Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    i dünya savaşı sonunda osmanlı devleti ile itilaf devletleri arasında imzalanan ateşkes antlaşması

    1 ziyaretçi

    i dünya savaşı sonunda osmanlı devleti ile itilaf devletleri arasında imzalanan ateşkes antlaşması bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)

    Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasından Limni Adası’nın Mondros Limanında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, iki taraf arasındaki savaşı sona erdirdi. Mondros Ateşkes Antlaşması; içerdiği hükümler itibariyle bir ateşkesten daha fazlasıydı. İtilaf Devletleri tarafından İstanbul Hükumetine imza ettirilen antlaşmanın özellikle 7. ve 24. Maddeleri Osmanlı Devleti’nin siyasi egemenliğine gölge düşürür durumdaydı. Antlaşmanın 7. Maddesine göre, İtilaf Devletleri kendi güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir noktayı işgal edebilecekti. Yine antlaşmanın 24. Maddesine göre İtilaf Devletleri Anadolu’nun doğusundaki altı ilde (bu madde antlaşmanın İngilizce metninde altı Ermeni ili şeklinde yer almıştır) bir karışıklık çıkarsa işgal edeceklerdi. Bu iki madde Anadolu’da ve Osmanlı coğrafyasında yapılmak istenileni açıkça ortaya koyuyordu. İtilaf Devletleri, artık istedikleri yeri bir bahane ile işgal edebilirlerdi. Savaş boyunca desteklerini gördükleri Ermenileri kullanmaya devam etmek amacıyla da 24. maddeyi antlaşmaya eklemişlerdi.

    İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imza edilmesinden bir hafta sonra İstanbul’u işgal ettiler. Bu işgalin ardından İngiltere Musul ve çevresini, Fransa Suriye’yi, İtalya ise Anadolu’nun güney sahillerine asker çıkardı. İzmir başta olmak üzere Batı Anadolu, Rumeli ve Doğu Karadeniz’de Rumlar örgütlenmeye ve çeteler kurup Türklere saldırmaya başladılar. Diğer taraftan Doğu Anadolu’da Erzurum, Van, Bitlis gibi şehirlerle Adana, Maraş, Antep ve Urfa’da Ermeniler örgütlenmeye ve çeteler kurmaya başladılar. 1915’te Türk askerinin ikmal yollarını kesen çeteler kurmak, savaşa gerisindeki bölgelerde Müslüman ahaliye saldırmak, düşmana istihbarat ve lojistik destek vermek gibi suçları işleyenler için çıkarılan Tehcir Kanunu ile başka yerlere göç ettirilen Ermeniler, geri dönüp olaylar çıkarmaya başladılar.

    İtilaf Devletleri, zaman ilerledikçe işgal sahalarını genişlettiler. Bu süreçte önemli maden yataklarının olduğu bölgeler, stratejik değeri olan noktalar birer birer işgal edildi. Bu işgal sürecinde bir müddet sonra Maraş, Antep ve Urfa şehirleri İngilizler tarafından işgal edildi.

    Yazı kaynağı : kahramanmaras.bel.tr

    Mondros Mütarekesi

    Mondros Mütarekesi

    Mondros Mütarekesi ya da Mondros Ateşkes Antlaşması, I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan mütarekename (mütareke belgesi). Osmanlı İmparatorluğu adına Bahriye Nazırı Rauf Bey tarafından, Limni adasının Mondros Limanı'nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır. Bu antlaşma ile beraber Osmanlı İmparatorluğu fiilen sona ermiştir.

    Mütareke, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkımından sonra kurulan Türkiye'nin çerçevesini çizen ilk uluslararası belge olarak önem taşır. Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan Mîsâk-ı Millî Beyannamesinin birinci maddesi, "30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit [birleşik] Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür]." demek suretiyle, Millî Mücadele'nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Mütarekenamesine gönderme yaparak tanımlar.[kaynak belirtilmeli]

    Antlaşmanın İmzalanması[değiştir | kaynağı değiştir]

    Filistin'de İngiliz taarruzu karşısında hezimete uğraması ve 1 Ekim'de Şam'ın düşmesi üzerine, Talat Paşa hükûmeti 5 Ekim 1918'de İngiltere ile ateşkes sağlamak için ABD'nin arabuluculuğuna başvurdu.[kaynak belirtilmeli](Bu arada 29 Eylül'de Bulgaristan ateşkes imzalamış, bu ülkeye giren Fransız ve müttefik ordularının İstanbul'a yönelmesi olasılığı doğmuştu.[kaynak belirtilmeli])

    8 Ekim'de Talat Paşa kabinesi istifa etti. Eski genelkurmay başkanlarından Ahmet İzzet Paşa'nın 14 Ekim'de kurduğu kabinede, İttihatçı olduğu halde hükûmetin Alman yanlısı savaş politikasına karşı çıkan ve İngiliz dostu olarak tanınan Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nazırı oldu. 18 Ekim'de Osmanlı'da esir bulunan İngiliz generali Townsend, Osmanlı'nın ateşkes şartlarını iletmek üzere bir gemiyle gizlice Midilli'ye gönderildi. 24 Ekim'de İngiliz hükûmeti Limni'de bulunan Amiral Calthorpe'a ateşkes görüşmelerini başlatma yetkisini verdi.[kaynak belirtilmeli]

    Türk hükûmetinin görevlendirdiği Rauf Bey ertesi gün Zafer römorkörüyle Foça'dan Midilli'ye geçti; burada kendisini karşılayan İngiliz kruvazörüyle Limni adasına ulaştı. Müzakerelerde Rauf Bey'e Dışişleri Müsteşarı Reşat Hikmet Bey eşlik etti. 27 Ekim'den itibaren dört gün süren çetin müzakereler sonunda 30 Ekim akşamı anlaşma imzalandı. 1 Kasım sabahından geçerli olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu ile Britanya İmparatorluğu arasında nihai ateşkes ilan edildi.[1]

    28 Ekim günü Fransız hükûmeti bir notayla anlaşma görüşmelerine katılma isteğini bildirdiyse de bu talep İngiltere tarafından dikkate alınmadı.[2](Savaşın bu aşamasında Osmanlı Devleti sadece İngiltere ile fiili çatışma halindeydi.)

    Taraflar arasında ateşkes 31 Ekim 1918 günü öğle vakti başlayacaktır.[3]

    Resmî anlaşmanın yanı sıra, Amiral Calthorpe'un sözlü açıklamalarını içeren bir mektup da Türk tarafına sunuldu. Bu mektupta, işgal kuvvetlerine Yunan askerinin katılmayacağı ve benzeri taahhütler yer alıyordu.[kaynak belirtilmeli]

    Bu esnada 24 Ekim'de Almanya'da ihtilal başladı. 3 Kasım'da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Villa Giusti Ateşkesi ile savaştan çekildi. 7 Kasım'da Alman imparatoru II. Wilhelm tahttan feragat etti. 11 Kasım'da Compiègne Ormanı'nda imzalanan ateşkes ile Almanya yenilgiyi kabul etti. Aynı gün Avusturya-Macaristan imparatoru I. Karl da tahtını bıraktı.[kaynak belirtilmeli]

    Tepkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

    İstanbul kamuoyu anlaşma hükümlerini ağır buldu, ancak genel bir iyimserlikle karşıladı. 1 ve 2 Kasım tarihli İstanbul gazeteleri daha çok İstanbul'da savaş ihtimalinin ortadan kalkmış olduğunu vurguladılar. (Bulgaristan'ı işgal eden İtilaf ordularının o günlerde İstanbul'a yönelik taarruzu bekleniyordu.) Mustafa Kemal Paşa'nın görüşlerini yansıtan Minber gazetesi 1 Kasım'da, "Bir devletin küçülmüş bile olsa her hâlde bir siyasi mevcudiyet ve millî birlik muhafaza ederek böyle bir badireden kurtulabilmiş olması en büyük siyasi başarı sayılmalıdır." yazıyordu.[4]

    Uygulama[değiştir | kaynağı değiştir]

    13 Kasım 1918'de İtilaf donanmalarına mensup bir filo, Ateşkesin 1. maddesi uyarınca Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki askeri bölgesine girmesini kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit sayarak protesto etti. İtalya 22 Mart 1919'da anlaşmanın 7. maddesini gerekçe göstererek tek taraflı olarak Antalya'yı işgal etti. Bu olay, Paris'teki barış konferansında İzmir'deki Yunan işgalinin tanınması, ve Fiume'deki İtalyan hak taleplerinini reddedilmesiyle birlikte İtalya ile İtilaf arasında diplomatik bir krize yol açan etmenlerden biriydi. Nisan ayında İtalya, Fiume üzerindeki hak iddialarının dönemin Birleşik Devletler Başkanı Wilson tarafından reddedilmesinin yol açtığı kriz sebebiyle bir ay süreyle barış konferansını terk etti.[kaynak belirtilmeli]

    Bu olaylar dışında anlaşmanın ilk altı ayı önemli gerilimler olmadan geçti. İstanbul'daki İtilaf temsilcileri ile Türk hükûmeti arasındaki en ciddi sorunlar, eski İttihat ve Terakki yöneticilerinin savaş ve tehcir suçları nedeniyle yargılanması ve tutuklanması konusundan doğdu.[kaynak belirtilmeli]

    Anlaşmanın nispi sessizlik dönemi Mayıs 1919 başlarında sona erdi. Bu tarihte Paris Barış Konferansı, Mondros'ta verilmiş sözlere aykırı olarak, İzmir'in Yunanlarca işgali kararını aldı. Aynı günlerde Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok köşesi İtilaf devletlerince işgal edildi; Kars ve Batum Millî Şura Hükûmetleri İngilizler tarafından dağıtıldı. Aynı günlerde ilan edilmesi beklenen barış antlaşması belirsiz bir geleceğe ertelendi.[kaynak belirtilmeli]

    İtilaf devletleri politikasında meydana gelen bu ani değişim, Türk tarihçileri tarafından henüz yeterince incelenmemiş bir konudur.[kaynak belirtilmeli]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    I. Dünya Savaşı ardından imzalanan barış anlaşmaları: Sadece Sevr değişti

    I. Dünya Savaşı ardından imzalanan barış anlaşmaları: Sadece Sevr değişti

    10 milyonu sivil yaklaşık 20 milyon insanın hayatına mal olan I. Dünya Savaşı'nın “Ateşkes Günü” ile sona ermesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti.

    Savaşın galibi İtilaf Devletleri ile Almanya arasında 11 Kasım 1918 saat 11.00’de ("on birinci ayın on birinci gününün on birinci saati") imzalanan ateşkes anlaşmasını tam 16 barış anlaşması takip etti.

    En önemlisi, Almanya'nın savaşın sorumluluğunu kabul ettiği 'Versay Barış Anlaşması' sayılan 16 anlaşma arasında yalnızca Osmanlı Devleti'nin imzaladığı Sevr Anlaşması geçerliliğini kaybetti.

    I. Dünya Savaşı'nı sona erdiren başlıca barış anlaşmaları:

    Brest-Litovsk Anlaşması: (3 Mart 1918)

    Savaşın ilk anlaşması ateşkes ilan edilmeden önce İttifak Devletleri arasında imzalandı. Anlaşma, 1917 Ekim Devrimi sonrası savaştan çekilen Rusya ile Almanya, Osmanlı Devleti, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan arasında imzalandı.

    Günümüzde Beyaz Rusya'da bulunan Alman işgali altındaki Brest-Litovsk kentinde imzalanan anlaşma ile Rusya Almanya'ya batı topraklarının büyük bir bölümünü bırakmayı kabul etti.

    Rusya; Baltık devletleri, Polonya ve Finlandiya'yı kapsayan topraklarla beraber nüfusunun yüzde 30'undan da feragat etmiş oldu.

    Versay Barış Anlaşması: (28 Haziran 1919)

    Savaşın başlangıcından beş yıl sonra Paris yakınlarındaki Versailles Sarayı'ndaki imzalanan bu anlaşma, savaştaki kayıp ve zararlardan Almanya'yı sorumlu ilan etti.

    Versay Anlaşması, savaş tazminatı ödemek ve askeri kısıtlamaya gitmek zorunda kalan Almanya'yı sürüklediği ekonomik ve siyasi buhran nedeniyle Nazi Partisi'nin iktidara gelmesinin ve nihayetinde II. Dünya Savaşı'nın çıkmasının nedeni olarak yorumlanır.

    Anlaşma sonucunda Almanya topraklarının yüzde 15'i ve nüfusunun yüzde 10'nu kaybetti.

    Alsace ve Lorraine bölgeleri Fransa'ya verildi ve Saarland bölgesi 15 yıl boyunca uluslararası heyet yönetimine bırakıldı. Versay Anlaşması, Amerika Birleşik Devletler Senatosu tarafından hiç bir zaman onaylanmadı.

    Saint-Germain Antlaşması: (10 Eylül 1919)

    Savaşın galibi İtilaf Devletleri ile Avusturya arasında imzalanan anlaşma ile Avusturya-Macaristan imparatorluğu bir çok devlete bölündü.

    Paris dışındaki Saint-Germain-en-Laye Şatosu'nda imzalanan anlaşmanın ardından Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya kuruldu, Romanya Transilvanya ve Bessarabia'yı da kapsayacak şekilde genişledi, Polonya'ya Avusturya ve Almanya tarafından işgal edilen topraklar verildi.

    Avusturya, Versay Anlaşması'nda Almanya'nın da yaptığı gibi, askeri güçlerinin sınırlandırılmasını kabul etmek durumunda kaldı.

    Neuilly Antlaşması: (27 Kasım 1919)

    Bulgaristan, İtilaf Devletleri ile Paris'in banliyösü Neuilly'de imzaladığı anlaşma ile yeni oluşan Yugoslavya, Romanya ve Yunanistan'a toprak vermek durumda kaldı ve Ege Denizi bağlantısını kaybetti. Bulgar devletine de orduda asker kısıtlaması getirildi.

    Trianon Anlaşması: (4 Haziran 1920)

    Macaristan, Versay'da I.Dünya Savaşı galipleriyle imzaladığı bu anlaşma ile topraklarının üçte ikisini kaybetti. Anlaşmanın ardından 3 milyona yakın Macar, çoğu Romanya'da olmak üzere, sınırlarının dışında kalmış oldu.

    Sevr Anlaşması: (10 Ağustos 1920)

    Osmanlı İmparatorluğu Fransa'da Paris'in banliyösü Sevr'de, İtilaf Devletleri'yle ülkenin yeni sınırlarını belirleyen anlaşmaya imza attı.

    Bu anlaşma ile Osmanlı büyük oranda toprak kaybederken İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın hakimiyetini uluslararası bir heyete bırakmak zorunda kaldı ve bu hat boyunca da askeri güç bulundurmaktan men edildi.

    1920'de Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın imzaladığı anlaşma Ankara'daki Büyük Millet Meclisi tarafından tanınmadı.

    İtilaf devletleri, Kurtuluş Savaşı'nın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile zaman zaman kesilerek toplam 8 ay süren zorlu görüşmelerin ardından İsviçre'nin Lozan kentinde 24 Temmuz 1923'te barış anlaşması imzaladı.

    Lozan Anlaşması ile yeni Türkiye devletinin sınırları belirlendi. Türkiye, boğazları kontrol eden uluslararası heyete başkanlık etmeye başladı ancak gene de boğazlar üzerinde asker bulundurma hakkı elde edemedi.

    Yazı kaynağı : tr.euronews.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap