Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince

    1 ziyaretçi

    hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Quote by Hüseyin Nihal Atsız: “Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilm...”

    JavaScript is not available.

    We’ve detected that JavaScript is disabled in this browser. Please enable JavaScript or switch to a supported browser to continue using twitter.com. You can see a list of supported browsers in our Help Center.

    Help Center

    Terms of Service Privacy Policy Cookie Policy Imprint Ads info © 2022 Twitter, Inc.

    Yazı kaynağı : twitter.com

    Geri gelen mektup şiiri - Hüseyin Nihal Atsız

    Geri gelen mektup şiiri - Hüseyin Nihal Atsız

    GERİ GELEN MEKTUP

    Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
    Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
    Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

    Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
    Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
    Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
    Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

    Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
    Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
    Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
    Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
    Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
    Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
    Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
    Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
    Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
    Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

    Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
    Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
    Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
    Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
    Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
    Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
    Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
    Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

    Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
    Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
    Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
    İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
    Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
    Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

    Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
    En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
    Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
    Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

    HÜSEYİN NİHAL ATSIZ 

    Yazı kaynağı : www.milliyet.com.tr

    Geri Gelen Mektup Şiirinin Hikayesi

    Geri Gelen Mektup Şiirinin Hikayesi

    Gençliği fikir ve dava yolunda süregeçen Hüseyin Nihal Atsız, Hiçbir kadınla duygusal anlamda bağ kuracak vakit ayıramamıştır kendine. Atandığı okulda bir meslektaşı ilgisini çekene kadar Atsız, bu eksikliği fark edememiştir. O kadının yeşil gözleri onu etkisi altına alabilmeyi başarmıştır. O ana dek hiçbir kadına ilgisi kaymamışken bu kadına yüreği akmaya başlar. Kendisine her ne kadar karşı koymaya kalkarsa kalksın bu ilgiyi üzerinden atamayan Atsız, en sonunda meslektaşına açılmaya karar verir. Bir şiir kaleme alır ve gizlice o yeşil gözlü hanımın dolabına koyar. Hanımsa mektubu bulduğu anda kimden geldiğini anlar ve zarfı açmaya bile yeltenmeden Atsız’a geri verir. Daha sonralar çıkardığı şiir kitabında Atsız, sözü geçen şiire “Geri Gelen Mektup” adını koyar ve yayınlar.

    İşte o şiir:

    Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? 
    Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? 
    Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? 
    Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. 

    Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; 
    Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; 
    Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan, 
    Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… 

    Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, 
    Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! 
    Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince 
    Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince 
    Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; 
    Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım. 
    Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın, 
    Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, 
    Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; 
    Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin! 

    Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, 
    Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden… 
    Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, 
    Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı. 
    Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! 
    Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! 
    Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, 
    Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı. 

    Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler, 
    Tek bendeki volkanları söndürse denizler! 
    Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma ‘Kaabil’ 
    İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil 
    Sırretmeye elden seni bir perde olurdum. 
    Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum. 

    Mehtaplı yüzün Tanrı’yı kıskandırıyordur. 
    En hisli şiirden de örülmez bu güzellik. 
    Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur; 
    Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik…

    Ayrıca Osman Öztunç tarafından yapılan bestesi, buyurun:

    Yazı kaynağı : www.absurdizi.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap