Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    iletişim olanakları değerlendirilirken bakılan göstergeler

    1 ziyaretçi

    iletişim olanakları değerlendirilirken bakılan göstergeler bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Mustafa Afyonluoglu

    Mustafa Afyonluoglu

    IBUBTHE ITL-504 Yansıma

    İletişim

    İletişimin tanımı açısından bir çok farklı yaklaşım vardır.  ‘İletişim iki birim arasında birbiri ile ilişkili mesaj alışverişidir. Birim kelimesi insanı, hayvanı ya da makinaları kapsayabilir.’ (D.Cüceloğlu, 1993). İletişim çok disiplinli ve uygulamalı bir bilim dalıdır (A.Saydam, 2005). Bir başka tanımda ise ‘iletişim, iletilen bilginin hem gönderici hem de alıcı tarafından anlaşıldığı ortamda bilginin bir göndericiden bir alıcıya aktarılma sürecidir.’  [3]

    Göstergeler ve Kodlar

    Her iletişimde, iletilen bir mesaj, mesajı gönderen bir kaynak, mesajı alan bir alıcı (hedef), mesajın iletildiği bir ortam (bağlam), mesajın iletildiği bir kanal vardır . Eğer iletiye verilen bir cevap varsa buna geri bildirim denir. Eğer kaynak ile hedefin anladığı şekilde iletilen mesaj belirli kurallarla bir tür şifreleniyorsa, kuralları belli olan bu doğal dile kod ve yapılan işleme kodlama denir.

    Bir iletişimde göstergeler ve kodlar bulunur. Gösterge, kendisinden başka bir şeyi gösteren, düşündüren nesne, olgu, sözcük, eylem ya da yapılardır. Örneğin önemli bir gösterge olan konuşma-söz, şekil, işaret, vücut dili, jest, mimik gibi görsel göstergelerden daha etkilidir.  Bu göstergeler kodlar ile düzenlenir, birbirleri ile ilişkilendirilir.    

    Fiske [4], iletişime dair geçmişte yapılan çalışmaların 2 gruba ayrıldığını belirtir. Birinci gruptaki çalışmalarda, iletişim ‘iletişlerin aktarılması’ olarak görülür ve mesajın nasıl kodlandığı ve kanaldan nasıl gönderildiği, ortamda ve kanal içerisinde nelere maruz kalabildiği, alıcıya ulaştığında kodun nasıl açıldığı, açılan mesajın iletilmek istenen mesajı ne kadar içerdiği ele alınır. Bu yaklaşımda, mesajın iletilebilme yeterliliği verimlilik olarak ele alınır. Mesajın bozunuma uğraması da ‘doğruluk’ değerini ortaya çıkarır. Eğer mesaj kanal ve ortamda çok fazla hasara uğramış ve istenildiği şekilde iletilememiş veya alıcı tarafında istenilen etki yaratılamamış ise, bu iletişimin başarısız olduğu şeklinde değerlendirilir. Bu yaklaşımı Fiske ‘süreç okulu’ olarak isimlendirmiştir.

    İkinci yaklaşımda ise iletişime çok daha farklı bir açıdan bakılmaktadır. Burada iletilerin insan üzerinde yarattığı ‘anlam’ etkisi üzerinde durulur. Burada istenilen anlam oluşturulamamış ise, sebepler yanlış algı, kültürel ve çevresel etkilerden oluşan anlam farklılığı gibi sebepler olabilir. Bu yaklaşımı Fiske ‘göstergebilim okulu’ olarak isimlendirmiştir.

    İletinin tanımında bu iki okulda farklı tanımlar vardır. Süreç okulunda ileti, iletişim boyunca aktarılan şey olarak tanımlanır ve bu yapıda niyet önemlidir. Mesela; bir sözlü  sınavda sağ gözü kırma durumunda doğru cevabın ‘EVET’ olduğu anlamına gelmesi, ancak daha önceden bu şekilde bir planlama yapılmış ise ileti olarak kabul edilmektedir.. Göstergebilimde ise iletinin alıcılar ile etkileşmesi ve bir anlam üretilmesi ön plandadır; yani iletişimde gönderici önemini kaybeder, bunun yerine gönderilen mesajdaki vurgu, metnin okunuşi şekli gibi kavarmlar ön plana çıkar. Dolayısıyla farklı kültürlerdeki insanlar aynı metinden farklı anlamlar çıkartabilirler. Farklı deneyimlere sahip olan kişiler aynı gazete metninden farklı iletiler alabileektir.

    İletişim Kuramı

    Shannon ve Weaver’in  ‘Matematiksel İletişim Kuramı’ (1949), süreç okulu yaklaşımına dayanana doğrusal bir modeldir (Şekil-1).

    Şekil-1

    Bu modelde gösterilen ‘gürültü’, göndericinin isteği dışında, kanalda oluşan ve iletilmeye çalışılan mesajın belirli bir miktar bozulmasına sebep olan etkenlerdir. Gürültünün daha geniş tanımı ise, alınmaya çalışılan mesajın alımını güçleştiren ya da alınamaz hale getiren her türlü dış etkendir. Gürültü göndericiden, kanaldan veya alıcıdan kaynaklanıyor olabilir. Bu modeli bir kaç değişik şekilde örneklemeye çalışalım.

                    İki kişi karşılıklı konuşurken birden fazla ileti vardır: Konuşma, el-kol hareketleri, kokular ve hatta dokunuşlar birer farklı ileti türleridir. Kanal ise her ileti türüne göre farklılık gösterebilir. Buradaki örnekte kullanılan kanal havadır. Göndericide, her ileti türü için farklı bilgi kaynakları vardır: Sözcükler için ağız ve ses telleri, hareketler için el ve kol kasları, koku için üzerindeki parfüm zerrecikleri, dokunuş için de elleri gündemdedir. Alıcının bu iletileri çözümlediği araçları da her ileti çeşidi için farklıdır. Konuşmayı kulak ile, hareketleri göz ile, dokunuşları deri ile ve kokuları burun ile çözümleyerek algılar. Gürültü iser, konuşulanları duymayı güçleştirecek şekilde etraftan gelen sesler, alıcının oturduğu sandalyenin rahatsız olması, soğuk hava sebebi ile alıcının iletiye konsantre olamaması, alıcının o sırada iletilen mesajdan daha ilginç bir hususu düşünüyor olması, göndericideki kokuyu duymayı zorlaştıracak şekilde ortamda bulunan yemek kokusu gibi şeyler olabilir.

                    Bir telefon konuşmasında ise, gönderilen ses için gönderici ahizedeki mikrofon, kanal bakır teller, gürültü telefon sistemindeki hışırtılar, alıcı ise karşı taraftaki telefon ahizesindeki hoparlördür.

    Burada iletişimdeki başarısızlık sebepleri 3 grupta ele alınmıştır:

    A Düzeyi : Teknik sorunlar: mesajın aktarılırkenki süreçte ne kadar bozulma oluyor ?

    B Düzeyi: Anlamsal sorunlar: Aktarılan simgeler, anlatılmak isteneni ne kadar net biçimde iletebiliyor ?

    C Düzeyi: Etkililik Sorunları: Alıcının elde ettiği anlam, davranışta istenilen etkiyi ne kadar sağlamıştır ?

    Teknik sorunlar, tespiti ve çözümü en kolay srunlardır. Anlamsal sorunlarda tespit kolay ancak çözüm daha zordur. Çünkü burada anlam hem iletinin hem de içinde bulunulan kültürün bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Etkililik sorununda ise; başarılı iletişimin ‘yönlendirme’ye sebep olduğu gibi bir sonuca varılabilir. Yani alıcı ancak göndericinin istediği şekilde tepki verirse istenilen başarılı iletişim kurulmuş gibi düşünülebilir.

    Enformasyon

                    Shannon ve Weaver’in modelinde, enformasyon, sorun düzeylerine göre şu şekilde ele alınabilir:

    A düzeyinde, sinyal (mesajın gönderim şekli olarak) mesajın içeriği ile doğrudan ilgili olmadığından herhangi bir enformasyon taşımaz.  Yani sınavda sağ gözün kırpılması ‘EVET’  sol gözün ise ‘HAYIR’ anlamına gelebileceği gibi, sol göz ‘HAIYR’ sağ göz ‘EVET’ anlamına gelecek şekilde de planlanabilir. Dolayısıyla gözün kırpılarak oluşturulan sinyal, enformasyonun içeriğini doğrudan kestiremez.

    B düzeyinde ise anlam kategorileri gündeme gelir ve anlamsal sistemler, teknik tarifler kadar kesin tanımlanamayacağından buradaki enformasyon ölöümü daha zordur.

    Tekrar ve Belirsizlik

                    ‘Tekrar’, bir iletideki mesajın belirlenebilirliği / kestirilebilirliğidir. Dolayısıyla, tekrar ve belirsizlik zıt kavramlardır. Yani tekrarın çok olması, enformasyon oranını düşürürken o mesajın kestirilebilirliğini arttırır, dolayısıyla belirsizliğini düşürür. Özetle, yüksek kestirilebilirlikiçeren bir mesaj aslında gereğinden fazla tekrar ve az enformasyon içerir demektir. Örneğin ‘merhaba’ demekle yüksek kestirilebilirliğe sahip bir mesaj gönderirim ama neredeyse hiç bilgi iletmemiş olurum. Bununla beraber tekrarın faydası sadece kesntirilebilirliği artırmak değildir. Tekrar ayrıca yaşamsaldır. Yani teorik olarak iletişim tekrar olmadan da gerçekleşebilir, ancak pratik hayatta tekrarın uygulanmadığı durum neredeyse yoktur. Bunun en güzel bir örneği olarak, ingilizce %50 oranında tekrar sözcüklerine sahiptir. Yani ingilizce bir cümlede sözcüklerin yarısı atılsa dahi halen anlaşılabilir bir ileti aktarılabilmektedir.

                    Tekrar teknik açıdan, ileti esnasında mesajda,  gürültü ve yanlış algı sebebi ile meydana gelen hataların tespit ve düzeltilmesinde önemli bir fayda sağlar. Örneğin bir cümlede kelimelerden birisi yanlış yazılsa dahi, cümledeki genel anlam bütünlüğü ve tekrar eden sözcüklerin sağladığı katkı kullanılarak hatalı kelime tspit edilebilir, hatta olması gereken kelime de belirlenebilir. Örneğin ‘Bu gün yemekte kapak yedim’ cümlesinde ‘kapak’ kelimesinin hatalı olduğunu, bunun yerine ‘kabak’ ın kastedilmiş olabileceğini anlarız. Burada ‘yemekte’ ve ‘yedim’ sözcüklerindeki tekrardan dolayı bir yeme işlevi algılanır ve diğer sözcüklerin de bu yeme işlevi ile uyumlu kelimeler olması beklentisinden dolayı iletide düzeltme yapma imkanı doğar.

    Tolumsal açıdan ise tekrar, çok daha farklı faydalara sahiptir. Örneğin iyi iletişim kurlmak istenen bir ortamda mutlaka yüksek düzey tekra içeren iletiler yaratılmalıdır.

    Farklı kanallar farklı tekrar seviyeleri gerektirebilir. Örneğin yazma kanalı, konuşmaya göre daha az tekrar gerktirir çünkü alıcı yazılan yazıları yeniden okuyarak (yani tekrar ihtiyacını bu yolla sağlayarak) algı sürecini iyileştirebilir.

    Tüm bunlara baktığımızda özetle; tekrar iletişimi güşlendirir ve geliştirir; belirsizlik ise bir iletişim sorunu oluşturur. Bu yüzden tekrar, iletişim etkililiği ve iletişim sorunlarının ortadan kaldırılmasında önemli bir parametredir.

    Tekrar ve Uzlaşım

                    Bir iletiyi, belirlenen kalıplarda yapılandırmak, tekrarın yarattığı olumlu etkiyi yaratır ve iletide algıyı güşlendirir. Buna en güzel örnek kafiyeli şiirlerdir. Şiirdeki söz dizimi, kullanılması gereken kelime kümelerini daraltarak doğru mesajın iletilmesini ya da hataların tespit edilmesini kolaylaştırmaktadır.

    Tekrar ve Toplumsal İlişkiler

                    İlişki amaçlı iletişimde kullanılan tekrar, olumlu iletişimde çok önemli bir yer tutmaktadır. Örneğin ‘merhaba’ demek yüksek tekrarlı bir ileti oluşturur. Bu ileti ilişkiyi değiştirmeyebilir ancak ‘merhaba’ dememek ilişkiyi mutlaka olumsuz etkileyecektir. Kişilerarası selamlaşma tazı iletişimler, tamamen tekrar dayanan ancak toplumsal ilişkileri güçlendiren iletilerdir.

    Geribesleme

                    Geribesleme, kısaca, iletiyi alan alıcının göndericiye ilettiği tepkidir. Geribesleme iletişimin kalitesi ve güçlendirilmesinde önemli bir rol oynar. Örneğin, geri beslemeye önem veren ve bu geri beslemeyi değerlendiren konuşmacılar genelde iyi konuşmacılardır. Otoriter ve karşısındakinin görüşlerine önem vermeyen kişiler ise genelde geri beslemeleri hiç dikkate almazlar. Geribeslemenin etkisi iletişim kanal türüne ve bu kanaldaki gürültüye göre değişir. Örneğin yüzyüze iletişimde geri besleme telefon görüşmesine göre daha güçlüdür. Geribesleme sayesinde gönderici, göndereceği diğer iletilerini alıcının tepki ve beklentilerine göre düzenleyerek iletebilme imkanı doğurur. Ayrıca geribeslemenin dikkate alınması ile, alıcı bu iletişime aktif olarak katıldığını hissedecektir ve iletileri besimsemede daha olumlu davranacaktır. Geri besleme ‘yapamamak’ (ya da yapılan geribeslemenin dikkate alınmaması) ise daha gergin bir iletişim ortamıan sebep olur ve iletişimin tamamen kopmasına neden olabilir.

    Kaynaklar

    [1] Doğan Cüceloğlu: İletişim Donanımları

    [2] Ali Saydam: İletişim Yönetimi

    [3 http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0leti%C5%9Fim]

    [4] John Fiske: İletişim Çalışmalarına Giriş

    [5] http://www.dogancuceloglu.net/index.php?sayfa=iletisim

    [6] http://www.frmtr.com/universite-bilgileri/988620-iletisim-nedir.html

    Yazı kaynağı : afyonluoglu.wordpress.com

    Mustafa Afyonluoglu

    Mustafa Afyonluoglu

    IBUBTHE ITL-504 Yansıma

    İletişim, Anlam ve Göstergeler

    İletişimde 2 temel yaklaşım bulunmaktadır. Birinci yaklaşımda iletişim kaynaktan hedefe iletinin gönderilmesi süreci olarak ele alınır. Bu yapıda temel bileşenler; aktarıcı (gönderen), kanal, araç, gürültü, alıcı ve geribeslemedir. Aktarıcı, bir kanal içerisinden seçilen bir araç ile iletiyi gönderir. İleti kanalda ve alıcının ortamında gürültüye maruz kalabilir ve alıcı iletiyi aldığında bir geribesleme gönderebilir.

    İkinci yaklaşım ise bundan tümüyle farklıdır ve iletişimi ‘anlamın oluşturulması’ olarak ele alır. Daha önceki yazıda belirttiğimiz gibi, iletişinin oluşması için göstergelerden bir ileti yaratılır ve alıcıya gönderilir. Normal şartlarda aktarıcı ve alıcı aynı kodları ve göstergeleri kullandığı şartlarda, gürültü yüksek olmadığı müddetçe alıcı, aktarıcının iletisini alır ve iletiye çok yakın bir anlam kazandırır. Bu ikinci yaklaşınmda, alıcının bu iletinin içeriğini çözmesinde sadece gürültü etkin bir değer değildir; ayrıca kültür gibi parametreler de anlamı oluşmasında önemli paya sahiptir. Dolayısıyla bu modele göre ileti bir sıralı işlemden geçerek oluşmaz, bunu yerine iletinin bir dizi yapısal ilişki dizisi ile anlamlandırıldığı varsayılır.

    Göstergebilim

    Göstergelerin ve onların çalışma biçimlerinin incelenmesine göstergebilim denir.Göstergebilimde 3 temel çalışma alanı vardır:

    Bu kapsamda göstergebilim ile süreç modeli arasında bazı temel farklılıklar ortaya çıkar:

    Göstergeler ve Anlam 

    Gösterge, zihindeki bir anlama karşılık olacak şekilde seçilen ve onun yerine geçen bir şeydir. Bu bir görüntü, şekil ya da simge olabilir. Bütün anlam modellerinde, üç husus ön plana çıkar:

    Göstegeler,

    –          Kendisinden başka bir şeye gönderme yapan

    –          Duyularımızla kavrayabileceğimiz fiziksel şeylerdir

    –          Ve alıcının onu gösterge olarak kabul etmesi ile varlık gösterebilir.

    Bir örnek üzerinde bu kavramları açıklamaya çalışalım: Bir yönetici ofisinden salondaki asistanına uzaktan başparmağını yere yönelterek diğer parmaklarını avucunda kapatacak şekilde bir işaret yaparsa, asistanına ‘Bu randevuyu ertele’ mesajını ilettiğini düünelim.

    Burada yapılan işaretin ne anlama geldiği, daha öncesinde yönetici ve asistan arasında konuşularak anlaşılmış ve bu anlam üzerinde uzlaşılmıştır. Dolayısıyla asistan artık yöneticisinden böyle bir işaret gördüğünde, bunu bir gösterge olarak kabul edecektir. Yönetici, her randevu ertelenmesi talebinde, bu gösterge ile gönderme yapacak ve her iki taraf da randevunun ertelendiği konusunda mutabık olacaklardır.

    Amerikalı felsefeci Charles Sanders Peirce’in  alnam modelinde, yukarıdaki 3 temel hususu, bir üçgenin köşeleri olarak görür ve her köşenin diğer ikisi ile ilişkili olduğunu belirtir. Gösterge, başka bir şeyin (gösterdiği nesnenin/şeyin) yerine koyulabilme kapasitesine sahip bir şeydir. Gösterge birisine gösnderildiğinde o kişinin zihninde, gönderilene eşit yada daha gelişmiş veya daha zayıf bir gösterge ortaya çıkabilir. Yaratılan bu gösterge, birinci göstergenin yorumlayıcısı’dır. Yorumlayıcı, hem gösterge hem de kullanıcının nesne ile ilgili daha önceki deneyimlerinden ortaya çıkan zihinsel bir değerdir. Örneğin, gösterge olarak SINAV sözcüğünün yorumlayıcısı, kullanıcının sınav kavramı hakkındaki tecrübelerinin bir sonucu ve sınav olark bililnen işleme yani nesneye ilişkin ait deneyimin sonucu olacaktır. Dolayısıyla, kullanıcıdaki deneyimler, ortaya çıkan anlamın değişiklik göstermesine sebep olabileceklerdir. Bu anlam değişikliklerinin ne kadar esnek olacağı da toplumsal uzlaşımlarda saklıdır. Kullnıcının öğretmen, öğrenci, sanatkar, spiker veya simitçi olması, ‘sınav’ kavramına karşılık farklı kodaçımlar yapılmasına sebep olabilecektir. Dolayısıyla yorumlayıcı, kullanıcıyı da temsil eden bir zihinsel kavramdır.

    İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure, öncelikle iletişimde öncelikli olarak dil ile ilgilenmiş, göstergelerin nesnelerle ilişikilerinden öte diğer göstergelerle ilişkilerine önem vermiştir. Ona göre gösterge, kendi fiziksel biçiminden ve çağırıştırdğı kavramdan oluşmaktadır, yani anlamı olan bir fiziksel nesnedir. Örneğin masa sözcüğünün biraz farklılıklar gösterse de her insan tarafından çağırıştırdığı kavram ve fonksiyon aynıdır.  Ancak bazı kavramlar vardır ki, farklı bireyler tarafından farklı değerlendirilir. Mesela, bir rengi siz kırmızı arkadaşınız bordo olarak değerlendirebilir. Bu her iki bireyin bu rengi nasıl kavradıkları ile ilişkilidir. Bir göstergenin anlamlandırılması, kullanıcının algılaması ve kültüre bağlıdır. Örneğin OX, öküz olarak anlamlandırılabileceği gibi, tik-tak-to oyunundaki işaretler olarak da algılanabilir.  Üstelik kullanıcı bunu öküz olarak algılasa dahi Hintli birinin bu kavrama ilişkin zihinsel olgusu ile bir başka ülkeninki, kültürden dolayı farklı olacaktır.

    Saussure’nin Modeli

    Gösterge ve Sistem

    Saussure’ye göre, göstergenin sistemdeki diğe göstergelerle ilişkisine değer adı verilmektedir ve anlamı asıl belirleyen etken de değer’dir..

    Gösterge Kategorileri

    Peirce ve Saussure’ye göre, göstergeler 3 temel grupta toplanır:

    Göstergeler için kullanılan bazı terimler de şöyledir:

    Gösteren: Göstergenin fiziksel biçimi

    Gösterilen: Göstergenin çağrıştırdığı zihinsel kavram

    Görüntüsel İlişki: Gössteren ile gösterilen arasındaki ilişki,  doğrudan nesneye benzeşmeye bağlıdır

    Nedensiz (gelişigüzel) İlişki: Gössteren ile gösterilen arasındaki ilişki uzlaşmaya bağlıdır.

    Güdüleme ve Sınırlama: Gösterilenin göstereni belirleme derecesini ortaya koyan terimlerdir. Fazla güdülenmiş bir gösterge, gösterilenin göstereni fazla sınırladığı göstergedir, yani gösterilenin hangi nesneye anlamlandırılacağı açısından daha az seçenek vardır. Nedensiz (gelişigüzel) gösterge, güdülenmemiş göstergedir ve sınırlandırılmamıştır, dolayısıyla daha geniş bir anlamlandırılma ufkuna sahiptir.

    Göstergelerin, görüntüsel gösterge nitelikleri arttıkça görüntüsel ilişki artar, gelişigüzel ilişki zayıflar, güdülemesi yüksektir.  Örneğin bir fotoğraf bir yol işaretinden daha görüntüseldir ve daha çok güdülenmiştir.

    Simgesel gösterge sitelikleri arttıkça ise, gelişigüzel ilişkiler güçlenir, görüntüsel özellikleri azalır. Örneğin erkek tıuvaletlerinin kapısına çizilen ve tuvaleti simgeleyen figür gelişigüzel bir ilişkiye sahiptir, az güdülenmiştir ve az sınırlandırılmıştır.

    Uzlaşma

    Uzlaşım, özellikle simgesel ve gelişigüzel llişkileri anlamlandırma için önemli derecede kullanılan, toplamda mutabakata varma  işlemidir. Bu sebeple uzlaşma, göstergelerin toplumsal boyutunu temsil eder.

    Yukarıdaki şekilde, sol tarafa doğru gidildikçe, uzlaşma ihtiyacı artar çünkü buradaki göstergeler simgesel olarak daha az güdülenmiş ve sınırlanmış göstergelerdir. Örneğin kavşağa yaklaşılmak üzere olduğunu gösteren trafik işaretinin ortasındaki artı işareti, bu levhanın bir trafik kuralını ve bir kavşağa yaklaşılmak üzere olduğu hususunda bir uzlaşma içerisinde olunduğundan yukarıdaki tablonun oldukça solunda yer alır. Oysa bir kişnin fotoğrafı, gösterge olarak ilgili nesneyi çok net olarak ilişkili olduğundan tablonun oldukça sağında yer alır, herhangi bir uzlaşmaya gerek kalmadan bu fotoğrafın hangi nesneyi temsil ettiğini anlamak mümkündür, ayrıca oldukça güdülenmiş durumdadır.

    Paradigma ve Dizim

    Paradigma, içlerinden birisinin kullanılmak üzere seçildiği bir grup glösterge kümesidir. Örneğin, trafik işaretleri, alfabedeki harfler, bir bilgisayar programının akış şemasını çizmek için kullanılan kare, dikdörtgen, ok gibi şekiller birer paradigmadır.

    Paradigmalar temel olarak şu özellikleri barındırmalıdır:

    Dizim ise, bir paradigmadan seçilen göstergelerin birleştirilmesi ile oluşan bir iletidir. Örneğin bir kelime, alfabadeki harflerin oluşturduğu paradigmadan seçilen elemanlar ile oluşturulmuş bir iletidir. Yine programın çalılmasını gösteren bir akış şeması, akış şeması paragigmasındaki simgelerinden seçilerek oluşturulur.

    Örneğin bir yemek siparişi, giyimimiz, bir odanın döşeniş tarzı birer dizim’dir. Kurallar ve uzlaşımlar dizimin önemli bir boyutudur. Örneğin, dilde gramer ve müzkte melodi, kurallar kapsamında oluşan dizimlerdir. Dizimdeki bir göstergenin anlamı, diğer göstergeler ile ilişkisinden etkilenebilir. Örneğin gelinin yanında olan ve beyaz gömlek, siyah takım elbise giyip papyon takmış birisi damat olarak algılanacaktır. Oysa yine beyaz gömlek, siyah takım elbise giyip papyon takan ama bir restoranda ayakta bekleyen ve elinde sipariş almak için cihazlar tutan kişiler garson olarak algılanacaklardır.

    Bu tanımlara göre: bütün iletiler, bir paradigmadan seçim yapılarak ve bir dizimde birleştirilerek meydana gelir.

    Kaynaklar:

    Yazı kaynağı : afyonluoglu.wordpress.com

    PAZARLAMA İLETİŞİMİ VE STRATEJİLERİ

    Anonim

    PAZARLAMA İLETİŞİMİ KAVRAMI

    Hızla artan iletişim olanakları karşısında hedef kitleye en etkin şekilde ve doğru kanaldan ulaşmanın güçleşmesi ve maliyetlerin artması ve buna karşın tüketicilerin değişen ve artan iletişim talepleri, şirketlerin iletişim konusundaki arayışlarını hızlandırmış ve bu arayışlar sonucunda pazarlama iletişimi kavramı doğmuştur. 

    Pazarlama iletişimi:“Bir kuruluşun var oluşuyla ürün ve hizmetleriyle ilişkide bulunduğu ve bulunacağı kesimlere neler vadettiği, neler sağlayabileceğini anlatmasını sağlayacak iletişim çabalarının tümüdür” 

    Bir başka tanıma göre ise pazarlama iletişimi: “Hedef tüketicilerin tutum ve davranışlarını istenen yönde güçlendirmeyi, tersi yönde ise bunu değiştirmeye ya da amaçlanan yeni tutum ve davranışı oluşturmayı hedefleyen ikna edici ileşimi sürecidir” 

    Yapılan tanımlara bakılarak; pazarlama iletişiminin, pazarlama eylemleriyle beraber; aynı zamanda işletme çevresi, sosyal sorumluluğu ve imajıyla ilgili olan çabalarla doğrudan ya da dolaylı olarak satışların artrılması, giderek ürünün ve işletme ömrünün uzatılması amaçladığı söylenebilir. 

    Pazarlama iletişimi, spesifik olarak tutundurma işlevlerini desteklediği halde kapsam olarak tüm pazarlama bileşen ve eylemlerini kapsayan özelde iki genelde çok yönlü ve amaçlı bilgi verme, ikna etme ve hatırlatma eylemlerini kapsamaktadır.

    PAZARLAMA İLETİŞİM ELEMANLARI 

    Pazarlama iletişim denilince; eskiden sadece pazarlama karması elemanlarından tutundurma çalışmaları (reklam, halkla ilişkiler, promosyon, kişisel satış) akla gelmekteydi. Günümüzde ise pazarlama iletişimi tutundarma çalışmaları ile baraber, ürünün özellikleri ve ambalajıyla başlayan, satış ve satış sonrası hizmetlere kadar uzanan geniş bir kavram haline gelmiştir.  

    Bu bakımdan pazarlama iletişimi elemanları denince, pazarlama karması elemanları (ürün, fiyat, dağıtım ve tutundurma) da kastedilmektedir. Yine de pazarlama iletişimi kavramı içersinde yer alan ana kavramları belirtmekte yarar var.

    Pazarlama iletişimi stratejisi “Pazarlama iletişimi amaçlarının ve uzun dönemli ana faaliyetlerinin belirlenmesi ve bu hedeflere ulaşabilmek için gerekli kaynak dağılımının yapılması ve faaliyetlerin yönünün saptanması” şeklinde tanımlanabilir.

    Pazarlama iletişimi stratejisini belirlemek; iletişimin nasıl gerçekleşeceğinin belirlenmesi anlamına gelmektedir. Pazarlama iletişimi stratejileri pazarlama iletişimi amaçlı ve hedeflerine ulaşmayı sağlayacak yol ve yöntemlerin seçimiyle ilgilidir.  

    Bu aşamada tüm kaynak ve imkanları birbiriyle uyumlu hale getirmeli, faaliyetler arasında bir bütünlük sağlamalıdır. Böyle bir bütünleşik pazarlama iletişimi stratejisi şu unsurlardan oluşmalıdır.

    Pazarlama iletişim stratejileri yukardaki unsurları içerecek şekilde genel olarak beş basamaktan oluşmaktadır.

    Pazarlama iletişimi stratejileri temelde; ürün – fayda stratejisi, imaj – kimlik stratejisi ve ürün – konumlandırma stratejisi olmak üzere üçe ayrılır.

    1. Ürün – Fayda Stratejileri 

    Ürün – fayda stratejileri, belirli bir ürün karakterini ve tüketiciye olan faydasını iletmek amacıyla oluşturulur. Bu stratejiler, ürünün sahip olduğu özellikler ve fonksiyonel açıdan yapabildikleri üzerine yoğunlaşır. 

    Ürün – fayda stratejilerinin altında yatan düşünce; işletmenin pazarda kendi ürününü diğerlerinden ayıran özelliği bulmasıdır. Tüketici araştırmaları ya da yönetimsel sezgiler ile işletme, tüketici ihtiyacını tatmin edebilecek faydayı geliştirmeye çalışır.

    2. İmaj – Kimlik Stratejileri 

    İmaj stratejisinin ilk hedefi, spesifik markayı diğer markalardan ayırarak tüketici zihninde marka izlenimi yaratmaktır. İmaj stratejileri, psikolojik farklılıklar yaratarak başarılı ürün stratejisi yaratabilmektedir. Oysa ürün – fayda stratejileri, ürünün fiziksel ve işlevsel özelliklerini kullanarak ürün farklılığını iletebilmektedir. 

    Başarılı bir imaj stratejisi, işletmenin tüm iletişim değişkenlerinin koordinasyonu ve entegrasyonuna bağlıdır. 

    Kimlik stratejileri, imaj stratejilerinin genişletilmiş bir şeklidir. Kimlik stratejilerinde amaç marka imajını geliştirmektir. Ama, kimliğe önem veren ya da benimsiyen tüketiciler üzerinde marka imajı yaratmaya odaklanır. İmaj stratejileri ürün yönelimliyken, kimlik stratejileri tüketici yönelimlidir.

    3. Ürün – Konumlandırma Stratejisi

    Ürün konumlandırma, ürünü rakip ürünle bağdaştırarak ya da zaten akılllarda yer etmiş bir markayla bağlantı kurarak, markayı tüketici zihninde konumlandırmaya çalışan bir stratejidir.

    PAZARLAMA İLETİŞİMİNİN AMAÇLARI

    Pazarlama iletişimin amaçları konusunda iki değişik yaklaşım vardır. Bu yaklaşımlar;

    1. Satış yönlü yaklaşım: İşletmelerin tek ve anlamlı amacının satış olduğunu ifade eden yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre yapılacak tüm pazarlama iletişimi çalışmalarının satışa yönelik olması hedeflenmektedir.

    2.İletişim yönlü yaklaşım: Bu yaklaşım tüketicinin bazı aşamalardan geçtiğini ve tüm pazarlama iletişimi araçları ile satış ve satış dışı amaçlara ulaşıldığın savunmaktadır. Bu yaklaşıma göre her pazarlama iletişim süreci, bir sonraki süreci getirecek şekilde planlanmaktadır.

    Pazarlama iletişiminin hem satış ve hem de iletişim yönlü amaçları genel olarak aşağıda sıralanmıştır.

    Pazarlama iletişimi karması öğelerinin her birinin spesifik amaçlarıyla ve genelde pazarlama ve işletme amaçlarıyla uyumlu ve tutumlu olması gerekmektedir.

    Pazarlama iletişimi, işletmelerin rakebet üstünlüğünü sağlamasında en önemli unsurlardan biri olarak gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Artan bu önemiyle beraber pazarlama iletişimi elemanlarının bir bütün içinde çalışması gerekliliği “Bütünleşik Pazarlama İletişimi (1)” kavramını ortaya çıkarmıştır.

    Bütünleşik pazarlama iletişimi kavramı, pazarlama iletişimi çalışmalarının daha etkin ve daha planlı bir şekilde uygulanması gerekliliğinin bir sonucudur.

    1. Babacan, Muazzez (1998), “Pazarlama İletişimi: Kavramsal Bir İrdeleme”, Pazarlama Dünyası, Yıl 12, Sayı 71, İstanbul.

    2. Göksel, Bülent, Kocabaş, Füsün ve Elden, Müge (1997), Pazarlama İletişimi Açısından Halkla İlişkiler ve Reklam, Yayınevi Yayıncılık, İstanbul.

    3. Kocabaş, Füsün, Elden, Müge ve Çelebi, Serra İnci (2000), Marketing P.R., MadiaCat Yayınları, Ankara.

    4. Kotler, Philip (2000), Kotler ve Pazarlama, Sistem Yayınları, İstanbul.

    5. Odabaşı, Yavuz (1995), Pazarlama İletişimi, A.Ü. Yayınları No:851, Eskişehir.

    Not: Gelecek aylarda “Bütünleşik Pazarlama İletişimi” kavramı geniş olarak ele alınacaktır.

    Mustafa Duran

    [email protected]

    (Yazar hakkında: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü, 1998 mezunudur. Halkla İlişkiler ve Tanıtım Yüksek Lisansına devam etmektedir. 1995 yılından itibaren sayısız pazarlama ve kamuoyu araştırmasında görev almıştır. Şu anda serbest olarak araştırma hizmeti vermekte ve pazarlama iletişimi, pazarlama araştırmaları, müşteri memnuniyeti yönetimi ve müşteri memnuniyeti araştırmaları konularında bireysel çalışmalar gerçekleştirmektedir.)

    Yazı kaynağı : danismend.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap