Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    hangi resmi kurum adı teknik açıdan bir anlam taşımamaktadır

    1 ziyaretçi

    hangi resmi kurum adı teknik açıdan bir anlam taşımamaktadır bilgi90'dan bulabilirsiniz

    5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve İlgili Mevzuat Çerçevesinde Reklam Yasakları

    5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve İlgili Mevzuat Çerçevesinde Reklam Yasakları

    Giriş

    Reklam kelime manasıyla; “Bir şeyi halka tanıtmak, beğendirmek ve böylelikle sürümünü sağlamak için denenen her türlü yol” ve “Bu amaç için kullanılan yazı, resim, film vb” olarak tanımlanmaktadır[1].

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.61’e göre, ticari reklam; ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı olarak; bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanları bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla reklam verenler tarafından herhangi bir mecrada yazılı, görsel, işitsel ve benzeri yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyurulardır.

    Özel öğretim kurumları mevzuatında, bu mevzuata tabi kurumların reklam faaliyetleri konusunda birçok yasak getirilmiştir. TV’de reklam yayını tüm kurumlara yasaklanmıştır[2]. Çoğu reklam faaliyeti idari para cezası ile müeyyideye bağlanmıştır. Ancak özel öğretim kurumları ticaridir ve reklam faaliyetleri de çağın gereklerindendir.

    Bu makalede 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde reklam yasaklarını ele alacağız.

    I. MEB Mevzuatı Hükümlerinin Değerlendirilmesi

    A. Genel Olarak

    Özel öğretim kurumları; özel anaokulu, ilkokul, ortaokul, ortaöğretim (lise), çeşitli kurslar, kişisel gelişim kursu, dil kursu, bale kursu, müzik kursu, özel öğretim kursu, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, sosyal etkinlik merkezleri, mesleki eğitim merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumlarıdır[3]. Bu kurumlara 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu uygulanacaktır. Bu Kanun’un 7/2-b. maddesindeGerçeğe aykırı reklam ve ilan vermesi veya reklam ve ilanlarda öğrenci resim ve bilgilerini kullanması” brüt asgari ücretin beş katı idari para cezası uygulanması için bir sebeptir. Ceza, İl Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilmektedir. Özel öğretim kurumları tekrar bu kabahati işlerse, artık idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanacaktır. Kabahatin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilecektir[4].

    B. 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve İlgili Yönetmeliklerde Düzenlenen Yasaklar

    5580 sayılı Özel öğretim kurumları Kanunu ve bu kanuna göre çıkarılan Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği ile MEB’in çıkardığı yönetmelik ve görüş yazılarında reklam faaliyetlerinin usul ve esasları belirlenmiştir.

    Özel öğretim kurumları bursluluk sınavı için ilan çıkarabilirler. Bu konuda yasak mevcut değildir. Bunu da yılın belli dönemlerinde yapmaktadırlar. Kurumlar, valilik izni ile bursluluk sınavlarının reklam ve duyurusunu Ek 4. madde hükümleri çerçevesinde yapabilir (Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği m.62). EK 4. maddeye göre: “1) Kurumların reklam ve/veya ilanlarında öğrenci resimleri ve isimleri ile öğrenci başarı durum bilgileri kullanılamaz. 2) Kurumların reklam, ilan veya her türlü tanıtıcı faaliyetlerinde, kurumu tanıtıcı bilgilerin bulunduğu karekoda yer verilir. Karekod, kurumun girişinde kolaylıkla görülebilecek bir yerde bulunur”.

    Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü 16.01.2017 tarih ve E.551521 sayılı görüş yazısında bursluluk sınavının ilanı hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir: “Özel öğretim kurumları, ders ya da sınavlardaki başarıları veya bilim, kültür, sanat, spor ve benzeri alanlardaki başarılarından veya maddi imkânsızlıklarından dolayı öğrenci ve kursiyerlere karşılıksız olarak burs verebilmekte, burs vereceği öğrenci veya kursiyerlerini belirlemek amacıyla ocak, şubat ve mart aylarında bursluluk sınavı yapabilmektedirler. Kurumlar, bursluluk sınavı yapmak istemesi halinde bu sınavlar ve burs verilmesine ilişkin şartlarını (burs miktarını, burs şeklini, burs süresini ve burs verecekleri öğrenci/kursiyer sayısı ile bursun hangi durumlarda kesileceğini) bağlı bulunduğu millî eğitim müdürlüğü aracılığıyla il millî eğitim müdürlüğüne bildirecektir. İl millî eğitim müdürlüğünce, Yönetmeliğin 62. ve 63. maddelerinde bahsedilen hususlarla birlikte burs verme şartlarında; öğrenci/kursiyer veyahut velisini mali taahhüde sokacak hükümlerin bulunmaması, bursun verilme şekli ve süresinin açık ve anlaşılır olması durumları incelenecek, şartları uygun bulunan kurumların bursluluk sınavı yapmasına valilikçe izin verilecektir… Kurumların bursluluk işlemlerinin, bursluluk sınavlarının, sınavların ilan ve reklamlarının, Yönetmeliğin 62. ve 63. maddele hükümleri, Ek-4. maddede yer alan "Kurumların reklam ve ilanlarında öğrenci resimleri ve isimleri ile öğrenci başarı durum bilgileri kullanılamaz." hükmü ve bu yazıya aykırı olması veyahut mevzuata aykırı farklı sınav duyurularının olması durumunda, 5580 sayılı Kanunun 7. maddesindeki hükümler ile Yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda işlem yapılacaktır”.

    Yine özel öğretim kurumunun adına dergi gibi bir yayın varsa bu yayının reklamının yapılmasında problem bulunmamaktadır. Bu reklamlar TV’de de yayınlanabilir[5]. Yayını olmayan ancak tanınmış marka haline gelmiş özel öğretim kurumları da bulunmaktadır. Bu durumda yayını olan özel öğretim kurumlarının TV’de reklam vermesi rekabet yasağı oluşturmayacak mıdır sorusu gündeme gelecektir. MEB mevzuatında bu konuda bir düzenlenme yoktur. Zaten olması da beklenemez. MEB mevzuatının amacı piyasayı düzenlemek değil; fertleri, devletin değerlerini ve MEB politikalarını korumaktır[6].

    İdari yaptırımın asıl amacı bozulmuş olan kamu düzenini tekrar sağlamaktır[7]. İdari cezalar, ilgililerin idareye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmelerini ve idare tarafından konulan yasaklara uyulmasını sağlamak için konulan yaptırımlardır[8].

    5580 sayılı Kanunda temelde iki madde ile düzenlenen yasaklar söz konusudur.

    Birincisi 7. maddeden kaynaklı yasaktır:

    İkincisi Kanunun denetim, reklâm ve ilânlar başlıklı 11. maddesine göre düzenlenen yasaklardır:

    5580 sayıılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na göre, gerçeğe aykırı reklam ve ilan faaliyetleri ile öğrenci resim ve bilgilerinin kullanılması yasaktır. Başarısıyla kurumun iftihar ettiği öğrencilerin resimlerini, kazandığı üniversiteleri, aldıkları puanları vs. reklam kapsamında duyurmak MEB mevzuatına göre yasaklanmıştır. Gerekçe çocuk haklarının korunması ise yerinde bir düzenlemedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 32. maddesine göre çocuğun sömürülmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle MEB mevzuatının öngördüğü yasakların haklı olduğu açıktır. Ancak kurslar için de aynı yasak söz konusudur. 19 yaşındaki bir kursiyer önemli bir sınavda birinci olmuşsa bunun da reklamı MEB mevzuatına aykırı görülmektedir. Eğer Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na[9] aykırı bir durum yoksa ve gerekli mevzuata göre reklam ve ilan faaliyeti yapılmışsa, MEB mevzuatına aykırılık da olmamalıdır.

    Öğrenci resim ve başarı durumlarının kullanılması, diğer öğrencilerde psikolojik sorunlara yol açtığı iddia edilerek bir takım çevrelerce desteklenmiştir. Ancak öğrenim çağındaki öğrenci resimlerinin, modellenmiş resimlerin kullanılmasının bununla bir ilgisi var mıdır? İlkokul çağındaki çocuğunu okula götüren anne veya baba temalı bir animasyonun TV’de yasaklanması ne kadar doğrudur tartışılabilir.

    Bir diğer yasak televizyon reklamıdır. Özel öğretim kurumları bir reklam filmi çekip TV’de yayınlamak isterse, bu faaliyet yasaktır. Cezası brüt asgari ücretin beş katı idari para cezasıdır.

    MEB Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde reklam hususu ayrıca ele alınmıştır. Yönetmeliğin ad verme başlıklı 7. maddesinde kurum adlarında yer alacak/almayacak hususlar belirlenmiştir. Buna göre:

    Kurumların tabela, reklam, ilan ve her türlü iş ve işlemlerinde sadece kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatında yer alan kurum adını kullanacaktır.

    Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerin (okulların) kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarında, reklam ve ilanlarında “kolej” ibaresi kullanılabilecektir.

    Kurumların adında “üniversite” kelimesi yer almayacaktır.

    Özel öğretim kurumları, kişisel gelişim kursları gibi çeşitli kursların adında bilim grubu program adları ve açık öğretim öğrencileri için kurs grubu program adları yer almayacaktır.

    Kurumların adlarında kamu kurum ve kuruluşlarının adının, logosunun, işaretinin, markasının kullanılması ilgili kamu kurum ve kuruluşunun mevzuatına uygun vereceği izne tabidir. Bu izinden kasıt genelde ilan, afiş, tabela, ışıklı tabela, cam giydirme hallerinde belediyelerden alınan izinlerdir.

    Peki bir kurumun tekelinde olmayan kelimeler hakkında kararı kim verecektir. Örneğin; “enstitü” kelimesini tüm üniversiteler, ilgili ihtisas konusunda açtıkları birimler için kullanmaktadır. Bir ilkokul veya lise bu adı almak isterse hangi üniversiteden izin almak zorundadır. Ya da YÖK’ten mi izin alacaktır. Benzer sorun “akademi” kelimesinde de vardır. MEB bu tür ibareleri içeren kurum adlarını içeren başvuruları reddetmektedir. Mevzuat değişikliğinden önce bu ibareleri kurum adlarına almış olanlar kullanmaya devam edecektir.

    Yönetmeliğin reklam ve ilanlar başlıklı Ek 4. maddesine göre Kurumların reklam ve ilanlarında öğrenci resimleri ve isimleri ile öğrenci başarı durum bilgileri kullanılamaz. Ayrıca özel öğretim kurumları reklamlarında okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim öğrencilerinin resimleri, öğrenim çağlarına yönelik modellenmiş resimler kullanılamaz.

    Milli Eğitim Bakanlığı Ortaokul ve Ortaöğretim Kurumları Özel Barınma Hizmetleri Yönetmeliği[10] m. 7’de ad verme başlığıyla reklam ve ilan da düzenlenmiştir[11]. Maddeye göre: Kurumlara, 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda belirtilen Türk millî eğitiminin genel ve özel amaçları ile temel ilkeleri doğrultusunda kurumun amacına ve düzeyine uygun, belli bir anlam taşıyan, Türkçe ad verilir. Kurumlara, ülkemizin millî ve manevi değerlerini temsil eden adlar verilebilir ancak ülke, millet, kıta, yabancı kurum ve kuruluş adları verilemez. Türk Dil Kurumu kısaltmalar dizininde yer alan kısaltmalar hariç olmak üzere kurumların adlarını varsa kısaltma ile birlikte kullanması esastır. Kurum adı kısaltma olarak kullanılacak ise kurum adı ve kısaltması kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatında yer alır (f.1).

    Kurumlar, tabela, reklam, ilan ve her türlü iş ve işlemlerinde sadece kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatında yer alan kurum adını ve/veya kısaltmasını kullanır (f.2).

    Kurumların ad ve unvanlarının başka kurumlar tarafından kullanılmasında; 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır (f.3).

    Aynı yönetmeliğin “İlan ve reklam” başlıklı 49.maddesine göre;

    Kurumlar, yalnızca amaçlarına uygun tanıtıcı mahiyette reklam ve ilan verebilir ancak reklam ve ilanlarında gerçeğe aykırı beyanlarda bulunamaz, kişi resimleri ve isimleri kullanamaz, televizyonda reklam ve ilan yapamaz. Kurumlar; reklam ve ilanların birer örneğini yayımından önce bağlı bulundukları il veya ilçe millî eğitim müdürlüğüne vermek zorundadır (f.1).

    Kurumların reklam ve ilanlarında 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine aykırı durumların bulunması hâlinde bu durum Reklam Kuruluna da bildirilir (f.2).

    Yükseköğrenim özel barınma hizmetleri sunan yurtlar MEB kapsamında değildir. Gençlik ve Spor Bakanlığı gözetim ve denetimindedir. Ancak daha önce MEB kapsamında idi. Bu yüzden onların mevzuatında da 5580 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatın etkisi görülmektedir.

    Yönetmeliğin “Kurum isimlendirme ve tabela” başlıklı 14.maddesine göre:

    Gerçeğe aykırı reklam yasağı bu yönetmelikte de yer almaktadır. İlan ve reklam başlıklı 49.maddeye göre “Kurumlar, reklam ve ilan verebilir ancak reklam ve ilanlarında gerçeğe aykırı beyanda bulunamaz”. Ancak bu yönetmelikte reklam yasaklarına uymamanın müeyyidesi düzenlenmemiştir. Bu durumda artık Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uygulanacaktır.

    II. Özel Öğretim Kurumları Mevzuatındaki Düzenlemelerin Tüketici Kanunu Bağlamında Değerlendirmesi

    MEB mevzuatında düzenlenen “gerçeğe aykırı reklam” zaten tüketici mevzuatında da yasaktır. Tekrar özel öğretim kurumları mevzuatında düzenlenmesinin sebebi idari para cezası verilmesinde dayanak oluşturmaktır.

    TKHK m.61’e göre:

    Yine Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin “Doğruluk ve dürüstlük” başlıklı 7. maddesine göre;

    Yönetmeliğin ekinde “Haksız Ticari Uygulama Olarak Kabul Edilen Örnek Uygulamalar”a örnek verilmiştir. Buna göre Aldatıcı Ticari Uygulamalar:

    Şeklinde sınırlı olmayan şekilde sayılmıştır.

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 61. maddesi Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamaları hüküm altına almış; bu hükümlere aykırı davranılması halinde aynı kanunun cezai hükümler başlıklı 77. maddesinin 12. fıkrasına göre idari para cezaları öngörülmüştür.

    Tüketici Kanunu’nun 61.maddesinde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket eden reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları hakkında durdurma veya aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası ve gerekli görülen hâllerde de üç aya kadar tedbiren durdurma cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. Aykırılık;

    a) Yerel düzeyde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise on bin Türk Lirası,
    b) Ülke genelinde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise iki yüz bin Türk Lirası,
    c) Süreli yayınlar aracılığıyla gerçekleşmiş ise (a) ve (b) bentlerinde belirtilen cezaların yarısı,
    ç) Yerel düzeyde yayın yapan radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise beş bin Türk Lirası,
    d) Ülke genelinde yayın yapan radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise elli bin Türk Lirası,
    e) İnternet aracılığı ile gerçekleşmiş ise elli bin Türk Lirası,
    f) Kısa mesaj aracılığı ile gerçekleşmiş ise yirmi beş bin Türk Lirası,
    g) Diğer mecralar aracılığı ile gerçekleşmiş ise beş bin Türk Lirası,

    idari para cezası verilir. Reklam Kurulu, idari işleme konu ihlalin bir yıl içinde tekrar edilmesi hâlinde yukarıda belirtilen idari para cezalarını on katına kadar uygulayabilir.

    Özel öğretim kurumları ticaridir[12]. Bu kurumlarda verilen hizmet eğitim, kamu hizmeti olsa da, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılacaklardır. O halde özel okullar/kurslar ticaret yapabilmek için reklam faaliyetinde bulunursa Tüketici Kanununa tabi olur. Ayrıca 5580 sayılı Kanuna göre idari para cezası verilebilir.

    5580 sayılı Kanun, 6502 sayılı Kanundan önce çıkarılmasına rağmen, 5580 sayılı Kanun 7/2. maddesi 2016 yılında değişikliğe uğramıştır. 6502 sayılı Kanun ise 2013 tarihlidir. Eski-yeni kanun ilişkisi bulunmaktadır. Diğer yönden 6502 sayılı Kanun genel, 5580 sayılı kanun ise özel kanun niteliğindedir. Ancak cezalar açısından bakıldığında 5580 sayılı Kanunun asgari ücretin beş katına kadar idari para cezası verilmektedir. Fiilin tekrarlanması halinde 5580 sayılı Kanuna göre ilk cezanın beş katı ceza verilir. Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun belirlediği 2021 yılında geçerli olan asgari ücret brüt 3.577,50 TL, net 2.825,90 TL’dir. Ceza brüt ücretten kesilir. İlk ceza asgari ücretin beş katı kadar (17.887,50 TL) olacaktır. Aynı fıkradan gelecek ikinci ceza bunun beş kadı kadar, yani 89.437,50 TL tutarında olacaktır. 6502 sayılı Kanuna göre de verilen cezanın on katı cezalar verilebilecektir. Her iki mevzuattan dolayı ceza verilmesi halinde bir eylemden dolayı iki ceza verilmiş olacaktır. Bu duruma ceza hukukunda “ne bis in idem” adı verilmektedir. Bu kural gereği, aynı eylemden ötürü mükerrer yargılama ve cezaya çarptırmaya izin verilmemesi gerekir[13]. Kabahatler Kanunu m. 15 gereği bu kural kabahatlere de uygulanacaktır. Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır. 5580 sayılı Kanun m.7’deki kurallara uyulmaması kabahat olup, idari para cezası ile cezalandırılır. Fiilin iki ayrı idari yaptırım hükmünü ihlal ettiğinden bahisle çifte kabahati yaptırım uygulanması Kabahatler Kanunu m.15/2’e aykırıdır.

    29.08.2018 tarihli MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün Valiliklere (il milli eğitim müdürlüklerine) gönderdiği E. 15129718 sayılı yazıda öğrenci resmi ve başarı durumları paylaşan özel öğretim kurumlarının bulunduğu, bu durumun haksız rekabete yol açtığı, ve Yönetmeliğin Ek 4 ve 7. maddelerine aykırı olduğu ve 5580 sayılı Kanun 7. maddesine göre cezai işlem uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

    Yazı, il milli eğitim müdürlüklerinin denetim yapmasını, şirket isimleri kullanarak reklam yapılıp yapılmadığı, reklam ve ilanlarda öğrenci resim ve bilgileri ile öğrenci başarı durum bilgilerinin kullanılıp kullanılmadığı ve haksız rekabete yol açacak uygulamaların önüne geçilmesi bakımından kurumların sürekli izlenerek mevzuat hükümlerine uymayanlar hakkında işlemlerin ivedilikle yapılmasını… rica etmektedir. Bu yazı üzerine kurumların tabela, logo, ilan, broşür, cam giydirme vs. incelenip sonrasında soruşturma ve cezai işlem yapılması sağlanmıştır.

    Özel öğretim kurumlarının reklamlarında okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim öğrencilerinin öğrenim çağlarına yönelik modellenmiş resimleri kullanılamaz.

    Modellenmiş resimden kasıt nedir mevzuatta tam açıklık bulunmamaktadır. Örneğin, anaokulu reklamında anne-baba çocuk koreografisi yapılsa kabahat midir? Bu husus her ilde ayrı ayrı uygulanmaktadır.

    Özel öğretim kurumlarının sosyal medya üzerinden yapmış olduğu reklam faaliyetlerinde 5580 sayılı Kanun ile yönetmelik uygulanacaktır. Gerçeğe aykırı beyan hem MEB mevzuatı hem de tüketici hukuku kapsamında değerlendirilecektir. Bunun dışında sosyal medyada öğrenci resimlerinin paylaşılması, başarılarının sergilenmesi konusunda bir yaptırım söz konusu olmamıştır. Bu faaliyetler mevzuata göre yasak olmasına rağmen, yaptırım konusunda esneklik tanınmaktadır.

    Özel öğretim kurumu olmayıp veya açlış ve faaliyet izni almadan eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunmak MEB mevzuatına göre taşınmazın mühürlenmesi ve 20 katı brüt asgari ücret tutarında idari para cezası ile müeyyidelendirilmiştir. Bu kişi veya kurumların reklam ve ilan faaliyetlerinde bulunması ayrıca cezalandırılmaz. Ancak reklam ve ilan faaliyetleri kaçak eğitim adını verdiğimiz bu durumun tespitinde önemli delil oluşturur.

    Sonuç Yerine

    5580 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatta özel öğretim kurumlarının reklam ve ilan faaliyetleri düzenlenmiştir. Kurumların adları özel öğretim kurumları mevzutına göre belirlenecek, ilan ve afişleri MEB gözetiminde yapılacaktır. Televizyonda reklam faaliyetleri tamamen yasaklanmış, diğer reklamlarda çocukların modellenmiş resimlerinin kullanılmasının dahi önüne geçilmiştir. Ancak reklam ticari hayatın bir gerçeğidir. Kurumlar sosyal medya üzerinden reklam faaliyetleri yürütüyor olsa da, yasakların kurumlar üzerinde baskı yarattığı bir gerçektir.

    5580 sayılı Kanun’un 7.maddesi gerekçe gösterilerek özel öğretim kurumu hakkında idari para cezasına hükmedilmektedir. Bu yaptırıma karşı, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde cezanın iptali için sulh ceza hakimliğine başvuru yolu açıktır. Çoğu kurum, idari para cezasının iptal edilebileceğine inanmamaktadır. Bir diğer çoğunluk da cezanın nispeten düşük meblağlı olduğunu düşünerek indirimli halinden ödeme yoluna gitmektedir. Ancak idari para cezasının üç kez aynı fiilden tecziye edilmesi, kurumun kapatılmasına sebep olmaktadır.

    Sosyal medya yadsınamayacak kadar güçlü olmasına rağmen, TV hala her meskende baş köşede yerini korumaktadır. Bir mevzuat ile en azından özel öğretim kurumlarının reklam ve ilanları hakkında düzenleme yapılması gereklidir. Çünkü pandeminden önce özel okullar (kolejler) son 15 yılın en düşük kontenjanlarına sahipti. Son bir yıldır da pandemiden dolayı yüz yüze eğitimde sürekli kesinti olduğundan özel okulların ve kursların ayakta kalması zorlaşmıştır. Özel öğretim kurumlarının ayakta kalmasına, bir bir kapanmasının önüne geçilmesine reklamların katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

    Kaynakça

    Abdulkadir Bulut, “Koronavirüs (COVİD-19) Pandemisinin Özel Okul Ücretlerine Etkisi: MEB Mevzuatı ve Sözleşmeler Hukuku Bağlamında Ödeme-İade Problemi”, Covid- 19 Salgınının Hukuki Boyutu (Edit: Prof. Dr. Muhammet Özekes), İstanbul 2020, 519 vd.

    Burcu Erdinç, “İdari Yaptırımların Kavramsal Çerçevesi ve Cezai Yaptırımlarla Karşılaştırılması”, Ankara Barosu Dergisi, 2012/2, s. 239-276.

    Metin Günday, İdare Hukuku, 10.Baskı, Ankara 2011.

    Dipnotlar

    Yazı kaynağı : blog.lexpera.com.tr

    BİLGİ EDİNME HAKKI, ÖNEMİ VE BİLGİ VERME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

     GİRİŞ

    İdare, devletin varlık nedeni olan görevleri yerine getirmekle görevlendirilmiş bulunan ve yönetilenler karşısında kamusal gücün verdiği yetkiler nedeniyle daha güçlü olan örgütlenmelerden oluşmaktadır. Yerine getirmek zorunda olduğu kamusal faaliyetlerin aksaması durumunda ortaya çıkması olası sorunların önlenebilmesi amacıyla idare, bireyler karşısında üstün yetkilerle donatılmıştır. İdare kamusal faaliyetlerin gereği olarak, tek yanlı geçerli irade açıklamasında bulunabilme, irade açıklaması ile hukuk düzeni tarafından kabul gören sonuçlar ortaya koyabilme ve muhataplarının kişisel durumları ya da hakları üzerinde değişiklikler yapabilme gücüne sahiptir.

    İdare, kamusal görevlerini yerine getirirken, yasaların kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde hareket etmekle yükümlüdür. Ancak, idarenin sorumlu olduğu kamusal görevlerin gerektirdiği ayrıntılar her zaman yasa koyucu tarafından bilinip düzenlenemeyeceğinden ya da bilinebilse bile düzenlenmesinin kamu yararına uygun olmamasından hareketle, belli bir hareket serbestîsinin tanınması zorunludur. İdareye tanınan, yasal sınırlar içerisinde hareket serbestîsi, takdir yetkisi, idarenin sorumlu olduğu kamusal faaliyetleri, toplumsal gereksinimlere en uygun şekilde sunabilmesi amacına yöneliktir. Yürütülecek kamusal faaliyetlerin başarıya ulaşması için idareye belli bir hareket alanı bırakılması kadar, idarenin kendisine tanınan hareket alanında gerçekleştirdiği faaliyetlerin kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olması ve bu uygunluğun denetlenmesi de önem taşımaktadır.

    İdarenin karar alma sürecinde hukuk sınırları içerisinde kalıp kalmadığının tespiti ve denetlenmesinde en etkin yollardan birinin kamuoyu denetimi olduğu açıktır. İdarenin yürüttüğü kamusal faaliyetlerde hukuk sınırları içerisinde hareket etmesinin sağlanması, genelde yönetilenlerin, özelde ise, kamusal faaliyetten etkilenecek kişilerin idari uygulamalardan haberdar olması ve sürece katılması ile yakından ilişkilidir. İdarenin sahip olduğu ayrıcalıklar, bir yandan tek yanlı karar alabilmeye olanak verirken, diğer yandan idarenin tek taraflı uygulamalarından etkilenecek kişilerin durumdan haberdar olmasını gerektirmektedir.

    İdarenin gerçekleştirdiği kamusal faaliyetlerin ilgililerinin, gerçekleştirilen uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmaları en doğal haklarıdır. İdarenin tek yanlı irade açıklamaları ile kişisel durumlar ve haklar üzerinde değişiklikler yapabilme gücü karşısında bireylerin, gereksinim duyacakları bilgi ve belgeye ulaşma hakkına sahip olmaları yarışan ve çatışan çıkarların dengelenmesi açısından zorunludur. Yürütülen kamusal faaliyetlerle ilgili olarak idareden bilgi ve belge talep etme hakkına sahip kişiler, idarenin gerçekleştirdiği faaliyetlerden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen kişilerdir.

    Bilgi edinme hakkı kapsamında, idareden talep edilen bilgi ve belgelerin ilgilere verilmesi uygulamasının mutlak olamayacağı, bilgi edinmenin de bir sınırının olduğu, her talep edilen bilgi ve belgenin verilmeyeceği/verilemeyeceği açıktır. Bilgi edinme hakkı kapsamında idarenin bilgi vermesi zorunluluğunun kapsamının ve sınırlarının belirlenmesinde yarar vardır. Bu çalışmada, AB uyum süreci bağlamında çıkarılmış bilgi edinme yasası kapsamında, bireylerin idareden talep ettikleri bilgi ve belgelerin ilgililere verilmesi konusu ele alınmıştır. Kişilerin bilgilenme sürecinde bilgi kaynakları, büyük oranda kamu kurum ve kuruluşlarından bağımsız kaynaklardır. İdare dışındaki kaynaklardan gelen bilgilere ulaşma konusu, bilgi edinme hakkı kanunu kapsamında olmadığından inceleme konusu yapılmamıştır.

    I-BİLGİ EDİNME HAKKI KAVRAMI VE KAPSAM

    Gelişmiş demokrasiler, kişilerin sorumluluklarına karşı ilgisiz kalma, vergi ödemeden kaçınma çabası ve kamu hizmetlerinden kaynaklanan memnuniyetsizlikleri içeren sorunları çözme uğraşı içerisindedirler. Ortaya çıkan yaygın sorunlar, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasını acil hale getirmiştir. Kamu yönetiminde ortaya çıkan, eşitsizlikler, memnuniyetsizlikler, yolsuzluklar vb. sorunlarla ilgili olarak yargısal denetimin yetersiz kalması yeni bir yönetim anlayışına geçmeyi zorunlu hale getirmiştir. Yeni yönetim anlayışı, bireylerin kamu yönetimine ilişkin bilgi edinme hakkına sahip olması ve yönetime katılarak sorunların çözümüne katkıda bulunması esasına dayanmaktadır[1].

    İdare kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla hareket ederken çeşitli kaynaklardan bilgiler toplar, bu doğrultuda değerlendirmeler yapar ve karar alır. İdarenin kamu görevlerini yerine getirirken topladığı bilgiler ve idari işleyişe ilişkin bilgi ve belgeler idarenin sahip olduğu bilgilenme kaynaklarıdır. İdarenin sahip olduğu bilgi kaynaklarını kamuoyundan gizlemesi her zaman kamu yararına hizmet etmez[2].

    Toplumsal bir varlık olan bireyin yaşamında bilgilenmenin önemi ve yeri tartışmasızdır. Toplumsal ilişkilerden hak ve yükümlülüklerine kadar pek çok konuda birey bilgiye ulaşma ve ulaştığı bilgiye göre hareket etme gereği ve ihtiyacı içerisindedir. Bilgi edinme bireyin birey olarak var olmasını sağlayan düşüncelere sahip olabilmesi ve kendi kendini ifade etmesi açısından birincil öneme sahip bir koşuldur. Bilgi edinme yolları kapalı bireylerin düşünce ve ifade konusunda özgür bulunması anlamlı olmayacaktır.

    Özgür düşünceli insanların bulunduğu ortamlarda demokrasi ve onun gereği olan kurumlar var olabilir[3]. Doğru bilgilenme olanağına sahip olmayan bireylerin özgür olması olanaksız olduğu gibi, devlet kurumları tarafında üretilen bilgiye ulaşılma olanağı tanınmadan bilgi edinme hakkının varlığından da söz edilemez.

    Bilgi edinme bir hak olarak bireye tanınırken bu hakkın mutlak bir hak olarak düşünülmesi olanaksızdır. Çünkü bir yanda kamu yararı diğer yanda özel hukuk kişilerinin yarışan çıkarları bilgi edinme hakkının belli sınırlar içerisinde kullanılan bir hak olmasını zorunlu hale getirmektedir. Bilgi edinme hakkı kavramının ve kapsamının belirlenmesi ve bu haktan yararlanacakların hak sahibi olmaları için taşımaları gereken koşulların bilinmesinde yarar vardır.

    1-BİLGİ EDİNME HAKKI KAVRAMI

    İletişim, düşünce ve ifade özgürlükleri bağlamında tartışılmış olsa da bilgi edinme hakkı, Avrupa Birliği uyum reformları[4] sürecinde çıkarılan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu(BEHK)[5] ile gündeme gelen bir kavramdır. Bilgi edinme hakkı değişik görünümlerde karşımıza çıkması olası bir haktır. Bilgi edinme hakkı, devletin sınırlaması olmaksızın bireylerin bilgiye ulaşmasına olanak sağlayan bir özgürlük olarak karşımıza çıkabileceği gibi, devletin sahip olduğu bilgi ve belgeleri belli koşullar altında bireylerle paylaşması olarak da karşımıza çıkabilir. Bilgi edinme hakkı, bireylerin bilgiye ulaşması konusunda bu iki görünümün bazen yalın bazen de birlikte ortaya çıktığı bir haktır[6]. Çağdaş demokrasilerde, bireylerin sağlıklı bilgilenmesi ve doğru bilgiye ulaşması, hukuk devleti ve demokratik yaşamın güvencesini oluşturur. Anlamlı bir demokrasinin varlığı bilgi edinme hakkının yaşama geçirilmesiyle yakından ilişkilidir[7]. İdare, bireylerin doğru bilgilenmesini engellememe yükümlülüğünün yanında, bilgilenme gereksinimi içerisindeki toplumun sağlıklı bilgilenmesi ve bilgiye ulaşabilmesi için gerekli tedbirleri de almakla yükümlüdür[8].

    Bilgi edinme hakkı, düşünce ve ifade özgürlüklerinin ön koşulu olarak, bireyin doğru bilgiye ulaşması, bilgi edinmeye engel olunmaması, bilgilenmenin önündeki engellerin kaldırılması ve bilgiye ulaşmayı kolaylaştıracak tedbirlerin alınmasını kapsar. Bilgi edinme hakkı, resmi veya gayrı resmi bilgi ve belgelere ulaşmak suretiyle bireylerin doğrulardan haberdar olabilme hakkıdır. Bireylerin bilgiye ulaşma gereksiniminin karşılanması, ancak haberleşme ve kitle iletişim özgürlüklerinin tam olarak uygulanmasıyla olanaklıdır. Bilgi edinme hakkı idareye, olumlu ve olumsuz yükümlülükler getiren bir haktır. Bireyin bilgilenme gereksinimi konusunda bilgi kaynaklarının çeşitliliği ve bilgiye ulaşma şekillerinin farklılığı bilgi edinmenin hak mı yoksa özgürlük mü olduğu konusunda duraksamalara yol açmaktadır[9]. Kişilerin bilgilenme gereksinimleri, yaşamın merkezinde yer alan bir özgürlük ve hak olarak karşımıza çıkar. Kişilerin bilgi edinme gereksinimleri Bilgi edinme özgürlüğü ve bilgi edinme hakkını doğurmuştur[10].

    A-ÖZGÜRLÜK OLARAK BİLGİ EDİNME

    Bilgi edinme, bireyin yaşamını devam ettirme sürecinde, zorlukları aşma ve kolaylığı yakalama amacına yönelik olarak, senteze ulaşabilmek için çevresinden veriler toplamasıdır. Bireyin elde edeceği verilerin kaynağı sadece kamu kurum ve kuruluşları olmadığı gibi, toplumla da sınırlı değildir. Bireyin yaşamını kolaylaştırmak için bilgilenme gereksini, devletten talep edilecek bir hak olmanın yanında, küreselleşme süreci ve sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişle birlikte bir özgürlük olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bilgi toplumuna geçilmesi, kitle iletişim araçlarının dünyayı tek bir ülke haline getirmiş olduğu gerçeği, ülke sınırlarını yok sayan sosyal ve ekonomik faaliyetlerin hızla artması ve siyasi sınırların anlamsızlaşmasıyla birlikte, bilgi akışının bütün insanlığa yönelmesi bilgi edinmeyi bir özgürlük haline getirmektedir[11]. Bilgi akışının engellenmemesi, bireylerin bilgiye ulaşabilmesi, gerçeklerin gizlenmemesi vb. olumsuz tavrın devletten beklenmekte olması, bilgi edinmenin özgürlük boyutuyla ilgilidir. Özgürlük olarak bilgi edinme, Düşünce Özgürlüğü, Basın Özgürlüğü, Kitle İletişim özgürlüğü, Haberleşme Özgürlüğü gibi özgürlüklerle iç içe geçmiş bir özgürlüktür. Özgürlük olarak bilgi edinme, kamu kesimi dışındaki bilgi kaynaklarından bireyin bilgilenme gereksiniminin karşılanması sürecine karışılmamasıdır.

    B-HAK OLARAK BİLGİ EDİNME

    Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında düzenlenmiş bulunan bilgi edinme, bireyin kamu kurum ve kuruluşları elindeki bilgi ve belgeye ulaşmasını ifade etmektedir. Devletin, hareketsiz kalmak yerine, bireylerin bilgi gereksinimi konusunda harekete geçme yükümlülüğü altında bulunması ve bireyin bilgi verilmesini devletten talep etmesi durumunda bilgi edinme bir hak olarak karşımıza çıkar. Bilgi edinmeyi hak olarak kabul eden sistemlerde idare, bilgi edinme talepleri konusunda bağlı yetkiye sahiptir. bilgi edinmeyi hak olarak gören hukuk düzenlerinde bilgi ve belgelere ulaşma kural, gizlilik ise istisna olarak karşımıza çıkar[12].

    Çalışmanın konusu, bireylerin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının görevleri gereği sahip oldukları ya da sahip olmak durumunda oldukları bilgi ve belgelerin kişilere verilmesidir. Çalışmanın konusu olarak konuya yaklaşıldığında bilgi edinme bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır.

    2-BİLGİ EDİNMENİN KAPSAMI

    Özgürlük ve hak olarak bilgi edinme, geniş kapsamlı bir kavramdır. Bilgi edinme hakkı bireyin, resmi bilgilere ulaşma hakkını sağladığı gibi, resmi olmayan bilgilere ulaşmanın engellenmemesini de kapsar.

    A-RESMİ OLMAYAN BİLGİLERE ULAŞMA

    Bireyin düşünce ve ifade özgürlükleri açısından bilgi edinme temel koşul niteliğindedir. Özgür düşünebilen, kendini ifade edebilen bireylerin varlığı bilgi edinme hakkının yaşama geçirilmiş olması ile yakından ilgilidir. Bireyin bilgilenme gereksinimi içerisinde resmi bilgiler kadar resmi olmayan bilgiler de yer alır. Kamusal faaliyetler dışında üretilen bilgiye ulaşmak bireyin bilgilenme hakkının önemli bir bölümüdür, daha doğru bir ifadeyle bilgilenme özgürlüğüdür. İdare, bireyin resmi olmayan bilgilere ulaşması konusunda genellikle engel olmama yükümlülüğü altındadır. Buna karşılık, resmi olmayan bilgi kaynaklarının, gerçek dışı bilgi üretmek suretiyle, toplumun zarar görmesine neden olması tehlikesine karşılık idare, gerek duyacağı tedbirleri alarak kamu yararını gerçekleştirmekle de yükümlüdür. İdare bu yükümlülüğü kapsamında, bireyin resmi olmayan bilgi kaynaklarına engel oluşturmama kadar yanlış bilgilendirilmenin önlenmesi yükümlülüğüne de sahiptir.

    Kişilerin resmi bilgi kaynakları dışındaki kaynaklardan bilgilenme özgürlüklerinin sınırsız olmayacağı, bilgi akışının sağlıklı bir şekilde işlemesi için bilgi edinme sürecinin düzenlenmesi gereği açıktır. Bilgi Edinme Özgürlüğünün başkasının özgürlükleri aleyhine kullanılması kabul edilemeyeceği gibi, bu özgürlüğün kamu düzenini olumsuz etkileyecek şekilde kullanılmasına da izin verilemeyecektir.

    B-RESMİ BİLGİ VE BELGELERE ULAŞMA

    Özgür bireyler, özgür düşünceli ve düşündüğünü ifade edebilme olanağına sahip olan bireylerdir. Özgür düşünceli birey, düşüncesi yönlendirilmemiş birey demektir. Bireyin düşüncesinin yönlendirilmemiş olması ise, bireye doğru bilgi akışının sağlıklı olmasını gerektirir. Bilgi manipülasyonunun olduğu bir ortamda düşüncelerin özgürce şekillenmesi olanaksızdır. Bireylerin düşüncelerinin hileli yönlendirmeden uzak bir şekilde oluşmasının sağlanması için idarenin elindeki bilgilerin toplumla paylaşımı önem taşımaktadır. Bilgilenme hakkının en önemli boyutu resmi bilgilere ulaşma olanağının bireylere sağlanmasıdır. Bilgilenme hakkının kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının sahip olduğu bilgi ve belgeye ulaşmayla ilgili kısmı bilgi edinme hakkı olarak yasal düzenlemeye konu edilmiş ve bireylerin resmi belge ve bilgilere ulaşma hakkı yasal güvenceye alınmıştır(BEHK m.2). Kişilerin resmi bilgi ve belgelere ulaşma hakkı, idarenin sahip olduğu yazılı belgelerle sınırlı olmayıp, idarenin sahip olduğu her türlü bilgi ve belgeyi kapsamaktadır[13].

    Resmi bilgi ve belgelere ulaşma, bireyin kendini bireysel ya da toplumsal olarak ilgilendiren konulara ilişkin devletin sahip olduğu bilgi kaynaklarına ulaşmasıdır. Bireyin resmi bilgi ve belgelere ulaşma süreci, idareye başvuru sonucunda kişilere bilgi verilmesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, ilgili kurum ve kuruluşların sahip oldukları bilgileri doğrudan kamuoyuyla paylaşması şeklinde de ortaya çıkabilir[14]. Kamu kurum ve kuruluşlarının yerine getirmekle görevli oldukları kamusal göreve ilişkin bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşmak üzere, hazırlayacakları bilgilendirme raporlarıyla kamuoyuna bilgi vermeleri yönündeki uygulama, bilgi edinme hakkını güçlendirecektir[15].

    C-DESTEKLEYİCİ HAKLAR

    Bireyin bilgilenme hakkına hizmet eden, düşünce, haberleşme, kitle iletişim ve ifade vb. özgürlükler konusunda idarenin alacağı tavır, bilgilenme hakkının sağlıklı bir şekilde kullanılıp kullanılamayacağı konusunda da belirleyici olacaktır. Bilgi edinme hakkı kapsamında bireylerin resmi-gayri resmi bilgi ve belgelere ulaşmasının kolaylaştırılması ve engel olunmaması önem taşımakla birlikte yeterli değildir. İdare, bilgi edinme hakkının var olabilmesi açısından önem taşıyan haklarında kullanılabilir olmasını sağlamakla yükümlüdür. Düşünce özgürlüğü bulunmayan ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmış olduğu bir toplumlarda bilgi edinme hakkının varlığı çok fazla önemli olmayacaktır. Kitle iletişim ve haberleşme özgürlükleri kısıtlanan toplumlarda ise, bilgi edinme hakkı tam olarak var olamayacaktır.

    Bilgi edinme hakkı konusunda idare, sahip olduğu bilgi ve belgeleri yasal sınırlar içerisinde bireylerle paylaşma yükümlülüğünün yanında, bilgilenmenin ön koşulu ve tamamlayıcısı olan haklarla ilgili yükümlülüklerini de dikkate alarak hareket etmek zorundadır.

    II-BİLGİ EDİNMENİN ÖNEMİ

    Bilgi edinme insan yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan, edindiği bilgiler doğrultusunda yaşamını yeniden düzenleyen, edindiği bilgiye göre yaşam tarzını ayarlayan ve geleceğini planlayan bir varlıktır. Toplumsal yaşam, ancak bireyin bilgi edinebilmesi durumunda anlamlıdır. Yaşadığı toplum hakkında bilgilenemeyen veya bilgiye ulaşma yolları kapatılmış bir bireyin toplumsal varlık haline gelmesi olanaksızdır. Bilgi edinme insanlar için yaşamsal öneme sahip bir gereksinimdir.

    1-DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ AÇISINDAN ÖNEMİ

    Demokrasi, temel hak ve özgürlükleri en fazla güvence altına alan yönetim anlayışı olarak tanımlanabilir. Ancak temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınmış olan kişiler, yönetim faaliyetlerine aktif olarak katılma talebinde bulunabilir. Temel hak ve özgürlükleri konusunda çekinceleri olan bir toplumun yönetime katılma talebinde bulunması oldukça zordur. Yönetime katılma talebi, kamusal görevlerin yerine getiriliş sürecinden haberdar olma, bilgi akışının sağlanması ve doğru bilgilenmeyle yakından ilgilidir. Demokratik yönetim anlayışının yaşama geçirilmesi sürecinde, bireyin bilgi edinme hakkını kullanmasına olanak sağlayacak güven ortamının sağlanması ve bilgi edinme hakkının güvenceye alınması zorunludur[16].

    İkincin dünya savaşı sonuna kadar, genel olarak ülkelerin yönetimleri, dışa kapalı, özellikle de karar alma sureci ilgililerine kapalı bulunmaktaydı. Demokrasi cephesinin zaferi üzerine, hemen bütün ülkelerde demokratikleşme sureci başlamıştır. Demokratikleşme sürecinin sonunda kapalı toplumlardan açık topluma geçiş yaşanmıştır. Yaşanan geçiş sureci sonrasında açık yönetim anlayışı hayata geçirilmiş ve kişiler yönetimde etkinlik kazanmıştır[17]. Küreselleşme sürecinin küresel bireyler doğurması, sınırların kültürel ve ekonomik anlamda etkisizleşmesiyle birlikte bilgi edinme gereksinim ve talepleri artmıştır.

    Bilgi edinme hakkının konusu olan bilgi edinme özgür bireylerin varlığı açısından önem taşımaktadır. Demokratik yönetim anlayışının yaşama geçirilmesi ve demokratik kurumların sağlıklı işlemeleri açısından özgür düşünceli bireylerin varlığı önemlidir. bir ülkenin yönetiminin oluşumunun ve kuruluşunun demokratik olması demokratik yönetimin varlığı için yeterli değildir. Yönetimin kuruluşu ve oluşması kadar işleyişinin de demokratik olması gerekir[18]. Yönetimde demokrasi, demokratik olarak oluşan ve yapılanan yönetimin işleyişinde de demokrasinin hakim olması anlamına gelir. Demokratik yönetim anlayışının toplumun yaşamına yerleşmesinin sağlanması ve yönetimde demokrasinin gerçekleştirilebilmesi açısından bilgi edinme hakkı büyük önem taşımaktadır[19]. Bireylerin toplumsal faaliyetlere ilişkin bilgi ve belgelere ulaşamaması durumunda bu kişilerin, yönetime katılma isteklerinin kırılması doğaldır. Yönetimin işleyişine katılmak isteyen bireyin gereksinim duyacağı ilk şey, bilgilere ve belgelere ulaşarak yönetim konusunda bir düşünceye sahip olmaktır. Bireyin bilgilenmesi sınırlandırılarak ya da tamamen engellenerek yönetime katılım isteği yok edilebilecektir. Bireylerin katılım taleplerinin gereği olarak idare, sahip olduğu bilgi ve belgeleri yönetilenle paylaşmak üzere gerekli yapılanmayı kurmakla yükümlü olmalıdır. Demokratik hukuk devleti açısından bilgi ve belgelere ulaşma konusunda idare, toplumun bilgilenmesine engel olmamak yükümlülüğü bir yana, bilgiye ulaşmayı kolaylaştıracak alt yapıyı kurma görevi vardır.

    Hukuk devleti açısından yönetimin hukuka bağlılığının sağlanması çok önemlidir. Hukuk devleti ilkesinin anayasal ve yasal olarak kabul edilip düzenlenmesi tek başına bir anlam taşımayacaktır. Hukuk devleti ilkesinin yazılı hukuk metinlerinde yer almasından da önemli olan konu, idarenin hukuka uygun davranmasının sağlanmasıdır. Yönetimin hukuka bağlı hareket etmesinin sağlanmasında en önemli faktör yargı denetimidir. Ancak, yargı denetiminin etkili bir şekilde harekete geçirilmesi ve kamuoyu denetimi gücünün de katılımıyla idarenin hukuka bağlılığının sağlanması çok daha sağlıklı bir denetim yoludur[20]. Yargı denetiminin harekete geçirilmesi, etkin bir yargı denetimi açısından kamuoyunun konuya ilgili olması ve yargı denetimine ek olarak kamuoyu denetiminin etkin bir şekilde devreye girmesi sağlanarak idarenin hukuk sınırları içerisinde hareket etmesi bilgi edinme hakkıyla yakından ilgilidir.

    Bilgi edinme hakkının kullanımına olanak verilmesi ve bilgiye erişmenin sağlanması sağlıklı bir demokratik yönetim açısından çok önemlidir. Bilgiye erişemeyen birey, haklarını koruması konusunda yaşayacağı zorluğa paralel olarak yükümlülüklerini yerine getirmek istemeyecektir[21]. Haklarını kullanamayan ve yükümlülüklerinden kaçınmaya çalışan bireylerin oluşturduğu bir toplumun sağlıklı bir işleyişe sahip olduğunu söyleme olanağı yoktur. Bilgi edinme hakkı, idare hukukunun devlete karşı bireyi koruma amacının yaşama geçirilmesi sürecindeki geleneksel sessizliğini bir yana bırakarak, idare karşısında kişilerin hak ve menfaatlerini korumaya yönelik olarak[22] atılmış bir adım olarak kabul edilmelidir.

    2-SAVUNMA HAKKI AÇISINDAN BİLGİ EDİNMENİN ÖNEMİ

    Bilgi edinme bireyin temel gereksinimlerinden biridir. Birey, ulaştığı bilgiler doğrultusunda yaşamında değişiklikler gerçekleştirir. Elde ettiği bilgilere göre, zarar görme riski varsa, gerekli savunma tedbirlerini alır. Bireyin bilgi edinme hakkı kapsamında düzenlenmiş bulunan idari makamların ellerinde bulunan bilgiye ulaşma hakkı, kamu gücünü kullanan kurumlar karşısında bireyin kendi çıkarlarını korumasına olanak verecektir. Birey, idari makamların kendisi hakkında düzenlemiş ya da toplamış bulunduğu bilgi ve belgeler hakkında bilgi edindiği takdirde hem idari makamlar önünde hak ve menfaatlerini koruyabilecek hem de yargı yerleri önünde savunma hakkını daha etkin kullanabilecektir. Tek yanlı irade beyanıyla bireylerin hukuki durumlarını değiştirebilme yetkisine sahip idari makamlar karşısında zayıf durumdaki bireylerin, bilgilenme hakkını kullanarak haklarını idare ve yargı yerleri önünde daha güçlü savunabilmeleri yarışan çıkarlar arasında bir denge oluşturacaktır.

    Bireylerin savunma haklarını daha etkin kullanabilmeleri açısından bilgilenme hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken bir başka nokta ise, idari yargı kararlarına ulaşmada yaşanan zorluklardır. Yargı kararlarının açıklığı ilkesi gereğince, yargı yerlerinin kararlarına ulaşma konusunda hukuki bir engel bulunmamakla birlikte teknik açıdan zorluklar bulunmaktadır. Özellikle Danıştay kararlarına ulaşmak isteyen bireyler zorluklarla karşılaşmaktadırlar. İdari yargı yerlerinin iş yükünün fazla olması, yargı yerlerinde çalışan personelin istenilen kararları başvuruculara sağlama konusunda yetersiz kalma ve isteksiz davranması sonucunu doğurmaktadır. Bireylerin savunma haklarını etkin bir şekilde kullanmalarına katkı sağlayacak olan yargı kararlarına, özellikle de Danıştay kararlarına, ulaşma olanağının sağlanması bilgi edinme hakkının yaşama geçirilmesi açısından önem taşımaktadır. Devlet, yargı kararlarına ulaşmayı engelleyen nedenleri ortadan kaldıracak gerekli teknik alt yapıyı kurmakla yükümlüdür. Adalet Bakanlığı, idari yargı yerlerinin, özellikle Danıştay’ın, kararlarını bilgisayar ortamına aktararak, toplumun yararlanmasına sunma yükümlülüğü altındadır[23]. İdari yargı kararlarının ulaşılabilir olması, bireylerin savunma haklarını daha etkin kullanmasına olanak sağlamanın yanında, idari yargı yerlerinin iş yükünün de azalmasını sağlayacaktır.

    3-AÇIK YÖNETİM AÇISINDAN BİLGİ EDİNMENİN ÖNEMİ

    Şeffaf yönetim ya da açık yönetim ilkesi, hukuk devleti ilkesinin yönetime hakim olmasını sağlayan yönetim aşamasıdır. Şeffaflık ya da saydamlık, kamusal görevlerin yerine getiriliş sürecinde idarenin vatandaşa yakın olması anlamına gelir[24]. Yönetimin açık olması, idarenin karar alma sürecinde, görünenin dışında gerekçelerle karar almasını, mevzuatta düzenlenmiş bulunan yöntem kurallarının göz ardı edilmesi suretiyle karar alınmasını ve hukuk sınırları içerisinde serbest hareket etme olanağına sahip mercilerin keyfi hareket etmesini engelleyecektir. İdare, karar alırken bu kararın gerekçesinden kararın alınma sürecine, kurul halinde karar alınması gerekirken elden dolaştırma şeklinde karar çıkarılıp çıkarılmadığına, karar alınma sürecinde yapılan konuşma ve tartışmalara kadar her konunun kamuoyu tarafından takip edilmekte olduğunun ya da takip edileceğinin bilincinde olarak karar alacak olursa hukuk sınırları içerisinde kalacaktır.

    Açık ya da şeffaf yönetim anlayışını hayata geçirmiş toplumlarda, kamu yönetiminde yolsuzluklar görülmez[25]. Saydam yönetim anlayışının egemen olduğu toplumlarda, ulusal kaynaklar toplum yararına kullanılır ve bu toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmaları daha sağlıklı bir şekilde sağlanır. Açık toplumlarda kamu yönetiminin işleyişinde hukuk dışı uygulamaların ve yolsuzlukların ortaya çıkmamasının nedeni, yönetimin sivil toplum tarafından denetlenmesine olanak verecek bir yönetişim sisteminin varlığıdır. Gizlilik kültüründen beslenen bir yönetim anlayışının açık topluma, şeffaf yönetim anlayışına dönüşmesi belli bir geçiş sürecini gerektirir[26].

    Açık toplum ya da şeffaf yönetimin uygulamaya geçirilmesi durumunda toplumun devlete bağlılığı güçlenecektir. Çünkü açık yönetim, idarenin güvenirliğini sağlayan, idareye olan inancı artıran, idari işleyiş ve işlemlerde nesnel davranmayı gerektiren, dürüst ve adil bir yönetime olanak veren, idari kararların daha isabetli alınmasına, kararlı bir yönetim gerçekleştirilmesine, kamu görevlerinin etkinliğine ve yönetim harcamalarının azaltılmasına olanak sağlayan bir yönetim anlayışıdır[27].

    Şeffaf yönetime geçiş süreci, aynı zamanda bilgi edinme hakkının yaşama geçiriliş sürecidir. Bilgi edinme hakkı, yönetimin şeffaflık içerisinde gerçekleştirilmesinin önemli koşullarından biridir. Açık yönetim ya da yönetimde şeffaflık sağlanarak hukuk devletinin yönetime hakim olması yolunda en önemli aşama, bireylerin idari faaliyetlere ilişkin bilgi ve belgelere ulaşabilme hakkına sahip olmalarıdır. Bireylerin idarenin elindeki bilgi ve belgelere ulaşması hakkı iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda bireylerin kendilerini ilgilendiren bilgilere ulaşması, ikincisi ise, bütün toplumu, kamuoyunu ilgilendiren bilgi ve belgelere ulaşma hakkıdır[28].

    4-TOPLUMSAL GELİŞİM AÇISINDAN BİLGİ EDİNMENİN ÖNEMİ

    Bilgi edinme toplumların gelişmesinde temel işleve sahip bir gereksinimdir. Bilgi edinme yolu kapalı toplumların gelişmesi olanaksızdır. Açık toplum açısından bilgi edinme yaşamsal önemdedir[29]. Toplumun, ekonomik, teknik, kültürel vb. açılardan ilerlemesi bilgi edinme olanağının gelişmişlik boyutuyla yakından ilgilidir. Değişen ve gelişen koşullardan habersiz olarak ekonomik faaliyet yürüten bireyin başarılı olması beklenemeyeceği gibi, ekonomik önceliklerin ve gereksinimin değişim sürecini bilmeden yapılan bir sanayi üretimi veya toplumların gereksinimlerini dikkate almayan bir teknik buluş hiçbir değer taşımayacaktır. Dünya bilgi toplumu olma sürecini tamamlamak üzeredir. Dünyada, ulus devletten küresel topluma, sanayi toplumundan bilgi toplumuna doğru bir geçiş süreci yaşanmakta ve toplumların mevcut kurumları ortaya çıkan yeni durumun gerektirdiği gereksinimleri karşılayamamaktadır[30]. Küresel toplum ve yönetimler yeniden şekillenirken en önemli güç bilgi, bilgiye ulaşma ve bilgiyi kullanmak olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ülkelerin temel hedefi olan, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan kalkınma çabalarının başarıya ulaşabilmesi noktasında en önemli faktör sağlıklı bir bilgi edinme yapısının kurulması olacaktır. Bilgiye ulaşmayı engelleyen, bilgiye yasak koyan ve bilgiye ulaşmayı cezalandıran bir yönetim anlayışının hakim olduğu bir toplumda gelişme ve ilerleme beklenen düzeyde gerçekleşemeyecektir.

    5-BİLGİ EDİNME VE ULUSAL GÜVENLİK

    Bilgi edinme ve bilgi edinmeyi güvenceye alan bilgi edinme hakkı kavramını ulusal güvenlikten ayrı düşünmek olanaksızdır. Bilgi edinmenin kendi elindeki bilgi ve belgelere ilişkin olması durumunda idare, talep edilen bilginin ulusal güvenliği ilgilendirmesi durumunda bilgi edinme hakkına sınırlamalar getirebilme yetkisine sahip bulunmaktadır. Çünkü idare, toplumun güvenliğine yönelik tehlikeleri önlemeye yönelik tedbirleri almakla görevli ve yetkilidir[31]. İdareye tanınan bu yetki, bilgi edinme hakkı ile ulusal güvenlik arasındaki olumsuz ilişkiyi ifade etmektedir. Bilgi edinmeyle ulusal güvenlik arasındaki ilişki sadece kavramların karşılıklı olarak sınırlanması ve olumsuz etkilenmesi şeklinde karşımıza çıkmaz. Bilgi edinmenin bir boyutunda ulusal güvenliğe katkı sağlamak da vardır. Bilgilenme alt yapısı sağlam kurulmuş toplumlar, küresel bir toplum haline gelerek ulus devletleri doğal seyrinde ortadan kaldıran süreçte varlıklarını devam ettirme gücüne sahip olabilecekken, bilgi edinme alt yapısı yetersiz olan toplumlar bağımsız varlıklarını devam ettiremeyeceklerdir.

    Ulusal güvenliğin sağlanması hatta devletin varlığını devam ettirebilmesi için ülkeler, bilgiye ulaşma, bilgiyi toplama, değerlendirme ve kullanma konusunda sağlıklı bir alt yapı kurmak ve gerekli personeli yetiştirmek zorundadırlar.

    III-BİLGİ EDİNME HAKKI VE İDARE

    Bilgi edinme hakkı kanunuyla getirilen düzenlemeyle idare, bilgi edinme sürecinde bireyin bilgi gereksinimi konusunda olumlu ve olumsuz yükümlülükler altına sokulmuş bulunmaktadır. Bilgi edinme hakkı kanunu kapsamında ve kanun kapsamı dışında idare, kimi zaman hareketsiz kalma, kimi zaman bilgilenme hakkının kullanılması sürecini izleyerek bireyleri yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerden koruma, kimi zamansa aktif olarak bireylerin bilgiye ulaşma taleplerini karşılama ve kolaylaştırma yükümlülüğü altındadır. Gerçekleştirilen düzenlemelerle idare, hareketsiz kalma konumundan, bilgi edinme hakkının kullanımında etkin rol oynama konumuna geçmiştir.

    1-BİLGİ EDİNMEYİ ENGELLEMEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Bilgi edinme hakkı konusunda idarenin yerine getirmek zorunda olduğu ilk yükümlülük, bireylerin bilgiye ulaşması sürecinin engellenmemesi yükümlülüğüdür. Bireylerin bilgi edinme hakları kapsamında sağlıklı bilgiye ulaşmaları sürecinde idare, bilgi kaynaklarından bilginin bireylere ulaşmasını engellememe yükümlülüğü vardır. Düşünce özgürlüğüne karışan, haberleşme özgürlüğünün kullanımını engelleyen ya da kısıtlayan, kitle iletişim özgürlüğü konusunda hukuk dışı uygulamalar gerçekleştiren bir yönetimin hakim olduğu toplumda bilgi edinme hakkının kullanımından bahsetme olanağı yoktur.  Bilgi edinme hakkı konusunda idarenin engel olmama yükümlülüğü, düşünce, ifade, haberleşme ve kitle iletişim ve benzeri özgürlüklerin hukuksal sınırları içerisinde serbestçe kullanılmasına karışmamayı ifade eder. İdarenin bilgi edinme hakkına ilişkin engel olmama yükümlülüğü, idarenin özgürlüğün kullanımına karışmamasıdır.

    2-YANLIŞ BİLGİYE ENGEL OLMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Bilgi edinme hakkı, diğer hak ve özgürlükler gibi, hukuk sınırları içerisinde kullanılması gereken bir haktır. Bilgi edinme hakkı kanununda düzenlenmemiş bulunmakla birlikte idare, doğru bilgi akışını engelleyerek toplumun sağlıksız bilgilendirilmesine yönelik bilgilere engel olmakla yükümlüdür. Toplumun bütününün ya da bir kesiminin yanlış bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi suretiyle hukuka aykırı durumların ortaya çıkmasına engel olmak idarenin güvenliği sağlama görevi kapsamındadır.

    Bilginin en önemli güç olduğu günümüzde, yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerle ülkelerin ekonomik, sosyal, kültürel ve ulusal varlıklarının zarara uğratılması kolay başarılabilecek hedeflerdendir. Bilgi ve iletişimin en üst düzeyde toplum yaşamına egemen olduğu bir dünyada, toplumu yanlış yönlendirmek suretiyle yasa dışı kazanç elde etmeden, kamu düzenini bozmaya kadar pek çok alanda bilgi manipülasyonu yapılması olasıdır. İdare, bilginin hileli kullanımının önüne geçerek hukuk dışı ekonomik, siyasi ve ideolojik beklentileri önlemekle yükümlüdür. Sağlıklı bilgi akışına engel olarak toplumun güdümlemesini hedef alan odakların varlığına karşı idare, hazırlıklı olmak ve gerekli tedbirleri almakla görevlidir. Ulusal birlik ve güvenlik açısından, bilgi güdülemesinin önlenmesi yaşamsal öneme sahiptir.

    Bireysel ve toplumsal yarar, kamu yararı, bilgi toplumunda idarenin bilgi edinme hakkı konusunda hareketsiz kalmasını olanaksız hale getirmektedir. Mali piyasalardaki yatırımcının korunmasından, ulusal güvenliğe yönelik iç ve dış tehditlerin önlenmesine kadar geniş bir aralığa yayılmış olan bireysel ya da toplumsal çıkarlar, idarenin bilgi edinme hakkının sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için tedbir almasını zorunlu hale getirmiştir.

    3-BİLGİ VERME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Bilgi edinme hakkı kapsamında idarenin görevi gereği sahip olduğu ya da olması gerektiği bilgi ve belgeleri ilgilileriyle paylaşmakla yükümlü olması Türk İdaresinin genel uygulamasından vazgeçmesi anlamına gelmektedir[32]. Türkiye’de idare, gizlilik kültürünü bir yana bırakarak, açık yönetim ilkesine uygun davranma yükümlülüğü altına sokulmuştur.

    Bilgi verme yükümlülüğü, bilgi edinme hakkı kanunu kapsamında idarenin, sahip olduğu bilgi ve belgeleri yasada düzenlenmiş bulunan usul ve ilkeler doğrultusunda ilgililerle paylaşmasıdır. İdarenin sahip olduğu bilgi ve belgeleri ilgilileri ile paylaşma yükümlülüğü, bilgi edinme hakkının resmi bilgi ve belgelere ulaşma bölümüne ilişkin olarak düzenlenmiştir. İdare, kendi görev alanına girmeyen konularla ilgili bilgi ve belge taleplerine yanıt vermekle yükümlü tutulamaz. İdari birimlerden istenecek bilgi ve belgelerin, idarenin görevi gereği elinde bulunan ya da bulunması gereken bilgi ve belgelerden olması gerekir(BEHK m.7/I).

    Bilgi verme yükümlülüğü, idarenin görevi gereği elinde bulunan veya bulunması gereken bilgi ve belgelerle sınırlıdır. Bilgi edinme başvurusu yapıldığı sırada idarenin elinde hazır olmayan ya da görevi gereği hazır olması bilgi ve belgeyi verme yükümlülüğü yoktur. İdare, belli bir araştırma, inceleme ve analiz yapılması sonrasında elde edilebilecek bir bilgi veya belge vermeye zorlanamaz(BEHK m.7/II). İdarenin bilgi verme yükümlülüğü, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının görevleri gereği ellerinde hazır bulunan ya da bulunması gereken bilgi ve belgelerle sınırlıdır. Görevi gereği idarenin elinde hazır olmayan ve hazır olması gerekmeyen bir bilgiyi vermesi için idareyi zorlama olanağı yoktur. Yani idare bilgi verebilmek için, araştırma, inceleme ve analizler yapmak zorunda olduğu bilgi ve belgeleri vermek zorunda değildir.

    A-BİLGİ VERMENİN YÜKÜMLÜSÜ

    Bilgi edinme hakkı kapsamında idareden talep edilen bilgiyi vermekle yükümlü olanlar; kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır(BEHK m.2). Bilgi Edinme Hakkı Kanununun amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek olarak belirlenmiş bulunmaktadır(BEHK m.1). Yeni yasal düzenlemeyle, idare örgütü içerisinde yer alan birimler, görevleri gereği ellerinde bulunan ya da bulunması gereken bilgi ve belgeleri kişilerle paylaşma yükümlülüğü altına sokulmuşlardır. Bilgi Edinme Hakkının yasal güvenceye kavuşturulmasıyla idare, görevlerini yerine getirirken kararlarının muhataplarını da dikkate alarak/bilgi vererek/bilgi edinme taleplerine olumlu yanıt vererek hareket etmek yükümlülüğü altına girmiştir.

    B-BİLGİ VERME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Kamu kurum ve kuruluşları, Bilgi Edinme Hakkı Kanununda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler(BEHK m.5).

    İdarenin bilgi edinme hakkı konusundaki bilgi verme yükümlülüğü, bireylerin bilgi ve belgelere ulaşma konusunda yaşayacağı sorunları ortadan kaldıracak tedbirleri alma ve bilişim çağına ve bilgi toplumu olmanın gereklerine uygun teknik altyapının kurulmasını da kapsar. Bilgi vermenin yükümlüsü idare, yükümlülüğünü yerine getirirken başvurucular arasında ayrım yapmaksızın eşit muamele etmek zorundadır.

    C-BİLGİ EDİNME HAKKI SAHİBİ

    Herkes bilgi edinme hakkına sahiptir(BEHK m.4/I). Ancak, bilgi edinme hakkının kullanılmasında vatandaşlarla diğer kişiler arasında, bilgi edinme hakkının kullanılması konusunda bazı farklılıklar vardır. Buna göre, Türkiye’de ikamet eden yabancılar ile Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı tüzel kişiler, isteyecekleri bilgi kendileriyle veya faaliyet alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde bilgi edinme hakkından yararlanabilirler(BEHK m.4/II). Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yasal sınırlar içerisinde kalmak koşuluyla kendilerini ya da kamuoyunu ilgilendiren konularda bilgi edinme hakkını kullanma olanakları vardır. Yasanın getirmiş olduğu düzenlemeye göre, vatandaş olanların bilgilenme hakkı yabancılara gore daha geniş düzenlenmiştir. Bilgi Edinme Hakkının getirmiş olduğu düzenlemeden Türkiye’de ikamet etmeyen gerçek kişilerle, Türkiye’de faaliyette bulunmayan yabancı tüzel kişilerin bilgi edinme hakkını kullanamayacakları anlaşılmaktadır. Yasa koyucu, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülükleri dışında, ikamet koşulunu yerine getirmeyen yabancılarla, faaliyette bulunma koşulunu yerine getirmeyen yabancı tüzel kişilerin bilgi edinme hakkından yararlanmasını uygun görmemiştir.

    D-BİLGİ VERME YÖNTEMİ

    Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, getirmiş olduğu düzenlemeyle bilgi edinme hakkını kullanacak gerçek ve tüzel kişilerin, hangi yöntemle bu haklarını kullanacaklarını düzenlemiştir. İdarenin bilgi edinme hakkı kanunu kapsamında kalan başvuruların nasıl yapılacağı, idarenin başvuruları nasıl değerlendireceği ve bilgi edinme başvurularına verilen cevaptan tatmin olmayanların başvurabilecekleri hukuki yolların neler olduğu gibi konular yasayla düzenlenmiştir. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, bilgi edinme hakkının kullanılması konusunda özel idari usul kuralları getirmiştir.

    a.Bilgi Edinme Başvurusu

                Bilgi edinme başvurusu, başvuru sahibinin adı ve soyadı, imzası, oturma yeri veya iş adresini, başvuru sahibi tüzel kişi ise tüzel kişinin unvanı ve adresi ile yetkili kişinin imzasını ve yetki belgesini içeren dilekçe ile istenen bilgi veya belgenin bulunduğu kurum veya kuruluşa yapılır. Bu başvuru, kişinin kimliğinin ve imzasının veya yazının kimden neşet ettiğinin tespitine yarayacak başka bilgilerin yasal olarak belirlenebilir olması kaydıyla elektronik ortamda veya diğer iletişim araçlarıyla da yapılabilir(BEHK m.6/I). Dilekçede, istenen bilgi veya belgeler açıkça belirtilir(BEHK m.6/II).

    b.Başvurunun Konusu

                Bilgi edinme başvurusu, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır(BEHK m.7/I). Kamu kurum ve kuruluşları görevleri gereği sahip oldukları ya da sahip olmaları gereken belgeler dışında bilgi ve belge vermeye zorlanamaz.

    Bilgi edinmenin konusunun, kişilerin çeşitli kaynaklardan gelen bilgilerle kişilerin bilgilenme gereksinimini karşılamak olduğu dikkate alındığında, idarenin istenen her türlü bilgi ve belgeyi sağlamakla yükümlü tutulması olanaksızdır. Çünkü kişilerin bilgilenme gereksiniminin bir kısmı idarenin görev ve sorumluluk alanına ilişkindir.

    c.Başvurunun Değerlendirilmesi

    Bilgi edinme hakkı kapsamında başvuru yapılan kamu kurum ya da kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, aldıkları başvuru üzerine öncelikle talep edilen bilgi ve belgenin görev alanlarına ilişkin olup olmadığını incelerler. Konunun başvurulan kurumun görev alanına ilişkin ve elde bulunan ya da bulunması gereken bilgilere ait olduğunun tespitinden sonra, istenen bilgi ve belgenin özel bir çalışma, analiz ve inceleme yapmayı gerektirip gerektirmediği incelenir. Başvurunun konusu belge ve bilginin özel ve ayrı bir çalışma gerektirmesi durumunda idare, bilgi edinme talebini olumsuz yanıtlayabilme hakkına sahiptir(BEHK m.7/II). İdarenin sorumlu olduğu kamusal görevleri bırakarak, kişilerin ihtiyaç duydukları bilgileri derlemek, inceleme ve analizler yapmak zorunda bırakılması, kamusal yararla bireysel yarar arasında kurulmak istenen dengenin kamu yararı aleyhine bozulması anlamına gelecektir.

    İdareden istenen bilgi veya belge, başvurulan kurum ve kuruluştan başka bir yerde bulunuyorsa, başvuru dilekçesi bu kurum ve kuruluşa gönderilir ve durum ilgiliye yazılı olarak bildirilir(BEHK m.7/III). Bilgi edinme hakkını kullanan kişilerin başvuru yaptıkları idari birimler, başka kurumların elinde olan/olması gereken bilgi ve belgelerin talep edilmiş bulunduğunu tespit ettikleri takdirde başvuru dilekçesini ilgili idari birime yollamak ve durumu başvurucuya bildirmekle yükümlü tutulmuşlardır. Getirilen usul kuralı ile kişilerin bilgilenme sürecinde yaşanacak gecikmenin önüne geçilmek istenmiştir. Bilgi toplumunda bilgiye ulaşmak kadar bilgiye ulaşma süresi de önem taşır. Kişilerin bilgilenme ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması, bilgi edinme taleplerinin hiç karşılanmaması kadar bilgi edinme hakkı üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan bilgi edinme hakkı başvurularının yanlış idari birime yöneltilmesi durumunda, başvurunun gerçek muhataba yöneltilmesi ve başvurucunun durumdan haberdar edilmesi yerinde bir düzenleme olmuştur.

    d.Başvurunun Yanıtlanması

    Bilgi edinme başvurusu yapılan idare, yaptığı değerlendirme sonucunda talebin, görevi gereği elinde bulunan ya da bulunması gereken bilgi ve belgeye ilişkin olduğunu tespit etmesi durumunda, talep edilen bilgi ve belgeyi on beş gün içerisinde ilgiliye bildirir(BEHK m.11). İdare, bilgi edinme başvurusunda talep edilen bilgi ve belgelerin, daha önce yayınlanarak kamuoyunun bilgisine sunulmuş olduğunu tespit ederse, bilgi ve belgelerin yayınına veya kamuoyuna açıklanmasına ilişkin dokümana nasıl ulaşılacağını belirterek bilgi edinme talebini olumsuz yanıtlayabilecektir(BEHK m.8)

    Bilgi edinme başvurusuna konu bilgi ve belgede, yasaklanan ve yasaklanmayan bilgilerin birlikte bulunması durumunda idare, yasaklanan kısımları ayırma olanağı bulunması durumunda, yasak kısımları ayırarak yanıt verir ve başvurucuya verilen yanıtta ayırma yapılmasına ilişkin gerekçe bildirilir(BEHK m.9). Bilgi edinme hakkının kullanılmasına ilişkin başvuruların sınırsız olmadığı ve yasal sınırlar içerisinde kullanılması gereği açıktır. Ancak, sınırlamaya ilişkin yasal sınırların idare tarafından hukuka aykırı bir şekilde daraltılıp daraltılmadığının tespiti açısından, idarenin kararlarının gerekçeli olmasında yarar vardır.

    Kamu kurum ve kuruluşları, bilgi edinme başvurusu sahibine istenen belgenin onaylı bir kopyasını verirler. Talep edilen bilgi veya belgenin niteliği gereği kopyasının verilmesinin mümkün olmadığı veya kopya çıkarılmasının aslına zarar vereceği hâllerde, kurum ve kuruluşlar ilgilinin(BEHK m.10);

    a) Yazılı veya basılı belgeler için, söz konusu belgenin aslını incelemesi ve not alabilmesini,

    b) Ses kaydı şeklindeki bilgi veya belgelerde bunları dinleyebilmesini,

    c) Görüntü kaydı şeklindeki bilgi veya belgelerde bunları izleyebilmesini, sağlarlar.

    Bilgi veya belgenin yukarıda belirtilenlerden farklı bir şekilde elde edilmesi mümkün ise, belgeye zarar vermemek koşuluyla bu olanak sağlanır.

    Bilgi edinme başvurusunun yapıldığı kurum ve kuruluş, erişimine olanak sağladığı bilgi veya belgeler için başvuru sahibinden erişimin gerektirdiği maliyet tutarı kadar bir ücreti bütçeye gelir kaydedilmek üzere tahsil edebilir.

    Kamu kurum ve kuruluşları, bilgi edinme başvurularıyla ilgili cevaplarını yazılı olarak veya elektronik ortamda başvuru sahibine bildirirler. Başvurunun reddedilmesi hâlinde bu kararın gerekçesi ve buna karşı başvuru yolları belirtilir(BEHK m.12).

    Bilgi edinme hakkını kullanan kişilerin bilgi edinme taleplerinin karşılanmasının gerektirdiği maliyetin boyutunun nasıl belirleneceği ve maliyet belirlemesinin bir sınırının olup olmadığı konusu belirsizdir. İdari faaliyetlere uygulanan yerleşik idari usul kuralları bütününün olmaması gerçeği karşısında, idarenin bilgi edinme talebini yanıtlama maliyetini bilgi edinme hakkını olumsuz etkileyecek şekilde kullanılması her zaman bir risktir. Bu riski azaltmak için bilgi edinme taleplerinin yanıtlanması maliyetinin hangi ölçütlere göre belirleneceğinin açık olarak düzenlenmesi ve maliyetlerin makul bir üst sınırının bulunması gerekir.

    e.Başvurunun Yanıtlanmasında Süre

    Kamu kurum ve kuruluşları, bilgi edinmeye ilişkin başvuru üzerine istenen bilgi veya belgeye erişimi on beş iş günü içinde sağlarlar. Ancak istenen bilgi veya belgenin, başvurulan kurum ve kuruluş içindeki başka bir birimden sağlanması; başvuru ile ilgili olarak bir başka kurum ve kuruluşun görüşünün alınmasının gerekmesi veya başvuru içeriğinin birden fazla kurum ve kuruluşu ilgilendirmesi durumlarında bilgi veya belgeye erişim otuz iş günü içinde sağlanır. Başvuruların cevabının gecikecek olması durumunda, sürenin uzatılması ve bunun gerekçesi başvuru sahibine yazılı olarak ve başvurudan başlayarak, on beş iş günlük sürenin bitiminden önce bildirilir(BEHK m.11/I).

    Kamu kurum ve kuruluşlarının bilgi veya belgelere erişim için gereken maliyet tutarının ödenmesi için başvuru sahibine bildirimde bulunmasıyla on beş iş günlük süre kesilir. Başvuru sahibi on beş iş günü içinde, bilgi ve belgelerin sağlanmasına ilişkin masrafları ödemezse talebinden vazgeçmiş sayılır(BEHK m.11/II). Bilgi edinme hakkı başvurusu sahibi kişilerin ödeme güçlerini aşan bir maliyet belirlemesi karşısında hakkından vazgeçilmiş sayılmasını kabul etmek olanaksızdır. Kamu görevlilerinin dahi yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ortamda bilgi edinme taleplerinin karşılanması için ödenmesi gereken maliyetin hangi ölçülere göre belirleneceğine ilişkin kuralların açıkça belirlenmemesi ve maliyetlerde açlık sınırında yaşayan ya da hiçbir resmi geliri olmayan bireyler de düşünülerek bir üst sınır belirlenmeden getirilmiş bulunan bu düzenleme yerinde olmamıştır.

    IV-BİLGİ EDİNME VE ÖZEL SEKTÖR

    Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kişilerin bilgilenme hakkını düzenlemiş ve kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının görevleri gereği sahip oldukları ya da olmak zorunda oldukları bilgi ve belgeleri, yasal sınırlar içerisinde talepte bulunanlara vermekle yükümlü tutulmuşlardır. Buna karşılık özel sektör kuruluşlarının sahip olduğu bilgi ve belgelerin ilgililerine verilip verilmeyeceği konusu düzenlenmemiştir.

    Özel sektör faaliyetleri topluma yönelik faaliyetler olarak karşımıza çıkar. Kişiler, özel sektör faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelere ulaşmak istediklerinde bu talepleri kabul edilecek midir? Özel sektör faaliyetlerinde üretilen mal ve hizmetlerin tüketicisi olan toplumun memnuniyeti, faaliyetlerin başarısı açısından büyük önem taşır. Bu önem nedeniyle kişilerin bilgilenme talepleri özel sektör tarafından göz ardı edilemeyecektir. Her ne kadar özel sektör arz ve talep dengesi içerisinde tüketicinin bilgi edinme taleplerini olumlu yanıtlamak durumundaysa da, üretimle ilgili bilgi edinme hakkının özel sektörün bilgi vermek isteyip istemesine bağlı olması uygun değildir. Büyük sermaye grupları karşısında tüketicinin korunması bir zorunluluktur. Bilgi edinme hakkı ve tüketicinin korunmasına dair düzenlemeler paralelinde, özel sektör kuruluşlarının bilgi verme yükümlülüğü düzenlenmelidir. Kuşkusuz özel sektör kuruluşlarının bilgi verme yükümlülükleri kamu kurum ve kuruluşlarına göre daha sınırlı olacaktır

    Kamu kurum ve kuruluşları gibi özel sektör kuruluşları da, faaliyetleri gereği sahip oldukları ya da olmaları gereken bilgi ve belgeleri faaliyetin muhatabı olan kişilerle yasal sınırlar içerisinde paylaşmakla yükümlü tutulmalıdır[33]. Özel sektör kuruluşlarının faaliyetlerinin idare tarafından denetlenmesine ilişkin olarak, kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan bilgi ve belgelerin ticari sır sınırına uyularak bilgi edinme hakkı kapsamında kişilerle paylaşılması idarenin yükümlülüğü olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Buna karşılık, idarenin elinde bulunmayan bilgi ve belgelere ilişkin olarak özel sektör kuruluşundan bilgi almak isteyen kişilerin ticari sır sayılmayan konulara ilişkin taleplerinin kabul edilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Oysa toplum, bir sanayi kuruluşunun faaliyetlerinin çevreyi kirletmesinin önüne geçmek için gereken tedbirleri almış mıdır? Üretilen bir ürünün toplum sağlığına aykırı katkı maddeleri taşıyıp taşımadığı, genetiği değiştirilmiş ürünlerden elde edilmiş ürün kullanılmakta olup olmadığı, toplumun temel hak ve özgürlükleriyle yakından ilgilidir[34]. Özel sektör faaliyetlerine ilişkin olarak toplumun bilgilenme gereksinimi konusunda bir yasal düzenleme gerçekleştirilerek boşluğun giderilmesi gerekir.

    Bilgi edinme hakkının kullanılmasına ilişkin kişilerin bilgilenme talepleri konusunda özel sektör kuruluşlarının bilgi verme yükümlülüğü, kuruluşun faaliyetlerine ilişkin sırları kapsamayacağı gibi, kişilere ilişkin bilgilerin ilgili olmayan üçüncü kişilerle paylaşılmasına da olanak vermeyecektir. Özel sektör kuruluşlarının müşterilerine ilişkin bilgileri, üçüncü kişilerle paylaşması, müşterilerin haklarına ağır saldırı anlamına geleceğinden, bilgilerin ilgili olmayan kişilerle paylaşılması engellenmelidir[35]. Bu konuda yapılacak öncelikli uygulama, özel hukuk kişilerine, gerçekleştirmekte oldukları faaliyetlerden yararlanacakların kişisel bilgilerinin korunması konusundaki politikalarına ilişkin olarak, hukuki ilişki kurulmadan önce bilgi verme yükümlülüğünün getirilmesidir. Özel sektör faaliyetlerinden yararlanacak kişiler, kuracakları hukuki ilişki sonucunda kişisel bilgilerinin kullanılıp kullanılmayacağı, kullanılacaksa nasıl kullanılacağı konusunda önceden bilgilendirilmiş olmaları durumunda faaliyetlerden yararlanıp yararlanmama seçeneğine sahip olacaklardır. Faaliyet alanında tekel durumundaki özel sektör kuruluşlarının, müşterilerinin izin vermemesi durumunda bilgileri paylaşmama yükümlülüğü altında olmaları gerekir.

    SONUÇ

    Bilgi Edinme Hakkı Kanunuyla düzenlenmiş bulunan bilgi edinme, kamu kurum ve kuruluşlarıyla kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına yönelik olarak gerçekleştirilen başvurularla yaşama geçirilmesi durumunda bilgi edinme hakkı karşımıza çıkar. Buna karşılık bilgi edinme, kamu kesimi dışındaki kaynaklardan gelen bilgi akışıyla gerçekleşmekteyse bilgi edinme özgürlüğü söz konusudur. Hem bir özgürlük hem de bir hak olarak karşımıza çıkan bilgi edinme, idareye bir yandan bilgi akışına karışmama yükümlülüğü getirirken diğer yandan bilgi edinme konusunda olumlu davranma yükümlülüğü getirir. İdare hem bilgi akışını engellememe yükümlülüğü, hem de bilgilenme taleplerine yasal sınırlar içerisinde olumlu yanıt verme yükümlülüğü altındadır. İdare yükümlülüklerini yerine getirmek için gereksinim duyulan tedbirleri alma yetkisiyle donatılmıştır. Bu yetki kapsamında idare, hem bilgi akışını kolaylaştıracak teknik alt yapıyı kurmak hem de resmi kurumlar dışındaki bilgi kaynaklarından gelen bilgilerin kamusal ve bireysel yararları olumsuz etkileyecek şekilde akışını engelleyecek önlemleri almak zorundadır.

    Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, toplumu yakından ilgilendirmesi, bireysel ve kamusal yararlarla yakından ilgili olmasına rağmen, özel sektör kuruluşlarının faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelerin bilgi edinme taleplerine konu olacağına ilişkin bir hüküm taşımamaktadır. Özel sektör faaliyetlerinin amacı toplumun gereksinimlerinin karşılanması olduğundan bu faaliyetlerin muhatabı doğrudan kişilerdir. Kişiler, özel sektör kuruluşları tarafından üretilen mal ve hizmetlerin alıcısı olarak ve özel sektör faaliyetleri sırasında ortaya çıkacak olumsuzluklardan etkilenenler olarak, sektörün faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelere ulaşma gereksinimi içerisindedirler. Bu gereksinim nedeniyle özel sektör faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelere ulaşma konusunda kişilere bilgi edinme hakkı kapsamında başvuru olanağı getirilmelidir. Gerçekleştirilecek bir yasal düzenlemeyle bu konudaki boşluk giderilmelidir.

    Bilgi Edinme Hakkı Kanunuyla kişiler, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının görevleri gereği sahip olduğu ya da olmakla yükümlü oldukları bilgi ve belgele ulaşabilme hakkına sahip olmuşlardır. Ancak, kişilerin bilgi ve belgelere sonradan sahip olmaları her zaman idarenin hukuka uygun faaliyette bulunmasını sağlayamayacaktır. Bilgi edinme hakkı çoğunlukla idare karar aldıktan ve uygulamayı gerçekleştirdikten sonra kullanılmaktadır. Bu nedenle idarenin hukuka uygun davranmaya zorlanması, açık ve şeffaf yönetim anlayışının yaşama geçirilmesi ve yönetimde demokrasi sağlanarak yönetime katılımın gerçekleştirilmesi tam olarak olanaklı olamayacaktır.

    Bilgi Edinme Hakkı Kanunu tek başına kullanıldığında yeterince yararlı olamayacaktır. Bilgi edinme hakkı, idari usul yasasının uygulamaya konulması durumunda daha da güçlenmiş olacaktır. Bilgi edinme ve idari usulün birlikte düşünülmesi ve düzenlenmesi açık topluma ve demokratik yönetime giden yolda başarıyı artıracaktır. Bilgi Edinme Hakkı Kanununda getirilen düzenleme genel olarak idari faaliyetlerin sonucu hakkında bilgi edinebilmeyi bir hak olarak düzenlemiştir. Bireysel ve toplumsal yarar olumsuz etkilendikten sonra gerçekleşen bir bilgilenme yerine, idarenin karar alma ve uygulama sürecini düzenleyen ve düzenleme içerisinde gereksinim duyulan bilgi ve belgeye ulaşma olanağı veren ve ulaşılacak bilgi ve belgeler doğrultusunda yönetime katılmanın önünü açan bir yaklaşım daha verimli olacaktır. Bu nedenle, idarenin görevini yerine getirmesiyle ilgili olarak, hazırlık sürecinden karar alma ve uygulama sürecine, yetkili birimlerin belirlenmesinden, harekete geçme gerekçesine ve uygulama seçeneklerine kadar idarenin çalışma usulünü belirleyen bir usul yasası çıkarıldıktan sonra bilgi edinme hakkının kullanımı daha anlamlı hale gelecektir. Bu haliyle bilgi edinme hakkının kullanılmasına ilişkin düzenleme, açık yönetim ve demokratik katılıma açık bir idare anlayışının gerçekleştirilmesi hedefinden yetersiz kalacaktır. Bilgi edinme hakkı, idari usul kanunu çıkarılarak desteklenmelidir.

    Yazı kaynağı : www.ilkercolak.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap