Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    dobruca sorunu hangi iki ülkeyi karşı karşıya getirmiştir

    1 ziyaretçi

    dobruca sorunu hangi iki ülkeyi karşı karşıya getirmiştir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Türk Yurdu Dergisi

    Türk Yurdu Dergisi

            Balkan devletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı ittifak kurması ve Osmanlı’ya karşı savaş açarak kısa sürede zafer kazanması, Romanya’yı da etkileyen yeni bir doğu problemi ortaya çıkarmıştır. Osmanlı Devleti’nin Birinci Balkan Savaşı’nı kaybetmesiyle birlikte hızlı bir çöküş dönemine girmesi, Bulgaristan’ın topraklarını büyük ölçüde genişletmesi ve büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecine destek vermesi, Romanya’nın dış politikasında değişikliğe gitmesine neden olacaktır. Birinci Balkan Savaşı’na kadar olan dönemde kuzeyde Avusturya-Macaristan ile Rusya,  güneyde ise Osmanlı Devleti’nin baskısını üzerinde hisseden Romanya, Osmanlı Devleti’nin Birinci Balkan Savaşı’nda yenilgisi üzerine dış politikasında bir rahatlama hissedecektir.

             

             

            Balkan Savaşları Sırasında Güney Dobruca Meselesi

            

                        1912 yılının sonbaharından itibaren Balkan bölgesinde hareketlenmenin başlaması, Romen hükümeti tarafından dikkatlice izlenmiş ve gerekli tedbirler alınmaya başlanmıştı. Ayrıca Tuna’nın güneyinde bulunan Romenlerin güvenliği de Romanya’yı ilgilendiren diğer önemli bir konuydu. Balkanlardaki gelişmeler Romanya halkı tarafından da yakından takip edilmekteydi. Romanya kamuoyu, Balkanlarda oluşacak yeni düzen içerisinde Romanya Krallığı’nın çıkarlarının korunmasını aynı zamanda Dobruca sorununun bir çözüme kavuşturulması gerektiğine inanmaktaydı.  Romanya sınırlarının güneyinde hatırı sayılır bir Romen vatandaşı Bulgar sınırları içerisinde yaşamaktaydı. Romen Devleti’ne ve halkına göre Dobruca’nın tamamının ait olduğu Romanya Krallığı’na bağlanma vakti gelmişti.[1]

             

                        Romanya’yı Balkan Savaşlarında ilgilendiren en önemli konu, Güney Dobruca meselesi olmuştur. Bu problemin temeli Romanya’nın bağımsızlığını kazandığı 1878 Berlin Antlaşması’na dayanmaktadır. Berlin Antlaşması’nda Romanya, çok istediği halde Dobruca’nın güneyini topraklarına katamamıştır. Romenlere göre Dobruca bölgesinde tarihinin en eski devirlerinden itibaren Romenlerin ataları olan Dacia’lar yaşamaktaydı. Ortaçağ döneminde Türk ve Bulgarlar bölgeye yerleşmişler daha sonra Dobruca üzerinde birçok mücadele yaşanmıştı. Osmanlı döneminde Türk-Tatar gruplar da Dobruca bölgesine yerleşmiş bu nedenle Dobruca üzerinde Romenler, Bulgarlar ve Türk-Tatarlar hak iddia eder duruma gelmişti. 1878 Berlin Antlaşması’nın olduğu dönemde Bulgarlar bağımsız bir devlet olarak dünya siyasetinde yer almamasına rağmen, Rusya, güney Dobruca’nın Romanya’ya bırakılmasını engellemişti. Rusların buradaki amacı Bulgarların özerkliğini genişleterek ileriki dönemde büyük bir Bulgar krallığının önünü açmaktı. Büyük Bulgaristan krallığı, Rusların İstanbul’u ele geçirerek sıcak denizlere açılması için önemli bir yol olacaktı.[2]

             

                        Bu nedenle 1902 yılında Rusya ile Bulgaristan arasında Güney Dobruca için gizli görüşmeler yapılmış ve sonuçta 1909 yılanda bir gizli anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşmanın 4. maddesine göre Rusya, Güney Dobruca’nın Bulgaristan’a verilmesi konusunda Bulgarları destekleme kararı almıştır.[3] Rusya ile Bulgaristan arasındaki bu gizli anlaşmadan haberdar olan Romanya krallığı gerekli tedbirleri almıştır. Buna göre güney sınırındaki askeri birliklerini güçlendiren Romanya, Güney Dobruca’nın Bulgaristan’a geçmesi durumunda askeri saldırı için planlarını Rusya faktörüne rağmen yapmıştır.[4]

             

                  Romanya’nın bağımsızlığını kazandığı 1878 Berlin Antlaşması ile Güney Dobruca, Rusya’nın isteğiyle özerk Bulgaristan prensliğinde bırakılmıştı. 1878 yılı itibariyle bölgede çoğunluk Türk-Tatar topluluğundan oluşmaktaydı. Fakat bölge çok geniş bir alanı kapsadığı için yeni yerleşimler için oldukça elverişliydi. Bu nedenle 1913 yılına gelinceye kadar olan süreçte Bulgaristan, Dobruca bölgesine Makedonya ve Trakya’dan getirdiği Bulgarları yerleştirerek bölgenin Bulgarlaşmasını sağlamaya yönelik faaliyet göstermiştir. Bu Bulgarlaştırma hareketi özellikle Romanya sınırında yapılmıştır. Buna rağmen bölgedeki çoğunluğu hala Türk-Tatar nüfusu oluşturmaktaydı. 1912 yılı itibariyle Güney Dobruca’daki iki büyük bölgede toplam 282.778 nüfusun dağılımı şu şekildeydi;

             

             

            Birinci Balkan Savaşı’nda Osmanlı karşısında Balkan devletlerinin 1912 Ekim’inden Kasım’a kadar olan süreçte kısa sürede başarı elde etmesi, Romanya’da sürpriz olarak karşılanmıştır. Romanya’nın daha önce öne sürdüğü politikaların tam tersine Balkan sınırlarında köklü değişiklikler olması, Romanya devletini ve kamuoyunu harekete geçirecektir. Özellikle Dobruca ve Tuna Nehrinin güneyi ile ilgili sınırların 1878 Berlin Antlaşması’nın 46. maddesine aykırı şekilde Bulgaristan’ın lehine değişmesi Romanya’nın tepkisine neden olacaktır. Romen hükümeti özellikle Dobruca’nın durumu ile ilgili olarak büyük devletler nezdinde girişimlerde bulunarak bu bölgenin Romanya’ya ait olduğunu vurgulamıştır. Rusya’nın Bükreş Elçisi Mösyö Sebeko, Romen Başbakanı Titu Mairescu ile temasa geçerek Romanya’nın barış konferansına davet edileceğini ve Balkan ittifakına sadık kalması durumunda Romanya lehine bazı gelişmeler yaşanacağı yönünde teskin edici bilgiler vermiştir. [7]

             

                        Birinci Balkan Savaşı sonunda Londra Konferansı’nın ilk görüşmeleri, 20-25 Aralık 1912, ikincisi ise 2-7 Ocak 1913 tarihleri arasında yapılmış ve Bulgar delegesi Stoyan Danev, Güney Dobruca ile ilgili olarak sadece küçük sınır değişikliklerini kabul edebileceklerini ifade etmiştir. Konferansta büyük devletlerin delegeleri 1878 Berlin Konferansı’nda doğan haklarından dolayı Romanya’ya destek vermişlerdir. Bulgarlar ise bu düşünceye şiddetle karşı çıkmışlardır. Osmanlı ordularına karşı en büyük zaferi kendilerinin kazandığını ifade eden Bulgar heyeti, Hristiyan Balkan topraklarından Osmanlı Devleti’ni atmak üzereyken, Osmanlı karşıtı birlikte yer almayan Romanya’nın ödüllendirilmesini kabul etmeyeceklerini deklare etmiştir.[8]

             

                        Güney Dobruca konusunda Romanya kamuoyu da Romen hükümeti gibi düşünmekteydi. Romen halkı yürütülen diplomasi ile Silistre bölgesinin Romanya topraklarına katılamayacağını, Romen ordusunun acilen Güney Dobruca’ya girip bölgeyi işgal etmesini istemekte ve bu yönde ülkenin çeşitli bölgelerinde protesto gösterileri yapmaktaydı. Bununla birlikte siyasi partiler de çeşitli fikirler ortaya atmaktaydı. Örnek olarak Liberal Parti Başkanı Nicolea Ioarga, 1912 yılı ortalarında Güney Dobruca’ya askeri müdahaleyi desteklerken zaman içerisinde partisinin fikri, Büyük Güçlerin etkisiyle değişiklik göstermekte ve bu sorunun diplomasi yoluyla çözülmesini istemekteydi. Buna paralel olarak Romanya adına Londra Konferansı’nda görüşmeleri yürüten Romen diplomat Take Ionescu, daha önce ortaya atılmış olan Bulgarların öncelikli olarak Edirne’yi ele geçirmesi sonra da Bulgarların Güney Dobruca’da Romenlerin lehine sınır değişikliği yapması fikrini destekleyecektir. Take Ionescu, daha da ileri giderek Romanya kralını Romen ordularının Edirne’yi tekrar Hristiyan dünyasına kazandırmak için Bulgarlara yardım etmesi yönünde ikna etmiştir. Fakat bu fikrin yaratıcısı olan Alman Şansölyesi Kiederlen Wachter’in kanser hastalığı nedeniyle ölmesi, bu planın uygulanmasını ortadan kaldıracaktır.[9]

             

            Romen Başbakanı Titu Mairescu, Dobruca meselesi hakkında yaklaşan muhtemel bir savaş öncesi ‘Büyük Güçler’in desteğini almak için diplomasi atağına geçmiştir. Aralık 1912’de Rus diplomat Sbeko ile Avusturya-Macar elçisi Fürstenberg ile görüşmeler yapmıştır. Romen başbakan, sorunun diplomasi yoluyla çözülememesi durumunda Romanya’nın Güney Dobruca bölgesini işgal etmek zorunda kalacağını Rus ve Avusturya-Macar diplomatlara gerekçeli nedenleriyle aktarmıştır. Ayrıca Almanya ve Fransa’nın da Bükreş’teki elçileriyle görüşmeler yaparak Dobruca’nın Romanya’ya geçmesi dışında hiçbir olasılığı kabul etmeyeceklerini ifade etmiştir.[10]

             

            Romanya, Bulgaristan’ın Güney Dobruca üzerindeki emellerinden kuşku duymaya devam ederken 1912 yılında Osmanlı Devleti tarafından gelen Balkanlarda statükonun korunması anlaşmasını da hemen reddetmiştir. Aynı zamanda Romen hükümeti Avrupa Türkiye’sinde yer alan ulusların bağımsızlığını alması ya da bağımsız olanların da (Bulgaristan da dâhil olmak üzere) Osmanlı öncesi kendilerine ait toprakları yeniden elde etmesi gerektiği yönünde fikirlerini diğer Balkan toplumlarıyla paylaşmıştır. [11]

             

            Birinci Balkan Savaşı sonrasında Londra’da yapılan görüşmelerde Bulgaristan ile diğer Balkan devletleri üzerinde başta Makedonya’nın paylaşımı olmak üzere diğer sınır değişiklikleri üzerinde antlaşma sağlanamaması, 1913 yılının başından itibaren Balkanlarda ikinci bir savaşı beraberinde getirecektir. Osmanlı Devleti’ne karşı Birinci Balkan Savaşı’nda, en önemli başarıları kendilerinin kazandığı iddiasında olan Bulgarlar, Makedonya’nın paylaşımı noktasında Yunanistan ve Sırbistan’a taviz vermemişler ayrıca Güney Dobruca konusunda Romanya ile de ters düşerek İkinci Balkan Savaşı’nın önüne geçilmesi noktasında tüm diplomatik yolların tıkanmasına sebep olmuşlardır.

             

            Haziran 1913’de Balkanlarda hareketlenme artacaktır. Makedonya ve Güney Dobruca sorunlarını çözmek için Petersburg’daki konferansta alınan kararları Bulgaristan’ın reddetmesi, Sırbistan, Yunanistan ve Romanya ile Bulgaristan arasındaki gerginliği arttıracaktır.[12] Bu dönemde Bulgar hükümeti, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Almanya’nın diplomatik yardımına eğilim göstermekte ve bu devletlerle yakınlaşmaya çalışmaktaydı. Ayrıca Bulgaristan kamuoyunda Trakya, Makedonya ve Dobruca’da Bulgar sınırlarının genişletilmesi yönünde de bir hava oluştu. Bulgaristan’daki şovenist gruplar, Bulgar hükümetinin harekete geçmesi amacıyla propagandalara başladılar. 9 Haziran’da Liberal Parti lideri Vasil Radoslavov, bir miting düzenleyerek Bulgar Kralı Ferdinand’dan Bulgar ordusunun Sırp ve Yunanları Makedonya topraklarından söküp atmasını talep etmiştir. 16 Haziran 1913 gecesi bütün planları tamamlayan Bulgar komandoları, Sırplara ve Yunanlara saldırmıştır.[13]

             

            İkinci Balkan Savaşı, birkaç farklı bölgede ilk savaşa göre daha kısa sürede sonuçlanmasına rağmen Balkan coğrafyasında etkileri uzun süre devam edecek bir mücadele olmuştur. Romenlerin savaşa katılması kısa sürede savaşın Bulgar karşıtı müttefiklerin lehine dönmesine neden olacaktır. 1912 yılı sonundan itibaren hazırlık içerisinde bulunan Romen ordusu Güney Dobruca’yı işgale başlayacaktır. 28 Haziran 1913 günü Romanya Savaş Bakanı General Hârjeu, Romen ordusuna tarihsel sebepler nedeniyle Romanya’nın olması gereken Silistre’nin tamamını ele geçirmesi yönünde emir verecektir. Bulgar ordusu Makedonya ve Trakya’da Sırp ve Yunanlılarla savaşırken, Romen ordusu hiçbir engelle karşılaşmadan Sofya önlerine kadar gelmiştir. Romenlerin amacı Güney Dobruca’yı ele geçirmek olduğu için Romen ordusu daha ileri gitmemiş, Romen Kralı I. Karol’un emriyle Sofya’ya saldırmamıştır. Bulgar Kralı Ferdinand ise Sofya önlerine gelen Romen orduları karşısında Bulgar ordusuna askeri mücadeleye son vermeleri yönünde talimat vermiştir. Sırbistan ve Yunanistan ile de aynı anda savaşta bulunan Bulgaristan, İtalya aracılığıyla 5 Temmuz 1913 tarihinde Romanya’ya bir teklifte bulunmuştur. Eğer Romanya, savaşta tarafsız kalarak Bulgaristan ile Sırp-Yunan ittifakı arasında bir barış yapılmasını sağlar ise Güney Dobruca’da Turtuca ile Balçık arasındaki bölgeyi Romanya’ya bırakacağını taahhüt etmiştir. Romen Başbakanı Mairescu, 7 Temmuzda bu teklife verdiği cevapta Bulgaristan’ın teklifinin çok geç kaldığını ve Romanya’nın kendisine ait olan toprakları alana dek askeri harekâta devam edeceğini ifade etmiştir. Bundan başka Romanya ordusunun harekâtını durdurması için İkinci Balkan Savaşı’ndaki tüm tarafların barış yapmasını şart koşmuştur. Romen ordusu, İkinci Balkan Savaşı sırasında daha önce diplomatik yollardan talep ettiği Güney Dobruca’nın Silistre, Tutrakan, Pazarcık ve Balçık şehirlerini işgal etmiş ve barış antlaşmasının imzalandığı 10 Ağustos 1913 tarihine kadar birliklerini Tuna nehri hattı boyunca tutmaya devam etmiştir.[14]

             

            Romanya Krallığı, Güney Dobruca’nın işgalinin tamamlanmasından sonra dünya kamuoyuna verdiği deklarasyonda; Romanya’nın güney sınırında Bulgaristan’a karşı başlattığı harekette, Romen milletinin Bulgaristan’ın her hangi bir şehrine ya ordusuna zarar verme amacı güdülmediği, sadece Romanya’nın güney sınırını güvence altına alma ve tarihsel nedenlerden dolayı kendisine ait olması gereken toprakları Romanya ile birleştirmeye yönelik faaliyet gösterildiği açıklanmıştır. Balkan Yarımadası’nda yaşanan bu krizde tarafsız kalamayacağı için Güney Doğu Avrupa’da barışın sağlanması ve çatışma ortamının sona erdirilmesi için Romanya Devleti’nin, üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirdiği belirtilmiştir. Deklarasyonun sonunda Balkan ittifakının zafere ulaşmasında Romen ordusunun başarılarının çok önemli bir paya sahip olduğu da vurgulanmıştır.[15]

             

            Romen ordusunun kısa sürede başarı sağlamasının çeşitli nedenleri vardır. Her şeyden önce 1878’de bağımsızlığını kazanmasından sonra 1913 yılına kadar Romen ordusunun modernizasyonu için yeterli zaman olmuş, Romanya’nın kralları Romen ordusunun gelişmesi için yeterli bütçeyi ayırmışlardır. Bundan başka Romanya’nın jeopolitik durumu (çevresinde Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı Devleti gibi büyük güçlerin varlığı) Romen hükümetinin ordusunu güçlendirmeye yöneltmiştir. Özellikle Rusya’nın Bulgaristan’a bölgede destek vermesi, XX. yüzyıl başlarında Romanya’nın ordusuna büyük önem vermesine neden olmuştur. [16]

             

            Balkan savaşlarını bitiren barış konferansı 28 Temmuz – 10 Ağustos 1913 tarihleri arasında Bükreş’te toplanmıştır. Romanya açısından barış konferansının Bükreş’te toplanması büyük bir prestij olarak algılanmıştır. Romanya kamuoyuna göre Temmuz 1913’de Romen ordularının kısa sürede kazandığı başarı, Sırp ve Yunanlıların da Bulgarlara karşı zafer elde etmesinde büyük katkı sağlamıştır. Çünkü Bulgar ordusu Sırp ve Yunan ordularına karşı savaşırken ilk savaşa katılmamış Romen ordusu Sofya önlerine kadar ilerlemiş ve Bulgarları ateşkese zorlamıştır. Bu nedenlerden dolayı Romanya kamuoyu, barış konferansının Bükreş’te toplandığına inanmaktaydı. Ayrıca Romanya’nın bu başarısı, Büyük Güçlerin Romanya algısında önemli bir yere sahip olacaktı. Bükreş’teki barış görüşmelerine savaşa katılan taraf ülkelerin yanında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden parlamenterler ve gazeteciler de katılmıştır. Barış görüşmelerinin açılış oturumu 30 Temmuz 1913 günü saat 16.00’da başlamış ve konferansın başkanlığına Romen Başbakanı Titu Mairescu seçilmiştir. Sekretarya olarak da 3 Romen diplomat ve diğer taraflardan da birer üye seçilmiştir.[17]

            

            Bükreş Konferansında taraflar 9 Ağustos akşamı bütün konularda anlaşma sağlayarak 10 Ağustos 1913 günü antlaşma metnini imzalamışlardır. Birinci Balkan Savaşı’nın en çok kazananı durumunda olan Bulgaristan, Güney Dobruca’yı Romanya’ya, Makedonya’yı ise Yunanistan ile Sırbistan’a terk etmek zorunda kalmıştır. Romen başbakanı Titu Mairescu, yaptıkları antlaşma ile Romanya adına Balkanlarda hep birlikte barış ve refah içerisinde yaşamayı dilediklerini ifade etmiştir. Romen başbakandan sonra konferansa katılan Yunan, Bulgar, Sırp ve Karadağlı diplomatik temsilciler de söz alarak Bükreş Antlaşması’nın Balkan milletleri arasında sosyal, kültürel ve ekonomik işbirliği için bir başlangıç olması yönünde temennilerini ortaya koymuşlardır.[18]

             

             

            Sonuç

            

            Balkan Savaşlarının Romanya açısından sonuçlarına bakıldığında; öncelikli olarak Romen devlet adamlarının sabırlı ve etkin bir dış politika izledikleri öne çıkmaktadır. Balkan topraklarının geleceğinde bölge ülkeleri kadar dönemin büyük güçlerinin de etkili olduğunun bilincinde olan Romen hükümeti, başarılı bir politika izleyerek Güney Dobruca konusunda dış politik desteği almayı başarmıştır. Birinci Balkan Savaşı’na katılmayan dolayısıyla diğer Balkan ordularına nazaran yorgun olmayan Romen ordusu, hiçbir engelle karşılaşmadan Güney Dobruca’nın ilhakını tamamlamıştır. 1878 Berlin Antlaşması’nda Rusların etkisiyle Romanya’ya bırakılmayan Güney Dobruca, Romen diplomasisi ve ordusunun İkinci Balkan Savaşı’ndaki başarıları neticesinde, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Romanya’ya katılmıştır.

             

             

             G. A. Dabija, Cadrilaterul Bulgar (Bulgar Dörtgeni), Bucureşti, 1913.

            1913 Yılı İtibariyle Güney Dobruca’nın Nüfus Dağılımı

            Kırmızı Renkli Bölgeler- Türk

            Yeşil Renkli Bölgeler- Bulgar

            Mavi Renkli Bölgeler- Romen

             

             

            

             

            Çevirisi- Balkanlarda Romanya, Avrupa Medeniyetini Temsil Ederken Bulgarlar, Balkanlarda Barbarlığı Temsil Etmektedir. Ilustrata Gazetesinin 6 Temmuz 1913 Tarihli Manşetinden.

             

             

             

    Yazı kaynağı : www.turkyurdu.com.tr

    Dobruca

    Dobruca nerede yer almaktadır ?

    Dobruca nerede yer almaktadır ?

    Batısında ve kuzeyinde Tuna ve bunun kollarından Lom ve Pravadi, doğusunda Karadeniz, güneyinde Deliorman yer alır; coğrafî yapı ve iklim bakımından Romanya ve Bulgaristan'dan farklıdır. Kuzeyde bulunan ve fazla yüksek olmayan dağ silsilesi Maçin'den Tulça (Tulcea) şehrinin güneyine kadar uzanır; Dobruca'nın ortalarında alçalır; doğudan batıya doğru uzanan Ovidin, Mecidiye, Boğazköy hattında bayır şeklini alır; güneyde tekrar yükselmeye başlar. Dobruca'nın güneybatısı eskiden sık ormanlarla kaplı olduğu için bu bölge öteden beri Deliorman diye adlandırılmıştır. Romanya'nın Teleorman vilâyetinin adı da buradan gelir. Dobruca'da bulunan başlıca göller Razelm, Semeika, Sinoe, Babadağı, Sütgöl ve Taşavul'dur. Köstence'nin güneyindeki Tekir gölünün suyu birçok deri hastalığı ve romatizmal hastalıklar için faydalıdır. En kuzeyde, belli saatlerde sularının aldığı renkten dolayı Morgöl adıyla anılan bir göl daha bulunmaktadır. Hayvancılığın da yapıldığı Dobruca'nın süt ürünleri meşhurdur. Hemen tamamen su ile çevrilmiş tabii bir yarımada özelliği taşımasına rağmen Dobruca'da kara iklimi hüküm sürer. Ancak bölgenin güneyinde kış oldukça yumuşak geçer. Bölgede küçük fakat yazları kurumayan nehirler de vardır. Bunların oluşturduğu sazlıklarda çeşitli kuş ve hayvanlar barınır. Romanya'da 1944 yılında iktidarı ele geçiren komünist idare, Dobruca'nın verimli topraklarından daha fazla ürün almak için bölgeyi sulama tesisleriyle doldurmuş, fakat Tuna'dan ölçüsüz su çekilmesi toprağı yıpratmış, bu da zamanla iklimin olumsuz yönde değişmesine sebep olmuştur.

    Dobruca'nın siyasî tarihini stratejik mevkii tayin etmiştir. Rusya ve Ukrayna steplerinden İstanbul'a ve Ege'ye giden en kısa yolun Dobruca'dan geçmesi, bu bölgenin en eski tarihlerden beri çeşitli kavimlerin geçit yeri olmasına sebep olmuştur. Bu kavimlerin her biri Dobruca'da çeşitli izler bırakmıştır. Osmanlılar da Dobruca'nın bu stratejik mevkiinden faydalanmışlar, Lehistan ve Rusya'ya yönelik seferlerde, Kırım Hanlığı ile bağlantılarda hep bu bölgeyi kullanmışlardır.

    Dobruca'nın bilinen en eski halkı Traklar ve Getler'dir. Milâttan önce VII. yüzyılda Helenler'in de ticaret amacıyla Karadeniz sahillerine giderek yerleştikleri ve bazı koloniler (Histria/Karanasuf, Tomis/Köstence, Kallatis/Mankalya, Dionysopolis/Balçık) kurdukları bilinmektedir. Daha sonra İskitler Dobruca'ya yerleşmişler ve Scythiaminor (Küçük İskitler) şeklinde bölgeye adlarını da vermişlerdir. İskitler'den sonra burada bir süre Germenler kalmış, ardından Romalılar milâttan önce 29'da Dobruca'yı işgal ederek yaklaşık 250 yıl bölgede hâkimiyet kurmuşlardır. Romalılar'dan kalma anıtlar arasında, Adamelisi köyünde bulunan ve Romalılar'ın Daklar'ı yenmesi şerefine milâttan sonra 109'da dikilen 40 m. yüksekliğindeki sütunun önemli yeri vardır. Milâttan sonra 250 yıllarında Dobruca'yı Gotlar istilâ etmiş, bir süre sonra da Hunlar gelerek Roma idaresini zor durumda bırakmışlardır.

    VI ve VII. yüzyıllarda kuzeyden Avarlar ve Slavlar'ın girmesi üzerine Roma idaresi Dobruca'nın ortasında uzun bir müdafaa duvarı inşa ettirmiştir. Bu duvarın izlerine hâlâ rastlamak mümkündür. Romalılar istilâ kuvvetleriyle başa çıkamayınca Dobruca'dan çekilmiş, bölge XIII. yüzyıla kadar kuzeyden gelen Türk kavimlerinin istilâsına mâruz kalmıştır. Volga Bulgarları, Asparuh'un (Isperich) idaresinde 678 yılında Tuna'yı geçerek Dobruca'nın kuzeyinde İsakça ve Nikulitzel bölgesinden güneye kadar uzanan topraklar üzerinde yaşayan Slavlar'ı hâkimiyetleri altına almışlardır. Ancak zamanla Slavlaşan Türk Bulgarları (Proto Bulgarlar) 681 yılında bir devlet kurmayı başarmışlar ve bir süre sonra Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'na karşı bağımsızlıklarını ilân etmişlerse de Ortodoks Hıristiyanlığı'nı kabulden sonra tekrar Bizans'ın nüfuzu altına girmişlerdir. Bulgarlar'ın ve Balkanlar'a gelen öteki kavimlerin en büyük amacı bağımsızlıklarını kazanmak ve Bizans İmparatorluğu'nun merkezi İstanbul'u almaktı. Fakat Bizans İmparatorluğu 1018'de Bulgar Devleti'ne son vererek Dobruca üzerindeki hâkimiyetini XIII. yüzyılın sonuna kadar sürdürmüş, Dobruca ve bugünkü Bulgaristan'ın kuzeydoğusunu bir eyalet haline getirerek Silistre'den idare etmiştir. Dobruca'da Bizans idaresi, yaklaşık olarak ikinci Bulgar devletinin kuruluş yılı olan 1186'ya kadar sürmüştür. Ancak bundan çok önce 1048 yılı civarında Peçenekler'in Kuzey Dobruca'ya gelerek yerleştikleri bilinmektedir. Savaşçı fakat sayıları az bir Türk kavmi olan Peçenekler'den kalma bir köy olan Pecineaga halen bu adla anılmaktadır. Daha sonraki yıllarda Uz (Oğuz) Türkleri, XII. yüzyıl başlarında ise Kuman, Kıpçak ve diğer bazı Türk kavimleri Dobruca'ya gelmişler ve Peçenekler'in siyasî nüfuzu altına girmişlerdir. Ancak Bizans Kumanlar'la anlaşarak Peçenekler'i 1091'de mağlûp edince sınırlarını Kumanlar'a açmış, Balkanlar'ın güneyine ilerleyen bu Türk kavmi Bizans kilisesinin tesiri altına girerek Ortodoks Hıristiyanlığı'nı kabul etmiştir. 1186'da Kumanlar tarafından kurulan ikinci Bulgar devleti varlığını, Dobruca'nın 1241'de Moğollar tarafından istilâsına kadar sürdürmüştür. Esasen İstanbul'un 1204-1261 yılları arasında IV. Haçlı ordusunun işgaline mâruz kalması, bu bölgedeki Bizans nüfuzunun iyice azalmasına sebep olmuştu. Moğol hâkimiyetine giren Dobruca, böylece hem Bizans hem de Bulgarlar'a karşı muhtariyet kazanarak bağımsız bir gelişme göstermiştir.

    Selçuklu Türkleri'nin Balkanlar'a ve Dobruca'ya geçişleri bu sıralarda olmuştur. Sultan II. İzzeddin Keykâvus Moğollar'a yenilince bazı taraftarlarıyla 1263-1264 yıllarında Bizans İmparatorluğu'na sığınmıştır. İmparator VIII. Mihail (Mikhail) Palaiologos, bunlardan Sarı Saltuk'un bulunduğu bir grubu Kuzey Dobruca'ya Batı Karadeniz sahillerine yerleştirmiştir. II. İzzeddin Keykâvus ise Bizans imparatoruna düzenlediği bir komplo sebebiyle bir süre Enisala (Yeniköy) Kalesi'nde hapsedilmiştir. Babadağı'na yaklaşık 10 km. mesafede bulunan bu kalenin kalıntıları bugün de mevcuttur. Keykâvus'a izâfetle Gagauzlar olarak bilinen bu Selçuklu Türkleri hâlâ varlıklarını sürdürmektedirler. Saltuk Baba'nın maiyetindeki Türkler, başta adını bu zattan alan Babadağı olmak üzere Dobruca'da birçok yerleşim merkezi kurmuşlardır. Bazı yazarların, Babadağı'nın eski adının Vicus Novus veya Vicus Petra olduğunu belirtmeleri ise doğru değildir. Vicus Novus Enisala olup Vicus Petra, Babadağı gölü denize bağlı bir körfez iken onun kenarında kurulmuş eski bir limanın adıdır. Türkler'in buralara gelişleri sırasında körfez denizle bağlantısı kesilmiş bir tatlı su gölü durumundaydı ve buradaki liman da ticarî önemini kaybetmişti. Bu sebeple Babadağı kasabası göle 2-3 km. mesafede iki tepe arasında Türkler tarafından kurulmuştur.

    Dobruca'da devlet kuran ilk Türk Balik'tir (Balika). Adını Türkçe balıktan alan Balik'in kurduğu devlet, desteğini Dobruca'nın güneyinde yaşayan hıristiyanlaşmış Oğuzlar'dan (Gagauzlar) almıştır. Balik'in Dobrotiç adındaki kardeşi bir yıl İstanbul'da kalmış, Bizans imparatoru ile akrabalık kurmuş, 1359'da Kuzey Dobruca'yı işgal ederek Venedik ve Bizans'la yakın ilişkiler içinde olmuştur. Burada ilk müstakil devleti kuran Dobrotiç bölgeye kendi adını vermiş, Dobruca adı "Dobrotiç'in ülkesi" anlamında ortaya çıkmıştır. Dobrotiç'in oğlu Ivanko zamanında Dobruca iktisadî bakımdan çok gelişmiştir.

    Dobruca'nın Osmanlı idaresine giriş tarihi kesin olarak belli değildir. Güney Dobruca'nın en önemli şehri olan Silistre, Tırnova Çarı Şişman (Susmanos) tarafından I. Murad'a verilmiştir. Dobruca Hâkimi Ivanko da bu tarihlerde karşı koymaksızın, hatta bir rivayete göre gönüllü olarak Osmanlı hâkimiyetini kabul etmiştir. Ancak Silistre valisi şehri Osmanlılar'a teslim etmeyince savaş yeniden başlamıştır. Bu karışık durumdan faydalanmak isteyen Eflak Beyi Mirčea, 1388'de kısa bir süre Dobruca'nın güneybatı kısmını ele geçirmişse de 1394'te Yıldırım Bayezid tarafından mağlûp edilerek Dobruca'yı terketmek zorunda kalmıştır. Mirčea Ankara Savaşı'ndan sonraki karışıklıklar sırasında tekrar Dobruca'ya girmiş, Çelebi Mehmed'e karşı Mûsâ Çelebi'yi desteklemiş, ancak 1416'da Çelebi Mehmed'e yenilmiştir. Çelebi Mehmed Dobruca kalelerini fethetmekle kalmamış, Eflak'ı da ele geçirerek Mirčea'ya Osmanlı hâkimiyetini kabul ettirmiştir (1419). Böylece Osmanlı idaresine giren Dobruca 460 yıl kadar Türk hâkimiyetinde kalmıştır. Bir ara Kazıklı Voyvoda diye bilinen Eflak Beyi Vlad Tepeş'in istilâsına mâruz kalan bölge halkı büyük zarar görmüş, bu sırada 40.000 kadar müslüman öldürülmüştür.

    Osmanlılar zamanında askerî, idarî bir üs ve geçit yeri olarak kullanılan Dobruca'nın halkı eşkinci, müsellem, cambaz, tatar gibi sınıflara ayrılmış ve bunlar askerî amaçlarla istihdam edilmiştir. Bunlardan Dobruca Tatarları Osmanlı ordusunun önemli yardımcı unsurlarındandı. Bölgede yaygın halde bulunan Çingeneler ise ayrı bir statüye bağlanmıştı. Uzun süre Silistre'den idare edilen Dobruca'nın idarî ve askerî ağırlığı zamanla Babadağı'na kaydırılmıştır. Dobruca'nın kuzey kısmı 200 yıl kadar bir serhad bölgesi olarak ün kazanmış, serhad felsefesi halkın ruhuna ve kültürüne işlemiştir. Baba Sarı Saltuk'un şehri olan Babadağı, XV-XVII. yüzyıllarda kuzeye yönelik seferlerin idarî-askerî merkezi olmuştur. 1471 yılında Şehzade Cem, Boğdan seferi (1484) sırasında da II. Bayezid uzunca bir süre Babadağı'nda kalarak burada bazı imar faaliyetlerinde bulunmuştur. II. Bayezid, Malkoçoğlu Bâlî Bey'e Silistre'nin idaresini vererek onu Boğdan sınır muhafızlığına getirmiş, böylece Osmanlılar tarafından Dobruca'ya ilk idareci tayin edilmiştir. Yavuz Sultan Selim, kayınpederi Kırım Hanı Mengli Giray'ın yardımıyla babasına karşı ayaklanmada kullanmak üzere bir kısım Kırım askerini Dobruca'ya yerleştirmişti. Kanûnî Sultan Süleyman da Boğdan seferi (1538) sebebiyle bir süre Dobruca'da kalmış, bu sırada Saltuk Baba'nın türbesini ziyaret etmiş, sürek avına çıkmış, ardından Tuna'yı geçerek Bender'i almıştır. İbrâil'in de fethinden (1543) sonra Türkler Dobruca'dan kuzeye yani Lehistan ve Boğdan'a gidecek yeni bir geçit elde etmişlerdir. Romenler'in Gecet (geçit) olarak adlandırdıkları ve Maçin kasabasına yaklaşık 7 km. uzaklıkta bulunan yer, halen Dobruca-Eflak arasında işleyen feribotlar tarafından iskele olarak kullanılmaktadır.

    Osmanlılar'ın iskân politikası sonucu Dobruca halkının ekseriyetini müslüman Türkler oluşturdu. XV ve XVI. yüzyıllara ait tahrir defterlerindeki kayıtlar, bölgedeki yer adlarının çoğunun Türkçe olduğunu ve yoğun Türk yerleşmesinin meydana geldiğini gösterir. Bunun yanında Kuzey Dobruca'da Maçin, Karaharmanlık, Esterbend gibi halkının çoğu hıristiyan olan şehirler de vardı. Hıristiyan köylerinin ekserisi tuz istihsali vb. hizmetlerinden dolayı avârız*dan muaf tutulmuştu. Dobruca İstanbul'un tahıl, özellikle buğday ihtiyacının önemli bir kısmını karşılardı. Karadeniz kıyısındaki birçok liman şehrinde büyük tahıl ambarları inşa edilmişti. Silistre, Tulça, İsakça, Maçin ve Hırsova limanlarından İstanbul'a ayrıca kereste, tuz, keçe ve esir sevkedilirdi. Hacıoğlupazarcığı, Mangalya ve Babadağı gibi şehirler haftalık alışveriş yerleri ve bütün bölgenin önemli ticaret merkezleriydi (Evliya Çelebi, III, 329 vd.).

    Dobruca sık sık kuzeyden gelen Kazaklar'ın hücumlarına mâruz kalmıştır. Eflak ve Boğdan beyleri de fırsat buldukça Tuna'yı geçerek Dobruca'ya saldırmışlardır. XVI. yüzyıl sonlarında Babadağı, Eflak Beyi Mihail tarafından basılarak yakılıp yağmalanmış ve halkı güneye kaçmaya zorlanmıştır. Sultan II. Osman zamanında (1618-1622) Kazaklar mağlûp edildikten sonra Dobruca tahkim edilmiş, böylece bölge halkının emniyeti sağlanmış, ancak daha sonra yine özellikle deniz yoluyla Kazak saldırılarına hedef olmuştur.

    1672 Kamaniçe seferi sırasında IV. Mehmed İsakça'da, ertesi yıl yapılan seferde ise Silistre'de kalmıştır. Hatta 1673 seferinde padişah Silistre'de kışlamak istemiş, fakat Hacıoğlupazarcığı'nda konaklaması uygun görülmüştür. Kara Mustafa Paşa'nın 1678 yılındaki Çehrin Seferi sırasında Sultan IV. Mehmed iki ay Deliorman'da kalmıştır.

    Dobruca'yı birkaç defa ziyaret eden Evliya Çelebi bölge hakkında oldukça geniş bilgi vermekte, özellikle Babadağı'ndan ve Sarı Saltuk'tan uzun uzadıya söz etmektedir. Evliya Çelebi'nin Dobruca'yı ziyareti, bölgenin nisbeten sükûnet içinde bulunduğu zamana rastlamıştır. Daha önce yapılan planlı iskân sayesinde XVII. yüzyılda Dobruca'nın hemen bütün kasaba ve köylerinin, dağ ve tepelerinin adlarının Türkçe olduğu, Dırstar'ın Silistre olması gibi bazı merkezlerin eski isimlerinin Türkçeleştirildiği, her yerde cami ve mektep bulunduğu görülmektedir. Meselâ Silistre'de kırk, Babadağı'nda yirmi sıbyan mektebi vardı. Dobruca'nın bir başka özelliği de çeşitli aşiretlerin sürgün ve bazı tarikat büyüklerinin sığınma yeri olmasıdır. Nitekim İsakça kasabasının adı Anadolu'dan kaçan İshak Baba'dan gelmektedir. Bu kasaba civarındaki köylerde yaşayan halkın büyük kısmı Anadolu kökenli kızılbaşlardan oluşmaktaydı. Bu halk 1932-1937 yıllarında Türkiye'ye göç edene kadar geleneksel lehçelerini, kıyafetlerini ve yaşayış biçimlerini aynen korumuştur. Dobruca'nın güneyindeki Deliorman'da yaşayan Türk halkının büyük çoğunluğunu yine Anadolu'dan gelen kızılbaşlar oluşturmaktaydı. Ancak Dobruca'da Sünnî-Alevî farkı hiçbir zaman önem taşımamıştır.

    XVIII. yüzyılda Rus Çarlığı'nın büyük bir devlet olarak ortaya çıkmasından sonra Dobruca'nın tarihi yeni bir safhaya girmiştir. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rus orduları Tuna'yı aşarak Dobruca'yı işgal etmiş ve bölgeye büyük zarar vermiştir. Küçük Kaynarca Antlaşması ile Dinyeper nehrine kadar uzanan Osmanlı topraklarını işgal eden Ruslar, daha sonraki savaşları takip eden Yaş (1792) ve Bükreş (1812) antlaşmalarıyla da Tuna ve Prut nehirlerine dayanmışlar, Dobruca'yı daha yakından tehdide başlamışlardır. 1812'de Bucak, Bender ve Kili elden çıkmış, buralarda yaşayan Nogay, Tatar vb. müslüman halk Dobruca'ya veya Kuban'a göç etmeye zorlanmıştır. Varna civarında yaşayan Gagauzlar ve Bulgarlar ise Bucak'tan göç ettirilen müslüman köy ve kasabalarına yerleştirilmiştir. II. Mahmud 1837'de, oğlu Sultan Abdülmecid de 1846'da bölgeyi ziyaret etmişlerdir. 1850 yılında Dobruca'nın ziraî potansiyelini yerinde incelemek için bölgeye bir uzman gönderilmiştir. Bu tarihte Tulça, İsakça, Maçin, Hırsova, Babadağı, Köstence, Mangalya, Pazarcık, Balçık ve Silistre kazalarında 4800 Türk, 3656 Romen, 2225 Tatar, 2214 Bulgar, 1092 Kazak, 747 Lipovan, 300 Rum, 212 Çingene, 145 Arap, 126 Ermeni, 119 Yahudi ve 59 Alman ailesi vardı.

    Kırım Harbi (1853-1856) sırasında Ruslar Dobruca'yı işgal etmişler, fakat Paris Antlaşması (1850) hükümlerine uyarak Tuna kıyısına çekilmişlerdir. Bu savaş sona ermeden önce Kırım halkından yüz binlerce kişi Dobruca'ya göç etmiş ve bunlar oraya iskân edilmiştir. Göçmenlerin merkezi, planları İstanbul'da çizilen ve masrafları hazineden karşılanan eski Karasu kasabasının yerinde kurulan Mecidiye (Medgidia) olmuştur. 1864'te Tuna vilâyeti teşkil edilince Dobruca buraya bağlanmıştır. Doksanüç Harbi sonunda imzalanan Berlin Antlaşması ile Dobruca'nın kuzeyi Romanya'ya, güneyi muhtariyetini elde eden Bulgaristan'a verilmiştir. O sırada Kuzey Dobruca halkının % 65'ini, Güney Dobruca'nın ise % 80'ini müslüman Türkler oluşturmaktaydı. Yine bu savaştan ve özellikle 1883'ten sonra 90.000 kadar Türk ve Tatar Türkiye ve Bulgaristan'a hicret etmiştir. 1910 yılında Romanya Dobrucası'nda 210.000 kişilik nüfusun sadece % 30'unu, Bulgaristan Dobrucası'nın 257.000 kişilik nüfusunun % 40'ını müslümanlar oluşturuyordu.

    II. Balkan Savaşı'nın ardından imzalanan Bükreş Antlaşması ile (1913) Bulgaristan Dobruca'nın güneyini de Romanya'ya terketmiş, fakat Almanya'nın baskısıyla 1940'ta imzalanan Kraiova Antlaşması ile Güney Dobruca tekrar Bulgaristan'a verilmiştir. 1913-1940 yılları arasında bölgeyi Romenleştirmek isteyen Romen hükümeti Balkan yarımadasından birçok Ulah getirerek bunları Güney Dobruca'ya yerleştirmiştir. 1940'ta burada yaşayan Romenler Kuzey Dobruca'ya, kuzeyde yaşayan Bulgarlar ise güneye nakledilmiştir. Sovyet orduları Dobruca'ya 1944'te girmişler ve 1958'e kadar burada kalarak komünist rejimin kökleşmesini sağlamışlardır.

    Romanya ve Bulgaristan, 1878'den sonra gerek Berlin Antlaşması hükümlerine uymak için, gerekse kendi nüfus sayılarının çok düşük olması sebebiyle bir süre Türkler'in haklarına saygı göstermişlerse de daha sonra baskı yaparak Türk halkını Türkiye'ye göçe zorlamışlardır. Toprak mülkiyeti giderek ellerinden çıkan Türkler, 1899'daki kuraklıktan kaynaklanan kıtlığın da tesiriyle kitle halinde Türkiye'ye göç etmişlerdir. Böylece Kuzey Dobruca'daki Türk unsuru süratle azalmış, bir Türk kasabası olan Babadağı'nın nüfusu da kısa sürede birkaç bin hâneden 1930'larda 200 hâneye düşmüştür. Burada faal tek medrese Mecidiye'ye nakledilmiş, Silistre'deki medrese ise kapatılmıştır. Mecidiye Medresesi'nin de kapatılmasından sonra imamsız kalan bazı köylerde ölüleri defnedecek kimse bulunamamıştır.

    Osmanlı Devleti ilk demiryolunu 1860'ta Tuna'dan Boğazköy ile Karadeniz-Köstence arasında inşa ettirmiştir. Daha sonra Romen hükümeti bu demiryolunu Hacıoğlupazarcığı'na ve kuzeyde Babadağı'na, sonra da 1940'ta Tulça'ya kadar uzatmıştır. II. Dünya Savaşı'na kadar birçok sıkıntı ve baskılara rağmen Türk okulları Dobruca'da açık tutulmuş, hatta kadı mahkemeleri bile 1930'lara kadar çalışmış, bu arada Türkler birçok gazete yayımlayarak kültürel ve dinî faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Ancak cahil ve millî kimlikten mahrum müftülerin sorumluluğu altında yürütülen bu faaliyetler pek yapıcı olmamıştır.

    II. Dünya Savaşı'ndan sonra komünist rejim bütün Türk okullarını ve gazetelerini kapatarak müftülükleri ve ileri gelenleri kendi propagandası için kullanmıştır. Bu arada Dobruca'da ziraat kolektifleştirilerek müslüman halkın toprakları elinden alınmıştır. Eskiden kendi ihtiyaçlarını karşıladığı gibi dışarıya et, süt, peynir, balık vb. gıda maddeleri satan Dobruca halkı komünist rejim zamanında sıkıntılı günler yaşamıştır.

    Romanya Dobrucası'nın nüfusu halen 1 milyon civarında tahmin edilmektedir. Bu nüfusun % 10'u müslüman Türk olup bunların da üçte biri Osmanlı, diğerleri Kırım asıllıdır. Bulgar Dobrucası'nın nüfusu ise yaklaşık 500.000 kadardır ve bunun da % 35'ini Türkler oluşturmaktadır. Deliorman'ın dahil olduğu Silistre ve özellikle Tutrakan bölgelerinde Türkler çoğunluktadır. Dobruca'nın en kalabalık unsurları olan Türkler ve Çingeneler'den başka bu bölgede az sayıda yahudi, Ermeni, Rum ve Rus da yaşamaktadır. XIX. yüzyılda Kuzey Dobruca'ya yerleşen Almanlar 1945'ten sonra ülkelerine gitmişlerdir. Ruslar'ın en fazla bulundukları Kuzey Dobruca'da Slava Rusa, Slava Çerkeza, Jurilofka gibi köylerde "stara veri" (eski inançlılar) veya Lipovan adını taşıyan Ruslar yaşarlar. Bunlar Rusya'da Lipova nehri boyunda ikamet etmekteydiler. XVIII. yüzyılda Çar Petro'nun reformlarını reddederek inançlarını olduğu gibi muhafaza etmek isteyen bu Ruslar'ın Osmanlı Devleti'nden sığınma talepleri olumlu karşılanmıştır. Bunlara din serbestiyeti verilmekle kalınmamış, Razelm gölünde avlanma imtiyazı da tanınmıştır. Halen Slava Rusa'da (Kızılhisar) yalnız kadın keşişlerin ikamet ettiği Vovidenia ve yalnız erkek keşişlere tahsis edilen Uspenia manastırları bulunmaktadır. Osmanlı hükümeti Çelikdere manastırlarını inşa etmek isteyen Romenler'e bu hakkı vermiştir. Romen Dobrucası Tulça ve Köstence vilâyetlerinden oluşmaktadır. Bulgaristan hükümeti ise kendi toprakları dahilindeki Güney Dobruca'yı ikiye bölmüş, batı kısmını Ruse'ye (Rusçuk), doğu kısmını Varna'ya bağlayarak Dobruca'nın tarihî birlik ve bütünlüğüne son vermiş ve Bulgarlaştırma yolunu tutmuştur.

    Romen Dobrucası'ndaki Babadağı civarında Sarı Saltuk'tan başka birçok babanın mezarı daha vardır. Bunlardan, XVI. yüzyıldan kalma Gazi Ali Paşa'nın türbesi ve camii harap haldedir. Camide 1982'den beri namaz kılınmamaktadır. Babadağı'nda halen faal halde Osmanlı devrinden kalma üç çeşme ile birkaç ev bulunmaktadır. İsakça'daki cami ve baba türbesiyle Tulça, Hırsova ve Maçin'deki camiler ayaktadır. Buralarda yaşayan Türkler'in mevcudu 2000 civarındadır. Müslüman Türk halkının % 90'ı Köstence'de yaşamaktadır. Buraya bağlı Mangalya'da 1590'da inşa edilen İsmihan Sultan Camii bulunmaktadır. Bununla birlikte Mecidiye Medresesi, halkın çok âcil imam ve hoca ihtiyacına rağmen hâlâ açılmamıştır. Ekim 1992'de Babadağı'nda ilk defa bir Sarı Saltuk sempozyumu düzenlenmiştir.

    Bulgar Dobrucası'nın özellikle Deliorman bölgesinde Türk nüfusu kalabalıktır. Ancak Bulgaristan komünist diktatörü T. Jivkov'un isim değiştirme kampanyasında çok baskı gören Türkler, topraklarının ellerinden alınması yüzünden büyük ekonomik sıkıntı içine düşmüşler, kısmen de Türkiye'ye göç etmişlerdir. Bulgaristan'ın Dobruca'nın tamamına sahip olma niyetine karşı Romanya kendisine ait kısmı Romenleştirme gayreti içinde olmuştur. Yakın tarihte Bulgar Dobrucası'nda da aynı durum daha vahim bir şekilde yaşanmış, her iki Dobruca'da Türkçe yer adlarının bir kısmı değiştirilmiştir. Tulça vilâyetinde 1822'de 120 Türk köyü varken 1992'de yalnız Çukurova, Kışla, Mahmudiye ve Beybucak adlı birkaç köyde toplam 200-300 Türk bulunmaktaydı. Köstence vilâyetindeki Türkler ise genellikle Köstence, Mecidiye, Mangalya gibi şehirlere bağlı kırk elli kadar köyde yaşamaktadır. Ancak bu köyler de tarihî benliklerini yitirmek üzeredir. Bölgeyi çok uzun süre ellerinde tutan Osmanlı Türkleri'nden kalan cami, türbe ve öteki sosyal binaların sayısı gittikçe azalmakta, böylece Dobruca'daki Türk nüfusu büyük bir varlık mücadelesi içerisinde bulunmaktadır.

    Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

    Yazı kaynağı : www.sabah.com.tr

    Avrupa’dan Karadeniz’e Açılan Geçit: Romanya

    Avrupa’dan Karadeniz’e Açılan Geçit: Romanya

    Asya, Avrupa ve Ortadoğu’nun kavşak noktasında, Tuna Nehri ve Karadeniz kıyısında yer alan Romanya, coğrafi yerleşim açısından oldukça stratejik bir konuma sahiptir. Büyük bir ekonomik potansiyeli elinde bulunduran ülke, gelişmiş sanayi ve tarım alanlarının yanı sıra zengin doğal kaynakları açısından da oldukça şanslıdır. 19,7 milyonluk nüfusu ve 238 bin 391 kilometrekarelik yüzölçümü ile Avrupa’nın güney doğusunda yer alan Romanya’nın, Bulgaristan, Macaristan, Moldova, Sırbistan ve Ukrayna ile sınır komşusudur. Başkenti Bükreş olan ülkenin diğer önemli şehirleri Köstence, Yaş, Timisoara, Cluj-Napoca, Galati, Braşov ve Craiova’dır. Romenler, diğer Latin ulusları gibi M.S. ilk 1000 yıl içinde ortaya çıkmış ve Trakyalı ataları olan Hint-Avrupa köklü “Dacialılar” ile aynı bölgede yaşadı. Bugün Romenler, Doğu Roma dünyasının yegane temsilcisidir ve Romence de İspanyolca, İtalyanca ve Fransızcanın yanında başlıca Latin kökenli dillerden birisidir. İlk kez 1859 yılında Wallachia ve Moldavia Prensliklerinin birleşmesi ile doğan Romen ulus devleti, 400 yıl kadar Osmanlı egemenliğinde kaldı ve 1878 yılında resmi bağımsızlığını ilan ederek üç yıl sonra da bir krallık haline geldi. Ancak söz konusu krallık, Romen nüfusun sadece bir kısmını barındırıyordu. 3 milyon kişi Macaristan yönetimindeki Transilvanya’da, 2 milyon kişi Rusya kontrolündeki Bessarabia’da ve küçük gruplar da Bulgaristan’a ait Dobruca bölgesinde bulunuyordu. Krallığın, Romanyalıların tamamını bir yönetim altında toplama hedefi, ancak I. Dünya Savaşı’nın ardından 1918 yılında Transilvanya, Bessarabia, Bukovina ve Güney Dobruca bölgelerinin Romanya ile birleşmesiyle gerçekleştirildi. Böylelikle ülke bir anda iki katı büyürken bu yeni bölgelerin ekonomik gelişmesi, ya da tam anlamıyla entegre olması yönünde sorunlar baş gösterdi. II. Dünya Savaşı sonrası ülke, diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi Sovyet egemenliği altına girerek komünist rejimi benimsedi. 1945 yılında Sovyetler Birliği destekli Romanya Komünist Partisi (RCP) yönetimi ele geçirdi ve 1947 yılı sonunda da Kral Michael tahttan çekilerek ülke Romanya Halk Cumhuriyeti adını aldı. 1950’li yıllarda Moskova ile bağları zayıflasa da, Gheorghe Gheorghiu-Dej yönetimindeki RCP, Stalinist ekonomi politikalarının tamamını uyguladı. 1965 yılında yönetimi devralan Nikolae Çavuşesku devlet konseyi başkanı oldu ve ülkenin adı Romanya Sosyalist Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Gizli polis teşkilatının da desteğiyle Çavuşesku olağanüstü bir kişisel güç kazandı. Özellikle 1980’li yılların sonlarına doğru ülke yönetiminin bütün kilit noktalarına Çavuşesku’nun aile üyeleri ve arkadaşları yerleştirildi. Doğu Avrupa ülkelerinde komünist rejimlerin sarsıldığı 1989 yılı sonlarında, ülkenin Timoşoara kentinde rejime karşı ilk tepkiler başladı. Bastırılan gösterilerin Bükreş’e sıçramasıyla birlikte olaylar hızla gelişti ve 25 Aralık 1989’da Nikolae Çavuşesku ile eşi idam edildi. Tüm ülkeye yayılan ayaklanmalar sonucu, Ulusal Kurtuluş Cephesi sosyalist rejime son vererek 1990 yılında da yapılan serbest seçimlerle ülkede çok partili demokratik sistem tesis edildi. Romanya, halen çok partili parlamenter sistem ve senato ile millet meclisinden oluşan iki meclis aracılığıyla yönetilen demokratik bir Cumhuriyettir. 1990 yılından beri gerek dışarıya göç, gerekse artan ölüm ve azalan doğum oranları nedeniyle, Romanya’nın nüfusu sürekli azalıyor. 1990 yılının Temmuz ayında 23,2 milyon kişi olan ülke nüfusu, 2014 yılında 19,9 milyon kişiye kadar geriledi. Ülkenin nüfus azalışında doğal sebeplerin yanı sıra göç de önemli bir faktör oluşturuyor. Nüfus azalmasına, önemli ölçüde yurt dışına çalışmaya gidenlerin sebep olduğu tahmin ediliyor. Diğer taraftan Uluslararası Göç Örgütü, yurt dışında çalışan Romen vatandaşlarının sayısını 2 milyon kişi olarak gösteriyor ki bu rakam da yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10’luk kısmına karşılık geliyor. 1990’lı yıllarda başlayan dış göçün öncelikli hedef ülkeleri Yugoslavya ve Polonya gibi Doğu Avrupa ülkeleriyken bugün Almanya, İtalya, İspanya gibi Batı Avrupa ülkeleri ve İsrail gibi ilk sıralarda yer alıyor. Romanya nüfusunun yüzde 89,5’i Romenlerden oluşurken resmi verilere göre ülkede Macarlar yüzde 6,6, Çingeneler yüzde 2,5 ve Almanlar yüzde 0,5 da dahil olmak üzere 13 azınlık grubu mevcuttur. Romanya halkının yaklaşık yüzde 96’sı okur-yazardır. Nüfusunun ortalama yaşı 39,7 olan Romanya, Batı Avrupa ülkelerine göre daha genç bir nüfusa sahiptir. Bununla beraber, azalan doğum oranı, bu durumun değişeceğine ve gelecek 10 yılın sonuna doğru, ülkedeki yaşlı nüfusun çalışma yaşındaki nüfusa bağımlılık oranının yükseleceğine işaret ediyor. Ülkede 14 yaş altı nüfusta azalma gözlenirken, 65 yaş üstü nüfus ise artıyor. Bu durumun, emeklilik, sosyal sigorta ve sağlık sistemi üzerinde bir baskı oluşturması bekleniyor. Komünist sistemin yıkılmasının ardından, ülkenin işgücü yapısı ve büyüklüğü de önemli ölçüde değişiklik gösterdi. Özellikle 1990’lı yıllarda kayıt dışı ekonominin büyümesiyle işgücü ile ilgili güncel ve doğru bilgi temin etmek ve bu bilgileri yorumlamak zorlaştı.

    Ülkede kayıtlı işsizlik Aralık 1999’da en yüksek seviyeye çıkarak toplam işgücünün yüzde 11,8’i düzeyine ulaştıktan sonra 2014 yılı itibariyle yüzde 6,8 düzeyine kadar geriledi. İşsizler, emekliler, kırsal kesimde çalışan ücretliler, düşük ücretli işlerde çalışıp büyük kentlerde yaşayan büyük aileler ile Moldova sınırındaki bölgelerde ve daha az gelişmiş olan kuzeydoğu bölgelerinde yaşayan kesimler, ülkede yoksulluktan en fazla zarar gören nüfusu oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde diğer AB ülkelerine yönelik göçün tahmin edilememesi işgücüyle ilgili olarak belirsizlik yaratıyor. 2014 yılı itibariyle diğer AB ülkeleri tarafından Romen işgücüne yönelik uygulanan geçici kısıtlamaların sona ermesi de ülkeden kalifiye işgücünün göçünü artıracak unsurlardan biridir.

    GENEL EKONOMİK DURUM

    Avrupa’nın güney doğusunda yer alan ve Polonya’nın ardından Orta ve Doğu Avrupa’nın en büyük ikinci pazarı durumunda olan Romanya’da, sanayileşme sürecine girilmesiyle birlikte güçlü bir kırsal göç gerçekleşti. II. Dünya Savaşı’ndan ağır yaralarla çıkan Romanya, ekonomisini kalkındırmak için büyük bir mücadele dönemine girdi. Aralık 1989 Devrimi’nden sonra serbest piyasa sistemine adapte olmaya başlayan ülke, iktisadi gelişme amacıyla dış ticarete önem verdi. Ayrıca, yine bu amaçla pek çok reformlar yapıldı. Kısa sürede hisselerinin çoğu devlet kontrolü altında bulunan bütün kuruluşların hızlı ve şeffaf bir biçimde özelleştirilmesi ve vatandaşların hayat standardının yükseltilmesi yönünde politikalar uygulamaya konuldu. Bu reformlar özellikle, IMF, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği gibi uluslararası oluşumlar tarafından desteklendi. Bu önemli gelişmelerle beraber 1 Ocak 2007 itibariyle ülkenin Avrupa Birliği tam üyesi olması, Romanya’yı Avrupa’nın cazip ülkelerinden biri haline getirdi. Romanya ekonomisinin karşı karşıya olduğu çeşitli problemler mevcuttur. Ülke’de kayıt dışı ekonomimin büyük bir alanı kapsaması, vergi sistemine düşük oranda katkı sağlayabilen kırsal nüfusun yüksek olması, vergilerin düzenli olarak toplanamaması gibi sorunlar sebebiyle vergi gelirleri yeterli düzeye ulaşamıyor. Bu nedenle eğitim, sağlık, refah, altyapı ve güvenlik harcamaları yeterli düzeyde gerçekleştirilemiyor. Romanya, Doğu Avrupa ülkeleri arasında en düşük kişi başı gelire, çevre standartları açısından en düşük seviyeye, en yüksek ödenmemiş vergi borçlarına ve en düşük eğitim harcamasına sahiptir. Ülkenin Euro Bölgesi ile kurmuş olduğu sıkı ticari ve mali bağlar, ekonomisini bu bölgedeki gelişmelere karşı riskli hale getiriyor. 2014 yılında tarımın GSYİH’deki payı 12,1, sanayinin 35,7 ve hizmetlerin 54,7 olarak gerçekleşti. Ülkede 2000’li yıllarda yaşanan hızlı büyüme, ekonomik değerlerdeki yükselişler ve AB üyeliği sonrası bu trendin devam etmesi sürecinde 2007 yılında yüzde 6,3, 2008 yılında ise yüzde 7,3 gibi AB ortalamalarının üzerinde GSYİH büyüme oranları yakalanmış fakat 2008 yılında yaşanan küresel finansal kriz nedeniyle bu süreç kesintiye uğramıştır. 2009 yılında yüzde 6,6’lık bir küçülme sonrası 2010 yılında bir miktar toparlanma gözlenmiş olmakla birlikte küçülme oranı yüzde 1,6 olarak gerçekleşti. 2011 yılına gelindiğinde Romanya GSYİH’si yüzde 2,5 oranında büyüme gösterdi. 2012 yılında gerçekleşen büyüme oranı yüzde 0,7 oldu. 2014 yılında yüzde 2,8 oranında büyüyen ülkenin 2015 yılı için beklentisiyse 3,7’dir. Ülke GSYİH’si 2008 yılında zirve noktası olan 204,3 milyar dolara ulaşmış fakat bu oran kriz sonrası 2011 yılında 189,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 2014 itibariyle söz konusu büyüklük 199 milyar dolardır.

    GSYİH’deki büyüme oranı ihracata ve yerel talebe bağlı olarak ortaya çıkıyor. Ülkedeki maliye politikaları vergi oranlarını azaltırken vergi tabanının genişletilmesi, vergi kaçakçılığının önlenmesi, IMF ve AB üzerinde anlaşılmış olunan konsolide bütçe hedeflerine ulaşılmasını kapsıyor. Euro Bölgesi’nde yaşanan krizin Romanya’nın makroekonomik değerleri üzerindeki etkisini devam ettirmesi bekleniyor. Romanya ihracatının yüzde 70’inden fazlasını AB’ye gerçekleştiriyor. Banka varlıklarının yaklaşık yüzde 82’si AB ülkelerinde yerleşik bankalara aittir. AB’nde yaşanan kriz Romen ekonomisini etkilemeye devam ederken yabancı firmalar da Romanya’da yatırım gerçekleştirme konusunda çekimser davranıyor. Ülkenin 2016-2019 döneminde ortalama büyüme oranının yüzde 3,7 civarında olması öngörülüyor. Romanya’nın AB fonlarından faydalanma miktarının önümüzdeki dönemde diğer yıllara göre daha fazla olması bekleniyor. Bu durumun da ülke ekonomisinde olumlu bir etki yaratacağı tahmin ediliyor. 2014- 2020 yılları için Romanya’nın kullanabileceği fon miktarı 22 milyar euro düzeyindedir. Ayrıca tarım sektörü için ayrılan fon miktarı da 17,5 milyar eurodur. Ülkedeki enflasyon oranı 2014 yılı için yüzde 1,6 iken 2015 yılı için tahmini yüzde -0,6’dır. 2016 yılında KDV oranındaki düşüşün de enflasyon oranını etkilemesi bekleniyor.

    ÜLKEDEKİ ÖNEMLİ SEKTÖRLER

    Romanya zengin tarım alanlarına sahiptir ve ülke toprakları geniş bir ürün yelpazesini yetiştirmeye elverişlidir. 1989’dan itibaren en fazla özelleştirme tarım sektöründe gerçekleştirildi. 1989-2004 yılları arasında ekilebilir alanların yüzde 85’i ve hayvancılık sektörünün yüzde 98’i özelleştirildi. Buna rağmen, tarım sektörü yeni AB üyesi ülkeler arasında yine de zayıf kalır. Komünizm döneminin ardından toplam ekilebilir alanların yüzde 80’inin sınırlı ebatlarındaki parseller halinde özel sektöre yeniden dağıtılmasına rağmen, 2000 yılına kadar çiftliklerin sadece yüzde 2’sinin büyüklüğü 10 hektarı aştı. Toprakların eski sahiplerine tekrar dağıtılması sonucu yaşanan parçalanma ve birleştirme çalışmalarının yavaş ilerlemesi, sektördeki makineleşmeyi ve dolayısıyla da gelişmeyi yavaşlattı. Ülkede üretilen başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, patates, ayçiçeği tohumu (çekirdek), arpa, domates, üzüm, elma, lahana ve şeker pancarıdır. Hayvansal ürünlerde ise tavuk, koyun, domuz ve sığır üretimi öne çıkıyor.

    Sanayi ve imalat sektörü; metalurji, ağır sanayi ve kimya sanayisindeki tesislerin eskimesi ve teknolojik açıdan demode olması yüzünden sıkıntılar yaşıyor. Komünizm döneminde imalat sanayi tesislerini bir araya toplama uygulaması devrim sonrası dönemde ülkeyi yaşlı ve hantal sanayi tesisleriyle baş başa bıraktı. Verimsiz fabrikaların kapatılması ve diğerlerinin modernleştirme çalışmaları ilk başlarda sektörü zayıflatsa da, bu önlemler 2000-2004 yılları arasında endüstrideki yüzde 25 artışla meyvesini verdi. 2000’li yılların başına kadar yavaş adımlarla ilerleyen özelleştirmenin 2001 yılından itibaren hızlanması ve yabancı yatırımları artırması, geniş ölçüde modernleştirmeyi mümkün kıldı. Ülkenin başlıca sanayi ürünlerini tekstil, ayakkabı, lastik, çimento, ham çelik, hane halkı tüketim maddeleri, binek arabaları, traktörler, şarap ve bira oluşturuyor. 2000’li yılların başında en hızlı gelişen sanayi kolları otomobil üretimi ve eczacılık ürünleri üretimi olurken ve her ikisi de doğrudan yabancı yatırımlarla önemli ölçüde desteklendi. Son yıllardaysa ayakkabı ve tekstil gibi bazı ihraç ürünleri gelişmiş ülkelerle rekabetten zarar gördü.

    1997–1999 yıllarında yaşanan ekonomik durgunluğa paralel olarak altyapı ve ayrıca konut projelerine yönelik yatırımlardaki kesintiler, Romen inşaat sektörünün 1990’lı yıllarda küçülmesine neden oldu. Ancak, 2000’li yıllara gelindiğinde bu tablo değişerek inşaat sektörü toparlanma sürecine girdi. Ülkedeki altyapı projeleri, uluslararası finans kuruluşları ve AB fonlarından karşılanarak gerçekleştiriliyor. Önümüzdeki dönemde Romanya’da çok sayıda projenin ihaleye çıkması bekleniyor. Söz konusu ihaleler daha çok ulaşım, konut, altyapı, hidroelektrik ve nükleer enerji santrali projelerini kapsıyor. Diğer AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında eski ve yetersiz otoyollara sahip Romanya’da 2016 yılına kadar 12 milyar dolar tutarında otoyol inşaatının gerçekleştirilmesi planlanıyor. Panavrupa Ulaşım Koridoru IV Projesi çerçevesinde gerçekleştirilecek projelerin en az yarısı Avrupa Yatırım Bankası başta olmak üzere AB fonlarından karşılanacak. Hava ulaşımı konusunda, ülkede dört yeni havaalanının inşası ve bazı mevcut havaalanlarının modernizasyonu söz konusudur.

    Romanya’da kamu binalarının inşaatına ve özellikle konut yatırımlarına ağırlık veriliyor. Buna rağmen, ülkede halen büyük bir konut açığı söz konusudur. Mevcut konutların eski, küçük ve yetersiz olması nedeniyle halk villa türü konutları tercih ediyor. Özelleştirme sonrası yapılan yatırımlar ve mortgage sisteminin gelişmesiyle ülkede konut talebi arttı. Ayrıca, Romanya’da alışveriş merkezlerine de büyüyen bir talep mevcuttur. Buna ek olarak, Romanya’nın özellikle kırsal alanlarında su arıtma ve kanalizasyon sistemleri ile ilgili AB çevresel yönetmeliklerine uyumu için büyük ölçekli altyapı projelerinin önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilmesi bekleniyor. Ülkedeki diğer önemli yatırımlar ise; Cernavoda Nükleer Enerji Santrali’nin 3. ve 4. reaktörlerinin inşası ile turizm alanında gerçekleştirilecek olan önemli projelerdir. Avrupa’nın önemli bir yol kavşağında yer alması nedeniyle, Romanya’ya başlıca merkezlerden demiryolu, karayolu, hava ve su yoluyla (Tuna Nehri ve Karadeniz’den) ulaşmak çok kolaydır. Ülkenin başta dağları ve ovaları olmak üzere coğrafi güzelliği Romanya’yı turizm için ideal kılıyor. Tabiat ve dağ turizmi, şatolar, Tuna Deltası, Karadeniz Sahilleri ve manastırlar turistleri cezbeden başlıca faktörlerdir. Her yıl 15 binden fazla yabancı turist Tuna Nehri’nde tekne turlarına katılıyor. Ayrıca ülkede sayıları 200’ü aşan sıhhi kaplıcalar da turistlerin ilgisini çekiyor. Romanya’da enerji sektörünün modern bir yapıya kavuşturulması yönündeki çabalar; devlet tekellerinin özelleştirilememesi, iç tüketicilerin desteklenmesine devam edilmesi ve personel fazlası yüzünden zor durumda olan kömür, elektrik ve doğal gaz endüstrilerinin yeniden yapılandırılamaması sebebiyle 1990’lı yılların başında sürekli bir düşme eğilimi gösterdi ve buna bağlı olarak ülke, net enerji ithalatçısı haline geldi. Diğer taraftan, 1990’lı yıllar boyunca petro-kimya, gübre, metalürji, çimento ve makine sanayileri gibi ağır sanayi üretimlerinde yaşanan daralmaya bağlı olarak enerji talebinin düşmesi de ülkedeki enerji üretimi azalma sebeplerinden biri oldu. Bununla beraber 2000 yılından günümüze, sanayi sektöründeki canlanmaya paralel olarak enerji tüketiminde büyüme gözleniyor. Başta kömür ve doğal gaz olmak üzere Romanya, önemli birincil enerji kaynaklarına sahip tek merkezi Avrupa ülkesi ve hatta bölgede Rusya hariç enerji bakımından kendi kendine yeterli olmaya en yakın ülke durumdadır. Bununla beraber ülke, küresel anlamda önde gelen bir enerji üreticisi olmamanın yanı sıra petrol, doğal gaz, kömür ve enerji sektörlerinde iç talebi ithalat yoluyla karşılıyor.

    Romanya’nın enerji kaynakları hem miktar bakımından fazladır hem de çeşitlilik gösterir. 45 yıl daha kullanılabileceği ve 4,1 milyar ton rezervi bulunduğu tahmin edilen kömür, özellikle de linyit ülkenin uzun vadede en önemli enerji kaynağıdır. Romanya’nın sahip olduğu ham petrol ve doğal gaz rezervlerinin 14 yıl içinde tamamen tükeneceği tahmin ediliyor. Doğal gaz üretimi yıllar içinde azalırken başta Rusya’dan olmak üzere doğalgaz ithalatı toplam tüketimin yüzde 30’luk kısmına ulaştı. Son 25 yılda üretimde yaşanan azalmaya rağmen Romanya halen Merkezi ve Doğu Avrupa’nın en büyük petrol üreticisi olma konumunu koruyor. Diğer taraftan, coğrafi konumu sebebiyle Romanya, Hazar Denizi bölgesi ile Batı Avrupa arasında petrol ürünleri taşımacılığında potansiyel bir transit yoldur. Ülke genelinde ısınma amaçlı olarak, genellikle merkezi sisteme bağlı doğalgaz kullanılıyor.

    Ülkede bankacılık sistemini düzenleyen ve bankaların faaliyetlerine ilişkin şartları belirleyen mevzuat 99/2006 sayılı Sermaye Piyasası ve Kredi Kuruluşları Hakkında Acil Hükümet Kararı’dır. Romanya Merkez Bankası para, kambiyo, kredi, ödeme ve ihtiyati denetleme politikalarının uygulanmasının yanı sıra banka lisanslarına dair kural ve işlem şartlarını tespit ediyor. Mevzuatta ayrıca para transferi, Romanya Merkez Bankası tarafından bankaların lisansını iptal etme, bankaların birleşmeleri ve kapatılma şartları da yer alıyor. Romanya’da bankacılık sistemi Merkez Bankası ve diğer banka ve finans kuruluşundan oluşan ikili bir yapı sergiliyor. Ülkede bir tanesi devlete ait, üç tanesi Romen sermayeli, 27 adet yabancı sermayeli banka, bir adet kredi kooperatifi ve sekiz adet de yabancı sermayeli bankaların şubeleri olmak üzere toplam 40 banka faaliyet gösteriyor. Ülkede Türk sermayeli iki banka da çalışmalarını sürdürüyor.

    DIŞ TİCARET POLİTİKASI

    1989 yılından bu yana Romanya, Batı ile ilişkilerini geliştirmeye yönelirken bu amaçla serbest piyasa ekonomisinin gereklerinin yerine getirilmesi ve buna uygun mevzuat değişikliklerin yapılması çabaları, ülkenin dış ticaret politikasına da yansıdı. Ülke, GATT ve Dünya Ticaret Örgütü’nün kurucu üyelerindendir. 1993 yılında Romanya, Avrupa Konseyi’nin de tam üyesi oldu. Bununla beraber, Romanya’nın dış ticaret rejiminde çok sık değişiklikler yapıldı, kota ve tarife düzeyleri sıkça değiştirildi. Ayrıca dış ticaret politikasında zaman zaman birbiriyle çelişen amaçlar gözetilerek ithalat kısıtlamaları ve ihracata zarar verecek politikalar eş zamanlı olarak kullanıldı. 1 Ocak 2007 tarihi itibarıyla Avrupa Birliği’ne tam üye olan ülke, üyelik kapsamında Avrupa Birliği Müktesebatı ile beraber Ortak Ticaret Politikası’na tamamen uyum sağladı. Romanya, Türkiye ve AB dışındaki üçüncü ülkelerden sanayi mamulü ithalatında AB’nin Ortak Gümrük Tarifesini (OGT), tarım ürünlerinde ise ilgili ülkelere taviz verilen ürünler dışında yine Dünya Ticaret Örgütü taahhütlerini uyguluyor. Romanya’ya mal ihracat ve ithalatında genelde özel bir ruhsata gereksinim duyulmuyor. Sadece uluslararası anlaşmalara göre; ateşli silahlarla patlayıcı maddeler, bitki, hayvan ve insan sağlığına zarar verebilecek belirli malların ithalatı kısıtlama ve yasaklamalara tabidir. Romanya’nın AB’ye üye olduğu tarihten itibaren ülkemize uyguladığı gümrük vergileri AB mevzuatı çerçevesine alındı. Bu kapsamda Romanya Türkiye’den ithal edilen sanayi ürünlerine sıfır gümrük uygularken işlenmiş tarım ürünlerinin sanayi paylarını sıfırladı. Temel tarım ürünlerinde ise 1/98 sayılı OKK ile taviz verilenler dışında yine DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) taahhütlerini uygulamaya devam ediyor.

    Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre 2014 yılında Romanya’da gerçekleşen doğrudan yabancı yatırım miktarı 3,2 milyar dolarken söz konusu yıl itibariyle ülkedeki toplam doğrudan yatırım stoku miktarı 74,7 milyar dolardır.

    TÜRKİYE İLE TİCARET

    Romanya ile 2013 yılında imzalanan Stratejik Ortaklık Belgesi’yle iki ülke arasındaki ilişkiler, stratejik ortaklık seviyesine yükseltildi. Romanya’ya yönelik başlıca ihraç ürünlerimizi tekstil, demir-çelik, kara taşıtları, enerji üreten makine ve cihazlar oluştururken; ithalatımızda ise metal cevherleri, demir-çelik, ham petrol ürünleri ve kara taşıtları öne çıkıyor. 2015 yılının ilk altı ayında ihracatımız 1,33 milyar dolar, ithalatımız da 1,4 milyar dolar olarak kaydedildi. Romanya’nın Balkanlar ve Ortadoğu’daki en büyük ticaret ortağı olan Türkiye; İtalya, Almanya ve Fransa’nın ardından Romanya’nın dördüncü büyük ihracat pazarıdır. Romanya’daki Türk yatırımları, üçüncü ülkeler üzerinden gelenlerle beraber toplam 6 milyar dolara ulaştı. Halihazırda Romanya’da 7 bin civarında Türk firması aktif olarak faaliyet gösteriyor. Romanya’da bugüne kadar 90 Türk müteahhitlik firması tarafından yaklaşık 6,2 milyar dolar tutarında proje gerçekleştirildi. 2014 yılında Türkiye’yi 426 bin Romen turist ziyaret etti.

    ROMANYA 2014 YILINDA 7,3 MİLYAR DOLARLIK MAKİNE İHRAÇ ETTİ

    BM İstatistik Bölümü verilerine göre Romanya’nın makine ihracatı 2014 yılında 7,31 milyar dolar olarak kayda geçti. 2013 yılında bu rakam 6,74 milyar dolar seviyesindeydi. 2014 yılında Romanya’nın makine ihracatı yüzde 8,4 arttı. Romanya 2014 yılında 1,66 milyar dolarla en fazla Almanya’ya makine ihraç etti. Makine ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 13,2 artan Romanya’nın 2013 yılında Almanya’ya ihraç ettiği makinelerin değeri 1,47 milyar dolardı. Romanya’nın 2014 yılında en fazla makine ihraç ettiği ikinci ülke Fransa oldu. 2013 yılında söz konusu ülkeye 522 milyon dolar değerinde makine ihraç edilirken bu rakam, 2014 yılında yüzde 10,6 artarak 578 milyon dolar olarak kaydedildi. Romanya’nın en fazla makine ihraç ettiği ilk 10 ülke listesinin üçüncü sırasında ise Rusya yer alıyor. Romanya, 2014 yılında Rusya’ya 443 milyon dolar değerinde makine ihraç etti. 2013 yılında bu rakam 375 milyon dolar seviyesindeydi. Romanya’nın, Rusya’ya yönelik makine ihracatı yüzde 18,3 arttı. Romanya’nın 2014 yılında, ilk 10 ülke arasında bir önceki yıla göre makine ihracatını en fazla artırdığı ülke ise yüzde 22,6 ile İngiltere oldu. Romanya, ihracat listesinin 8. sırasında bulunan Türkiye’ye 2013 yılında 267 milyon dolar değerinde makine ihraç ederken 2014 yılında bu rakam yüzde 11 azalarak 237 milyon dolar olarak kaydedildi. Romanya 2014 yılında 84. fasıl itibariyle en fazla hava veya vakum pompaları, hava veya diğer gaz kompresörleri, fanlar, aspiratörü olan havalandırmaya mahsus cihazlar kaleminde ihracat gerçekleştirdi. 2013 yılında söz konusu ürün grubunda 1,35 milyar dolarlık ürün ihraç edilirken 2014 yılında bu rakam, yüzde 7,3 artarak 1,11 milyar dolar seviyesinde kaydedildi. Listenin ikinci sırasında ise her nevi rulmanlar bulunuyor. Söz konusu kalemde 2014 yılında gerçekleştirilen ihracatın değeri 851 milyon dolar olarak kaydedildi. 2013 yılında bu rakam 693 milyon dolar seviyesindeydi. Her nevi rulmanlar ürün grubunda gerçekleşen ihracat artışı yüzde 22,8 oldu. Listenin üçüncü sırasında bulunan kıvılcım ile ateşlemeli içten yanmalı doğrusal veya döner pistonlu motorlar (patlamalı motor) kaleminde 2013 yılında 714 milyon dolar değerinde ihracat gerçekleştirilirken bu rakam 2014 yılında yüzde 5,5 azalarak 675 milyon dolar seviyesinde kaydedildi. Romanya’nın 2014 yılında bir önceki yıla oranla ihracatını en fazla artırdığı ürün grubu yüzde 145,2 ile kendine özgü bir fonksiyonu olan diğer makineler ve mekanik cihazlar oldu.

    İTHALAT LİSTESİNİN İLK SIRASINDA ALMANYA BULUNUYOR

    BM İstatistik Bölümü verilerine göre Romanya’nın makine ithalatı 2014 yılında bir önceki yıla oranla yüzde 8,7 artarak 9,80 milyar dolar olarak kaydedildi. 2013 yılında bu rakam 9,19 milyar dolar seviyesindeydi. 2014 yılı rakamlarına göre Romanya’nın en fazla makine ithal ettiği ilk 10 ülke listesinin ilk sırasında Almanya bulunuyor. Almanya’dan 2013 yılında 2,87 milyar dolar değerinde makine ithal eden Romanya’nın, 2014 yılı makine ithalatı yüzde 1,9 artarak 2,126 milyar dolar olarak kaydedildi. Romanya, 2014 yılında listenin ikinci sırasında bulunan İtalya’dan 1,13 milyar dolar değerinde makine ithal etti. 2013 yılında bu rakam 998 milyon dolar seviyesindeydi. 2014 yılında Romanya’nın İtalya’dan gerçekleştirdiği makine ithalatı yüzde 13 arttı. Romanya’nın 2014 yılında en fazla makine ithal ettiği ilk 10 ülke listesinin üçüncü sırasında ise Fransa yer alıyor. Romanya 2013 yılında Fransa’dan 961 milyon dolar değerinde makine ithal ederken bu rakam, 2014 yılında yüzde 5,4 artarak 1,14 milyar dolar olarak kaydedildi. Romanya’nın 2014 yılında, ilk 10 ülke arasında bir önceki yıla göre makine ithalatını en fazla artırdığı ülke Çin oldu. Çin’den 2013 yılında 488 milyon dolar değerinde makine ithal edilirken 2014 yılında bu rakam yüzde 27,1 artışla 619 milyon dolar seviyesinde kaydedildi. Türkiye, 336 milyon dolarla Romanya’nın 2014 yılında en fazla makine ithal ettiği ülkeler listesinin dokuzuncu sırasında bulunuyor. 2013 yılında bu rakam 356 milyon dolar seviyesindeydi. 2014 yılında Romanya’nın Türkiye’den makine ithalatı yüzde 5,5 azaldı.

    Romanya 2014 yılında en fazla hava veya vakum pompaları, hava veya diğer gaz kompresörleri, fanlar, aspiratörü olan havalandırmaya mahsus cihazlar kaleminde ürün ithal etti. 2013 yılında söz konusu ürün grubunda 785 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirilirken bu rakam, 2014 yılında yüzde 4,3 artarak 819 milyon dolar olarak kayda geçti. Listenin ikinci sırasında otomatik bilgi işlem makineleri bunlara ait birimler; manyetik veya optik okuyucular, verileri koda dönüştüren cihazlar bulunuyor. Romanya, 2014 yılında söz konusu kalemde 699 milyon dolar değerinde makine ithal etti. 2013 yılında bu rakam 602 milyon dolardı. Romanya’nın söz konusu ürün grubundaki ithalatı 2014 yılında yüzde 16,1 arttı. Romanya’nın en fazla ithalat gerçekleştirdiği üçüncü kalem borular, kazanlar, tanklar, depolar ve benzeri diğer kaplar için musluklar, valfler (vanalar) oldu. 2013 yılında söz konusu ürün grubunda 407 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirilirken bu rakam, 2014 yılında yüzde 16,6 artarak 475 milyon dolar oldu. Romanya’nın 2014 yılında makine ithalatında en fazla artış yüzde 19,6 ile transmisyon milleri, kranklar; yatak kovanları ve mil yatakları; dişliler ve sistemleri; vidalar kaleminde gerçekleşti. 2013 yılında söz konusu ürün grubunda 309 milyon dolar değerinde ithalat gerçekleştirilirken, 2014 yılında bu rakam 369 milyon dolar seviyesine yükseldi.

    TÜRKİYE’NİN MAKİNE İHRACATI 336 MİLYON DOLAR

    TÜİK verilerine göre Türkiye’nin 84. fasılda Romanya’ya gerçekleştirdiği makine ihracatı, 2014 yılında 336 milyon dolar olarak kaydedildi. 2013 yılında bu rakam 356 milyon dolar seviyesindeydi. Romanya’ya yönelik makine ihracatı yüzde 5,5 azaldı. Türkiye’nin Romanya’ya yönelik makine ihracatının ilk sırasında sıkıştırmayla ateşlemeli içten yanmalı pistonlu motorlar (dizel ve yarı dizel) yer alıyor. Söz konusu kalemde Romanya’ya 2013 yılında 191 milyon dolar değerinde ürün ihraç edilirken bu rakam 2014 yılında 126 milyon dolar seviyesinde kaydedildi. Söz konusu mal grubunda 2014 yılında ihracat yüzde 33,8 azaldı. Listenin ikinci sırasında bulunan buzdolapları, dondurucular ve diğer soğutucu ve dondurucu cihazlar ve ısı pompaları ürün grubunda 2014 yılında gerçekleştirilen ihracatın değeri 42 milyon dolar olarak kaydedildi. 2013 yılında bu rakam 32 milyon dolardı. Buzdolapları, dondurucular ve diğer soğutucu ve dondurucu cihazlar ve ısı pompaları ürün grubundaki ihracat yüzde 32 arttı. Türkiye’nin Romanya’ya makine ihracatında ilk 10 ürün grubu listesinin üçüncü sırasında ise merkezi ısıtma kazanları (84.02 pozisyonundakiler hariç) bulunuyor. 2013 yılında söz konusu kalemde 14 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilirken bu rakam, 2014 yılında yüzde 45,9 artarak 21 milyon dolar olarak kaydedildi. TÜİK verilerine göre 2014 yılında 84. fasıl itibariyle Türkiye’nin Romanya’dan makine ithalatı 2014 yılında 237 milyon dolar olarak kaydedildi. 2013 yılında bu rakam 267 milyon dolardı. Türkiye’nin 2014 yılında Romanya’dan gerçekleştirdiği makine ithalatı yüzde 11 oranında azaldı.

    “MARKA BİLİNİRLİĞİMİZ HİSSEDİLİR ŞEKİLDE YÜKSELDİ”

    ALPARSLAN KURTMEN

    GÜRALP VİNÇ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

    “İzmir’de 1991 yılında küçük bir atölyede faaliyete başlayan Güralp Vinç, ürünlerini bugün itibariyle dünyanın 46 ülkesine ihraç ediyor. Ayda 100 adet standart kaldırma makinesi, 80 adet yürüyüş grubu ve 60 adet çift kiriş köprü konstrüksiyonu üretme kapasitesine sahip firmamız, özel projeler kapsamında da imalat yapıyor. Üretimimizi, 12 bin 500 metrekaresi kapalı olmak üzere 30 bin metrekare alanda kurulu İzmir Torbalı’daki fabrikamızda gerçekleştiriyoruz. Aralarında Almanya, Polonya, Belçika, Fransa, Fas, Tunus, Cezayir, Senegal, Kongo, Katar, Ürdün, Dubai, Suudi Arabistan, Rusya, Afganistan, Türk Cumhuriyetleri ve Romanya’nın da yer aldığı dünyanın 46 ülkesine ihracat gerçekleştiriyoruz. Bunların birçoğu sürekli ürün gönderilen ülkeler. Bu yıl biraz daha uzak pazarları hedef aldık. Yurt dışı satışlarımızda birçok ülkede partnerlerimiz, bayilerimiz var. Satış ve satış sonrası hizmet faaliyetlerimizi bu şekilde destekleyerek etkinliğimizi artırmaya çalışıyoruz. Aktif olduğumuz pazarlarda marka bilinirliğimiz hissedilir şekilde yükseldi. İmalat gerçekleştirdiğimiz her kalemde ihracatımız mevcut. Genel olarak kaldırma makineleri, köprü yürüyüş takımları ve elektrik sistemleri ihracatımızda ön planda. Ancak komple sistem çözümü ve projelendirme gibi mühendislik kabiliyetlerimizi de yurt dışı pazarlarda kullanabiliyoruz.”

    “ROMANYA PAZARI FİRMAMIZIN BÜYÜMESİNE OLANAK SAĞLADI”

    HAYRETTİN KUMBASAR

    KUMKAYA MAKİNA FİRMA YÖNETİCİSİ

    “Kumkaya Makina olarak bugün itibariyle 20 bin metrekarelik alan üzerine kurulu tesisimizde, ekmek üretiminde kullanılan 136 farklı çeşitte fırın ve hamur makineleri imal ediyoruz. Müşterilerimiz; unlu mamul üreticileri, pastaneler, fırınlar, endüstriyel ekmek üreten firmalar, belediyelerin halk ekmek fabrikaları ile askeri birlikler gibi çeşitli kurum ve kuruluşlardan oluşuyor. Dünya ölçeğinde değerlendirildiğinde firmamızın ürettiği sayıda çeşitli özelliklere sahip makineyi tek bir fabrikada üretebilen firma sayısının oldukça az olduğunu söyleyebilirim. Aralarında; ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerinin de yer aldığı dünyanın 90 ülkesine ürünlerimizi gönderiyoruz. Firmamızı kurduktan üç yıl sonra ilk ihracatımızı gerçekleştirdik. Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku ülkeleri dağıldıktan sonra Rusya, Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya’da; ilerleyen yıllar içinde de Özbekistan ve Kazakistan’da şirket ve ofislerimizi açtık. Bu şirketleri daha sonra çalışanlara devrettik ve verimsiz olanları da kapattık. O dönemde gerçekleştirdiğimiz atılımlar şirketimizin hızlı büyümesine büyük katkı sağladı.”

    Yazı kaynağı : www.moment-expo.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap