapatma davası açılmıştı

    AK Parti hakkında iki kapatma davası açılmıştı

    Ülkemizde o kadar çok parti kapatıldı, o kadar çok parti hakkında kapatma davası açıldı ki hatırlamakta zorlanıyoruz. Bunlardan biri de AK Parti hakkında açılan ilk kapatma davası.

    AK Parti hakkında Abdurrahman Yalçınkaya’nın 14 Mart 2008 tarihinde açtığı kapatma davası bilinir. Ama Sabih Kanadoğlu tarafından 23 Ekim 2002 tarihinde açılan kapatma davası pek bilinmez. Abdurrahman Yalçınkaya tarafından açılan davada 22 Temmuz seçimlerinden yüzde 47 oy alarak tek başına iktidar olarak çıkan AK Parti, bir oy farkıyla kapatılmaktan kıl payı kurtulmuştu. Ama laikliğe aykırı odak oluşturmaktan Hazine yardımının kesilmesi cezasına çarpıtılmıştı. Anayasa Mahkemesi’nde sözlü savunmayı üstlenen Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, AK Parti’nin Türkiye’nin her bölgesinden oy aldığını, Türkiye’nin bütünlüğünü temsil ettiğini hatırlatarak, “AK Parti’yi ortadan kaldırdığınızda yerine ne koyacaksınız?” diye sormuştu.

    ‘AMA LAİKLİK’ DİYEN GENERAL

    Bir AK Parti milletvekili, şahsi dostluğu olan dönemin kudretli generallerinden birini ziyaret etmişti. AK Parti iktidarıyla birlikte ekonominin toparlandığını, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecine girdiğini, partinin kapatılmasıyla birlikte Türkiye’nin büyük zarar göreceğini anlatmıştı. Ama kudretli general, dudak ucuyla, “Ama bizim için laiklik daha önemli” yanıtını vermişti.

    İLK KAPATMA DAVASI

    Bu anekdotlardan sonra asıl konuya gelmek istiyorum. Aslında AK Parti hakkında bir değil iki kapatma davası açılmıştı. İlk davayı Sabih Kanadoğlu açmıştı. Hukuk rezaleti olan 367 kararı ile tarihe geçen dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 23 Ekim 2002 tarihinde AK Parti’nin kapatılması için dava açmıştı.

    ÖNCE İHTAR İSTEDİ

    Ama onun bir adım öncesi var. AK Parti 14 Ağustos 2001 tarihinde kuruldu. Sabih Kanadoğlu ise 21 Ağustos’ta Anayasa Mahkemesi’ne müracaat ederek, Erdoğan’ın milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmadığını, kurucu üye ve genel başkan olamayacağını belirterek AK Parti’ye ihtar verilmesini talep etti. Kanadoğlu, Refah Partisi hakkındaki kapatma davasını örnek göstererek başörtülü üyeler Ayşe Böhürler, Ayşenur Kurtoğlu, Habibe Güner, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap Yahşi Yaşar’ın kurucu üyelikten çıkarılmasını talep etti.

    Erdoğan için Siirt’te okuduğu şiir yüzünden TCK’nın 312. maddesine göre aldığı cezayı hatırlattı.

    ADIM ADIM KAPATMA DAVASINA

    Bu kapatma davası öncesindeki ilk adımdı.

    Anayasa Mahkemesi 9 Eylül 2002 tarihinde Erdoğan’ın kurucu üyelikten çıkarılması için AK Parti’ye ihtar verdi. Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin kamu kuruluşu olmadığı, başörtülü kurucular milletvekili ya da belediye başkanı seçilmediği için bu durumda kurucu üyelikten çıkarılmalarına gerek olmadığını kararlaştırıldı.

    ERDOĞAN İSTİFA ETTİ

    Türkiye 3 Kasım’da seçimlere gidiyor, iktidara aday partinin liderinin ise kurucu üyelikten çıkarılması isteniyordu. Zamana karşı bir yarış yaşandı. Kapatma davasına muhatap olmamak için Erdoğan kurucu üyelikten istifa etti. Kurucu genel başkan unvanını da kaybetti.

    Milletvekili listeleri YSK’ya verilecekti. AK Parti Kurucular Kurulu olağanüstü toplandı, Erdoğan’ı genel başkanlığa seçti. 3 Kasım seçimlerinde AK Parti iktidar oldu ama Erdoğan’ın milletvekili adaylığı YSK tarafından engellendi.

    SİİRT FORMÜLÜ

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da desteğiyle Siirt formülü bulunup, Erdoğan milletvekili seçilene kadar...

    KANADOĞLU’NDAN KAPATMA DAVASI

    Anayasa Mahkemesi ihtar kararını yerine getirmesi için AK Parti’ye 6 ay süre vermişti. Ancak Sabih Kanadoğlu’nun beklemeye tahammülü yoktu. AK Parti’nin, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihtar kararını yerine getirmediği iddiasıyla 23 Ekim 2002 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne kapatma davası açtı. Erdoğan’ın genel başkanlık yetkilerini kullanmasına tedbir getirilmesini istedi.

    AK PARTİ KAPATILMADI

    Peki bu dava ne zaman sonuçlandı? Bu dava 9 Temmuz 2009 tarihinde sonuçlandı. Siyasi Partiler Kanunu’nun 104. maddesi 9 Ocak 2002 tarihinde değiştirildiği için AK Parti kapatılmaktan kurtuldu.

    ABDURRAHMAN YALÇINKAYA’NIN ELLERİ TİTRİYORDU

    Anayasa Mahkemesi ilk davayı sonuçlandırmadan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, 14 Mart 2008 tarihinde ikinci kapatma davasını açmıştı bile. İş sansa bırakılmıyor, müesses nizam çift dikiş gidiyordu. AK Parti’ye kapatma davası açıldığı günler içinde yakın bir dostum, Abdurrahman Yalçınkaya’yı ziyaret etmişti. Kapatma davasına esas olan dosya hakkında sorduğu birçok soruya yanıt alamamıştı. “Savcının elleri titriyordu. Dosya hakkında pek bilgisi yoktu. Dosyanın hazır halde önüne geldiğini duymuştum. Bu kanaatim netleşti” demişti.

    MİROĞLU’NDAN İLAÇ GİBİ BİR KİTAP

    ORHAN Miroğlu
    ... Kürt siyasi tarihinin bir parçası...

    Aynı zamanda bir tanığı...

    Hem de yazan ve yaşayan bir tanığı...

    Bir cehennem olan 12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi’nde yattı yıllarca.

    Musa Anter’in katledildiği suikasttan yaralı olarak kurtuldu.

    Bir defasında “Onca erkek sinmişti. Bir kadın kurtardı beni” demişti.

    AK Parti hakkında iki kapatma davası açılmıştı

    Orhan Miroğlu geçmişte büyük acılar yaşamasına rağmen, geçmişe takılıp kalmadı. Hep okudu, tartıştı, konuştu, sorguladı.

    Kürt sorununun demokratik ve barışçı yöntemlerle çözümü için mücadele etti. Kimi zaman bir siyasetçi, kimi zaman bir yazar olarak...

    Şimdiye kadar 12 kitap yazdı. Bu 13’üncü kitabı.

    Adı ‘Mağdurların Coğrafyasında: Arka Bahçemizdeki Halklar’.

    Miroğlu’nun kitabı bir saha araştırmasına dayanıyor. Kuzey Irak’taki Suriye Kürtlerini esas almış. Ama benim açımdan etkileyici olan şu: Orhan Miroğlu farklı bir perspektif sunmuş. Bunu Dr. Nurcan Özkaplan Yurdakul’un yazdığı önsözde, Celadet Bedirhan’ın Atatürk’e yazdığı mektupta görüyoruz.

    ‘HARİCİ TÜRKİYE’

    Orhan Miroğlu, harici Türkiye’nin içine dört ülkeye yayılmış Kürtleri de yerleştiriyor. İmparatorluk bakiyesi olan Türkiye’ye misyonunu hatırlatıyor. Türkiye’nin Türkiye’den daha büyük olduğunu anlatıyor.

    “Kol kırıldığı yerden bağlanır” diyor. Türklerin Kürtlersiz, Kürtlerin de Türklersiz olmayacağını gözlemleri, tarihi anekdotları ve sahada yaptığı birebir konuşmaların ışığında aktarıyor.

    HDP’ye kapatma davasının açıldığı şu günlerde, Orhan Miroğlu ve onun gibi isimlerden daha çok yararlanılması, onların daha çok konuşması, yazdıklarının okunması dileğiyle...

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap