Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    gezi yazısı türünün edebiyatımızdaki önemli temsilcileri

    1 ziyaretçi

    gezi yazısı türünün edebiyatımızdaki önemli temsilcileri bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Gezi yazısı türünün Türk edebiyatındaki gelişimi ve önemli temsilcileri hakkında bilgi

    Gezi Yazısı Türü Nedir, Özellikleri Nelerdir, Temsilcileri Kimlerdir?

    Gezi yazıları hakkında bilinmesi gereken temel özellikler

    Bir yazarın, gezip gördüğü yerlerin doğal güzelliklerini; tarihi, coğrafi, ekonomik ve sosyal özelliklerini anlattığı yazılara gezi yazısı (seyahatname) denir. Gezi yazıları yazarın izlenimlerine dayanır. Gezi yazıları, gerçekleri yansıttığından belge niteliği taşır.

    Bu tür yazılarda çoğu kez kronolojik zamanlı bir plan uygulanır.

    Bu türde yazar, gördüğü her şeyi anlatmaz, okuyucunun ilgisini çekecek olanları anlatır. Bunlar arasında tabiat güzellikleri, halkın yaşayışı, gelenekleri, inançları, ekonomik durumu, kılık kıyafetleri, çalışma biçimleri, tarihî özellikleri ele alınır. Bu tür yazılarda uydurma düşüncelere yer verilmez. Okuyucuda gezip görme isteği uyandırılır.

    Günümüz iletişim araçlarının gelişmesi, gezi yazılarının önemini eskisine göre azaltmıştır. Bugün bu tür yazılar daha çok insanların yerleştikleri yerleri ve o yerlerin değişik yaşayış biçimlerini tanıtmaktadır. Tarih, coğrafya, toplum bilimi (sosyoloji), hukuk vb. bilimlere kaynaklık eder ve zamanla değer kazanır.

    Gezi yazarlığı ayrı bir ustalık gerektirir. Yazar, gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır.

    Gezi yazılarında yazar, değişik anlatım tekniklerinden, betimleme, açıklama, öykülemeden yararlanır.

    Gezi yazıları, yolculuk yapılan yer bakımından ikiye ayrılır:

    Yurt içi gezi yazıları

    Bir yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notları bu türe örnektir.

    Yurt dışı gezi yazıları

    Bir yazarın yurt dışında yaptığı gezi ve incelemelerden edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Falih Rıfkı Atay’ın Deniz Aşırı, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları bu türe örnektir.

    Gezi Yazılarının Edebiyatımızdaki Geçmişi

    Edebiyatımızda XVI. yüzyılda Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye”si, Seydi Ali Reis’in “Mirat’ül Memalik”i, Evliya Çalabi’nin “Seyahatname”si, Katip Çelebi’nin “Cihannüma”sı akla gelen ilk eserlerdir.

    XVII. yüzyılda Avrupa ile ilişkilerimiz gelişmeye başlayınca elçilik göreviyle yabancı ülkelere gidenler “Sefaretname” adı verilen eserler yazmışlardır. Bunlar arasında Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin “Sefaretname”si en ünlüsüdür.

    Türk Edebiyatında Önemli Gezi Yazıları

    Ahmet Mithat Efendi, Avrupa’da Bir Cevelan

    Cenap Şahabettin, Hac Yolunda

    Direktör Ali Bey, Seyahat Jurnali

    Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi

     Falih Rıfkı Atay, Deniz Aşırı, Yolcu Defteri, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Taymis Kıyıları

    Yusuf Ziya Ortaç,  Göz Ucuyla Avrupa

    İsmail Habib Sevük, Tuna’dan Batı’ya

    Dünyada Ünlü Gezi Yazarları

    Marco Polo (Venedikli)

    İbni Batuta (Arap)

    İlk Gezi Örneklerimiz

    Seydi Ali Reis’in Miratül’l-Memalik

    Babür Şah’ın Babürname

    Evliya Çelebi’nin Seyahatname

    [accordions_tabs id=’1063′]

    Şu yazılarımız da ilginizi çekebilir

    Yazı kaynağı : www.edebiyatdenizi.com

    Türk Edebiyatında Gezi Yazısı Türü Tarihi Gelişimi ve Önemli Temsilcileri | Bilgicik.Com

    “Gezi Yazısı” Türünün Özellikleri
    (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)

    Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayış biçimlerini ve yarattıkları kültür eserlerini merak etmişlerdir. Bir nedenle başka ülkelere giden kişilerle karşılaştığımızda, onları soru yağmuruna tutmamız bundandır. Günümüzde televizyon görüntüleri dünyanın birçok kültürünü yanıbaşımıza getirdiği halde, hâlâ gezi anılarını dinlemenin ya da okumanın tadı başkadır.

    Gezi yazılarının çok yönlü anlatım olanakları vardır. Uzunluğu çoğu zaman kitap olacak kadardır. Gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlandığı da olur. Okuyucunun sıkılmadan, merakla okuduğu bir yazı türüdür.

    Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak, okuyucuda okuduğu yerleri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır.

    Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir?
    Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röportajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür.

    Gezi yazısının belirleyici özellikleri nelerdir?
    • Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolculuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler…
    • Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.
    • Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
    • Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.
    • Resim kullanılmalıdır.

    Eskiden gezi notlarının kaleme alındığı eserlere “seyahatname” deniyordu. Modern zamanlarda ise Türkçe bir sözcük olan “gezi” terimi tercih edildi.Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi

    Gezi yazısı, bir kişinin ya da grubun yurdun değişik bölgelerine ya da başka ülkelere değişik amaçlarla yaptıkları gezilerde gözleyip izlediklerini, tespitlerini, ele geçirdikleri bilgi ve bulguları, oralarla ilgili duygu ve düşüncelerini anlattıkları yayınlara denir.

    Gezi yazarı gezip gördüğü yerlerin hem kendisi hem de okuyucular için tarihî ve coğrafî açıdan ilgi çeken yönlerini, özelliklerini, kültürel, jeolojik güzelliklerini, halkının gelenek, görenek, töre ve âdetlerini akıcı, ilgi çekici ve etkili bir üslûpla kaleme döker.

    Gezi yazıları genellikle mensur ise de manzum olanlar da vardır. Gezi yazarları, gözlem ve izlenimlerini daha çok tasvîrî bir üslûpla kaleme alırlar. Bazı yazarlar, olay ve olguları olduğu gibi aktarırken, bazıları günlük, mektup , röportaj gibi türlere ait tekniklerle yazma yöntemini tercih ederler.

    Dünya edebiyatının en önemli seyahatnameleri arasında 13. yüzyılda yayımlanmış Marko Polo’nun Uzak Doğu izlenimlerini içeren Seyahatnamesi ve 14. yüzyılda yaşamış Arap gezgin İbni Batuta’nın İslâm dünyası gezilerini konu edinen Seyahatnamesi yer alır.

    Türk edebiyatının ilk seyahatname eserleri arasında Farsça yazılan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ın Acâibü’lLetâif adlı eseriyle Ali Ekber Hatâî’nin 1515’te yazdığı Hıtâînâme adlı eseri sayılabilir.
    Seydî Ali Reis (ö.1562) Mir’atü’lMemâlik (1557) adlı seyahatnamesinde Belücistan, Hindistan, Afganistan, Buhara, Maveraünnehir’le ilgili gözlemlerini ve yaşadığı olayları anlatmıştır. III. Sultan Murat (15751575) döneminde Tokatlı İbrahim oğlu Ahmet, Acâibnamei Hindistan adlı eserinde Kabil, Hindistan, Basra, Yemen, Hicaz izlenimlerini aktarır.

    Trabzonlu Mehmet Aşık’ın (1555?) Menâzıru’lAvâlim adındaki eseri de gezi edebiyatının önemli eserlerindendir.
    Türk edebiyatının en önemli seyahatname eserlerinden biri Evliya Çelebi’nin (16111682) 10 ciltlik seyahatnamesidir. Evliya Çelebi , 40 yıllık gezilerinden elde ettiği coğrafî, etnografik, tarihî, kültürel pek çok bilgiyi akıcı ve mübalâğalı bir üslûpla kaleme almıştır.

    Türk edebiyatında “seyahatname” adıyla birçok eser yazıldığı gibi, adı “seyahatname” olmadığı hâlde bu türe özgü özellikler gösteren başka eserler de vardır. Pirî Reis’in Bahriye adlı eseri buna bir örnektir.
    İlk seyahatnameler, genellikle başka ülkelerde elçi olarak gönderilen devlet memurlarının gittikleri ülkenin yaşama biçimi, kültürel özellikleri, sosyal ilişkileri, giyim kuşamları, sokakları, şehircilikleri, bürokrasileri ve başka özellikleri hakkında Türk okuyucusu için aktardıkları ilgi çekici bilgilerden oluşmaktadır.

    Kimi yazarlar, gittikleri ülkelerden gönderdikleri mektuplarda bulundukları ülke ile ilgili bazı bilgiler de vermişlerdir.
    Sultanların sefer sırasında konaklar arası mesafeleri gösteren menâzil kitapları, her gün yapılan işleri anlatan rûznâmeler de gezi türüne ilişkin bilgiler içermektedirler. Haydar Çelebi Rûznâmesi buna örnek olarak gösterilebilir.
    Keçecizade İzzet Molla (17851829) sürgüne gönderildiği Keşan ve İstanbul’a dönüş izlenimlerini MihnetKeşan (1269) adlı eserinde anlatır.
    Ömer Lütfi, Ümit Burnu Seyahatnamesi’nde dört yıl din bilgisi hocası olarak kaldığı Ümit Burnu ve havalisini değişik yönleriyle tanıtır.
    Türk edebiyatında modern zamanlarda da yurt içine, İslâm dünyasına, Batıya ve başka ülkelere yapılmış pek çok gezinin notları yayımlanmıştır.

    Gezi Türünün Gelişimi

    Gezi türünün uzun bir geçmişi vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunanistan’dan başlayarak günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, elçi, şair ve yazar gezip gördükleri yerleri anlatan eserler meydana getirmişlerdir.

    Başka ülkelere yapılan yolculuklarla ilgili ilk gezi yazılarına örnek olmak üzere M.S. 448’de Hun hükümdarı Atilla’ya gönderilen elçilik heyetinde görevli tarihçi Priskosun eseri ile M.S. 568 de Kilikyalı Zemarkhos’un Göktürkler ülkesinde Bizans İmparatorluğu elçisi iken tuttuğu notları gösterebiliriz.

    İranlı şair ve din adamı Nasır Hüsrev ‘in hac maksadıyla yaptığı Mekke gezisini ve bu arada Mısır ve Anadolu’nun doğusunda gördüklerini anlatan ‘sefername’ adlı eserini de ilk gezi kitapları arasında sayabiliriz.

    Gezi türünün ilk önemli eselerini verenlerin başında şüphesiz Venedikli ünlü gezgin Marco Polo ile yine ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta’yı anmamız gerekir.

    Marco Polo, Yakın Doğu ve Orta Asya ülkelerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıkmış ve bu yolculuğunda gezip gördüğü yerleri anlatan bir eser yazmıştır. Birçok dile çevrilen bu eser gezi edebiyatının ilk klasik örneklerinden biri sayılır. Arap gezgini İbn Batuta da Anadolu, Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’ı dolaşarak oralarda yaşayan Türklerin teknik ve toplumsal özelliklerini anlatan bir kitap yazmıştır.

    Önceleri daha çok tarihçilerin ilgi gösterdikleri bu eserler, sonradan edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Ele alınan konular, kullanılan dil, yazarların gözlem ve anlatım özellikleri bakımından gezi yazı ve kitapları artık edebiyatın bir kolu, bir başka deyişle bir yazı türü özelliği kazanmıştır.

    Gezi Yazılarının Çeşitleri

    Gezi yazılarını, yolculuk yapılan yer bakımından ikiye ayırmak mümkündür: yurtiçi gezi yazıları ve yurt dışı gezi yazıları’

    Yurtiçi gezi yazıları, bir yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Bu tür gezi yazılarına, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notlarını gösterebiliriz.

    Yurtdışı gezi yazıları ise bir yazarın kendi ülkesi dışında yaptığı gezi ve incelemelerinin bir ürünüdür. Bu tür gezi yazısına da Falih Rıfkı Atay’ın Deniz Aşırı adlı eseri örnek olarak gösterebiliriz.

    Gezi yazılarını, gezi türünde eser veren kimselerin durumları bakımından da ikiye ayırabiliriz: uğraşları yazarlık olan kimselerin kalemlerinden çıkan gezi yazıları, uğraşları yazarlık olmayan kimselerin ortaya koyduğu gezi yazıları.

    Yazarlığı bir meslek olarak benimsemiş kimselerin eserlerinde gezilen görülen yerler, değinilen konular, insanlarla ilgili gözlemler yazı sanatının birçok özelliğini yansıtan renkli bir dille anlatılır.

    İkinci kategoriye giren yazılar, genellikle yazarlıkla ilgili olmayan, fakat yurt içinde veya dışında bazı yerleri görmek üzere geziye çıkanların veya geçici görevlerle yabancı bir ülkede oturanların kaleme aldıkları yazılardır. Bu gibi kimselerin eserlerinde anlatım kuru ve renksiz olabilir. Ancak bu tür eserlerde bazen çok ilginç gözlemlere, sağlam bilgilere ve mantıklı yorumlara rastlayabiliriz. Örneğin ünlü Türk denizcisi Piri Reis’in Bahriye adlı kitabı bu bakımdan ilginçtir. Bu kitap Akdeniz’i çevreleyen karalar, ormanlar, dağlar, kentler üzerinde verdiği bilgilerle hem bir deniz atlası, hem de bir gezi kitabı niteliği taşır.

    Gezi yazılarını amaç ve yazılış bakımından da üçe ayırmak mümkündür: günü gününe alınmış notlara dayalı gezi yazıları, mektup biçiminde yazılan gezi yazıları ve bir ülkeyi daha nesnel ve derinlemesine tanıtmayı amaçlayan gezi yazıları.

    Kimi yazarlar, gezip gördükleri yerleri günü gününe veya aralıklı olarak tuttukları notlarla anlatırlar. Bu gibi gezi yazıları çoğu kez anı türünün de özelliklerini taşır. Bu çeşit gezi yazılarına Burhan Arpad’ın Gezi Günlüğü adlı eseri örnek olabilir.

    Kimi yazarlar da gezi izlenimlerini belli aralıklarla arkadaşlarına yazdıkları mektuplarda anlatırlar. Bu gibi gezi yazılarında mektup türünün hemen hemen her özelliğini görebiliriz. Bu çeşit gezi yazılarına Celaleddin Ezine’nin Amerika Mektupları örnek olarak gösterebiliriz.

    Üçüncü tür gezi yazıları, yazarın kişisel gözlemleri yanında daha başka bilgi ve belgelere dayalı tasvir ve yorumları içerir. Örneğin Falih Rıfkı Atay’ın gezi kitapları genellikle bu biçimde yazılmış eserlerdir.

    Türk Edebiyatında Gezi Yazıları

    Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint denizinde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü sırasında başından geçen serüvenleri kapsar.

    Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içermektedir. Kâtip Çelebi, Osmanlı ülkesinin birçok yerini dolaşmış ve eserinde gördüğü bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştir.

    Edebiyatımızda gezi türünde ilk büyük ve önemli eserin yazarı Evliya Çelebi’dir. Tarih-i Seyyah adını taşıyan on ciltlik eserinde Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ve dışında gezip gördüğü yerleri anlatır. Bu yerler arasında Bursa, İzmir, Trabzon gibi şehirlerimiz yanında Avusturya, Hicaz, Mısır, Habeşistan ve Dağıstan gibi yabancı ülkeler de bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin gezi kitabından XVII. Yy. toplumumuzun zengin kültür özelliklerini öğrenmek mümkündür. Anlatımdaki sadelik, içtenlik ve söyleşi havası da eser için ayrı bir üstünlük sayılır.

    XVII. yy’da Hac yolculuklarını anlatan bir takım gezi kitapları ile birlikte Avrupa ve Yakın Doğu ülkelerine gönderilen elçilerimizi yazdıkları ‘sefaretname’leri de birer gezi eseri sayabiliriz. Bu eserler arasında gezi türünün özelliklerini en belirgin biçimde taşıyanı Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi’dir. Yazar bu eserinde Lale Devri’nde Fransa’da elçilik yaparken gördüklerini tatlı bir dille anlatmıştır.

    Edebiyatımızda gezi türünden yazılara ilginin arttığını daha çok XIX. yy’da görüyoruz. Bir takım denizcilerimizin, ülke dışındaki Müslümanların eğitilmesi için görevlendirilmiş din adamlarımızın ve gezginlerimizin görevle ve ya kendi istekleri ile gezip gördükleri yerleri anlatan eserlerini burada anmak gerekir. Bu eserlerde Orta Asya, Uzak Doğu, Afrika, Güney Amerika üzerinde ilginç gözlem ve izlenimlere dayalı bilgiler sergilenmiş bulunmaktadır.

    Tanzimat’tan Sonraki Gelişmeler

    XIX. yy’nin sonlarında yayımlanan ve gerçek bir gezi yazısı niteliği taşıyan eser Ahmet Mithat Efendi’nin Avrupa’da Bir Cevelan adlı kitabı olmuştur. Yazar bu eserinde İstanbul’dan Stockholm’e kadar yaptığı tren yolculuğuna ve dönüşünde uğradığı birçok Avrupa kentlerine ilişkin gözlem ve izlenimlerini anlatır. Ali bey’in Seyahat Jurnali adlı kitabı da bu yüzyılın önemli gezi eserleri arasında sayılır.

    1908’den sonra gezi türünden eserlerin sayısında önemli bir gelişme görülmektedir. Bunda okur sayısının artışı yanında yabancı gezi kitaplarının Türkçeye çevrilmesinin etkisi büyük olmuştur. Bu dönemin tanınmış şair ve yazarlarından Cenap Şehabettin’in Hicaz yolculuğunu anlatan Hac Yolunda Suriye ve Irak’tan söz eden Afak-ı Irak ve bir Avrupa gezisinde gördüklerini yansıtan Avrupa Mektupları adlı eserlerini Türkçe gezi türünün başarılı örnekleri arasında gösterebiliriz.

    Cumhuriyet Döneminde ve Günümüzde Gezi Yazıları

    Cumhuriyet döneminde edebiyatımızda gezi türünde nicelik ve nitelik yönünden büyük bir ilerleme sağlanmıştır. Bu dönemin tanınmış gezi yazarları arasında önce Falih Rıfkı Atay’ı anmamız gerekir. Atay’ın Denizaşırı, Taymıs Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri, Gezerek Gördüklerim ele alınan konular ile gerek gözlem gerekse anlatım ustalığı bakımından ilginç ve değerli eserlerdir.

    Cumhuriyet döneminde gezi türünde eser veren diğer yazarlar arasında İstanbul’dan Londra’ya Şileple Yolculuk ve Akdenizde Bir Yaz Gezintisi adlı kitaplarıyla Saik Sabri Duran’ı, Finlandiya adlı kitabıyla Şükufe Nihal’i, Bir Vagon Penceresinden ve Ankara-Bükreş adlı kitaplarıyla Sadri Ertem’i, Tuna’dan Batıya ve Anadolu Notları adlı iki ciltlik kitabıyla Reşat Nuri Güntekin’i, Anadolu Manzaraları adlı kitabıyla Hikmet Birand’ı, Gezi Günlüğü ve Avusturya Günlüğü adlı kitaplarıyla Burhan Arpad’ı sayabiliriz.

    Son yıllarda gezi edebiyatımız yeni eserlerde daha da zenginleşmiştir. Yabancı ülkelerle kültürel ilişkilerin artması ve bireysel gezi imkanlarının çoğalması sonucu olarak bu türde eser yazanları sayısında da bir artış görülmektedir.

    Günümüz yazarları arasında gezi yazı ve kitaparıyla ün yapmış olanlar arasında Mavi Yolculuk ve Mavi Anadolu isimli eserleriyle Azra Erhat’ı, Düşsem Yollara Yollara adlı eseriyle Haldun Taner’i, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan adlı eseriyle Melih Cevdet Anday’ı, Sam Amcanın Evinde ve Bir Garip Ada adlı eserleriyle Badii Faik Akın’ı, Canım Anadolu adlı eseriyle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu, Şu Bizim Rumeli adlı eseriyle Yılmaz Çetiner’i ve Almanya Beyleri İle Portekiz’in Bahçeleri adlı eseriyle Nevzat Üstün’ü sayabiliriz.


    Kırıkkale’ye Giderken
    Ankara kalesi, telsiz direkleri ve bir tünel… Yarım dakika karanlık. Ankara geride kaldı. Bu yol, bütün bozkırı geçer, Karadeniz’e dek ulaşır.
    İsmet Paşa yıllardır fikir döktü, ray döşedi. şimdi ben, bu ray üstünden fikir taşıyan kültür savaşının zırhlı trenine yetişmek için kilometrelerin sekişini sayıyorum. Tren yolunda… Gezici eğitim sergisi Kırıkkale istasyonunda…

    Tren yolunda dediğim zaman dudaklarımızda yabansı bir kıvrıntı seziyor gibiyim. Sezmeye de gerek yok gerçekten:
    “Tren yolunda da laf mı a canım.” diyebilirsiniz.

    Eğer siz, bir zamanlar Yahşıhan’a dek böyle gidip gelen eski tren bozuntusunu anımsarsınız hiç de böyle düşünmezsiniz.
    Hele benim gibi Yahşıhan yolunda tuhaflıklara tanık olmuşsanız…

    Size, istasyonların kimi bodurumsu, kimi kavaklar gibi birbirlerinin sırtından sırıtan uzun dallı ağaçlarından, çeşmelerinden, bayrak direklerinden, makaslarından, telgraf direklerine tünemiş güvercinlerinden, yol kenarında doygun doygun treni seyreden öküzlerden, özgür ve neşeli sıpalardan söz edeceğimize bizim orta Anadolu’ya kültür ve yeninin aşkını taşıyan trene rast gelinceye dek bugünkü güzel trenin yerindeki o eski tren ve ray bozuntusundan söz edeyim, her halde canınız sıkılmaz.

    Yıl 1921, İnönü ile Sakarya savaşının araları… Ankara’dan Kayseri’ye doğru bir akın var.
    Kağnı, kağnı, kağnı Yollardan, dağlardan, taşlardan gıcırtıdan geçilmiyor.

    Mumyalanmış bir eşeğe benzeyen cılız, sanki tenekeden yapılma bir lokomotif, ince, uzun hörgücünü kaldırmış, bitkin develeri anımsatan vagonlar da bunların arasında Kayseri yolunu tutuyor.
    Her nedense o zaman burada işleyen dekovilde, sudan geçmeyen hayvanın inadına benzer bir inat vardı. Zaman zaman tutarağı tutardı. Bakarsınız, tıpış t ıpış giderken birdenbire zınk yerinde sayar. Bir ses duyulur:

    “Lokomotifin suyu tükendi. Allah’ını seven su getirsin!…”
    Kovalarla, ibriklerle, testilerle bir sürü halk su aramaya çıkar, su bulunmayan bir yerde ise herkes mataralarındaki, testilerindeki, teneke ya da toprak ibriklerindeki suları lokomotife boşaltırlar. Mübarek, yürümeye başlar. Ama yürüyüş de ne yürüyüş!…
    Trenin üstünde pinekleyen ihtiyarlar, kimi zaman şöyle konuşurlardı:
    “Tren giderken indim, aptes bozdum, elimi yudum, trene bindim.”
    “Abdest tazeledim, yine geldim, yetiştim.”
    Yokuş bir yere gelindi mi bir ses yükselirdi:
    “Allah’ını seven vagonları ardından itsin!”

    Yüzlerce adam trenden iner, trenin durduğunu gören köylüler de gelir. Helesa yelesa ile treni yürütürlerdi. Trenin kömürü tükenip yöreden çalı çırpı topladığımızı da ben bilirim.
    Bunları söylerken sadece bir anıyı anlatıyorum. Dün süngüsünü tüfeğine çaputla bağlayıp düşmana saldıran bir ulusun o günü böyle geçerdi.
    Şimdi İsmet Paşa’nın döşediği raylar üstünde fikir gibi hızlı, düzenli ve rahat trenle Kırıkkale’ye yaklaşıyoruz.

    Makinenin, tekniğin dokunduğu yer, çölün ortasında bile olsa yepyeni bir uygarlığı f ışkırtıveriyor. Kırıkkale işte böyle bozkırın ortasında baca, fabrika, asfalt, geometri, boyalı ev, sağlam tavan, iş gömleği giyen alın terli insan demektir. Kırıkkale bana, kopmuş bir film parçasının sarı bakkal kâğıdına yapıştırılması etkisini yaptı. Kırıkkale, başlı başına minnacık bir fabrika yuvasıdır. Sağı solu, önü arkası bozkırdır.

    İstasyon kalabalık… Siyahlar giyinmiş öğretmenler, iş gömlekli işçiler, ustalar, mühendisler, bereli kadınlar, irili ufaklı çocuklar vagonların çevresinde toplanıyorlar…

    [Sadri Etem (Ertem). “Kırıkkale’ye Giderken”,Türk Dili Dergisi, Gezi Özel Sayısı, 1 Mart 1973.]

    Kaynak: http://www.aof.edu.tr/

    Yazı kaynağı : www.bilgicik.com

    Gezi Yazısı Türünün Özellikleri Tarihsel Gelişimi ve Temsilcileri | Çokbilgi.com - Türkçe ve Edebiyat Güncesi

    gezi yazısıMekânı merkeze alarak bir yazarın, çeşitli sebeplerle yurt içinde ve yurt dışında gittiği yerlerdeki gözlem, tespit, deneyim ve yorumlarını birçok anlatım biçiminden faydalanarak canlı ve etkileyici bir dille aktardığı yazı türüne gezi yazısı denir. Gezi, seyahatname olarak da adlandırılmaktadır.

    Gezi türü eserin konusunda bir sınırlama yoktur. Gezilebilecek her yer oraya gitmek, orada bulunmak kaydıyla gezi türü esere konu olabilir. Bu tür eserlerde en önemli husus, gidilen yeni mekâna ait gözlem ve tespitlerdir. Ancak bu gözlem, tespit ve izlenimler arasında bir denge, ölçü olmak zorundadır. Gidilen yerlere ait tabii güzellikler yanında tarih, coğrafya, edebiyat, kültür, sanat, bilim ve teknoloji, gelenek ve görenekler, mimarî, şehircilik, siyaset gibi pek çok alanda tespit ve değerlendirmelerin yapılması; çok yönlü ve hemen her türde ayrı ayrı görebileceğimiz konuların bir arada ele alınması, gezi türünü edebî bir tür olmakla birlikte aynı zamanda başvurulacak kaynaklar arasına koyar.

    Gezi türü eserlerin oluşmasındaki en önemli sebep yazarın kendisidir. Bu anlamda gezinin yapılış nedeni çok önemlidir. Görev sebebiyle, bilimsel ve siyasi konferanslar sebebiyle, diplomatik sebeplerle, sağlıkla ilgili sebeplerle, zevk ve eğlence sebebiyle veya başka bir sebeple yapılan gezilere ait izlenimlerin anlatıldığı gezi yazılarında yazarın yaşanmışlıkları, dikkatli gözlemleri, orijinal tespitleri temel unsurlarıdır. Bunları aktaran da çoğunlukla birinci teklik şahıstır.

    Gözlem, tespit ve değerlendirmeler edebî bir dille aktarılırken sorularla diyalekt bir yapı oluşturması; diyaloglardan, rivayetlerden, hikâyelerden, efsanelerden, anılardan, anekdotlardan, atasözlerinden ve deyimlerden faydalanılması bu türün en önemli özelliklerindendir. Gezi eserinde dilin ayrılmaz parçası, tasvir, diyaloglar ve soru cevap yoluyla anlatım tekniğidir.

    Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir?

    Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röportajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür.

    Gezi yazısının belirleyici özellikleri nelerdir?

    • Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolculuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler…

    • Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.

    • Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.

    • Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.

    • Resim kullanılmalıdır.

    Diğer edebî eserlerden farklı bir özelliği daima dinamik yapısını koruması olan gezi türü, dil ve anlatım özellikleri bakımından anı ve günlük türüne, kısmen mektup ve röportaj türüne yaklaşsa da kesin çizgilerle onlardan ayrılmaktadır. Ancak anlatım tekniği olarak anı ile iç içe girdiği durumlar görülebilir.

    Mutlaka bir plana dayalı olarak yazılan gezi türü benzer tarafları olsa da diğer türlerden konu, teknik ve yapısal özellikleriyle ayrılır. Röportaj ve gezi türlerinde gezip görmeye, incelemeye dayalı bir anlatım söz konusudur. İnsanlarla konuşup bilgi edinme röportajda esas, gezi türünde ise kullanılan tekniğin bir parçasıdır. Belge olma niteliği her iki türde olsa da röportajda daha ağırlık taşır. Gezi türünde öncelikli amaç bir belge ortaya koymak değildir. Gezinin en önemli farkı, gerçekleri esas alması yanında yazarın bakış açısı ve yorumlarının esere kattığı zenginlik ve renktir. Röportajda gezi yazılarına göre objektif olmak şartı, daha sade bir dil kullanma mecburiyeti vardır, oysa gezi edebî sanatlardan ve dilin bütün imkânlarından faydalanır.

    Hikâye ve romandaki bazı anlatım teknikleri, kurgusal çerçeve, zaman zaman gezi yazılarında da görülmektedir. Hikâye ve romanda yer, zaman, mekân ve kişiler esas unsurken gezi yazısında öncelikli olan gerçek, farklı ve yeni bir mekândır. Bu tarz eserlerde anıda olduğu gibi sadece belli bir zamana ait olay ve durumlar anlatılmaz. Anılarda gezilerden farklı olarak objektif olmak ve kronoloji çok önemlidir. Zaman zaman günlük tarzında yazılmış gibi görünse de gezi yazılarında günlüklerdeki gibi basit bir yer ve zaman kaygısı yoktur. Gezen, anlatan ve yazan kişinin aynı olması sebebiyle gezi, otobiyografilere yakın görülebilir. Ancak gezi yazılarında otobiyografilerdeki gibi tek kişinin hayatı ile sınırlı kalma ve biyografilerdeki gibi yazarın kendi hayatı ile kısıtlanma durumu söz konusu değildir. Mektup türü ile de bağlantılı gibi görünen gezi türünün içerikleri, amaçları, anlatım biçimleri ve yapısal özellikleri birbirinden farklıdır. Mektup, gezi eserine oranla daha özneldir.

    Gezi yazıları genellikle günü gününe yazılmaz. Ancak doğruluk, açıklık ve etkileyicilik için bazen günlük alınan notlardan faydalanılabilir. Kitap mutlaka gezi tamamlandıktan kısa bir süre sonra kaleme alınır.

    Asıl metinler yanında şiirler, fotoğraflar, resimler, şekiller ve haritalar kullanılarak hazırlanmış gezi türü eserler de vardır. Hatta şiir ve fotoğraflar için ayrı bölümlerin bulunduğu görülmektedir. Yurt içinde yapılan geziler ve yurt dışında yapılan gezilerden hareket edilerek yazılan eserler olmak üzere gezi türü eserleri ikiye ayırabiliriz.

    Gezi Yazısının Tarihsel Gelişimi:

    Dünyanın en eski seyahatnamesi Afrika’nın doğusundaki Pufta ülkesine yapılan yolculuğu konu alan bir rölyeftir. Ardından ilk gezi rehberi sayılan, tarihçi Miletoslu Hekataios’un MÖ 500 yıllarındaki gezisinden sonra Kartacalı Hannibal’in Î.Ö. ikinci yüzyıldaki yolculuğu Antik Çağ’in en büyük gezilerinden biri olarak karşımıza çıkar. Sonraki dönemlerde dünyadaki keşifler ve ekonomik gelişmelere paralel olarak dünyada seyahat imkânlarının da artmasıyla yolculuklarda önemli artışlar görülmüştür. Eski Yunan’dan bugüne Doğu ve Batı edebiyatlarında gezi türünde yazılmış birçok eser bulunmaktadır. Bunlar arasında Nasır Hüsrev’in Sefernamesi, İbn Fadlan Seyahatnamesi, İbn Batuta Seyahatnamesi, Marco Polo’nun eseri sayılabilir.

    Türk edebiyatında ilk seyahatname, Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ın Acaibü’l-Letaif adlı Hıtay Sefaretnamesi diye de bilinen eseridir. En tanınmış seyahatname örnekleri arasında Şeydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik isimli kitabı, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sı, Kâtip Çelebi’nin Cihannüma’sı, Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi adlı eserleri sayılabilir.

    19. yüzyıl gezi türü açısından verimli bir yüzyıl olmuştur. Ömer Lütfi’nin Ümit Burnu Seyahatnamesi, Keçecizade İzzet Molla’nın Mihnet Keşan’ı, bu türün temsilcileri arasındadır. Özellikle Tanzimat’ın ilanı gezi türünü de etkilemiş, gezilen yerler ve bakış açılarında değişiklikler görülmeye başlamıştır. Ahmet Mithat’ın Avrupa’da Bir Cevelan, Ahmed İhsan’ın Avrupa’da Ne Gördüm, Ahmet Şerifin Anadolu ‘da Tanin, Ali Suad’ın Seyahatlerim, Ahmet Rasim’in Romanya Mektupları bu dönemin önemli eserlerindendir.

    20. yüzyılda ise iş gezileri ve politik geziler bu edebî türü beslemiştir. Cumhuriyet Dönemi, yurt içi ve yurt dışı gezilerin iyice attığı, gezilen coğrafyaların çeşitlendiği, farklı bakış açılarının getirildiği, bu türün pek çok değişik örneğinin görüldüğü bir dönemdir. Tamamı gezi notları olmamakla birlikte Halide Edip Adıvar’ın Dağa Çıkan Kurt, Yolculuk Notları; Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Alp Dağlarından ve Miss Châlfrin’in Albümünden, Celal sad’ın Seyahat İntibaları, Selim Sırrı Tarcan’ın Bugünkü Almanya, Faik Sabri Duran’ın İstanbul’dan Londra’ya Şileple Bir Yolculuk, Celalettin Ezine’nin Amerika Mektupları, Ahmet Emin Yalman’ın San Fransisko ‘da Ne Gördüm, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eseri yanında Paris Tesadüfleri, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Canım Anadolu, Hikmet Birand’ın Anadolu Manzaraları, Selahattin Batu’nun İsviçre Günleri, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notları, Burhan Arpad’ın Avusturya Günlüğü, Falih Rıfkı Atay’ın Bizim Akdeniz, Gülten Dayıoğlu’nun Kafdağının Ardına Yolculuk, Yavuz Bülent Bakiler’in Üsküp’ten Kosova’ya, Buket Uzuner’in Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları, Fürüzan’ın Balkan Yolcusu, Nedim Gürsel’in Bir Avuç Dünya adlı eserleri bu dönemdeki kitaplardan sadece birkaçıdır.

    Gezi türünün uzun bir geçmişi vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunanistan’dan başlayarak günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, elçi, şair ve yazar gezip gördükleri yerleri anlatan eserler meydana getirmişlerdir.

    Başka ülkelere yapılan yolculuklarla ilgili ilk gezi yazılarına örnek olmak üzere M.S. 448’de Hun hükümdarı Atilla’ya gönderilen elçilik heyetinde görevli tarihçi Priskosun eseri ile M.S. 568 de Kilikyalı Zemarkhos’un Göktürkler ülkesinde Bizans İmparatorluğu elçisi iken tuttuğu notları gösterebiliriz.

    İranlı şair ve din adamı Nasır Hüsrev ‘in hac maksadıyla yaptığı Mekke gezisini ve bu arada Mısır ve Anadolu’nun doğusunda gördüklerini anlatan ‘sefername‘ adlı eserini de ilk gezi kitapları arasında sayabiliriz.

    Gezi türünün ilk önemli eselerini verenlerin başında şüphesiz Venedikli ünlü gezgin Marco Polo ile yine ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta’yı anmamız gerekir.

    Marco Polo, Yakın Doğu ve Orta Asya ülkelerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıkmış ve bu yolculuğunda gezip gördüğü yerleri anlatan bir eser yazmıştır. Birçok dile çevrilen bu eser gezi edebiyatının ilk klasik örneklerinden biri sayılır. Arap gezgini İbn Batuta da Anadolu, Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’ı dolaşarak oralarda yaşayan Türklerin teknik ve toplumsal özelliklerini anlatan bir kitap yazmıştır.

    Önceleri daha çok tarihçilerin ilgi gösterdikleri bu eserler, sonradan edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Ele alınan konular, kullanılan dil, yazarların gözlem ve anlatım özellikleri bakımından gezi yazı ve kitapları artık edebiyatın bir kolu, bir başka deyişle bir yazı türü özelliği kazanmıştır.

    “Gezi Yazısı” sayfasına dön! «|

    Yazı kaynağı : www.cokbilgi.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap