Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    gerçek elementlerden oluşan periyodik tablo

    1 ziyaretçi

    gerçek elementlerden oluşan periyodik tablo bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Periyodik Tablodaki Tüm Elementleri Toplayabilir misiniz? Toplasanız, Ne Olurdu?

    Periyodik Tablodaki Tüm Elementleri Toplayabilir misiniz? Toplasanız, Ne Olurdu?

    Periyodik tablo, evrendeki her şeyi oluşturan kimyasal elementlerin sınıflandırılması için geliştirilmiş bir tablodur. Bir Rus kimyacı ve mucit olan Dmitri Mendeleev ve Alman bilim insanı Julius Lothar Meyer periyodik tablonun “babası” olarak kabul edilir.

    Günümüzde element koleksiyonculuğu yapan insanlar bulunmaktadır. Birçok element koleksiyoncusu, kimyasal elementlerin kendine özgü kullanımlarını bulmaktan zevk alır. Bazı toplayıcılar, elementleri bir bileşik veya alaşım hâlinde toplamaktan kaçınırken (çünkü bu, bulmayı bir nebze olsun kolaylaştırır); diğerleri bunu kabul edilebilir bulmaktadır. İnternette, saf elementlerden yapılmış madeni paralar veya yoğunluk küpleri (İng: "density cubes") adı verilen minik küpler açık artırma sitelerinde satılmaktadır.

    118 elementten 30'u (helyum, karbon, alüminyum, demir ve azot gibi) yerel perakende mağazalarından saf hâlde satın alınabilir. Bazı elementler, günlük hayatta kullandığımız eşyalardan ayrıştırılarak bulunabilir. Örneğin, duman dedektörlerinde küçük miktarlarda amerikyum örneği elde edebilirsiniz. Sonuç olarak, elementlerin yaklaşık 80'ini bulmak mümkündür. Eğer sağlığınızı, can güvenliğinizi riske atmayı ve tutuklanmayı göze alıyorsanız, bu sayı 90’a kadar çıkabilir. Geri kalanlar ise aynı anda birkaç atomdan fazlasını toplamak için fazlasıyla radyoaktif veya kısa ömürlüdür.

    Yani anlayacağınız, element toplama hobisi, birçok zorluğu da beraberinde getirir. Peki... Ya yapabilseydik? 118 elementin her birini toplayabilseydik, ne olurdu?

    118 Elementi Toplamak...

    Her elementten oluşan 1 metreküplük küplerimiz olduğunu varsayalım.

    Birinci Periyot

    Birinci satırda (periyot) işimiz çok basit olacaktır. Hidrojen küpümüz, bir balon gibi yukarı doğru yükselir ve dağılır. Aynı şey helyum için de geçerli olacaktır. Bu iki element, partiden her zaman erkenden ayrılan arkadaşlarımıza benzer.

    İkinci Periyot

    İkinci satırda yeterince dikkatli olmazsak, öksürmeye başlar ve nefes almakta güçlük çekeriz. Lityum havayla temas eder etmez kararır. Berilyum oldukça zehirlidir bu nedenle, soluduğumuz havaya tozu dahi girmemelidir. Bu yüzden çok dikkatli olmamız gerekir. Oksijen ve azot, diatomik (iki atomlu molekül) hâldelerse yavaşça dağılırlar. Eğer küpümüz tek atomlardan oluşuyorsa, atomlar anında birleşir ve binlerce dereceye kadar ısınırlar. Neon havada süzülürken, soluk sarı flor gazı zemine yayılacaktır.

    Flor, periyodik tablodaki en reaktif ve en aşındırıcı elementtir. Saf flora maruz kalan hemen hemen her madde kendiliğinden alev alır. Nemle temas ettiğinde, aşındırıcı hidroflorik asit (HF) oluşturur. Bu gazdan eser miktarda bile nefes aldıysanız, burnunuza, akciğerlerinize, ağzınıza, gözlerinize ve nihayetinde size ciddi şekilde zarar verir. Bu durumda kesinlikle bir gaz maskesine ihtiyacımız olacaktır fakat florun birçok potansiyel maske malzemesini erittiğini de unutmamak gerekiyor.

    Üçüncü satırda işler sarpa sarmaya başlar.

    Üçüncü Periyot

    Buradaki en büyük baş belası fosfor olacaktır. Saf fosfor, doğada birkaç şekilde bulunur: Kırmızı fosforun kullanımı oldukça güvenlidir. Beyaz fosfor, hava ile temas ettiğinde, kendiliğinden tutuşur. Söndürülmesi zor alevlerle yanar ve oldukça zehirlidir. Öte yandan sülfür, normal şartlar altında bir sorun oluşturmayacaktır, en kötü ihtimalle kötü kokar. Bununla birlikte kükürt, solunda oldukça ısrarlı bir şekilde yanan fosfor ile sağındaki klor ve sağ üstündeki flor arasında sıkışmıştır. Saf flor gazına maruz kaldığında, kükürt benzeri birçok madde hızla tutuşur.

    İnert argon, havadan daha ağırdır; bu yüzden sadece etrafa yayılır ve zemini kaplar. Bu noktada argon için endişelenmenize gerek yok; çünkü daha büyük sorunlarımız var. Çıkan şiddetli yangın, kükürt heksaflorür (SF6) gibi korkunç kimyasallar üretecektir. Deneyi iç ortamda yapıyorsak, zehirli dumandan boğuluruz ve bulunduğumuz bina yanabilir.

    Başımıza yeterince bela almadığımızı düşünüyorsak ve hâlâ hayattaysak, sonraki satırlarda bizleri daha fazlası bekliyor.

    Dördüncü Periyot

    Dördüncü satırdayız. Arsenik... Kulağa korkutucu geliyor. Bunun sebebi, neredeyse tüm karmaşık yaşam biçimleri için zehirli olmasıdır. Küçük miktarlardaki arsenikle başa çıkabilecek olsak da çoktan alev almış fosfor, kendiliğinden yanmaya eğilimli olan potasyumla birleşir ve arseniği tutuşturur. Bu reaksiyondan büyük miktarda arsenik trioksit (As2O3) açığa çıkar. Bu gaz oldukça zehirlidir.

    Yangın esnasında eriyen galyum, alüminyuma nüfuz ederek elementin yapısını bozar ve onu ıslak kâğıt kadar yumuşak ve zayıf hale dönüştürür. Şu ana kadar yarattığımız yangının üreteceği toksik bileşiklerin miktarı, bu noktada hesaplanamayacak kadar büyüktür.

    Beşinci Periyot

    Beşinci satır, ilk radyoaktif maddemizi içeriyor, teknesyum (Tc).

    Teknesyum, kararlı izotopları olmayan bir elementtir. Gün boyunca solunan toz halindeki teknesyum, kesinlikle bizi öldürebilir. Beşinci satırı oluştururken başımıza açacağımız belalar dördüncü satırdakilerden farklı olmayacaktır.

    Altıncı Periyot

    Altıncı sırayı oluşturmaya başlamadan önce uyaralım: Ne kadar dikkatli olursanız olun, altıncı satır sizi kesinlikle öldürecektir.

    Periyodik tablonun altıncı satırı, prometyum, polonyum, astatin ve radon dâhil olmak üzere birkaç radyoaktif element içerir. Astatin, bu elementler arasında kötü olanıdır. Neye benzediğini tam olarak bilemediğimiz astatin, doğada en az bulunan elementtir. Doğada, kararlı hiçbir izotopu mevcut değildir. En uzun yaşayan izotopu yalnızca 8,1 saatlik bir yarı ömre sahiptir. Bu nedenle, çıplak gözle görünebilir şekilde kimse tarafından gözlenememiştir. O kadar radyoaktiftir ki (yarı ömrü saat olarak ölçülür), büyük bir parçası kendi ısısıyla hızla buharlaşır.

    Ayrıca, astatin için bir malzeme güvenlik bilgi formu (İng: MSDS, Material Safety Data Sheet) bulunmamaktadır; dolayısıyla onu sağlıklı bir şekilde nasıl depolamamız gerektiğinden bile emin değiliz. Ama eğer astatin için bu form hazırlanmış olsaydı, muhtemelen üzerinde defalarca "HAYIR, KULLANMAYIN, NE OLUR" kelimeleri karalanmış olurdu.

    Teorik olarak, koleksiyonumuza yerleştirmek istediğimiz 1 metreküplük astatin küpümüz, şimdiye kadar Dünya üzerinde sentezlenen astatinden daha fazla astatin içerirdi; fakat anında aşırı ısınmış bir gaza dönüşür ve yakınındaki herkesi bulunduğumuz binayla birlikte yok ederdi. Sıcak gaz bulutu hızla gökyüzüne yükselip ısı ve radyasyon yayardı.

    Astatin, polonyum ve diğer radyoaktif elementlerle kaplanmış toz ve enkaz, yağmur olarak yağar ve rüzgâr yönünde bulunan tüm mahalleleri tamamen yaşanmaz hale getirirdi. Göz kırpmanın birkaç yüz milisaniye sürdüğü düşünüldüğünde, göz açıp kapayıncaya kadar ölümcül düzeyde radyasyona maruz kalır ve akut radyasyon sendromundan ölürdük.

    Transuranik Elementler

    Periyodik tablonun altında, transuranik elementler adı verilen bir sürü garip element vardır. Uzun zamandır, çoğunun "unununium" gibi geçici isimleri vardı, ancak yavaş yavaş kalıcı isimler verilmektedir. Bu elementlerin çoğu o kadar dengesizdir ki sadece parçacık hızlandırıcılarda yaratılabilirler ve birkaç dakikadan fazla var olmazlar. Eğer 100.000 adet livermoriyum (Lv) atomumuz olsaydı, bir saniye sonra sadece 1 adet kalmış olurdu ve birkaç yüz milisaniye sonra o da kaybolurdu. Maalesef deneyimizde, transuranik elementler sessizce yok olmayacak, aksine saniyeler içinde radyoaktif olarak bozularak muazzam miktarda enerji açığa çıkaracaklardır.

    Meydana çıkan enerji seli, bizi ve periyodik tablonun geri kalanını anında plazmaya çevirir, sürekli devam eden patlamalar sonucu, şehrin üzerinde bir mantar bulutu yükselirdi. Duman, stratosfer boyunca uzanır ve kendi ısısıyla yüzerdi. Nüfusun yoğun olduğu bir bölgede olsaydık, patlamadan kaynaklanan ani kayıplar şaşırtıcı olurdu, ancak serpinti nedeniyle uzun vadeli kirlenme tüm dünyaya yayılır ve Çernobil felaketinin sebep olduğundan binlerce kat daha fazla radyoaktivite salınımına sebep olurdu.

    Bu nedenle, yeni bir hobi seçmek istiyorsak, toplanacak çok daha iyi şeyler olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

    Yazı kaynağı : evrimagaci.org

    Periyodik tablo

    Periyodik tablo, kimyasal elementlerin sınıflandırılması için geliştirilmiş tablodur. Dilimizde periyodik tablo, periyodik cetvel, periyodik çizelge, elementler tablosu gibi birçok şekilde isimlendirilmiştir. Bu tablo bilinen bütün elementlerin artan atom numaralarına (buna proton sayısı da denir) göre bir sıralanışıdır. Periyodik cetvelden önce de bu yönde çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, mucidi genelde Rus kimyager Dmitri Mendeleyev kabul edilir. 1869'da Mendeleyev atomları artan atom ağırlığına göre sıraladığında belli özelliklerin tekrarlandığını fark etti.[1][2] Özellikleri tekrarlanan elementleri alt alta yerleştirdi ve buna periyot adını verdi.

    Genel bakış[değiştir | kaynağı değiştir]

    Grup, periyot ve bloklar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Grup[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış katman elektron dizilimi aynı olan elementlerin oluşturduğu birliğe grup denir. Gruplar periyodik tablodaki sütunlardır. Aynı gruptaki elementlerin kimyasal özellikleri benzerdir.[3][4][5]

    Gruplar iki şekilde adlandırılır. Birincisi IUPAC'ın önerdiği 1'den 18'e kadar olan sayılardır. İkincisi ise daha sık kullanılan harf (A,B) ve rakamlardan oluşan adlandırmadır.

    Periyot[değiştir | kaynağı değiştir]

    Periyodik tablodaki satırlara periyot denir. Toplam yedi periyot vardır. Altıncı periyot 32 elemente sahip uzun bir periyottur, bu periyodun 14 elementi aşağıya taşınmıştır. Bunlara lantanit denir. Aynı şey yedinci periyot için de geçerlidir. Yedinci periyottan ayrılan bölümlere ise aktinit denir. (Periyodik tablonun altında bulunan 2 periyot şeklinde olan yer.)[6]

    Blok[değiştir | kaynağı değiştir]

    Elementler (hidrojen ve helyum dışında) değerlik orbitallerine göre s,p, d ve f olmak üzere dört ana bloğa ayrılır. s ve p ana grup, d ve f yan grup olarak bilinir.[7]

    Düzenli değişimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Periyodik tabloda soldan sağa ya da yukarıdan aşağı gidildikçe düzenli değişen birtakım özellikler vardır.

    Atom yarıçapı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Atomların büyüklüğü ölçülürken Van der Waals yarıçapı dikkate alınır. Çekirdekle dış katmanlarda bulunan elektronlar arasındaki çekim kuvveti ne kadar büyük olursa atom yarıçapı da o kadar küçük olur. Örneğin ikinci periyot elementlerinden lityumun son katman elektronu 3 protonla çekilirken, florunki 9 proton tarafından çekilir. Bu yüzden soldan sağa gidildikçe yarıçap azalır.

    Yukarıdan aşağı gidildikçe dış katman elektronları çekirdekten daha uzakta bulunur. Atom yarıçapı artar.

    İyonlaşma enerjisi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Gaz halde bulunan bir atomdan bir elektron koparmak için gereken enerjiye iyonlaşma enerjisi denir. Soldan sağa gidildikçe çekirdekle son katman elektronları arasındaki çekim kuvveti artacağından iyonlaştırmak için daha fazla enerjiye gerek vardır. O yüzden soldan sağa gidildikçe düzenli olarak artış beklenir ancak 2A ve 5A elementlerinin küresel simetrik özelliğinden dolayı sıralamada yerleri farklıdır.

    Bir elektronu uzaklaştırmak için gereken enerji, elektronun çekirdekten uzaklığına bağlıdır. Bu sebeple yukarıdan aşağı inildikçe atom yarıçapı arttığından iyonlaşma enerjisi azalır.

    Elektronegatiflik[değiştir | kaynağı değiştir]

    Elektronegatiflik, bir atomun kimyasal bağdaki elektronları kendine doğru çekme yeteneğinin bir ölçüsüdür. Doğrudan bir ölçümü yoktur, ancak iyonlaşma enerjisi ve elektron ilgisinin aritmetik ortalaması olarak düşünülebilir.[8]

    Soldan sağa doğru iyonlaşma enerjisi ve elektron ilgisi arttığından elektronegatiflik artar. Yukarıdan aşağı ise azalır.[8]

    Diğer özellikler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bir periyotta soldan sağa doğru gidildikçe,

    Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe,

    Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

    Altın, gümüş, kalay, bakır, kurşun cıva ve demir gibi elementler eski çağlardan beri biliniyordu. Bir elementin ilk bilimsel olarak bulunması 1649 yılında Henning Brand'ın fosforu bulmasıyla başlamıştır. Bundan sonraki 200 yıl boyunca elementler ve onların bileşikleri hakkında kimyacılar tarafından pek çok bilgi elde edilmiştir. Bununla beraber 1869 yılına kadar toplam 63 element bulunabilmiştir.

    1817 yılında Johann Dobereiner benzer kimyasal özelliklere sahip olan stronsiyum, kalsiyum ve baryuma bakarak, stronsiyumun atom ağırlığının kalsiyum ve baryum atom ağırlıklarının ortasında olduğuna dikkat çekmiştir. 1829 yılında klor, brom ve iyot üçlüsünün de benzer özellikler gösterdiği bulunmuştu. Yine benzer davranış lityum, sodyum ve potasyum için de gözleniyordu. 1829 ve 1858 yılları arasında bu konuda pek çok araştırma yapıldı. Bu sırada halojenler grubu katıldı. Oksijen, kükürt, selenyum ve tellür bir grubun üyesi olarak düşünülürken azot, fosfor, arsenik, antimon ve bizmut başka bir grup içine yerleştirildiler.

    İlk periyodik tabloyu oluşturma şerefi Fransız bilim adamı A. E. Beguyer de Chancourtois'e düştü. De Chancourtois, silindirin çevresine 16 kütle birimleri yerleştirerek element ve iyonları buraya oturttu. Benzer özelliklerdeki elementler bu silindir üzerinde düşey satırlarda gruba ayırmıştı. Atom ağırlıkları sekizin katı kadar olan elementlerin özellikleri benzerdi. 1864 yılında yazılan bir yazıda Newlands bunu Oktav kanunu (Law of Octaves) olarak tanımladı. Bu kanuna göre herhangi bir element tablodaki sekizinci elementle benzerlikler gösteriyordu.

    Genelde periyodik tablonun babası olarak Alman bilim adamı Julius Lothar Meyer ve Rus bilim adamı Dmitri Mendeleyev kabul edilir. Her ikisi de birbirinden habersiz olarak dikkate değer benzer sonuçlar üretmişlerdir. Mendeleyev atomların artan atom ağırlıklarına göre sıralandıklarında belli özelliklerin tekrarlandığını görmüştür. Daha sonra elementleri tekrarlanan özelliklerine göre alt alta sıralayarak ilk iki periyodu yedişer, sonraki üç periyodu ise onyedişer element içeren bir periyodik sistem hazırlamıştır. Mendeleyev'in hazırladığı periyodik sistemde bazı yerleri henüz keşfedilmemiş elementlerin olduğunu düşünerek boş bırakmıştır. Daha sonra bulunan skandiyum, galyum, germanyum elementleri tablodaki boşluklara yerleşmişlerdir.

    1895 yılında Lord Rayleigh, yeni bir soygaz (argon) keşfettiğini bildirdi. Bu element periyodik tabloda bilinen hiçbir yere oturtulamadı. 1898 yılında William Ramsay bu elementin klor ile potasyum arasında bir yere konulabileceğini önerdi. Helyum da aynı grubun bir üyesi olarak düşünüldü. Bu grup elementlerinin değerliklerinin sıfır olması nedeniyle sıfır grubu olarak adlandırıldı.

    Mendeleyev'in periyodik tablosu her ne kadar elementlerin periyodik özelliklerini gösterse de neden özelliklerin tekrarlandığı konusunda herhangi bir bilgi vermemektedir.

    Moseley ve modern periyodik yasa[değiştir | kaynağı değiştir]

    1911'de Ernest Rutherford atom çekirdekleri alfa parçacıklarının saçılması deneyiyle çekirdek yükünün belirlenebileceğini gösterdi. Rutherford'un gösterdiği diğer bir şey bir çekirdeğin yükünün atom ağırlığı ile orantılı olduğuydu. Yine 1911'de A. Van den Broek bir seri çalışmasıyla elementlerin atom ağırlıklarının atom üzerindeki yüke yaklaşık eşit olduğunu gösterdi. Bu yük daha sonra atom numarası olarak tanımlandı ve periyodik tablodaki elementleri yerleştirmede kullanıldı. 1913'te Henry Moseley bir grup elementin X-ışınlar tayf çizgilerin dalga boylarını ölçerek, atom numarası ile elementlerin X-ışınları dalga boylarının ilişkili olduğunu gösterdi. Bu çalışma Mendeleyev, Meyer ve diğerlerinin yaptığı gibi atom ağırlıklarının temel seçmedeki yanlışlıklarını gösteriyordu.

    Fakat neden periyodik özellikler gözleniyor sorusunun yanıtı ise Niels Bohr'un elementlerdeki elektronik yapıyı incelemesiyle başlar denilebilir.

    Periyodik tablodaki en son büyük değişiklik, 20. yüzyılın ortalarında Glenn Seaborg'un çalışmasıyla ortaya çıktı. 1940'ta plutonyumu bulmasıyla başlayan araştırması, 94'ten 102'ye kadar olan tüm uranyum ötesi elementleri bulmasıyla sürdü. Periyodik tablodaki lantanit serisinin altına aktinitler serisini yerleştirdi. 1951'de Seaborg bu çalışmaları ile kimyada Nobel Ödülünü kazandı. 106 nolu element seaborgiyum (Sg) olarak adlandırıldı.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Periyodik tablo tarihi

    Periyodik tablo tarihi

    Periyodik tablo, kimyasal elementlerin atom numarası, elektron konfigürasyonu ve yinelenen kimyasal özelliklerini baz alarak hazırlanmış bir düzenlemedir. Elementler artan atom numarasına göre sıralanmıştır. Tablonun standart formunda sistematik bir şekilde gösterilen elementlerle birlikte periyot adı verilen sıralar ve grup olarak adlandırılmış sütunlar bulunmaktadır.

    Periyodik tablonun tarihi, bir asırdan uzun süredir devam eden kimyasal özellikleri anlamadaki gelişimi yansıtmaktadır. Tarihindeki en önemli olay, 1869 yılında Dimitri Mendeleyev’in[1] tabloyu yayınlamasıyla gerçekleşmiştir. Kendisi, daha önceden Antoine-Laurent de Lavoisier ve John Newlands gibi bilim adamları tarafından yapılmış olan keşiflerin üstüne yapmış olduğu katkılara rağmen, tablonun gelişiminde tek hak sahibi kişi olarak anılmaktadır.

    Doğal formlarında bulunabilmeleri ve ilkel aletlerle kolay bir şekilde çıkarılabilmelerinden ötürü, birkaç fiziksel element (altın, gümüş ve bakır), eski uygarlık kalıntılarından anlaşıldığı üzere eskiden beri bilinmektedir.[2] Fakat, M.Ö. 330 yılı civarında var olan her şeyin belirli sayıda elementten meydana geldiği düşüncesi oluşmuş, ilk olarak Sicilyalı filozof Empedokles tarafından öne sürülmüş olan ve Yunan filozofu Aristoteles tarafından var olan her maddenin bir veya birden fazla kökün karışımından meydana geldiği düşüncesiyle desteklenmiştir. Bahsedilen kökler dört tane ve sonradan Platon tarafından element olarak nitelendirilmiş olan toprak, su, hava ve ateştir. Aristoteles ve Platon element konseptini oluşturmuş olsalar da, fikirleri maddenin doğasını anlama konusundaki gelişmelere katkı sağlamamıştır.

    Aydınlanma Çağı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Hennig Brand[değiştir | kaynağı değiştir]

    Periyodik tablonun tarihi aynı zamanda kimyasal elementlerin keşfinin de bir tarihidir. Tarihte ilk kez yeni bir element keşfeden kişi, aynı zamanda iflas etmiş bir tüccar olan Alman Hennig Brand’dır. Brand, efsanevi bir madde olan ve adi metalleri altına çevirdiği inanılan felsefe taşını keşfetmeye çalışmıştır. 1649 yılında, damıtılmış insan idrarıyla yaptığı deneyler sonucunda elde ettiği parlak beyaz maddeye fosfor ismini vermiştir.[3] Brand, yaptığı buluşu 1680 yılına kadar sır olarak saklamış, Robert Boyle fosforu yeniden keşfetmiş ve bulgularını yayınlamıştır. Fosforun keşfi, bir maddenin element olmasının ne anlama geldiği sorusunun açığa çıkmasına yardımcı olmuştur.

    1661 yılında, Boyle bir elementi, “Bir kimyasal reaksiyonla kendinden daha basit bir malzemeye indirgenemeyen madde” olarak tanımlamıştır. Bu basit tanım atomaltı parçacıkların keşfine kadar, yaklaşık üç asır boyunca geçerli kabul edilmiş ve kullanılmıştır.

    Antoine-Laurent de Lavoisier[değiştir | kaynağı değiştir]

    Lavoisier’in 1789 yılında yazdığı ve Robert Kerr tarafından İngilizceye çevrilen eseri Traité Élémentaire de Chimie (Kimya’nın Temel Bilimsel Eseri), kimya alanında yazılmış ilk modern ders kitabı olarak kabul edilmiştir. Kitabın içeriğinde Lavoisier’in daha küçük parçalara indirgenemeyeceğini düşündüğü ve günümüzde kullanılan element listesinin temelini oluşturan oksijen, nitrojen, hidrojen, fosfor, cıva, çinko ve sülfür listelenmiştir. Lavoisier’in listesi bahsedilen elementlerin yanı sıra, yaşadığı devirde madde olduğuna inanılan ışık ve ısıyı da kapsamaktadır. Lavoisier, maddeleri metal ve ametal olarak sınıflara ayırmıştır. Çoğu önde gelen kimyagerler, Lavoisier’in yeniliklerine karşı çıkmasına rağmen, the Elementary Treatise, genç nesli ikna edebilecek nitelikte yazılmış bir eserdir. Fakat, Lavoisier’in element tanımlamaları, elementleri sadece metaller ve ametaller olarak sınıflandırmasından ötürü eksik kabul edilir.

    19. Yüzyıl[değiştir | kaynağı değiştir]

    Johann Wolfgang Döbereiner[değiştir | kaynağı değiştir]

    1817 yılında, Johann Wolfgang Döbereiner elementleri sınıflandırma konusunda yapılan ilk denemelerden birini formüle etmeye çalışmıştır. 1829 yılında, bazı benzer özellikleri taşıyan elementleri üçerli gruplar halinde ayırabileceğini anlamıştır. Bu gruplara üçlüler adını vermiştir. Döbereiner tarafından tanımlanan üçlülerin bazıları aşağıdaki gibidir;

    Bütün üçlülerde, ortada bulunan elementin atom ağırlığı diğer iki elementin atom ağırlıklarının ortalamasına neredeyse eşittir.[4]

    Alexandre Emile Béguyer de Chancourtois[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bir Fransız jeoloğu olan Alexandre-Émile Béguyer de Chancourtois, elementlerin periyodikliğini fark eden ilk kişiydi (Atom ağırlıklarına göre sıralandığında benzer özellikleri taşıyan elementlerin düzenli aralıklarla bulunması). 1862 yılında, Tellür elementinden esinlenerek oluşturduğu ve periyodik tablonun ilk formlarından sayılan VisTellurique (Tellür Sarmalı) adını verdiği tabloyu tasarladı.[5] Elementlerin artan atom ağırlıklarına göre spiral bir eğilimde bir silindir üzerinde bulunduğu bu sistemde, de Chancourtois benzer özellik taşıyan elementlerin dikey bir sırada yerleştiğini gözlemledi. Kendisinin 1863 yılındaki yayınında yer alan bir tablo elementlere ek olarak iyonları ve bileşikleri de kapsadı, fakat asıl olarak yayımladığı Comptes rendus de l'Académie des sciences (Bilim Akademisi Tutanakları) adlı makalesinde kimyasal terimlerden ziyade jeolojik terimleri kullandı ve bir diyagram kullanmadı. Sonuç olarak, de Chancourtois’in düşünceleri Dimitri Mendeleyev’in çalışmaları yayımlanana kadar dikkat çekmedi.[6]

    John Newlands[değiştir | kaynağı değiştir]

    1864 yılında, İngiliz kimyager John Newlands bilinen 62 tane elementi fiziksel özelliklerine göre 7 farklı gruba ayırmıştır.[7][8]

    Newlands birçok benzer elementin çiftler halinde bulunduğunu ve bunların kütle numaralarında 8’in katlarıyla farklılık gösterdiğini belirtmiş, elementlere ilk defa atom numaraları atayan bilim insanı olmuştur.[9] Chemisty News dergisinde yayınlanan, sekizlerin periyodikliğini müzikteki gamlara benzettiği ve adını “Oktavların Yasası” koyduğu çalışması dönemin bazı çağdaşları tarafından ciddiye alınmamıştır. 1 Mart 1866 tarihinde Chemistry Society (Kimya Topluluğu)’deki dersi yayımlanmamış, Topluluk ise buna neden olarak bu tarz teorik konuların tartışmaya açık olmasını göstermiştir.

    Newlands’ın yaptığı analizler Chemistry Society (Kimya Topluluğu) tarafından ancak Mendeleyev’in çalışmaları fark edildikten sonra, altın madalya ile ödüllendirilmiştir. Sekizlerin periyodikliğinin öneminin kabulü ancak bir sonraki yüzyılda, Gilbert N.Lewis’in Değerlik Bağı Kuramı (1916) ve Langmuir’in Kimyasal Bağların Oktet Teorisi (1919) ile gerçekleşmiştir.[10][11] Newlands’in bilime olan katkısı 2008 yılında The Royal Chemistry Society (Kraliyet Kimya Topluluğu) tarafından “Kimyasal elementler için periyodik kanun’un kaşifi” sıfatıyla evine asılan mavi bir plaket ile kabul edilmiştir.[9]

    Lothar Meyer[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mendeleyev ile tanışmamış olan bir Alman kimyageri olan Lothar Meyer’in de periyodik tablo konusunda çalışmaları olmuştur. Her ne kadar 1864'te Mendeleyev’den bağımsız hazırladığı çalışması yayımlanmış olsa da, az sayıda tarihçi Lothar Meyer’i periyodik tablonun ortak yaratıcılarından birisi olarak kabul etmektedir. Meyer’in tablosu, toplamda sadece 28 element içermiş ve elementleri atom numaralarına göre değil, değerliklerine göre sıralamıştır. Dolayısıyla, yeni elementleri tahmin etme ve atom ağırlıklarını düzeltme konusunda yetersiz kalmıştır. Mendeleyev’in bilinen elementlerden oluşan tabloyla beraber tabloyu tamamlamak adına yeni elementlerin varlığını tahmin etmesi ve bazı elementlerin atom ağırlıklarını düzeltmesini yayımlamasından yaklaşık 3 ay sonra, Meyer neredeyse aynı özelliklere sahip bir periyodik tablo yayımlamıştır.

    Bazı bilim tarihçilerine göre, Mendeleyev ve Meyer’in periyodik tablonun ortak yaratıcısı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilirken, Mendeleyev’in keşfedilmemiş elementler konusundaki hassas tahminleri kendisinin periyodik tablonun keşfinde daha büyük bir pay sahibi olarak anılmasına sebebiyet vermiştir.

    Dimitri Mendeleyev[değiştir | kaynağı değiştir]

    Rus kimyager Dimitri Mendeleyev günümüzde kullanılana en çok benzeyen periyodik tabloyu oluşturan ilk bilim adamıydı. Mendeleyev, elementleri atom numaralarının göreceli olarak molar ağırlıklarına karşılık gelecek şekilde sıraladı. Söylentilere göre, uzun tren yolculukları sırasında üzerlerinde bilinen elementlerle ilgili bilgiler bulunan kartlarla ‘Kimyasal iskambil oyunu’ oynamıştır.[12] 6 Mart 1869’da, Rus Kimyasal Topluluğu’na Elementlerin Atom Numaraları Özellikleri Arasındaki İlişki başlıklı resmi bir sunum yapıldı. Tablo, 1869 yılında ünlü olmayan bir Rus dergisinde yayımlanmış, ardından Zeitschrift für Chemie (Kimya Dergisi) adında bir Alman dergisinde yeniden yayımlanmıştır.[13] İçeriğinde Mendeleyev;

    Mendeleyev’in Tablosu’nun Bilimsel Faydaları

    Mendeleyev’in Tablosu’nun Eksiklikleri

    William Odling[değiştir | kaynağı değiştir]

    1864 yılında, İngiliz bir kimyager olan William Odling, Mendeleyev’in oluşturduğu tabloya fazlasıyla benzeyen bir periyodik tablo çizmiştir. Odling, tellür – iyot problemini aşmış ve bunun yanında Mendeleyev’in ilk denemesinde başaramadığı talyum, kurşun, cıva ve platini doğru gruplara yerleştirmiştir. Odling fazla itibar kazanamamıştır. Fakat, kendisinin Londra Kimya Topluluğu Yazmanı olarak, Newlands’in periyodik tablo konusunda yaptığı önceki çalışmalarının hiçe sayılmasında başrol oynadığından şüphelenilmektedir.

    20.Yüzyıl[değiştir | kaynağı değiştir]

    Henry Moseley[değiştir | kaynağı değiştir]

    1914 yılında, Gelibolu’da çatışmada öldürülmeden bir sene önce, İngiliz fizikçi Henry Moseley, bir elementin atom numarası ile X-ışınları arasındaki ilişkiyi yakalamıştır. Sonrasında, periyodik tabloyu atom ağırlıklarına göre değil, çekirdek yüklerine göre sıralayıp periyodik tabloyu yeniden düzenlemiştir. Bu buluştan önce, atom numaraları bir elementin atom ağırlığına göre belirlenen sıralı rakamlar olarak kabul görmekteydi. Moseley’in buluşu atom numaralarının aslında deneysel ölçümlerle elde edilebileceğini göstermiş oldu.

    X-ışınlarının dalga boylarını kullanan Moseley, Argonun (Atom numarası Z=18) atom ağırlığı 39.9 ile 39.1 ağırlığındaki potasyumdan (Atom numarası Z=19) fazla olmasına rağmen, önüne koymuştur. Bu yeni düzenlemeyle, soygaz olan argon ve alkali metal olan potasyum elementlerinin kimyasal özellikleri tutarlı hale gelmiştir. Benzer şekilde, Moseley nikelden önce kobaltı yerleştirmiş ve tellürün atom ağırlığını deneysel olarak gözden geçirmesine gerek kalmadan, Mendeleyev’in önermiş olduğu gibi, tellürün iyottan önce gelmesi gerektiğini belirtmiştir.

    Moseley’in çalışmaları atom numarası 43 ile 61 arasında olan elementlerin eksik olduğuna dikkat çekmiştir. Bu aralıktaki elementler günümüzde göreceli olarak teknesyum ve prometyum olarak adlandırılmıştır.

    Glenn T. Seaborg[değiştir | kaynağı değiştir]

    1943 yılında Manhattan Projesi için yaptığı araştırmalar sırasında Glenn T. Seaborg, amerisyum ve küriyumu ayırma konusunda beklenmedik zorluklarla karşılaşmıştır. Seaborg bu elementlerin, kimyasal özelliklerinin beklenenden farklı olması sebebiyle, farklı bir seriye ait olabileceğinden şüphelenmiştir. 1945 yılında meslektaşlarının itirazlarına rağmen, Mendeleyev’in oluşturduğu tabloda köklü bir değişim önermiştir: aktinit dizisi.

    Seaborg’un aktinitlerin, lantanitler gibi nadir toprak elementlerine benzerlik gösterdiği ve bir geçiş serisi oluşturduğunu öngören aktinit konseptindeki ağır elementlerin elektronik yapısı, günümüzde kabul görmüş ve periyodik tabloda yerini almıştır. Aktinit serisi periyodik tabloda F-bloğun (5f) ikinci sırasında yer almaktadır. Aktinit ve lantanit serilerinin ikisinde de içerilerinde bulunan bir elektron yörüngesi doldurulmaktadır. Aktinit serisi elementler aktinyumdan lavrensiyuma kadar olan elementlerdir. Seaborg’un aktinik serileri konusunda sonradan yaptığı özenli çalışmaları, teorik olarak transaktinik serilerinde 104’ten 121’e kadar olan bir ağır element serisi ve 122’den 153’e kadar olan bir süperaktinik serisi ortaya çıkarmıştır.

    Dış bağlantılar

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap