Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    gıda kaynaklı hastalık etmenlerinden hangisi uzun sürede kansere neden olur

    1 ziyaretçi

    gıda kaynaklı hastalık etmenlerinden hangisi uzun sürede kansere neden olur bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Kanser ve Beslenme

    Kanser ve Beslenme

    Tedaviniz sırasında ve sonrasında yeterli ve dengeli beslenmeniz;

    Çeşitli araştırmalar kanser tedavisi sırasında iyi beslenen bireylerin, kansere yönelik uygulanan kemoterapi, radyoterapi, ameliyatlar ve biyolojik tedavi gibi tedavi yöntemlerine bağlı gelişen birtakım yan etkilere karşı daha dayanıklı olduğunu göstermiştir. Tedavi sırasında iyi beslenen bireyler, daha yüksek doz ilaçlara bile göğüs gerebilirler.

    Kanser hastalarının nasıl beslenmesi gerektiği konusunda, ne yazık ki herkes “bilgi” sahibidir. Ancak sizin de yakındığınız konu, herkesin farklı tavsiyelerde bulunması ve sizin ne yapacağınızı ya da kime inanacağınızı bilememek. Her gün internetten, radyodan, televizyonlardan, gazetelerden ya da arkadaşlarınızdan farklı şeyler duyup iyice kafanız karışıyor. Duyduğunuz şeylerin bir kısmı doğru, ne yazık ki çoğunluğu yanlış bilgilerden oluşuyor. Ancak siz hangilerine uyacağınızı bilmediğiniz için doğru ile yanlışı ayırt edemiyorsunuz.

    Kanserli Hastalar İçin Sabit Bir Beslenme Programı Yoktur. Beslenme programı ya da başka bir değişle uygun besinler seçerek yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması herkeste farklılık gösterir. Özellikle kanser hastalarında beslenme, uygulanan tedavilere bağlı olarak meydana gelen yan etkilerin türüne ve şiddetine göre değişiklik gösterir. Örnek olarak tedaviye bağlı gelişebilecek yutma güçlüğüne bağlı olarak besleyici değeri yüksek sıvı gıdalar tavsiye edilir. Bunun gibi oluşabilecek birçok yan etkiye bağlı beslenme uygulamalarını bu bölümde ayrıntıyla inceleyeceğiz.

    Beslenme programı, yan etkilere bağlı olarak değişiklik gösterdiği gibi, kanserin türüne bağlı olarak da değişiklik gösterir. Bu konularda kafanızdaki bütün soru işaretlerini bu bölümde sileceğimizi umuyoruz.

    Hepimiz sağlıklı bir yaşamın, sağlıklı beslenme ile mümkün olduğunu biliyoruz. Peki, sağlıklı beslenme ile ne kastediyoruz? Sağlıklı beslenme insanın büyüme, gelişme, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli miktarda alıp vücudunda kullanması şeklinde tanımlanır. Fiziksel olarak aktif olmak, sağlıklı kiloyu korumak, sigara içmemek, alkol tüketimini olabildiğince sınırlandırmak ve sağlıklı beslenmek vücudunuzun güçlü ve dinamik kalması için gereken önemli faktörlerdir.

    Sağlıklı beslenme kanserli hastalar için oldukça önemlidir. Gereksinmeniz olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineraller gibi besin öğelerini almak hastalığınızla savaşmada size yardımcı olacaktır. Çok fazla insan kanser tedavisinden sonra uzun yıllar yaşamlarını devam ettirirler. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve fiziksel olarak aktif olmak geri kalan hayatınızı daha dinamik ve sağlıklı geçirmeniz açısından önemlidir.

    Tedaviden önceki başlıca hedefiniz, tedavinin gösterebileceği en olumlu etkiyi gösterebilmesi için güçlü kalmaya çalışmaktır. Kanser tedavisinin her aşamasında olduğu gibi bu aşamada da standart bir beslenme şekli yoktur. Ancak bu dönemde asıl üzerinde durulması gereken kişinin kilo durumu ve uygulanacak olan tedavinin şeklidir. Her ne olursa olsun kişinin ideal kilosunu koruması, tedavinin etkinliği açısından oldukça önemlidir. Zayıf olan bireylerin, tedaviye başlamadan ideal kilolarına ulaşmaları hedeflenmelidir. Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi yöntemleri, bu bölümde ayrıntılarıyla değineceğimiz beslenmeyi olumsuz yönde etkileyebilecek birtakım yan etkilere neden olabilmektedirler. Bu nedenle henüz tedavi başlamamışken bireylerin kilo alarak ideal kilolarına ulaşmaları büyük önem taşır.

    Cerrahi girişim düşünülen bireylerin de kilo durumları önem taşır. Cerrahınız ameliyattan önce daha başarılı bir ameliyat geçirmek amacıyla kilo vermenizi tavsiye edebilir. Ancak burada vurgulanması gereken en önemli nokta, beslenme tedavisinin, bireye özgü planlanması gerektiğidir. Kilo alması veya vermesi gereken her hasta, bir uzman kontrolünde programını sürdürmelidir. Maalesef günümüzde çeşitli internet sitelerinde ya da gazetelerde binlerce farklı diyete rastlamak mümkündür. Unutmayın, kişiye uygulanacak olan beslenme tedavisi kişinin yaşına, cinsiyetine, aktivite faktörüne, sağlık sorunlarına ve fizyolojik gereksinimlerine göre düzenlenir. Gazete ve internet sitelerinde çıkan diyetlerin hepsi birer genellemedir ve özellikle sağlık sorunu olan kişilerin hayatlarını tehlikeye sokar.

    Peki, bizim sıklıkla karşılaştığımız ve sizin de aklınıza takılan, ancak tam olarak cevabını bulamadığınız, herkesin farklı yorum yaptığı soru:

    Kanser hastalarında çok büyük önem taşıyan beslenme kavramı, aslında diğer insanların uygulaması gereken beslenme şeklinden çok farklı değildir. Burada önemli olan tedavinin yarattığı yan etkilere bağlı olarak bireyin yeterli ve dengeli beslenebilmesini sürdürmesidir.

    Aşağıdaki birkaç madde, tedavi öncesindeki bireylere verilebilecek çeşitli sağlıklı beslenme önerileridir:

    Beslenmenizi çeşitlendirmek, ihtiyacınız olan birçok besin öğesini (vitamin, mineral, karbonhidrat, yağ, protein) en dengeli şekilde karşılamanın temel kuralıdır. Vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamak kanserli hastalarda daha da büyük önem taşır.

    Çevrenizdeki insanlar ya da bazı sağlık personelinden ihtiyacınız olan bu besin öğelerini hap olarak alma konusunda yönlendirilebilirsiniz. Ancak şunu unutmayın, besin öğelerini doğal besinlerden ve haplardan karşılamak arasında büyük fark vardır. Dengeli bir diyetle beslenmek, vücudun gereksinmesi olan besin öğelerini karşılayarak sağlığı olumlu yönde etkilerken, birtakım E ve C vitamini ve folik asit gibi antioksidan ilaçlar, bazı kemoterapi ilaçlarının ve radyoterapinin etkisini bozabilmektedirler. Bu nedenle eğer ki bir multivitamin/mineral preparatı kullanacaksanız, bu konuda uzmanlaşmış bir sağlık personelinden yardım istemeyi unutmayın.

    Proteinler büyüme, gelişme, hücre yenilenmesi ve sağlıklı bağışıklık sisteminin sürdürülmesi için önde gelen besin öğesidir. Proteinler hücre yenilenmesinde, hormon ve enzim üretilmesinde görev alırlar. Yetersiz protein alındığı durumlarda, iyileşme süreci uzamakta ve infeksiyonlara karşı vücudun direnci düşmektedir. Ameliyatlar, kemoterapi ve radyoterapi gibi işlemler nedeniyle zarar gören hücreleri iyileştirmek ve infeksiyondan korunmak için kanserli hastaların protein gereksinmesi daha fazladır.

    Ameliyatlar, kemoterapi ve radyoterapi gibi işlemler nedeniyle zarar gören hücreleri iyileştirmek ve infeksiyondan korunmak için kanserli hastaların protein gereksinimi daha fazladır.

    Yiyeceklerde yaygın olarak bulunan karbonhidratların başlıca görevi vücuda enerji sağlamaktır. Vücut fonksiyon gösterebilmesi için gereksinim duyduğu kalorinin %50-60’ını karbonhidratlardan sağlar. Ekmek, makarna, baklagiller ve tahıllar birer karbonhidrat kaynağı olup bu besinlerdeki karbonhidratlar komplekstir ve sağlık açısından basit karbonhidratlara tercih edilmelidirler. Bal, pekmez, beyaz ya da esmer şekerler basit karbonhidratlardır ve yüksek kalori içerirler. Bu besinler size yüksek oranda kalori verdiği gibi besleyici değerleri de sanıldığı kadar yüksek değildir. Yüksek oranda basit karbonhidrat tüketmek, vücutta pankreas organından salgılanan insülin hormonuna karşı direnç gelişmesine neden olabilir. İnsülin hormonunun temel görevini, kandaki şekeri vücudun enerjiye dönüştürebilmesi için hücre içine sokması olarak tanımlayabiliriz. Hücrede insüline karşı bir direnç geliştiği takdirde kandaki şeker hücre içine giremeyerek kan şekeri yükselir ve vücut şekerden enerji sağlayamaz. Şekerin gerek yüksek kalori içermesi, gerekse insülin direncine neden olmasından dolayı kanser hastaları dahil bütün bireylerin tüketimini sınırlandırması gereken bir besindir. Şekerin vücuttaki bu iki olumsuz etkisinden dolayı obezite, şeker hastalığı ve kalp damar hastalıklarına neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle karbonhidrat gereksinmenizi, tam tahıllı ürünlerden (kepekli ekmek, makarna, bulgur pilavı, kuru fasulye, mercimek, nohut vs.) karşılamak sağlık açısından daha yararlıdır.

    Şeker ve şekerli gıdaları yüksek oranda tüketen bireyler, bu besinlerle doyum sağlayarak, besleyici değeri yüksek olan gıdaları yeterli oranda tüketemezler. Şeker ve şekerli besinlerin besleyici değeri oldukça düşüktür.

    Tedavi boyunca, yeterli kalori ve besin öğesi alarak enerjik olmak ve ideal kilonuzu korumak ana hedefleriniz olmalı. Eğer kilo kaybeden bir grafiğiniz varsa ve yeterli kalori alamıyorsanız kilo kazanımını sağlayabilmek için şeker gibi kalorisi yüksek besinleri günlük beslenmenizde kullanmanız sağlığınız açısından faydalı olabilir.

    Ancak kilonuz ideal ve sabit ise veya şişmanlığa doğru giden bir kilo kazanımı mevcutsa, şeker ve şekerli gıdaların tüketimi tavsiye edilmez.

    Şeker kansere doğrudan neden olmadığı gibi, kanser hücrelerinin büyümesine de neden olmaz!

    Sonuç olarak, kanserli hastalara şeker, kanser hücrelerini beslediği için değil, besleyici değeri olmadığı için tavsiye edilmez.

    Yağlar, kanserli hastaların dikkatli tüketmesi gereken besin öğelerinden biridir. Unutmayın katı yağlar da sıvı yağlar da eşit kaloriye sahiptir. Ancak katı yağların (tereyağı, kuyruk yağ vs.) doymuş yağ içeriği yüksektir ve kolesterolün yükselmesine neden olurlar. Sıvı yağlar, kolesterol içermediği gibi, doymamış yağlardan da zengin oldukları için kolesterolü düşürücü etki gösterirler. Yağlar, karbonhidrat ve proteinlerin verdiği kalorinin iki katından fazla kalori içerdikleri için, vücuda yüksek oranda kalori sağlayarak kilo alımına neden olabilirler. Bu nedenle günlük beslenmede yüksek yağ içeren yiyeceklerden uzak durmak sağlık açısından önemlidir.

    Genel olarak karbonhidrat, protein ve yağlardan alınan enerjinin (kalori) vücut tarafından kullanılmasını sağlarlar. Yeterli ve dengeli beslenen bireyler, gereksinmesi olan bütün vitaminleri besinler aracılığıyla karşılarlar. Ancak kanser tedavisi sırasında her zaman yeterli ve dengeli beslenmek mümkün olmayabilir. Bu gibi dönemlerde hekiminiz veya diyetisyeninizin önerileri doğrultusunda bir multivitamin preparatı kullanabilirsiniz.

    Vücut çalışmasında önemli görevi olan minerallere yine birinci bölümde ayrıntılarıyla değindik. Genel olarak yeterli ve dengeli beslenen bireyler vücutlarının gereksinimi olan mineralleri karşılamakta zorluk çekmezler. Ancak kemoterapi ve cerrahi müdahaleler gibi kanser tedavileri vücudun depoladığı vitamin ve mineralleri tüketebilir. Bu nedenle, kanser tedavisi alıyorsanız ve bunun yanında yan etkilere bağlı olarak yeterli beslenemiyorsanız hekiminiz veya diyetisyeninizden vücudunuzun gereksinimini karşılayacak multivitamin/mineral desteği konusunda yardım isteyebilirsiniz.

    Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli öğedir. İnsan, besin almadan haftalarca canlılığını sürdürmesine karşın, susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Kanser tedavisine bağlı olarak gelişebilecek kusma ve ishal şikâyetleri vücudunuzdan ekstra su kaybetmenize neden olur. Bu nedenle günde içilen 8-10 bardak su sizin dehidrate (su kaybı) olmanızı önler. Ayrıca kemoterapötik ilaçların vücut için zararlı etkisini en aza indirmek için kemoterapi sırasında su içmeniz oldukça önemlidir. Su içmek vücudunuzda görevini yerine getirmiş olan kemoterapi ilaçlarının size zarar vermeden atılmasını sağlar.

    Yaşam için gerekli olan suyun vücuttaki işlevleri:

    Bir yetişkin günde ortalama 10 bardak su kaybeder ve bu kaybedilen suyun yerine konması gerekmektedir. Her ne kadar diğer içeceklerden de sıvı ihtiyacımızı karşıladığımızı düşünsek de çay ve kahve gibi içecekler aslında idrar söktürücüdür ve bedenimizin ihtiyacı olan suyu kaybetmesine neden olurlar. Çay ve kahve gibi günlük içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalı ve vücudun sıvı gereksinimi sudan karşılanmalıdır. Günlük tüketilen 8-10 bardak su, sıvı ihtiyacımızı karşılamaktadır.

    Kanser tedavisi gören birçok hasta, yiyeceklerle kanseri tedavi edebileceğine inanır. Bu nedenle bazı özel besinleri veya bitkisel karışımları sıklıkla tüketir. Ancak yapılan bu uygulamanın sağlık üzerine olabilecek etkisi bilinmemektedir. Maalesef hiçbir besin kanser hücrelerini yok etme yeteneğine sahip değildir. Ancak bazıları tedaviye bağlı oluşabilecek yan etkilere olumlu etki gösterdiği gibi, bazıları da kansere yakalanma riskini azaltır. Kanserli hastanın beslenmesindeki amaç, vücudunun gereksinim duyduğu enerji ve besin öğelerini karşılayarak yan etkilere karşı daha dirençli, daha enerjik ve infeksiyonlarla daha iyi savaşan bir bağışıklık sistemi yaratmaktır. Kanserli hücrenin besinlerle yok edilmesi veya bazı besinlerin tüketilmemesiyle aç bırakılarak öldürülmesi gibi bir durum, hiçbir şekil ve koşulda mümkün değildir.

    Alternatif ve tamamlayıcı tıp terimlerini gerek kanser teşhisi, gerekse kanserden korunma ve tedavisinde duymuşsunuzdur. Ancak bu yöntemlerin ne kadar güvenli olduğunu biliyor musunuz?

    Kanıtlanmış tedaviler bir dizi sıkı çalışmalar sonucunda güvenli ve etkili bulunan tedavi yöntemleridir. Bu çalışmalar sonucunda kullanılacak tedavi yöntemleri veya ilaçlar FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu) tarafından onaylanarak kabul edilir. Öncelikle üzerinde çalışılan ilaç veya tedavi yönteminin insanlar için güvenli ve etkili olup olmadığını görmek için klinik çalışmalar yapılır. İlaç insanlar üzerinde kullanılmadan önce ise laboratuvarda ve hayvanlarda çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar yapıldıktan sonra, geliştirilen ilacın veya tedavi yönteminin güvenli olduğu sonucuna varılırsa, hasta olan bireyler üzerinde ilacın etkisi incelenir. Eğer geliştirilen ilaç, hasta bireylerde olumlu etki yaratırsa FDA ilacın kullanımı için onay verebilir.

    Tamamlayıcı terimi, etkisi kanıtlanmış olan tedavilere ek olarak uygulanan tedavileri içerir. Bu konuda stresi azaltmaya yönelik uygulanan meditasyon örnek olarak verilebilir. Tamamlayıcı yöntemler hastalığı iyileştirmeye yönelik değil, semptom ve iyilik halinin düzeltilmesinde kullanılabilir.

    Alternatif yöntemler ise, kanseri iyileştiren tedaviler olarak tanımlanır. Ancak bu yöntemlerin etkisi yeteri kadar çalışma yapılmadığı için ya kanıtlanmamıştır ya da çalışmalar sonucunda etkisiz bulunmuştur. Eğer etkileri kanıtlanmış tedaviler yerine alternatif tedavi alıyorsanız, uygun olmayan veya etkisi olmayan tedavi neticesinde zarar görebilirsiniz.

    Tedavi sırasında tek konsantre olmanız gereken kanserle savaşmak olmalı. Sağlıklı beslenmek, bu savaşta güçlü kalmanızı sağlarken, vücudunuzun gereksinimi olan besin öğelerini de karşılamanızı sağlayacaktır. Ancak tedavi sırasında, tedaviye bağlı oluşabilecek birtakım yan etkiler beslenmenizi olumsuz yönde etkileyebilir. Tedavi öncesinde, size uygulanacak olan tedavi şekli ve olası yan etkiler hakkında sağlık personeli çeşitli bilgiler verse de, bu yan etkiler kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bazı hastalar herhangi bir yan etki yaşamazken, bazı hastalar da spesifik birkaç yan etkiyi daha yoğun yaşayabilmektedir. Birçok faktör ne tip yan etki yaşayabileceğinizi ve bunların ne kadar ağır olacağını etkiler. Bu faktörler arasında kanserin türü, tedavi edilen bölge, tedavinin şekli ve uzunluğu ve tedavinin dozu bulunur.

    Tedaviye başlayana kadar, bu tedavinin sizde bir etki yaratıp yaratmayacağını ya da yarattığı takdirde sizi nasıl etkileyeceğini tam olarak bilemezsiniz. Bu tedaviye kendinizi hazırlamanın en iyi yolu, bu süreci; “kendinize konsantre olmanız ve iyileşmeniz” olarak düşünebilirsiniz.

    İşte size hazır olmak için birkaç yol:

    Olumlu Düşünün:

    Sağlıklı Diyet

    Ameliyat kanser hücrelerini ve onu çevreleyen dokunun vücuttan alınması olarak tanımlanır. Ameliyat sonrasında, tedavi kemoterapi ve/veya radyoterapi ile desteklenebildiği gibi, ameliyat öncesinde tümörün küçültülebilmesi için radyoterapi ve/veya kemoterapi de uygulanabilir. Onkoloğunuz çeşitli tetkikler sonucunda nasıl bir tedavi planı çizeceğini belirler. Ameliyat sonrasında yaralarınızın iyileşmesi için protein ve kalori gereksiniminiz artar. Birçok insan ameliyat sonrasında ağrı ve halsizlik yaşadığı için, gereksinimi olan besin öğelerini karşılayamayabilir. Ağız, yemek borusu, mide, ince ve kalın barsak gibi birtakım organların herhangi bir bölümü, cerrahi işlemle alındığı takdirde, vücudun gereksinim duyduğu besin öğelerini kullanma yeteneğinde değişiklikler olabilir. Ameliyattan önce, kırmızı kan hücrelerini etkileyen, kanı incelten veya pıhtı oluşumunu sağlayan (B6, folik asit, B12, E vitamini, K vitamini, omega-3, sarımsak, zencefil) herhangi bir vitamin desteği alıyorsanız bunu kesmeniz önerilir.

    Birinci basamakta sindirimi kolay sıvı gıdalar tercih edilmelidir. Bulantı, kusma veya ishaliniz varsa sıvı gıdaları katı gıdalara göre daha iyi tolere edebilirsiniz. Birinci basamaktaki sıvı gıdalar, ameliyat sonrası barsaklarınızı çok yormayan ve günlük yaklaşık 500 kaloriden oluşan bir beslenme düzeninden meydana gelir. Bu basmakta su, limonata, açık çay, meyve suları (süzülmüş), süzülmüş sebze çorbaları gibi besinler bulunur. Bu düzen uzun süre sizin gereksiniminizi karşılayamadığından dolayı aksi belirtilmedikçe ameliyattan sonraki ikinci günde ikinci basamağa geçebilirsiniz.

    İkinci basmakta birinci basamakta bulunan besinlere ilave olarak, pirinç pilavı, her türlü meyve suyu, muhallebi, beyaz ekmek, ızgara et, tavuk, balık, süt gibi besinler yer alır. Kolay sindirilemediği için bulgur pilavı, kurubaklagiller, kepekli ekmek gibi posalı gıdaların yanında, gaz yapan karnabahar, lahana gibi sebzeler tüketilmemelidir.

    Üçüncü basamak normal beslenme düzenini içerir.

    Radyoterapide, radyasyon kanserli bölgeye uygulanarak kanser hücrelerinin büyümesi ve bölünmesi engellenir. Radyasyon kanserli hücrelerin yanında, bu hücreleri çevreleyen sağlıklı dokularda da bazı etkiler yaratabilmektedir. Ancak bu dokuların birçoğu kendini yenileyebilme özelliğine sahiptir.

    Kanserli hastalar genellikle 2 ila 9 hafta, haftada 5 gün radyoterapi görürler. Tedaviye bağlı oluşabilecek yan etkiler ise radyoterapinin uygulanacağı bölgeye, bölgenin büyüklüğüne, uygulanacak toplam doza ve tedavi sayısına bağlı olarak değişiklik gösterir. Baş ve boyun bölgelerine uygulanan radyoterapi ağızda kızarıklık ve iritasyona, ağız kuruluğuna, çiğneme güçlüğüne, tat duyusunda kayba, bulantı ve kusmaya neden olabilir. Göğüs bölgesine uygulanan radyoterapi yutma güçlüğüne yol açabilir. Eğer mide veya karın bölgesine radyasyon tedavisi alıyorsanız bulantı, kusma veya ishal gibi sorunlar yaşayabilirsiniz.

    Komplikasyonlar genellikle tedavinin ikinci ya da üçüncü haftasında başlar ve tedavinin 2/3’lük bölümü tamamlandığında en üst seviyeye ulaşır. Radyoterapi bittikten sonra birçok komplikasyon iki ile üç hafta içerisinde biter (ancak bazılar daha uzun sürebilir).

    Kemoterapi hızlıca çoğalan hücreleri öldürmek için tasalanmış çok güçlü ilaçların vücuda verilmesiyle uygulanır. İlaçlar genellikle damar ve ağız yoluyla uygulanır. Kemoterapi ilaçları kanser hücrelerine zarar verirken, yararlı hücrelerin de zarar görmesine neden olur. Kemik iliği, saç ve sindirim sistemini kaplayan mukoza hücreleri kemoterapi ilaçlarından yoğun şekilde zarar gören bölgelerdir. Kemoterapi ilaçlarının bu bölgelerde yarattığı yıkımlar sonucunda birçok yan etki ortaya çıkabilir. Yan etkiler alınan kemoterapi ilacına, ilacın nasıl alındığına ve verilen doza göre farklılık gösterir. Kemoterapiye bağlı olarak genellikle iştah kaybı, tat ve koku duyularında değişiklikler, ağız içi yaralar, bulantı, kusma, kabızlık, ishal, halsizlik, beyaz kürenin düşmesi (beyaz kürenin düşmesiyle infeksiyon riski artar) ve kiloda değişiklikler (kazanım ya da kayıp) gibi birtakım yan etkiler meydana gelir. Bu gibi yan etkiler sizin optimum beslenmenizi olumsuz yönde etkileyerek gücünüzün düşmesine neden olabilir. İlerleyen bölümlerde bu yan etkilerle baş etme konularında çeşitli bilgiler bulacaksınız.

    Biyolojik tedavi olarak da adlandırılan immünoterapi, vücudun doğal bağışıklık sisteminin uyarılarak kanserle savaşmasının sağlanmasıdır. İmmünoterapi bazen tek başına, bazen de adjuvan (başka bir tedaviyle beraber veya bir başka tedavi sonrası) olarak uygulanır. Araştırmacılar, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini algılamasını ve immün cevabı güçlendirerek kanser hücrelerinin yok edilmesini sağlayan değişik immünoterapi tipleri geliştirmişlerdir.

    İmmünoterapiye bağlı yan etkiler tedaviden tedaviye farklılık gösterir. Genel olarak immünoterapi ateş, halsizlik, zayıflık ve iştahsızlık gibi yan etkiler doğururken, immünoterapi alan bireylerin protein ve enerji gereksinimleri diğer kanser tedavilerinde olduğu gibi artış gösterir. Bu yan etkilere bağlı olarak yetersiz besin tüketen bireylerde zayıflama görüldüğü gibi, zayıflığın devam etmesiyle malnütrisyon dediğimiz yetersiz beslenme tablosu ortaya çıkabilir. Malnütrisyon beklenen iyileşme sürecini olumsuz etkileyebilir.

    Eğer kilo kaybeden bir grafiğiniz varsa, yüksek kalori ve protein içeren yiyecekleri tercih edin. Sıvı içeren ve besleyici değeri yüksek bir beslenme şekli halsizliğin ve dehidrasyonun (sıvı kaybı) önlenmesinde size yardımcı olabilir. Eğer bulantı ve kusma yaşıyorsanız, kendinizi yemek yemek için zorlamayın. Bu dönemde dehidrasyonu (sıvı kaybı) önlemek için su, meyve suyu ve ayran içmeyi deneyebilirsiniz.

    Belirli bazı hormonlar, özellikle meme ve prostat gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasına ve ilerlemesine neden olabilir. Hormon tedavisi, çeşitli ilaçlar aracılığıyla bu hormonların üretimini veya aktivitesini engelleyerek uygulandığı gibi, hormonu salgılayan bezlerin ameliyatla alınmasıyla da uygulanabilir. Hormon tedavisi kanser hücrelerini öldürebildiği gibi büyümelerini de yavaşlatabilir.

    Bazı hormon tedavileri sıvı tutulmasına, iştahın artmasına ve kilo kazanımına neden olabilir. Diğer hormon tedavileri ise hafif bulantı ve halsizlik yaratabilir. Hormon tedavisi alan kanser hastalarının ideal kilolarını korumaları için beslenme ve diyet uzmanından yardım almaları önerilir.

    Hormon tedavisinin yan etkileriyle başa çıkmak için:

    Tedavi alan hastaların büyük çoğunluğunda kilo kazanımı ya da kilo kaybı gözlenir. Tedavi gören kanser hastalarının kilolu veya zayıf olmasının, tedavinin etkinliğini doğrudan etkilediği artık günümüzde bilinmektedir. Bu nedenle kanserli hastaların kilolarına dikkat etmeleri oldukça önemlidir.

    Tedavi gören hastaların, sağlık personelince aksi belirtilmediği takdirde kilolarını korumaları gerekir. Kanser ve tedavisi kilo kazanımı, kilo kaybı ve malnütrisyona (kötü beslenme) neden olabilir. Birçok kişi, daha tanı konduğu anda iştah kaybı yaşarken, kansere yönelik uygulanan tedaviler de iştahınızı olumsuz etkileyebilir.

    Kilo kaybı aşağıdaki birkaç faktörden kaynaklanabilir:

    Kilo kaybı, halsizlik ve güçsüzlüğe neden olabildiği gibi, bağışıklık sisteminizin zayıflamasına da neden olur. Bağışıklık sisteminiz zayıfladığı takdirde infeksiyonlara daha açık hale gelirsiniz. Her kemoterapi seansından önce, sizden alınan kan örneklerinde eğer bağışıklık sisteminde görev alan birtakım öğelerin değerlerinde düşmeler gözlenirse, o gün kemoterapi almanız mümkün değildir. Dolayısıyla tedavi bir süre ertelenir. Sağlıklı kilosunu sürdürerek yeterli ve dengeli beslenen bireylerde bu gibi durumların olma riski her zaman için daha azdır.

    Kilo kaybı iştahsızlığınıza bağlı yetersiz besin tüketiminden kaynaklanır. Tedaviniz sırasında kilo kaybı yaşarsanız, küçük parçalar halinde bir-iki saatte bir azar azar beslenmeye özen gösterin. Karnınız acıktığı anda tüketmeniz için dolabınızda yüksek kalori ve protein içeren yiyecekler bulundurmanız sizin için yararlı olacaktır.

    Aşağıdaki birkaç öneriyi de aklınızda bulundurun:

    İşte size iştahsızlığınızı gidermek için birkaç pratik öneri:

    Aşağıdaki belirtilen semptomlardan herhangi birini yaşarsanız hekiminize başvurun:

    Özellikle meme kanseri olan hastalar, tedavi sırasında ve sonrasında kilo alırlar. Kilo alınması genellikle tedavinin yarattığı iştah artmasına bağlı olarak gelişen fazla yeme ve vücutta sıvı tutulumundan kaynaklanır. Bunun yanında tedavinin kendisi (kemoterapi, kortikosteroid, tamoksifen), yetersiz aktivite, stres nedeniyle aşırı yeme, tedavinin yarattığı menopoz gibi faktörler de kilo alınmasına neden olur.

    Sağlıklı beslenme programı kalori ihtiyacınızı karşılarken fazla kalori alarak kilo almanızı önler. Eğer ayak bileklerinizde şişkinlik varsa bunun muhtemel sebebi ödemdir. Bu nedenle günlük tuz tüketiminizi azaltmanız gerekir. Kilo almamak için düzenli yapacağınız fiziksel aktivite size büyük yarar sağlayacaktır.

    Obezite, meme ve kolorektal gibi diğer birçok kanser türü için risk faktörü oluşturmaktadır. Yapılan birçok çalışma kanser tanısı alan birçok hastanın kilolu olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun yanında meme kanseri olan şişman kadınlarda nüks oranı ideal kilodaki kadınlara göre %25 daha yüksek bulunmuştur. Bu nedenle kilo kazanımı kanser hastaları dahil bütün kişilerde kaçınılması gereken bir durumdur.

    Halk arasında “diyet” denilince akla gelen ilk şey aç kalmaktır. Bunun nedeni hemen her gün çeşitli gazete, dergi ve internette sıkça rastladığınız hızlı kilo verdiren düşük kalorili diyetlerden kaynaklanır. Ancak uygulanan bu tip diyetler sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Kanser hastaları da zayıflama diyeti uygulayabilirler. Ancak bu bireylerde uygulanacak diyetlerin çok dikkatli oluşturulması gerekir. Çünkü buradaki birincil amaç, kalori ve besin öğesi gereksinimlerinin karşılanarak, kişinin vücut direncinin korunmasını sağlamaktır. Bu nedenle özellikle kanser hastaları, kilo vermek istedikleri takdirde bir beslenme ve diyet uzmanından yardım istemelidirler.

    Kilonuzu korumak veya kilo vermek için birkaç pratik öneri:

    Halsizlik kanser tedavisi sırasında en sık görülen yan etkilerden biri olup, her 10 hastanın 9’u halsizlik sorunu yaşayabilmektedir.

    Öncelikle halsizlik günlük yaşantınızda olan koşuşturmalara bağlı olarak gelişen yorgunluktan farklıdır. Aşağıdaki bazı maddeler halsizliğin bazı belirtileridir:

    Bazı kişilerde tedavinin bitmesiyle halsizlik sona ererken, bazı kişilerde bu birkaç ay sürebilmektedir. Tedaviye bağlı gelişen halsizlik, günlük hayatınızdaki birçok aktiviteden sizi soyutlayabilir.

    Tedavi sırasındaki halsizlik, kanserin kendisinden kaynaklandığı gibi kansere yönelik uygulanan tedavilerden de kaynaklanabilir. Tedavi sırasında hücreler hızlı bir şekilde büyür ve ölürler. Bu süreçte vücut zarar gören hücreleri yenilemek için normalden daha fazla çalışarak daha fazla enerji harcar ve neticesinde halsizlik ortaya çıkar.

    Tedaviye bağlı olarak aşağıdakiler görülebilir:

    Halsizliğe neden olan diğer etmenler:

    Halsizlikle Savaş

    Halsizlik nedeni belirlendiği takdirde sağlık personeliniz size uygun tedaviyi sağlayacaktır. Halsizliğinizin hafifletilebilmesi için beslenmenizin düzenlenmesi, stresinizin azaltılması ve fiziksel aktivite düzeyinizin artırılması gerekebilir. Halsizlikle baş etmek için:

    Eğer 24 saatten daha uzun süre yataktan çıkamıyorsanız, kendinizi zinde hissedemiyorsanız ya da halsizliğiniz git gide artış gösteriyorsa hekiminizi arayın.

    Halsizlik yetersiz beslenmeye bağlı olarak da gelişebilir. Bu durumda ihtiyacınız olan besin öğelerini alarak halsizliğinizin hafiflemesini sağlayabilirsiniz.

    Eğer tedavi sırasında kilonuz değişmiyorsa, kilogram başına yaklaşık 30-35 kalori almanız gerekirken, kilo kaybediyorsanız bu kaloriye 500 kalori daha eklemeniz gerekir.

    Tedavi sırasında fiziksel olarak aktif olmak istemeyebilirsiniz ya da kanser ve kanser tedavileri sizi yatağa bağlayabilir. Ancak yetersiz fiziksel aktivite, enerjinizin azalmasına ve kendinizi yorgun hissetmenize neden olur. Gücünüzün el verdiği sürece yaptığınız hafif düzeyde aktivite, stres hormonlarının seviyesinde düşme meydana getirerek kaygı ve depresyon üzerine olumlu etki gösterirken, halsizlik, bulantı ve ağrıların azalmasını sağlar. Çok hafif düzeyde yapılan aktivite dahi iştahınızın artmasını sağlar, barsak hareketlerinizi düzenleyerek sindirim sorunlarına karşı olumlu etki gösterir.

    Aktiviteye başlamadan önce aşağıdaki birkaç noktayı göz önünde bulundurun.

    Kanser tedavisi gören her hastanın bu tip sorunlarla karşılaşacağı kesin değildir. Bazı hastalar bu kısımda vereceğimiz sorunları ağır yaşarken, bazı bireyler hafif atlatır, bazıları ise bu tarz sorunlarla hiç karşılaşmazlar.

    Kemoterapi ve radyoterapiye bağlı olarak bulantı ve kusma sorunları sık görülen yan etkilerdendir. Eğer kemoterapi alıyorsanız, size verilen ilacın türü bu tarz sorunların oluşmasına etki edebilir. Bazı hastalarda bir ilaç bulantı ve kusmaya neden olurken bazı insanlarda da bu tip etkiler görülmeyebilir. Bu nedenle tedavi öncesi bu tip olasılıkları göz önünde bulundurup, bu gibi etkilerin olabileceği konusunda kendinizi hazırlamanız sizin için daha yararlı olacaktır.

    Belirttiğimiz gibi bu tip yan etkiler kişiden kişiye farklılık gösterir. Kimi bireylerde uygulanan tedaviyi bile düşünmek bulantı ve kusmaya neden olabilmektedir. Sık kusma, dehidrasyona (sıvı kaybı) neden olduğu takdirde tehlikeli olabilir. Eğer mideniz bulanıyor ve sık kusuyorsanız kendinizi dört ile sekiz saat bir şeyler yemek veya içmek için zorlamayın. Bu süre sonunda sıvı (meyve suyu, ayran, tanesiz çorba vs.) alarak besin tüketmeye başlayın.

    Bulantı ve Kusmayla Başaçıkma

    Bulantı ve kusma, ameliyat, kemoterapi ve radyoterapinin en yaygın komplikasyonudur. Bazı bireyler tedavinin hemen sonrasında, bazıları ise iki-üç gün sonra bulantı ve kusma yaşar. Bu gibi durumlarda antiemetikler (bulantıyı önleyen ilaçlar) yaşadığınız bu sorunun kontrol altına alınmasında size yardımcı olacaktır. Hekiminiz aksini belirtmedikçe verdiği antiemetiği kullanmak için kusmayı beklemeyin. Antiemetik kullandığınız halde kusmalarınız devam ederse, bu durumu hekiminize bildirmeyi ihmal etmeyin. Hekiminiz muhtemelen başka bir antiemetik tavsiye edecektir. Bulantı ve kusmanız sona erdikten sonra dehidrate olmamanız için sıvı gıdalar tüketmeye başlamanız yerinde olacaktır.

    İşte size bulantı sorunlarıyla başa çıkmanız için birkaç öneri:

    Kaçının!

    Beslenme alışkanlıklarınızdaki değişiklikler, halsizlik, kullanılan ilaçlar ve azalan aktivite düzeyi kabızlığın oluşmasına neden olabilen durumlardır. Kanserli hastalarda kabızlık, kanserin belirtisi olabildiği gibi, tedaviler de kabızlığa neden olabilir. Dehidrasyon (sıvı kaybı) ve yetersiz besin alımı da kabızlığın ortaya çıkmasına neden olabilen durumlardır.

    Ağrı için kullanılan ilaçlar, anksiyete ve depresyon ilaçları, mide antiasitleri, diüretikler (idrar söktürücü), demir ve kalsiyum içeren multivitamin mineral preparatları, uyku ilaçları ya da genel anestezi kabızlığa neden olabilen ilaçlardır. Bazı kemoterapi ilaçları, özellikle yaşlı ve düşük posalı besinlerle beslenen bireylerde kabızlığa yol açabilir.

    Kabızlığınızı önlemek için birkaç öneri:

    Aşağıdaki durumlarda hekiminize başvurun:

    Yazı kaynağı : www.anadolusaglik.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap